BANDIRMA VAPURU

BANDIRMA VAPURU

 Suay Karaman

AKP Genel Başkanı Tayyip Erdoğan 12 Ağustos 2018’de Trabzon’da şunları söyledi: “Sevr’i hayata geçirmek için vatanımızı işgal edenler Tuz Gölü’nde salamura olmaktan paçayı son anda kurtardılar.” 18 Ağustos 2018’de yapılan partisinin 6. olağan kongresinde de şunları söyledi: “AK Parti, Atatürk’ün başlattığı milli mücadele ruhunun temsilcisidir.” Daha önceleri ısrarla kaçındığı “Türk” sözcüğünü de artık kullanmakta ve “Türk Milletiyiz” söyleminde bulunmaktadır.

Bugün AKP Genel Başkanı, yıllar sonra gerçekleri görmeye başladı diye düşünülebilir. Ama 17 yıl önce kurulan AKP, 16 yıllık iktidarı boyunca ülkemizde rejim dahil her şeyimizi değiştirmiştir.

Bütün ulusal varlıklarımız satılarak, üretim yapılamaz duruma getirilen ülkemiz, dış alıma çok büyük paralar harcamaktadır.

Tüketime ve kredi almaya özendirilen toplumun yoksulluğu artmıştır. Döviz kurlarındaki artış, yeni zamların yapılmasını tetiklemiştir. Yoksulluk ve yolsuzluk bu dönemin ana karakteri haline gelmiştir (AS: Yasakları da ekleyelim..) ve yurtsever aydınlar, ABD’li yetkililerin isteği üzerine kafeslenmiştir. Ekonomik ve siyasal krizlerin arasına sıkıştırılan ülkemizi bu duruma getirenlerin, bugün ülkemizin kuruluş değerlerine sarılmaları, içi boş bir kandırmacadır. Ekonomik kriz gelince, akıllarına milli mücadele gelenlere aldanmamak gerekir.

Emperyalizmin, Büyük Ortadoğu Projesi – BOP denilen büyük işgal projesinin eşbaşkanı olmakla övünen Tayyip Erdoğan, 31 Mart 2003’te The Wall Street Journal Gazetesi’ne yazdığı makalede şöyle diyordu;

  • “Bu cesur kadın ve erkeklerin en az kayıpla evlerine dönmelerini umuyor ve dua ediyoruz.” Irak’ta bir milyondan çok insanı öldüren ABD askerlerine tepki veremeyip, bu askerlerin evlerine dönmeleri için dua etmek ancak BOP eşbaşkanına yaraşır.

1 Mart 2003’te tezkerenin (Türk Silahlı Kuvvetleri’nin yabancı ülkelere gönderilmesi ve yabancı silahlı kuvvetlerin Türkiye’de bulunması için hükümete yetki verilmesine ilişkin Başbakanlık tezkeresi) geçmesi için çok büyük çaba harcayanlarla aynı gemide olunamaz.

4 Temmuz 2003’te Süleymaniye’de Türk askerlerinin başına çuval geçirilmesine tepki vermeyip, sessiz kalanlarla gemimiz aynı değildir. (AS: ABD’ye nota verilmesi için ”müzik notası mı” demişti RTE!)

ABD’nin desteklediği PKK terör örgütüyle Oslo’da görüşenlerin ve 19 Ekim 2009’da Habur rezaletini yaşatanların gemileri, emperyalist limanların maşalarıdır.

ABD’nin beslediği Fethullah Gülen için “Ne istediler de vermedik” diyenlerin gemisi ile bizim gemimiz farklıdır.

Emperyalistlerin isteği üzerine Ergenekon, Balyoz, Ayışığı gibi sahte davalarla Türk Ordusunun belini kıranlarla, kendi Ordusunu çete ile eş görenlerle aynı gemide olunamaz.

