BAYRAM İÇİN

 BAYRAM İÇİN

Suay Karaman

Suay Karaman 

Bugün bayram öncesi, yarın bayram; bayramınız kutlu olsun. Ramazan adı verilen otuz gün oruç tutma sürecinin ardından Ramazan Bayramı kutlanıyor. Ancak bu bayrama, 17 Mart 1981’den önce Şeker Bayramı adı veriliyordu.

Her yönüyle ülkemizi karanlığa sürükleyen 12 Eylül 1980 darbesinden altı ay sonra 17 Mart 1981’de kabul edilen 2429 sayılı “Ulusal Bayram ve Genel Tatiller Hakkındaki Yasa” ile dinsel boyut öne çıkartılarak, şeker bayramı kavramı terk edilmiş ve bu bayramın adı, hicri takvimden hareketle ramazan bayramı yapılmıştır.

26 Aralık 1925’te çıkarılan 698 sayılı yasayla Miladi takvim kabul edildi ve 1 Ocak 1926’dan başlayarak Hicri takvimin kullanımına son verilerek, Miladi takvim kullanılmaya başlandı. Miladi takvime göre genel tatil günleri belirlenirken, ramazan bayramı adı yerine iki haklı gerekçeyle şeker bayramı adı uygun bulunmuştur: Bu gerekçelerden biri, kullanımına son verilen bir takvim sistemindeki adın benimsenemezliği ilkesidir. Öbürü ise, tüm dinlere eşit uzaklıkta yaklaşan laik devletin, bu bayramı ulusal yaklaşımla yorumlama ilkesidir.

Otuz gün oruç tutma sürecinde iftar zamanında yapılan savurganlıkların, dinle hiçbir ilgisi bulunmamaktadır.
– İnsan onuruyla bağdaşmayacak işlere bulaşanların,
– kadınlara ve çocuklara tecavüz edip öldürenlerin,
– hırsızlık yapanların,
– ulusal varlıklarımızı satanların,
– vatanlarını talan edenlerin
tuttukları orucun da, kıldıkları namazın da, yaptıkları şov kokan ibadetin de hiçbir değeri yoktur.

Aslına bakılırsa dini, yaşanan çağa göre yorumlamak gerekir. 1982’de Müslüman olan Fransız siyasetçi ve yazar Roger Garaudy (1913-2012), İslam dini için şöyle bir yorum yapmıştır:

  • “İslam’ın özü ile o özden yola çıkarak o günün koşullarına göre üretilmiş çözümleri birbirine karıştırmamak gerekir. Ben 1400 yıl öncesinin koşulları içinde konulmuş kurallara uymak için dinimi değiştirmedim. O özü beğendiğim için Müslüman oldum. 1400 yıl öncesinin koşullarına getirilmiş olan çözümleri dahiyane buluyorum. Ama onların bugün de uygulanmasını savunmayı da aptalca buluyorum.”

Günümüzde 1400 yıl önceki İslami yaşam biçimini her boyutu ve yönüyle yaygınlaştırmak isteyen anlayış, laik devlet ilkesi ve ulusal dayanışma ile çatışmaktadır. Bugün ortaçağ karanlığına dönmek isteyenlere karşı ulus kimliğinin korunması ve yaşatılması gerekmektedir. Çünkü Atatürk ilke ve devrimleri, ulusallığın, ulusal kimliğin, ulusal dayanışma ve bütünleşmenin, ulusal değerlerle sağlanabileceği ilkesine dayalıdır.

Atatürk ilke ve devrimlerini, özellikle laikliği kavrayamayan ve din adına yolsuzluk yapan küçük beyinler, günümüzde toplumu kandırarak, hep karanlığa doğru gitmektedirler. Bunu önlemenin yolu bilinçli mücadele ile aydınlık için güçlerimizi birleştirmek ve eyleme geçmektir.

Bayramlarda bunları da düşünmeliyiz.

