Suudi Arabistan’da Kuran’ın İslam’ı değil Kralın İslamı yaşanıyor!…

Değerli Dostlar,

AZ ÖNCE ALDIĞINIZ AYNI DOSYADA EK GÖNDERİLMEMİŞTİ, TEKRAR EDİYORUM.

 

Duran AYDOĞMUŞ
E. Dışişleri Bakanlığı Uzmanı

Prof. Dr. Ahmet SALTIK Hocamızın websitesinde yayımlaladıkları ve bana da ayrıca göndermiş olduğu 21 (yirmi bir) yazı içinde en çok gerçeklerle ve yaşanmış ve yaşanmakta olan gerçekleri anlatanlardan, bence en önemlisi siyaset bilimcisi Prof. Dr. Türkkaya ATAÖV‘ün “ÜMMET DEĞİL CUMHURİYET” başlıklı yazısıdır. Bilmeyenler / unutanlar için paylaşıyorum. 
ATAÖV hocanın anlattıklarının tümüyle gerçek olduğunu, ben Arap ülkelerinin çoğunda ve özellikle de Suudi Arabistan’daki gözlemlerimi doğruladığını belirtiyorum. Bu yazıda anlattıkları tüm İslam toplulukları için ve özellikle Suudiler için bütünüyle doğrudur!..
57 İslam ülkesinin insanları, İslam’ın merkez ülkesinin Suudi Arabistan olduğunu bilir veya zannederler. Ben de öyle zannederdim! Nasıl zannedilmesin? İslam Peygamberi Suudi Arabistan’dan, kutsal bilinen Kabe Suudi Arabistan’da, Hac ve Umre ibadeti için oraya gidiyor Müslümanlar, İslam’ın 4 Halifesi Suudi Arabistan’dan vd. İşte bu nedenlerle İslam’ın Merkez Ülkesi olarak biliniyor Suudi Arabistan! 
Suudi Arabistan’da bulunmamış ve bizzat görmemiş, yaşamamış olan dostlar, şuna inanın lütfen;
  • Suudi Arabistan’da Kuran’ın İslam’ı değil, Kralın İslamı yaşanıyor!…
  • Yani, Kral ne isterse o yaşanıyor ülkede!
Bu gerçeği Suudilere hep söylüyordum 1980’lerde. Ülkelerinden ayrılıp başka ülkelere giderken, (havada-karada-denizde) LAİK yaşamı yaşamaya başlıyor Suudiler’in erkeği de kadını da!.. Bir örneğini uçakla Cidde’den Ankara’ya gelirken yaşadım :
Suudi erkekler’in çoğu -uçak ülkeden ayrılıp bulutlar üzerine çıkıp ikram başladığında- Ankara’ya ininceye dek viski içtiler... Uçağa siyah tesettür kıyafeti ile binen Suudi kadınların tümü siyah giysilerini lavaboda çıkarıp süslü püslü modern kadın oldular! 

Daha fazlasını ANILARIMDA 5 ÜLKEkitabımda anlattım..
ANILARIMDA 5 ÜLKE, Duran Aydoğmuş ile ilgili görsel sonucu
Daha çok  uzatmak istemiyorum.

Çağdaş yaşam özlemi ve saygı ile.

Duran Aydoğmuş
16.08.2019

Ümmet değil Cumhuriyet, kulluk değil bilgelik!

Ümmet değil Cumhuriyet,
kulluk değil bilgelik!

