KUTLAMAYI HAK ETMEK GEREK

KUTLAMAYI HAK ETMEK GEREK

Rifat Serdaroglu

Tam yüz yıl önce, 23 Nisan 1920’de en büyük Türk Devriminin temeli atıldı.
23 Nisan 1920, Ulusal Egemenliğimizin tescillendiği yer olan TBMM’nin açılışının ve bugünün Türk Çocuklarına armağan edilişinin üzerinden tam tamına BİR ASIR geçti!

Yanıtını bulmamız gereken soru şudur;
23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı, ilan edildiği günkü özelliklerini koruyor mu?

Türk Milleti olarak, devletimizin kurucularının bizlere armağan ettikleri “Ulusal Egemenliğimizi” koruyabildik mi? Geliştirebildik mi? Büyük Atatürk ve Türk Devletini kuranlara layık olabildik mi?

Yoksa, Ulusal Egemenliğimizin simgesi olan TBMM ve Cumhuriyetimiz, günümüz Muaviyeleri ve İhvancıları tarafından, yüzü gözü parçalanmış ayakları kırılmış bir hale mi getirildi?

Dostum M. Tınaz Titiz‘in bir çalışması var. Sizinle paylaşıp yukarıdaki soruya yanıt arayalım;
Tınaz Titiz, her biri 23 karakter uzunluğunda 23 ifadeyi paylaşmış.
Bu 23 ifadeye sahipsek, kendimizi kurucularımızın emanetine sahip çıkmış sayabiliriz.
O zaman 23 Nisan’ı kutlamaya hakkımız var demektir!
Bir eseri, bir bayramı kutlayabilmek için, ona sahip çıkıp, onu hak etmek gerekir.
Aksi, AKP Genel Başkanı gibi inanmadığı halde Anıtkabir’e çıkıp orada “Sap gibi” durmaya benzer!

23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı;

1-Türkiye’de söz hakkı bende
2-Geleceği garanti etmektir 
3-Kendi kararlarımı veririm 
4-Tercihlerinde özgür olmak 
5-Tercihine karıştırmama 
6-Tercihlerini yapma hakkı 
7-Bayrağını koruyabilirlik 
8-Yönetenleri azletme hakkı 
9-Seçimlerine karıştırmama 
10-Varlığını sattırmama gücü 
11-Dayatmalara dur diyebilme 
12-İşgalciye hayır diyebilme
13-Toprağını koruyabilirlik
14-Ortak irade ile yönetilmek
15-En yüce değer egemenliktir
16-İnsanlık onuru ile yaşamak
17-Ulusa saygının ifadesidir
18-Ulusa gösterilen saygıdır
19-TC’ne gösterilen saygıdır
20-Ulusun herkesçe tanınması
21-TC’nin resmen tanınmasıdır
22-Cumhur karar vericidir
23-Seçimime karışma nokta

Bir tane de Çoban Ateşi Hareketinden gönderelim;

  • BÜYÜK ATATÜRK’Ü SEVMEKTİR

Sağlık ve başarı dileklerimle..

23 Nisan 1920 + 100 Yıl!

23 Nisan’da Egemenlik, Bağımsızlık, Hukuk ve Demokrasi Düşünceleri

23 Nisan’da Egemenlik, Bağımsızlık, Hukuk ve Demokrasi Düşünceleri

Onur Öymen

23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramının 99. yıldönümünü kutladığımız bu günlerde Atatürk’ün egemenlik ve bağımsızlıkla ilgili sözlerini, milli irade, hukukun üstünlüğü ve yargı bağımsızlığına ilişkin düşüncelerini anımsamakta yarar var.  

Atatürk şöyle diyordu:

  • “Toplumda en yüksek özgürlüğün, en yüksek eşitlik ve adaletin sürekli biçimde sağlanması ve korunması ancak ve ancak tam ve gerçek manasıyla ulusal egemenliğin kurulmuş olmasına bağlıdır.” 

Şu sözler de Atatürk’e aittir:

  • “… Bütün cihan bilmelidir ki, artık bu milletin başında hiçbir güç yoktur, hiçbir makam yoktur. Yalnız bir makam vardır. O da milletin kalbi, vicdanı ve mevcudiyetidir.” 

Atatürk milli iradeye dayalı parlamenter demokrasiyi kuvvetle savunuyordu. Ülkemizde Amerikan tipi bir rejimin benimsenmesine karşıydı.  

Şu sözler Atatürk’e aittir:

  • “…Hep biliyoruz ki, memleketin başına gelen felaketlerin çoğu kişisel idareden gelmiştir. Bu kadar geri kalmamızın başlıca nedenlerinden biri budur. Biz öteden beri böyle bir idareyi bertaraf etmek için mücadele ettik. Amerikan sistemini memleketimizde tatbik etmeyi hiç hatırıma getirmedim, sistemsiz ve kanunsuz tarzda Reisicumhurluk ile Başvekaleti birleştirmeyi düşünmedim.” 

