Rıfat Serdaroğlu : SENİN KAFANIN İÇİ UCUBE!


SENİN KAFANIN İÇİ UCUBE!

portresi_gulen

Rıfat Serdaroğlu
18.8.14 

Eyy 10 Ağustos’ta Erdoğan’a oy veren, sözüm ona “ÜLKÜCÜLER!”

Eyy 10 Ağustos’ta Erdoğan’a dolaylı oy veren sözüm ona “ULUSALCILAR!”

Eyy 10 Ağustos’ta Erdoğan’a oy veren “BÜYÜK SERMAYE SAHİPLERİ!”

Eyy 10 Ağustos’ta Erdoğan’a oy veren, Orta Anadolu’nun-Karadeniz’in-
Doğu Anadolu’nun sözüm ona “MUHAFAZAKÂR- MİLLİYETÇİ” insanları!

Eyy “Ne güzel konuşuyor-çok da yakışıklı-kampanyanın yıldızı” diyerek
PKK temsilcisi ve Öcalan’ın postası Selahattin Demirtaş’a oy veren zavallı oğlaklar!

Eyy 10 Ağustos’ta aday beğenmeme mazeretinin arkasına saklanıp Anayasal görevini yerine getirmeyen ve sandığa gitmeyen, 14-15 milyon dolayındaki sözüm ona
Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları!

Sizler eserinizle öğünebilirsiniz.
Hepiniz bu hareketinizle Tayyip Erdoğan’ı CUMHURBAŞKANI seçtiniz.
Sizlere mübarek olsun!

Şimdi sizlere bir görev düşüyor :

İstisnasız hepiniz, elinize birer tane PKK bayrağı ve Öcalan posteri alıp, Cumhurbaşkanı Erdoğan – Başbakan Erdoğan – Genelkurmay Başkanı Özel ve
tüm T.C. bürokratlarının izni ve oluruyla, Diyarbakır-Lice’de dikilen PKK’lı teröristlerin liderlerinden Mahsum Korkmaz’ın heykeline yüz sürmeye gidin…

Yolda karşınıza çıkacak, “bu vatan için canını veren evlatlarınızın yattığı”
ŞEHİTLİKLERİ de ezin, darmadağın edin yolunuza öyle devam edin!

Bu hareketinizle zaten o mübarek şehitlerin ruhlarını acıttınız.
Hiç olmazsa kabirlerinde bile rahat bırakmadığınız, o şehitleri daha çok aldatmayın!

Sizler rahat edin diye seve-seve ölüme koşan bu gençler sizlere ne kötülük yaptılar ki, onları bir de sizler öldürdünüz!?

Size son bir şey daha söyleyip, o heykelin GERÇEK HEYKELTIRAŞI Erdoğan’a dönelim;

Her Millet müstahak (AS: yaraşır) olduğu kişilerce yönetilir. Böcek olmayı baştan kabullenenlerin, ezildiklerinde yakınma hakları yoktur…”

Eyy Heykeltıraş Erdoğan;

Hatırlar mısın?
Dünyaca ünlü heykeltıraşımız Mehmet Aksoy, Kars Belediyesinin aldığı bir kararla, Kars’a “İnsanlık Anıtı” adı verilen bir heykel dikmişti.

Sen de aynen, Taliban’ın Afganistan’da BUDA heykellerini yıktığı gibi,
“UCUBE” deyip o heykeli yıktırmıştın. Hatırladın değil mi?

Şimdi, sende Türk Milletine karşı bir parça saygı kaldıysa, PKK ve Öcalan’dan korkmuyorsan, Lice’deki bu GERÇEK UCUBEYİ” yıktırırsın…

Yalnızca bu kadarla da bitmez!

Bu ihanet simgesi UCUBE, oraya bir gecede dikilmedi.
Böyle bir hazırlığın yapıldığını aylardır ben biliyorum da, senin gözden Hakan Fidan – Özel Paşan – Valin – Emniyet Müdürün Kaymakamın bilmiyorlar mıydı?

Hepsini derhal görevlerinden alıp, anında mesleklerinden atmalısın.

Senin yolsuzluk-hırsızlık soruşturmalarını “Savcılık emriyle” yapan Polisleri mesleklerinden atmayı biliyor ve beceriyorsun da, Türk Vatanının bağrına saplanmış
bu ihanet anıtını diktirenlere hadlerini bildirmeyi mi beceremiyorsun?

O zaman Cumhurbaşkanı koltuğunda nasıl oturacaksın?

Türk Milletinin birliğini nasıl sağlayacaksın?

Türkiye’de devlet egemenliğini nasıl gerçekleştireceksin?

Eyy Türk Milleti;

Türkiye Cumhuriyetinin bağrına, “İHANET ANITI” dikiliyor, sen ne yapıyorsun?
Bu ihanet seni rahatsız etmiyor mu?

Eyy AKP Milletvekilleri, sizler hangi milletin vekillerisiniz?

Eyy Siyasal Parti Genel Başkanları, sizler ne düşünüyorsunuz?
İki tane demeç  vererek bu işi de geçiştirecek misiniz?

Eyy anlı-şanlı köşe yazarları, havuz medyasının kalemini satan sözüm ona yazarları, vicdanınızı da mı sattınız, vatan sevgisinin kırıntısı da mı kalmadı?

Bu ihanete izin verenler, göz yumanlar, “Ne Mutlu Türküm Diyene!” yazısını kaldırtıp, “İHANET ANITINI” diktirenler, dağa-taşa bebek katili Öcalan’ın adını yazdıranlar, sizlerin hepinizin kafalarınızın içi UCUBE’ ye dönmüş.

Yazıklar olsun…

Not      : Her biri anne-baba-anneanne-babaanne-akademisyen-yazar-öğretmen olan arkadaşlarım “Işıltılı Replikler” isimli bir amatör tiyatro topluluğu kurdular.

“İmkânı olan ile İhtiyacı olanı” birleştirecek bu iyilik köprüsü, 20 Ağustos 2014 akşamı saat 21 de, Alaçatı-Açık Hava Tiyatrosunda “Artiz Mektebi” adlı oyunu,
geliri Ege Çağdaş Eğitim Vakfına devredilmek üzere, sahneye koyacaklar.
Hepinizi bekliyoruz.

-Elin itleri, Türkiye’nin göbeğine “İhanet Anıtı” dikiyorlar,
Alaçatı’nın CHP’li Belediyesi, bu Sosyal Yardım Projesinin afişlerini asmıyor!

Sayın Kılıçdaroğlu, siz bu işe ne dersiniz?”

Eyy 10 Ağustos’ta Erdoğan’a oy veren, sözüm ona “ÜLKÜCÜLER!”

Eyy 10 Ağustos’ta Erdoğan’a dolaylı oy veren sözüm ona “ULUSALCILAR!”