Prof. Dr. TÜRKKAYA ATAÖV

Cumhuriyet, 13 Ağustos 2019

Dinlerdeki hak ve ahlak öğretileriyle bir derdimiz yok. Ancak, küçücük çocuğun başına takke ya da türban geçiren, başka dilden ayet ezberleten, din eğitimi yerine masallarla vakit harcayan ve rastgele yorumlarla beynini ele geçiren ile düşüncesi bu yollardan tutsak edilenden ne hayır beklenir? Küçük çocuk eğitim kitapları onların o yaşlarda oyuna, doğa sevgisine, öteki canlılarla etkileşime ve kendi dillerini iyi öğrenmeye gereksinimleri olduğunu belirtir. Birçok Arap ülkesiyle kimi Hıristiyan toplumlarda olan budur. Neden böyle? Önce, ilkel eğitimin geçmişi yüz binlerce yıl geriye gider, bilimin tarihiyse ancak 300 yıldır. Bruno ve Vanini yakılmış, Galilei tutuklanmış, Hallacı Mansur’un derisi yüzülmüş, (AS: Derisi yüzülen Nesimi’dir..) ama Darwin’in “Evrim Kuramı”nı derste anlatmış olan öğretmen Scopes’u mahkemede savunmuş olan hukukçunun heykeli şimdi tam o yapının karşısına dikilmiştir. 
Ancak, birkaç yüz yıllık bilim, boş inançlı çocuksu masallara ve büyü-muska benzeri safsataya ağır darbeler indirmiştir. Dinlerde ahlak dersleri de vardır ama bilim geçmişin kurumuş tahtalarına özlemci değil, onarımına sürekli gereksinim duyulan tutarlı bir yapıdır. Akılcı, deneyimci, yanlışlardan da öğrenen ve ileriye doğru değişimden yanadır. 
Bağnaz Hıristiyanlık Haçlı Seferlerini başlatırken “Tanrı bunu istiyor” parolasıyla tetiklemişti. Papa X. Pius, Descartes’ı yasaklatmıştı, ama Vatikan Hitler’i aforoz bile etmedi. Şimdiki sözcüleri de İsa’nın dünyaya gene gelip Tanrı’nın ordusunun başkomutanlığını üstleneceğini, son büyük savaşın Ortadoğu’da olacağını, zaferi Evangelist ve yandaşlarının kazanacağını, sonra da bu tür Hıristiyanlığın her yerde egemen olacağını yazıyorlar. Bu türlü kitapların her biri ABD’de 60 milyonun üstünde satıyor.

Atatürk Türkiyesi 
Küresel ısınmanın yaşamı tehdit ettiği ilk söylendiğinde “iklime yalnız Tanrı karar verir” diyen aymazlar vardı. Bu konuya ABD’de on yıl önce değindiğimde, biri bana da buna benzer bir tepki göstermişti. Bizde de yağmur duası için “denenmiş yollardan geri dönülmez” diyen sorumlular çıktı. “Kadın başörtüsüyle özgürleşti” diyen kişi yapabilirse dünyada ve ülkemizde kadın hakları atılımlarını incelesin. “Mekke ve Medine’yi izlemeliymişiz” de diyorsa, Suudi, Körfez şeyhlikleri ve Afganistan gibi toplumlarda kızların cehennem yaşamı üstüne basılmış kitapları görsünler. Afgan kızı babasının dükkânına gitmek için bile giysileri ve traşıyla erkek gibi görünmelidir. Kırkaltı Suudi kadın erkeksiz otomobil kullanınca, minaredeki imam şöyle bağırmıştı: “Öldürülmeleri gerekir.” Bugün “Tanrı’ya itaat” sözü kölelik olmamalı.

  • Müslüman toplumlar içinde yalnız Atatürk Türkiyesi’nde aydınlanma süreci yaşandı.

Dünyanın her yerindeki bağnaz çevre yobazlıklarını tartışmaya bile yanaşmıyorsa ve kemikleşmiş çıkarlarına dost elle sarılmışsa, öteki gezegenlere ulaşma yarışında yeri nerede olabilir? Bilimsel doğrularla uyumlu eğitime kapalı yurttaş “kula-kul” olmuş, körinancın kapattığı beyni ve daralan olanaklarla uzun ve karanlık bir yoldadır. “Ah, Mekke ve Medine” derken tüm Arap ülkelerinde bilim adamı yetişmemesinin nedeni budur. Kişi varlıklı olsa da tembel beyinlidir. Petrol gelirini aralarında bölüşen prensler ancak hızlı yatları ve Avrupalı kapatmalarıyla Akdeniz limanlarını dolaşır, arada muhalifleri yok ederler. Körfez ülkelerinde resmi görüş “din kitabı olduğuna göre anayasaya gerek yoktur” diyor, ama din başka, anayasa başka! 
Yahudilerde on buyruk, islamda beş şart ve Hindistan’da sekiz yol gibi ilkeler ve başka benzerliklere karşın, ufak farklılıklardan mezhepler çıkmış, savaşlarda kanlar akmıştır. J. Swift “Gülliver’in Yolculukları” adlı yapıtında iki komşu ülke savaşını şu saçma nedene dayandırır: “Yumurta sivri ucundan mı, yuvarlak gerisinden mi kırılmalı?”

