Demografi Hakkında Temel Bilgiler – Eylül 2018

Demografi Hakkında Temel Bilgiler – Eylül 2018


Değerli site okurlarımız,

Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesinde son sınıfta (6 sınıf, İntörn Dr.‘luk yılı) öğrencilerimiz 1 ay boyunca Halk Sağlığı Anabilim Dalında staj yapmaktalar. Bu staj 1. Basamak sağlık birimlerinde (yataksız sağlık birimleri) yapılmakta ve ay sonunda öğretim üyeleri ve tüm staj kümesi önünde çalışmalarını bir sunumla paylaşmaktalar.

Ağustos 2017’de de benzer bir çalışmayı bu sitede paylaşmıştık. Aşağıda, Eylül 2018 staj kümesinden sevgili öğrencilerimiz, 1 yıla kalmadan meslektaşlarımız olacak İnt. Dr. Ayşenur Şimşek, İnt.Dr. Feyza Şimşek ve İnt.Dr. Sema Şahin’in sunumlarını paylaşmak istiyoruz kendilerine nitelikli emekleri için çok teşekkür ederek..
Türkiye’nin aklını başına devşirmesi ve hiç ama hiiiiiiç oyalanmadan

“HER AİLEYE 1 ÇOCUK” ilkesini benimseyerek

– aşırı
– gereksiz
– karnını doyuramadığımız
– iş bulamadığımız
– gelecek hazırlayamadığımız...

kalabalık ve niteliksiz bir sürü toplumu yerine; sayıca 80 milyonlarda kalan, ama daha sağlıklı, daha eğitimli, nitelikli, 21. yy’da Türkiye’yi olağanüstü yarışmacı küresel rekabet sürecinde omuzlayabilecek meslek ve becerileri edinmiş kuşaklar olarak yetiştirmek zo-run-da-yız..

38 yansıyı incelemek için lütfen tıklayınız (1,85 MB)..

DEMOGRAFİ HAKKINDA TEMEL BİLGİLER

Sevgi ve saygı ile. 27 Ekim 2018, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK MD, MSc, BSc
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

SAĞLIKTA DÖNÜŞÜM!


10. Yılında SAĞLIKTA DÖNÜŞÜM…

Dostlar,

SAĞLIKTA DÖNÜŞÜM” (Health Transformation) politikası Haziran 2003’te
ilk AKP hükümetince yürülüğe kondu.

DB ve IMF politikası olduğunu artık bilmeyen yok, reddeden de..

AKP hükümeti 14.11.2002’de kuruldu ve 6 ay sonra da kolları sıvayarak,
Atlantik ötesinin istemlerini, onların uzmanlarının açık yönetiminde
uygulamaya koymaya başladı.

Prof. Dr. Recep Akdağ, 10 yılı aşkın süre Cumhuriyetin en uzun Bakanlığını yaptı
ve bu programa gövdesini siper etti.. Gözü kara uyguladı ve savundu..
Başbakan RT Erdoğan’ı da ikna etti..

Ulusal uzman ve kurumları hiç ama hiç dinlemedi.

“Program” IMF-DB-AB-ABD güdümünde kaskatı uygulandı ve 11. yılına girdi..

AÜTF’da (Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi) Halk Sağlığı Anabilim Dalımızda
(Sağlık Hizmetlerinin Politikası – Yönetimi – Ekonomisi ve Toplum Sağlığını koruma, Koruyucu Sağlık – Tıp – Hekimlik hizmetleri) elbette bu süreci özenle izliyoruz ve makaleler, raporlar, konferanslar, seminerlere konu ediyoruz..

Ancak dinleyen yok..

Sağlık Bakanı’nın değişmesiyle de değişen birşey -doğallıkla- yok..
Yeni bakan Dr. Mehmet Müezzinoğlu da tam biat ile iman etmiş durumda
tam anlamasa da olup biteni..

Başbakan RT Erdoğan‘ı soracak olursanız;

  • “Şehir hastaneleri fakirin rüyası” dır..

