Prof. Ali ERCAN Konferansı : MİLLETLERİN AKRABALIĞI

Yuksek_Ticaretliler_Dernegi_Logosu

İSTANBUL YÜKSEK TİCARET ve
MARMARA ÜNİVERSİTESİ İİBF MEZUNLARI DERNEĞİ
ANKARA ŞUBESİ

K O N F E R A N S

MİLLETLERİN AKRABALIĞI

portresi, Gülümseyen

Prof. Dr. D. Ali Ercan
ADD Bilim Kurulu Başkanı

09 Aralık 2015 Çarşamba, saat : 15.00
Mithat Paşa Cd. 16/6 Yenişehir – Ankara
Tel. 434 37 16

=========================

Dostlar,

“Popülasyon Genetiği” ilginç bir bilimsel alandır..
Son çalışmalar gösteriyor ki, yeryüzü insanları “epey” halvet olmuşlardır!
Bu anlatımın bilimsel karşılığı “Genetik polimorfizm” dir.
Özellikle tarihsel coğrafyada geçiş yolları üzerindeki transit toprakların toplumları
tam bir “genetik kokteyl” dir.
Bunların başında da belki Anadolu toprakları ve halkları gelmektedir.
Uluslararası Doku Organ Bankacılığı Sistemi verileri çok öğretici ve şaşkınlık vericidir :
Bir bakıyorsunuz Kaliforniya’daki bir ABD yurttaşına Ağrı’dan uygun Böbrek vericisi çıkıyor! Gerek arkeolojik buluntular ve radyoaktif C14 ile yaş saptanarak kronolojik iz sürümü,
gerek DNA problarının yüksek teknoloji ile karşılaştırılabilmesi;
Gezegenimiz halklarının yaygın ve girift akrabalığını ortaya koymaktadır.
Bir şeyi daha : Şempanzelere muazzam (%98,8!) genetik benzerliğimizi.

Dolayısıyla EVRİM adım adım kanıtlanmış, filogenetik seride boşluk kalmamıştır.
Charles Darwin’in kulakları çınlasın..

Bir şeyi daha : 36. Osmanlı Padişahı M. Vahdettin‘de Oğuzların Kayı Boyu genlerinin neredeyse sıfırlandığını! Öyle ya, 2. Padişah Orhangazi’den başlayarak sonraki 34 padişahın hepsinin de eşleri ayrıksız (istisnasız) yabancı! 1 tek Türk anne yok! O zaman
2^(1/34) = 1/ 17,2 milyar çıkıyor ki; anlamı, 36. Osmanlı Padişahı Vahdettin’in genlerinin
ancak 17,2 milyarda 1’inin Türk geni kaldığıdır! Yok sayılabilecek olağanüstü küçük bu oranla (Dünya nüfusu 7,4 milyar!) “etnik (Biyolojik, soydan) Türk” sayılmak olanaksızdır!

Yeni Osmanlıcılık hezeyanı içindekilere de bu “hesap” acı bir sürpriz olsun!

Prof. Ali Ercan hocamızın deyimiyle, “Etnisiteler artık nostaljik birer hatıradır..”

Şimdi aslolan evrensel gerçek insan olmak; insanlığa katkı vermektir.

Bu gelişmeleri öğrenmekten en çok mutlu olacak insanların başında C. Darwin geliyor.
Sonra da Adem ve Havva!
En çok mutsuz olacakları anmaya gerek var mı : Irkçılar!

Büyük ATATÜRK‘ün şu tanımındaki isabete ne demeli ?

“Türkiye Cumhuriyetini kuran TÜRKİYE AHALİSİNE / HALKINA Türk Milleti denir.”

Daha fazlasını seçkin bilim insanı dostumuz Sn. Prof. Ercan‘dan keyifle dinledik..

09 Aralık 2015 Çarşamba, saat : 15.00
Mithat Paşa Cd. 16/6 Yenişehir – Ankara

Kendisine ve ev sahiplerine, emeği geçenlere teşekkür ederiz.
Şube Başkanı Sayın Davut ÖZDEMİR ve çalışma arkadaşları sürekli yapıyorlar
bu tür değerli Aydınlanma etkinliklerini.. Sağolsunlar!

Bu önemli ve değerli bilimsel sunumun yansılarını izlemek için lütfen tıklar mısınız?