Ilımlı İslam 
Oğul Bush’un bakanları memurlara öğle arasında İncil okuyorlardı. ABD’de Evangelistlerle birtakım tarikatlar ve cemaatler iktidarı ele geçirme yarışındaydılar. Ortak düşmanları laiklik, bilime dayalı eğitim, halk yararına düşünce ve kapkaç düzene muhalifler. Küresel çaptaki tekelci sermayenin sözcüsü olan azınlık “ılımlı” sıfatını da yapıştırdığı FETÖ kıvamındaki siyasal İslama bir bağlaşık kemendi sarıp kendine bağlamıştır.

  • Emperyalizm yakıp yıkmada, öldürmede, altyapıları çökertmede ve yoksul çoğunluğu cehennem ezincinde yaşatmada Nazi Gestaposuyla yarıştadır.

Orwell’in “1984”te anlattığı zebani kuruluşlarıyla bir anlama karşı karşıyayız. Oysa, değişim bir doğa kuralıdır. Kendine dinci diyenler bilgi yerine masa ile kasa peşindeler, ama Sünni dünyası 7.5 milyonluk İsrail’de bilimsel çalışmaların sayısının 22 Arap ülkesindeki toplam çalışmaların iki katından çok olduğunu bilsin.
Bilimin çekip gideceği yok, daha da hızlanıp gelişeceği biline. Ok atma değil, ışık hızı çağındayız. Toynbee diyor ki: “Fatih İstanbul’u teknolojik üstünlükle aldı.” Ümmet çağı da çok geride kaldı. Suudi Kralı adına yılın büyük ödülü, dünyanın yerinde durduğunu ve güneşin onun çevresinde döndüğünü yazan Sünni Arap rektöre verilmişti. Mars’a yollanan yapay uydu fotoğraf çekip gönderiyor, robotlar hizmete giriyor. “İstikbal göklerdedir” diyen Atatürk’tü; aydın veziri boğduran Abdülhamit ya da “halk bir sürüdür” deyip yabancı zırhlısıyla kaçan sözde halife Vahdettin değil. 
Ümmet kavramı geçerliyken, 279 çalışması olan El-Kindi kırbaçlanmış. 184 araştırmalı El- Razi kör edilmiş, tıp kitabı yüzlerce yıl başvuru kaynağı olan İbni Sina kentten kente kaçıp durmuş, İbn Rüşd’ün yazdıkları yakılmış, insanbiliminin kurucusu İbni Haldun’un değeri bilinmemişti. 

  • Çözüm ümmette değil Cumhuriyette, kullukta değil bilgeliktedir.

Bu yolda sorumlu aydınlar ve sessiz gibi duran çoğunluğun hareketlenmesi çağ atlatır. İkinci seçenek ise beyin ve yaşam kapılarının özgür düşünceye kapanması demektir.

Bugün 26 Ağustos

Bugün 26 Ağustos

Şahin MengüŞahin Mengü

(AS: Bizim kapsamlı katkımız yazının altındadır..)

Bugün 26 Ağustos, Büyük Taarruzun başlayışının 95. yıldönümü. Bu gün 30 Ağustosta, kan ve gözyaşı ile yoğrulmuş bir kuşağın, emperyalizmin uşaklarına karşı kazandığı zaferin başlangıcıdır. 20. Yüzyılın başından beri cepheden cepheye koşmuş, cephelerde en yakınlarını yitirip kendi elleriyle toprağa bırakan yorgun gövdelerin zaferinin başlangıç yıldönümüdür.