Gerçeği tam da ters yüz eden bir illüzyonu topluma dayatan bir acımasız retorik (takiyye) ile.. Halkın vergileri ile ülke topraklarında, Hazine arazilerinde
Anayasa’ya aykırı ayni hak tesisi (üst hakkı tanınması), bunun BEDELSİZ olması,
bu binalarda devletin 30 yıl kiracı olmayı yükümlenmesi (taahhüt etmesi),
inşaat ihalelerinin Kamu İhale Yasası dışında tutulması, yapılacak hastanelerin bedellerinin aşırı şişirilmesi, yandaşlara ihale edilmesi ve üstüne üstlük,
yaratılacak hastane kapasitelerinin (Ankara’da Etlik ve Bilkent’te toplam yaklaşık
7000 yatak!
) %70 doluluğunun da Hükümetçe güvencelenmesi..
Yatak işgal oranı bu oranın altına düşerse farkı Hazine karşılayacak..

Bunlar, ilgili yasal düzenlemede yer alan hükümler..

İpler, Atlantik ötesinde trajik müttefikin İkiz Kız Kardeşlerinin
(The Twin Sisters; The World Bank and The IMF) elinde küresel sermaye adına.

Konuyu, AÜTF‘de 6. sınıf öğrenclerimize (İntörn Dr.) 1 aylık Halk Sağlığı stajı sonunda dönem sonu semineri olarak ödev verdik.

Sevgili İnt. Dr. Osman BÜTÜN ve İnt. Dr. Merve BULUT çalıştılar ve
aşağıda sunduğumuz 51 yansıdan oluşan emekli ve yoğun sunuyu hazırladılar.

Sağlık sektöründe olup biten kritik gelişmeleri özüyle kavrayabilmek için okunmasını, okutulmasını, paylaşılmasını, tartışılmasını, politikacıların da bilgi ve ilgisine taşınmasını dileriz..

Lütfen erişkeyi (linki) tıklar mısınız??

Saglikta_Donusum_Kasım_2013

Sevgi ve saygı ile.
2.12.13, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net

‘Yoksul ve Kör Bir Halk Sağlıkçısı!’


Dostlar
,

Sevgili Çağatay Güler ile 1978 – 81 arasında Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi
Halk Sağlığı Anabilim Dalı‘nda (YÖK öncesi, 832 sayılı Hacettepe Üniversitesi kuruluş yasasına göre, o zamanki adıyla “Toplum Hekimliği Bölümü“) 3 yıl
Halk Sağlığı / Toplum Hekimliği dalında tıpta uzmanlık eğitimi aldık. O dönemde üniversiteler asistanlarını kendileri seçerdi. Sağlık Bakanlığı ve SSK Hastanelerinde
tıpta uzmanlık eğitimi için merkezi TUS sınavı vardı. Biz o dönem 31 kişi Hacettepe’ye başvurmuş ve 6 kişi ihtisasa seçilmiştik.

Prof. Nusret Fişek, bu bölümün (Toplum Hekimliği – Community Medicine) kurucusu ve ülkemize çağdaş anlamda Halk Sağlığı Bilimleri anlayışını ve hizmetlerini getiren insan olarak tıbbiyenin ilk sınıfında gönlümüzde yer etmişti. Yaşamımızı Koruyucu Sağlık – Tıp hizmetlerine adayacak; sağlıklı bir toplum için Halk Sağlığı – Toplum Hekimliği Uzmanı olacaktık.. Öyle de yaptık sanırız.. 1971’lerden 2013’lere sürüyor..

Çağatay bizden 2 yıl önce tıbbiyeden mezun olmuş ve o arada bir de Fizyoloji Uzmanı olmuştu. Renkli, çok esprili, ince ve yüksek zekâsının ürünü nüktelerle, fıkralarla hepimizi güldürürdü. Daha sonra Ordu Sağlık Müdürlüğü yaptı, Bulancak’ta çalıştı ve çok zorlu yıllar sonrasında yuvasına dönerek akademik kariyer yaptı. Onlarca kitap ve
çok sayıda makale – bildiri yazdı, Çevre Sağlığı alanında ileri uzmanlık derecesi aldı.
Çok sayıda duygu yüklü, çarpıcı biçimde sorgulayan ve düşündüren şirler yazdı, kitapçıklar olarak yayımladı, bizlere dağıttı..