Eyy 10 Ağustos’ta Erdoğan’a oy veren “BÜYÜK SERMAYE SAHİPLERİ!”

Eyy 10 Ağustos’ta Erdoğan’a oy veren, Orta Anadolu’nun-Karadeniz’in-Doğu Anadolu’nun sözüm ona “MUHAFAZAKÂR- MİLLİYETÇİ” insanları!

Eyy “Ne güzel konuşuyor-çok da yakışıklı-kampanyanın yıldızı” diyerek
PKK Temsilcisi ve Öcalan’ın postası Selahattin Demirtaş’a oy veren
zavallı oğlaklar!

Eyy 10 Ağustos’ta aday beğenmeme mazeretinin arkasına saklanıp
Anayasal görevini yerine getirmeyen ve sandığa gitmeyen, 14-15 milyon dolayındaki sözüm ona Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları!

Sizler eserinizle öğünebilirsiniz.
Hepiniz bu hareketinizle Tayyip Erdoğan’ı CUMHURBAŞKANI seçtiniz.
Sizlere mübarek olsun!

Şimdi sizlere bir görev düşüyor;

İstisnasız hepiniz, elinize birer tane PKK bayrağı ve Öcalan posteri alıp, Cumhurbaşkanı Erdoğan- Başbakan Erdoğan-Genelkurmay Başkanı Özel ve tüm T.
C Bürokratlarının izni ve oluruyla, Diyarbakır-Lice’de dikilen PKK’lı teröristlerin liderlerinden Mahsum Korkmaz’ın heykeline yüz sürmeye gidin…

Yolda karşınıza çıkacak, “bu vatan için canını veren evlatlarınızın yattığı” ŞEHİTLİKLERİ de ezin, darmadağın edin yolunuza öyle devam edin!

Bu hareketinizle zaten o mübarek şehitlerin ruhlarını acıttınız.
Hiç olmazsa kabirlerinde bile rahat bırakmadığınız, o şehitleri daha fazla aldatmayın!

Sizler rahat edin diye seve-seve ölüme koşan bu gençler sizlere ne kötülük yaptılar ki, onları bir de sizler öldürdünüz!

Size son bir şey daha söyleyip, o heykelin GERÇEK HEYKELTIRAŞI Erdoğan’a dönelim;

Her Millet müstahak olduğu kişilerce yönetilir.
Böcek olmayı baştan kabullenenlerin, ezildiklerinde yakınmaya
hakları yoktur…”

Eyy Heykeltıraş Erdoğan;

Hatırlar mısın?
Dünyaca ünlü heykeltıraşımız Mehmet Aksoy, Kars Belediyesinin aldığı bir kararla, Kars’a “İnsanlık Anıtı” adı verilen bir heykel dikmişti.

Sende aynen, Taliban’ın Afganistan’da BUDA heykellerini yıktığı gibi, “UCUBE” deyip o heykeli yıktırmıştın.
Hatırladın değil mi?

Şimdi, sende Türk Milletine karşı bir parça saygı kaldıysa, PKK ve Öcalan’dan korkmuyorsan, Lice’de ki bu GERÇEK UCUBEYİ” yıktırırsın…

Sadece bu kadarla da bitmez!

Bu ihanet sembolü UCUBE, oraya bir gecede dikilmedi.
Böyle bir hazırlığın yapıldığını aylardır ben biliyorum da, senin gözden Hakan Fidan- Özel Paşan- Vali’n-Emniyet Müdürün-Kaymakam’ın bilmiyorlar mıydı?

Hepsini derhal görevlerinden alıp, anında mesleklerinden atmalısın.

Senin yolsuzluk-hırsızlık soruşturmalarını “Savcılık emriyle” yapan Polisleri mesleklerinden atmayı biliyor ve beceriyorsun da, Türk Vatanının bağrına saplanmış bu ihanet anıtını diktirenlere hadlerini bildirmeyi mi beceremiyorsun?

O zaman Cumhurbaşkanlığı koltuğunda nasıl oturacaksın?

Türk Milletinin birliğini nasıl sağlayacaksın?

Türkiye’de devlet hâkimiyetini nasıl gerçekleştireceksin?

Eyy Türk Milleti;

Türkiye Cumhuriyetinin bağrına, “İHANET ANITI” dikiliyor, sen ne yapıyorsun?
Bu ihanet seni rahatsız etmiyor mu?

Eyy AKP Milletvekilleri, sizler hangi milletin vekillerisiniz?

Eyy Siyasi Parti Genel Başkanları sizler ne düşünüyorsunuz?
İki tane beyanat vererek bu işi de geçiştirecek misiniz?

Eyy anlı-şanlı köşe yazarları, havuz medyasının kalemini satan sözüm ona yazarları, vicdanınızı da mı sattınız, vatan sevgisinin kırıntısı da mı kalmadı?

Bu ihanete izin verenler, göz yumanlar, “Ne Mutlu Türküm Diyene” yazısını kaldırtıp, “İHANET ANITINI” diktirenler, dağa-taşa bebek katili Öcalan’ın adını yazdıranlar, sizlerin hepinizin kafalarınızın içi UCUBE’ ye dönmüş.

Yazıklar olsun…

Not    : Her biri anne-baba-anneanne-babaanne-akademisyen-yazar-öğretmen olan arkadaşlarım “Işıltılı Replikler” adlı bir amatör tiyatro topluluğu kurdular.

“Olanağı olan ile gereksinimi olanı” birleştirecek bu iyilik köprüsü, 20 Ağustos 2014 akşamı saat 21:00’de Alaçatı-Açık Hava Tiyatrosunda “Artiz Mektebi” adlı oyunu, geliri Ege Çağdaş Eğitim Vakfına devredilmek üzere, sahneye koyacaklar.
Hepinizi bekliyoruz.

-Elin itleri, Türkiye’nin göbeğine “İhanet Anıtı” dikiyorlar, Alaçatı’nın CHP’li Belediyesi, bu Sosyal Yardım Projesinin afişlerini asmıyor!

Sayın Kılıçdaroğlu, siz bu işe ne dersiniz?”

=========================================

Dostlar,

Sn. Rifat Serdaroğlu’nun gırtlağına dek geldiği anlaşılıyor..
Bize göre biraz sert ve ağır olmuş ama içeriğine özde katılmamak olası mı?

Tunceli’de seçim öncesi halka beyaz eşya dağıtan Vali (Devletin ? Hükümetin=??) Kırklareri’de de benzersiz icraatini sergiliyor.. Kentin ana caddesine Atatürk fotoğrafları asılmasına izin vermiyor’? Belediye başkanı ve kentin milletvekilleri halkla birlikte sokakta oturma eylemi yapıyorlar..