Bayram dostluktur, sevgidir, saygıdır, iyi niyettir.
Bayram doğayı sevmektir ve sevdiklerinle birlikte olmaktır.
Bayram sanattır, eğitimdir, adalettir.
Vatanını sevmektir bayram.
Bayram, alın teriyle yaşamını sürdürüp, ülkemize ve değerlerimize sahip çıkmaktır.

Mutlu bayramlar dilerim. (03.06.19)

100. YIL COŞKUSU

100. YIL COŞKUSU

Suay Karaman

15 Mayıs 1919 tarihinde İzmir’i işgal eden düşmana ilk kurşunu sıkan Hasan Tahsin, (gerçek adı Osman Nevres, Hukuku Beşer-İnsan Hakları Gazetesi’nin yazarı) hemen oracıkta öldürülmüştür. Ancak bu ölüm, ertesi gün 16 Mayıs 1919’da bağımsızlık ateşini yakmak için Samsun’a gidecek olan Mustafa Kemal Paşa’nın yolunu aydınlatmıştır.

19 Mayıs 1919 tarihi Milli Mücadelemizin başlangıcıdır, ilk adımıdır. Mustafa Kemal Paşa’nın 9. Ordu Müfettişi olarak ayak bastığı Samsun’da yakılan bağımsızlık ateşi, emperyalizme karşı mazlum ulusun kutsal isyanının başlangıcıdır. Bu süreçte 28 Mayıs 1919 Havza Genelgesi, 22 Haziran 1919 Amasya Genelgesi, 23 Temmuz 1919 Erzurum Kongresi, 4 Eylül 1919 Sivas Kongresi halka dayalı bir mücadelenin önemli olgularıdır ve bağımsızlığa giden yolun kilometre taşlarıdır. 23 Nisan 1920’de Ankara’da TBMM açılarak, bağımsızlık mücadelesi kurumsal kimliğe dayandırılmıştır. Büyük utkuların (zaferlerin) ardından 9 Eylül 1922’de düşmanın İzmir’de denize dökülmesiyle 3 yıl, 3 ay, 21 gün süren Ulusal Kurtuluş Savaşı’mız başarıyla sona ermiştir.

İşte bu yüzden;

  • 19 Mayıs 1919, vatanın kurtulması için örgütlenen Anadolu insanının bağımsızlık mücadelesinin başlangıcıdır.
  • 19 Mayıs 1919, emperyalizme karşı kazanılan ilk savaşın adıdır.
  • 19 Mayıs 1919, ulus bilincinin ilk ışığıdır, egemenliğin millete ait olduğunun belgelenmesidir.
  • 19 Mayıs 1919, çağdaş ülkeler düzeyine çıkmamızı sağlayan ilke ve devrimlerin habercisidir,
  • 19 Mayıs 1919, Ülkemizin aydınlık geleceğidir.
  • 19 Mayıs 1919 tarihi, eşsiz liderimiz Mustafa Kemal Atatürk’ün, her türlü baskıya karşın Samsun’dan ülkemizin üzerine bir güneş gibi doğmasıdır.

Kurtuluş savaşı sırasında 14 Temmuz 1919 tarihli Alemdar Gazetesinde padişah ve halife Vahdettin’in söylemini anımsamak gerekir:

  • “İslam kilidinin anahtarını, İngiltere’nin güvenilir eline teslim etmekte, İslam alemi için hiçbir tehlike yoktur.”

Bu hain Vahdettin 17 Kasım 1922’de İngiliz zırhlısına binerek kaçtı. 8 Ocak 1920 tarihli Peyam-ı Sabah Gazetesinde hainlerin öncülerinden Ali Kemal şunu yazmıştı:

  • “Anadolu’da ne yaptığını bilmeyen Mustafa Kemal ve arkadaşlarının hareketine öncelikle son verilmesi gerekir.”

İşgal yıllarının işbirlikçi Mütareke basınının en önde gelen yazarı hain Ali Kemal, 6 Kasım 1922’dee İzmit’te linç edilerek öldürüldü.

