AİLE PLANLAMASI HAKKINDA TEMEL BİLGİLER

AİLE PLANLAMASI
HAKKINDA TEMEL BİLGİLER

(AS : Bizim katkımız yazının altındadır.)

Doç. Dr. Esra ÇETİNKAYA
Ankara Üniv. Tıp Fak. Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalı

İlgili resimAile planlaması, evli çiftlerin sosyoekonomik koşulları ve arzularına bağlı olarak, istedikleri zamanda ve istedikleri sayıda çocuk yapmaları anlamına gelmektedir. Değişen sosyo-ekonomik koşullar insanların hızlı üremesinin, toplum, aile ve ebeveynler (AS: anababalar) üzerinde etkilerini ortaya koymaktadır. İnsandaki üreme hızının ölümlerden fazla olması hızlı bir nüfus artışına yol açmaktadır.
Artan nüfusun gereksinimlerini karşılamak sosyal ve ekonomik güçlükleri doğurmaktadır.

Ayrıca çok sayıda ve sık doğumlar anne sağlığını tehdit etmekte, anne ölümlerinin baş nedenleri arasında yer almaktadır. Çok çocuk her yönden aile ve aile üyeleri üzerinde olumsuz etkiler yaratmaktadır. Çocukların iyi beslenmesi, eğitilmesi, geliştirilmesi çok çocuklu ailelerde oldukça yetersizdir.

Çok doğumun anne ve çocuk sağlığı üzerine olumsuz etkileri vardır.

Özellikle doğum annenin sağlığını yakından etkilemektedir. Eğer gebelik 18 yaşından önce,
35 yaşından sonra, 2 yıldan kısa aralıklarla ve 5 veya daha çok sayılarda olursa tehlikeli olabilir.

Kadının sık doğum yapması annede kansızlık, gebelik zehirlenmesi, doğumun zor olması, bebeğin ters gelmesi, doğumdan sonra kanamalar, rahimde parça kalması, iltihaplanmalar, rahim ağzında yırtıklar, gebeliğin düşükle sonuçlanması risklerini arttırır. Bütün bunların sonunda anne hayatı kaybedilebilir. Bebekte ise rahim içinde iyi beslenememe ve gelişememe, düşük doğum ağırlıklı zayıf ve cılız bebek, erken doğum, zor doğuma bağlı beyin zedelenmesi, ölü doğum, doğumdan sonra bebeğin ölmesi ya da zeka ve beden gelişmesinin bozuk olması mümkündür. Bu sorunların çözümünde tehlikeli veya istenmeyen gebeliklerden korunmak gereklidir.

Bu amaçla pek çok etkili korunma yöntemleri vardır. Tüm bu yöntemlerin hepsi aile planlaması kapsamında değerlendirilmektedir. Gebeliği önleyici yöntemler kadına ait olanlar ve erkeğe ait olanlar olarak iki grupta değerlendirilmektedir.

Kadına yönelik olan yöntemler de geçici ve kalıcı olmak üzere iki kümede ele alınmaktadır.
Geçici yöntemler bırakıldıklarında gebeliğin mümkün olduğu yöntemler olup
– gebeliği önleyici haplar,
– rahim içi araç (RİA),
– gebeliği önleyici iğneler,
– deri altı kapsülleri,
– diyafram ve
– sperm öldürücüler (spermisitler)
bu kümede tercih edinilebilecek yöntemler arasında yer almaktadır.

Kalıcı yöntemlerde ise uygulandıktan sonra artık gebe kalınmayan yöntemler olup bu kümede
tüplerin bağlanması yer almaktadır. Erkeğe ait yöntemler arasında kondom ve sperm kanallarının bağlanması yer almaktadır.

Gebeliği önleyici haplar:

Salt progesteron içeren haplar (minipil) ile östrojen ve progesteron içeren kombine
oral kontraseptifler bu kümede kullanılan preparatlardır.
Bu haplar her gün düzenli olarak aynı saatte alındığında gebelikten korur.
Doğru kullanıldığında % 99 etkilidir. Bırakıldığında tekrar gebe kalınabilir.
Kombine haplar olmasa da salt peogesteron içeren minipiller emziren annelerde de çok etkilidir
ve anne sütünün niteliğini (kalitesini) bozmaz.

Rahim içi araç (RİA, Alet, Spiral):

Rahimin içine yerleştirilen küçük, plastik bir araçtır. Bakır ve hormon içeren tipleri vardır.
Erkek tohum hücrelerinin kadın yumurta hücresini döllemesini engeller. %98 oranında etkilidir.
Uzun süre gebelikten korur. Bir kez uygulanınca gebelikten korunmak için başka uygulama gerektirmez ve çıkartıldığında hemen gebe kalınabilir. Hiçbir ilaçla etkileşimi yoktur.
RİA uygulatmadan önce mutlaka danışmanlık alınmalıdır. Eğitilmiş sağlık personeli tarafından, gebe olunmadığından emin olunan herhangi bir zamanda rahmin içine yerleştirilir.

