Ümmet değil Cumhuriyet, kulluk değil bilgelik!

Ümmet değil Cumhuriyet,
kulluk değil bilgelik!

Prof. Dr. TÜRKKAYA ATAÖV

Cumhuriyet, 13 Ağustos 2019

Dinlerdeki hak ve ahlak öğretileriyle bir derdimiz yok. Ancak, küçücük çocuğun başına takke ya da türban geçiren, başka dilden ayet ezberleten, din eğitimi yerine masallarla vakit harcayan ve rastgele yorumlarla beynini ele geçiren ile düşüncesi bu yollardan tutsak edilenden ne hayır beklenir? Küçük çocuk eğitim kitapları onların o yaşlarda oyuna, doğa sevgisine, öteki canlılarla etkileşime ve kendi dillerini iyi öğrenmeye gereksinimleri olduğunu belirtir. Birçok Arap ülkesiyle kimi Hıristiyan toplumlarda olan budur. Neden böyle? Önce, ilkel eğitimin geçmişi yüz binlerce yıl geriye gider, bilimin tarihiyse ancak 300 yıldır. Bruno ve Vanini yakılmış, Galilei tutuklanmış, Hallacı Mansur’un derisi yüzülmüş, (AS: Derisi yüzülen Nesimi’dir..) ama Darwin’in “Evrim Kuramı”nı derste anlatmış olan öğretmen Scopes’u mahkemede savunmuş olan hukukçunun heykeli şimdi tam o yapının karşısına dikilmiştir. 
Ancak, birkaç yüz yıllık bilim, boş inançlı çocuksu masallara ve büyü-muska benzeri safsataya ağır darbeler indirmiştir. Dinlerde ahlak dersleri de vardır ama bilim geçmişin kurumuş tahtalarına özlemci değil, onarımına sürekli gereksinim duyulan tutarlı bir yapıdır. Akılcı, deneyimci, yanlışlardan da öğrenen ve ileriye doğru değişimden yanadır. 
Bağnaz Hıristiyanlık Haçlı Seferlerini başlatırken “Tanrı bunu istiyor” parolasıyla tetiklemişti. Papa X. Pius, Descartes’ı yasaklatmıştı, ama Vatikan Hitler’i aforoz bile etmedi. Şimdiki sözcüleri de İsa’nın dünyaya gene gelip Tanrı’nın ordusunun başkomutanlığını üstleneceğini, son büyük savaşın Ortadoğu’da olacağını, zaferi Evangelist ve yandaşlarının kazanacağını, sonra da bu tür Hıristiyanlığın her yerde egemen olacağını yazıyorlar. Bu türlü kitapların her biri ABD’de 60 milyonun üstünde satıyor.

Atatürk Türkiyesi 
Küresel ısınmanın yaşamı tehdit ettiği ilk söylendiğinde “iklime yalnız Tanrı karar verir” diyen aymazlar vardı. Bu konuya ABD’de on yıl önce değindiğimde, biri bana da buna benzer bir tepki göstermişti. Bizde de yağmur duası için “denenmiş yollardan geri dönülmez” diyen sorumlular çıktı. “Kadın başörtüsüyle özgürleşti” diyen kişi yapabilirse dünyada ve ülkemizde kadın hakları atılımlarını incelesin. “Mekke ve Medine’yi izlemeliymişiz” de diyorsa, Suudi, Körfez şeyhlikleri ve Afganistan gibi toplumlarda kızların cehennem yaşamı üstüne basılmış kitapları görsünler. Afgan kızı babasının dükkânına gitmek için bile giysileri ve traşıyla erkek gibi görünmelidir. Kırkaltı Suudi kadın erkeksiz otomobil kullanınca, minaredeki imam şöyle bağırmıştı: “Öldürülmeleri gerekir.” Bugün “Tanrı’ya itaat” sözü kölelik olmamalı.

  • Müslüman toplumlar içinde yalnız Atatürk Türkiyesi’nde aydınlanma süreci yaşandı.

Dünyanın her yerindeki bağnaz çevre yobazlıklarını tartışmaya bile yanaşmıyorsa ve kemikleşmiş çıkarlarına dost elle sarılmışsa, öteki gezegenlere ulaşma yarışında yeri nerede olabilir? Bilimsel doğrularla uyumlu eğitime kapalı yurttaş “kula-kul” olmuş, körinancın kapattığı beyni ve daralan olanaklarla uzun ve karanlık bir yoldadır. “Ah, Mekke ve Medine” derken tüm Arap ülkelerinde bilim adamı yetişmemesinin nedeni budur. Kişi varlıklı olsa da tembel beyinlidir. Petrol gelirini aralarında bölüşen prensler ancak hızlı yatları ve Avrupalı kapatmalarıyla Akdeniz limanlarını dolaşır, arada muhalifleri yok ederler. Körfez ülkelerinde resmi görüş “din kitabı olduğuna göre anayasaya gerek yoktur” diyor, ama din başka, anayasa başka! 
Yahudilerde on buyruk, islamda beş şart ve Hindistan’da sekiz yol gibi ilkeler ve başka benzerliklere karşın, ufak farklılıklardan mezhepler çıkmış, savaşlarda kanlar akmıştır. J. Swift “Gülliver’in Yolculukları” adlı yapıtında iki komşu ülke savaşını şu saçma nedene dayandırır: “Yumurta sivri ucundan mı, yuvarlak gerisinden mi kırılmalı?”