Bu ne cüret ve bu ne utanmazlıktır??

Lice’de ise elinde suç aleti, nice canlara – Mehmetlere kıydığı kaleşnikofu ile bir
PKK önderinin yontusu dikiliyor.. Ve bunlar hükümetin, RTE’nin bilgisi dışında  haaa??

Tam da O’nun (RTE’nin) bilgisi içinde ve desteği ile, koruması ile oluyor bunlar..

Daha CB seçilmesinin ilk günlerinde.. Kürt oylarına teşekkür olmalı..??!
Hele bir de Atatürk’ün koltuğuna otursun, “yarı başkan” olsun;
asıl o zaman göreceğiz Cumhuriyet Türkiye’sine yıkıcı darbeleri..

Şakası bir yana, gidiş hiç ama hiç iyi değil ve bu vahim suç tablosuna ses çıkarmayan başta AKP yetkilileri ve yargının tepesindeki makam ve kişiler,
çok ağır bir tarihsel ve hukuksal sorumluluk altına giriyorlar..

Sayısız kez bu bağlamda AKP’ye uyarılar yazdık bu siteden.
Ancak hiç etkili olMAdığını görüyoruz.
AKP köprüleri atmış kafasındaki hedefe kilitlenmiş gibi..
Bu gidişin sonu hayır değil.
Bu güne dek, 90 yıldır Cumhuriyet’le uğraşan herkes blmedelini ödedi.
Bundan böyle de ödeyecektir, hukuksal hesabını verecektir.
T.C. Büyük Atatürk‘ün buyurduğu ve hedefe bir ok gibi dönüşümsüz attığı üzere sonsuza dek “payidar kalacaktır” (yaşayacaktır)..

Duyduk – duymadık denilmeye…

Sn. Serdaroğlu’nun bu yazısını servis edenlerden Sn. T.C. Oraj Poyraz ise
bir “boykotçu” olduğunu itiraf ederek kapsamlı bir açıklama koymuş iletisine..

Bu içeriği okumak için lütfen tıklar mısınız??

SENIN_KAFANIN_ICI_UCUBE_CB_SECİMİ_BOYKOTCULARINA_ORAJ_POYRAZ’IN_YANITIYLA

Sevgi ve saygıyla.
18.8.2014, Tekirdağ

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net 

 

 

 

Naci BEŞTEPE : NEREYE KADAR HÜSEYİN MÜMTAZ ?


Dostlar,

Em. Tümg. Naci Beştepe Paşa çok haklı olarak epey “içerlemiş” halk deyimiyle..
Ve aşağıdaki epey uzun yazıyı yazmış..
Bir belgesel gibi.. Uzunca ama bir solukta olunuyor ve insana greçek tarih dersi veriyor.

Son gelişmeler gerçekten sabır zorlar dereceye ulaştı.
Ülkemizdeki önemli etnik kümelerden biri adına sözde etnik milliyetçilik yapan birilerinin artık frene basmaları ve hadlerini görmelerinin zamanı gelmiş ve geçmektedir.

Ülkenin hükümeti ve başbakanı, Batı güdümünde, bu etnik kümeye – kardeşlerimize, hiçbir ulus devlette görülmemiş ölçüde ödünler verdiler. Hazret yerel seçim kazansın, Cumhurbaşkanı olsun… diye %5 dolayındaki oy için ülkenin %95’inin geleceği
tehlikeye atılıyor.

Artık gerçekten yeter,, duyuyor musunuz, yeter, artık yeter!

Yazu zaten yeterince uzun.. Biz daha çok uzatmayalım..

Sevgi ve saygı ile.
7 Haziran 2014, Ankara

Dr. Ahmet Saltık
www.ahmetsaltik.net

===============================================

NEREYE KADAR HÜSEYİN MÜMTAZ ?

portresi_kucuk

 

 

Naci BEŞTEPE
4 Haziran 2014 

 

220px-KazimKarabekirPasha

15. Kolordu Kom. Kazım Karabekir Paşa

Belliydi..

2012 “Newroz”unda Van’da açılan “Bizi 7.2 yıkmadı, TC’nin ne haddine!” pankartı
kara saplı bir hançer gibi belleğimde saplıdır.
Oysa depremden sonra Türkiye’nin her köşesinden Türkler yardıma koşmuştu,
bakın depremin gazetelerine.

Türkiye’nin her köşesindeki o Türkler; 1999’da Türkiye’nin batısını yıkan depremde, doğudan otobüslere doluşup deprem bölgesine üşüşen yığınlara rağmen
bunu yapmıştı..

Bakın zamanın gazetelerine..

Demek “TC”, “Van’ı yıkmak” istiyordu ha?
Ama belliydi..
Kışlalardan Muğlalı’nın (AS. Org. Mustafa Muğlalı) adı kaldırıldığı zaman
yeteceğini mi zannetmiştiniz?
Dağlardan
“Ne Mutlu Türk’üm Diyene” yazısının kaldırıldığı zaman
yeteceğini mi zannetmiştiniz?
Memleketin bir köşesinde, devlet dairelerinde Türk Bayrağı asılıyor mu, asılamıyor mu?
Türk askerini kışlanın içine çekince yeteceğini mi zannetmiştiniz?

Sıra geldi anıtlara, heykellere..
Ağrı’nın yeni seçilen Belediye Başkanı Sakık (AS:
HDP’li Sırrı Sakık),
kentin merkezinde Cumhuriyet Caddesi üzerinde bulunan ve “Utanç abidesi” dediği pilotlar anıtını kaldıracaklarını; Kazım Karabekir’in adının yer aldığı mahalle, cadde
ve k,m, sokakların da adını değiştireceklerini söylemiş.

AĞRI MERKEZDEKİ ABİDE (Hava şehitliği anıtı)

Cumhuriyet Caddesi üzerinde bulunan hava şehitliğinin kaldırılacağını söyleyen Sakık, 1930’larda düşen ve içindeki iki pilotun öldüğü uçağın Kürtleri bombalamak için havalandığını savunmuş. Anıtın Kürtler arasında, “Utanç abidesi” olarak anıldığını belirten Sakık, “Bu kentte ilk gözüme batan bu utanç abidesidir. Sordum dediler ki, ‘Evet, bu 1930’larda Kürtleri bombalayan pilotların abidesidir. Kimileri övünç abidesi olarak alabilir, biz utanç abidesi olarak görüyoruz. Buralarda çok acılar yaşanmış. 1930’larda burada insanlar katledilmiş. Katliamı gerçekleştirenlerin anıtları,
uçakların pervaneleri bir abide olarak burada, Ağrı halkının her gün yüzleştiği ve
her gün Ağrı halkının gözünün içine batan o pervaneleri, o utanç abidelerini bu kentten kaldıracağız.” demiş.