Gebeliği önleyici iğneler:

Aylık koruyucu iğneler düzenli olarak ayda bir kez kas içine uygulanır ve kadınlık hormonlarını (östrojen, progesteron) içerir. Ayda bir yapılan iğnelerin içerdiği hormonlar çok küçük miktarda kana salınır. Doğru uygulandığında % 99 etkilidir. Ancak ilk aylarda ara kanamaları görülebilir.

Üç aylık koruyucu iğneler düzenli olarak 3 ayda bir kez kas içine uygulanır ve kadınlık hormonlarından birini (progesteron) içerir. 3 ayda bir yapılan iğnelerin içerdiği hormon çok küçük miktarlarda kana salınır. Bu yöntem de doğru ve düzenli uygulandığında %99 etkilidir.
Aylık iğnelerin aksine emziren anneler kullanabilir. Ancak adet kanamalarında artma, azalma, lekelenme ve kesilme yapabilir. Ayrıca doğurganlığın geriye dönüşü gecikebilir.

Deri altı kapsülleri:

Kadınlık hormonlarından birini (progesteron) içeren ince ve yumuşak kapsüldür. Deri altına yerleştirilir. Doğru uygulandığında %99 etkilidir. Uyguladıktan sonra 5 yıl gebelikten korur ve anne sütünün niteliğini bozmaz.

Diyafram:

Kadınlar için geliştirilmiş bir bariyer yöntemidir. İnce  kauçuktan yapılmış, rahimin ağzını örten
şapka biçiinde bir araçtır. Diyafram kullanmaya başlamadan önce bir sağlık kuruluşundan mutlaka danışmanlık alınmalıdır. Eğitilmiş sağlık personeli tarafından kadına en uygun olan diyafram boyu belirlenir. Nasıl uygulanacağı öğretilir. Kadın cinsel ilişkiden önce (en çok 6 saat) tercihen spermisidle birlikte diyaframı hazne içine rahim ağzını kapatacak biçimde uygular. İlişkiden sonra diyaframın en az 6 saat (en çok 24 saat) yerinde kalması gerekir.
Çıkartıldıktan sonra diyafram, yıkanmalı kurulanmalı ve kutusuna konulmalıdır.
Spermisidle birlikte kullanıldığında diyaframın koruyuculuğu artar.
*****

Dr. Mehmet Murat Seval
Ankara Üniv. Tıp Fak. Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalı
Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalı

family planning ile ilgili görsel sonucu

Sperm öldürücüler:

Hazneye konularak uygulanan fitil, köpük ve tabletlerdir. Erkek tohum hücrelerini hazne içinde öldürerek gebeliği önlerler. Fitil, tablet, köpük ve öbür sperm öldürücüler kullanılmaya başlamadan önce bir sağlık kuruluşundan mutlaka danışmanlık alınmalıdır. Fitil ve öbür sperm öldürücüler (spermisitler) her cinsel ilişkiden 15 dakika önce hazneye bir adet (olabildiğince derine) yerleştirilir. Koruyucu etkileri 1 saat sürer. Uygulamadan sonra 1 saat geçmişse ya da 2’inci kez cinsel ilişki olacaksa yeniden spermisit uygulanmalıdır. İlişkiden sonra spermisitin etkili olabilmesi için 6 saat süreyle hazne yıkanmamalıdır.

Tüp ligasyonu :

Kadında yumurtayı taşıyan tüplerin ameliyatla bağlanmasıdır. Uygulandıktan sonra gebe kalınmaz. Tüplerin bağlanması, kadının cinsel isteğinde, adet düzeninde, vücut yapısında herhangi bir değişiklik meydana getirmez. Bütün bu olaylar eskisi gibi devam eder. Geri dönüşü olmayan ya da zor olan bir aile planlaması yönetimi olduğundan ileride pişmanlık duyulmaması için işlemden önce mutlaka danışmanlık hizmeti alınmalı, bilinçli olarak karar verilmeli ve rıza formu her iki eş tarafından imzalanmalıdır.

Kondom (kaput, kılıf, prezervatif) :

Erkekler tarafından kullanılan, bir çeşit kauçuktan yapılmış, çok ince ve esnek bir kılıftır.
Cinsel ilişki sırasında erkekten atılan meni içindeki erkek tohum hücrelerinin kadın haznesine dökülmesini engelleyerek gebelikten korur. Doğru kullanıldığında %97 etkilidir. Ayrıca eşleri cinsel ilişki ile bulaşan hastalıklardan (AIDS, frengi, bel soğukluğu gibi) korur.

Vazektomi:

Erkeğin tohum kanallarının ameliyatla bağlanmasıdır. Uygulandıktan sonra erkek artık gebe bırakamaz. Tohum kanallarının bağlanması, erkeğin görümünde, cinsel arzu ve yeterliliğinde, cinsel doyumunda, erkeklik organının (penisin) sertleşmesinde ve boşalmasında hiçbir değişiklik yapmaz, bütün bu olaylar eskisi gibi devam eder. Geri dönüşü olmayan bir aile planlaması yöntemi olduğundan, ileride pişmanlık duyulmaması için işlemden önce mutlaka danışmanlık hizmeti alınmalı, bilinçli olarak karar verilmeli ve rıza formu her iki eş tarafından da imzalanmalıdır. Vazektomi çok küçük bir ameliyattır, hayaları örten deri uyuşturularak
ön yüzünde küçük bir delik açılır. Buradan tohum kanalları bulunarak bağlanır ve kesilir.
Bu işlem 10-15 dakika sürer. Deride hiç iz kalmaz.

http://www.medicine.ankara.edu.tr/wp-content/uploads/sites/31/2017/06/gazete-ocak-%C5%9Fubat-mart-2017.pdf

========================================
Dostlar,

Aile planlaması ülkemiz ve dünya için yaşamsal önemde bir sorundur.
Dünya nüfusu 7,6 milyarı aşmıştır 11 Temmuz 2017 Dünya Nüfus Günü’nde..
Türkiye nüfusu ise aynı tarihte 80,5 milyonu aşmıştır.