Yüz yıl önce bağımsızlık mücadelesi verilen bu topraklarda,

  • bugün emperyalizme ve yerli işbirlikçilerine karşı yeniden bağımsızlık mücadelesi vermekteyiz.

Çünkü Atatürk’ün ölümünden sonra ülkemizi yönetemeyen iktidarların elinde, yeniden emperyalizme yem olan ülkemiz, bugün tarihinin en kötü ekonomik ve siyasi krizi ile karşı karşıyadır. Bağımsızlık mücadelemizin başlangıcından 100 yıl sonra, ülkemizin genel durumu hiç iç açıcı değildir.

Ülkemizin ulusal kuruluşları özelleştirme gerekçesiyle peş keş çekilmiştir. Yeraltı ve yer üstü zenginliklerimiz emperyalist güçlere pazarlanmaktadır. Tarım ve hayvancılığımız bitirilmiş, sanayimiz çökertilmiş, ekonomi batırılmıştır.

  • İşsizlik, yoksulluk ve yolsuzluk en üst düzeye ulaşmıştır.
  • Terör yıllardır can almaya devam etmektedir.
  • Laik ve demokratik eğitim yerini ortaçağın imam eğitimine bırakmıştır.
  • Anayasa ve hukuk dışı tutum ve davranışlar büyük boyutlara ulaşmıştır.
  • Şaibeli halk oylamasıyla rejim değiştirilmiştir, seçimler yenilenmektedir.
  • Dış politikada saygınlığımız bitirilmiştir, komşularımızla savaşır duruma getirilmekteyiz.

Yüz yıl sonra 19 Mayıs’ı ve Ulusal Kurtuluş Savaşı’nı, bugünkü siyasal ortamla birlikte düşünürsek umutsuzluğa kapılabiliriz.

  • Ancak Mustafa Kemal’in gençleri için umutsuzluk yoktur. Ne olursa olsun emperyalizme karşı özgürlük savaşını yeniden kazanacağız, tıpkı Mustafa Kemal Paşa gibi. Ülkemizi yeniden kalkındırıp, aydınlatacağız, tıpkı Mustafa Kemal Atatürk gibi.

Mustafa Kemal Atatürk’ün Ulusal Kurtuluş Savaşı’nı başlatmasının üzerinden 100 yıl geçti. Yalnızca 15 yılda gerçekleştirdiği eserlerini ölümünden sonra, 81 yıldır içerden ve dışarıdan yıkmaya çalışıyorlar. Ancak yıkamıyorlar ve hiçbir zaman da yıkamayacaklar. Bağımsızlık ve özgürlük türkülerinin söylendiği bu topraklarda Mustafa Kemal’in gençleri, ilkelere ve devrimlere sahip çıkmanın bilinciyle eserlerini koruyacaktır. Bundan kimsenin kuşkusu olmasın.

SEÇİM TEKRARI

SEÇİM TEKRARI

Suay Karaman 

Yüksek Seçim Kurulu’nun (YSK) oy çokluğuyla verdiği İstanbul Anakent Belediye Başkanlığı seçiminin iptaline ve yenilenmesine ilişkin kararından kamu vicdanı son derece rahatsızdır. Ama bu YSK’den, hak ve hukuka uygun, kamu vicdanını rahatlatan, millet iradesini koruyan bir karar vermesini beklemek de saflık olurdu.

16 Nisan 2017’de yapılan halk oylamasında YSK’nin kendi koyduğu kuralı seçim sürerken bozduğuna ve mühürsüz oyları geçerli saydığına bütün ülke tanık olduğuna göre, YSK’nin bu son kararına da şaşırmamak gerekir. YSK’nin verdiği şaibeli bir karar ile devletin rejimi değiştirilmişken, bu kuruldan hukuka uygun, adaletli bir karar beklemek olanaksızdır. 16 Nisan 2017’de ‘çatışma olur’ gibi sudan ve ucuz nedenlerle YSK’nin önüne gelemeyen parti liderleri ve yöneticileri, bugünkü hukuksuzlukların da sorumluları arasındadır.