Milletlerin_akrabaligi_9.12.2015

Sevgi ve saygı ile.
09 Aralık 2015, 23:32, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net
profsaltik@gmail.com

Darwin’in Evrim Kuramı Nedir?

Darwin’in Evrim Kuramı Nedir?

Darwin_Evrim

Bilimin hiçbir alanının olmadığı gibi, Evrim Teorisi (Evrimsel Biyoloji) de statik bir çalışma alanı değildir. Sağlam temellere dayanan kuramsal altyapısı 1859′da
Charles Darwin’in tam adı “Doğal Seçilim Yoluyla oluşan Türlerin Kökeni”  olarak bilinen kitabı yayınlamasıyla inşa edildi.

Ancak o yayınla sonlanmadı, hatta o kitap, devasa bir patlamanın ilk kıvılcımından ibaretti. İlk kıvılcım olması bakımından müthiş öneme sahiptir; ancak bu alanın yarattığı asıl önemli bilimsel sonuçlar ve bilimde açılan çığırlar bakımından o denli de
önemli değildir; o zamandan bu yana çok fazla şey keşfettik.

Darwin’in birkaç noktadaki hatasını (özellikle popülasyonların sayısal genişlemesi ve genetik gibi konulardaki hatalarını ve bilgisizliklerini) düzelttik ve genişlettik.
Bunun dışındaysa, Darwin’in açtığı kapı, evrimsel biyolojiye her zaman temel olarak kaldı ve olasılıkla hep de öyle kalacak.

O zamandan bu yana Evrim Teorisi’yle ilgili birçok yeni açıklama getirildi, geçerli bir kuram olduğu matematiksel olarak kanıtlandı, bilgisayar modelleriyle doğrulandı,
elimizi değdiğimiz her türde gözledik, bütün fosiller evrimsel süreci onayladı, karşılaştırmalı anatomi, morfoloji, genetik sahalarındaki çalışmalar bir bütün olarak evrimsel süreçleri tam da kuramın öngördüğü biçimde doğruladı ve daha nicesi…
Bu yolda yepyeni deneceler (hipotezler) ileri sürüldü, kimileri çok güçlü biçimlerde doğrulanarak (veya hala yanlışlanamayarak!) kuramın güçlü bir parçası durumuna geldiler, kimileri çürütüldü ve unutuldu.

Tüm bu baş döndürücü gelişmeler, bulgular, kanıtlar ve araştırmalar göz önüne alındığında, Darwin’in Evrimle ilgili çizdiği çerçeve son derece basit ve yalın kalmaktadır. Evrimin özünü anlamak ve anlatmak bakımından halen çok değerlidir;
ama fakat evrimsel biyolojiyi Darwin’den ve O’nun ileri sürdüğü biçimiyle
Evrim Kuramı’ndan ibaret görmemiz olanaksızdır. Yine de amaç yalın bir anlatımsa,
1982’de büyük evrim biyologu Ernst Mayr‘ın özetlediği biçimiyle, 5 temel nokta üzerinden Darwin’in ilk ileri sürdüğü Evrim Kuramı irdelenebilir:

1- Evrim, tek başına ele alındığında, bir organizmanın soy hattının zaman içinde değişimidir. Bu fikir, Darwin’e ait değildir ve Milattan Önce yaşamış filozoflara dek
gider. Ancak Darwin, bu görüşe yönelik, doğadan bizzat topladığı, değerlendirdiği ve
izah ettiği, karşı konulamayacak miktarda kanıt sunmuştur. Öyle ki, o zamana dek böyle bir şeyi aklına bile getiremeyecek ve tüm türlerin sabit olarak yaratıldığını veya
var oluverdiklerini düşünen binlerce biyolog, kanıtları incelemeleri sonucu yalnızca birkaç yıl içinde Evrim Kuramı’nın doğadaki değişimi net bir biçimde açıkladığını kabul etmişler, fikirlerini değiştirmişlerdir. 1880’lerden bu yana bilim camiası, Evrim Kuramı üzerinde tam bir fikir birliği içindedir (tüm biyologların %99’undan çoğu, tüm bilim  insanlarının %90’ından çoğu Evrim Kuramı’nı kabul etmektedir; Türkiye’de bu oran, ne yazık ki, %50 dir).