Aşağıdaki yazısı hüzünlü ironiler içermekte ve acı acı düşündürmekte..
KüreselleşTİRme = Yeni emperyalizm sosyal devleti ve kamusal sağlık hizmeti sistemini yerle bir (tarumar!) etti.

Koruyucu sağlık hizmetleri özelikle dışlandı ve yerli – yabancı sermayenin
özel sektörüne halkın hastalanarak müşteri olması kurgulandı.

Devlet de Dünya Bankası dayatması zorunlu sigorta sisteminde halkından
prim = ek vergi toplayarak sermayeye aktaran sopalı tahsildara indirgendi.
Bir de pek çok yerde Deli Dumrul’u kıskandıran katkı payları haracı var..

Daha beteri de üstad RT Erdoğan‘ın rüyası “şehir – kent hastaneleri” vb.ile yolda..

Vahşi kapitalizm hiç utanmadan sistemi böylesine yozlaştırdı.
Her şeyin ama her şeyin bir fiyatı var kumarhane kapitalizminde (Alpaslan Işıklı).

Yaşamın her santimetre karesi moneterize edilebiir..
Tüm yaşam moneter (parasal) yöntem ve ölçülerle yönetilip yönlendirilebilir.
Böyle buyurdu Zerdüşt (pardon papaz) Adam Smith!

Ama insanlık onuru – aklı bu prangaları da elbet kıracak..

Sevgili Güler’in yazısını buruklukla okuyalım vee…..

Sevgi ve saygı ile.
09..10.13, Ankara

Dr. Ahmet Saltık
www.ahmetsaltik.net

=======================================

‘Yoksul ve Kör Bir Halk Sağlıkçısı!’

Cagatay_Guler_portresi

 

Prof. Dr. ÇAĞATAY GÜLER
Hacettepe Üniv. Tıp Fak.
Halk Sağlığı AnabilimDalı

 

 

Ben bir halk sağlıkçısıyım.
Yıllar önce, on yılı aşkın bir süre bir resmi kanalda senede otuz saat halk sağlığı,
bir o kadar da çevre bilgisi konularını sunmuştum. Ne adımı bilen oldu, ne de tanıyan. Sunumlarımı kimi zaman sabahın ikisine üçüne koyuyorlardı. Benden sonra hipopotamların cinsel yaşamıyla ilgili bir kültür programı gelirdi “anlattıklarımı bütünlesin” diyerek. Kan ter içindeki iki hipopotamın olağanüstü çabalarını unutamam!

Bir yılbaşı gecesi televizyon izlerken elimdeki ‘geçgeç’in bir düğmesine yanlışlıkla bastığımda kare kare bütün kanallar görüntülenmişti. Her kanalda dansöz vardı ve
ben kanalın birinde “el yıkamanın önemini” anlatıyordum. Daha sonra kanalı arayarak sormuştum: “İzlenirliği artırmak için beni koydunuz sanıyorum, ama o kadar dansöze karşı elimden ne gelir ki?” Hep merak etmişimdir, o an beni izleyen birileri var mıydı? İzliyorsa niçin izliyordu?

Herhalde “kendimi dev aynasında gördüğümden” olacak, şansımı zorlayıp nasılsa
fos çıkacak politik geyiklerin belirlediği gündemi “saptırmak” istiyordum. Bu nedenle o “büyüleyici” sabah programlarından birine başvurdum. Aklımca programa katılacak, bir türlü yarıp geçemediğim politik gündeme bağlı karartma perdesinden başımı uzatarak unutturulan, kimsenin aldırmadığı, her gün daha büyüyen, geleceğimizi karartabilecek bazı temel halk sağlığı konularını gündeme taşıyacaktım.
En azından diyecektim ki:

