Yeğenine tecavüz edip hamile bırakan imam: “Rızam dışında ilişkiye girmiş”

Yeğenine tecavüz edip hamile bırakan imam: “Rızam dışında ilişkiye girmiş”

(AS: Bizim kapsamlı katkımız yazının altındadır..)
Erzurum’da, ablasının 23 yaşındaki kızına tecavüz ederek gebe bırakan, dünyaya getirdiği çocuğun babası olduğu DNA raporu ile belirlenen Muş’un Malazgirt ilçesinde görevli imam, 2 çocuk babası 41 yaşındaki A.İ. tutuklandı. A.İ.
* “Uyurken odama girmiş. Rızam dışında ilişkiye girmiş. Asıl ben ondan şikayetçiyim” dedi.
Erzurum’da bir genç kadın, geçen 31 Temmuz’da (2017) Cumhuriyet Başsavcılığı’na giderek imam dayısı A.İ.’nin kendisine 2016 yılında tecavüz ettiğini belirterek yakınmacı oldu. Dayısının tecavüzü ile gebe kaldığını anlatan kimliği açıklanmayan kadın, tehditler nedeniyle bunu kimseye anlatamadığını söyledi. 9 Mayıs 2017’de başka bir şehirde özel bir hastanede doğum yaptığını belirten kadın, yakınma dilekçesinde şunları anlattı:

* “Dayım ile anneannemin yaşadığı köye gittik. Akşam saatlerinde köyde hasta olan birini ziyaret için anneannem, annem, dayım, yengem ve 3 çocuğu evden ayrıldı. Ben tek kaldım. Yarım saat sonra dayım eve geldi. Televizyon izlerken odaya gelen dayım battaniyeyi yüzüme kapatarak tecavüz etti. ‘Bu yaşadıklarını kimseye anlatmayacaksın. Anlatırsan seni öldürürüm, yaşatmam. Zaten kimse sana inanmaz ben imam olduğum için herkes bana inanacaktır. En sonunda sen suçlu çıkarsın’ deyip çıktı. O an korktuğum için kimseye birşey diyemedim. Malazgirt’ten sürekli Erzurum’a gelip benimle yalnız kaldığında şikayet etmemen konusunda tehditlerine devam etti. Hareketlerim ve duygusal durumum nedeniyle ailem sebebini sormaya başladı. Dayanamayıp anneme ve ablama anlattım. Hastaneye gittik ve 6 aylık hamile olduğumu öğrendim. Yasal süreyi geçirdiğimiz için kürtaj olamadım. Mayıs ayında doğum yaptım ve bebeği Sevgi Evleri Çocuk Yurdu’na bıraktım. Öz dayımdan şikayetçiyim ve en ağır şekilde cezalandırılmasını istiyorum.”

İMAM DAYI BEBEĞİN %99.99 BABASI ÇIKTI

Hakkında şikayet olduğunu öğrenen dayı A.İ., Malazgirt Müftülüğü’ne dilekçe vererek görevinden istifa etti. Telefonlarını kapatan tecavüzcü imam ortadan kayboldu. A.İ.’nin Malazgirt’teki kurum amirinin bilgisine başvuran polisler, İlçe Müftüsü’nün duyumunu tutanak altına aldı. A.İ.’nin Malazgirt’ten ayrılırken “Erzurum’a gidip, tüm herkesi öldüreceğim” dediği iddia edildi.

Otomobiliyle kaçan A.İ. hakkında yakalama kararı çıkarıldı. Elazığ’da yakalanarak Erzurum’a getirilen A.İ., sorgusunun ardından çıkarıldığı mahkemece tutuklandı. A.İ., yeğeni ve evlatlık verilen erkek bebekten alınan kan örnekleri, Adli Tıp Kurumu Ankara Grup Başkanlığı’na gönderildi. Biyoloji İhtisas Dairesi Başkanlığın’da yapılan DNA incelemesinde bebeğin yüzde 99.99 A.İ.’nin oğlu olduğu tespit edildi.