26 Ağustos 1922 sabahı Afyonkarahisar çevresinde toplanmış, İngilizlerin deyişiyle “kiralık silah” Yunan mevzilerine topçu bataryalarının açtığı ateş, Akdeniz kıyılarında sona erecek Büyük Taarruzun başlama işareti oluyordu.

30 Ağustosta kazanılan bu zafer sadece emperyalizme karşı bir başkaldırının simgesi değildir. Yorgun, bitap bir ulusun kendisine duyduğu özgüvenin, Misak-ı Milli sınırlarını korumak için nasıl harekete geçtiğini göstermesi bakımından anlamlıdır.

Sakarya Meydan Savaşı ile Mustafa Kemal’in emir ve komutasındaki Türk Orduları stratejik bir zafer kazanmışlardı. Sakarya Meydan Savaşı ve onu izleyen başarıların gerçek anlamını kavrayabilmek için bu gelişmelere ulusal sınırları da aşan bir açıdan bakmak gerekir. Emperyalizme karşı kazanılan bu büyük zafer ile, sömürülen bütün doğu halkları, Mustafa Kemal’de bir ön savaşçı, bir gün bağımsızlığa açılacak olan girişimin ışıklarını görüyorlardı.

Nitekim, Hint Ulusal Kongresi Önderi Gandi, Mısır VAFT partisi kurucusu Said Zaglul, Rif Boylarında Fransız ve İspanyol sömürgecilerine karşı savaşan Faslı önder Abdülkerim, Afgan Kıralı Emanullah’tan gelen yüreklendirici mektuplar, Mustafa Kemal’in evrensel mesajının tüm ezilen uluslarda karşılık bulduğunun birer belgesiydi.

Hindistan’da Türkiye çalışmalarının öncüsü olan Prof. Dr. Mohammed Sadig Türk Devrimi ve Hindistan Özgürlük Hareketi adlı önemli araştırmasında diyor ki:

  • “Onun etkisi Türkiye’nin sınırlarını aşarak çok uzaklara uzanmış ve sömürü tutsaklığı altında inleyen herkese esin kaynağı olmuştur. O yeni bir uyanışın kapısını açmış, Asya’da özgürlüğü başlatmıştır. O yeni bir uyanışın kapısını açmış. Asya’da Özgürlüğü başlatmış. Türkiye’deki kurtuluş akımıyla Ankara’da sömürgeciliğin ölüm çanlarını çaldırmıştır.”
    (Prof. Dr. Türkkaya Ataöv’den naklen)

Mustafa Kemal’in bu büyük askeri başarıları, sömürülen bütün doğu halklarına bir ışık olurken, bu ülkede bugün olduğu gibi o gün de emperyalizmin uşakları vardı. Dış düşmanla uğraşan Mustafa Kemal ve arkadaşları aynı zamanda iç isyanlarla da uğraşıyorlardı.

26 Ağustostan başlayarak Mustafa Kemal Türk Ordusunu zaferden zafere koşturdu, Türk ulusu bağımsızlığını , Türkiye ülke bütünlüğüne kavuştu. Atatürk’ün deyişiyle

  • “Amacımız ulusal sınırlarımız içinde toprak bütünlüğümüzü, aynı zamanda da tam egemenliğimizi elde etmektir. Bizi bu amaçtan alıkoyacak herhangi bir güce karşı savaşacağız.”

Ulusal kurtuluş hareketinin lideri, düşmanı salt askeri olarak yenmenin yetemeyeceğini Osmanlı İmparatorluğu deneyinden ötürü çok iyi biliyordu. Askeri alanda düşünülen taktik ve stratejik planların siyasal alanda da uygulanması gerektiğinin bilincindeydi.

