TTB’den 5 Haziran Dünya Çevre Günü açıklaması

TTB’den 5 Haziran Dünya Çevre Günü açıklaması

TTB olarak ülkemizdeki bu ciddi sağlık ve çevre sorununun çözümü için başta Çevre ve Şehircilik Bakanlığı olmak üzere; tüm yetkilileri bir kez daha göreve çağırıyoruz ve bu krizin çözülmesi için önerilerimizi anımsatıyoruz:

      • Hava kalitesi ölçümlerinin iyileştirilmeli, tüm verilerin kamuoyu ile paylaşılmalı ve yeterli sayıda yeni istasyonlar kurulmalıdır.
      • Hava kirliliği için ulusal sınır değerlerimiz bir an önce DSÖ sınır değerleri ile uyumlu hale getirilmelidir.
      • Enerji politikalarımız gözden geçirilmeli ve kurulmasına çalışılan 82 adet kömürlü termik santralden derhal vazgeçilmelidir. Mevcut kömürlü termik santraller ise elektrik üretim ve tüketim miktarları göz önüne alınarak kademeli olarak kapatılmalıdır.
      • Tüm fosil yakıt teşvikleri derhal durdurulmalıdır,
      • Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED) süreçlerinde projeler, hava kirliliği açısından özel olarak incelenmeli ve yoğun hava kirliliği yaratabilecek sanayi tesislerinden kaçınılmalıdır.
      • Kentlerde özellikle raylı toplu taşıma ve bisikletli ulaşım teşvik edilmelidir.
      • Yine kentlerde motorlu araç trafiğine kapalı alanlar yaratılmalı, kent ormanları korunmalı ve artırılmalıdır,

TTB olarak uyarmaya devam ediyoruz;

Çevre ve insan yaşamının, toplumun sağlığının, bir avuç insanın çıkarı uğruna yok sayılmasına, her yılın 5 Haziran’ında salt törenler ve basın açıklamaları ile sıradanlaşmış etkinliklere çevrilmesine izin vermeyeceğiz.

Türk Tabipleri Birliği olarak üzerimize düşenin toplum ve kamu yararından ayrılmamak olduğunun bilinci ile, yılın 365 gününü doğa ve çevre talanına karşı mücadele ederek, gerçek çevre ve insan sağlığı mücadelesinin içinde ve toplumun yanındayız; her zaman yanında olacağız.

TTB Merkez Konseyi
TTB Halk Sağlığı Kolu

 

TTB : 1 Aralık Dünya AIDS Günü – Bilmek ve Korkmamak

Türk Tabipleri Birliği (TTB) Merkez Konseyi ve TTB Halk Sağlığı Kolu, 1 Aralık Dünya AIDS Günü dolayısıyla açıklama yaptı.

1 Aralık Dünya AIDS Günü – Bilmek ve Korkmamak

Bu yıl dünya AİDS gününün teması “durumunu bil” olarak açıklandı. UNAIDS, Birleşmiş Milletler’in HIV/AIDS konusunda uzmanlaşmış organı, dünyada 9,4 milyondan çok insanın HIV durumunu bilmediğini kestiriyor. Bunun temelde iki nedeni var:

İlki anonim ve ücretsiz test hizmeti veren laboratuvarlara erişimin kısıtlı olması ya da olmaması; ikincisi testin pozitif çıkacağı korkusuyla test yaptırmaktan kaçınmak. Bunlara, Türkiye gibi ülkelerde toplumsal cinsiyet örüntülerinden temellenen  “bana bir şey olmaz” algısı / yanılsaması da eklenebilir.

Oysa Türkiye’de bir şeyler oluyor!

  • HIV/AIDS Dünya genelinde düşme eğilimi gözlenmesine karşın Türkiye,
    yeni olguların “en hızlı arttığı” ülkelerden biri.

Ülkede son on yılda HIV olgularında %465 artış kaydedildi. Üstelik yeni tanı alanların %49’u, 25-49 yaş aralığındaki genç insanlar. Bu veriler, bize HIV enfeksiyonunun yakın gelecekte de önemli bir halk sağlığı sorunu olmaya sürdüreceğini gösteriyor.

Bu veriler bize başka bir şey daha gösteriyor: Bu zamana dek yaptıklarımızdan daha çoğunu yapmamız gerektiğini. Öncelikle, HIV’in “artık korkulacak bir enfeksiyon olmadığını” her fırsatta yinelememiz gerekiyor. Geçen yıl 21.000’den çok kişi ile yürütülen bir araştırma, katılımcıların %77.3’ünün HIV/AIDS ile ilgili “hiçbir bilgisi” olmadığını ortaya koymuştu. Hiç bilginin olmaması kötü ama yanlış bilgi çok daha kötü.

