Erdoğan-Obama görüşmesinden ilk izlenimler

Erdoğan-Obama görüşmesinden ilk izlenimler

Portresi_ATA_ile

 

Onur Öymen

(AS : Bizim kapsamlı karşı irdelememiz yazının altındadır.)

Cumhurbaşkanı Erdoğan ile ABD Başkanı Obama’nın Çin’de G 20 zirvesi vesilesiyle yaptıkları görüşmeden kayda değer bir sonuç çıkmadı.

Obama’nın basına yaptığı açıklamalardan mutad nezaket cümleleriyle,

– ‘Mültecilerin yükünü karşılamada Türkiye yalnız bırakılmamalıdır’,
– ‘Türkiye NATO’nun güçlü bir üyesidir’

gibi “Palis gerçeği” denilen, aksi söylenemeyecek ifadeler çıkartıldığında geriye Türkiye’nin beklentilerini karşılayacak fazla birşey kalmamaktadır.

Öyle anlaşılıyor ki, özellikle Suriye’deki gelişmeler ve terörle mücadele gibi alanlarda Türkiye’nin ve Amerika’nın stratejik öncelikleri arasındaki farklılık devam etmektedir.
Gülen’in iadesi, hiç değilse Amerikan yargısı bir karar verene kadar oradaki faaliyetlerinin engellenmesi gibi konularda da Obama’dan bir söz alınmış değildir.

Yapılan açıklamalara bakılırsa, o görüşmede söylenmeyenler söylenenlerden daha önemlidir. Örneğin Amerika inkar edilemeyecek bir gerçek olan PKK-PYD bağlantısını hala kabul etmemekte ve PYD’yi bir terör örgütü olarak görmemekte ısrar etmektedir. Oysa Ankara’daki İngiltere Büyükelçisi Richard Moore, bile Milliyet’ten Serpil Çevikcan’a verdiği demeçte PYD ve YPG’nin PKK’yla bağlantısının farkında olduklarını söylemiş ve “Böyle bir bağlantının olma ihtimalini reddetmek aptal bir davranış olur. YPG’nin ve PYD’nin herhangi bir ofisine, işyerine gitseniz onların duvarlarında Abdullah Öcalan’ın fotoğrafını görüyorsunuz” demişti.

Uluslararası Af Örgütü Amnesty International da 13 Ekim 2015 tarihli raporunda PYD’nin işgali altındaki bölgelerde yaşayan sivil halkın yaşadıkları yerleri terketmek zorunda bırakıldıklarını ve evlerinin tahrip edildiğini belirtmiş ve bunun bir savaş suçu olduğunu ilan etmişti.

Türk Silahlı Kuvvetlerinin Suriye’de başlattığı ve şimdiden önemli sonuçlar aldığı operasyon ortadayken müttefiklerimizin hala IŞİD’le mücadelede PYD’nin en güvenilir güç olduğunu kabul etmeleri akla aykırıdır. Öyle anlaşılıyor ki, esas hedef Kuzey Irak’ta Barzani’nin kurulacağını ilan ettiği “Bağımsız Kürdistan Devletini” Akdeniz’e bağlayacak Kürt koridorunun oluşturulmasında PYD’nin etkili bir rol oynamasıdır. Biden’in Ankara’da verdiği söze rağmen PYD’nin hala Fırat’ın Doğusuna çekilmemesi ve Obama’nın bu konuda bir beyanda bulunmaması başka türlü açıklanabilir mi?

Öte yandan Obama’nın PKK’nın Kuzey Irak topraklarından çekilmesi için güçlü bir çağrı yapmaması ve bu konuda Irak Hükümetine ve Barzani’ye yönelik bir talepte bulunmaması da dikkat çekicidir. Bir günde PKK’nın saldırıları sonucunda 20 şehit verdiğimiz bir dönemde Amerika’nın bu terör örgütüne karşı daha etkili bir tavır almaması düşündürücüdür.