Birinci Dünya Paylaşım Savaşının mağlubu (AS: yenileni) dört devlet içinde yalnız Türkiye, kendine galip devletlerin zorla imzalattıkları Sevr’i yırtıp atıp Lozan’ı kabul ettirerek savaştaki zaferinin ardından bir de diplomasi zaferi eklemiştir. Birinci Dünya savaşının 4 mağlubundan (AS : yenileninden) ne Almanya Versay, ne Avusturya St Germain, ne Macaristan Trianon ve ne de Bulgaristan Neuilly antlaşmalarını kendileri değiştirebilmiştir.

Bize tam bağımsız bir ülkenin çocukları olma hakkını veren başta Mustafa Kemal ve arkadaşlarının, acılı ve yorgun savaşçılarını saygıyla anıyor, aziz hatıraları önünde saygıyla eğiliyorum.
==========================================
Dostlar,

95 YIL SONRA BİR 26 AĞUSTOS SABAHI…

Sayın Av. Şahin Mengü’ye teşekkür ederiz bu yazısı ile verdiği sıcak iletiler için..
Evet, tam 95 yıl önce bu gün, Afyon Ovasında cehennem gibi bir savunma savaşı başlatılmıştı.
Dönemin dünya hegemonu İngiltere (günümüzde ABD… yarın hangi ülkeler??), Yunanistan’a Batı Anadolu’yu vaadetmişti. Böylelikle, Megali İdea denen Büyük İdeal gerçekleşecek, Ege bir Yunan iç denizi olacak ve yüzyılların hülyası Büyük İyonya yeniden kurulmuş olacaktı. 1830’lara dek yaklaşık 400 yıl Osmanlı valileriyle yönetilen Yunanlar, bölüşülen Osmanlı İmparatorluğundan önemli bir pay kapacaklardı. Böylesine tarihsel fırsatlar ender düşerdi. Dolayısıyla uğruna neler feda edilmezdi ki! O zamanki nüfuslarına göre (1930-34 döneminde 6,5 milyon nüfus!) çok ciddi bir rakam olan 250 bin kişilik ordu hazırlayıp 15 Mayıs 1919’da İzmir’i işgal ettiler. Ağababaları İngiltere silah ve mühimmat da satacaktı kendilerine.. İşgal Batı Anadolu’da yayıldı. 1921 yazında Polatlı’ya dek uzandı. Bir de Trabzon tarafında Rum Pontus devleti kurulacaktı ki, Kral Venizelos yönetimindeki Yunanlar için Zeus ve yardımcısı Tanrıları seferber olmuştu adeta!

O Venizelos ki, 1934’te T.C. Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal ATATÜRK’ü NOBEL Barış Ödülüne aday gösterecek denli uygardı..

  • Günümüzde Büyük ATATÜRK’ün aziiiiiiz anısına saldıranlar insan olabilir mi? Erdoğan neden gürlemiyor ATATÜRK‘ün yontularına, yapıtlarına bitmeyen saldırılar karşısında?? İçten bir kararlılık gösterse duracaktır bu iğrenç saldırılar. Net ve kararlı tutum almadığı sürece bu saldırılarda iktidar suç ortağı hatta azmettirici olarak suç işlemektedir!

Ne var ki önce 1. ve 2. İnönü muharebeleri ile önleri kesildi, Temmuz 1921’de ise Sakarya’da
Mustafa Kemal Paşa komutasındaki Türk ordusuna yenilerek geri çekilmek zorunda kaldılar. Sakarya Meydan Savaşı’nın kazanılmasından sonra, Başkomutan Mustafa Kemal Paşa’ya, Millet Meclisi, 19 Eylül 1921’de yasayla ”Müşir” (Mareşal) rütbesi ile ”Gazi” unvanı verdi. Yaklaşık 13 ay sonra ise, 95 yıl önce bu gün, şafak atarken bu kez yine Mustafa Kemal Paşa komutasındaki Türk ordusu, Sakarya’dakinin 4 katı dolayında asker ve çok daha güçlü lojistik destek ile, işgal ettikleri Türk yurdunu Yunan askerlerine cehennem etmeye başlamıştı. Öylesine berkitilmiş (müstahkem) askeri mevziler yapmışlardı ki, kolay kolay 6 aydan önce hiçbir saldırı çökertemezdi. Ne var ki yalnızca 4-5 gün dayanabildiler. 30 Ağustos günü arkalarını dönmüş, her yeri yaka – yıka Afyon ovasından Ege’ye doğru kaçmaya başlamışlardı. Ordu komutanı general Trikopis bile tutsaktı ve Mustafa Kemal Paşa’nın çadırında konuk edilmiş, kahve ikram edilmiş, kılıcı alınmamıştı. Atina’daki başkomutan Hacı Anesti öfke bunalımlarındaydı.