  • HIV ile ilgili korkunun üretilmesinde sorun, bulaş yollarının yanlış bilinmesi kaynaklı.

Bu nedenle, TTB Halk Sağlığı Kolu olarak HIV’in hangi yollar ile bulaşmadığını hatırlatmakta yarar görüyoruz. HIV;

  • HIV ile yaşayan insanlar ile tokalaşmak, öpüşmek, kucaklaşmak veya onlara sarılmak;
    kısaca herhangi bir sosyal temas ile BULAŞMAZ,
  • HIV ile yaşayan insanlarla aynı okulda okumak, aynı işyerinde çalışmak, aynı yerde yemek yemek,  aynı havuzda/denizde yüzmek, aynı tuvaleti/banyoyu kullanmak; kısaca hava, su, gıda veya doğrudan temas yolu ile BULAŞMAZ,   
  • Sinek veya böceklerden BULAŞMAZ.

HIV;
– korunmasız (kondomsuz) cinsel ilişki,
– test yapılmamış kan, doku ve organ nakilleri,
– damar-içi ortak kullanılan şırıngalar ve
– kesici / delici alet yaralanmaları ile bulaşır.

Bir başka bulaş yolu da anneden-bebeğe bulaştır ki, doğru tedavi ile bu bulaş %100 engellenebilmektedir.

  • HIV’den korkmaya gerek yoktur.

Bugünkü tedavi seçenekleri, kişinin yaşama niteliğini etkilemeden, genelde günde tek bir ilaç alarak sağlıklı yaşamasını olanaklı kılmaktadır.

Dolayısıyla bugün HIV ile yaşamak, diyabet veya hipertansiyon gibi bir süregen hastalık ile yaşamaktan farklı değildir.

Elbette öncelik riskli davranışlardan kaçınmak, dolayısıyla korunmadır.

Ancak kuşkulu bir durum var ise test yaptırmak ve HIV durumunu bilmek kritiktir.

Test sonucu HIV (+) ise tedaviye bir an önce başlamak ve düzenli tedavi alarak viral yükün baskılanmasını sağlamak temel anahtardır.

  • Unutmayınız ki; gerek test ve tanı hizmetleri, gerekse tedavi hizmetleri ülke genelinde yaygın ve ücretsizdir.

Ayrıca bu konu özelinde destek ve danışmanlık hizmeti veren sivil toplum kuruluşlarına ulaşmak da mümkündür.

Bilmek, korkularımızla baş etmenin en kısa yolu.
Bu kısa yol, uzun ve sağlıklı bir yaşama açılıyor üstelik…

TTB Merkez Konseyi
TTB Halk Sağlığı Kolu

Prof. Dr. Nusret Fişek anıldı – 3 Kasım 2017

Prof. Dr. Nusret Fişek anıldı – 3 Kasım 2017

Nusret Fişek ve Hekimlik ile ilgili görsel sonucu

Türk Tabipleri Birliği (TTB) eski başkanlarından, Halk Sağlığı önderi Prof. Dr. Nusret Fişek, doğumunun 103. ve ölümünün 27. yılında Türk Tabipleri Birliği, Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı ve Halk Sağlığı Uzmanları Derneği tarafından düzenlenen etkinlikle anıldı.

3 Kasım 2017 Cuma günü, Hacettepe Üniversitesi Kültür Merkezi R Salonunda gerçekleştirilen etkinlik, sırasıyla Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Hakan Altıntaş, Halk Sağlığı Uzmanları Derneği Başkanı Prof. Dr. Türkan Günay, TTB Merkez Konseyi Başkanı Prof. Dr. Raşit Tükel, Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Bülent Altun ve Hacettepe Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Haluk Özen’in açış konuşmalarıyla başladı.

TTB Merkez Konseyi Başkanı Prof. Dr. Raşit Tükel burada yaptığı konuşmada, Prof. Dr. Nusret Fişek’in tüm yaşamı boyunca sağlıklı yaşamanın bir insan hakkı olduğunu savunduğunu, tüm bilimsel çalışmalarını ve eylemlerini herkesin nitelikli sağlık hizmetine ulaşması hedefine yönelttiğini söyledi. Fişek’in çağdışı yöntemlerle doğurganlığın (AS: gebeliğin olacak..) sonlandırılması dolayısıyla kadın sağlığının dramatik biçimde bozulması, nüfus ve aile planlaması yöntemleri konusunda çok önemli çalışmalar imza attığını belirten Tükel, 1961 yılında kabul edilen Sağlık Hizmetlerinin Sosyalleştirilmesi Hakkında Kanun’un da mimarı olduğunu hatırlattı.