Yaptıkları sivil darbe ile yurtsever aydınlara zulüm yapanlar, devleti İslam cumhuriyetine dönüştürmeye çalışanlarla aynı gemide olduğumuzu düşünmek, büyük bir düşüncesizliktir.

Laik ve demokratik cumhuriyetimizi 2 sarhoşun kurduğunu söyleyenlerle gemilerimiz birbirine benzemez.

Çünkü Türk olmaktan mutlu olan bizler, Kemalist ilke ve devrimlere sahip çıkan, tam bağımsızlık ve emperyalizm karşıtlığını özümseyenleriz.

Bütün bunlar göz önüne alınca, bizim gemimizin Bandırma Vapuru olduğu bellidir
ve Vahdettin’in kaçtığı İngiliz Zırhlısı Malaya ile bir arada olmamız mümkün değildir. (20.08.2018)

EFSANE DEKAN

EFSANE DEKAN

 Suay Karaman
30 Temmuz 2018

Öğretmenimiz, meslektaşımız, dostumuz, dünya tatlısı, sevgili Prof. Dr. İsmail Cevat Geray hocamız, ülkemizin aydınlık geleceğine sevdalı bir akademisyen, gerçek bir yurtsever, yılmaz bir mücadele insanı olarak yaşadı ve 23 Temmuz 2018’de Ankara’da yaşama gözlerini yumdu.23 Mayıs 1930 İstanbul doğumlu olan Geray, 1953’te Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’ni bitirmiştir. Cevat Geray, zorunlu hizmeti nedeniyle kaymakamlık stajına başlamıştır. Bursa ve İstanbul’da maiyet memurluklarında çalışmış, İstanbul Beyoğlu ve Rize İkizdere kaymakamlıklarında kaymakam vekili, Antalya Gündoğmuş ilçesinde kaymakam olarak çalışmıştır. 1956’da Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Şehircilik Kürsüsü’nde asistanlık göreviyle akademik yaşama atılmıştır.

Ankara Üniversitesi tarafından 1957-1959 yılları arasında ABD’ye gönderilerek, New York Üniversitesi’nde şehir planlaması, yerel yönetimler ve konut sorunlarıyla ilgili dersler almış, araştırmalarda bulunmuştur. 1960 yılında “Şehir Planlamasının Başlıca Tatbik Vasıtaları” başlıklı doktora tezini sunarak, “Siyasi İlimler Doktoru” olmuştur. 24 Kasım 1966’da “Toplum Kalkınması Deneme Çalışmaları: Bünyan Örneği” adlı çalışmasıyla doçent olmuştur. 1973’te “Planlı Dönemde Köye Yönelik Çalışmalar” adlı kitabıyla profesörlüğe yükselmiştir. 1974-1975 arasında İmar ve İskân Bakanlığı Müsteşarı olarak görev yapmıştır.

Prof. Dr. Cevat Geray, 1976 yılında Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Basın Yayın Yüksek Okulu Müdürü, 1977 yılında Siyasal Bilgiler Fakültesi Dekanı seçilmiştir. Ekim 1980’de yeniden dekan seçilen Geray, YÖK yasası nedeniyle Eylül 1982’de dekanlıktan ayrılmıştır. Siyasal Bilgiler Fakültesi’nin “efsane dekanı” olarak adlandırılan Cevat Geray, en zor ve en baskıcı günlerde hem kuruma, hem de öğrencilerine kol kanat germiş, özenle, güleryüzle, sabırla ve sakince tüm olumsuzlukların üstesinden gelmiştir. 1983 Şubat ayında 1402 sayılı Sıkıyönetim Yasası gereğince üniversitedeki görevlerine son verilmiştir. Ancak 1990’da Danıştay kararı ile üniversiteye geri dönmüştür.