  • “İnsan ve diğer canlıların ve topluluklarının sağlığını doğrudan ya da dolaylı olarak etkileyen fiziksel, kimyasal, biyolojik, sosyal ve psikolojik etkenlerin belirlenmesi ve denetim altına alınması gelecek kuşaklar için yapılacak
    en önemli yatırımdır. 
    Çevre, kişinin kalıtsal yapısı dışındaki her şeyi kapsamaktadır. İnsanın iyilik hali birçok yönden çevre tarafından etkilenir, birçok hastalık da çevre tarafından başlatılır, geliştirilir, sürdürülür ya da uyarılır.”
    Toplumun ekonomik düzeyi kalkınma süreciyle bağlantılıdır. Bu çabalara bağlı olarak ortaya çıkabilecek halk sağlığı sorunları önlenebilir sorunlardır. Başlangıçta alınacak koruyucu önlemler pahalı gibi görünürse de, sonradan ortaya çıkan sorunların düzeltilmesiyle il­gili çabaların maliyeti ve olumsuz sonuçları göz önüne alındığında daha ucuz bir yöntem­dir. Başka bir anlatımla halk sağlığı önlemlerinin çoğu köktencidir (radikaldir), alındığında sorun biter. Ancak koruyucu önlemlerin temel hedefi olan birincil koruma çok büyük oranda bireysel ve toplumsal katkı gerektirir. Bu nedenle farkındalık yaratabilmek için her türlü çaba harcanmalıdır.”
  • Halk sağlığı sorunlarının değerlendirilmesi ve denetimi çok disiplinli yaklaşım gerektirdiğinden yöntemi klinik uygulamalardan farklıdır. Hekimler geleneksel olarak her kezinde bir hasta ile ilgilenirler, Halk Sağlıkçısı ise bütün toplumla ilgilenmek zorundadır. Bu nedenle öncelikleri çok farklıdır.
    Halk sağlıkçısı bir yandan var olan sorunları ortadan kaldırmaya çalışırken, öbür yandan toplumu koruyabilmek amacıyla, çıkabilecek sorunları öngörmeye çalışırlar. Klinik uygulamalarda hekimin amacı özgül bir hastalığın ölüme yol açmasını önlemektir. Halk sağlığı yaklaşımı ise önce hastalığın oluşmasını önlemek, bunda başarılı olunamazsa hastalıkları daha belirti vermedikleri dönemde belirlemektir. 
    ‘Ateş bacayı sardığında’ bir sağlık kuruluşuna başvururuz. Ne var ki bazı sorunlar bu aşamaya geldiğinde
    tüm eczaneyi yutsanız iyi olamazsınız. Halk sağlıkçısının hedeflerinin gerçekleşmesi,
    politik irade ve tüm toplu bireylerinin katkısı olmadan sağlanamaz.”

Başvurduğum sabah programlarının yöneticileri programa katılabilmem,
söylemek istediklerimi söyleyebilmem için bana “özel bir fiyat” önerdiler.
Programa katılabilmem için üç bin dolar, adımın ve adresimin program sırasında
altyazı ile geçmesini istiyorsam fazladan bin dolar ödemem gerekiyormuş.
Bunun tanınmama önemli katkıları olurmuş.

Oysa ben “yoksul ve kör” bir halk sağlıkçısıyım!

Filmin sonunda tanınmış bir ses sanatçısı olup gerekli parayı kazanacak ses de yok bende! (Cumhuriyet, 5.10.13)

Gördes Karayağcı köyünde sularda yüksek arsenik!


Dostlar
,

Çok sevimsiz bir çevre sorunu daha.. Manisa / Gördes Karayağcı köyünde

Anayasa md. 56 çok net :

  • “Herkes sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkına sahiptir.
    Çevreyi geliştirmek, çevre sağlığını korumak ve çevre kirlenmesini önlemek
    Devletin ve vatandaşların (ortak) ödevidir…”

AKP hükümetini bir an önce, Halkın sağlığına gereken hürmeti göstermeye çağırıyoruz..

Söz konusu suyu içmemek yetmez..
Arsenik sıcakla da bozulmadığından çay ve yemekte de kullanılmamalıdır.

Dahası; deri yoluyla değinim (temas) durumunda da deri kanseri riski vardır.
Bu bakımndan el yıkama ve banyoda da kullanılamaz..

