Covid – 19, Para Basımı ve IMF’nin Yeni İmkânı

KENDİME YAZILAR

Covid – 19,
Para Basımı ve IMF’nin Yeni İmkânı

Dr. Mahfi EĞİLMEZ

(AS: Bizim kapsamlı katkımız yazının altındadır..)

Türkiye para basıyor mu? Covid – 19 salgını nedeniyle küresel sistemin tümü etki altında bulunuyor. Bu etkiler sağlık alanından başladı, ekonomiye, sosyal ve siyasal yaşama ve kişisel yaşama kadar uzandı. Dünyada birçok ülke salgının bu etkilerini hafifletmek için önlemler aldı. Çin, Kore ve diğer Uzakdoğu ülkeleri en sıkı önlemleri aldılar, ABD ve Avrupa ülkeleri baştan hafife aldıkları salgının etkileri büyüyünce işi ciddileştirdiler. Ekonomide alınan en belirgin önlemler parasal gevşemeyi artırmak yani para basmak ve vergileri düşürmek şeklinde ortaya çıktı. Devletler, bastıkları paralarla işletmelerin ve kişilerin birçok yükünü üstlendi. Bazı ülkelerde devletler şirketlere ve kişilere doğrudan gelir desteği vermeye yöneldi.

Tersi düşünülse de bu sorunun yanıtı olumludur. Merkez Bankasının kamu bankalarına döviz satıp geri alarak yarattığı kârı da ekleyip artırdığı kârını ilk ayda hazineye devretmesiyle aslında Türkiye Covid – 19 salgınından önce para basmaya başlamıştı. Sonrasında piyasaya TL verip, fazlasını dolar satarak çekmek yoluyla buna devam etti. Bu aşamada parasal duruma tablo eşliğiyle bakalım. 10 Nisan 2020 itibarıyla parasal göstergeler şöyledir:

PARASAL GÖSTERGELER 2017 2018 2019 Nisan 2020
Dolaşımdaki Para Milyar TL 119,1 123,4 145,0 171,1
M1 Milyar TL 449,6 512,5 712,8 862,1
M2 Milyar TL 1.624,6 1.941,0 2.457,5 2.726,6
M3 Milyar TL 1.675,8 1.988,0 2.575,2 2.837,1
V = Dolanım Hızı (M2’ye göre) 1,91 1,92 1,74 1,80
M2 / GSYH % 14,5 13,8 16,7 17,7
MB REZERVLERİ Milyar USD 107,6 92,0 106,3 89,5
Brüt Döviz Rezervi 84,1 72,0 81,2 58,2
MB Altın Rezervleri 23,5 20,0 25,1 31,3
Kaynak: TCMB, BDDK

Bu tabloda artışlar yeşille azalışlar sarıyla işaretlenmiş bulunuyor. Tablonun ilk bölümü para arzını gösteriyor. Dolaşımdaki para miktarındaki değişimlere bakarsak 2018 yılında 2017 yılına göre %3,6, 2019 yılında 2018 yılına göre %17,5 ve 2020 yılının ilk üç ayında 2019 yılına göre %18 artış olduğunu görebiliriz. Bu da bize, bu yılın ilk üç ayında geçen yılın tamamı kadar dolaşımdaki para artışı olduğunu gösteriyor. Ki 2018 yılında da dolaşımdaki para miktarı bir önceki yıla göre çok artmıştı.

İlk tablodaki döviz ve altın rezervleri de ilginç bir görünüm sergiliyor. 2020 yılının ilk 3 ayında altın rezervi artarken brüt döviz rezervi ciddi bir düşüş sergilemiş. Merkez Bankasının altın satın aldığını biliyoruz ama bu artış daha çok altın değerinin artışıyla ilgili.

Özetle söylemek gerekirse Türkiye para basıyor!

Bastığı parayı hazineye veriyor, hazine bununla gereken ödemeleri yapıyor, para piyasada kalmasın diye bastığı paranın bir kısmını döviz satarak geri topluyor. Bunu da döviz rezervlerindeki azalıştan görebiliyoruz. Parayı niçin topluyor derseniz onun da nedeni enflasyonu denetlemek ve faiz artışının önüne geçmek. Aksi taktirde faiz artırmak zorunda kalacak.

  • Para basma işini çok daha programlı ve sonucu önceden açıklanmış olarak yapmak gerekir.