Bu gün saat 14:00 – 15:00 arasında TRT Ankara Radyosunda konuk idik ve küresel ısınma – iklim değişikliği sorunlarını konuştuk 1 saat boyunca.. Bu yakıcı ve sürdürülemez sorunun 1 numaralı nedeni yabanıl kapitalizmin dizginlenemeyen kâr dürtüsü ile dünyanın talan edilmesi ve tüketim çılgınlığıdır. İkincisi ise israflı yaşam biçimimiz, tasarruf yapmamamızdır.
3. sırada ise anormal derecede hızlı ve gereksiz, mutlaka frenlenmesi gereken nüfus artışıdır.
Bu hız dünya için yılda %1,15 iken, Türkiye’de %1,36’dır. Türkiye nüfusu her yıl 1 milyondan çok artmaktadır. Dünya nüfusu ise her yıl bir Türkiye kadar büyümektedir.

Anayasanın 41. maddesi aile planlaması hizmetlerini Devlete ödev, yurttaşa hak olarak tanımlamaktadır.

AKP = RTE’nin akıl ve bilim dışı teşviki ile büyük bir hızla artan nüfus, başedemeyeceğimiz ağır sorunlara yol açmaktadır. Açık ve gizli işsizlik, yoksulluk, gelir dağılımında adaletsizlik, üretim yetersizliğimiz, artan borçlarımız, eğitimde- sağlıkta – altyapıda yetersiz hizmetler, kentlerde anormal kalabalıklaşma ve betonlaşma, muazzam trafik ve enerji gereksinimi, konut ve yurt sorunu.. Örneğin Türkiye nüfusu şimdikinin yarısı da olsa yüksek teknolojiye yönelerek üretimimiz aynı düzeye erişebilir ve kişi başına gelirimiz 2 kat olurdu! Hollanda bizim 1/5 nüfusumuza (16 milyon!) sahip ve ulusal geliri bize denk!

Aile planlaması hizmetlerini öğrenmek ve devletin bunu vermesini istemek gerek. Çünkü bu hizmetler temel insan hakları arasında yer alıyor. 2827 sayılı Nüfus Planlaması Hakkında Yasa ve ilgili Tüzük – Yönetmelik ayrıntıları düzenliyor.

Artık HER AİLEYE 1 ÇOCUK dönemine girdik. 

family planning ile ilgili görsel sonucu

Tersi durumda hem bize hem de gelecek kuşaklara yaşam olanağı kalmayacak bu Dünyada!

Bu bilgilendirme notlarını yazan meslektaşlarımıza teşekkür ederiz.
GAZETE ANKARA TIP 3 ayda bir yayınlanıyor ve www.medicine.ankara.edu.tr adresinden erişilebilir.

Bu yıl bahar döneminde Eczacılık Fakültemizde Aile Planlaması derslerini biz üstlendik.. (Görselleri biz ekledik metne..)

Sevgi ve saygı ile. 09 Ağustos 2017, Ankara

Prof. Dr. Ahmet SALTIK
Halk Sağlığı – Toplum Hekimliği Uzmanı
AÜTF Halk Sağlığı AbD – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net      profsaltik@gmail.com

Evrimi yurttaşlarına yasaklamak, demokrasi ve insan hakları sorunudur

Evrimi yurttaşlarına yasaklamak, demokrasi ve insan hakları sorunudur

Orhan Bursalı

Cumhuriyet, 01.08.2017

(AS : Bizim katkımız yazının altındadır..)

 “Evrim okutursak, çocuklar ateist olurlar..” Böyle diyordu biyoloji bilimi “üstadı”. Biyoloji okudu, biyoloji üzerine araştırmalar yaptı ve yayımladı, evrimi de okudu ve şimdi hem biyolojinin en temel yasasına ihanet ediyor hem de “Evrimi öğretmek ateizmi öğretmek demektir” diyor.

Ama kendisi ateist olmamış (çok şükür!). Felsefi açılımlar ve derinlikler gerektiren konularda “ateist olurlar” gibi üstünkörü laf ebeliği yapmak, ancak siyasi arka planda birtakım niyetlere, beklentilere sahip olmak demektir. Bakıyoruz, iktidar partisinden milletvekili adayı olmuş. Rektörlüğe adaylığını koymuş. Eh, bugün evrim meselesine bu tür yaklaşımının, şüphesiz ki siyasi iktidarın dikkatini çekecek, siyasette ve üniversite tepesine gelmek gibi hırslarına yardımcı olacak başlı başına etken olacağını düşünmektedir.
Evrim okuyan herkes ateist olsaydı, dünya bambaşka olurdu! “Şunu okursan, böyle olursun..” tam bir zırva yaklaşımdır.