‘ASIL O BANA TECAVÜZ ETTİ’ 

Ablasının kendisini şikayet ettiğini öğrenince Diyanet İşleri’ndeki görevinden kurumunun zarar görmemesi için istifa ederek ayrıldığını söyleyen A.İ., yeğeninin iddialarının asılsız olduğunu öne sürdü. Yeğeni ile aralarında gönül ilişkisi olduğunu iddia eden A.İ. kendini şöyle savundu:

  • “Anneme ait köye tek başıma gittim. Eşim yanımda değildi. Akşam saatlerinde uyumak için odalardan birine gittim.
  • Uyurken kendisi odama girmiş. Ben farkında olmadan pantolonumu sıyırarak rızam dışında cinsel ilişkiye girmiş.
  • Uykulu olduğum için olayın nasıl gerçekleştiğini hatırlamıyorum.
  • Amacım, kaçmak değildi. Çok kızgın olduğumdan kimseyle görüşmemek içim telefonumu kapattım. Suçlamaları hiçbir şekilde kabul etmiyorum.
  • Kendisi kaldığım odaya gelerek rızam dışında benimle cinsel ilişkiye girmiştir. Asıl ben ondan şikayetçiyim.” (Cumhuriyet web sitesi, 20.11.2017)
    =================================================
    Dostlar,

DİNCİ EĞİTİM ve CİNSEL SUÇLAR..

Ne söylenebilir ki!

“Tuz koktu” desek “imamlar lehine ahlaksal bakımdan pozitif ayrımcılık” yapmış olabiliriz.

Tüm insanların, başkalarının rızaları dışında onlarla cinsel ilişkiyi aklından bile geçirmemesi zorunludur. İmamların ya da başka dinlerin görevlilerinin bu bağlamda ek bir yükümlülüğü düşünülemez. Ne var ki, tam da tersine olabiliyor ve özellikle yasaklılardan daha çok kriminal olgu ile karşılaşıyoruz.. Üstelik sözde din adamlarının bulaştığı bu suçlar basında çok daha az yer alabilir, yargıda belki de daha az yaptırım görebilir..

Bir bakıyoruz çok güncel bir cemaatın başı, anılarında geçmişte “Camide taarruza maruz kaldığını” yazarken, yatılı Kuran kurslarında, kiliselerde, hacı – hoca – şeyhlerin müşterilerine dinsel telkin – şifa vb. girişimlerinde.. yasaklı cinsel ilişkiler şaşılacak düzeyde. Eşcinsel de olabiliyor sıklıkla. Osmanlı Haremi çok ünlüydü bu bağlamda. Padişahlardan kimilerinin eşcinsel aşkları, şiirleri bile yazılmıştır..

durtu_deneyim_bozuklugu

İnsanlar böylesine etik – ahlak – hukuk.. dışı eylemlerden nasıl korunabilir, sakınabilir??

Görülüyor ki ağır mı ağır, yoğun mu yoğun din eğitimi (!?) alıp din adamı olmak bile yetmiyor.
Yeri geliyor Padişah olmak bile..

İnsanlara çocukluklarından başlayarak aile içinde, toplumda, örgün – yaygın eğitimde etkili rol modellerinden de yararlanarak DÜRTÜ DENETİMİ becerisi mutlaka kazandırmak gerekiyor.

Haremlik – selamlık değil, doğadaki gibi doğal kadınlı – erkekli yaşam ile sosyalleştirerek..

Yukarıdaki örnek olay pek çok bakımdan dramatiktir.. aynı zamanda tipiktir de!
Dahası, % 99’u Müslüman denilen toplumumuzda “insest” (yakın akrabalar arasında yasak cinsel ilişki) maalesef çoooook yaygın değil mi!?

Türkiye’de “dindar ve kindar “nesil yetiştirmeyi hedefleyen, Milli Eğitim sistemini tümüyle imamhatipleştirerek dincileştirenler... bu utandırıcı – yüz kızartıcı insanlık suçunu önlemek için ne yapmayı tasarlıyor?

Acaba insanlara “dininizi ve kininizi eksik etmeyin..” diyerek nifak tohumları eken – ayrıştıran – halkı birbirine düşmanlaştıranlar; Büyük ATATÜRK‘ün

  • “..Fikri hür, vicdanı hür, irfanı hür kuşaklar yetiştireceğiz..” 

ilkesi – hedefi karşısında zerrece düşünür ve utanırlar mı?? Böyle yapılsa idi, karşı tarafın geçerli rızası olmaksızın bu tür iğrenç saldırılar tolumda gerçekleşir miydi??