Hazine, Merkez Bankasından bu şekilde para almak yerine tahvil vererek belirli süreli avans alabilir (bunun için yasa değişikliği gerekir) ve Covid – 19 salgını bitip de yaşam normale döndüğünde bunu, önceden açıklanmış bir program içinde Merkez Bankasına iade eder. Bu şekilde önceden açıklanacak şeffaf bir program enflasyon üzerinde çok daha az baskı yapar.

IMF’nin Sunduğu Yeni İmkân ve Türkiye

IMF, doğal afetler, yaygın hastalıklar, emtia fiyatlarında şok artışlar gibi durumlarla karşılaşarak ödemeler dengesi sıkıntılarına düşen üye ülkeler için yarattığı Hızlı Finansman Enstrümanını (RFI) Covid – 19 salgınının yarattığı sorunları çözmek için biraz daha genişletmiş bulunuyor. Buna göre Covid – 19 salgınının etkisiyle ödemeler dengesi sıkıntısına giren ülkeler IMF’den daha yüksek miktarda kullanım yapabilecekler. RFI çerçevesinde kullanılabilecek mali yardım 3,8 yıl ile 5 yılda geri ödenecek. Bu imkân, stand by düzenlemesinde olduğu gibi sıkı koşullara tabi bulunmuyor. Bir başka ifadeyle bu destek için başvuran ülkenin bir IMF programına girmesi ya da bazı uygulama koşullarına tabi olması gerekmiyor. Buna karşılık IMF ile işbirliği içinde ödemeler dengesi sorununu çözmeyi taahhüt etmesi gerekiyor.

IMF, 2020 yılı için yaklaşık 2,5 trilyon dolarlık başvuru olacağını öngörüyor. 9 Nisana kadar 87 ülkenin bu imkândan yararlanmak için başvurduğunu belirtiyor. Başvuru sayısının çokluğu ve eldeki imkânların durumu dikkate alınarak IMF bu imkândan yararlanma limitini ülke kotasının %150’siyle sınırlamış bulunuyor. Örnek olarak Türkiye’yi alırsak Türkiye’nin IMF’deki kotası 4.659 milyar SDR yani 6.346 milyar Dolar. Demek ki Türkiye bu imkânı kullanmak istesre IMF’den yaklaşık 9,5 milyar Dolar kullanabilecek. RFI imkânının faiz oranı yıllık %1,5 dolayında bulunuyor.

Görüldüğü üzere yüksek bir miktar kullanılması mümkün olmasa da düşük faizli, uzun sayılabilecek bir geri ödeme vadesine sahip ve IMF’nin normal imkânlarına göre çok daha kolay kullanılabilir olması bu imkânı çekici kılıyor.

Türkiye’nin bu imkândan yararlanma yolunda açıklanmış bir tercihi bulunmuyor.

IMF Konusunda Not:

IMF konusu gündeme gelince IMF imkânları konusunda yazı yazmamı isteyen okurlar oldu. Oysa böyle bir yazıyı yakın geçmişte yazmıştım. Linki aşağıda veriyorum. Orada IMF ve imkânları hakkında ayrıntılı bilgiyi bulabilirsiniz.

http://www.mahfiegilmez.com/2019/09/imf-ve-turkiye.html

=============================
Dostlar,

Dileyelim Türkiye’de Dolar milyarderleri GÖNÜLLÜ KATKI versinler şu afet ortamında..

Türkiye, Dolar milyarderi sayısı bakımından dünyada önlerde geliyor. Örn. salt İstanbul, 44 Dolar milyarderi sayısı ile dünyada 8. sırada.. Ankara, İzmir… de dikkate alınırsa, yaklaşık 50 Dolar milyarderimiz 100’er milyon Dolar bağışlasalar, 5 milyar Dolar ya da günümüz kuru ile 1 Dolar = 6,5 TL’den 33 milyar TL yapar. Bu tutar, IMF’den yıllık %1,5 faizle alınabilecek en üst tutarın yarısı dolayındadır ama yereldir, borç dış değildir.

Üstelik öyle bir küresel finansal konjonktür içindeyiz ki, ABD ve AB bankalarında 16 trilyon dolara yakın mevduat negatif faizle tutulmakta. Yani bedelsiz kredi gibi.. İşte güçlü ekonomi olmak böyle bir şey. Türkiye’nin çıkardığı devlet borçlanma senetleri ise Dolar temelli olarak tefeci faizi sayılan %7-8’ler dolayında faize karşın alıcı bulamıyor ve Türkiye dış borç bulamıyor neredeyse! Tek başına 18. yılındaki AKP iktidarının ülkemizi sürüklediği yer burası. Üstelik 130 milyar dolar dolayındaki borcu 450 milyar dolara çıkartarak..