1975’te kurulan Tüm Öğretim Üyeleri Derneği’nin (TÜMÖD) kurucusu ve ilk genel başkanı olarak görev yapan Cevat Geray, birçok üniversitede dersler, seminerler vermiş, birçok demokratik kitle örgütünde konferanslar vermiş, panellere katılmış, dergi ve gazetelerde makaleler yazmıştır. Bilimsel, ekinsel ve toplumsal çalışmalarını, üretkenliğini aralıksız sürdürerek, çok önemli yapıtlarıyla Türkiye’nin önde gelen akademisyenlerinden olan Prof. Dr. Cevat Geray, onurlu yaşamı ile akademik dünyanın önemli bir parçası ve simgesi durumuna gelmiştir. İnsan Hakları Derneği ile Opera ve Bale Sanatlarını Geliştirme Vakfı’nın (OBAV) kurucularındandır ve Dil Derneği’nin kurucu başkanlığını yapmıştır. 2 Temmuz 1993’te aydınların yakıldığı Sivas katliamından kurtulmuş ama acısı her zaman yüreğinde saklı kalmıştır. Bilim, düşün ve sanat yaşamımız açısından birçok kişi ve kuruma öncü olmuş gerçek bir cumhuriyet aydınıdır.

Sevgili Cevat hocamız varlığıyla, düşünceleriyle, eserleriyle, mücadelesiyle ve eylemleriyle herkesin yaşamına güzellikler kattı, iyilikler kattı. Her zaman ve herkese karşı candan ve alçakgönüllü oldu. Ülkemizde Atatürk ilke ve devrimleri ile cumhuriyet aydınlanmasının yılmaz savunucusu, Türkiye’nin şehircilik planlanmasına öncülük eden, sosyal adaletin sağlanmasına katkı sunan, doğanın yağmalanmasına ve rant ekonomisine karşı durulması için çalışmalar yapan, insan gibi insan, ileri düşünceli “efsane dekan” Cevat Geray hocamızın anısı önünde saygıyla eğiliyoruz. Toplumların kalkınmasında önder nitelikli kişilerin önemli işlevleri vardır; işte değerli eğitimci Prof. Dr. Cevat Geray da, böyle bir kişidir. Sizi yitirdik Cevat hocam ama düşünceleriniz, yapıtlarınız, insan ve vatan sevginiz, dostluğunuz bizlere miras kaldı; ışığınız bize her zaman yol gösterecektir. Huzur içinde uyuyun değerli Cevat Geray hocam, güleç yüzünüz ve halkçı yaklaşımınız hep anılarımızda yaşayacaktır.

YAPAY KATLİAM

YAPAY KATLİAM 

Suay Karaman

(AS: Bizim katkımız yazının altındadır..)

18 Kasım 2002’de Ulaştırma Bakanlığı’na getirilen Binali Yıldırım’ın döneminde 22 Temmuz 2004’teki resmi verilere göre 41 kişinin yaşamını yitirdiği, 89 kişinin yaralandığı Pamukova hızlandırılmış tren faciası yaşanmıştı. Son başbakan olarak görevini bırakacağı zaman ise, 8 Temmuz 2018 tarihinde 24 kişinin yaşamını yitirdiği, 338 kişinin yaralandığı Çorlu tren faciası yaşandı. Tabii bu kazalara facia dememek gerekir, çünkü bunların her ikisi de göz göre göre oluşan yapay katliamdır.

Pamukova’daki kazanın ardından istifa etmesi gerektiği yolundaki eleştirilere Binali Yıldırım’ın yanıtı şöyleydi: “Ben çok rahatım. O direksiyonu ben kullanmıyorum ki kardeşim. Bu seferlerle ilgili olarak 600 kişinin imzası var.” Pamukova’daki hızlandırılmış tren kazasının davası 10 yıl sürdü, bakan ve bürokratlar hakkında işlem yapılmazken yalnızca makinistlere ceza verilmişti.