Sorunun çözümü İVEDİdir..

Haydi bakalım, “KİRLETEN ÖDER” retoriğinin (sözel tuzak) gereğini yapın..

Kirleten neyi ödeyecek?
Oluşan zararın telafi olanağı yok ki??

Artık “sürdürülebilir kalkınma” aşaması / anlayışı geride kalmıştır.

Zorunlu ilke, “Kirletmemek asıldır hatta zorunludur!” olmalıdır.

Sevgi ve saygı ile.
20.9.13, Ankara

Dr. Ahmet Saltık
www.ahmetsaltik.net

=======================================

Zehir içiriyorlar!

  • Madencilerin gözdesi haline gelen Gördes’in içme sularında arsenik çıktı

Dünya Sağlık Örgütü’nce (WHO) kabul edilen arsenik değerinin litrede 10 mikrogram olduğu belirtilmesine karşın Gördes Karayağcı köyündeki suların litresinde
274 mikrogram arsenik çıktı. Köyün bağlı olduğu Kayacık Belde Belediye Başkanı Ramazan Koyunlu, yaklaşık 2 yıl çabalamasının ardından arsenik değerlerine ulaştıklarını söyledi.

Nikel madeni tehdidi altındaki Gördes’te, içme suyu kuyularında yapılan analizlerde yüksek oranda arseniğe rastlandı. Kayacık Belediyesi’nin kurmak istediği arıtma tesisine ise İçişleri Bakanlığı izin vermedi.

  • AKP hükümetinin arıtma tesisi yapmak yerine, bölgede içme suyunu
    tehdit edecek maden faaliyetlerini onaylaması ise yurttaşları isyan ettirdi.

Gördes Çevre Derneği’yle Kayacık Belediyesi’nin, Manisa İl Halk Sağlığı Müdürlüğü’nden talep ettiği arsenik oranları yurttaşların “zehirli su” içtiğini ortaya koydu.

Manisa Valiliği’nin, yurttaşları bu sulardan içmemeleri ve yemeklerde kullanmaları konusunda uyarmasına karşın İçişleri Bakanlığı, arıtma tesisi yapılması için borçlanmak isteyen Kayacık Belediyesi’ne, “bütçesini aşacağını” gerekçe göstererek onay vermedi.

‘Yemeğe koymayın’

Kayacık Belde Belediye Başkanı Ramazan Koyunlu, Manisa Vali Yardımcısı
Salih Gürhan 
imzasıyla kendilerine gelen yazıda, bu suyu içmemeleri ve yemeklerine koymamaları konusunda uyarıldıklarını bildirdi. Koyunlu,

“Beldemizde 1100 kişi yaşıyor. Bunların yaşam hakları tehlikeye atılıyor.
Bakanlığı mahkemeye vermekten başka çıkar yolumuz kalmadı” 
dedi.

Ege Üniversitesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı’ndan Prof. Dr. Fethi Doğan da,
bir litre suda 50 mikrogram arsenik çıkması durumunda bile
bu suyun kullanılamayacağını vurguladı. (Cumhuriyet, 19.9.13)

Kilit Nokta Üniversiteler..

Dostlar,

Değerli meslektaşım Sn. Prof. Dr. Erdal Beşer, kıdemli bir Halk Sağlığı profesörüdür.
(İkimiz de 1977 tıbbiye mezunuyuz..). Çalışkan, ciddi ve çok üretkendirler.
Hafta sonu Cumhuriyet Bilim Teknik’te bu yazısını görünce heyecanla okudum. Benzer duygu düşünceler içinde olmuş ve çalışmalar yürütmüş bir akademisyen olarak doğallıkla bir özdeşim (empati) kurdum kendisiyle. Biz de geçmişte bu dergide ve Cumhuriyet’in 2. sayfasıyla değişik sayfalarında (örn. Leyla Tavşanoğlu söyleşileri ile..) katkı sunmaya çaba göstermiştik.