TTB’nin başkanlığını yaptığı dönemde birçok önemli girişime imza atıldığını anlatan Tükel, TTB’nin bir yandan üyelerinin çıkarlarını korurken, bir yandan da halk sağlığına katkı sağlayan sayısız etkinlik ortaya koyduğunu anlattı. Tükel, Fişek’in insan hakları alanında yaptığı çalışmaların hâlâ yol gösterici olduğunu belirterek, sözlerini “Prof. Dr. Nusret Fişek’i sevgi, saygı ve özlemle anıyoruz.” diyerek tamamladı.

Konuşmaların ardından, Prof. Dr. Nusret Fişek’in özgeçmişi, yaşamından kesitler sunan fotoğraflar ve çeşitli zamanlarda yaptığı konuşmalarının kayıtlarından oluşan bir sunum gerçekleştirildi.

Nusret Fişek Halk Sağlığı Ödülü Tanık ve Güler’e

Daha sonra, TTB Halk Sağlığı Kolu’nca verilen Nusret Fişek Halk Sağlığı Hizmet Ödülü Töreni’ne geçildi. Nusret Fişek Halk Sağlığı Hizmet Ödülü bu yıl iki kişiye verildi: Prof. Dr. Feride Aksu Tanık ve Prof. Dr. Çağatay Güler. Tanık ve Güler ödüllerini TTB Merkez Konseyi Başkanı Prof. Dr. Raşit Tükel’in elinden aldılar.

Anma etkinliği, Hacettepe Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Felsefe Bölümü öğretim üyesi Prof. Dr. Harun Tepe’nin konuşmacı olduğu “Üniversitelerin Toplumsal Sorumluluğu” başlıklı konferansın ardından sona erdi.

Etkinliğe Prof. Dr. Nusret Fişek ailesi, Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi öğretim üyeleri, TTB ve Ankara Tabip Odası yönetici ve temsilcilerinin yanı sıra çok sayıda halk sağlığı uzmanı, hekim ve tıp fakültesi öğrencisi katıldı.

*****
Dostlar,

Biz de oradaydık 27 yıldır hep olduğumuz gibi..
3 Kasım 1990 günü O’nu sonsuzluğa uğurlarken önde O’nun fotoğrafını biz taşımıştık.
2004’e gelene dek Edirne’den kalkıp 3 Kasımlarda O’nu anmaya geliyorduk.
Bu sitede, 1971’de Hacettepe’de tıp eğitimine başladığımızda tanıdığımız saygın hocamızın anısına daha önce de yazılar yayınlandı. “Nusret Fişek” diye arama yaptırıldığında bu dosyalara erişmek olanaklı.

Sosyal tıbbın ayaklar altına alındığı, sağlık hizmetlerinin metalaştırılıp piyasaya terkedildiği, şehir hastaneleri adı altında bir başka talan alanının daha dayatıldığı çok zor bir dönemde değindiğimiz yazıların okunmasında büyük yarar var.. Örneğin

http://ahmetsaltik.net/tag/efsane-hekim-halk-sagligi-hocasi-nusret-fisek/ 

Ayrıca kendi adına açılmış bir web sitesinde de O’nu ve saygın eylemini tanımak olanaklı :
http://nusret.fisek.org.tr/

Nusret Fişek hocamıza sonsuz şükran ve özlemle..

Sevgi ve saygı ile. 03 Kasım 2017, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

Türk Tabipleri Birliği : Manisa’daki salgın ciddi bir gıda güvenliği sorunudur!

(AS : Bizim kapsamlı katkımız yazının altındadır..)
Türk Tabipleri Birliği (TTB) Merkez Konseyi ve TTB Halk Sağlığı Kolu, Manisa’daki askeri birliklerde ciddi bir gıda güvenliği sorunu yaşandığını açıkladı.