Pamukova’daki kazada altyapısı ve kullanılan vagonların yüksek hıza uygun olmadığı gerçeğini inatla ve ısrarla gizlemeye çalışan siyasal iktidar, kazanın yüksek hızdan kaynaklanmadığını söyleyerek, bilim dışı ve komik açıklamalarıyla, gülünç duruma düştüklerini görememişlerdir. Zamanın başbakanı bu faciaya “abartılmasın” derken, Sağlık Bakanlığı’nın da ölü sayısını bir anda 100 kişi birden düşürmesi, belleklerden silinmemiştir.

Çorlu’daki tren kazasıyla ilgili Ulaştırma Denizcilik ve Haberleşme Bakanlığı’nın açıklaması şöyle :

  • Kazanın, aşırı yağmur yağışları nedeniyle menfez ile ray arasındaki toprağın boşalması nedeni ile meydana geldiği tespit edilmiştir.”

Suçluyu hemen buldular: kazanın nedeni yağmurmuş. Kazanın yaşandığı yerdeki demiryolu hattı tarım arazilerinin ve dere yatağının üzerindedir. Ayrıca bölgenin çok yağış aldığı da bilinmektedir. Ancak yağmur yağdı böyle oldu türünden açıklamalar her türlü bilimsellikten uzak, gerçeği yansıtmayan bahanelerdir. Asıl suçlu böyle projeleri yapanlar, yaptıranlar ve yapılmış olanı denetlemeyenlerdir. Yapı ruhsatlarından mühendis ve mimarların imzalarının kaldırılmış olmasının acı sonuçları, bu kazayla (!?) birlikte bir kez daha görülmektedir.

Kazanın olduğu hatta menfez kesitinin yetersiz ve menfez üstüne yapılan dolgunun niteliksiz olduğu bellidir. Sel sularının menfezde yer alan toprak dolguyu boşaltması ile rayların askıda kalması ve kırılması sonucunda, tren vagonları raydan çıkarak bu korkunç kaza meydana gelmiştir. Dere yatağını doldurarak, bilimi hiçe sayarak tren yolu yapılırsa ve “menfez altı toprak kayması” şeklindeki açıklama ile önce insanlar güldürülür, ardından da yayın yasağı getirilir.

Özellikle demiryolu projelerinin güzergah seçiminden başlayarak, tünel, köprü, menfez gibi yol boyu bütün mühendislik yapılarında rant yerine bilimin ve mühendisliğin gereklerinin yerine getirilmesi yaşamsal önem taşımaktadır. Bilim ve teknik, ülke ve halk yararına kullanılmak yerine siyaset ve rant için kurban edildiğinde böylesi yapay katliamlar kaçınılmaz olmaktadır. Bu yapay katliamların gerçek sorumluları; yeterli altyapı yatırımı yapmayan, teknik ve bilimsel gerçekleri göz ardı eden, meslek odalarının uyarılarına kulaklarını tıkayan bürokratlar, yöneticiler, siyasiler ve rant peşinde koşanlardır. (16.7.18)
===================================
Dostlar,

“1000Ali”, siyasal tarihin 2 faciası parantezindedir..

Pamukova’da 41 kurban {1000Ali} Çorlu’da 24 kurban..

Güney Kore’nin bir gemisi açık denizde çarpışmasız batıyor; ilgili Bakan kendisini sorumlu sayıp görevi bırakıyor..

Bizde 65 kurban vız geliyor..

Büyük ATATÜRK korkarız şu sözünde yanıldı (!) : 1 Türk Dünyaya bedeldir!..

Oysa 1000 Türk 1 Binali etmiyor!

Ayrıca Devletin 2 numaralı koltuğuna buyur ediliyor..

Üstüne üstlük bir de  Devlet Övünç / Şeref madalyası ile ödüllendiriliyor..

Ama bu ödül alanı da vereni de yüceltmiyor; gerçekte ……….

Yazsak suç olacak..