Sayın Cumhurbaşkanının Çin’de dünya liderleriyle yaptığı görüşmelerden Türkiye’nin sınır güvenliği ve terörle mücadele gibi konularda başka ülkelerden anlamlı bir destek beklemesinin gerçekçi olmadığı bir kere daha anlaşılmıştır. Türkiye bu gibi önemli sorunlarının çözümünde herşeyden önce kendi gücüne güvenmek zorundadır.

Saygılar, sevgiler. (04.09.2016)
=====================================

Dostlar,

Evet, ABD Başkanı H.B. Obama, bizim de izlediğimiz ölçüde, Fransız diplomatik termiyle “La verite de la Palisse” olarak nitelenen “Palis gerçeği” türünden sözlerden fazlasını etmedi görüşmede. Acaba sorun, Sayın Öymen’in yorumladığı üzere, salt Batı emperyal çevreleri başta olmak üzere uluslararası kamuoyunun Türkiye’nin sorunlarına duyarsızlığı ile açıklanabilir mi?

Yoksa Erdoğan’ın kişiliğinde AKP iktidarının kendisine ilişkin bir tepkisellikle bu siyasal kadroyu yalnızlaştırma, yalıtma ve diplomatik baskı ögesi de eşdeğer ağırlıkta mıdır? AKP çevreleri bu seçeneği öne çıkarmakta, hatta melankolik bir savunma ile “değerli yalnızlık” terimini kullanmaktadırlar. Kuşkusuz bu savunu patolojiktir ve yaşanan travmayı savuşturmaya yönelik tepkisel bir savunma refleksidir. Ancak “real politics”, hangi nedene dayalı olursa olsun ortadadır. Türk devlet aklının her 2 handikapı da irdelemesi ve yeni seçenekler üretmesi gerekiyor. Ancak “Tayyip beyin monşerleri” devre dışı!.. Dışişleri yıllarca, FETÖ’cü olduğu yenilerde savlanan ve görevden alınan Müsteşar F. Sinirlioğlu’na emanetti.

Dolayısıyla Sn. Öymen’in, “Türkiye bu gibi önemli sorunlarının çözümünde herşeyden önce kendi gücüne güvenmek zorundadır.” değerlendirmesini bütünüyle kabul etmek zor. Öğrenilmiş çaresizlik sendromu güdümünde bir yere varılamaz. Türkiye, dış politikasında elini güçlendirecek yeni dengelere yönelmelidir. Komşularından başlayarak ilişkilerini iyileştirmesi, Avrasya seçeneğini gözden geçirmesinin zamanıdır..

1945’lerden bu yana 70 yıldır süregelen Batı uydusu dış politika, Türkiye’yi yalnızlaştırmış ve neredeyse elini kolunu bağlamıştır. Kulvar değişikliği köktenci (radikal) gelecek ve göze alınamayacaksa, ciddi bir pusula ayarı ve çok yönlü – dengeleyici – seçenekli dış politikaya yönelmek gerekiyor.

Büyük ATATÜRK döneminde olduğu gibi.. Uluslararası dengelere oynamak!

Sevgi ve saygı ile.
05 Eylül 2016, Datça

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net
profsaltik@gmail.com

Not : Erdoğan Çin görüşmelerinde açıkça çok yorgun görünüyordu ve kaçınılmaz olarak performansı düşük oldu korkarız. Özgüven eksikliği çok belirgindi, savunmada idi ve ABD Devlet Başkanı Obama’ya “Sayın Barack” diye seslendi diplomatik kuralların dışına çıkarak.. Batı’nın kurt diplomatlarının gözünden hiçbir ayrıntının kaçmayacağını belirtmek gerekli mi?? Ve bütün bunların ülkemize faturası sanıldığından çoook daha ağır oluyor.. Güneydoğu’da ABD, Türkiye ile PKK – PYD – YPG (hatta IŞİD ve türevleri) aracılığıyla vekaleten savaşı sürdürüyor. Son 2 günde şehit sayısımız 30’u aştı! Karşımızdaki basit bir terör örgütü mü sanıyoruz hala? HDP Genel Başkanı Demirtaş da Almanya ziyaretinde PKK’yı terör örgütü görmediğini bir kez daha söyleyerek savunuyor, meşrulaştırmaya çabalıyor. (HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, Almanya’nın Süddeutsche Gazetesi’ne verdiği mülakatta PKK’yı terör örgütü olarak tanımlamadıklarını söyledi.. http://www.mynet.com/haber/politika/hdp-es-genel-baskani-demirtas-pkkya-teror-orgutu-demedi-2616434-1, 04.09.2016)