Büyük Taarruz sürdürüldü ve kaçabilen Yunan birlikleri 9 Eylül 1922 günü İzmir’de denize döküldüler. Bu gün, salt Türkiye ve biz Türkler için değil, dünya tarihi açısından da bir dönemeçtir. Hem bizim hem Yunanların.. Hem de emperyalizmin sömürgesi mazlum uluslar için bağımsızlık savaşımı meşaleleri yakılmıştır.

Başta Başkomutan Mareşal Gazi Mustafa Kemal Paşa olmak üzere, utkuda (zaferde) belirleyici işlev gören Fahrettin Altay paşa ve süvarilerine, emeği geçen her-ke-se, şehit ve merhum gazilerimize vefa borcumuzu ödeyebilmenin tek 1 yolu var.. Atatürk’ün belirttiği gibi Türk Ordusunun utkusuyla (zaferiyle) sonuçlanan Büyük Taarruzdaki temel amaç, yalnızca düşmanı yenmek değil; Kayıtsız şartsız bağımsız yeni bir Türk devleti kurmak olduğuna göre,

  • Türkiye Cumhuriyeti Devletimizi ”kayıtsız şartsız bağımsız” bir Devlet olarak
    sonsuza dek hep ilerleme içinde yaşatmak, çağdaş uygarlık düzeyinin ötesine taşımak!

Gerisi hamasi söylevler, boş laflar..)

Ağzına ”Türk” sözcüğünü almaksızın, özellikle … bakın Türk demiyorum! dahi diyebilen ülkemiz yöneticileri (http://ahmetsaltik.net/2017/04/02/pamukoglu-hayir-onde-yuzlerinden-belli/) Hacca da gitseler ihramlara bürünerek, 26 Ağustos’larda Malazgirt’e de gitseler, 26 Ağustos’un ruhu ile barışık olmadıklarını yadsıyamazlar; bu çok utandırıcıdır ve Türk Ulusu böylesine bir aşağılanmaya asla yaraşır olmadığı gibi, kabul de etmeyecektir..

Mustafa Kemal Paşa‘nın kurduğu bu devlette, demokratik cumhuriyetin nimetleriyle ATATÜRK‘ün koltuğunda oturan Erdoğan‘ı bu davranışları nedeniyle esefle karşılıyoruz, kendisini tarihsel gerçeklerimize saygılı olmaya, insafa ve vefaya çağırıyoruz.

Önümüzdeki günlerde de bu konuyu işlemeyi sürdüreceğiz.

Sevgi ve saygı ile. 26 Ağustos 2017, Tekirdağ

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

PROF. TÜRKKAYA ATAÖV : “Düşüncenin Gücü ve Makine Zekasının Çağı”

 

 

ÇARŞAMBA SÖYLEŞİSİ :
PROF. DR. TÜRKKAYA ATAÖV

Değerli Mülkiyeliler 
Geleneksel olarak düzenlediğimiz Çarşamba Söyleşilerimizde 31 Mayıs 2017 Çarşamba günü saat 18.30’da, Prof. Dr. Türkkaya Ataöv,
“Düşüncenin Gücü ve Makine Zekasının Çağı” ;
başlığı altında bir sunum yapacaktır. Çarşamba Söyleşimize katılımınızı bekleriz. 
Saygılarımızla.
Mülkiyeliler Birliği Yönetim Kurulu