Siyasal iktidar, 12 Eylül 2010 halk oylaması ile yargıyı etkisi altına almıştır ve böylece yargı bağımsızlığı ortadan kaldırılmıştır.

  • Artık çay toplamaktan, cübbeyle yerlere kadar eğilmek gibi eylemler, yargı topluluğu için normal sayılmaktadır.

Yaptıkları sivil darbeyi, topluma ‘ileri demokrasi’ olarak yutturmaya çalışan siyasal iktidar, hukuk dışı tutum ve davranışlarında ısrar ederek, toplumu sürekli olarak germektedir. YSK’ye yaptıkları son baskı ise bu gerilmeyi daha da tırmandırmaktadır.

YSK, İstanbul Anakent Belediye Başkanlığı seçiminin iptalini kimi sandıklarda sandık kurulu başkanlarının kamu görevlisi olmamasına ve kimi sandıklarda da bir kamu görevlisi üyenin olmamasına dayandırmaktadır. YSK seçim takviminde, sandık kurullarının usulsüz oluşturulduğu gerekçesiyle tam kanunsuzluk itirazının 2 Mart 2019’a dek yapılabileceği bildirmiştir. Bu tarihe dek sandık kurullarının oluşumuna itiraz edilmediği halde YSK, yapılan baskı sonucu seçim gününden sonra yapılan itirazları değerlendirmeye almıştır.

31 Mart 2019’da yapılan yerel seçimlerde Bursa’nın Mustafakemalpaşa ilçesinde AKP 32.661, İYİ Parti 32.068 oy almıştır. Arada 593 oy farkı bulunmaktadır. 4 sandıkta, sandık başkanlarının AKP’li belediyenin personeli olduğu ortaya çıkınca, İYİ Parti itiraz etmiştir. Ancak 20 Nisan 2019’da YSK, ‘sandık kurullarının 2 Mart 2019’da kesinleşmesi nedeniyle’ itirazı reddetmiştir.

Sandık kurulu başkanlarını ve sandık kurullarında görev yapacak kamu görevlilerini ilçe seçim kurulları belirlemektedir. YSK bunu bile bile yapılan baskı sonucu kendi hatasını seçmene yüklemektedir. Bunun yanında bir zarfta 4 farklı oy varken, zarflardan çıkan 3 seçim sonucunun geçerli kabul edilip, salt İstanbul Anakent Belediye Başkanlığı sonucunu iptal etmek, tam bir kanunsuzluk örneğidir, büyük bir hukuksuzluktur. Bu iptal kararını YSK açıklayamadı; AKP’nin YSK temsilcisi açıkladı. Daha sonra halkın önüne çıkamayan YSK üyeleri, kararlarını yazılı açıklama ile kamuoyuna duyurdu. Bunun anlamı; YSK üyelerinin kendi verdikleri karardan rahatsız olmaları yüzünden kameraların önüne geçip verdikleri kararları savunamamalarıdır.

YSK’nin kendi seçim takvimine, verdiği kararlara, hukuk ve kanunlara uymayarak anayasal bir suç (AS: Anayasayı ihlal suçu) işlediği açıkça görülmektedir.

  • “Bir şeyler olmasa bile kesinlikle bir şeyler oldu” sözü, YSK tarafından yeterli görülmüştür!

– Rejim değiştirilmiş,
– hukuk devleti yok edilmiş,
– ekonomi çökmüş,
– eğitim bitirilmiş,
– terör can almaya devam ederken…

yani kısaca ülkemizin çok büyük sorunları varken 23 Haziran 2019 Pazar günü İstanbul Anakent Belediye Başkanlığı seçimi yinelenecektir.

  • Yaptığı baskı sonucu büyük hukuksuzlukla seçimleri yineleten siyasal iktidar, bir kez daha yitireceği seçime girmez.

İşte bu konuda çok dikkatli olmak zorundayız ve “her şey çok güzel olacak” gibi yabancı kökenli sloganların arkasına sığınıp, rehavete kapılmamalıyız.