Diyanet İşleri Başkanlığı süs müdür? Bir araştırma yaptırıp rapora bağlayarak ivedi ve
köktenci girişimleri düşünecek midir?? Yoksa hurafe üretmeyi sürdürecek midir??
“İmamhatipliler suç işlemez” diyenler utanacak mı, “bunlar istisna” mı diyecekler??
Ulusal eğitim sistemi dinci baskılardan özgürleştirilecek midir?
Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı kapsamlı politika önerilerini hükümete taşımayacak mıdır?
AKP iktidarı, toplumu çürüten bu tür olayları çözmek üzere sorumluluğunu anımsayacak mıdır?
Muhalefet konuyu TBMM gündemine taşıyacak mıdır?

Yalaka – yandaş – dinci basın ilahiyat fakülteleri… devekuşu tutumunu bırakıp vicdanının – aklının sesini dinleyecek midir?

Kadın eli sıkmanın ateşten beter olduğunu söyleyen rektörler neyin alarmıdır?
Sosyalleşen insanlar plajda, saunada, havuzda….. dürtülerini denetleyebilirken;
kadının bakışından, tokalaşmaktan, zülfünün telini görmekten ürken ve hatta “tesettür yetmez, kadının yüzünü peçelemesi gerek, evde oturması gerek..” safsatalarında boğulanlar kimdir??

Yoksa, yoksa bunların hiçbiri olmayacak ve toplumumuz içten içe çürümeyi sürdürecek midir??

Suudi Arabistan bile ilkel ve din dışı Vahabi şeriatını bırakıp ılımlı İslama geçer ve kadınlara yeni haklar tanırken, Hicri takvimi bırakıp Miladi takvime geçerken..

Bir de yanıtını bulamadığımız bir sorumuz var :

  • Düne dek Suudi Arabistan’da “din budur” diye dayatanlar, şimdi ise “hayır din şudur”.. diyebiliyorlar. İslamda reform Suudi çöllerinde mi başlıyor?? Buna yetkileri var mı, kimden aldılar böylesi bir yetkiyi?? Tanrı’nın gerçek dini hangisi ve nerede? Hani İslamda ruhban sınıfı yoktu? Hani Tanrı Kuran’a göre insana şah damarından daha yakındı??

Karl Marx, kapitalizmin dinleri insanlara afyon olarak kullandığını yazmıştı..
Utanmazca çarpıttılar ve “Karl Marx dine afyon dedi..” yalanını uydurmuşlardı.

Fethullah Gülen’i bile devşirerek sözde ılımlı islam misyonerine dönüştürüp
Türkiye’de dinci – şeriatçı darbe için yurt içinde ve dışında maşa olarak kullananlar kimlerdir??

Aklı ve vicdanı olan dindarlar nerededirler ve ne yapmaktadırlar??

İslam dini AKP = RTE’nin tekeline bırakılabilir mi??

İslamda reformun zamanı gelip de geçmemekte midir? 

– İslam dini küresel kapitalizmin tasallutundan (çarpıtarak kullanılmasından) nasıl,
ne zaman ve kimler tarafından kurtarılacaktır??

Yoksa, bunların hiçbiri yapılmadığından “Din elden böylelikle mi gitmektedir” ???

Sevgi ve saygı ile. 20 Kasım 2017, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

EĞİTİM KURUMLARINDA MESCİT ZORUNLUĞU ANAYASAYA AYKIRIDIR!

EĞİTİM KURUMLARINDA MESCİT ZORUNLUĞU ANAYASAYA AYKIRIDIR!

(AS: Bizim kapsamlı katkımız yazının altındadır.)

Laik, bilimsel, çağdaş eğitimi her gün biraz daha terk eden Milli Eğitim Bakanlığı, gerici bir eğitimin temellerini oturtmak için en büyük adımı bugün, yani birçok yurttaşın tatilde ve yolda olduğu bayram arefesinde atmıştır. Tıpkı AKP’nin iyi maddeleri de barındıran ancak temelinde Cumhuriyet’imizi kökten sarsan değişiklikler içeren torba yasalarında olduğu gibi; MEB yöneticileri de Kurum Açma, Kapatma ve Ad Verme Yönetmeliği’nde değişikliğe gitmiş ve olması gereken değişikliklerin arasına şeriat ülkelerindeki kriterleri (AS: ölçütleri) aratmayan maddeler sıkıştırmıştır. Her ne kadar yeni yönetmeliğe göre; yeni kurumların açılabilmesi için yeterince idari oda, kantin alanı, su deposu, arşiv odası gibi gerekli unsurların (AS: ögelerin) bulunması zorunlu kılınsa da, kadınlar ve erkekler için ayrı ayrı mescitlerin oluşturulması zorunluluğu, asıl niyeti belli etmiştir.