2020 merkezi yönetim bütçesi perilan halerde. Ödenecek borç faizi 139 milyar TL ve 1,1 trilyon TL tutarlı bütçenin 1/8’i düzeyinde. Yani bütçedeki her 8 TL’den 1’i kamu borcunun faizi.. Tablo böyle perişan iken, Erdoğan, bu dolar milyarderlerini gönüülü bağışa davet etmedi.. Devlet memurlarından “salma” salarcasına adeta zorunlu kesintiler, rakam ve ünvan belirtilerek kurumlarca genelge yapıldı!
*****
Fatih Altaylı şunları yazdı ;

Bu projelere ödemede bir sorun olmayacakmış. İndirim mindirim yok. Erteleme, öteleme yok. Paralarını takır takır ya da tıkır tıkır alacaklar. İster geçip bizzat ödeyin, isterseniz o yolları,
o köprüleri hiç görmediğiniz halde sizin cebinizden çıksın. O paralar ödenecek. “Şanslı müteahhitler” paralarını alacak. Tekalif-i Milliye yani Milli Yükümlülük mantığı ile yapılan yardımların 1,8 milyar TL olduğu söylenmişti son olarak. Meğer Milli Yükümlüğümüz
bu ödemeleri yapmakmış.” düşüncesini dile getirdi.

Altaylı, “Dişimizi sıkıp biraz daha yardım edebilirsek yani yaklaşık bir 800 milyon TL daha bağış yaparsak, Osmangazi Köprüsü’nün ve İstanbul-İzmir Otoyolu’nun bu yıl kamu tarafından ödenecek 2,6 milyar TL’sini toplamış oluruz mesela. Bir 800 milyoncuk daha toplamamız gerekiyor.

Yetecek mi? Yetmez ama evet. Çünkü bir de Kuzey Marmara Otoyolu’nun açılan kesimi için kamunun yapması gereken yaklaşık bir 600-650 milyon TL daha var. Yani biraz daha Tekalif-i Milliye gerekiyor.

https://www.msn.com/tr-tr/haber/gundem/fatih-altayl%c4%b1-yap-i%c5%9flet-devret-projelerinin-paras%c4%b1-haz%c4%b1rm%c4%b1%c5%9f/ar-BB12qZvj?ocid=chromentp 10.4.2020

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net 11.04.2020

Hadi bakalım TRT’ye de ceza verin verebilirseniz

Hadi bakalım TRT’ye de ceza verin verebilirseniz

HaberTürk gazetesi yazarı Fatih Altaylı, TRT’de enfeksiyon hastalıkları uzmanı Dr. Meltem Özen’in Türkiye’deki yeni tip koronavirüs (Kovid-19) vaka sayısının 600-900 bin arasında olduğunu söylediğini, benzer açıklamaların yapıldığı HaberTürk’e RTÜK tarafından ceza kesildiğini hatırlattı. Altaylı, “Hadi bakalım TRT’ye de ceza verin verebilirseniz” düşüncesini dile getirdi.

Fatih Altaylı'dan RTÜK Başkanı'na: TRT '900 bin hasta var' diyor; bize ceza kestiniz TRT’ye de ceza verin verebilirseniz© T24 Fatih Altaylı’dan RTÜK Başkanı’na: TRT ‘900 bin hasta var’ diyor; bize ceza kestiniz TRT’ye de ceza verin verebilirsenizAltaylı, “Dün TRT Haber’e çıkan enfeksiyon hastalıkları uzmanı Dr. Meltem Özen çok önemli bir açıklama yaptı.  Dedi ki, ‘Şu an Türkiye’deki vaka sayısı aslında 600 ila 900 bin arasında. Bizim test yaptığımız vakalar toplam vakaların %15-20’si. Tıbben de baktığımız zaman her teşhis ettiğin vakaya karşı toplumda tespit edemediğin 10 vaka vardır. Bizim vaka sayımız 23 bin ise ortalamada bunu 10’la çarpacağız. Yani 230 bin vakamız var. Ama biz diyoruz ki, şu ana kadar vakaların %20 ila 25’ini test ettik. Bilemediniz %30 olsun. O zaman biz 230 bin vaka sayısını en az 3 ya da 4’le çarpacağız. Türkiye’nin vaka sayısı 600 ila 900 bin. Bu kadar vakamız var aslında’ Dr. Özen’in verdiği sayılara ben de katılıyorum. Dün TRT Haber’de dile getirilen bu iddiayı Teke Tek’teki konuklarıma da sordum.