Çünkü seçim öncesinde de, sonrasında da her şey çok zor olacak. Önemli olan zoru başarmaktır, iniş sürecine geçildiği bu dönemde sandıklara ve oylarımıza yeniden sahip çıkarsak, AKP yinelenen bu seçimi de yitirir. AKP’nin bu inişini hızlandırmak için İstanbul seçiminin yeniden kazanılması zorunluluktur. (AS: Ve bu olanaklıdır!)

LİNÇ GİRİŞİMİ

LİNÇ GİRİŞİMİ

Suay Karaman

Suay Karaman
22 Nisan 2019

(AS: Bizim kısa katkımız yazının altındadır..)

Ankara’nın Çubuk ilçesinde şehit cenaze törenine katılan CHP Genel Başkanı Sayın Kemal Kılıçdaroğluna yapılan saldırı, bir linç girişimidir. Bu linç girişimi bir kışkırtmadır (provokasyondur) ve demokrasiyi içine sindiremeyenlerin planlı bir eylemidir. Bu alçak olayın benzerlerini 12 Eylül 1980 öncesinde Kahramanmaraş’ta ve Çorum’da,  2 Temmuz 1993 tarihinde Sivas’ta görmüştük. Yeni kışkırtmalara çağrı çıkartılmaması için, mutlaka bu alçak olayı yapanların da, yaptıranların da ortaya çıkartılarak, yargılanmaları gerekir.  

CHP Genel Başkanı linç girişiminin ardından çevredeki bir eve götürülmüştür. Hain saldırı burada da sürmüş, taş atılmış ve “evi yakın” sesleri yükselmiştir. Bu sırada Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar, CHP Genel Başkanı’nın tutulduğu evin önüne gelerek;

  • “Değerli arkadaşlarım şu ana kadar mesajlarınızı verdiniz, tepkilerinizi gösterdiniz”

diye konuşarak, bu hain saldırıyı kınayamadığı gibi, destek de olmuştur. Ardından Ankara Valiliği, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada “müessif protesto eylemi” ifadeleri ile bu hain saldırının hafife alındığını gözler önüne sermiştir.

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli ise

  • Nereye gideceğini bileceksin, o adama yumruk attıracak kadar ne yaptın sen?” söylemiyle, kendisinin nerede olduğunu ve ne yaptığını açık biçimde tanımlamıştır. 

Seçim meydanlarında toplumumuza kin ve nefret tohumu ekenler, CHP için hakaret ve tehditlerde bulunanlar, bu linç girişiminde pay sahibidir. İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, 24 Haziran 2018 seçimlerinden sonra yaptığı açıklamada valilere

  • CHP il başkanlarını şehit cenazelerinde protokole almayın” talimatı vermiştir.

Bu talimat, bu hain saldırının ateşleyicisidir. 

  • Analar ağlamasın diye açılım sürecini başlatanları,
  • Oslo’da PKK terör örgütüyle görüşenleri,
  • Habur sınır kapısında davul-zurna ile karşılayanları

    bu toplumun unutması olanaklı değildir.

    – PKK terör örgütü istedi diye Andımız’ı yasaklayanları,  
    – çocuk katili terör örgütünün başının mektubunu Diyarbakır meydanında
    okutanları,
    – Cizre’de PKK terör örgütüne yemin töreni yaptıranları,

    – belediye araçlarıyla hendek kazılıp, bomba konulmasına ses çıkarmayanları,
    – valilere operasyon yapmayın diyenleri

    bu toplum gördü, duydu ve hiç bir zaman da unutmayacaktır. 

Bütün bunlar ortadayken CHP’nin terör örgütüyle birlikte olduğunu söylemek komiktir, gülünç ötesidir. Bunun anlamı iktidar olanaklarının ellerinden kaymakta olduğunu görmenin telaşı içinde, milleti bölmektir. Toplum olarak çok dikkatli ve bilinçli olmalıyız, siyasette ve medyada saldırgan üslup kullananları iyi tanımalıyız ve gereken tepkileri vermeliyiz. Bu kirli düzeni değiştirmek için çok emek harcamalıyız. 