TTB Merkez Konseyi ve TTB Halk Sağlığı Kolu tarafından 19 Haziran 2017’de yapılan basın açıklamasında, Manisa’da yaşanan salgınların Türkiye’de tüm askeri birliklerin gıda kaynaklı salgın tehdidi altında olduğunu gösterdiği belirtildi. Bu salgınlar silsilesini ortaya çıkaran nedenlerin başında, askeri birliklerde halk sağlığı hizmetlerinin sahipsiz kalmasının geldiğine dikkat çekilen açıklamada,

  • “Halk sağlığı hizmetlerinin olmadığı yerde her türlü bulaşıcı hastalık tehlikesi olduğunu bir kez daha vurguluyoruz.” denildi.
  • Açıklamada, halk sağlığı hizmetlerinin olmamasının aynı zamanda ortaya çıkacak bir bulaşıcı hastalık salgınının kontrol altına alınmasını da zorlaştıracağı uyarısında bulunuldu.

Askeri birliğe yemek sağlayan Rota Yemek Firması’nın, siyasi iktidara yakınlığı ile bilindiğine ve Manisa dışında Türkiye genelinde 11 büyük askeri birliğe daha yemek sağladığına da dikkat çekilen açıklamada,
askeri birliklerde acilen halk sağlığı hizmet yapılanmasının oluşturulması ve
– taşeron hizmet alımına son verilmesi gerektiği vurgulandı.

BASIN AÇIKLAMASI 19 Haziran 2017
Manisa’daki salgın ciddi bir gıda güvenliği sorunudur!

Manisa’daki askeri birliklerde 17 Haziran 2017’de ortaya çıkan besin zehirlenmesi, son üç haftada aynı yerde çıkan 4. büyük salgındır. Mayıs ayının son günlerinde ortaya çıkan ilk salgında, besin hazırlaması ile ilgili hatalar sonucunda hindi etinden kaynaklanan salmonella etkeninin salgından sorumlu olduğu belirtilmiştir. Ancak kısa süre içinde ardı ardına gelen salgın atakları ile olayın münferit (AS: tekil) olmadığı görülmüştür.

Gıda zehirlenmesine neden olan mikrobiyolojik etkenler ne olursa olsun, ortaya çıkan gerçek Manisa’daki askeri birliklerde ciddi bir gıda güvenliği sorunu olduğudur. Bu gıda güvenliği sorunu ile son üç haftada bir er yaşamını yitirmiş, yüzlercesi hastalanarak sağlık kuruluşlarına sevk edilmiştir. Kalan erlerin çoğu ise yaşadıkları endişe ile bisküvi vb. paketlenmiş gıdalara yönelerek kötü beslenmeye itilmiştir.

Askeri birliklere “dışardan hizmet alma” yoluyla yemek temin edilmesinin ‘doğal’ sonucu, taşeron şirketin maliyeti en düşük olan dolayısıyla ucuz ve kalitesiz gıdalara yönelmesidir. Bu nedenle yemeklerin kalitesinin sürekli olarak denetiminin yapılması, yemekleri hazırlayan kişilerin sağlık denetimlerinin yapılması, hijyen eğitimlerinin yapılması, gıda hazırlanan ve sunulan mekanların hijyen açısından gözetim altında olması elzemdir. Ancak GATA’nın ortadan kaldırılmasıyla gıda güvenliği hizmetinin hangi kurum tarafından yürütüldüğü ya da bu hizmetin olup olmadığı da belli değildir. Bunun ötesinde,

  • Yemek hizmetinin dışarıdan alınmasıyla askeri birlikleri biyolojik ve kimyasal saldırılara açık hale getirmekte, bu nedenle de daha sıkı bir denetim gerekmektedir.

Manisa’da yaşanan bu salgınlar, Türkiye’de tüm askeri birliklerin gıda kaynaklı salgın tehdidi altında olduğunu göstermektedir. Bu salgınlar silsilesini ortaya çıkaran nedenlerin başında, askeri birliklerde halk sağlığı hizmetlerinin sahipsiz kalması gelmektedir. Daha da önemlisi, halk sağlığı hizmetlerinin olmadığı yerde her türlü bulaşıcı hastalık tehlikesi olduğunu bir kez daha vurguluyoruz. Halk sağlığı hizmetlerinin olmaması aynı zamanda, ortaya çıkacak bir bulaşıcı hastalık salgınının kontrol altına alınmasını da zorlaştırmaktadır.

Öte yandan binlerce askeri etkileyen bu durum karşısında kamuoyuna yeterli bilgi verilmemiştir. Son olayın ardından Milli Savunma Bakanı, askeri birliğe yemek sağlayan firmanın sözleşmesinin iptal edildiğini açıklamıştır. Ancak bu bilgiler kamuoyunu ve binlerce asker ailesini tatmin eden açıklamalar değildir.