Sevgi ve saygı ile. 17 Temmuz 2018, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

 

EFSANE

EFSANE

Suay Karaman

Konuk yazar : Suay Karaman

AKP Genel Başkanı Tayyip Erdoğan, 6 Haziran 2018’de Ankara Ticaret Odasının düzenlediği iftar programına katıldı ve yine bilinen konuşmalarından birini yaptı. Konuşmasında Türkiye’nin son 16 yılda ortaya koyduğu ekonomik performans ile dünya çapında bir model ve efsane olduğunu söyledi. Ancak hemen ardından kaynağa ihtiyaç duyulduğunu belirterek, “Evinizde yastık altında tuttuğunuz dövizlerinizi, paralarınızı, altınlarınızı bankalara yatırarak lütfen sisteme sokun ve ülkemizin büyümesine katkıda bulunun.” dedi.

Bu konuşmayı dinleyenlerin ‘bu nasıl bir efsane, evdeki paraları bankalara yatırın’ sözlerinin çelişkisiyle kafaları karışmıştır. Zaten son günlerde AKP genel başkanının yaptığı konuşmalar, kafaları karıştıracak ve akılları yedirtecek düzeye ulaştı.

AKP iktidara geldiği zaman 1 TL olan ekmeğin kilosu, 4 TL oldu. 1 kilo et 4 TL iken, şimdi 50 TL oldu. Benzinin litresi 1.60 TL iken, şimdi 6.40 TL oldu. 12 kg ev tüpü 19 TL iken, şimdi 93 TL, doğalgazın metreküpü 0.23 TL iken, bugün 1.33 TL oldu.  Dolar 1.55 TL iken, şimdi 4.55 TL oldu. Euro 1.58 TL iken, şimdi 5.50 TL oldu. AKP iktidarında Türkiye’de yaklaşık sekiz milyon kişi asgari ücretle çalışmaktadır. Çalışanların %70’i yoksulluk sınırının altında ücret almaktadır, milyonlarca işsiz vardır. Efsane dedikleri ekonomi performansının durumu içler acısıdır. Bütçeyi denkleştiremeyip, sürekli açık veren siyasi iktidarın, bu verilerle dünyadaki 17. büyük ekonomi olduğu söylemi de bir aldatmacadır. İşin doğrusu siyasi iktidarın yıllık %7.4 oranında büyüdüğünü söylediği Türkiye’nin gerçekleri yoksulluktur, açlıktır, işsizliktir.

Ülkemizin son 16 yılda ortaya koyduğu ekonomik performansı ile efsane olduğunu söyleyenler, gerçek enflasyonun %40’ların üzerinde olduğunu gizlemeye çalışmaktadır. Sürekli olarak dışsatım rakamları verilirken, dışalım rakamlarından söz edilmemektedir. Denk bütçe yapamayanlar, ülkemizin büyük bir borç batağında olduğunu gözlerden kaçırmak isteyenler, gelen ekonomik krizin tüm toplumu nasıl etkileyeceğinin farkındadır. Bu kez gelecek ekonomik kriz ‘teğet geçmeyecektir’, toplumu delip geçecektir.

Efsane olan bu siyasi iktidar ile ülkemiz her konuda büyük sorunlar yaşamaktadır. Bu 16 yıl süresinde ülkemiz hukuk dışı tutum ve davranışlarda, süregelen ve artan terör olaylarında, laik ve bilimsel eğitimin terk edilmesinde, tüm ulusal varlıklarımızın satılmasında, tarım, hayvancılık ve sanayinin bitirilmesinde, rüşvet, yolsuzluk ve talan konularında efsane olmuştur.

  • Kısaca siyasi iktidar ülkemizde sivil darbe yapmıştır ve bunu önceleri ileri demokrasi olarak, şimdi de efsane olarak nitelemektedir.