‘AĞAÇ YAŞKEN FİŞLENİR’ MANTIĞI VAR

Devletin her dine ve her dine mensup yurttaşına eşit durma ilkesi başta olmak üzere, birçok yasa ve pedagojik ilkeye aykırı olan bu hamle (AS: girişim), hem yavrularımızın hem de eğitimcilerin fişlenmesine; mescide gidenler ve gitmeyenler olarak muamele görmesine yol açacaktır.
Müfredatta bilimi ve dünya tarihini yok denecek kadar azaltan ve yerine dini dersler ile yakın tarih adı altında parti propagandası koyan MEB, bu hamleyle de sahibinin sesi olduğunu bir kez daha kanıtlamıştır.

AKP sayesinde dünya sıralamasında listenin sonunda yer alan eğitim sistemi, bu son hamleyle çağdaş ölçütleri yakalamaktan iyice uzaklaşmış, “dindar ve kindar nesil” yetiştirme rotasına sokulmuştur. Bilgiye aç çocuklarımıza laboratuvarın değil, mescitlerin yolu gösterilmek istenmekte, din esaslı bir eğitim sistemi oluşturulmaya çalışılmaktadır.

OKUL ADLARINDA ATATÜRK ALERJİSİ TAM GAZ!

Cumhuriyet değerlerinin önemli yıldönümleri olan milli bayramlar konusundaki alerjisiyle bilinen Bakanlık, ayrıca yeni yönetmeliğindeki “kurumlara ad verme” kıstaslarıyla da Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk’ün adının milli eğitimden silinmesi uğraşına hız vermiştir.
Önceki yönetmelikte özel bir madde olarak yer alan Atatürk’le ilgili kurum adı verme maddesi yeni yönetmelikte yalnızca bir madde bendi olarak kapsamı daraltılarak düzenlenmiştir.
Hatırlanacağı üzere; Eğitim İş olarak Mustafa Kemal Atatürk ve yol arkadaşlarının adlarını taşıyan okulların AKP tarafından isim değişikliğine maruz bırakılmasını yargıya taşımış ve bu konuda zafer kazanmıştık. MEB’in yeni yönetmeliği, söz konusu zaferimizde alınan yargı kararlarını arkadan dolaşmak ve bu anlamda da yasalara aykırı düşmek anlamı taşımaktadır.

YARALARA MERHEM DEĞİL TUZ!

Şu gerçekler hiç unutulmasın: İçler acısı durumdaki eğitim sistemimizde; çocuklarımız eşit eğitim alamamaktadır, zengin ile fakirin bilgiye ulaşma oranı % 78 gibi bir farkla devasa bir uçurumdur, eğitimcilerimizin birçoğu atanamamış, atananlar ise hak gasplarına maruz bırakılmaktadır, köy ve kasaba okullarındaki olanaklar uluslararası ölçütlerin çok altındayken; okul olmayan yerlerde yavrularımız tarikatların ve cemaatlerin kucağına itilmektedir.
Hâl böyleyken; bu utanç tablosunu düzeltmek yerine, mescit sevdasına düşen MEB’i kınıyoruz!
Mustafa Kemal Atatürk sayesinde dünyada çocuklara atfedilen tek bayramın ev sahibi olan ülkemizde, geleceğimiz olan çocukların gerici ve Cumhuriyet kazanımlarını tasfiye etme niyeti taşıyan politikaların kurbanı edilmesinin önünde duracağımızı tekrar ilan ediyoruz.
MEB’in anayasaya, uluslararası sözleşmelere ve Cumhuriyet’in temel ilkelerine aykırı olan bu yönetmeliğini yargıya taşıyacağız ve ne olursa olsun, bu karanlığa ışık taşıyacağız! (24.6.17)