2- Darwin’in ileri sürdüğü “ortak ata” fikri, Lamarck’ın ileri sürdüğü
Evrim Kuramı’ndan köklü bir biçimde farklıdır.

Darwin, türlerin ortak atalardan farklılaşarak evrimleştiğini ve tüm türlerin tarihin derinliklerinde mutlaka ortak atalarda buluşmak zorunda olduğunu ileri süren ilk kişidir. Kendisi, bütün yaşamın tek ve dev bir Evrim Ağacı olarak değerlendirilebileceği görüşünü bilime kazandırmıştır. Böylece Lamarck’ın ve diğerlerinin düşündüğünün aksine, birbirinden bağımsız olarak farklılaşan soy hatlarının değil, birbirine sıkıca bağlı olan soy hatlarının evrimleştiği anlaşılmıştır.

Yakın akrabaların ortak atası tarihte günümüze daha yakın zamanlarda, uzak akrabaların ise daha eski zamanlarda yaşamıştır. Örneğin, kardeşinizle olan ortak atanız olasılıkla hala yaşamaktadır (anneniz ve babanız), birinci derece kuzeninizle olan ortak atanız yaşıyor veya birkaç yıl önce yaşamış olabilir (büyük aileniz), tüm insanların Neandertaller ile ortak atası 500 bin yıl kadar önce yaşamıştır, insan ile şempanzenin ortak atası ~ 6 milyon yıl önce yaşamıştır; ancak insan ile papatyanın ortak atası 2,5 milyar yıl kadar önce yaşamıştır.

3- Kademeli evrim, Darwin’in Evrim Teorisi’nin köşebaşı taşlarındandır. 

Günümüzde “adaptasyon” olarak bilinen bir evrimsel biyoloji ekolü, halen Darwin’in
bu görüşünü savunmaktadır ve halen en güçlü açıklama budur. Bu görüşe göre var olan, var olmuş ve var olacak bütün canlıların, her bir özelliği, basit ve ufak adımlardan geçerek evrimleşmiştir. Bu görüşe göre Evrimde sıçramalar olmaz, bir özellik birdenbire var olamaz. Buna yönelik seçenek kuramlar, Evrimde asıl karakter oluşumunun,
birden sıçramalar ve çok hızlı Evrim dönemlerinden (Kambriyen Patlaması gibi)
geçerek evrimleştiğini ileri sürer. Bu tartışma halen sürse de, Kademeli Evrimin her türün en azından çoğu özelliğini oluşturan süreç olduğu düşünülmektedir. Sıçramalı evrim,
daha özgül özelliklerin oluşumunda işe yarıyor olabilir.

4- Popülasyon içi karakter dağılımının değişimi, Darwin’in Evrim Teorisi’nin temellerini oluşturmaktadır. Bu keşfi, ölümünden yalnızca birkaç on yıl sonra genetiğin keşfi ve bu keşfin de Evrim Teorisi’ni %100 doğrulaması sonrası, “Popülasyon Genetiği” denen bilim dalının doğmasını sağlamıştır.

Darwin, birçok bilim dalında yapılan sayısız devrimin başlangıcında yer almaktadır ve popülasyon genetiği de bunlardan birisidir. Ayrıca Darwin’in teorisini özel ve farklı kılan da budur. Bu keşfe göre, bir türün popülasyonu içindeki özgül (spesifik) karakterlerin
(örn. boy uzunluğu, boyun kalınlığı, vb.) görülme sıklığının kuşaklar içindeki değişimini gözlemek, kaçınılmaz olarak Evrimi gözlediğimiz anlamına gelir. Bir bireyin ömrü içinde yaşanan değişimlerin hiçbiri Evrim değildir, Gelişimdir. Ancak bir popülasyonun kuşaklar boyunca geçirdiği bütün Değişimler, Evrimsel değişimler olmak zorundadır. Dolayısıyla gen ya da karakter frekansları (görülme ve dağılım sıklıkları) değişiyorsa, evrim var demektir.