Evrim meselesini yurttaşına yasaklarsan:
a) İnsanlarına büyük haksızlık yapmış, dünyada olan bitenlere karşı onu hazırlıksız, bilgisiz bırakmış olursun. Belki de evren ve dünyanın oluşumu, yerkürede hayatın (insanın değil!) 3.5 milyar yıllık yolculuğu konusunda, hatta bugün evrimsel biyoloji ve antropoloji konusunda dünya çapında işlere, araştırmalara imza atacak ve kendisine ve ülkeye büyük kazanımlar sağlayacak insanlarımıza yolu, kapıyı kapatmış olursun.
Bu temel insan haklarına aykırıdır. Öğrenme hakkına tecavüzdür. İnsanın neyi nasıl seçeceğine ilişkin seçme hakkını ortadan kaldırmaktır. Bu demokrasiye aykırıdır. Bazılarının “Evrim meselesinin demokrasiyle ne ilgisi var” gibi, şeyler arasında bağlantı kurmada sıfır yeteneğine rağmen!
Avrupa Birliği bu nedenle evrimin öğretilmesiyle demokrasi arasında birebir ilişki kurmuştur!

Milli Eğitim’e dava açılmalı

Evrimi yasaklamak, anayasaya, insan hak ve özgürlüklerine aykırıdır. Bu gerekçelerle eğitim müfredatı yapıcı ve uygulayıcılarına, Milli Eğitim’e, Bakan’a hızla ve burada belirttiğim ciddi gerekçelerle dava açılmalıdır.
Hiçbir iktidar, tüm dünyada okutulan (İran’da bile! Suudiler ve Afganistan dışında) çok temel bir konuyu yurttaşlarına siyasi, dini, ideolojik nedenlerle yasaklayamaz ve yurttaşlarının çağdaş bilgi edinme, öğrenme, araştırma yapma hakkını gasp edemez.
Bu konu salt demokrasi ve insan hakları konusu değildir.

b) Avrupa’nın, Amerikalı Evangelist kreatoristlerin başlattığı, bilimin öğretilmesine karşı açtıkları bu saldırıyı püskürtmede duyarlı olmalarının çok ciddi bir nedeni daha var: Biyoloji, evrim dünyanın en büyük araştırma ve bilgi üretme alanlarından biri… Bu alan, AB’nin yakın ve uzak geleceğini doğrudan etkileyeceği için. Bu alan aynı zamanda dünyada bir bilgi gücü ve egemenlik kurma alanıdır.

Olay yeri yerküredir!
Çünkü dünyada üstünlük ve zenginlik yaratmanın günümüzde en önemli ve belki de tek yolu, bilim ve teknolojiyi ilgilendiren her alanda dünyada başa güreşmektir.

  • Avrupa zaten bu amaçla kiliseyi, Papa’yı Vatikan’a hapsetmiş,
  • Hıristiyanlığın siyasi karar verici niteliğini yok etmiş ve onu
  • bir kültürel yaşanan olay, insanların dini gereksinimlerine yardımcı olmakla sınırlandırmıştır.

Bu Avrupa’nın en büyük devrimidir ve tüm Kıta’da gelişmenin yolunu açmıştır!
Çünkü her şey (tüm olaylar!) yerküre üzerinde geçmektedir!

Bunu görmeyen, ıskalayan, bu olaya katılmayan ülkelerin, yerkürede yeri yoktur.
Hayır hayır vardır: Yerküre oyuncularına kölelik, onların sömürgesi olmak.. Sefalet, yoksulluk, parçalanmak ve sürekli dayak yemek.
Size İslam dünyasının hali pür melalini anlattığımın farkındasınız.
Evrim konusunu ve yerkürenin gelişiminin dört dörtlük anlatılmasını önlemek, aynı zamanda ülkemizin de gelişimini, bilim ve teknolojide başa güreşmesini önlemek anlamına gelir.
Açılacak davanın en can alıcı ikinci yönü de budur..
Tabii ki sürdüreceğiz…
=========================================
Dostlar,

Bravo sevgili dostumuz Orhan Bursalı…
Dünkü yazınızı da yayımladık..
Daha önce de yer vermiştik Evrim bağlamındaki yazınıza..

Biz de sizin tümcenizi kullanalım :
Tabii ki sürdüreceğiz siz yazdıkça…..

Bu yazınızla yakaladığınız ciddi hatta kritik bir makro boyutudur Evrim kuramı öğretiminin yasaklanmasının.

Sevgi ve saygı ile. 02 Ağustos 2017, Ankara

Prof. Dr. Ahmet SALTIK
Halk Sağlığı – Toplum Hekimliği Uzmanı
AÜTF Halk Sağlığı AbD     Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net    profsaltik@gmail.com

Evrim: İnsanın kökeni 3.5 milyar yılda küçük bir ayrıntıdır

Evrim: İnsanın kökeni
3.5 milyar yılda küçük bir ayrıntıdır

Cumhuriyet, 31.07.2017
(AS : Bizim katkımız yazının altındadır..)