Sırada satacak bir şey kalmadığı için, milletin tasarruf ettiği paralara göz diken siyasi iktidar, durumu bu şekilde yine borç batağında idare etmeye çalışmaktadır. Görünenler ortadadır ve buna kesinlikle efsane denemez. 24 Haziran seçimlerinde bu “sahte efsane” iktidara gerekli dersler verilmelidir. İşte bu yüzden oy kullanmak ve kullandığımız oya sahip çıkmak çok önemlidir. Bu sahte efsanelerden ancak bu şekilde kurtulacağımız bilinmeli ve gereği yapılmalıdır. (11 Haziran 2018)

24 HAZİRAN’A DOĞRU

24 HAZİRAN’A DOĞRU 

Suay Karaman

24 Haziran seçimlerine doğru önce seçim birliktelikleri, sonra cumhurbaşkanı adayları belli olmaya başladı. Yeni seçim yasasına göre AKP, MHP, BBP ‘Cumhur İttifakı’ kurarken; CHP, İyi Parti, Saadet Partisi ise ‘Millet İttifakı’ kurdu. Öncelikle cumhurbaşkanlığını almak isteyen ve bu yüzden Cumhur İttifakı yapan AKP, Millet İttifakından korkmuş şekilde, hırçınca yoluna devam edecektir.

Yeni sistemde her şeyin başı olan cumhurbaşkanı için, Meral Akşener, Tayyip Erdoğan ve Muharrem İnce partileri tarafından aday gösterilmişlerdir. Erdoğan’ın ülkeye ne getirip, neler götürdüğü ortadadır. Bu bağlamda Akşener ile İnce’nin  söylemleri, eylemleri ve kuracakları ekipler çok önem taşımaktadır. Özellikle parlamenter demokrasiye döneceklerinin güvencesini vermeleri, toplumu büyük ölçüde rahatlatacaktır ve böylelikle 16 Nisan 2017’de yapılan halk oylamasının üzerindeki şaibe de ortadan kaldırılacaktır.

Ülkenin cumhurbaşkanı olacak kişinin bilgisi, birikimi, kültürü ve düzeyi yüksek olmalıdır. Bunun yanında geçmişi temiz olmalı, karanlık ilişkileri bulunmamalıdır. Atatürk ilke ve devrimlerine bağlı, yurtsever, ülkesinin ve halkının çıkarlarını koruyan, bulunduğu makamı dolduracak olgunlukta olması gerekir. Eğer seçmenler bunları göz önüne alırsa, toplumun baskı ve sıkıntıdan kurtulabilmesi sağlanmış olacaktır.

Meral Akşener, uzun bir süreden beri çalışmalarını yürütmektedir ve siyasi iktidar karşısında yeni kurulan partisiyle ivme kazanmış, umut olmuştur. Seçime 42 gün kalmışken CHP, cumhurbaşkanı adayını açıklamıştır. Öncelikle partinin içinden biri olması, partilileri sevindirmiş ve büyük bir coşku yaratmıştır.

Muharrem İnce’nin iyi bir hatip olduğu bilinmektedir ancak önemli olan çok konuşmak değil, etkili konuşmaktır. İdeolojik temele dayanan, sağlam konuşmalar yapmaktır. Adaylık açıklaması sonrasında, Hacı Bayram Veli türbesini ziyaret edip, ardından cuma namazı kılması, basit politik manevradır. Aslı varken, kimse suretine bakmaz. Özellikle CHP’li bir adayın asıl gitmesi gereken yer Anıtkabir olmalıydı. (AS: Oraya da gitti!)

Büyük şairlerimizden Orhan Veli Kanık, çıkardığı Yaprak dergisinde 15 Mayıs 1950’de şöyle yazmıştır: “Seçimler bitti. Demokrat Parti, Halk Partisi’ni korkunç bir bozguna uğrattı. Oysaki Halk Partisi, halkı kazanacağını umarak fikirleriyle ilkelerinden son zamanlarda ne fedakarlıklar etmişti. Bütün yayınlarına göz yumulan din dergileri, okullara konan din dersleri, yeniden açılan ilahiyat fakülteleri, imam hatip kursları, türbeler, sermayeye sağlanan imtiyazlar, her türlü irticaya tanınan haklar; hiçbiri kar etmedi.” Tarihten ders alınmaz ve aynı hatalara tekrar düşülürse, değil iktidar olmak, ana muhalefet bile olunamaz.