5- Evrimin ana mekanizması Doğal Seçilim‘dir

Her nesilde doğan yavrular, ebeveynlerinden birazcık farklı özelliklere sahiptirler.Bu özelliklerin bazıları, bazı bireylere dezavantaj sağlarken, bazı diğer özellikler bazı diğer bireylere hayatta kalma konusunda avantaj sağlar. Avantajlı olanlar daha fazla hayatta kalır, daha kolay ürer ve kendilerini avantajlı kılan genleri gelecek nesillere daha çok aktarırlar. Böylece popülasyon ve nesil bazında baktığımızda, avantajlı özellikler sayıca artar, dezavantajlı özellikler giderek azalır. Bu (raslantı – eleniş) mekanizmasına
Doğal Seçilim denir. Bu tür seçilim sonucu evrimleşen bütün özelliklere adaptasyon denir.

Doğal Seçilim ve ona bağlı olarak geliştirdiği tüm bu fikirler, Darwin’in tkuramını güçlü kılmaktadır. Darwin’in bu temelleri ileri sürmesinden beri birçok gelişme yaşanmış,
çok daha teknik ayrıntılar aydınlatılmış, çeşitliliği yaratan 20’ye yakın mekanizma,
seçilime neden olan 5 farklı mekanizma keşfedilmiştir.

Darwin çeşitlilik mekanizmalarının hiçbirinden haberli değildi, çünkü genetik henüz bilinmiyordu. Ancak seçilim mekanizmalarının neredeyse hepsini tam isabetle tanımlamayı başardı. Ondan sonraki 150 yıl boyunca, bu mekanizmaların her birine yüzlerce türden örnekler keşfedildi. Bu örneklerin ayrıksız (istisnasız) hepsinde,
kuşaklar boyunca değişim gözlenebildi. Böylece ufak değişimlerin birikerek büyük değişimlere neden olacağı da gösterilmiş oldu. Uzun dönem laboratuvar deneyleriyle
bu gözlemler denetimli (kontrollü) ortamlarda da yinelenerek bire bir doğrulandı.
Hatta Evrimsel Biyolojinin bu temelleri, biyolojinin sınırlarını aşarak ekonomi, politika, mimarlık ve mühendislikte kullanılmaya başlandı ve aynı derecede başarılı sonuçlar
elde edildi.

Evrim, bir bütün olarak, doğanın her köşesinde gözlendi ve gözlenmeye devam ediyor. Gerçekten de biyolojik olarak var oluşumuzu bu denli net olarak açıklayabilen
bir kurama sahip olduğumuz için insanlık olarak çok şanslıyız. Şimdi önemli olan,
bu kuramı kullanarak Doğayı çok daha iyi anlayabilmek, onu korumak ve onu kullanarak çok daha büyük atılımlara imza atmak.
______________
Hazırlayan: ÇMB (Evrim Ağacı)
Kaynak: Evolution, Douglas Futuyma (syf. 7-8)

===============================

Dostlar,

Dünyayı gene BİLİM kurtaracak…
Her yerde, her zaman BİLİM…

Darwin‘e sonsuz selam…

Darwin’in tezleri artık “Evrim Kuramı” olarak bilim dünyasında tam kanıtlanmış durumda,
bütün görkemiyle önümüzde…

Öğrenilmeyi, anlaşılmayı ve gönülleri – akılları aydınlatmayı bekliyor..

Dosyayı bizimle paylaşan Sayın Prof. Dr. D. Ali Ercan‘a çoook teşekkür ediyoruz.

Aşağıdaki görseli de arşivimizden biz ekliyoruz..

Arnold_Toynbee_Darwin_tavuk_toplum

Sevgi ve saygı ile.
26.03.2015, Ankara

Dr. Ahmet Saltık
www.ahmetsaltik.net
profsaltik@gmail.com

Rıfat Serdaroğlu : SEN DE TÜRKSÜN OGLİİİM!


SEN DE TÜRKSÜN OGLİİİM !

portresi_gulen


Rıfat Serdaroğlu
 

Bak Keko;

Irkçılıktan- ve Etnik Kökene göre Milliyetçilik yapılmasından nefret ederim.
“Popülasyon Genetiği” adlı bilim dalı, ırkçılığın ve etnik milliyetçiliğin
bilimsel anlamda hiçbir dayanağının bulunmadığını kanıtlıyor.