Bu hain olayın ardından genel merkezin önünde konuşma yapan CHP Genel Başkanı şu ifadeleri kullandı;

  • “Hiç kimse unutmasın; Kuruluş ve kurtuluşun partisi olan CHP’nin genel başkanıyım. Kuvayı milliyecilerin partisinin genel başkanıyım.”

    Kurucu ilkelere, Atatürk ilke ve devrimlerine inananların yönetimde olduğu bir CHP ile bütün bu karanlıkların aydınlığa döneceği bilinmelidir.

    * Atatürk’ün ışıltılı yolu ve görkemli “Altı Ok”u ile çağdaş uygarlık düzeyine ulaşılacaktır.
    =======================================
    Dostlar,

  • Binali Yıldırım İstanbul BŞBB adayı iken son günlerde “HDP oylarına talibim..” demedi mi?

    HDP şiddeti – terörü  dışlayıp, etnik temelde olmamak üzere demokratik siyasal yaşamda yerini aldığında kimsenin bir diyeceği olmaz..

    Son seçimde dinci-gerici….kuşatmaya karşı demokratik bir blok oluşturulmuş ve sonuç alınmıştır.

AKP ve yandaşları, ortakları, uzantıları, yerli – yabancı işbirlikçileri ateşle oynamaya derhal son vermelidir. Yapacakları her yanlış, onları kaçınılmaz sona daha hızlı ve daha da suçlu (mücrim!) olarak sürükleyecektir.. Tarih, bu vb. süreçlerin örnekleriyle dolu..

  • Bir kez daha, bin kez daha 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramımız kutlu ve mutlu olsun.. Salt Türkiye’ye değil, tüm dünya çocuklarına ve insanlığa ve küresel sermayeye başkaldırıp egemenliğine sahip çıkacak dünya uluslarının tümüne!

Sevgi ve saygı ile. 23 Nisan 2019, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK MD, MSc, BSc
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Halk Sağlığı Uzmanı
Sağlık Hukuku Bilim Uzmanı – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

SAĞDUYUNUN BİRLİKTELİĞİ

SAĞDUYUNUN BİRLİKTELİĞİ

Suay Karaman

AKP ile MHP, 31 Mart 2019’da yapılacak yerel seçimlere “Sağduyunun Birlikteliği, Cumhur İttifakı” sloganıyla giriyorlar. Sağduyu, “doğru, akla uygun kararlar verme yeteneği” olarak tanımlanmaktadır. Ancak; sağduyunun birlikteliğine soyunanların birbirine söyledikleri ağır sözler unutulmamıştır. 

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli 4 Şubat 2014’te grup toplantısında şunları söylemişti:

“Başbakan ve hükümetinin telefon dinlemeleriyle ilgili kanun değişikliği hazırlığı, bulaştıkları rüşvet ve yolsuzluk iddialarını örtme sinsiliğine hizmet etmektedir… Türk milleti Erdoğan’ın nefret saçan dilinden, politikalarından tiksinme noktasına gelmiştir. Tüm hesaplarını iktidardan hiç gitmemek uğruna yapmıştır. Ayakkabı kutuları dolarlarla dolsun diye oy vermedi vatandaşımız… Başbakan milli iradeyi dolandırmıştır. Hükümet suça batmış, her yanı kapkara kesilmiştir. Bu kadar karaya bürünmüş bir iktidar daha görülmemiştir. Türkiye hırsızların koltuklarda oturduğu günleri yaşamaktadır.” 

8 Nisan 2014’te MHP grup toplantısında Bahçeli’nin konuşması şöyleydi:

Türklüğü reddeden, T.C.’yi silen, milliyetçiliği ayaklar altına alan bir inkârcıdan Türkiye Cumhurbaşkanı olmaz, olamaz, olamayacaktır. Kısacası iki yanlıştan bir doğru çıkmaz, tekeden süt sağılmaz, balda tuz bulunmaz, suda ateş yanmaz, Recep Tayyip Erdoğan’dan da Cumhurbaşkanı olmaz!”