Ilımlı İslam 
Oğul Bush’un bakanları memurlara öğle arasında İncil okuyorlardı. ABD’de Evangelistlerle birtakım tarikatlar ve cemaatler iktidarı ele geçirme yarışındaydılar. Ortak düşmanları laiklik, bilime dayalı eğitim, halk yararına düşünce ve kapkaç düzene muhalifler. Küresel çaptaki tekelci sermayenin sözcüsü olan azınlık “ılımlı” sıfatını da yapıştırdığı FETÖ kıvamındaki siyasal İslama bir bağlaşık kemendi sarıp kendine bağlamıştır.

  • Emperyalizm yakıp yıkmada, öldürmede, altyapıları çökertmede ve yoksul çoğunluğu cehennem ezincinde yaşatmada Nazi Gestaposuyla yarıştadır.

Orwell’in “1984”te anlattığı zebani kuruluşlarıyla bir anlama karşı karşıyayız. Oysa, değişim bir doğa kuralıdır. Kendine dinci diyenler bilgi yerine masa ile kasa peşindeler, ama Sünni dünyası 7.5 milyonluk İsrail’de bilimsel çalışmaların sayısının 22 Arap ülkesindeki toplam çalışmaların iki katından çok olduğunu bilsin.
Bilimin çekip gideceği yok, daha da hızlanıp gelişeceği biline. Ok atma değil, ışık hızı çağındayız. Toynbee diyor ki: “Fatih İstanbul’u teknolojik üstünlükle aldı.” Ümmet çağı da çok geride kaldı. Suudi Kralı adına yılın büyük ödülü, dünyanın yerinde durduğunu ve güneşin onun çevresinde döndüğünü yazan Sünni Arap rektöre verilmişti. Mars’a yollanan yapay uydu fotoğraf çekip gönderiyor, robotlar hizmete giriyor. “İstikbal göklerdedir” diyen Atatürk’tü; aydın veziri boğduran Abdülhamit ya da “halk bir sürüdür” deyip yabancı zırhlısıyla kaçan sözde halife Vahdettin değil. 
Ümmet kavramı geçerliyken, 279 çalışması olan El-Kindi kırbaçlanmış. 184 araştırmalı El- Razi kör edilmiş, tıp kitabı yüzlerce yıl başvuru kaynağı olan İbni Sina kentten kente kaçıp durmuş, İbn Rüşd’ün yazdıkları yakılmış, insanbiliminin kurucusu İbni Haldun’un değeri bilinmemişti. 

  • Çözüm ümmette değil Cumhuriyette, kullukta değil bilgeliktedir.

Bu yolda sorumlu aydınlar ve sessiz gibi duran çoğunluğun hareketlenmesi çağ atlatır. İkinci seçenek ise beyin ve yaşam kapılarının özgür düşünceye kapanması demektir.

İsrail ‘Din devleti’

‘Din devleti’

Meriç Velidedeoğlu
Cumhuriyet, 03.08.2018
(AS : Bizim katkımız yazının altındadır..)
Geçen hafta perşembe günü sabahı İsrail meclisi “Knesset” İsrail’i, “Yahudi Ulus Devlet”, 
açıkça “Yahudilerin ulus devleti” olarak kabul ettiğini dünyaya duyurdu. (19.7.2018)