Askeri birliğe yemek temin eden Rota Yemek Firması, siyasi iktidara yakınlığı ile bilinmektedir. Firmanın kamuoyuna yaptığı açıklamada kullandığı dil bu anlamda dikkat çekicidir. İlk salgında askeri birliğe yemek temin eden söz konusu firma ile ilgili bir inceleme ve denetleme yapılarak sonraki salgınların önlenmesi mümkün iken bu yapılmamış, durum çığırından çıktığında sözleşmesi iptal edilebilmiştir. Rota Yemek Firmasının Manisa dışında Türkiye genelinde 11 büyük askeri birliğe daha yemek sağladığı da hatırlanmalıdır.

Bundan sonrasında böylesi olayların önüne geçilmesi için önerilerimiz şunlardır      :

  • Bir an önce gerekli araştırma ve denetimler yapılarak sorunun kaynağı saptanmalı, buna uygun önlemler alınmalıdır.
  • Askeri birliklerin halk sağlığı hizmetleri, çok özel ve önemli bir hizmet türüdür. Geçmiş deneyimlerden de yararlanarak, askeri birliklerde gerekli halk sağlığı hizmet yapılanması acilen oluşturulmalıdır.
  • Yüzlerce askerin toplu yaşam alanlarında, gıda güvenliğinin temel olduğu beslenme hizmetinin taşeron şirketler aracılığıyla verilmesine son verilmelidir.
  • Kamuoyunun yaşanan süreçle ilgili sağlıklı, doğru ve ilk ağızdan bilgi alma gereksinimi karşılanmalıdır.

Kamuoyuna sunulur. 19.06.2017

Türk Tabipleri Birliği Merkez Konseyi
TTB Halk Sağlığı Kolu
====================================
Evet dostlar,

Durum gösterilmek istendiğinden çok daha ciddi..
M. Savunma Bakanı’nın “Önemli bir sorunumuz yok gibi görünüyor” sözleri dehşet vericidir.
İmam Bakan Manisa’da birkaç gün kalmalı ve her karavanayı öncelikle kendisi tatmalıdır. TSK’nın kadim geleneklerindendir; hazırlanan karavanayı önce o birliğin en üst komutanı tadar ve onay verirse askerlere servis yapılır. Dua ile oturulur yenir ve dua ile kalkılır. Ordu – Millet bütünlüğü ve dayanışmasının heyecan veren saygın ritüellerinden biridir karavana yemek.

Şimdilerde ise Mehmetçiğin kışlasında beslenme güvencesi de bırakılmamıştır.
Bu Ordu nasıl vatan savunması yapacaktır?
Yüzlercesi, tek kurşun atılmadan hastalanarak saf dışı bırakılmıştır.
Olay 1 ay içinde 4. kez yinelenmektedir ve İmam M. Savunma Bakanı, İHL eğitiminin kendisine armağanı (!) olan biçimde düşünerek hurafe üretmektedir. Yerin kilometrelerce altında oluşan depremlerin yeraltı sularını kirletebileceği ve bunun Manisa’da genel olarak yöre halkında değil de salt askeri birliklerde zehirlenme bulguları verebileceğini, herhalde Cinci Hoca, İmam Bakan’a telkin etmiş olmalıdır!

Bu tablo bile AKP iktidarının ülkemizin ciddi ve ağır çok sayıdaki sorunlarını çözmede ne denli yetersiz kaldığını ortaya koyuyor. Bu Bakan görevden alınabilecek midir? Nerdeee o cesaret!

TSK komutanları, bu hazin tablo karşısında seslerini yükseltmelidir.
Hulusi Paşa bir açıklama yapmalı ve hem gerçekleri halka anlatmalı hem de önerilerini açık – seçik koymalı ve kamuoyu desteği sağlamaya çabalamalıdır; TSK’yı darmadağın eden intikamcı OHAL KHK’larının geri alınması için!

Vali beyin de maşallahı var.. İlk salgınlarda “psikolojk etkilenme” demişti askerlerin zehirlenmesine.. Akıl ve bilim dışında yol gösterici yoktur. Bu salgının kaynağı (filyasyonu) bulunacaktır. Yeter ki hekim meslektaşlarımız engellenmesin ve verileri örtülmesin. Dahası, laboratuvar verileri olmaksızın da Biyomatematiksel olarak kuşkulu menü ögesinin belli olasılıklar içinde hesaplanması bile olanaklıdır.

