Bülend Kırmacı’dan makaleler – 15.02.2018

Bülend Kırmacı’dan makaleler – 15.02.2018

Dostlar,

Değerli arkadaşımız, birikimli – aydın ve üretken Sn. Bülend Kırmacı‘dan bize ulaşan e-iletiyi paylaşmak istiyoruz..
*****
Merhaba, sizlerle güncel yazılarımdan bir seçkiyi paylaşıyor, selam, sevgi ve saygılar sunuyorum. / R.Bülend Kırmacı

AVRUPALI 40, BİZ 50 SAAT ÇALIŞIYORUZ!
http://www.ticarihayat.com.tr/yazar/AVRUPALI-40-BIZ-50-SAAT-CALISIYORUZ/1211

KOBİ’LER
http://www.ticarihayat.com.tr/yazar/baslik/1194

Güncel Verilerle Sanayide Kapasite Kullanımı
http://blog.milliyet.com.tr/guncel-verilerle-sanayide-kapasite-kullanimi/Blog/?BlogNo=581989

Monologue, Paralogue, Dialogue: Understanding Turkey’s Operation
https://rbulendkirmaci.wordpress.com/2018/02/15/monologue-paralogue-dialogue-understanding-turkeys-operation/
*****
Kendilerine aydınlatıcı yazıları vepaylaşımları için şükranlarımızı sunuyoruz.

Sevgi ve saygı ile. 15 Şubat 2018, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com


 

Yılmaz ÖZDİL : 11 şehit

11 şehit

Yılmaz ÖZDİL
SÖZCÜ,
13 Şubat 2018

(AS : Bizim katkımız yazının altındadır..)

Muammer’i getirdiler.
Kafatasında hasar vardı, durumu ağırdı.
Saat 11.30 Ahmet’i getirdiler.
Dizinden ve sol kolundan vurulmuştu.
Saat 11.30 Osman’ı getirdiler. Sol uyluk kemiğinden vurulmuştu.
*
1.5 saat sonra… Saat 13.00 Halis’i getirdiler. Yaşıyordu, kaybedildi.
Saat 13.00 Hasan’ı getirdiler. Yaşıyordu, kaybedildi.
Saat 13.00 Serkan’ı getirdiler. Göğsünden vurulmuştu, durumu ağırdı.
Saat 13.00 Servet’i getirdiler. Göğsünden vurulmuştu, durumu ağırdı.
Saat 13.00 Hayrettin’i getirdiler. Kafatasında, göğsünde hasar vardı.
*
25 dakika sonra… Saat 13.25  Serkan’ı getirdiler. Vücuduna şarapnel isabet etmişti.
Saat 13.25 Umut’u getirdiler. Vücuduna şarapnel isabet etmişti.
Saat 13.25 Burak’ı getirdiler. Yaşıyordu, kaybedildi.
Saat 13.25 Mustafa’yı getirdiler. Sağ bacağından vurulmuştu, ağırdı.
Saat 13.25 Özgür’ü getirdiler. Sağ bacağı darmadağındı, ağırdı.
*
1 saat 55 dakika sonra… Saat 15.20 Hasan’ı getirdiler.
Vücuduna şarapnel isabet etmişti.
Saat 15.20 Ünal’ı getirdiler. Vücuduna şarapnel isabet etmişti.
Saat 15.20 Koray’ı getirdiler. Son nefesini vermişti, morga kaldırdılar.
Saat 15.20  Usame’yi getirdiler. Vücuduna şarapnel isabet etmişti.
Saat 15.20 Mahmut’u getirdiler. Vücuduna şarapnel isabet etmişti.
*
20 dakika sonra… Saat 15.40 Erdem’i getirdiler. Son nefesini vermişti, morga kaldırdılar.
Saat 15.40 İlker’i getirdiler. Son nefesini vermişti, morga kaldırdılar.
* 35 dakika sonra… Saat 16.15 Enes’i getirdiler. Son nefesini vermişti, morga kaldırdılar.
Saat 16.15 Oğuzcan’ı getirdiler. Son nefesini vermişti, morga kaldırdılar.
* 3 saat 15 dakika sonra… Saat 19.30 Hamza’yı getirdiler.
Son nefesini vermişti, morga kaldırdılar.
Saat 19.30 Hüseyin’i getirdiler. Son nefesini vermişti, morga kaldırdılar.
Saat 19.30 Serdar’ı getirdiler. Son nefesini vermişti, morga kaldırdılar.
* 19 dakika sonra… Saat 19.49 Mehmet’i getirdiler. Sol ayağından vurulmuştu.
Saat 19.49 Türkay’ı getirdiler. Sol kulağı paramparçaydı.
Saat 19.49 Osman’ı getirdiler. Sol koluna şarapnel isabet etmişti.
* Sadece 9 saatte… Kaç vatan evladı, saydınız mı? Nereye getirdiler onları bu halde?
Hatay devlet hastanesine. Kırıkhan devlet hastanesine.
*
Grip olanlara, bademciği şişenlere poliklinik hizmeti vermiyorsun… Çocuklarımız acil servise askeri helikopterlerle getiriliyor, paramparça vücutlarından barut tütüyor.
Kimisinin kafatasına roket parçası saplanmış, kimisinin göğsünü uçaksavar mermisi delmiş, kimisinin bacağını el bombası dağıtmış.
Alt tarafı bir devlet hastanesiyle, küçücük bir ilçe hastanesi, sadece 9 saat içinde dalga dalga gelen bu kadar sayıda ağır yaralıyla, bu kadar çeşitli vakayla başa çıkabilir mi?
*
Eminim oradaki hekimler çırpınıyordur ama… Küçücük ilçe hastanesinde “harp cerrahisi” yapılabilir mi? Beyin cerrahı lazım, kalp cerrahı lazım, akciğeri böbreği göğüs kafesini toplayacak genel cerrah lazım, böylesine ağır hasarlarla karşılaşmış ortopedi cerrahı lazım, göz cerrahı lazım, çene-diş cerrahı lazım, kulak cerrahı lazım, yanık ünitesi lazım, plastik cerrah lazım, psikiyatr lazım. Üstelik, üçer dörder lazım… Sen biraz bekle diyemezsin, çocuklarımızın hepsi aynı anda, aynı aciliyetle geliyor. En başta beyin tomografisi, eksiksiz cihaz lazım, kullanacak uzman lazım, 24 saat kesintisiz hazır olmaları lazım.
*
Bina yapmakla olmuyor. Hatay devlet hastanesinde daha iki ay öncesine kadar kalp ameliyatı bile yapılamıyordu. Kırıkhan devlet hastanesinin imkansızlıklarını hiç saymıyorum bile.
11 şehidimiz vesilesiyle tekrar soruyorum : Askeri hastanelerimiz neden kapatıldı?
Ha askeri hekim, ha sivil hekim, ikisi de aynı diyorsan… Orduda istihkam sınıfı var, yol yapar, köprü yapar, geçit açar, bina inşa eder, siper inşa eder, en önemli silahı iş makinesidir.
Sivil asker farketmiyorsa, neden istihkam sınıfını kapatıp aynı işi belediyelere yaptırmıyorsun?
Fetocular askeri hastanelere sızmıştı, o yüzden kapattık diyorsan…45 bin öğretmen fetocu çıktı, 25 bin polis fetocu çıktı, 10 bin imam fetocu çıktı, Diyanet’i mesela kapattın mı?
*
Bizim gibi belalı coğrafyayla sınırı bulunmayan, terörle savaşla filan alakası olmayan Belçika’da İsviçre’de Portekiz’de askeri hastaneler var. Mantar tabancası bile patlamayan dünyanın en huzurlu ülkeleri İsveç, Norveç, Finlandiya’da askeri hastaneler var. Her ülkede var.
Yukarıdaki hazin listeyi dakika dakika tekrar okuyun lütfen, saniyelerin ne kadar kıymetli olduğunu, nasıl bir can pazarı yaşandığını hissederek, kendinizi o evlatların annesi babası yerine koyarak, lütfen sorun…
Askeri hekimlik sistemimiz neden dağıtıldı?
Askeri hastanelerimiz neden kapatıldı?
=============================================
Dostlar,