Ve hemen ardından da -anımsanacağı gibi- “yolsuzluktan” yargılanan Başbakan Netanyahu“Mutlak bir çoğunluk, devletin ‘Yahudi karakterinin’nesiller boyunca aktarılmasına karar verdi, ‘Çok yaşa İsrail devleti!’ ” diyerek seslendi.
Kuşkusuz bu “Yahudi karakteri”ni belirleyen, “Yahudi şeriat (Halaka) kuralları” olduğu bilinir; dolayısıyla Başbakan, “İsrail bir din devletidir!” diyerek de vurguladı bu durumu.
Ve bu “dinsel” dile getiriş, “İsrail Devleti”nin kurulduğu toprakların yerli halkını hiçe sayıp, sınırlarının genişletilmesinin “nedeni” olarak hep kullanıldı, şimdi de kullanılmaktadır…
Öyle ki, İsrail’in sınırlarını, “Kızılırmak” büklümüne dek uzatarak, Anadolu’yu da içine alan ünlü “Yaşam Alanı” kuramı, “Ortadoğu”yu da, Batı Emperyalizmi’nin at koşturduğu bir alan olmasını sağlayan yine “dinsel” bir projedir; daha yakışan bir deyişle, “dinsel maskeli” bir projedir…
Dünya ülkelerine dağılmış olan “İsrailoğulları”nı, “Kutsal Kitap”ları, “AhdiAtik”te, kendilerine “vaat edilen, çeşmelerinden bal, süt akan” bugünkü topraklarına, Birinci Dünya Savaşı (1914-1918) sonunda yerleştiren İngiltere -bu “sevabı” işledikten sonra- Ortadoğu’yu, dünyanın yeni jandarması “ABD”ye teslim etmiş olsa da, dinsel bağlamdaki bu emperyalist tutum sürdürülecekti, sürdürüldüğü görülüyor.
Öte yanda, İsrail meclisi “Knesset”in, Arap milletvekilleri Netahyahu’yu eleştirerek, “Siz bir ‘apartheid’ (ırk ayrımcılığı) yasasını geçirdiniz. Bu yasa ırkçıdır!” diye uyardılar…
Ayrıca, Komünist Partisi’nin Arap milletvekili de: “Yahudiler dışındaki bütün vatandaşları, ikinci sınıf vatandaş konumuna getirdiğini söyleyerek,‘…demokrasinin ölümü ilan edildi!’ ” dedi…
Bir “din devleti” olduğunu ilan eden İsrail’in, bu yapısından kaynaklanan ırkçı tutumuna, dolayısıyla Filistinlilere uyguladığı katliama, dahası, içeriden de yapılan bu ağır suçlamalara karşın, ABD’nin hâlâ İsrail’i savunmasının siyaset bağlamı dışında, başka bir anlamı olabilir mi?
“ABD”nin, bir “din devleti” olduğu, ülkedeki Hıristiyanlardan, Hıristiyan dininin bir mezhebi olan Protestanlığı kabul eden, “Protestanlar” tarafından kurulduğu konusu, şu günlerde dile getirildiği görülüyor; özellikle de tutucu Protestanlara “İncil” yazarlarına verilen “Evangelist” adından kaynaklanan Evangelist’ler dendiğinden söz ediliyor ve “ABD”yi kuranların bunlar olduğu belirtiliyor.
ABD’de, Başkan Trump’ın da katıldığı bu tartışmalar sürerken, İsrail’in, “Yahudi Ulus Devlet” olduğunu sağlayan yasaya, “Yahudi Ulus Devlet Yasası’na, yazının başında yer alan eleştirilere bir yenisi daha eklendi.
Maliye Bakanı Moshe Kahlon“ayrımcılığı ve din devletini yasal hale getirecek” bu yasaya itiraz etti; ardından Eğitim Bakanı da bu eleştiri kervanına katıldı.
Bu itirazların yapıldığı geçen hafta, ölen Filistinlilerin‘149’a ulaştığını bildiriyordu ‘TV’ler…
“Din devletleri”nin, insanlığa yaşattığı derin olumsuzlukların süreceği görülüyor.
Ne dersiniz?
======================================
Dostlar,

İSRAİL’de IRKÇI – SİYONİST DİN DEVLETİ İLANI ÇOK UTANDIRICIDIR

21. yy’da utandırıcı bir girişim İsrail’in yaptığı..
Tam anlamıyla “dinci ırkçılık“, özel olarak adı SİYONİZM!
ABD / ABD’li Evangelistler tam güç, bu küresel meydan okumanın ardında!?
Bu nasıl insan hakları savunuculuğu ise!?

İsrail’de Yahudi Şeriatı Halaka yaşama egemen olacaksa, bu ülkede yaşayan Yahudi olmayanlar kesin olarak “1. sınıf eşit yurttaş” olamayacaklardır.

Bu sonuç, İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi ve BM Sözleşmesi başta olmak üzere sayısız uluslararası hukuk metnine açık biçimde aykırıdır.

Ayrıca “Yahudi” olma, biyolojik soybağına dayalıdır ve mutlaka Yahudi bir kadından doğma koşuluna bağlıdır. Sonradan bu ırkçı özelliğin kazanılması olanaklı değildir..

Şimdi dönüp Türkiye’ye bakalım.. Neredeyse 90 yıl önce Mustafa Kemal Paşa, 10. Yıl Söylevini bitirirken

  • “Ne mutlu Türk’üm diyene!” sloganını kullanmıştır. (29 Ekim 1933)

Kemal Paşa‘nın kendi el yazısıyla 3 ayrı yerde “Türk Milleti” tanımı yaptığını biliyoruz.