Toplu beslenme yapılan yerlerde menü örneğinden bir örnek 24 saat buzdolabında saklanır.
Bu örnek yetkili laboratuvara yollanır. Mikrobiyolojik-toksikolojik-radyoaktif kirlenme kaynakları belirlenen dek, ilgili laboratuvar ve Tarım – Sağlık Bakanlığı, Savcılık, Kolluk (özellikle Belediye zabıtası) güçleri ile istatistik test sonucu paylaşılarak, diyelim Mantel-Haenszel X2 testinde “kuşkulu” çıkan etin alındığı yere gidilerek ivedi önlemler alınabilir. Bu ürünlerin dağıtımın, tüketiminin tedbiren askıya alınması gibi. Kaldı ki 24-48 saat içinde laboratuvar sonucunu almak günümüz teknolojisiyle olanaklıdır.

İnceleme uzmanları arasına TTB’den de bir Halk Sağlığı Uzmanı  ve Klinik Mikrobiyolog katılmalıdır.

Bu arada CHP’nin TBMM Mili Savunma Komisyonu’nu ivedilikle toplantıya çağırması önemli ve anlamlı bir girişimdir. Dileriz AKP – MHP engellemez de Milletin Meclisi olayı inceler..

Türkiye, Cumhuriyet’in ilanından bu yana geçen 94 yılın en kötü, en aciz, en beceriksiz yönetim dönemini yaşıyor.. Bu dram 15 yıldır sürüyor.. Dileriz necip milletimiz gerçekleri görüyordur..

Manisa’daki Askerler Neden Zehirleniyor?” başlıklı yazımızın da okunmasını dileriz.

Sevgi, saygı, endişe ve üzüntü ile. 20 Haziran, Ankara

Prof. Dr. Ahmet SALTIK
Halk Sağlığı – Toplum Hekimliği Uzmanı
AÜTF Halk Sağlığı AbD     Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net    profsaltik@gmail.com 

TTB Halk Sağlığı Kolu’ndan ‘Bağışıklama Haftası’ mesajı

TTB Halk Sağlığı Kolu’ndan ‘Bağışıklama Haftası’ mesajı

(AS: Bizim kapsamlı katkımız yazının altındadır..)

Türk Tabipleri Birliği Halk Sağlığı Kolu (TTB HSK), 24-30 Nisan Bağışıklama Haftası dolayısıyla bir açıklama yayımladı. TTB HSK, anne ve babalara yönelik olarak
“Aşı Hakkında Bilinmesi Gerekenler” başlıklı bir de broşür hazırladı.

TTB HSK tarafından 27 Nisan 2017’de yapılan açıklamada, aşılama hizmetlerinin önemine dikkat çekilerek, Türkiye’de giderek yükselen aşı karşıtlığı konusunda Sağlık Bakanlığı göreve davet edildi. Açıklamada, “Ülkemizde, aşılama hizmetleri konusunda kamusal bir iradeye ihtiyaç vardır. Bu anlamda Sağlık Bakanlığı’nı, gerek sağlık hizmetlerinin örgütlenmesinden, mevzuatta gerekli düzenlemelerin yapılmasına, gerekse aşı karşıtlığının önlenmesinde
içten çaba göstermeye davet ediyoruz.

  • Devletin görevi çocuğuna aşı yaptırmamayı “hak” olarak kabul etmek değil, toplum sağlığı açısından “hak ihlali” olduğunu görerek gerekli yasal düzenlemeyi yapmaktır.”

denildi. (27 NİSAN 2017, http://www.ttb.org.tr/index.php/Haberler/ttb-hsk-6670.html)

Anne Babalara Yönelik Aşı Hakkında Bilinmesi Gerekenler Broşürü
*****

24-30 Nisan Bağışıklama Haftası Mesajı

Koruyucu sağlık hizmetleri arasında en etkili olanlarından biri hâlâ aşılamadır.
Aşılar, bir grup hastalığın önlenmesinde oldukça etkili ve güvenli koruyucu hizmetlerdir.
Aşılama, kişilerin bireysel olarak temin etmeleri gereken hizmetler olmalarının ötesinde,
iyi örgütlenmiş temel sağlık hizmetlerine sahip sağlık sistemleri aracılığıyla sunulabilirler.

Gelinen durumda Türkiye’de aşılama sorunu giderek önem kazanan bir hal almıştır.
Sağlık reformu (AS: Sağlıkta Dönüşüm  – Health Transformation, DB dayatması) ile
yeniden organize edilen sağlık hizmetleri, 3 milyonu bulan sığınmacı akını karşısında çaresiz kalmıştır. Aile sağlığı merkezlerindeki hekim, hemşire ve ebelerin iyi niyetli çabalarına rağmen, Birinci Basamak sağlık örgütlenmesindeki yapısal sorun, aşılama hizmetlerinin önünde en büyük engeldir.