“Mustafa Muğlalı Kışlası da parlamentodaki tepkiler, halkımızın tepkisi nedeniyle kaldırıldı. Mustafa Muğlalı’nın Muğla’da bir caddede hâlâ adı var. Biz, bunlara müsaade etmeyeceğiz. Kürt çocukları o abideleri gördüklerinde, ‘eğer çare yoksa yol çaredir’ diyerek kendilerini isyanın adresi olan dağlara atıyorlarsa, barışı inşa edeceksek, bunları bir an önce ortadan kaldırmalıyız. Bu konuda herkesin duyarlı olması gerekir. Herkes barışı büyütecek adımlar atmalıdır. Bu kentte buna benzer caddeler var. Kazım Karabekir gibi, onlarcası var. Bu coğrafyanın ruhu ile örtüşmeyen cadde ve sokaklardır, bu tür utanç abidelerinin kaldırılmaları gerekir.” diye de devam etmiş..

Önce Muğlalı, sonra Karabekir.. Sırada kim var?

“Coğrafyayı” ayırıyor, “Bu coğrafyanın ruhu ile örtüşmeyen cadde ve sokaklar,
utanç abideleri” diyor..

Muğla’daki caddenin adına bile karışıyor.
Bir buçuk yıla sıkışan Yerel, Cumhurbaşkanlığı ve Milletvekili seçimleri sürecinin;
içine sokulduğumuz bu duruma değeceğini mi düşünüyorsunuz?

Hüseyin Çelik, Milli Eğitim Bakanlığı döneminde Van’a önemli eğitim yatırımları yaptı. Yörede sevilen bir isimdi. Geçen hafta Van Ticaret Odası’nın öncülüğünde,
rekorlar kitabına girecek “Van kahvaltısı” planlandı.

AKP Genel Başkan Yardımcısı Hüseyin Çelik, TOBB Başkanı Rifat Hisarcıklıoğlu ile birlikte alana kalabalık bir koruma ordusuyla geldi. Çelik, konuşma yapması için kürsüye davet edildi. Davet edilişi, konuşması ve oradan ayrılışı 6 dakika bile sürmedi.
Çünkü, Çelik konuşurken, yuhalanıyor, taşlanıyor, PKK’nın başı Abdullah Öcalan lehine sloganlar atılıyor, zafer işaretleri yapılıyordu.

Kahvaltı için gelenlere kumanya dağıtıldı. Orada, adeta BDP’nin mitingi yapılıyordu.

Hüseyin Çelik; zamanında “yöre halkının duygularına tercüman olarak” Muğlalı’nın adını askerin kışlasından kaldırtan isimdir. Şimdi o da “çözüm süreci” diyor.
Diyor ama bir zamanlar törenlerle karşılandığı, halkın arasında rahatlıkla dolaşabildiği Van’da; şimdiki “çözüm süreci”nde maruz kaldığı muamele budur.

Geliyoruz “sürecin” Ulu Hakan Abdülhamit Han versiyonuna,
çağdaş
“Hamidiye Alayları” paragrafına..

Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, 1 Haziran’da yenilenecek belediye başkanlığı seçimlerinde partisinin adayına destek vermek için Bitlis’in Güroymak İlçesi’ne gitmişti.

Muş’tan karayoluyla Güroymak’a gelen Davutoğlu, önce bir kahvede partililerle kahvaltı yaptı. Daha sonra İlçe Başkanlığı balkonundan konuşarak; Güroymak’ın kendileri için çok önemli olduğunu belirtip seçimi kazandıkları gün şükür secdesine kapanacaklarını söyledi.

Güroymak’ın Kürtçe adı Norşin’i kullanan Bakan Davutoğlu, Güroymak’ın ilim irfan diyarı olduğunu belirterek, “Norşin bizim kalbimizin mübarek diyarıdır. Burayı kaybetmeye tahammülümüz olamaz.” dedi.

Maliye Bakanı Mehmet Şimşek de benzer nedenlerden dolayı bölgede idi.

Seçim bölgesi ve memleketi Batman’da incelemelerde bulunan Maliye Bakanı
Mehmet Şimşek, Seyit Bilal Türbesi’nin bulunduğu Gercüş’ün Vergili Köyü’ne
eski adının verildiği tabela takma törenine katıldı. Şimşek, törende şöyle dedi:

“Türkiye’nin farklılıklarını zenginlik görüyoruz. Temel, hak ve özgürlüklerin genişletilmesi ve demokratik hakların genişletilmesi konusunda mesafe katettiğimize de inanıyorum. Bugün sembolik bir adım atıyoruz. Hükümetimizin Meclis’te kabul ettiği demokratikleşme paketinde isimleri zamanla değiştirilen ve Türkleştirilen köylerimize eski isimlerin iadesini sağladık.

Yâni “zamanla Türkleştirilen” köylerimiz tekrar “Kürtleştiriliyor”..

Maliye Bakanı Şimşek, Kürtçe’de “Vergisiz” anlamına gelen Becirman köyüne
uzun yıllar büyük haksızlık yapıldığını da belirterek, şöyle konuştu:

“Osmanlı döneminde Becirman vergiden muaf tutulan bir yerdi. Ancak, bu isim daha sonra Türkçe olarak Vergili diye değiştirilmiş. Orjinal ismiyle ters bir anlam taşıyordu. Köylülerin verdiği kararla, Bakanlar Kurulunda bu ismin onaylanmasıyla bu köy
tekrar orjinal ismine kavuştu.”

“Haksızlık” nerede? Köyün Osmanlı döneminde vergiden muaf tutulması mı, Cumhuriyet döneminde Türkçe tabela asılması mı, Türkçe isminin “vergili” olması mı?
Elin değmişken Sayın Bakan, köyü “eskisi” gibi şimdi de vergiden muaf tutsaydın ya!

Lâfı hiç dolandırmayalım.

Bakan kendi eliyle Kürtçe tabela asarken; başka bir bakan bambaşka bir terminoloji
ve düşünce örgüsü içinde “Norşin’i kaybetmeye tahammülünün olmadığını”
ifade ederken…

Neyin mücadelesini, tartışmasını, kavgasını yapıyoruz?

Peki; Türkiye’nin Erbil Başkonsolosu Mehmet Akif İnam’ın, Erbil’de düzenlenen
Irak Cumhurbaşkanı Celal Talabani’nin lideri olduğu Kürdistan Yurtseverler Birliği’nin 39’uncu kuruluş yıldönümü törenine katıldığını;

Aynı “törene” KCK’nın Kandil’deki lider kadrosunda yer alan isimlerden
Zeki Şengali’nin de katılmış olduğunu…
.

..biliyor muydunuz?