Atatürk milli iradeye dayalı demokrasiyi ancak çağdaş bir hukuk sistemi içinde gerçekleştirebileceğimizi düşünüyordu. 1925 yılında Ankara Hukuk Fakültesinin açılışında yaptığı konuşma bu konudaki düşüncelerini açık bir dille yansıtıyor.   

Atatürk o konuşmasında şöyle diyor:

  • “…Türklerin 1453 zaferini, yani İstanbul’un fethini gözlerinizin önünde canlandırınız. Bütün bir dünyaya karşı İstanbul’u sonsuzluğa değin Türk topluluğuna kazandıran güç ve kudret, aşağı yukarı aynı yıllarda bulunmuş olan matbaanın Türkiye’ye kabulü için hukukçuların uğursuz direncini kırmayı başaramamıştır. Bunun için üç yüz yıl beklemek gerekmiştir…Türkiye Büyük Millet Meclisinin kuruluş anlarında onun bugünkü nitelik ve durumunu hukuk esaslarına ve bilim esaslarına aykırı sayanların başında ünlü hukuk bilginleri geliyordu. Mecliste egemenliğin kayıtsız şartsız ulusta olduğunu belirten kanunu önerdiğim zaman bunun Osmanlı Anayasasına aykırı olduğunu iddia ederek karşı çıkanların başında yine eski hünerleri ile ulusu aldatan tanınmış hukuk bilginleri bulunuyordu….”
  • “Yüksek Uzmanlardan kurulu Baro Kurulu, açıkça Halifeci olduğunu duyuran birisini seçip kendisine başkan yapmıştı.”
  • “Büsbütün yeni kanunlar yaparak eski hukuk esaslarını temelinden ortadan kaldırmak girişimindeyiz…Sizler Cumhuriyet döneminin gerçek hukuk bilginleri, olacaksınız.”  

 Hukuk, yargı, adalet, seçim hukuku gibi konularda önemli gelişmelerin ve tartışmaların yaşandığı bu günlerde bütün siyasetçilerimizin, hukukçularımızın, gazetecilerimizin ve aydınlarımızın  Atatürk’ün Ankara Hukuk Fakültesi’nin açışında yaptığı konuşmanın tümünü okumalarının çok yararlı olacağı düşüncesindeyim. 

Son gelişmeler, başta hukuk olmak üzere, Cumhuriyetimizin kuruluşundaki fabrika ayarlarına dönmemizin ne kadar önemli olduğunu bir kere daha göstermektedir.  

Saygılar, sevgiler, 25.4.19

PEMBE KÖŞK İNÖNÜ EVİ 22 Nisan – 27 Mayıs 2018 arasında ziyarete açık

İnönü Vakfı ile ilgili görsel sonucu

Değerli Dostlarımız, 

23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı”  nedeniyle,
Pembe Köşk olarak bilinen  İSMET İNÖNÜ EVİ,

22 Nisan – 27 Mayıs 2018 tarihleri arasında

her  gün saat 10.00-12.00 ve 13.00-17.00 arasında okullarımızın ve
halkımızın ziyaretine ücretsiz olarak açılacaktır. 

Her zamanki gibi bu sene de sergimizde, ailemiz, İnönü ailesi, sizlerle asırlık anılarını, fotoğrafları, mektupları, nesneleri  paylaşacak. 

 Konumuz: “Cumhuriyet’in Kadın Umudu: Dünden Bugüne 

1925’ten bu yana bu bağ evi, Yüce Atatürk’ün önderliğinde, Cumhuriyetimizin devrimlerinin yaşama geçirildiği bir mekan olmuştur. 

Ayrıca bu yıl bir sürprizimiz var. 

Zaman tünelinde 97 yıl gerilere giderek Kurtuluş Savaşının Batı Cephesi Komutanı İsmet Paşa sizi karşılayacak. 

22 Nisan 2018 Pazar günü saat 10.00’dan başlayarak sizleri aramızda görmekten mutlu olacağız. 

Saygılarımızla,          

Özden TOKER
İnönü Vakfı Başkanı

MEMLEKET NEREYE, SİZ NEREYE !

E. Tümg. NACİ BEŞTEPE

Naci_Bestepe_portresi

MEMLEKET NEREYE, SİZ NEREYE ! 

  “AÇILIM ve BARIŞ SÜRECİ” diye bir süreç içine itildi Türkiye. 
  Ne oluyor, ne bitiyor, ülke nereye gidiyor?
 