Ülkemizde, 2011-13 yıllarında yaşadığımız kızamık salgınının bir uyarı olduğunu, kayıtsız çocukların aşılanmadığını, savaş nedeniyle ülkemize gelmek zorunda kalan ve kamp dışında yaşayan mültecilerin koruyucu sağlık hizmetlerine ulaşamadıklarını görerek, önümüzdeki yıllarda aşı ile önlenebilir hastalıkların salgınlar yapabileceği riskine karşı  hızla önlemlerin alınması gerekmektedir.

Öte yandan Sağlık Bakanlığı, aşılama oranları konusundaki istatistikleri açıklamaktan kaçınmakta, raporlarında verdiği oranların kaynağını belirtmemektedir. Aşılama hizmetlerinin
en önemli sorunlarından biri de, Türkiye’de aşı karşıtlığının giderek yükselmesidir. Toplumda aşı karşıtlığının yükselmesine karşın Sağlık Bakanlığı’nın tutumu içten bir çaba içinde olmaktan çok, kişileri bireysel sorumluluklarına davet etmenin ötesine geçmemektedir.

Oluşan aşı karşıtlığını eğitim ile ilgili bir sorun gibi görmek indirgeyici bir yaklaşımdır; çünkü aşı karşıtlığı, bilimsel ve biyomedikal gerçekleri reddetmekte ve hatta aşı karşıtları bilimsel
ve biyomedikal tartışmaları, kendi yorumlarının lehine olacak şekilde kullanmaktadır.

Aşı karşıtlığının önüne geçebilmek, toplum sağlığını öncelemek Sağlık Bakanlığı’nın temel görevidir. Ülkemizde 1981’den beri çocukluk çağı aşı uygulamaları düzenli yürütülmektedir.
Bu uygulamanın sürmesinin sağlanması, aşı ile önlenebilir hastalıkların toplumumuzda salgınlara neden olmasının engellenmesi, aşılar konusunda gerçek, bilimsel ve kanıta dayalı verilerin toplumla paylaşılması gerekmektedir.

Ülkemizde, aşılama hizmetleri konusunda kamusal bir iradeye (AS: istence) gereksinim vardır. Bu anlamda Sağlık Bakanlığı’nı, gerek sağlık hizmetlerinin örgütlenmesinden, mevzuatta gerekli düzenlemelerin yapılmasına, gerekse aşı karşıtlığının önlenmesinde içten çaba göstermeye çağırıyoruz.

  • Devletin görevi çocuğuna aşı yaptırmamayı “hak” olarak kabul etmek değil, toplum sağlığı açısından “hak ihlali” olduğunu görerek gerekli yasal düzenlemeyi yapmaktır.

TÜRK TABİPLERİ BİRLİĞİ
HALK SAĞLIĞI KOLU
===========================================
Dostlar,

Bizim de üyesi olduğumuz TÜRK TABİPLERİ BİRLİĞİ HALK SAĞLIĞI KOLU
(TTB-HSK), 
son derece yerinde bir açıklama yapmıştır. İki bireysel başvuru nedeniyle
Anayasa Mahkemesi’nin “hak ihlali” kararı vermesi bu sorunun başlangıcı olmuştur denebilir. Anayasa Mahkemesi (AYM) 11 Kasım 2015’te, bebeklik – çocukluk dönemi aşılarını yaptırmak istemeyen anababanın bireysel başvurusu hakkında karar verdi. 24 Aralık 2015’te ise kararın gerekçesi açıklandı. AYM, Anayasa’nın 17. maddesinde tanımlanan maddi ve manevi varlığın korunması ve geliştirilmesi hakkının ihlal edildiğini iddia etmiştir. Karar gerekçesinde;

  • Anayasa’nın 17. maddesinde de tıbbi zorunluluklar ve kanunda yazılı hâller dışında kişinin vücut bütünlüğüne dokunulamayacağı belirtilmiştir. Söz konusu düzenlemede özel sınırlama sebepleri öngörülmemiş olmakla birlikte kanun ile düzenleme hükmüne yer verilmiş olup bu kapsamda yapılan müdahalelerin meşruluğunun denetlenmesinde, Anayasanın 13. maddesinde yer alan güvence ölçütlerinin dikkate alınması zorunludur.

Anayasa’nın “Temel hak ve hürriyetlerin sınırlanması” kenar başlıklı 13. maddesi şöyledir:

‘Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.’