Sözde Ermeni Soylkırımına Uzmanlardan 3 Dev Yanıt

Sözde Ermeni Soykırımına
Uzmanlardan 3 Dev Yanıt


Değerli Dostlar,

Soykırım ve Terörizm Araştırıcısı Sefa Yürükel,
sözde Ermeni soykırımının emperyalistlerin Osmanlı’yı parçalama
ve Türk’ü ortadan kaldırma planı olan Şark Planı‘nı,
çok yerinde bir benzetmeyle, bugünkü BOP Planıyla örtüştürüyor.
Ekte konuyla ilgili çok önemli uzmanların raporları var.
Lütfen paylaşınız.
 
Dostlukla, 01.04.2015
Lâle Gürman 
**********

Değerli Dostlar,
Bu yilin asirlik yalani propagandasi, emperyalistlerin Osmanliyi parcalama ve Turku imha etmesi olan, Sark Plani (Bugunku adi ile BOP) cercevesinde, sözde Ermeni faaliyetleri esasta ise Emperyalist Patron/patronlar ve piyon faliyetleri (PKK=HDP de bu işi bugün yüklenmistir) babında Ermeni tehciri bir soykirim gibi butun Uluslararasi içtihat ve hukuka karşı oldugu halde, 1. Dunya savasinin devam ettirmeye calismaktadirlar.
Biz Turklerde onurlu milletin evladi olan bir avuc KURSAD da olsak, bunun Emperyalist bir proje oldugunu, Milletimizi ve dunyayi uyarmak. tavir aldirtmak icin calismalar yapmaliyiz. Alinan tehcir kararinin hakli oldugunu bilerek ve savunarak hareket etmeliyiz.
Bu anlamda, bugune kadar emegi gecmis bircok degerimizin eserlerini hem kendi milletimizin mensuplarina, hem Ermenistan ve diger milletlerin mensuplarina da (Cumhurbaskanlari ve parlementerler de dahil olmak uzere) elimizdeki olanaklar dahilinde iletmeli ve Hz. İbrahim Karınca örneğinde olduğu gibi dik durmaliyiz..
Bundan boyle de tavrimiz böyle olmalidir.
Gonderdigim ekteki eserleri de Turk dunyasinin mensuplari olarak, bizim lehimize
etki uyandirmak, tavir aldirmak ve taraf oluşturmak için tum dunyadaki gerekli merci ve kiiliklere yaymaliyiz.
Bunlari bugunku sorunlari gelecek kuşaklara bırakmadan halletmek icin yapmaliyiz
ve yazili metinlerlede Türk’ün alana çıkmasini saglamaliyiz diyorum.
Tum Türk dünyasinin bireylerine, kuruluslarina, calismalarinda bu anlamda
basarilar diliyorum.
Saygilar selamlar
Sefa M. Yürükel
Soykirim ve Terrorizm arastirmacisi
Etnograf ve Sosyal antropolog.
Lahey Türklere Soykırımları Araştırma Vakfı Başkanı.

Stat Identity Pulat Tacar & Guigen
(15 sayfa, İngilizce, 278 KB) 

ArmenianFalsifications_Ataov
(128 sayfa, İngilizce, 7,16 MB)


Kamuraneng ermeni konusu
(327 sayfa, İngilizce, 1,15 MB) 

==========================================

Dostlar,

Değerli araştırmacı Sefa Yörükoğlu ve Lale Gürman hanımefendiye paylaşımları için teşekkür ederken;

Ermeni sorununda uzman 3 değerli araştırmacıya da emekleri için teşekkür ediyoruz..

Sayın Prof. Dr. Türkkaya ATAÖV‘e

Sayın E. Büyükelçi Kamuran Gürün‘e ve

Sayın E. Büyükelçi Pulat Tacer‘e…

Toplam 470 sayfalık son derece değerli 3 kaynak..

Sevgi ve saygı ile.
02.04.2015, Ankara

Dr. Ahmet Saltık
www.ahmetsaltik.net
profsaltik@gmail.com