Biz daha neyin ve nasıl mücadelesini, tartışmasını, kavgasını yapıyoruz?
Dün Muğlalı, bugün Karabekir..
Duracaklarını mı zannediyorsunuz?
Yarın kim bilir sıra kimde ve nerede?

Karabekir neden önemlidir ve Karabekir’in “en büyük suçu/yanlışı” nedir,
biliyor musunuz?

Mustafa Kemal; “Kurtuluş Savaşı-TBMM Hükümeti-Türkiye Cumhuriyeti” amacıyla çıktığı kutlu yolun Erzurum durağından önce “Padişah Fermanı” ile 9’uncu Ordu Müfettişliği’nden azledilir.
Artık “sivil”dir.
Erzurum Kolordu Komutanı Karabekir’e; “Mustafa Kemal Paşa’yı tutuklaması”nı emreden bir telgraf çekilir.
Karabekir, “sivil” Mustafa Kemal’i üniformasıyla karşılar, “dimdik ve asla eğilmeden,
tam bir asker gibi” selamlayarak;

“Kumandamda bulunan zabitin ve efradın hürmet ve tâzimlerini arza geldim. Siz bundan evvel olduğu gibi bundan böyle de bizim muhterem kumandanımızsınız. Emrinizdeyim Paşam.”

der ve Erzurum Kongresi’nin düzen ve askeri güvenini sağlar.

Cumhuriyet’e giden yol açılmıştır.. Karabekir’in “suçu” işte budur.

Kars İstasyonu’nda bir vagon sergilenir.
Rusya ile 13 Ekim 1921 tarihinde imzalanan Kars Antlaşması’nın ardından
Rus heyetince dönemin 15. Kolordu Komutanı Kazım Karabekir Paşa’ya hediye edilmiş “Beyaz Vagon”dur, o vagon.

1878′de “93 Harbi” sırasında Rus Çarlığına kaybettiğimiz Sarıkamış, Kars, Ardahan, Artvin ve Batum’u Eylül 1920′de kurtarıp, Türkiye’nin doğu sınırlarında Misak-ı Milli’yi gerçekleştirdikten sonra kendisine TBMM tarafından 31 Ekim 1920′de Ferik (Korgeneral) rütbesi verilmiştir.

Mustafa Kemal Paşa,

“Kâzım Karabekir Paşa ve adamları Kurtuluş Savaşı’nda
canları pahasına savaşarak galip geldiler. Bu galibiyet sadece onların değil,
bütün Türk milletinin galibiyetidir” demiştir.

Doğu’da, halk arasında adı “Doğu Fatihi”dir.

Bu satırların yazarı, ortaokul öğrencisi iken Erzincan ve Erzurum’da “sâde vatandaşın” evlerinde duvarlara asılı Karabekir fotoğrafları görmüştür.

İşte Sakık’ın; Karabekir’i “coğrafyanın ruhu ile örtüştürememesinin” asıl nedeni budur.

Hâlbuki Karabekir, “Sarıkamış, Kars, Ardahan, Artvin ve Batum’u Eylül 1920′de” Cumhuriyet coğrafyası ile bütünleştirmiştir.

Karabekir’in, “son durak” mı olduğunu zannediyorsunuz?

Dün Muğlalı, bugün Karabekir; yarın sırada kim var? 

4 Haziran 2014

57’İNCİ ALAY HER YERDE! HEPİMİZ 57’İNCİ ALAYIN NEFERİYİZ!

 

Rifat Serdaroğlu : PİSLİK BUNLAR


PİSLİK BUNLAR
 

portresi_gulen

 

 

 

 

 

Rifat SERDAROĞLU

“Deli Hoca’nın oğlu”, 70’e merdiven dayadığı halde hala saç-kaş ve bıyıkları
Soma Kömürü gibi kapkara olan adam, Müslümanlardan dolandırılan
“Sadaka paraları” ile kurulan haram televizyonuna çıktı ve göğsünü gere-gere “Müzakereler başarılı olarak devam ediyor, işin sonuna geldik..” dedi!

Genetik harikası olan bu adam “aklını kaybetmediğine” göre,
ya hayal ya da ihanet içindedir.

Güneydoğu’da devlet otoritesi kalmamış, yollara-köylere-beldelere-ilçelere
PKK Narko-Terör örgütü egemen olmuş, istediği gibi haraç alıyor,
gençleri dağa kaldırıyor, Türk Askerine uzun namlulu silahlarla ateş açıp yaralıyor ve öldürüyor. Adam bunları görmek istemiyor ve müzakereler başarılı olarak devam ediyor, diyebiliyor.

Herkesin şunu iyi anlaması şarttır :

  • Türk Milleti, AKP’nin Erdoğan’ın Cumhurbaşkanı seçilebilmesi karşılığında, PKK ile Türk Vatanı üzerinden pazarlık yaptığını
    net olarak görmeye başlamıştır. 

Bu ihanetin cezası Yüce Divan veya Divan-ı Harptir!

Türk Milleti 10 Ağustos’ta o sandığı sizin kafanıza geçirecek ve sizden bu ihanetlerin hesabını Türk Yargısı önünde soracaktır.

Sırrı Süreyya Önder;

Bizim kişiliksiz yalaka basının parlattığı, sırtını

54 bin insanımızın yok olmasından sorumlu bebek katili Öcalan’a

dayamış ve onun postacılığını yapan bir Türk düşmanı.

Sözüm ona bir sanat adamı! Dinlediğiniz zaman Erdoğan mı yoksa Süreyya mı konuşuyor diye şaşkınlıkla izlediğiniz bir kabadayı bozuntusu.
PKK Narko-Terör örgütünün bir numaralı savunucusu!

Çocukları kaçırılan ana-babalar Diyarbakır Belediyesi önünde eylem yapıyorlar,
HDP’den çocuklarını istiyorlar, üstüne her gün bir araba sopa yiyorlar,
bu sepet bunları görmüyor ve “PKK çocukları kaçırmadı, kendileri gitti ULAN” deme densizliğini yapabiliyor!

Artist Süreyya’ya şunları soralım ;

-PKK Narko-Terör örgütünün katlettiği bebekler-çocuklar için şimdiye kadar
tek söz söyledin mi?

-PKK’nın sattığı uyuşturucu nedeniyle ölen on binlerce genç,
senin için yok hükmünde midirler?

-PKK’nın kaçırıp tecavüz ettiği, sonrada öldürdüğü küçük yaştaki Kürt kızlarını
hiç işitmedin mi? Suçsuz – günahsız bir insanın canını almanın ağırlığının,
insan olan tarafından taşınamayacağını biliyor musun?

-PKK’ nın anasız-babasız bıraktığı bebelerin acılarını bir gün olsun hissettin mi?

Be vicdansız-kalpsiz adam, bir film de bu günahsız bebeler için yapsana!