Harran Üniversitesi’nde profesör, üstelik biyoloji profesörü. Ve botanikçi, araştırma makaleleri var; araştırmalarında evrimsel gelişmeyi de net görürsünüz. Mesleki dergilerde yayımlanan bu makalelerin hiçbirinde ne evrime bir saldırı var ne de yaratılışçılığı övenlerle ilgili bir yorum. Böyle bir şey yapsa hiçbir bilim dergisinde makalesinin tekini bile yayımlatamaz, nal toplar ancak. Bunu biliyor, akademik unvanını elde edebilmesi için de bu makalelerin uluslararası bilimsel kurallara uygun olması gerekir.
Bir kongre düzenliyor: “1. Uluslararası Bilimler Işığında Yaratılış Kongresi”. Yani Evangelist vb. kreatoristlerin (AS: Yaradılışçılar) bir araya geldikleri yer olacak. Bilime karşı bildik tezlerin bu kez Türkiye’de tekrarlanacağı bir arena.
Sahtekârlıkları almış başını gidiyor. Mesela Prof. Aziz Sancar’ı alet ediyorlar, güya demiş ki: “Ben Müslümanım, evrime inanmıyorum…” Sancar’ın böyle bir sözü yok. Dediği şu:

  • “Ben Allah’a inanıyorum, evrim ise bir inanç konusu değil bir gerçek, güneşi balçıkla sıvayamazsınız. Kreatoristlerle de bir ilgim yok.”
    Bunu oradan çıkarmadıkları sürece, hepsini sahtekâr ilan etmeyi sürdüreceğim. Üstelik Sancar’la konuşmamı içeren Evrim bir gerçek yazımı okudukları halde. Kongre parasını da Harran Üniversitesi ile bölgenin devlet yönetim birimleri vb. karşılıyor.

‘Bizim çocuklar aptal, anlamaz’
Diyor ki: “Evrimi üniversite öncesi eğitim müfredatından çıkardık. Çocuk okulda evrim okuyacak, eve gelince de seccadeyi rafa kaldıracak, bu çelişkiyi yaşatamayız çocuklara.. Bizim kültürümüzde evrim diye bir şey yok.”
Kültürümüz dediği, ülkenin büyük çoğunluğuna dayatılan “evrim yanlıştır” inancı. Bu ülkenin bilimine, aydınlığına, geleceğine en büyük ihanetlerden birini yapıyorsunuz. Gelişmiş ülkelerin köleliğini dayatıyorsunuz hâlâ.
Yok soyut bir şey evrim, çocuklar anlamaz gerekçeleri de bir başka yalan. İranlı çocuklar üniversite öncesi sayfalar dolusu evrim okuyor.
İran’da ilköğretim beşinci sınıftan itibaren fosiller öğretiliyor; ortaokul son sınıfta Yaşamın Kökeni ana başlığı altında Türleşme ve Evrim, Popülasyon Genetiği, Popülasyon Dinamikleri gibi başlıklar altında Evrim konusunda 60 sayfalık kapsamlı bilgiler veriliyor… Darwin’in evrim kuramına da 11 sayfa ayrılıyor.
Avrupa’da tüm okullarda evrim, bilimin en önemli gerçeği diye okutuluyor, onların hepsi anlıyor.. Ama bizim çocuklar aptal, öyle mi? Evrimin zerre kadar bir soyut yönü yok. Hepsi kanıtlara dayalı. Hayatın Kökeni pek çok bilimin ana dayanağıdır. Ve çok somuttur. En soyut matematiktir. Matematiği öğrencilerimiz anlıyor, ama evrim gibi çok somut bir gerçeği anlamaz.. Türkiye’yi aptal yerine koymanın diz boyu…
Yalanın bir yönü de şu: Evrim, “nihayetinde insanın oluşumuna ilişkin bir akılyürütme biçimi”.. 200 yıllık evrim araştırma müktesebatına, sen kalk “bir akıl yürütme biçimi” diye, cahil bile denemeyecek, kahvehane kültüründe bile insanların destur diyecekleri bir şekilde saldır.
Evrimin üniversitede okutulacağı da başka yalan. Evrim konusunu ancak biyoloji öğrenimi görecekler okur (AS: Biz Hacettepe Tıp’ta 1. sınıfta okuduk 1971-72). Başka hemen hiçbir bölümde sözü bile edilmez. Ne yani iktisat, finans, halkla ilişkiler, hukuk vb. okuyanlar evrim mi okuyacaklar?