Dile getiren ise Sağlık Bakanı’nın üniversitesinin tıp fakültesinde görev yapan bir öğretim üyesiydi.

Bu yayın üzerine RTÜK, Habertürk’e ‘Hiçbir otorite tarafından teyit edilmemiş bilgilerin gerçeklik ve doğruluk ilkelerine aykırı bir şekilde izleyiciye aktarılması’ diye Anayasa Mahkemesi’nin kararlarına da aykırı bir şekilde ifade özgürlüğü ile bağdaşmayan ceza verdi. Şimdi RTÜK Başkanı Ebubekir Şahin’e ve bu ceza için parmaklarını kaldıran üyelerine soruyorum :

  • ‘Hadi bakalım TRT’ye de ceza verin verebilirseniz. Yoksa bu sayıları doğrulayan bir otorite var da bizim bu haberimiz yok’ Herhalde bu akşam bir gazeteci Sağlık Bakanı Koca’ya TRT’de dile getirilen bu iddiayı sorar. Sonrasında ya RTÜK Habertürk’ten özür diler ve cezayı geri çeker ya da TRT’ye de bir ceza keser!” ifadesini kullandı.

Teyit.Org, Fatih Altaylı’nın konuğu Soner Yalçın’ın aşı yalanını ortaya çıkardı

Teyit.Org, Fatih Altaylı’nın konuğu Soner Yalçın’ın aşı yalanını ortaya çıkardı

(AS: Bizim kapsamlı katkımız ve 104 yansılık pdf sunumumuz yazının altındadır..)

  • Gazeteci Soner Yalçın, Fatih Altaylı’nın Habertürk’teki Teke Tek programında, Almanya’da çocuk doktorlarının yalnızca %8’inin kendi çocuklarını aşılattığı savında bulunmuştu. Ancak bu bilginin gerçek ile hiçbir ilgisi yok.teyit.Org’a göre, Almanya’da araştırmaya katılan 2010 çocuk doktorunun neredeyse hepsi çocuklarını aşılatıyor. Öbür hekimler de katıldığında Almanya’da çocuklarını aşılatan doktorların oranı ise %99,33.

Soner Yalçın’ın 14 Kasım 2019’da konuk olduğu Teke Tek programında “Almanya’da yapılan bir kamuoyu araştırmasına göre çocuk doktorlarının yalnızca % 8’inin kendi çocuklarını aşılattığı” savı, teyit.org tarafından çürütüldü.

Soner Yalçın’ın söz konusu savına hiçbir kaynak göstermediğini anımsatan teyit.org, çocuk doktoru ve öbür doktorların kendi çocuklarını aşılatmayla ilgili tutumlarını inceleyen farklı araştırmaları derledi.

Bu alanda yapılan ayrıntılı ve önemli araştırmalardan biri, 2014’te European Journal of Public Health adlı dergide yayımlanmış. Araştırmada doğu ve batı Almanya kökenli 2010 çocuk doktoruna kendi çocuklarına aşı yaptırıp yaptırmadığı sorulmuş. Aynı soru 1712 pratisyen hekime de yöneltilmiş.

Araştırmaya göre 2010 çocuk doktorundan yalnızca altısı çocuğuna hiç aşı yaptırmadığını ifade etmiş. Aynı sorunun yöneltildiği 1712 pratisyen hekimden ise salt 19’u… Yani çocuk hekimi ve pratisyen hekimleri bir araya katarsak 3722 hekimden yalnızca 25’i çocuklarına hiç aşı yaptırmamış. Çocuklarına aşı yaptırmayan doktorların oranı %0,67; aşılatanlarınki ise %99,33.

GERÇEKLER, SONER YALÇIN’IN AKSİNİ SÖYLÜYOR

Teyit.org’un yayınladığı makalede şu bilgilere yer verildi:

Ülkedeki doktorların aşılar hakkındaki görüşlerine ışık tutan başka çalışmalar da var. Yine 2014’te yapılan ve doktorların meningokok menenjit aşısı hakkındaki tutumunu ölçen bir araştırma var. 3107 katılımcının görüşlerinin değerlendirildiği araştırmanın sonuçlarına göre, doktorların % 79,1’i ailelere meningokoksik menenjit aşısını önereceğini belirtiyor.