“Ben akan kanı durdurmak için çalışıyorum.” yalanının arkasına saklanacağına,
PKK’ ya “Silah bırakın” desene! De bakalım o silahı nerene sokacaklar?

CNN televizyonunda konuştuğun üslupla,
Kandil’de sıradan bir takım komutanına karşı konuşabilir misin?
Konuştururlar mı?

Savunduğun PKK’nın öldürdüğü bebelerin kanları senin de üstündedir.

Kürt kardeşlerimizle bizi birbirimize düşürmeye çalışan sen ve senin gibilere de, demokratik rejim içinde ve Türk Yargısı önünde çok yakında hesap sorulacaktır.

Bu mesele öyle veya böyle bu nesil tarafından çözülecektir.
Bu çıbanın kökünü bu nesil olarak kurutup, çocuklarımıza herkesin göğsünü gere-gere
“Ne Mutlu Türküm Diyene!” diye haykırabildikleri bir Türkiye bırakacağız.

Sırrı Sakık!

Bu kişinin ne olduğunu öğrenmek isteyenler, PKK ‘nın ikinci adamı ve ağabeyi
Şemdin Sakık’ın yazdıklarını okusunlar.

Allah’ın defalarca çarptığı, fakat bir türlü akıllanmayan bu sepet,
Ağrı Belediye Başkanı seçilince derhal içindeki zehri kusmaya başladı.

Ağrı Merkez’de bulunan “Pilotlar Anıtını” kaldıracağını, Kurtuluş Savaşımızda
Büyük Atatürk’ün silah arkadaşı olan Kazım Karabekir’in adını da sileceğini söylemektedir.

Türk Milletine düşman olan ve Türk Milletinin değerlerine açıkça hakaret etmekten çekinmeyen bu sepete Erdoğan gereken cevabı verebilir mi?
Veremez, korkar! Milli hassasiyetleri olan bir hükümet işbaşında olsa,
bu kişi derhal görevden alınıp Türk Yargısına havale edilirdi.
Başbakan Erdoğan ve AKP Hükümeti de işlenen suça ortak olmuşlardır.

Değerli Okurlar;

Kaçınılmaz sona doğru yaklaştıkça, her şey gün ışığına çıkmakta,
karanlıklar aydınlanmaktadır. Artık bu olaylar siyaset-parti meselesi olmaktan çıkmıştır. Herkes yerini belli etmelidir.

PKK’dan yana olanlar Öcalan-Erdoğan ortaklığının yanında yer almalıdır.
Türk Devleti – Türk Milleti – Türk Demokrasisinden yana olanlar da,
10 Ağustos’ta bir ve beraber durmalıdırlar.

Görelim bakalım; PKK ve destekçisi AKP mi yaman, Türk Millet mi yaman!…

Sağlık ve başarı dileklerimle (04 Haziran 2014)

ULUSAL EGEMENLİKSİZ 23 NİSAN (2014)


Dostlar,

Prof. Dr. ANIL ÇEÇEN, “ANKARA KALESİ
başlığı altında yazmayı sürdürüyor..
Bize ulaşan Son yazısı

“ULUSAL EGEMENLİKSİZ 23 NİSAN (2014)”

başlıklı.. Sondaki 2014’ü biz ekledik..

Yazı gene uzun.. 7 sayfa dolu dolu.
İçeriğini, içimiz acıyarak ama her şeyi yeniden yerli yerine oturtmak azim ve kararlığı ile paylaşıyoruz..

Giriş ve bitiriş paragrafları aşağıda..

Yazının tümü için pdf olarak okumak üzere lütfen tıklar mısınız??

ULUSAL_EGEMENLIKSIZ_23_NISAN_2014

Sevgi ve saygı ile.
24 Nisan 2014, Ankara

Dr. Ahmet Saltık
www.ahmetsaltik.net

=============================================

ANKARA KALESİ

ULUSAL EGEMENLİKSİZ 23 NİSAN (2014)

portresi_renkli


Prof. Dr. ANIL ÇEÇEN

 

 

Giriş paragrafı…

Türkiye yeni bir 23 Nisan tarihini yaşarken, bu tarihin ulusal egemenlik bayramı olduğu gerçekliği giderek geride kalmaktadır. Her yıl 23 Nisan tarihinde, Türkiye Cumhuriyeti devleti, Türk milletiyle kaynaşarak yeni bir ulusal egemenlik bayramını kutluyordu. Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin aldığı bir karar ile ve bu doğrultuda yapılan yasal düzenlemeler çerçevesinde,Türk ulusu genciyle ve çocuklarıyla kucaklaşarak  “Ulusal egemenlik ve Çocuk bayramı”nı hem devlet birimleri aracılığı ile yapılan  resmi kutlama törenleri ile hem de ulusal demokratik kitle örgütlerinin katılımı ile hazırlanan toplumsal programlar aracılığı ile Türk ulusunun bu mutlu günü bütün vatan sathında kitlesel katılımlar sağlanarak kutlanıyordu. Türkiye Cumhuriyeti’nin yüzüncü yılına doğru gidilirken, her yıl aynı günde kutlanan ulusal egemenlik ve çocuk bayramının, son yıllarda artık eskisi gibi kutlanmadığı görülmekte ve bu tarihte 94 yıldır yapılmakta olan resmi törenlerden, son dönemin yönetiminin eğilimleri doğrultusunda vazgeçilmeye başlandığı  ortaya çıkmaktadır.

………………
………………

Son paragraf…

Geleceğin 23 Nisanlarında,Türk ulusunun yeniden ulusal egemenlik ilkesi doğrultusunda Türk ulus devletinin yazgısına sahip olmasıyla birlikte, gerçek anlamda bir ulusal egemenlik bayramı kutlaması mümkün olabilecektir. Bugün için böyle bir durumdan söz edebilmek ne yazık ki, mümkün olamamaktadır.
“Ne mutlu Türküm diyene!“ sözünün Atatürk heykellerinin duvarlarından silindiği bir aşamada,Türkiye Cumhuriyetinin güçlü bir biçimde yoluna devam edebilmesi ve içine düşürüldüğü çıkmazdan kurtulabilmesi için, Türk ulusunun silkelenerek ve uyanarak kendi yazgısına sahip çıkması, atılması gereken ilk adımdır. Küresel sermayenin  siyaseti finanse etmesi, medya ve basın organlarını satın alarak kendi çıkarları doğrultusunda kullanması ve kendi adamlarını ulus devletlerin başına işbirlikçi taşeron  bir yönetici olarak getirmesi gibi olumsuz gelişmelerin önlenmesini sağlayacak yepyeni bir ulusal uyanış, toparlanma ve bağımsızlıkçı karşı hareketler, bütün ulus devletlerde olduğu gibi, Türkiye Cumhuriyetinde de demokratik yollardan gündeme getirilebilmelidir. Eski Osmanlı ahalisi Türk ulusu olarak dünya sahnesine çıkarken, kendisini yeniden yaratarak, tam bağımsız çağdaş bir cumhuriyet çatısı altında  mutlu olma şansını yakalayabilmiştir. Bu doğrultuda Türk ulusunun mutluluğunun gelecekte sürdürülebilmesi için, ulusal egemenlik düzeninin yeniden Atatürk döneminde olduğu gibi tam bağımsız bir biçimde kurulması gerekmektedir. Bu doğrultuda, ilk adım olarak

“Ne mutlu Türküm diyene!“

Sessiz Çığlık Eylemi 74 Haftadır Sürdürülüyor..