Hele hele türümüz olan Homo Sapiens’in, 200 bin yıllık uzun yürüyüşünün belki de
en önemli geçiş yolunu oluşturan ve dünyanın en melez coğrafyası olan Anadolu ve Ortadoğu’da etnik milliyetçiliğe kalkışmak, içinde yaşadığınız vatana ve

  • “TÜRKİYE CUMHURİYETİNİ KURAN TÜRKİYE HALKINA TÜRK MİLLETİ DENİR. NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE!” 

gibi herkesi kucaklayan bir anlayışı bizlere armağan eden Atatürk’e ve akla ihanettir.

(Not : Serdaroğlu burada “Türkiye Cumhuriyetini kuran Türk halkına..” diye yazmış. Doğrusu “Türkiye halkına..” olacak; düzelterek yazdık..)

Sana bu gerçekleri anlatmanın bir yararı olacak mı bilmiyorum ama ben yine de yazayım ki, ileride “Bilmiyordum abi, bilsem yapar mıydım?” demeyesin!

Delinin şeyine tutunduğu gibi sen de “Kürt Halkı – Kürdistan” diye tutturmuş gidiyorsun.

Kendine de Beşir Atalay – Davutoğlu ve Erdoğan gibi kafa dengi arkadaşlar bulmuşsun.

  • Aklın sıra, vatanımızı bölüp, bölgede ikinci İsrail olarak konumlanacak
    “Kürdistan Devletini” kuracaksın!?

Sırtını da PKK denen uyuşturucu kaçakçısı örgüte ve Peşmergelerin başı olan Barzani’ye dayamışsın. PKK ve Barzani’nin arkasına geçip, onlara arkadan
destek veren İsrail ve Amerika’yı görmezden gelirsin.

Sırtını dayadığın Barzani ve Peşmergeleri ile PKK militanlarının tüm güçleri ile savaşmalarına karşın, IŞİD militanları karşısında nasıl perişan olduklarını
görmedin mi?

ABD havadan bombaladı, İngilizler para-silah yardımı yaptı, yine de IŞİD militanları Barzani’nin çok güvendiği Peşmergeleri tekme-tokat kovaladı.

Bak Keko;


Seni dolduruşa getirenlere kanıp,
Amerikalının – İngiliz’in piyonu olmaktan vazgeç
.

Sana Türkiye’den ve Türklerden başkası yar olmaz.
Aklını başına topla.
Sana kimi tarihi gerçekleri anlatayım; ister inan, ister inanma!

Sayın Arslan Bulut’un köşesinde yazdığına göre (AS: Yeniçağ),

Antropolog ve Sosyolog Dr. Mustafa Aksoy, Kürtçe yayın yapan Nur Cemaati’ne yakın Kürtçü-İslamcı “Nûbihar Dergisi” (İlkbahar Dergisi) kapağında çok güzel ve otantik bir halı-kilim damgası görür. Derginin yazı işleri müdürünü arar ve kendisine o damganın, Doğu ve Güneydoğu’da yaşayan Kürtler arasında en çok kullanılan bir damga olduğu söylenir.

Daha sonra, bir davet üzerine Taşkent üzerinden Kazakistan’a gider. Daha Taşkent Havaalanından çıktığında sokaktaki bir elektrik direğinde Nûbihar Dergisi kapağındaki damgayı görür. Aynı damga ve benzerlerini Taşkent’ten Çimkent’e (Kazakistan’a) giden yol boyunca çok yerde görür.

Öyle ki, insan elinin değdiği her yerde o damga vardır. Çok geçmeden Nûbihar Dergisinin Yazı İşleri Müdürünün “Kürtlere ait dediği damganın” Kazak Türklerinin
Milli Damgası olduğunu öğrenir…


Değerli araştırmacı Rahmetli Servet Somuncuoğlu da, Hakkâri’nin Gevaruk Yaylasına çıkıp kaya resimlerini fotoğraflamış, görüntülemiş, oradaki damgalarla Kazakistan’daki damgaların birliğini ortaya çıkarmıştı.

Dr. Mustafa Aksoy ise halı ve kilimlerden yaşamın her alanındaki sanat eserlerine dek
bugün de yaşayan o damgaları fotoğrafladı ve bilimsel olarak yorumladı.
Böylelikle farklı bir yoldan giderek yalnızca Türklerin şifrelerini değil,
Kürtlerin şifrelerini de çözmüş oldu.