Hacettepe Üniv. Tıp Fakültesi’nde Toplum Hekimliği Bölümü’nü kuran ve bizleri yetiştiren Prof. Dr. Nusret Fişek de hep SOSYAL TIP vurgusu yapardı. Sağlık hizmetleri özellik ve öncelikle toplum için, toplum yararına, sağlıklı ve kalkınmış topluma dönük olmalıydı.

23 Eylül 1995’te bu Dergide, Cumhuriyet Bilim Teknik sayfa 12’de yayımlanan yazımız, “Temel Sağlık Hizmetlerinde Araştırma” başlıklı idi.

Meslektaşım, değerli arkadaşım Sn. Prof. Beşer’e konuyu yeniden gündeme taşıdığı ve topluma bir çağrı yaptığı için çok teşekkür borçluyuz…

Ancak; dün (9.9.12) basından öğreniyoruz ki, Siirt Üniversitesi’ne seçimde 26 oy ile
1. olan değil ama 4 oyla (kendi oyu dahil) 4. sırada olan bir hoca Cumhurbaşkanı Abdullah Gül tarafından rektör olarak atanmıştır.

Sözün bittiği yerdeyız.

Ama tarihin bu sistemi, YÖK’ü ve Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ü alkışlamayacağı kesindir!

Hem kısa erimde sınırlı umut hem de derin kaygılarla..

Bilim insanlarını böylesine duygusal-düşünsel ikilemde (ambivalansta) bırakmak;
sahi kime ne yarar sağlar ??

Sevgi ve saygı ile.
Datça, 10.9.12 (Tatil için)

Dr. Ahmet Saltık
www.ahmetsaltik.net
=========================================================

Prof. Dr. Erdal Beşer
Aydın Adnan Menderes Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı Başkanı[/caption]

Prof. Dr. Erdal Beşer
ADÜ Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı Başkanı
besererdal@yahoo.com

Kilit Nokta Üniversiteler

Cumhuriyet Bilim Teknik, 07.09.2012

 Olağan işlerimizden kafamızı kaldırıp, “toplumumuz veya insanlığın gelişmesi,
daha ileriye gitmesi için ne yapabilirim?” sorusunu kendimize soralım mı?
Yoksa her sorunun nedenini kendi dışımızda aramaya devam mı edelim?

Toplumların kalkınmasında ilk yaklaşım sosyo-kültürel ve sağlık açısından olmalı
(Am J Public Health. 2003;93:383–388). Bu yaklaşım toplumun ekonomik, insan hakları vb. kalkınmasına da öncülük edecektir. Burada kilit rolün üniversitelere düştüğünü düşünmekteyim. Üniversiteler öğrencisi ve akademisyenleri ile toplum kalkınması için
sahaya inseler, her biri halkımızla sosyo-kültürel, sağlık vb. konularda etkileşime girseler, toplumdaki değişimler bilimsel olarak değerlendirilebilse, sonuçlar nasıl olur?

Önce bir bölgede durum saptaması yapılsa, sonra her ev için sorumlu öğrenci veya akademisyenler belirlense ve seçilen bölgenin bir bölümüne müdahalede bulunulsa, müdahalede bulunulmayan öbür bölgelerle karşılaştırılsa ne gibi sonuçlarla karşı karşıya kalınabilir?

Örneğin, ev koşullarında yapılacak müdahalenin çocuklarda solunum yolu enfeksiyonu/ishal sıklığını azaltıp azaltmadığı, hanede yaşayanların eğitilmesinin çocukların okul başarısını artırıp artırmadığı, model olacak davranış biçimlerinin gösterilmesi ile evlerde kitap okuma sayısının veya kültürel etkinliklere katılımın artıp artmadığı bilimsel yöntemlerde araştırılabilir.

Üniversiteler toplumun hazinesi. Sanat, sağlık, fen, eğitim, ziraat, veterinerlik…
tüm duayenler orada. Bu zenginliklerden ülkemiz ve insanlık daha fazla yararlanamaz mı?

Üniversiteler akademik destek vermenin yanı sıra sektörler arası işbirliğinin yürütücüsü olmalıdır. Bu işbirliği için valilik, kaymakamlık, belediye vb. kuruluşlarla bilimsel birlikteliklerin oluşturulması önemlidir. Bu kurumların, toplum kalkınması için öğrenci ve akademisyenlere destek olmaları gerekir.