İnsanın kökeni sadece bir ayrıntı
Evrim teorisi içinde insanın kökenleri, son derece küçük bir detay! Teori, canlıların aşağı yukarı 3.5 milyar yıl önce ortaya çıkmasından beri, maya hücrelerinden dinozorlara kadar bütün yaşam biçimlerinin birbiri ile ilgisini ortaya koyan bir bilimsel çerçeve. DNA deşildikçe bu çerçevenin içi çok daha incelikle dolup duruyor. Aşağıdaki İngilizce metin, maya hücreleri ile insan DNA’sı arasındaki ortak yönleri anlatan sıradan bir yazı:
www.sciencemag.org/ news/2015/05/yeast-can-livehuman- genes

Bir bilimci dostum gönderdiği notta diyor ki: “Tesadüfen dünyada insanlar olmasaydı -aslında 300.000 yıl öncesine kadar yoktular- evrim, Darwin’in anahatları ile çizdiği, Mendel, Crick ve Watson’un ise mikroskopik mekanizmalarını açıkladığı senaryoya göre gerçekleşecekti. İnsanlar sahneden çekilince de süreç devam edecek, zaten ediyor. Bunun ‘nihayetinde insanın oluşumu’ konusuna indirgenebileceğini düşünmek için bütün bunlardan bihaber olmak lazım…”
Bilginin sınırı olmadığı gibi, cehaletin de yok.. Tabii, ülkeye kötülüğün de…
============================
Dostlar,

Teşekkürler değerli dostumuz Orhan Bursalı!
Eskilerin “fikri takip” dedikleri işte budur..
Evrim konusunda Türkiye’ye – Türk insanına kurulan hain tuzağın peşini bırakmıyor.
Bursalı, Berlin’de mühendislik eğitimi almış, pozitif bilim terbiyeli nitelikli bir aydındır.
Bu bağlamda (Evrim) yazdıkları tümüyle doğrudur; biyolojik bilimler temelli (+ Fiziksel + Kimyasal ve de Matematik temelli!) Tıp bilimleri eğitimi almış bir akademisyen olarak biz de Evrim’in eksiksiz fosil serileriyle kanıtlandığını, hiçbir kuşku kalmadığını bilimsel yetkimizle vurgulayalım.

AKP = RTE Türkiye’ye ve özellikle genç kuşaklara çok büyük zarar veriyor.
Türkiye çağdaş bilim dünyasından koparak din – dindarlık adına hurafe – gericilik – yobazlık batağına saplanmamalıdır.

  • Hiç kimsenin, hiç bir gerekçeyle böylesine bir insanlığa karşı suç işleme hakkı, yetkisi, ayrıcalığı yok-tur!

Bu vahim hatadan, yersiz – anlamsız – akıl ışı kör inattan yol yakınken geri dönülmelidir.

Sevgi ve saygı ile. 01 Ağustos 2017, Ankara

Prof. Dr. Ahmet SALTIK
Halk Sağlığı – Toplum Hekimliği Uzmanı
AÜTF Halk Sağlığı AbD     Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net    profsaltik@gmail.com

“DEMOGRAFİ HAKKINDA TEMEL BİLGİLER”


Sitemizin Değerli izleyenleri,
AÜTF Asistanlarımız, Öğrencilerimiz ve ilgilenen sağlıkçılar..

Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde (AÜTF) Dönem 6’da (son sınıf) İntörn Dr. arkadaşlarımız 1 ay Halk Sağlığı Anabilim Dalı’nda staj yapmaktalar.. Bu programda Toplum Sağlığı Merkezleri ve bağlı 1. Basamak (yataksız) Sağlık Birimlerinde uygulamalı olarak bizlerin gözetiminde çalışmakta ve staj sonunda çalışmalarını özetleyen bir power point sunumu yapmaktalar.

Temmuz 2017 kümesinde sorumlu olduğumuz öğrencilerimizden İnt. Dr. Sinan Özçelik, “DEMOGRAFİ HAKKINDA TEMEL BİLGİLER” konulu bir çerçeve sunum hazırladı.

11 Temmuz günü bilindiği gibi Birleşmiş Milletler Dünya Nüfus Fonu (UN-FPA) tarafında “Dünya Nüfus Günü” olarak değerlendiriliyor. Bu bakımdan, Dünyanın ve Türkiye’nin anormal hızlı ve gereksiz, siyasal iktidarın ne yazık ki kışkırttığı, 2827 sayılı yasa ve Anayasa md. 41 ve bağlantılı ulusal – uluslararası mevzuatın – hukukun dikkate alınmadığı “tehlikeli bir dönem” yaşarken, 81 yansıdan oluşan oldukça kapsamlı çalışmayı paylaşmak istedik.

  • Unutulmasın; artık her aileye yalnızca 1 çocuk zamanıdır!

    Sevgili Sinan’a emeği ve dosyanın sitemizde yayınlanmasına izin verdiği için teşekkür ederiz.

Yansıları pdf olarak incelemek için lütfen tıklar mısınız?? (3,4 MB)

DEMOGRAFI_HAKKINDA_TEMEL_BILGILER_OZCELIK-SALTIK

Sevgi ve saygı ile. 01 Ağustos 2017, Ankara

Prof. Dr. Ahmet SALTIK
Halk Sağlığı – Toplum Hekimliği Uzmanı
AÜTF Halk Sağlığı AbD – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net      profsaltik@gmail.com

Prof. Dr. Selçuk Erez : Darwin uydurmuş!

Darwin uydurmuş!