24 Haziran 2014’te MHP grup toplantısında Bahçeli’nin konuşması şöyleydi:

İsrail’e petrol akıtan, peşmergeye para kazandıran, IŞİD’e munis davranan, komşu coğrafyalarda Türkiye’nin caydırıcılığını hezimete çeviren Başbakan’ın Türkmenleri kaderine terk etmesi günahlarına yeni bir halka ekleyecektir. Bu nankörlük, bu Türk düşmanlığı Başbakan’ı gölge gibi takip edecek, ayağına dolanacaktır.”

3 Şubat 2015’te parti grubunda konuşan Devlet Bahçeli şunları söylemişti;

“Namus ve şeref üzerine yemin eden Erdoğan namustan ne anlamakta, şereften ne çıkarmaktadır? Tarafsızlık kozasını yırtıp gözünü kan bürümüş gibi AKP adına oy talep eden Erdoğan, ruh heybesinden düşürdüğü namus ve şeref kristallerini arayıp da bulamayan biri olarak hatırlanacaktır. Şeref gibi derdi olmayanın Türkiye’nin şerefini korumaktan bahsetmesi beyhudedir. Erdoğan, partimiz için üst akla çalışıyorlar sözünü aydınlatmazsa bu iddiasını ispatlamazsa namerttir. Üst aklın kucağında yıllar geçiren Erdoğan söylediği sözleri ispatlamazsa müfteridir.” 

Bahçeli, 2 Haziran 2015’te Elazığ mitinginde şunları söylemişti;

Türkiye koyu bir karanlıkta, kör bir çıkmazdadır. Sizler işsiz ve yoksulken, Ankara’da bir avuç imtiyazlı ve sonradan görme, hazineyi hortumlamakta, kaçak saraylarda yaşamaktadır. Sizler darlık ve yokluk çekerken, AKP milli servet ve kaynakları zimmetine geçirmektedir. Ekonomiyi ithalata bağlayan, kaçakçılığı teşvik eden, sıcak paracıları, faiz, rant ve silah lobilerini memnun eden AKP’nin, sizleri dert ettiği yoktur.” 

3 Haziran 2015’te Kahramanmaraş mitinginde Bahçeli’nin, Tayyip Erdoğan için söyledikleri belleklerdedir:

“Her gün bize sövüyor, her gün yalan söylüyor. Peki kimdir bu gafil? Kendisine Cumhurbaşkanı diyen 17-25 Erdoğan; be hey densiz, be hey kanun tanımaz, ahlak bilmez! Sen Cumhurbaşkanısın, sen devletin başısın! Ne geziyorsun meydanlarda? Bizimle ne uğraşıyorsun? Erdoğan oyundur, yalandır, aldatmadır, komplodur, tuzaktır, riyadır, ihanettir. Biz zalim Esad’a çok şükür ‘kardeşim’ demedik, ailecek tatile çıkmadık. Hele hele Kandil’in yolunu hiç bilmedik. Kandil’in tavizsiz havarisi, Ermeni hısmı, Türklüğün yaşayan düşmanısın!” 

14 Haziran 2015’te partisinin il ve belediye başkanlarıyla bir araya gelen Bahçeli’nin sözleri şöyleydi;

“AKP-MHP koalisyonu olur ama şartlarımız var. AKP ile koalisyon kurmamızı istiyorlar. 17-25 Aralık yolsuzluk olaylarını nereye koyacağız? Meydanlarda hırsızlardan hesap soracağız dedik. Hırsızları nereye koyacağız? Bilal’in içinde olacağı sıfırlanan paraların hesabını sormayacak mıyız?” 

22 Şubat 2014’te Sivas mitinginde Tayyip Erdoğan, Devlet Bahçeli için şunları söylemişti: “O zürriyet sahibi değil. Ne anlar çoluktan çocuktan. Ne anlar?” 