Cumhuriyetin Başsavcısı duydu mu, okudu mu, gördü mü acaba??

30 Ağustosun düşündürdükleri

30 Ağustosun düşündürdükleri

Portresi_gulumseyen

Onur Öymen

(AS : Bizim kısa katkımız yazının altındadır..)

Ulusal Kurtuluş Savaşımızı taçlandıran, özgür ve bağımsız bir Cumhuriyete kavuşmamızın yolunu açan 30 Ağustos zaferinin (AS: 94.) yıldönümünde Büyük Atatürk’e ve Onun silah (AS : ve dava) arkadaşlarına bir kez daha minnet ve şükranlarımızı sunuyoruz.

Bu zafer hakkında Atatürk şöyle diyordu:

  • “30 Ağustos Zaferi, Türk Tarihi’nin en önemli dönüm noktasıdır. Ulusal tarihimiz çok büyük, parlak zaferlerle doludur, ama Türk Ulusu’nun burada kazandığı zafer kadar kesin sonuçlu, yalnız bizim tarihimize değil, dünya tarihine yeni bir akım vermekte kesin etkili bir meydan savaşı hatırlamıyorum. Besbelli ki yeni Türk Devleti’nin, genç Türkiye Cumhuriyeti’nin temeli burada sağlamlaştırıldı, ölümsüz yaşayışı burada taçlandırıldı. Bu alanda akan
    Türk kanları, bu göklerde uçuşan şehit ruhları, devletimizin, cumhuriyetimizin ölümsüz koruyucularıdır.”

Falih Rıfkı Atay 30 Ağustos zaferi için şöyle yazmıştır:

  • “Neyimiz varsa, eğer bağımsız bir devlet kurmuşsak, hür vatandaşlar olmuşsak, şerefli insanlar gibi dolaşıyorsak, yurdumuzu Batının pençesinden, vicdanımızı ve düşüncemizi Doğunun pençesinden kurtarmışsak, şu denizlere bizim diye bakıyor, bu topraklarda ana bağrının sıcaklığını duyuyorsak, belki nefes alıyorsak, hepsini, her şeyi 30 Ağustos zaferine borçluyuz.”

Bu zafer mazlum milletlerin emperyalizme karşı bağımsızlık mücadelesine de esin kaynağı olmuş ve bu uğurda mücadele eden liderleri yüreklendirmiştir.

Daha sonra Pakistan’ı bağımsızlığına kavuşturacak olan ilk Devlet Başkanı Muhammed Ali Cinnah, Türklerin 30 Ağustos zaferinden sonra, 11 Eylül 1922’de Londra’da şunları söylüyordu:

  • “Ne biz ne de her kıtada yaşamakta olan tutsak ve mazlum ulusları bundan sonra tutamayacaksınız. Mustafa Kemal ve Türkler ki, kendileri için hazırlanan tabutu
    yayılmacıların başına geçirmişlerdir; şimdi dünyada başlarına tabutlar geçirilecek başkaları da benzer sonuçlara hazırlanmalıdırlar.”