Kızamık salgınıyla mücadele kapsamında kızamık aşısını zorunlu kılan Almanya’da, çocuk doktorları da Yalçın’ın savının aksi açıklamalar yapıyor. Çocuk Doktorları Meslek Birliği Başkanı Thomas Fischbach (BVKJ) 1 Temmuz 2019’da kızamık tartışmaları hakkında yaptığı açıklamada, çocuk doktorlarının zamanlarının büyük bölümünün anababalara bekleyen aşıları anımsatmakla geçtiğini söylüyor. Fischbach başka bir açıklamasında da Aşı Konseyi tarafından önerilen aşıların yapılması gerektiğini ifade ediyor.

Almanya’daki en önemli sağlık kuruluşlarından biri olan Robert Koch Enstitüsü’nün internet sitesinde de atıfta (AS: göndermede, yollamada) bulunulan bir araştırmaya göre, homeopati doktorları tetanoz, difteri ve çocuk felci gibi aşıları, neredeyse öbür doktorlar kadar kullanıyor.

Robert Koch Enstitüsü tarafından 2019’da yayımlanan bir belgede Almanya’daki aşılama oranlarının son yıllarda azalmış olsa da %90’ların üzerinde olduğu ifade ediliyor. Çocuk doktorlarının bile yalnızca %8’inin kendi çocuklarına aşı yaptırdığı doğru olsaydı, %90’ları bulan aşılama oranlarına ulaşmak pek olanaklı olmazdı.

Konu hakkında Türkiye’de yapılan çalışmalar da var. 2018’de 10 doktor tarafından hazırlanan “Pediatristlerin Meningokok Enfeksiyonları ve Aşıları ile İlgili Bilgi Düzeyleri ve Tutumları” adlı çalışma da benzer sonuçlara ulaşmış. Katılımcılara “Çocuğunuza (varsa ya da olsaydı) meningokok aşısı yaptırır mısınız?” diye sorulduğunda, %80,1’i “evet” seçeneğini işaretlemiş. (sf. 61)

Doktorların ulusal aşı programlarında olmayan aşılara karşı tutumları da kimi araştırmalara konu olmuş. Örneğin, 2018’de The Turkish Journal of Pediatrics’de yayımlanan bir araştırmada, Türkiye’de ulusal aşı programında olmayan dört aşının doktorlar tarafından kendi çocuklarına yapılma oranları incelenmiş. RV, MCV4, HPV ve Tdap aşılarını kendi çocuklarına uygulamayan doktorlar, uygulayanlardan daha çok çıkmış. Fakat doktorlar bu aşıların ulusal aşı programına alınmasını desteklemiş.

 

 

 

 

 

 

 

 

=========================================

Dostlar,

Buraya bir pdf dosyası eklemek istiyoruz.. Yaklaşık 1,5 yıl önce bilimsel jüri önünde savunduğumuz, Sağlık Hukuku alanındaki Master / Yüksek Lisans Tezimizi..

Anayasa Mahkemesi’nin 2 bireyel başvuru nedeniyle “aşı yaptırmayabilirsiniz” diye verdiği 2 kritik ve Halk Sağlığı açısından son derece tehlikeli kararlarına ilişkin..

Bu 2 tarihsel kararı hukuksal ve tıbbi – halk sağlığı açısından irdeleyen ve kanımızca da net olarak çürüten bir tezdi sunduğumuz (250+ sayfa).

Soner Yalçın ve benzer düşünen aşı karşıtı – aşıdan çekinen – aşılamayı erteleyen insanlarımızın, siyasal iktidarın… sunumda sergilediğimiz bilimsel ve hukuksal gerçekleri dikkate almaları hepimizin yararına olacaktır.

S. Yalçın’ın KARA KUTU adlı kitabında 0,5 cc (ml) aşı içinde 2,5 gm Civa olduğu ileri sürülecek ölçüde bilimsellikten kopulması acı vericidir. Yarım (0,5) cc / ml sıvı aşı içine 2,5 gm etil civa bileşiği sığdırmak olanak dışıdır. Avogadro katsayısı, Dalton formülü ile atom ağırlığı hesabı bilgilerinden tümü ile yoksun olmak anlamına gelir. Bu olanaklı olsaydı, olasılıkla bir fil bile kısa sürede akut civa zehirlenmesinden ölebilirdi! Oysa tüm dünyada böylesi bir olay yok!

Yaşamda en gerçek yol gösterici, hiç kuşku yok, Mustafa Kemal ATATÜRK ve pek çok bilim – felsefe insanının tartışmasız kabul ettiği BİLİMSEL AKILCILIKTIR.