Üstelik İnce’nin adaylık açıklamasından dokuz gün önce söylediği sözler, toplumun bölünmesine hizmet eder niteliktedir: “Cumhurbaşkanı yardımcılarını baştan ilan edeceğim: Bir yanıma muhafazakar bir ismi, bir yanıma milliyetçi bir ismi, bir yanıma bir Kürt’ü, bir yanıma bir Alevi’yi alacağım Cumhurbaşkanlığı yardımcısı olarak.” CHP’nin cumhurbaşkanı adayı, yardımcılarını bu şekilde istediğine göre Lübnan gibi, Irak gibi bir modelde federatif devlet ihalesine uygun görünüm sergilemektedir. (AS: buna katılamıyoruz..)

Eğer ortak düşünce AKP’yi iktidardan indirmek ve yeni bir cumhurbaşkanı seçmek ise, o halde yapılan seçim birlikteliğinin gereği olarak, cumhurbaşkanlığı için de ortak hareket etmek gerekir. İnce’nin aday yapılmasıyla, Akşener’e gidecek CHP oylarının gidişi durdurulmuştur. Dış güçlerin yaptığı yeni proje çerçevesinde İnce’nin aday gösterilmesi sonucunda, Akşener’e gidecek oylar engellenerek, ilk turda Erdoğan’ın seçtirilmesi sağlanmak istenmiş olabilir. (AS: CHP vargücüyle adayı İnce için çalışıyor!?)  Bunun benzeri Ekmeleddin olayında yaşanmıştı. Dış güçlerin desteğiyle dayatılan yanlış aday sonucunda, ilk turda Tayyip Erdoğan’ın seçtirilmesi sağlanmıştı.

Burada önemli olan, seçimi muhalefetin doğru adayıyla, 2. tura taşımaktır. Seçimin 2. turuna Erdoğan ve İnce kalırsa, büyük olasılıkla Erdoğan seçimi kazanır. İnce’nin seçimi kazanacağını düşünmek ya çok iyi niyetten, ya da saflıktan kaynaklanabilir. (AS: bize çok gerçekçi geliyor..) Ancak 2. tura Erdoğan ve Akşener kalırsa, büyük olasılıkla Akşener seçimi kazanır. Çünkü Akşener, hem soldan, hem de sağdan oy alabilecek güce sahiptir. İşte bu durumda seçmenlere büyük görev ve sorumluluk düşmektedir. Her türlü hukuksuzluğu yapan AKP iktidarı sona erdirilerek, yeni bir yönetim oluşturulması için bilinçli seçim yapılmalıdır. Fakat şunu da aklımızdan çıkartmamalıyız ki, sonuçları ne olursa olsun bu seçim son seçim değildir ve olamaz da. Mustafa Kemal Atatürk’ün ülkesinde, her zaman aydınlığa doğru giden bir yol bulunur, bulunacaktır da…
===================================

Değerli dostumuz Suay Karaman‘a yazısı için teşekkür ederiz..
Yazı içinde 3 yerde çekincelerimizi belirttik (altı çizili)…
Cumhurbaşkanlığı için en güçlü aday Muharrem İnce görünüyor..
Önümüzdeki günlerde umar ve dileriz ki “belden aşağı” vurma olmaz; komplolar kurulmaz ve adaylara haksız çamur  – istifa atılmaz..

  • Uyarmak isteriz ki; iktidar,
    kamuoyunu yanıltıcı gri – kara propaganda yöntemlerine başvurmasın!
    Sevgi ve saygı ile. 14 Mayıs 2018, Ankara

    Dr. Ahmet SALTIK
    Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
    www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com