Bu yanlışın hızla düzeltilmesi gerek..

Bunca şehidimiz varken

Sevgi ve saygı ile. 14 Şubat 2018, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

Aydın Denen Yaratık

Aydın Denen Yaratık

http://www.abcgazetesi.com/aydin-denen-yaratik-8328yy.htm, 12.02.2018

Bunun en iyi örneklerinden biri Jacques (Lucien) Monod’dur (d. 9 Şubat 1910, Paris – ö. 31 Mayıs 1976, Cannes, Fransa): Fransız biyokimya bilgini. Genlerin enzim bireşimini yönlendirerek hücre metabolizmasını düzenleyişini aydınlatan çalışmalarıyla 1965 Nobel Fizyoloji ve Tıp Ödülü‘nü François Jacob ve André Lwoff ile paylaşmıştır.

Ayrıca Monod Le Hasard et la nécessité (1970; Rastlantı ve Zorunluluk) adlı uzun denemesinde yaşamın kökeni ve evrim sürecinin olasılıklara dayanan çeşitli imkânların dahilinde oluştuğunu ileri sürdü..

İkinci Dünya Savaşı sırasında Nazilere karşı iç direniş kuvvetlerini örgütledi. Gündüzleri Pasteur Enstitüsü’nde bilimsel çalışmalar yapıyor, geceleri işgalcilere karşı savaşıyordu.

  • Ülkemizde Cumhuriyet’e giden yolu, Tanzimat ve Meşrutiyet aydınları, Genç Osmanlılar ve Genç Türkler müstebit padişahlarla ve özellikle de II. Abdülhamid’le boğuşarak, kanları ve canları pahasına açmışlardır. Sağolsunlar!

AKP Genel Başkanı Erdoğan, aydınları ve aydınca tepki göstererek düşüncelerini açıklayan öğretim  elemanlarını ‘zalim’, ‘kapkaranlık’, ‘cahil’, ‘tiksinti verici’, ‘vatan haini’, ‘lümpen’, ‘güruh’, ‘terör örgütünün maşası’, ‘ahlaksız’, ‘mandacı artığı’ ve ‘ruhu kirlenmiş’ sıfatlarıyla tanımlıyor.