Dr. Aksoy şöyle diyor :

Bilindiği gibi Kürt Tarihi konusunda çalışan Kürtçü araştırmacılar, dilden hareketle Kürtleri Farsların bir boyu olarak kabul ederler. O zaman şu sorulara yanıt vermeliler :

-Kürtler, halı ve kilimlerde neden Farsların kullandığı damgaları ve düğümü değil de, hep Türklerin damgaları ve düğümleri kullanmışlardır?

-Kürtlerde Koçbaşlı mezar taşları ve balballar (Orta Asya Türklerinde mezarların üzerine, ölen kişinin yaşamda iken öldürdüğü düşman sayısı kadar konan taştan heykeller) varken, Farslarda neden yoktur?


-Tunceli ve Hakkâri’deki halı ve kilimlerde kullanılan damgaların, Sibirya’ya dek olan Türk Kültür Coğrafyasında birebir aynılarının kullanılması çok önemlidir.

Türk Düğümü denen “Çift Düğümün” ayrılmaz bir kardeşliği ifade ettiği ise,
birlikte yaşamanın en güzel kanıtıdır.


Anladın mı Keko?


Kuşaklar boyu birlikte yaşadığın kardeşlerini, yalnızca Amerika-İngiltere gibi
emperyalist devletlerin petrol çıkarı için satma be kardeşim.

Beyni, yıllarca kullandığı eroin yüzünden erimiş olan Öcalan denen caniyi de, dedesinden-babasından bu yana Kürtleri köle gibi kullanan Barzani adlı çete reisini de kopart ensenden be kardeşim!

Bugün “Kürtçü Hareketin” önderliğini yapan çoğu Toprak Ağası-Aşiret Reisi-Şeyh olan BDP Milletvekillerini iyi tanı. Bunların birinin ağzından

“Toprak Reformu”,
“Kadın-Erkek Eşitliği”,
“Kalkınma-İmar”,
“İş-istihdam”…

gibi sözleri duydun mu?

Bunlar yıllardır TBMM’de bulunurlar. Bunlardan bölgeye, Allah rızası için bir çeşme yaptıranı gördün mü? Göremezsin, çünkü seni esas sömürenler bunlardır.
Bunlar kendi ceplerinden başka bir şey düşünmezler!


Uyan be Keko;


Gerçek düşmanını gör.
Sana binlerce yıldır gönlünü açan kardeşlerini daha fazla kırma yahu!

Bak binlerce yılın öncesinden bakan tarih sana ne diyor :

SEN DE TÜRKSÜN OGLİİİM…

===================================================

Dostlar,

Sayın Rifat Serdaroğlu’nun kalemi ve yazıları artık yam anlamıyla “dem aldı”!

Ustalaştı.. Türkiye’nin zor koşulları usta bir yazar yonttu..

İşte çarpıcı bir diyalektik örnek..

Zekası ve birikimi, deneyimi, yurtseverliği..
O’nu keskin ama aklıcı, sert belki ama gerçekçi ve sevecen bir biçeme taşıdı.

İçerik olarak Türk – Kürt kardeşliği bağlamında söyleyecek çok şey ve verilecek onlarca, belki de yüzlerce örnek var ama biz Sn. Serdaroğlu’nun yazısının tadına bir şey katmayalım. O’na çooook teşekkür ederken, büyük ATATÜRK‘ün bu bağlamda
son derece önemli bir sözünü ekleyelim hoşgörünüzle :

  • “Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran Türkiye halkına, Türk milleti denir. Bugünkü Türk milleti siyasî ve içtimaî camiası içinde kendilerine
    Kürtlük fikri, Çerkezlik fikri ve hatta Lazlık fikri veya Boşnaklık fikri propaganda edilmek istenmiş vatandaş ve millettaşlarımız vardır.
    Fakat mazinin istibdat devirleri mahsulü olan bu yanlış adlandırmalar,
    -birkaç, düşman âleti mürteci, beyinsizden başka- hiçbir millet ferdi üzerinde üzüntüden başka bir tesir yapmamıştır. Çünkü bu millet
    fertleri de umum Türk camiası gibi aynı müşterek maziye, tarihe,
    ahlâka, hukuka sahip bulunuyorlar.”