Belirtilen Anayasa hükmü, hak ve özgürlükleri sınırlama ve güvence rejimi bakımından temel öneme sahip olup Anayasada yer alan bütün hak ve özgürlüklerin yasa koyucu tarafından hangi ölçütler göz önünde bulundurularak sınırlandırılabileceğini ortaya koymaktadır. Anayasanın bütünselliği ilkesi çerçevesinde, Anayasa kurallarının bir arada ve hukukun genel kuralları göz önünde tutularak uygulanması zorunlu olduğundan belirtilen düzenlemede yer alan başta kanun ile sınırlama kaydı olmak üzere tüm güvence ölçütlerinin, Anayasa’nın 17. maddesinde yer verilen hakkın kapsamının belirlenmesinde de gözetilmesi gerektiği açıktır (Sevim Akat Eşki, § 35).” denilmektedir.

Oysa duyarlı kişilerin aşılanmasıyla toplum düzeyinde etkin ve güvenli koruma sağlanabilen bulaşıcı hastalıklar özelinde bir değer olarak toplum yararı birey özerkliğinin üzerindedirAYM kararı sonrasında, toplum yararı ile bireylerin haklarını demokratik bir biçimde buluşturacak düzenlemelerin bir an önce yapılması gerekliliği kuşkusuzdur. Öte yandan koruyucu sağlık hizmetleri arasında en önemlilerinden biri olan aşılama konusunda toplumun bilgilendirilmesi çok önemli ve acil bir gereksinimdir.

  • Aşılar, günümüzde tıp alanında kullanılan en güvenli, en etkili ve en maliyet etkili
    tıbbi uygulamalardır!
  •  Aşı uygulamasında bireyin hak ve özgürlükleri ile kamu sağlığının gerekleri çelişmez,
    aynı yöndedir. 
    Aşılama konusunda sorumluluğun bireylere yüklenmesi haksızlıktır. 

    Halkın sağlığını koruyucu aşı politikaları geliştirmek Sağlık Bakanlığı’nın görevidir!
    Anayasa’nın 56. maddesi herkese sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkı tanımakta
    ve bu bağlamda hem devlete hem de yurttaşlara ödev yükümlemektedir. Bu maddeye göre
    “.. herkes sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkına sahiptir..” AYM kararına dayanarak çocuklarına aşı yaptırmak istemeyen kesimlerin marjinal kalmayarak çoğalması durumunda
    fiili bir kitlesel hak ihlali, toplum sağlığının riske sokulması sakıncası doğabilecektir.Sağlık Bakanlığı’nın AYMnin gerekçesi yönünde tek maddelik bir yasal düzenleme için 1,5 yıldır adım atmaması çok rahatsız edicidir ve kimi kuşkuları çağrıştırıcıdır. Bu tutum – politika, Yönetimin sorumluluğu, Yönetim – Yönetici – Kamu görevlileri Etiği açısından da
    ağır sorunsaldır. Ardından, aşı dışı öbür zorunlu tıbbi tedavi ve girişimlerin de yapılabilmesinin AYM kararı ile tehlikeye girmesi sorununu çözmek üzere katılımcı yollarla kapsamlı yasal düzenleme hızla yapılmalıdır.
    Aksi durumda karmaşa (kaos) kapıdadır hatta halen yaşanmaktadır
    Sorun salt Türkiye toprakları ve nüfusu ile de sınırları değildir; bölgesel hatta küresel tehditler içermektedir.
    TNSA 2013 verileriyle 0-6 yaş diliminde süregen – ağır beslenme yetersizliği nedeniyle ileri düzeyde boy kısalığı (bodurluk) % 9,5 oranındadır ve bu durumda yarım milyonu aşkın çocuk vardır. Suriye – Irak kökenli yabancıların çocukları da yarım milyonu aşkındır ve genel sağlık koşulları çok yetersizdir. Bu zedelenebilir (vulnerable) kesimlerin özellikle ve öncelikle aşıyla korunulabilen hastalıklara karşı bağışıklanması bilimsel zorunluluktur. Yineleyelim;

  • Etkin – yaygın – sürekli bağışıklama hizmetleri aksarsa, bulaşıcı – salgın hastalıklar riski kapıdadır. Anayasa, 56. maddesi ile herkese sağlıklı – dengeli bir çevrede yaşama hakkı tanımakta ve Devleti yükümlemektedirSevgi ve saygı ile. 02 Mayıs 2017, Ankara

    Prof. Dr. Ahmet SALTIK
    Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
    www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com