Hintlilerin ünlü lideri Mahatma Gandi de 8 Eylül 1922’de düzenlediği basın toplantısında şöyle diyordu:

  • “Türkiye Orduları bir devir kapatmıştır. Şimdi mazlum ve tutsak devletler ve uluslar
    artık vazgeçilmez bir reçeteye sahiptirler.
    Mustafa Kemal’in utkusu, Dünya için özgürlük ve bağımsızlık sancağıdır.

İşte Büyük Atatürk’ün önderliğinde böyle büyük bir zafer kazanan ve dünyadaki bağımsızlık mücadelelerine öncülük yapan Türk milleti, bugün de O’nun ışıklı yolundan ilerleyerek dış baskılara direnmesini ve karşılaştığı güçlükleri yenmesini bilecektir.

Saygılar, sevgiler. 30.08.2016

===================================

Size katılıyoruz Sn. Öymen

  • “….. Bu alanda (Afyon ovası, Dumlupınar) akan Türk kanları, bu göklerde uçuşan
    şehit ruhları, devletimizin, cumhuriyetimizin ölümsüz koruyucularıdır.”

Yüce ATATÜRK‘ün bu açıklaması aklımızdan hiç çıkmıyor…
Vatan evlatları Büyük Taarruz’da canlarını ülkemiz – ulusumuz için gözlerini kırpmadan esirgemedikleri gibi, aziiiiz mi aziz şehit ruhları da bu kutsl semalarda devletimizin, cumhuriyetimizin ölümsüz koruyucularıdır.

Bu maddi – manevi güçle Büyük ATATÜRK‘ün en büyük yapıtı (eseri) olan Türkiye Cumhuriyeti kutsal emaneti, sonsuza dek özgür – bağımsız – onurlu – başı dik – gönençli.. yaşatılacaktır.

Ne yapalım, kimileri yazgılarına küsebilirler ama böyle yazılmıştır bu coğrafyanın yazısı!

Sayın Kılıçdaroğlu’na ve Güvenlik güçlerine yönelik saldırılarının düşündürdükleri

Sayın Kılıçdaroğlu’na ve Güvenlik güçlerine yönelik saldırılarının düşündürdükleriPortresi_gulumseyen

Onur Öymen

(AS : Bizim katkımız yazının altındadır..)

Dün Artvin’de Sayın Genel Başkanımız Kemal Kılıçdaroğlu’na yönelik menfur terör saldırısını nefretle kınıyor, o saldırıda şehit olan askerimize Allah’tan rahmet, yaralanan askerlerimize acil şifalar diliyoruz.

PKK terör örgütünün bu saldırıyla bir strateji değişikliğine gittiği, bir yandan bu sabah Cizre’de görüldüğü gibi, güvenlik güçlerine yönelik eylemlerini yoğunlaştırırken bir yandan da siyasal liderleri hedef alarak ülkemizde bir kaos (AS: karmaşa) yaratma çabası içine girdiği anlaşılmaktadır.

Bu gelişme teröre karşı mücadelemizin daha büyük bir kararlılıkla ve sonuç alıcı biçimde yürütülmesinin zorunluluğunu ortaya koymaktadır. Artık amacımızın ülkemize yönelik terör saldırılarının kaynağını oluşturan Irak’ın Kuzeyindeki PKK varlığını tümüyle tasfiye etmek olduğunu ortaya koymalı, Irak Hükümeti ve Barzani üzerinde etkili girişimlerde bulunmalı ve büyük devletleri de aynı doğrultuda hareket etmeye yönlendirici kararlı bir diplomasi uygulamalıyız. Bu girişimler sonuç vermezse Kuzey Irak’a yönelik olarak güç kullanmaktan çekinmeyeceğimiz ortaya konulmalıdır. Öbür ülkelerin yaptığı gibi terörün yurt dışındaki kaynaklarını bertaraf etmenin öncelikle hedefimiz olduğunu göstermeliyiz. Artık ‘Teröre yenilmeyeceğiz’ yolundaki söylemlerin yerine ‘terörü yeneceğiz’ söylemlerini kullanmalıyız.