104 yansıdan oluşan (9,4 MB) kapsamlı tez savunmasını pdf olarak izlemek, indirmek yaygın olarak paylaşmak için lütfen tıklayınız  : AHMET_SALTIK_Tez_sunumu_10.08.2018

Sevgi ve saygı ile. 18 Mart 2020, Ankara

Prof. Dr. Ahmet SALTIK MD, MSc, BSc

Hekim, Kamu Yönetimi – Siyaset Bilimci (SBF-Mülkiye)
Sağlık Hukuku Bilim Uzmanı

www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

VERGİLER NEDEN YÜKSELİYOR??

VERGİLER NEDEN YÜKSELİYOR??

KONU ESKİ CUMHURBAŞKANI ABDULLAH GÜL..
ARTIK CUMHURBAŞKANI OLAMAMASINA RAĞMEN HALA MAAŞLARI DEVLETTEN ÖDENEN 40 PERSONEL 18 ADET MAKAM ARACI,
OTURDUĞU KONUT BEDAVA.
BİR DE DEVLETTEN MAAŞ ALIYOR.
YAĞMA HASAN’IN BÖREĞİ, YE YE BİTMEZ.
FATİH ALTAYLI YAZIYOR, ABDULLAH GÜL’ün KORUMA MÜDÜRÜ OSMAN ÇANGAL AÇIKLIYOR. FATİH ALTAYLI DİYOR Kİ :

Konu, benim önceki gün yazdığım ‘Eski Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’e 18 araç tahsis edilmiş’ yazım. Çangal şu bilgileri verdi :
– Cumhurbaşkanı Gül’e tahsis edilen araç sayısı 18 değil 17 imiş.
– Benim de tahmin ettiğim gibi bunlardan biri Abdullah Bey’in, diğeri ise eşinin makam otomobilleri, bir de yedek makam otomobili varmış.
– Her makam aracının önünde eskortluk yapan bir araç, bir de takip aracı varmış.
Bunların dışındaki 11 araç, Cumhurbaşkanı Gül’ün yanında görevli yaklaşık 40 kişilik ekibin taşınması, sekretaryasının işleri, günlük bürokratik işler için kullanılıyormuş.”

“GÜL EMEKLİ DEĞİL, ÇOK AKTİF…”

Altaylı yazısını şöyle sürdürdü:
“Çangal, ‘Sayın Gül emekli değil. Çok aktif bir eski Cumhurbaşkanı. Sürekli geziyoruz. Mesela şu an Urfa’dayız. Geçen ay içinde bir Londra, iki de Arap ülkesi ziyaretimiz oldu. İstanbul’daki ofiste de çok yoğun bir programımız var. Zaten 40 kişilik personelin önemli bir bölümü koruma. Konut koruması, ofis koruması. Yolda koruma gibi zorunluluklar var’ dedi.
– Cumhurbaşkanı Gül’e tahsis edilen araç sayısı 18 değil 17’dir.
– Bunlardan biri Abdullah Bey’in, diğeri ise eşinin makam otomobilleri, bir de yedek makam otomobili vardır.
– Her makam aracının önünde eskortluk yapan bir araç, bir de takip aracı vardır.
– Bunların dışındaki 11 araç, Cumhurbaşkanı Gül’ün yanında görevli yaklaşık 40 kişilik ekibin taşınması, sekretaryasının işleri, günlük bürokratik işler için kullanılmaktadır.
****
KİM BU ADAM ARKADAŞ, HALKA NE YARARI VAR?
KİME ÇALIŞIYOR?
BU ADAMA NİYE BU KADAR MASRAF YAPIYORUZ?
O PERSONELİN, MAKAM ARAÇLARININ MASRAFLARINI, KONUTUNUN KİRASINI,
NİYE BİZ ÖDÜYORUZ?
GECE SAAT 22.00’lere DEK ÇALIŞIP KAZANCIMIN VERGİSİ, BU ve BENZERİ GEREKSİZ ŞEYLERE NEDEN HARCANIYOR?
HARAM ZIKKIM OLSUN ABDULLAH GÜL BEY!
DİNİ BÜTÜN GEÇİNİYORSUNUZ BİR DE!
GİDİN ARTIK, DÜŞÜN BU HALKIN SIRTINDAN.

Not   :
“Sayın Ahmet Necdet Sezer de Cumhurbaşkanı idi şimdi sade vatandaş gibi yaşıyor bu nedenle şerefli ve büyüktür”
==============================
İnternette paylaşılan anonim yazı.. 02.11.18