Tayyip Erdoğan 24 Haziran 2014’te AKP grubunda yaptığı konuşmada şunları söyledi:

  • “Bu sabah yaptığı konuşmaya bakıyorsunuz Bahçeli’nin, aman yarabbi; baştan aşağı, yine ifade ediyorum bu kürsüden ağzından salyalar akıyor. 16-17 yıldır partinin başındasın geldiğin yer ortada. Ben MHP’li kardeşlerime hep sesleniyorum. MHP’yi küçülten bu adamla bir yere varamazsınız. Bunun varlığı MHP teşkilatı için bir tehlikedir. Bugün yine iftiralarla dolu, yolsuzluklar şu bu filan. Kalkıp evladıma hazine arazilerinin tahsisinden bahsediyor. Terör örgütünün başıyla aynı sofraya oturup oturmamaktan bahsediyor. Ey Bahçeli, bunları ispat edemezsen sen alçaksın, adisin.”

1 Haziran 2015 ‘te Erzurum mitinginde konuşan Erdoğan şunları söylemişti:

  • “MHP lideri Bahçeli’nin ‘Cumhurbaşkanı İmralı’yla görüştü’ iddiasında bulunduğunu söyleyerek bu iddiasını ispat etmekle mükellef olduğunu, ispat etmezsen alçaksın, namertsin, müfterisin.”

19 Ağustos 2015’te yaptığı konuşma şöyleydi:

  • “Siyaset, işi gücü bırakıp Recep Tayyip Erdoğan’ın şahsıyla, ailesiyle uğraşmak değildir. Kalkıp benim evladıma, ismiyle ‘Bilal’i ver, iktidarı al’. Bu ne çirkin yaklaşımdır, sen ne biçim siyasetçisin? Eğer oğlumun yaptığı bir yanlış, yolsuzluk varsa buna hesabını soracak olan yargıdır, sen kimsin? Sen benim evladımla ilgili iktidar bağlantısını nasıl kurarsın, nasıl böyle bir hakareti, saygısızlığı yaparsın? Ama evladı olmayanların böyle bir saygısızlığı yapmasından daha başka bir şey de olmaz. Bunlar aile, evlat nedir bilmez.”
    *****

Sağduyunun birlikteliğine soyunanların, bu sözlerin ardından birlikteliğe nasıl ve ne için soyunduklarını açıklamaları gerekir. 19 Haziran 2018’de katıldığı bir TV programında Bahçeli şöyle demişti:

  • “Geçmişte ne söylemişsem onun arkasında olduğumu söylüyorum. Bir yönetimdeki aksaklıkları, yanlışlıkları söylemek muhalefetin görevidir. Dün öyle söyledin diye bugün onları inkâr ederek bugünkü Cumhur ittifakında hepimiz kanka olacak halimiz yok.”

17 Mart 2019’da İzmir mitinginde Erdoğan, Bahçeli için “Türk siyasetinin son yıllardaki en dirayetli siyasetçisi” ifadesini kullandı. 

Geçmişte söylediklerinin arkasında olduğunu söyleyen Bahçeli, bugün ya ne yaptığının farkında değildir ya da verilen görevleri yerine getirmektedir. Birine “alçaksın, şerefsizsin” diyeceksiniz; o da size “alçaksın, adisin, namertsin” diyecek ve bu sözlerin ardından ittifak kuracaksınız. Bu ikilinin kurduğu Cumhur ittifakının neye aracılık ettiğini özümsemek gerekiyor. Böyle bir ittifak, sağduyunun birlikteliği olamaz. 

Toplumun iktidara ve muhalefete olan güveninin bittiği yerdeyiz. Yerel seçimlerde AKP ve MHP seçmenlerinin, bunları düşünerek oylarını vermeleri gerekir

Ülkemiz üzerinde oynanan bu oyunların;
– ancak tam bağımsızlıktan
– ve emperyalizm karşıtlığından yana olanların

örgütlü işbirliğiyle aşılabileceğinin bilincinde olmalıyız.