Türkiye’nin, ülkemize yönelik büyük bir suikasta kalkışan bir terör örgütüyle masaya oturmayacağını, ülkemizin anayasasını ve gelecekteki siyasal yapısını terör örgütüyle hiçbir zaman görüşme konusu yapmayacağını, Türkiye’yi buna zorlamak isteyen yabancıların telkinlerini peşinen reddedeceğimizi vurgulamalıyız.

  • Oslo’da, Habur’da ve İmralı’da yapılan hataların bir daha tekrarlanmayacağını açıkça ilan etmeliyiz. 

Özetle, Sevr’den bu yana Türkiye’ye dayatılmak istenen çözümleri şimdi terör baskısıyla gerçekleştirmek isteyenlere bu fırsatı vermeyeceğimizi ortaya koymalı, yani Türkiye’nin terörle terbiye edilebilecek bir ülke olmadığını bütün dünyaya göstermeliyiz.

Saygılar, sevgiler.
26.08.2016

=============================================

Dostlar,

Saldırıyı kınıyoruz, nefretle lanetliyoruz, biz daha büyük bir nefretle kınıyoruz.. daha daha daha.. Şehit ve yaralılarımızı da unutmadan..

Bundan daha fazlasını ve farklısını yapmak gerek..
Yalnızca alt beyin bölgelerimiz değil, beyin kabuğumuzu da (Kortkeks) kullanmalıyız. Olayların derinlemesine irdelemesini yapmalı ve sorgulamalıyız. Sonra da biimsel çıkarımlara dayalı öngörülerde bulunmalıyız..

Sn. Öymen’de bu bilimsel yöntemi görüyoruz.. Doğallıkla hep sağlıklı – geçerli – güvenilir sonuçlara varıyor. Yıllardır benzer uyarıları yapıyor. Keşke AKP hükümeti Sn. Öymen’den daha çok yararlansa..

Sevgi ve saygı ile.
26 Ağustos 2016, Tekirdağ

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net
profsaltik@gmail.com

Not              : 94 yıl önce bu gün, 26Ağustos 1922 günü,  Afyon Kocatepe‘den yönetilen Büyük Taarruz olanca şiddetiyle sürüyordu. Bir millet, Büyük Önder Gazi Mustafa Kemal Paşa komutasında tam bir nefs-i müdafaa durumundaydı. Parola “Ya istiklal ya ölüm!” idi. Yiğitlere aşk olsun, aşk olsun, aşk olsun!

İktidarın bazı dış politika hatalarını kabul etmesinin düşündürdükleri

İktidarın bazı dış politika hatalarını kabul etmesinin düşündürdükleri

 Portresi_ATA_ile

 

Onur Öymen

(AS : Bizim katkımız yazının altındadır..)