  İktidara göre;
  Çok güzel şeyler oluyor.
  Analar ağlamayacak. Bak üç-dört aydır şehit haberi var mı? (Var ama iki tanecik Mehmetçik olunca şehitten veya terörden sayılmıyor ya, biz de yok kabul ettik)
  Sürece  karşı olan barış istemeyendir, kandan beslenendir. 
  Başbakan’a göre pazarlık da yok. (Pazarlık yapan şerefsizdir, görüşen şerefsizdir!. Ben demiyorum,sakın yanlış anlaşılmasın. Sahibinin sesidir.)
  Binali Bey’e göre, dört konuda; tek vatan, tek bayrak, tek devlet,
tek millet konusunda pazarlık var. (Geriye ne kaldıysa?)
 
  Akillere göre de durum aynı.
  Çoğu neden akil olduklarını veya ne anlatacaklarını bilmiyor ama gene de iyi bir şey yaptıklarını sanıyor.
  Hatta, ne derlerse desinler inanılacağını sanıyorlar. 
  Bu saflığı dillendirenleri bile var.
  Aktris akil ” Doğudakiler davulla karşılanıyor, bizi batıda protesto ediyorlar” diyor.
  Vah canım! 
  “Neden böyle oluyor?” diye beyinciğini biraz işletebilse.
  Yapamıyor. Çünkü senaryoda araba çarpıp görmeye başlamak yok. Oyunun sonuna kadar körlük yazılmış.
  Ana muhalefete diyecek sözüm yok.
  Kılıçdaroğlu, “Benim muhatabım başbakan, O konuşmadıkça bir şey söylemem.. ” diye ilkesini koydu.
  Konuşmaları ÖCALAN’ın borazanı artist Sırrı veya KARAYILAN yaptığı için kendisinden umudu kestik.
  Peki, durum bu kadar belirsiz mi?
  Ne demek belirsizlik!
  Her şey o kadar açık ve net ki.
  Gerek ÖCALAN, gerekse KARAYILAN hem öç alırcasına hem zehirli yılancasına süreci öyle tanımlıyorlar ki.
  Hala, “ne oluyor?” diyen varsa, benim diyeceğim yoktur ona.
İşte Karayılan’ın sözleri, bir kez daha yazayım. Duymayan kalmasın;
  • Kürt halkı özgürlük mücadelesiyle önemli bir düzey  kazanmıştır.
  • Kürt halkı Türkiye’de kimliksiz ve statüsüz yaşayamayacak bir noktaya gelmiştir.
  Ne demektir önemli düzey?
 ” Mücadeleyi kazandık, masaya oturttuk!” demektir.
  Ne demektir kimlik?
 “Anayasada KÜRT yazacak, ya da TÜRK yazmayacak” demektir.
  Ne demektir statü?
  Özerklik veya federasyon demektir.
 
  Her gün BDP’li bir vekilin; özerklik, bağımsızlık, kendi kendini yönetme,
APO’ya ve PKK’lılara özgürlük sözleri duyulmuyor mu?
  Karayılan veya BDP’li PKK’lılar durup dururken mi söylüyorlar bunları?
  Hayır.
  “Pazarlık yapmıyoruz, görüşüyoruz ” diyenlerin verdiği ödünler nedeniyle söylüyorlar.
  Hiç duyan var mı Başbakan’ın ağzından, “Biz böyle bir söz veya ödün vermedik!” dediğini?
  Duyamazsınız, duyamayacaksınız.
  Çünkü AB-D öyle istiyor.
  AB Parlamentosu raporuna bakın, zil takıp oynamadıkları kaldı.
 
  Ulusal değerler bir bir çiğnenerek, silmeye ve unutturmaya çalışarak yok edilirken,
23 NİSAN ULUSAL EGEMENLİK VE ÇOCUK BAYRAMI‘nda, bir devlet yetkilisinin, AKP’nin önde gelen bir büyüğünün, Meclis Başkanlığı yapmış bir kişinin, söylediklerine bakın :

 – Dünyayı başımıza yıkanların haline, geçen 23 Nisan resepsiyonuna bakın.
Eşim başörtülü diye resepsiyona gelmeyenler, şimdi eşi 
başörtülü bir
Meclis Başkanının önünde iki büklüm olup selam veriyorlar.

  Bilge kişinin dediği gibi, herkes Meclis Başkanı olabilir ama herkes devlet adamı olamaz.
  Meclis Başkanı’na selam verenler ne O’nun şahsına ne de türbanlı karısına veriyorlar.
  Türkiye Cumhuriyeti’nin bir makamına saygı gösteriyorlar.
  O makamı işgal edenler makamın saygınlığına yakışmıyorsa selam verenler de
yanlış içindedir.
  
  • Ülkemiz çok önemli bir darboğaza sokulmuştur.
  Yetkili,sorumlu, vatandaş herkesin bu darboğazdan çıkış mücadelesine katılması gerekirken şu uğraşılan, gündeme taşınan konuya bakın.
  Basitliğe, kinciliğe bakın.
  Memleket nereye, siz nereye?
 
  Türk Vatandaşı Naci BEŞTEPE
  05 Mayıs 2013