Sessiz Çığlık Eylemi 74 Haftadır Sürdürülüyor..

Dostlar,

Bu sitede SESSİZ ÇIĞLIK eylemi hakkında epey yazı yazdık..

Her Cumartesi 13:00 – 14:00 arasında gerçekleştirilen bu eylemlere büyük oranda katıldık.

3-5 kez de, Sevgili E. Alb. Ali Gönüldaş söz verdiğinde düşüncelerimizi aktardık.

Yöneticileri sağduyuya çağırdık.

Çok ama çok açık konuşarak

  • “SİZİ KATİL OLMAKTAN KURTARMAYA ÇABALIYORUZ;
    DUYUYOR VE GÖRÜYOR MUSUNUZ SESSİZ ÇIĞLIKLARIMIZI??”

dedik..

“3 Maymunu’u oynamayı bırakın!..” diye uyardık..

Özellikle de tutuklu ve hükümlülerin ulusal ve uluslararası hukuktan kaynaklanan sağlık haklarını bir uzman olarak anımsatmaya çalıştık..

Sessiz_ciglik_2014-01-11

Ne var ki; Ergenekon düzmecesinin başlatıldığı
12 Haziran 2007
‘nin,
İstanbul Ümraniye’de bir gecekonduya konarak yakalandığı süsü verilen el bombaları kumpasının (sonra da bu “bombalar” yasadışı bir biçimde yok edilerek suç kanıtı ortadan kaldırıldı!) üzerinden geçen süre 7 yılı bitirmek üzere..

Birkaç tutuklu var ki, 7 yılı aşkın zamandır içeride tutsaklar..

Tüm uyarılara karşın 12 insanımız bu zulüm sürecinde ağır hastalıklarına karşın sağaltım için serbest bırakılmayarak, hüküm giyenlerin infazı ertelenmeksizin
apaçık ölüme mahkum edildiler..

Yetkili ve sorumlular bu masum insanların katilleri oldular! 

Çırılçıplak uyarılarımız bir işe yaramadı..

Dışarıda da sürdü AKP iktidarının eli kanlı zulmü..
Meşru halk direnişlerinde 7 gencimiz polis şiddeti ve kurşunu ile şehit edildi!
16 insanımız gözünü yitirdi, binlercesi yaralandı.

Siyasal iktidar, en küçük meşru ve yasal, demokratik, AİHS ve Anayasa’ya uygun
halk eylemini bilerek ve isteyerek orantısız polis şiddetiyle engellemek istedi.

Sokaklarda halkı ile eylemde olan milletvekillerini, uluslararası ün sahibi bilim – sanat – kültür  insanlarını, emekli generallerini gözünü kırpmadan gaza boğdu ve boyalı, aşırı basınçlı su ile ıslattı.

Polis, plastik mermi kullanmaktan çekinmediği gibi, hedef gözeterek insanların yüzüne hedef aldı. Gaz fişeklerini de benzer biçimde kullanarak kapsülleri ile 16 genç insanın gözünü yitirmesine neden oldu. Başbakan R.T. Erdoğan, “destan yarattılar” diyerek polis şiddetini para ikramiyesi ile ödüllendirdi.

Tüm bunlar insanlık tarihine yazıldı, sorumlularını esefle kınıyoruz; insanlık suçu işlemişlerdir. İktidarı bırakmak istemeyen her politikacı gibi faşist – despotik bir diktatörlük Türkiye’ye dayatılmaktadır ama Türk Ulusu bu baskılara boyun eğmez!

Vardiya_bizde_2014-02-01Başbakan danışmanının aydınlar – komutanlar – gazetecilere.. Cemaat kumpasını itiraf eden makalesinin üzerinden 68 gün geçmesine karşın (STAR, 25.12.13) bu yurtseverler,
hukuk ayaklar altına alınarak hala zindanda.(Bkz. “MASUM TUTSAKLAR ve AKP’nin SİYASAL KUMARI” başlıklı makalemiz,
http://ahmetsaltik.net/2014/02/24/ masum-tutsaklar-ve-akpnin-siyasal-kumari/, 24.2.14)
İç hukuk bir yana, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (AİHS) de hiçe sayılarak
en temel  insanlık hakkı olan yaşam hakkı,
faşist bir zorbalıkla gasp edilmekte!

Meslektaşımız Dr. Aytekin Ertuğrul’un 1 Mart 204 günü Ankara Sakarya Cd.  74. SESSİZ ÇIĞLIK eyleminde bir konuşma yaptı. Bu metni paylaşmak istiyoruz :

*****
1 Mart 2014, Sessiz Çığlıktaki (Sakarya – ANKARA) Konuşmamız

                                                                                                          Op. Dr. Aytekin Ertuğrul
(E) Dz Tbp. Kd Alb.

Eski Malatya İnönü Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Fatih Hilmioğlu hocamız
Anayasa Mahkemesince bir tedbir olarak tahliye edildi ve aramıza katıldı.
Milletimiz O’na bağrını açmıştır. Şimdi O’nu dinliyoruz:

“Ergenekon isimli bu davada beş yıldır tutukluyum. Bugün tahliyem Anayasa Mahkemesi tarafından yapıldı. Bu kararı veren Anayasa Mahkemesi Başkanı
ve üyelerine teşekkür ediyorum. Eğer bu tahliyem uzun tutukluluk nedeniyle gerçekleşmişse benden daha uzun süredir cezaevinde bulunanlar var.

Yok, hastalık nedeniyleyse benden daha ağır hasta olanlar var.
Umarım onlar için de en kısa sürede bir çözüm olur ve tahliyelerine kavuşurlar.

7 yıla yakındır süren bir dava bu. Bu davanın ilk başkanı (Köksal Şengün)
bir demeç verdi. ‘
Bugün olsa bu iddianameyi kabul etmezdim’ dedi.
Bu davada yargılanan insanlar 6-7 yıldır bir tertip, bir kumpas olduğunu kezlerce söylediler. Fakat inanan olmadı.