Prof. Dr. Selçuk Erez

(İstanbul Tabip Odası Başkanı)
Cumhuriyet, 27.07.2017
(AS: Bizim kapsamlı katkımız yazının altındadır..)
Rektörün biri “Evrime inanmıyorum!” dedi ve bu nedenle pek çok eleştirildi, hatta tiye alındı: Oysa haklıydı, Darwin büyük çapta yanılmıştır! İşin aslı şöyledir:
Şuppiluliuma’dan, Hammurabi’den bile daha eski zamanlarda, yeryüzünde insanlar değil maymunlar yaşardı. Bunlar Afrika’nın doğusunda, Tanzanya’daki Olduvay Boğazı’ndaki ormanlarda birbirlerinin bitlerini ayıklayarak ve “maymuncuk” dedikleri çocuklarıyla oynayarak hoşça zaman geçirirlerdi.

Ancak havalar zamanla ısınmaya başladı, yağmurlar seyreldi.
Ormanlardaki ağaçlar kurumaya başlayınca maymunlar toplanıp ne yapacaklarını düşündüler.
-Ağaçlardan inelim, yerde yaşamaya başlayalım.
-Yerde gezersek kuyruklarımız ayaklarımıza dolanır, sık sık düşeriz.
-Çakmak taşlarını yontar, bunlarla keseriz.
Bu görüş benimsendi, aralarından birkaçı kuyruk sünnetçisi olarak seçildi ve tarihte görülmemiş bir kuyruk kıyamı başladı.
Kuyruğunu kestiren insan sayılıyordu, kestirmeyene kız verilmiyordu. Çok kuyruk kesilince civardaki sırtlanlar, aslanlar kan kokusu alıp gelmeye başladılar. Maymunların Başı, “Bundan böyle günde en çok üç kuyruk kesilecektir” buyurdu. Kuyruk kestirmek için Maymun Başı’ndan gün almak gerekiyordu. Bu kararnameden sonra çok uzun maymun kuyrukları oluştu.

-Yahu sıra ne zaman bize gelecek?
Kuyruk kestirmek için Afrika güneşi altında kuyrukta günlerce beklemek olumsuz tepkilere yol açıyordu. Hele, Başkan’ın belli bir ödenti karşılığında kimilerini öne aldığı ve zürafalara, çakallara ve ibibik kuşları gibi maymun olmayanlara da kuyruk kestirtip insanlık belgesi dağıttığı duyuldu; protestolar çoğaldı.

Maymunların çoğu kuyruksuzlaşınca Başkan’a “Seni insanlar değil, maymunlar seçti. Burada şimdi bir maymun değil insan milleti var. Bu nedenle biz artık maymunların seçtikleri bir başkanı istemeyiz. Seçimler yenilensin!” dediler.
Yüksek seçim kurulu üyelerinin okuması, yazması yoktu, saymasını da bilmiyorlardı; işin içinden çıkamadılar. Başkan “Sonuçlar ne olursa olsun, ben kazandım sayılır!” deyince Olduvaylılar ayaklandı. Sokak çatışmaları uzun sürmedi; Başkan ve yalakalarının cephanesi tükendi.
Sonra ne mi oldu? Hayır, Başkan yani yeryüzünün bu ilk diktatörü, sonrakiler gibi hızlı koşan bir deveye filan binip yurt dışına kaçmadı. Millet onu bırakıp kaçtı!

Olduvay sakinleri, “O burda kalsın, biz başka yerlere gidelim!” dediler ve Afrika’dan Asya’ya, Avrupa’ya vb. göç ettiler. Torpil ve rüşvetle insan belgesi edinmiş ibibik kuşlarıyla çakallar da kalabalığa karışıp çeşitli yerlere gittiler.
Böylece Darvin’in yanıldığını, maymunların evrimle değil kuyruklarını kestirip insan olduklarını ve çevrenizde gördüğünüz insan kılıklı çakalların nerelerden gelip böyle olmadık mevkilere atandıklarını da işte anlamış bulunuyorsunuz.
========================================
Dostlar,

Charles Darwin Uydurdu mu; Yobaz Bilime Direniyor mu ??

Prof. Dr. Selçuk Erez çok kıdemli bir hekim ve hocadır. 1936 doğumludur, 81 yaşındadır ve hala pırıl pırıl zekasıyla üretmeyi sürdürmektedir. İstanbul Tabip Odası gibi 30 bini aşkın hekimin çalıştığı dev bir kentin hekim meslek örgütünün seçilmiş başkanıdır.

Cumhuriyet‘te de düzenli yazılar yazmaktadır.
Erez hoca, yüksek zekasıyla ince ve düzeyli ironi (hiciv) ve mecaz yazı sanatlarını ustalıkla kullanmaktadır. Sitemizde kendisinin epey yazısı yayımlanmıştır. Meslek büyüğümüz Prof. Erez’in (Kadın Hastalıkları – Doğum uzmanı) yukarıdaki yazısı da çok başarılı..

AKP iktidarı bilimi ve kendini yadsıyarak ve gerçek niyeti ile düzeyini ortaya koyarak EVRİM konusunun işlenmesini Lise yetişeğinden (müfredatından) çıkardı, Ne denli zavallı bir tutum.. “Tavşan dağa küsmüş, dağın haberi yok” atasözü durumu betimlemeye (hali tasvire) uygun.