   Son günlerde, Cumhurbaşkanının, Başbakanın ve Hükümet sözcüsünün bazı demeçleri evvelce yapılan hatalardan geri dönülebileceğinin işaretlerini veriyor. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, FETÖ‘nün gerçek yüzünü çok önceden ortaya dökememiş olmanın üzüntüsünü yaşadığını belirterek, Allah’tan ve milletten af diledi.
Erdoğan, Devlet Başkanı Putin’e bir mektup göndererek düşürülen Rus uçağı nedeniyle öldürülen pilotun ailesine üzüntüğlerini bildirdi ve “kusura bakmasınlar” dedi.
Başbakan yardımcısı Numan Kurtulmuş, Türkiye’nin bugün başına gelen ‘birçok şeyin’ ‘Suriye politikasının bir sonucu’ olduğunu belirterek “… biz de geçerli bir politika ortaya koyamadık..” diyerek özeleştiride bulundu.
Başbakan Binali Yıldırım ilk kez Suriye’de geçiş sürecinde Suriye Devlet Başkanı Beşar Esat’la görüşülebileceğini söyledi. Yıldırım, istesek de istemesek de şu anda aktörlerden biri Esed’dir” diye konuştu.
Bu ifadeler, iktidarın geçmiştge yapılan kimi hataları kabul etme ve bunları düzletme noktasına geldiğini göstreriyor. Bu olumlu bir işarettir. Ama yeterli değildir. AKP’nin işibaşına geldiği tarihten sonra izlenen dış politikada ne gibi hatalar yapıldığının ve bu hataların Türkiye’ye nelere mal olduğunun da açık yüreklilikle ve cesaretle irdelenmesi gerekiyor. Akla gelen bazı örnekler şunlar:
AB ile üyelik sürecinin başlangıç aşamasında Kıbrıs sorunu ile AB üyeliğimiz arasında bir bağ kurulmasını kabul etmek hataydı. Bu doğrultuda 2005 yılının Temmuz ayında gerekli rezervleri koymadan imzalanan anlaşmayla ciddi sıkıntıya yol açabilecek ve kabul edemeyeceğimiz taahhütler altına girdik. Böylece AB Konseyi’nin 8 müzakere başlığına ambargo konulmasının yolu açılmış oldu. Yapılan bu hata nedeniyle 11 yıldır o anlaşmayı Mecliste onaylayamıyoruz.
Kıbrıs’ta yıllardan beri izlediğimiz politikalardan uzaklaşarak Kofi Annan Planına destek vermemiz bence hata oldu. Rumların planı reddetmesiyle sağladığımız büyük avantajı da yeterince değerlendiremedik.
Kuzey Irak’ta askerlerimizin  başına çuval geçirilmesine tepkisiz kalmamız yanlıştı.
  Ermenistan’la, yabancıların telkiniyle imzalanan protokoller hataydı. O protokollerde esas olarak Ermenistan istemleri yer alıyor ama Türkiye’nin beklentilerine yer verilmiyordu. Türkiye’de muhalefetin ve kamuoyunun, Azerbaycan’da da bizzat Devlet Başkanı Aliyev’in haklı tepkileri nedeniyle bu protokoller yıllardan beri Meclis’te onaylanamıyor.
Oslo görüşmeleri, Habur açılımı, İmralı’yla görüşmeler yanlıştı. Bu politikalar terörü sonlandırıcı çözümler getirmedi, büsbütün azdırdı.
Bağdat Hükümetine ve Barzani’ye yönelik olarak PKK’nın Irak topraklarını terketmesini sağlayacak baskılı politikalar izleyemememiz yanlıştı. Kuzey Irak’a sonuç alıcı bir kara harekatı yapamamamız ve 1988 yılındaki harekatı kısa kesip geri dönmemiz bence hataydı.
Ege’de kıyılarımıza yakın bölgede, hiçbir antlaşmayla Yunanistan’a verilmemiş adacıklara Yunanistan’ın fiili durum yaratarak el koymasına seyirci kalmamız hataydı.
Müslüman Kardeşlere açıkça sahip çıkmamız yanlıştı. Mısır’daki yeni yönetime Türkiye kadar karşı çıkan başka ülke olmadı. İlişkilerimiz, onarımı zor olacak ölçüde bozuldu.
Bu örnekleri çoğaltmak mümkün…
 Şimdi Suriye ve Rusya örneklerinde gördüğümüz gibi bütün bu vb. konulardaki hataların gözden geçirip doğru politikalara dönülmesi Türkiye’ye çok şey kazandırabilir. Ancak bence yapılacak ilk iş, bizi yurt içinde ve yurt dışında  bu hatalara kimlerin hangi beklentilerle sürüklediklerini saptayıp bir daha benzeri durumlara düşmekten kaçınacak önlemler almak olmalıdır. Bence İktidar partisinin evvelce bütün bu konularda muhalefetin Mecliste yaptığı eleştiri ve uyarıları bir kere daha okuyup değerlendirmesi yararlı olur.
Aynı şekilde, bugünkü politikalarımızı oluştururken de ileride pişman olacağımız adımlar atmaktan sakınmalıyız. Eğer ders alınsaydı tarih hiç tekerrür eder miydi sözünü unutmamalıyız.