  • “Türkiye Cumhuriyetini kuran Türkiye halkına / ahalisine Türk Milleti denir.”..

Bu belirleme ve çağrı tümüyle gönüllü, uygarca, sosyolojik temelli, ırkçılık dışı ve gerçekçidir.

Anadolu halkını, etnik kökenlerini gözetmeden, çağdaş bir ulus devlet kurmaya çağrıdır. Emperyalizm karşısında başkaca seçenek yoktur; tersi durumda bölünüp parçalanma ile yutulma ve / veya emperyalizmin sömürgesi kukla devletçiklere dönüşme kaçınılmazdır.

Dolayısıyla ATATÜRK MİLLİYETÇİLİĞİ asla ırkçı olmayan, barışçı – dayanışmacı – birleştirici bir anti-emperyalist bir insan hakları savunma girişimidir. Kaldı ki, bu kurum –Ulus Devlet- Mustafa Kemal Paşa‘nın uydurması da değildir, imparatorlukların parçalanmasının ardından Dünyada geçerli olan devletleşme modelidir.

Türkiye’de bu gerçekçiliğin doğru algılanması, tüm Türkiye halkları = Türk Ulusu açısından yaşamsal önemdedir.

Dolayısıyla “eşit yurttaşlık” sözlerinin semantik tuzaklı büyüsüne kapılmadan ulusun birliği sağlanmalıdır. Bunun yolu “yurttaşların eşitliği” dir.. Ülkemizde, etnisiteleri farklı da olsa, anayasal olarak salt Türk yurttaşlarımız vardır ve bunlar yasa önünde eşittirler.

Anayasanın 66. maddesi toplumsa barışın güvencesi gibidir :

  • Madde 66 – Türk Devletine vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkes Türktür.

Türk vatandaşlığı yasal koşulları oluştuğunda, başkalarınca kazanılabilmektedir. Örn. evlenme ile, ülkemizde belli değerde taşınmaz edinme…. Suriye’li göçmenlerin yaklaşık 1/100’ünün (35 bin dolayında) son birkaç yılda Türk vatandaşlığına kabul edilmesi gibi.. (TÜRK VATANDAŞLIĞI KANUNU, RG : 12.06.2009, sayı: 27256)

Günümüz ABD’si, çok sayıda farklı Avrupa halklarınca kurulmuştur. İngiliz emperyalizmi ile yıllarca bağımsızlık savaşı vermişler ve 1776’da Virginia Haklar Bildirgesi ile bağımsız devlete adım atmışlardır. Genelgeçer, en yaygın konuşulan dil olan İngilizce’yi tek “resmi” dil olarak benimsemiş ve uluslaşmaya koyulmuşlardır. ABD’nin 3. Başkanı (1801-1809) Thomas Jefferson, haklı biçimde övünerek salt bir devlet kurmadıklarını, ayrıca bir ULUS YARATTIKLARINI vurgulamaktadır.. Üstelik çok sayıda (onlarca!) farklı millet – dil – kültürden kalkarak.. Gerçekten de “Amerikan” halkı tam anlamıyla sentetiktir, yapay olarak üretilmiştir. Hiçbir ABD’li = Amerika yurttaşı = “Amerikan” bu durumdan yakınmacı değildir.

Resmi (official) = ana (basic)  = asıl (essential) = birincil (primary) dilleri kamusal alanda İngilizcedir.
“Anne” (mother) dili = doğuştan (native) dilleri çoook farklıdır ve bunlar da kamusal alan dışında özgürce kullanılmaktadır.
Ancak bilmektedirler ki, ABD olmalarını DİL VE ULUS BİRLİĞİNE borçludurlar.

Aktardıklarımızdan, Türkiye ve benzer biçimde etnik – dilsel – inanç eksenlerinde ayrıştırılarak iç savaşla parçalanmak ve sömürgeleştirilmek istenen pek çok ülke ve halk için çıkarılması gereken çok ders vardır.

Üstelik Türkiye’de ABD ölçüsünde etnik çeşitlilik söz konusu değildir. Çoğunluğun dili “resmi” dilimizdir. Anadolu’da yaşayan halkın ezici çoğunluğunun “Türk” olması nedeniyle, “Türklerin yurdu – diyarı” anlamında “Turchia” adı, 800+ yıl önce Batılı tarihçilerce konmuştur.

Emperyalizme direnmenin tek yolu ANADOLU HALKININ DİL VE ULUSAL BİRLİĞİ‘dir. Ve ancak böylelikle gerçek demokrasi kurulabilir..

Sevgi ve saygı ile. 05 Ağustos 2018, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com