EĞİTİM-İŞ MERKEZ YÖNETİM KURULU
======================================
Dostlar,

AKP en hafif deyimiyle siyasal opportünizmi ilkesiz, hoyrat biçimde sürdürmekte.
Önemli konuları toplumda demokratik katılımla olgunlaştırma yerine fırsat kollamakta.
Toplumun gündemi ile acımasızca oynanmakta, sivil güçler gereksiz meşgul edilerek yorulmaktadır. Yaratılan karmaşa ortamında da “atı alan Üsküdar’a geçer” taktiği uygulanmaktadır. En hafif deyimi ile bu halka ve demokrasiye saygısızlık, AKP’nin de özgüvensizliğine kanıttır.
Daha önce yönetsel yargıda (Danıştay’da) iptal edilen genel yönetmelikleri bir kez daha benzer içerikte düzenlemek açıkça hukuk tanımamaktır.
AKP bu / bunlar mıdır?? Ne yazık ki EVV-VET, AKP işte böyle berbat bir şeydir, çağdaşlık düşmanı ve uygarlığa zararlı bir siyasal örgütlenmedir..
Erdoğan, açıkça “dindar ve kindar” kuşaklar yetiştirme hedefi vermiştir partisine, bürokrasiye. “Dininizi ve kininizi eksik etmeyin” diye tüm çıplaklığıyla hedefini koymuştur.
Cumhuriyete, kurumlarına ve değerlerine, başta Mustafa Kemal ATATÜRK olmak üzere din kullanılarak kinle saldırılacak, olabildiğince yaşamdan silinecektir. 15 yıldır canhıraş bir savaş yürütülmektedir laik – demokratik T.C. devleti hukukuna karşı.

Son mescit zorunluluğu başta Anayasa md. 24 olmak üzere ulusal ve ülkemizin taraf olduğu uluslararası pek çok sözleşmeye aykırıdır. Esas olarak AKP, zorunlu din derslerinin kaldırılmasına hükmeden birkaç AİHM kararını da yerine getirmeyerek sabıkalı duruma düşmüştür. Üstelik 1 saat olan haftalık süre, AİHM ve AİHS’ne meydan okurcasına, Biyoloji dersi haftada 2 saate indirilerek 2 saate çıkarılmıştır.

  • EVRİM programdan dışlanmıştır; bu bilim düşmanlığı, yobazlık ve gericiliktir.

Zorunlu din dersinin içeriği DİN KÜLTÜRÜ VE AHLAK BİLGİSİ DEĞİLDİR! Bu saptamayı, AKP iktidarının savunması karşısında AİHM yapmıştır. Dayatılan, İslam dininin hak mezheplerinden biri olan Hanefi Sünniliği öğretisidir.
Yetişeğe (müfredata), laik ülkede bu şeriatın kimi ceza yaptırımları konmuştur!?
Herkesten vergi alınmakta ancak bu kaynaklar DİB üzerinden Sünni Hanefiliğin hizmetine sunulmaktadır. Bu uygulamanın din ile, ahlak ile, insan hakları ve hakkaniyetle…ilişkisi var mıdır? Peygamber zamanında mezhep mi vardı? Kuran-Peygamber dini türlü türlü yorumlarla mezhepelere ayrılmıştır? Hangisi gerçektir?

AKP bunları kendine yakıştırmakta mıdır; EV-VET, AKP İŞTE TAM DA BUDUR!

Erdoğan, asla “Türk milleti” dememektedir. Etnik kümeler arasında sıradanlaştırarak Türk’ü de saymakta ve hepsine –şimdilik– siyaseten “tek millet” demektedir. Ne hazin çelişki ve zavallılıktır, çünkü her milletin bir adı vardır; Türkiye milletinin adı nedir? TÜRK MİLLETİDİR.. Erdoğan Osmanlı’yı ihya için yanıp tutuşmaktadır, 3. Abdülhamit olma yolunda epey yol da almıştır kendince. Dilinin altındaki bakla, Osmanlıda olduğu gibi “ümmet” tir. Nitekim son zamanlarda birkaç kez “bu ümmet” sözlerini bilinçli ya da bilinçsiz kullanmıştır.