   Saygılar, sevgiler. 21.08.2016

=============================================

Dostlar,

Çok deneyimli ve yetkin diplomat Sayın Dr. Onur Öymen‘in dış politika tarihimize not düşercesine ve son derece zarif bir dille, iletişim becerilerini sergileyerek hiç “sen dili” kulanmaksızın, kaleme aldığı bu değerli makaleyi eminiz pek çok Dışişleri yetkilisi okuyacaklardır. Okumakla kalmayıp, siyasal iktidarı etkileyecek biçimde kullanmaları ve sonuç alınması sağlanmalıdır.

RT Erdoğan’ın, Başbakanlık yıllarında, Türk Dışişleri Bakanlığının çok değerli uzman diplomat insangcücü birikimini küçümseyerek “monşerler” diye aşağılaması ve dışlamasını unutamıyor ve bağışlayamıyoruz. Erdoğan’ın bu stratejik hatası ükemize çok pahalıya malolmuştur, geleceğe de yansıması kaçınılmazdır.  Görülen o ki; Erdoğan’ın Türkiye’yi yönetegeldiği 14 yıl ciddi ve ağır yanlışlarla dolu.. Bu ağır fatura ve sorumluluk salt Rabbinden ve Milletten af dileyerek asla geçiştirilemez.

  • AKP – RTE, bu çok ağır ve doğrudan hatalarının siyasal ve hukusal faturasını da mutlaka ödemelidir, Türkiye Cumhuriyeti hukuksal hesabını sormalı ve bedeli ödetilmelidir.

Sevgi ve saygı ile.
21 Ağustos 2016, Tekirdağ

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net
profsaltik@gmail.com

Türkiye’yi PKK’yla müzakere sürecine oturtmak için yabancıların yaptıkları baskılar

Türkiye’yi PKK’yla müzakere sürecine oturtmak için yabancıların yaptıkları baskılar

Portresi_ATA_ile
Onur Öymen
(AS: Bizim katkımız yazının altındadır..)

Çözüm süreci konusunda dış baskılarla ilgili olarak Yeniçağ’dan Salim Yavaşoğlu’na verdiğim mülakat aşağıdadır:
******

Onur Öymen, ABD ve Avrupalıların medya operasyonuyla algı oluşturduklarını amaçlarının ise Türkiye’yi PKK ile yeniden müzakere masasına oturtmak olduğunu söyledi.

ABD’de CIA güdümündeki düşünce kuruluşlarının sürekli olarak “Türkiye’de darbe olacak” şeklindeki iddialarını değerlendiren emekli Büyükelçi Onur Öymen:

“Benim gördüğüm kadarıyla son dönemlerde Amerikan basınında ve sivil toplum örgütlerinde Türkiye’yi köşeye sıkıştırma eğilimi var.” dedi

. Öymen, “İşler kendi istedikleri gibi gelişmeyince böyle çeşitli üstü kapalı tehditlerle Türkiye’yi hizaya getirme çabaları görüyorum. Özellikle onların öngördüğü PKK ile görüşme süreci sekteye uğrayınca ve koşulların da zorlamasıyla hükümet müzakere yerine mücadele yöntemini benimseyince bundan rahatsız oldular. Şimdi devleti yönetenleri korkutarak, baskı altına almaya çalışıyorlar” dedi.

Öymen, şunları söyledi:

“Burada üstü kapalı ifadelerle Türkiye’de darbe olabilirmiş algısı yaratılmak isteniyor. Böyle bir şeyin ortamı olmadığına göre, bunun tek izahı var; Türkiye’yi baskı altına alarak PKK ile yeniden müzakere masasına oturtmak ve yeni bir anayasayı onların istediği gibi yaptırtmak.”