Grigoriy Petrov’un “Beyaz Zambaklar Ülkesinde” adlı kitabı beni çok etkilemişti.

20. yy. başlarında Finlandiya’da yaşam düzeyi çok geridir. Kitapta değişik mesleklerden
bir avuç aydının birlikte davranarak Finlandiya’yı dünyanın en yaşanılacak ülkesi durumuna getirmeleri anlatılır.

G. Petrov; “Yüksekokullar diploma atölyeleri değil.. Ülkenin zihinsel ve manevi aydınlanması için merkezi istasyonlardır.. Halka yaşamın güzelliklerinden söz edin. Çalışmaya, aydınlık ve neşeli yaşam için halkta çalışmaya karşı iştah, istenç (irade)
ve hırs yaratın”.

Yazar ve eğitimci Paulo Freire, Ezilenlerin Pedagojisi’nde geliştirdiği bir teknikle,
Brezilya’da halk kitlelerine okuma yazma öğretir.

Gerçekte bu, halkı eğiterek özgürleştirme çalışmasıdır.

Kısa sürede okuryazar olan kişiler, Paulo’yu adeta kendilerini komadan çıkaran doktor gibi görürler. Şu türden konuşmalara sık rastlanır :

 ”Ben insan olduğumu okuryazar olduktan sonra anladım, daha önce yaşamamışım”.

İsveç’i yüz yıldan kısa bir süre içinde, bir buz çölünden “endüstri ötesi ülke” düzeyine getiren etmenin 49 adet buluş olduğu bir Yunan doktora öğrencisinin tezi ile kanıtlanmıştır.

Unutmamamız gereken nokta:

Yalnızca ekonomik kalkınma üzerinde yoğunlaşılır; sosyo-kültürel, sağlık, insan hakları vb. gelişmeler göz ardı edilirse ülke gelişmiş sayılmaz.

O zaman, ülkemizde olduğu gibi gelişmişlik sıralamasında (endeksinde) gerilere düşmek kaçınılmaz olur. Bu açıdan bakıldığında Çin gibi birçok ülkeye gelişmiş ülke diyemiyoruz.

Yukarıda kısaca değinilen Finlandiya ve İsveç’teki uygulamalarda akademisyenler
çok etkindir.

Brezilyalı yazar Paulo Freire de akademisyendir. Zaten sektörler arası işbirliğinin olmazsa olmaz koşulu; eşgüdümü (koordinasyonu; planlama, izleme, raporlama, kontrol grubu ile çalışma, takvimlendirme vb.) akademisyenlerin yürütmesidir. Ancak üniversite yönetimleri her türlü desteği öncelikli olarak toplum temelli çalışmalara ayırarak;
sanayi, sivil toplum kuruluşları, halk, bürokrasi, merkezi ve yerel yönetimler vb. ile eşgüdümü (koordinasyonu) akademisyenler yararına hızlandırıp kolaylaştırmalıdırlar.

Biz Halk Sağlığı Anabilim Dalı olarak en az on yıldır bölgemizde toplum kalınması çalışmaları yürütüyoruz (E. Beşer, Sektörler arası işbirliği için yeni yaklaşım, Cumhuriyet Bilim Teknik 24 Haziran 2011, sayı:1266/19). Şu anda, belirlediğimiz bir bölgede öğrenci ve araştırma görevlisinin toplumun sosyo-kültürel, sağlık vb. değişimindeki rolünü saptama çalışmalarının planlamasını bitirdik. Böylece, giderek
daha büyük bölgelerde deneyim kazanmayı amaçlıyoruz. Bu DERGİ aracılığı ile birliktelik sağlayıp, toplum kalkınması uygulama, yöntem ve deneyimlerimizi paylaşabilir miyiz?

 Unutmayalım, ülkemiz üniversitelerimizin katkısı ile kalkınacaktır.

Tüm üniversitelerin toplum kalkınmasına etkin katkı vermesi için daha ne denli bekleyeceğiz?