Her-kes aklına bir güzel koysun ki; Anadolu insanları artık sultanın tebası – herhangi bir dinin ümmeti değil; Cumhuriyet’in başı dik, onurlu ve özgür yurttaşlarıdır. Cumhuriyet, AKP = RTE’ye gelene dek 79 yıl bu amaca dönük yürümüş ve köprülerin altından çook sular akmıştır. Nehri geriye akıtmak artık olanaksızdır, zamanın ruhu Erdoğan’ın 3. Abdülhamit özlemlerine -ne yazık ki (!) elvermemektedir. (Lütfen tıklayınız : ERDOĞAN’ın 3. ABDÜLHAMİTLEŞMESİNE “NE YAZIK Kİ” (!) ZAMANIN RUHU ELVERMİYOR)

Bizim de üyesi olduğumuz EĞİTİM-İŞ‘in yukarıda sunduğumuz açıklamasını paylaşıyoruz.

Durmak yok, savaşıma (mücadeleye) devam.. Hiç ama hiç kuşkusuz AYDINLANMA kazanacaktır.. AKP ile lanetli yıllar parantezi kapanacaktır..

Diren Demokrasi, diren laiklik, diren özgürlük; heyy ADALET!

Sevgi ve saygı ile. 28 Haziran 2017, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net   profsaltik@gmail.com

Mustafa Kemal’e hakaret ederken Akp hükümetine Yunan diyen Akp’li!

Mustafa Kemal’e hakaret ederken
Akp hükümetine Yunan diyen Akp’li!

 Yılmaz ÖZDİL

Türk nedir derseniz?
Şöyle tarif etmiş Atatürk

(AS: Bizim katkımız yazının altındadır..)

  • Bu memleket, dünyanın beklemediği, asla ümit etmediği bir müstesna mevcudiyetin
    yüksek tecellisine sahne oldu. Bu sahne, yedi bin senelik Türk beşiğidir. Bu beşik, tabiatın rüzgarlarıyla sallandı, beşiğin içindeki çocuk, tabiatın yağmurlarıyla yıkandı. O çocuk, tabiatın şimşeklerinden, yıldırımlarından, kasırgalarından evvela korkar gibi oldu, sonra onlara alıştı. Onları, tabiatın babası tanıdı, onların oğlu oldu. Bir gün o tabiat çocuğu, tabiat oldu, şimşek oldu, yıldırım oldu, güneş oldu. Türk oldu. Türk budur. Yıldırımdır, kasırgadır, dünyayı aydınlatan güneştir.”
    ***
    Tüm etnik kökenleri bünyesinde barındıran “Ne Mutlu Türküm Diyene” kavramının,
    ruhu budur. Hal böyleyken… Akp gençlik kolları başkanı, yüreğindeki nefreti kusmuş, “birisinin babasının ve kendisinin doğum yeri Selanik’se, Selaniklidir, kimse Türk, Atatürk demesin, orijinali Yunan yani, Türk’e benzemiyor, keşke Atatürk olmasaydı” demiş. Bu arkadaşın iltihaplı mantığına göre, Akp hükümetinde Yunan bakan var demek ki… Çünkü Mehmet Müezzinoğlu Gümülcine doğumlu, babası da Gümülcine doğumlu… Bu durumda “evet” diyenler, Yunan hükümetine mi evet demiş oluyor?
    **
    Şimdi bakın…

“Sayın başkan,
Yaklaşık yedi asır boyunca yakın doğu ve orta Avrupa kanlı savaşlara sahne oldu. Mustafa Kemal Paşa‘nın milli hareketinin rakiplerine galip gelmesiyle kurulan Türkiye Cumhuriyeti, bu belirsizlik ve hoşgörüsüzlük ortamına son verdi. Bir milletin hayatında bu kadar kısa zamanda bu kadar köklü bir değişim, hakikaten nadiren gerçekleştirilebilmiştir. Teokratik bir rejim altında yaşayan, hukuk ve din kavramlarının birbirine karıştığı çöküş halindeki imparatorluk, tamamen hayat ve canlılık dolu, modern bir ulus devlete dönüştürüldü. Yakın doğu, gerçek bir barışın dayanağı haline geldi.
Türkiye’yle sürekli devam eden anlaşmazlıkların neticesinde kanlı savaşlara sürüklenmiş olan biz Yunanlar, Osmanlı imparatorluğunun halefi olan bu ülkede gerçekleşen derin değişikliğin etkilerini ilk hissedenler olduk. Küçük Asya felaketinden hemen sonra, savaştan bir ulus devlet olarak çıkmış olan, yeniden doğan Türkiye’ye, samimi barış arzusuyla elimizi uzattık, o da samimiyetle karşılık verdi. Barış için bu paha biçilmez katkıyı gerçekleştiren kişi, elbette,
Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal Paşa‘dır.
Bu yüzden, 1933 Yunanistan Hükümeti’nin lideri olarak, Mustafa Kemal Paşa’nın
Nobel Barış Ödülü’nün ayırtedici itibarıyla ödüllendirilmesini teklif etmekten onur duyarım.”