Öymen, “Bu sistemde sanki tek bir merkez tarafından yönlendirilen bir medya kampanyası yürütülüyor.. Geçmişte de çok örneğini gördük. Medya yoluyla sizin medyanızı, sivil toplum örgütlerinizi, aydınlarınızı etkileyecekler ve kendi istedikleri gibi bir kamuoyu oluşturacaklar.” tespitini yaparak, şöyle devam etti:

“Bunu yaza yaza şimdi o hale geldik ki, Türkiye’de televizyona çıkanların içinde bir kişi çıkıp da ’Hakikatten yeni anayasaya ne ihtiyacımız var?’diyemiyor.

Devleti yönetenleri kampanya ile baskı altına almaya çalışıyorlar. Gayet tabii, bu konularda Türkiye’nin geçmişte yaptığı hatalar var. Yoksa bu noktaya gelmezdi işler. Ama bu noktaya geldikten sonra bence ’Mademki siz müzakereden vazgeçip, yeniden mücadele yöntemine girdiniz, biz sizi tekrar kendi yolumuza sokmak için böyle bir kampanya yaparız.’ mesajı verilmek isteniyor.”

Onur Öymen, değerlendirmesini şöyle tamamladı:

“Bunları böyle bu boyutuyla düşündüğün takdirde şu sonuca varıyorsunuz. Türkiye üzerinde bir medya kampanyası yapılıyor. Bu gayet açık. Avrupa’da da aksini söyleyen yok. Avrupalılar ile Amerikalılar bu konuda tam bir görüş birliği içinde Türkiye’yi sıkıştırıyorlar. Türkiye biraz direnince de Almanya’nın yaptığı gibi Türkiye’yi incitici, zorlayıcı hakaretamiz kararlar aldırabiliyorlar. ’Bizim istediğimizi yapmazsanız daha da kötüsü gelir başınıza demek isteniyor. Almanya Dışişleri Bakanı Steinmeier’in kısa bir süre önce söylediği, “Türkiye’nin açılım sürecini yeniden başlatmamasının ölümcül sonuçları olur.” sözünü unutmamak gerekir.

Yani Türkiye’yi terörle terbiye etmeye çalışıyorlar. Bunlara karşı direnmek zorundayız.”

Saygılar, sevgiler.
13 Haziran 2016

=============================

Dostlar,

Ne yazık ki Sayın Onur Öymen gene acı gerçekleri dile getirmiş ustalıkla..

Daha da acı olan, AKP – RTE’nin PKK’ya ve bölücü terörüne onca sınırsız ödün verdikten sonra iyi kötü hidayete ermesi ve bir anlamda ‘kendi ettiğini temizlemek zorunda kalması..”

Ne var ki bedeli çok ağır görüldüğü gibi.. ve masum halk ödüyor..
24 Temmuz 2015’ten bu yana şehit sayısı beş yüzü aşmış durumda..
Dile kolay.. Beş yüzden çok gencecik – yiğit vatan evladı kara toprağa verildi
AKP – RTE’nin olağanüstü hatalı politikaları yüzünden..
Vicdanları sızlıyor mudur acaba? Rahat uyuyabiliyorlar mı? Şehit yakınlarının acılı feryatları rüyalarından eksik olmasın dileriz.. Karabasanları (Kâbusları) eksik olmamalı..

Bunca ağır bedelin politik – tarihsel sorumlusu çok net olarak AKP-RTE’dir!

Şimdi kalkıp hamaset yapmaya zerrece hakları yoktur..
Hele hele bir de siyasal avantaj devşirmeye asla ve asla! Utanmak gerekir utanmak!
Önce, deyim yerinde ise ”pisliklerini” temizleyecekler, ardından Ulusumuzdan af dileyecekler ve siyaset sahnesini, halkımıza yasal hesap vermek üzere terk edeceklerdir. Öyle yağma yok..

Sevgi ve saygı ile.
13 Haziran 2016, Datça

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net
profsaltik@gmail.com