Sonunda Sayın Başbakan ve hükümetin öbür üyelerince bu davanın bir kumpas olduğu ve devlet içindeki bir çete tarafından yapıldığı ifade edildi. Bu ifadelerden sonra,
bu davalar düşmüştür.

  • Ortada ne Ergenekon örgütü ne de darbe teşebbüsü vardır.

Eğer Ergenekon diye bir örgüt varsa başı kimdir?

Karaciğer rahatsızlığım var. Bu ağır stres koşullarında biraz ilerledi.
Hiç iyi bir şey hissedemedim, sevinemedim çünkü içerideki herkes suçsuz.“

Hocamızın söylediklerini özetlersek diyor ki:

  • Türkiye’de Ergenekon diye bir örgüt yoktur.
    Ben de böyle bir örgüte girerek hükümetimizi zor kullanarak
    ıskata teşebbüs etmedim. Ama bu suçu işlemiş gibi 23 yıl ceza aldım.

Eskiden bir söz vardı. Ankara’da hâkimler var.” denirdi. Bunun anlamı Ankara’da
Yargıtay var demekti. Gerçekten de böyle idi. Hukuka, eldeki kanıtlara ve yerleşik içtihatlara uymayan kararlar, gerekçe gösterilerek bozulur ve yerel mahkemelere de
yol gösterilirdi. Ama şimdi bunun böyle sürdüğünü rahatça söyleyemiyoruz.

Anayasamıza göre yargıçlar görevlerinde bağımsızdırlar.
Anayasaya, yasaya uygun olarak vicdanı kanaatlarına göre karar verirler.

Şimdi yerel özel mahkemelere ve Yüce Yargıtay’a Türk milleti adına soruyoruz :

Kahramanlarımızın Hükümetimizi cebir ve şiddet kullanarak devirmeye teşebbüs ettiklerine ilişkin vicdanı kanaatlarınız oluştu mu? Vicdani kanaatlarınızı oluşturan
hangi zor kullanım hareketlerini göstermektesiniz? Türk milletine neden bu eylemleri gerekçelerinizde gösteremiyorsunuz? Sizi tarih ve Milletimizin önünde vicdani kanaatlarınızın nasıl oluştuğunu gerekçenizde açıklamaya davet etmekle her halde Anayasamızın Bütün mahkemelerin her türlü kararları gerekçeli olarak yazılır.” (Anayasa madde 141) emrinden başka fazla bir şey istemiyoruz.

Bu davalar ve kararlar ilerde bu kararları alanlarla birlikte anılacaktır.
Dilerim, “hukuka ve Anayasaya uygun kararlar verdiler” yönünde anılacaktır.
Ama bugün bile anılmaya başlamıştır.

Prof. Dr. Köksal Bayraktar:

  • “Cebir ve şiddet kullanılmamıştır. Dolayısı ile ETCK ( Eski Türk Ceza Kanunu) 147/1 maddesine göre ceza verilmesi yersizdir.” diyor.

Prof. Dr. Ersan Şen ise;

“Bana bir cebir ve şiddet eylemi gösterin ki ‘Darbeye teşebbüs olarak yorumlayalım’..” demektedir.

Prof. Dr. Sami Selçuk ise şöyle diyor:

  • “Darbeye hazırlık var ama teşebbüs yok.
    Bu haliyle darbeye teşebbüs suçu oluşmaz.”

Uzatmayalım sözü, bugün uygulanan hukuk sistemi Cumhuriyetimizin hukuk sistemi değildir. Cumhuriyetimizin hukuk sisteminde askerler askeri suçlardan dolayı Askeri mahkemelerde yargılanabilirlerdi. Bir gece yarısı kanunu (5918 sayılı yasa) ile bu değiştirildi. Ancak zamanın CHP Genel Başkanı Sayın Deniz Baykal ve Gurup Başkan Vekilleri Sayın Kemal KılıçdaroğluHakkı Süha Okay ve Kemal Anadol yasayı Anayasa Mahkemesine götürdüler. Anayasa Mahkemesi, başkanı Sayın Haşim Kılıç dahil yasayı oybirliği ile iptal etti.
(Anayasa Mahkemesi’nin 21 Ocak 2010 tarihli 2009/52 esas ve 2010/16 sayılı kararı).
Bunun üzerine Anayasamızın 145 maddesine şu fıkra eklendi : 

  • Devletin güvenliğine, Anayasal düzene ve bu düzenin işleyişine ait davalar
    her halde adliye mahkemelerinde görülür
    .

Bu madde TBMM’de Anayasanın değiştirilmesine yetecek ölçüde çoğunluk sağlanamadığından “REFERANANDUMA” götürüldü. 12 Eylül referandumunda yüzlerce TIR yükü kömür, odun, fasulye.. desteği ile %58 oyla (A.S. Geçerli  oyların %58’i, toplam oyların yaklaşık %40’ı!) referandumdan geçirildi. Oysa 1982 Anayasası’nın değiştirilen bu maddeleri daha önce
Türk Milletinin %92 oyu ile kabul edilmişti. Demokrasi herhalde daha büyük çoğunluğun verdiği bir kararı daha az bir çoğunluğun oyu ile değiştirmek oyunu değildir..
İşte bu gün yaşadıklarımız bu ucube hukuk düzenlemesinin ürünüdür.

Yeri zamanı değildir biliyorum ama, Menderes’ten başlayarak Recep Tayyip Erdoğan’a dek gelen tün demokrasi kahramanlarımızın harici bedhahlarımızla birlikte milletimize yaptıkları hizmeti bir cümle ile özetlersek: 

Ebedi Başkomutanımız Mustafa Kemal Atatürk gününde 80 kuruş olan
1 ABD Dolarını bu gün 2.220.000 TL’ye çıkarmışlardır. Yani Türk parası 2.800.000 kez ezilmiştir.

Türk milleti hukukunu yıllar evvel kurmuştur.

“Hâkimiyet kayıtsız ve şartsız milletindir!” denilmiştir.

“YA İSTİKLAL YA ÖLÜM!” denilmiştir.

“Ne mutlu Türküm diyene!” denilmiştir.

İşte hukukumuzun özünde bunlar vardır. Ama bugün Türkiye’mizi;

Hâkimiyet milletindir, KOCAMAN bir yalan!” diyenlerle

“Dağlara taşlara ‘Ne mutlu Türküm diyene yaza yaza ilkelleştik” diyenler idare ediyorlar. Sıkıntı da işte buradadır.

Ulusal egemenliğe dönüş yolunda Türk Milletine zaferler ve başarılar dilenir.

*****

Değerli meslektaşımız Dr. Aytekin ERTUĞRUL’a teşekkür ediyoruz
bu önemli konuşması için..

Sevgi ve saygı ile.
2 Mart 2014, Ankara

Dr. Ahmet Saltık
www.ahmetsaltik.net