İmza?
Eleftherios Venizelos.
****
Evet… Mustafa Kemal Atatürk, sadece kahramanlığıyla değil, dehası ve evrensel vizyonuyla, dizlerinin üstüne çökerttiği düşmanlarının bile böylesine büyük saygısını kazanmış bir devlet adamıydı. Yunanistan başbakanı Venizelos, savaş meydanlarında ülkesini yenmiş, Anadolu’dan kazıyıp atmış, ordusunu denize dökmüş, Yunan ırkçılığının simgesi megalo idea’yı tarihin çöp tenekesine fırlatmış olan Atatürk’ü, 1934’te Norveç Nobel Komitesi’ne gönderdiği bu mektupla, Yunan halkı adına, Nobel Barış Ödülü’ne aday göstermişti.
***
İnsani değerler bakımından, gırtlak gırtlağa geldiğimiz milletlere bile ilham veren bir karizmaydı Atatürk.
***
Türk adalarını Yunan’a bırakacaksın. Türk yoktur diyeni alkışlayacaksın.
Ne mutlu Türküm diyene‘li Andımıza tahammül edemeyeceksin.
T.C.’yi sileceksin… Sonra çıkıp Atatürk’e Yunan diyeceksin öyle mi?
***
Atatürk, bilimsel gerçek olarak, Oğuz Türkü’dür, yörüktür.
Bu kindar nesil nankörlüğü ise, işgalci mezaliminden kötüdür. (SÖZCÜ, 19.02.2017)
========================================
Dostlar,

Çok acıdır, AKP döneminde Mustafa Kemal ATATÜRK‘e ve Cumhuriyet değerlerimize saldırı hem nicel hem de nitel olarak kabul edilemeyecek dereceye ulaştı. Üstelik, yukarıdaki örnekte olduğu gibi olağanüstü bir bilgisizlik, kopkoyu bir cehalet ve/veya bilgi kirliliği temelinde.

Yoktan var ettiği bir Ulus tarafından bunca nankörlük korkarız Atatürk dışında bir başka önderin başına gelmemiştir. Ülkemizi tek başına yönetmede 15. yılına giren AKP fetret döneminin acı meyveleridir bunlar.. AKP Kasım 2002’de ABD tarafından bir proje ile iktidara getirildiğinde yeni doğan bebekler günümüzde 15 yaşına, 5 yaşında olanlar 20 ve 10 yaşında olanlar 25 yaşına girmiştir. Kopkoyu bir cehalet içinde Atatürk’e kin – nefret kusan bu genç de sorumlu yöneticilerce dayatılan nankör eğitim politikalarının ürünüdür.

Ne denli acı ki R.T. Erdoğan, “dindar ve kindar nesiller yetiştireceğiz..”, “.. dininizi ve kininizi eksik etmeyin..” anlamında sözler etmiş, eğitim sistemini başta olmak üzere yaşamın hemen her alanını yemyeşil tonlara boyayarak seküler – laik düzeni ciddi düzeyde aşındırmıştır.

Yukarıdaki sözleri eden Anamur AKP Genlik Kolları üyesi, açıkça AKP – RTE’nin çarpık, gerçek dışı, vefasız hatta nankör… eğitim politikalarının prototip bir kurbanıdır. AKP – RTE için 2 seçenek var : Ya izledikleri politikanın nasıl tehlikeli, kabul edilemez kerteye vardığını görerek hızla düzeltme yoluna gireceklerdir ya da kendilerince “hedeflerine” (!?) yaklaştıklarını saptayıp bayram edecek ve “durmak yooook, yola devam..” diyeceklerdir. İkincisi çıkmaz sokaktır, iflah etmez adamı.. İlkini kendilerine salık veririz.. O genç adına Mustafa Kemal ATATÜRK‘ün aziz ve saygın anısından ve halkımızdan özür dileyerek hem de..

Sevgi ve saygı ile. 20 Şubat 2017, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com