  • Efendiler; siz ister devekuşu gibi kafanızı kuma gömün, yarasa gibi aydınlıktan kaçıp mağaralarınıza sığının; BİYOLOJİK EVRİM bütün filogenetik basamaklarıyla – fosil kalıntılarıyla kanıtlanmıştır.“Evrim Kuramı” (Teorisi) adlandırmasından kalkarak “daha teori, kuram, tam kanıtlanamadı, o yüzden adı teori, henüz yasalaşmadı..” gibisinden gazete köşelerinde döktürenlerin daha “Teori – kuram” kavramının tanımından haberleri yok..

Bilimsel bir kuram – teori; üst kapsamda bir bilimsel terimdir ve kanıtlanmış gerçekleri, bilimsel yasaları da içerir.. Örneğin Albert Einstein’in “Görelilik – İzafiyet Teorisi – Kuramı”.. Adı “teori – Kuram” dır ancak tümüyle kanıtlanmış – doğrulanmış yasalar içerir; Isaac Newton fiziğini rafa kaldırmıştır. Günümüzdeki nükleer teknoloji dahil tüm uzay çalışmaları, ileri elektronik ve Kuantum Mekaniği, Elektro-Manyetik alanlar.. konularında dev ilerlemeleri Einstein’in Görelilik Kuramına borçluyuz. Gelecekte nesne – insan ışınlaması da bu Kuram – Terori’ye dayalı olarak gerçekleştirilebilecektir.

Anımsatalım; insan – hayvan – bitki genetiğinin şifresi olan DNA üzerinde NOBEL ödülü (Kimya) alacak ölçüde değerli bilimsel çalışma ve katkılar sağlayan Ulusal Gururumuz, meslek büyüğümüz Tıp Profesörü Dr. Aziz Sancar çok net açıkladı..
(Cumhuriyet, Orhan Bursalı, 29.06.2917,
http://www.cumhuriyet.com.tr/koseyazisi/770123/Aziz_Sancar__Evrim_gercektir….html)

  • EVRİM bir gerçektir.. Kim ne derse desin, Bilimsel bir gerçekliktir..

Kimseyi incitmek aklımızdan geçmiyor ama kesin olarak kanıtlanmış, Katolik Kilisesinin bile kabul ettiği EVRİM KURAMI’na karşı çıkmak ancak 2 biçimde açıklanabilir :

  1. Zihinsel yeteneğiniz – zekanız EVRİM’i kavramaya yetmemektedir; mazur görüp anlamanız için elimizden geldiğince basitleştirir, kezlerce anlatırız. Yeter ki içtenlikle anlamaya çabalayın. Anlamayınca “red” hakkı da olmaz değil mi en azından ahlaki olarak??
  2.  Kastınız var.. Siz Cumhuriyet – Bilim düşmanı bir dinci – gerici – yobazsınız.. Yapabileceğimiz çok bir şey yok.. Ama biliyoruz ki, çok yavaş da olsa EVRİM sizi de eğitecek, geliştirecek. Lokomotifin önüne taş koymak yerine hiç olmazsa bir vagona atlayın, gerçekten kopmayın..

Örn. çoooook yalın bir EVRİM gerçeğini açıklayalım :

  • EVRİM, insanın maymundan geldiğini ileri sürmüyor; tam tersine her 2 canlı türünün de “ortak ata” dan geldiğini, maymun ve insanın “atasının ortak” olduğunu savlıyor.Daha da yalınlaştırarak örnekleyelim : Örn. el bileğimiz “ortak ata” olsun.. Parmaklarımız “ortak ata” dan evrilen türler.. Parmaklarımızdan birinin insana, birinin maymuna evrilmesi gibi.

Ülkemizin önemli Evrim Biyologlarından merhum Prof. Dr. Ali Nihat Bozcuk hocamızın (1971-72 döneminde Hacettepe Tıp Fakültesi’nin 1. sınıfında Gen ve Moleküler Biyoloji hocamızdı) özlü bir power point sunumunu (33 yansı) paylaşmak isteriz. Bizim de üyesi olduğumuz Ulusal Eğitim Derneği’nde bir geleneksel Cumartesi Konferansı olarak paylaşılmıştı (Haziran 2012)

  • EVRİM KURAMINDAN GÜNCEL YANSIMALAR

Bu yansılar dikkatle izlenirse sanırız epey bir kavrayış sağlanabilir; tersine koşullu değilseniz.. Lütfen tıklayınız :
http://ahmetsaltik.net/arsiv/2012/06/Evrim_Kurami_Prof._Dr._Nihat_Bozcuk.pdf

Bu vesile ile ağabeyimiz, dostumuz, ADD’de dava yoldaşımız, insanlık ve alçakgönüllülük örneği, yetkin (İngiltere’den doktoralı) hoca Prof. Dr. Ali Nihat Bozcuk‘u özlemle anıyoruz.

Sevgi ve saygı ile. 28 Temmuz 2017, Ankara

Prof. Dr. Ahmet SALTIK
Halk Sağlığı – Toplum Hekimliği Uzmanı – AÜTF Halk Sağlığı AbD
Mülkiyeliler Birliği Üyesi  www.ahmetsaltik.net    profsaltik@gmail.com