Ben kendisini 16-21 Ocak 1986 tarihlerinde Varşova’da düzenlenen “Dünyanın Barışcıl Geleceği İçin Aydınlar Kongresi”ne (“Congrès des Intellectuels pour l’Avenir passifique du monde”) davet edilen 100 dünya aydınından biri [i] olarak tarihin yargısına havale edeceğim. (Pasaport verilmediği için toplantıya katılamadım.

Ama aydınlar konusunda dört yazım var. Okumanızı tavsiye ederim.
=================================
Dostlar,

Sayın Özdemir İnce, Türkiye’mizin yüzakı aydınlarındandır. 82. yaşını sürmektedir..
Kendisini saygı ve Aydınlanmaya yürekli – nitelikli – yetkin katkıları için şükranla selamlıyoruz.

Kendisini, ülkemizi yurt dışında ehliyetle temsil olanağından pasaport vermeyerek alıkoyanları kınıyoruz.

Aydınlar konusundaki 4 yazısını aşağıda word dosyası olarak ekliyoruz.. Biz de okunmasını dileriz. Doğallıkla İnce’yi okuyup anlayabilmek de belli bir birikim, zihinsel olgunluk.. gerektiriyor..

4_makale_AYDINLAR_hakkinda_Ozdemir_Ince

Sevgi ve saygı ile. 13 Şubat 2018, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

İşte geleceğin ürküten Türkiye haritası!..

İşte geleceğin ürküten Türkiye haritası!..

Uğur DÜNDAR
SÖZCÜ, 11 Şubat 2018

Lisede okurken coğrafya kitaplarından ezberlemiştik:
Türkiye Akdeniz iklimi altındadır. Bu nedenle yazlar kurak ve sıcak, kışlar ılık ve yağışlı geçer…”
Ancak aradan geçen yıllar içinde insan eliyle yaratılan küresel iklim değişikliğinin en çok etkilediği coğrafyalardan biri, ne yazık ki güzel ülkemiz oldu.
Artık daha kurak ve sıcak yazlar, daha az yağışlı kışlar yaşıyoruz!…
Örneğin bu yıl ciddi boyutta kurak bir kış geçiriyoruz. Havalar bir türlü soğumuyor ve beklenen yağışlar gelmiyor. Bilim insanlarına göre; İstanbul’un kurak olması, Ankara’nın da kurak olması anlamını taşıyor. Bu da başımızın dertte olduğunu gösteriyor. 2070 yılına kadar suyumuzun olduğunun söylenmesi de gerçekçi bulunmuyor.
* * *
Önceki gün İzmir’de baharı andıran ılık havada yürüyüş yaparken, elektronik posta kutuma dünyaca saygın, değerli bilim insanı dostum Prof. Dr. Celal Şengör’ün bir mektubu ulaştı. Celal Hoca mektubunda, sanki aklımdan geçenleri okumuş da yazmışçasına ülkemizi tehdit eden kuraklık ve çölleşmeye dikkat çekiyor.
İşte çok önemli bilimsel tespit ve uyarılarla dolu o mektup:

“Sevgili Uğur Ağabey,
Son günlerde daha sık olarak Türkiye’nin su potansiyeli ve bu potansiyelin ülkemizin stratejik konumu açısından bizler ve yabancı güçler için önemi konuşulur oldu. Bunu çok faydalı buluyorum, çünkü su, geleceğin önemli bir sorunu ve önemli bir silâhı olacaktır. Bunun iki nedeni; dünyada geometrik bir hızla artan insan nüfusu ve iklim değişmesidir. Şu anda insanlığı yönetenlerin ezici ekseriyetinin ne birini ne de diğerini çözebilecek bilgi, görgü ve/veya gücü vardır. Ancak Türkiye olarak biz en azından kendi evimize çeki-düzen verebiliriz. Ekteki iki harita İTÜ Avrasya Yerbilimleri Enstitüsü’den Prof. Dr. Nüzhet Dalfes ve öğrencisi Dr. Deniz Bozkurt tarafından 2009 yılında Harp Akademileri’nde zamanın komutanı Hv. Org. Hasan Aksay tarafından düzenlenen üst düzey uluslararası bir sempozyum için ve onun doğrudan emriyle hazırlanmıştır. (Haritaların yayımlandığı yerler yazının sonundaki not bölümündedir-UD)

Haritalar önümüzdeki 70 senede Türkiye’nin su varlığının ne kadar azalacağını, bugünkünün yüzdesi olarak sunmaktadır. Bu nedenle önümüzdeki 70 senede bugün Doğu Anadolu’muzda gözü olanların Doğu Anadolu’ya yönelik “su” ilgisi kalmayacaktır. Onun yerine güneş enerjisinde Türkiye’nin geniş alanının sunduğu nimetler göze gelecektir. 2061-2090 yılları arasını gösteren modelde okla gösterilen alan Türkiye’dir ve Akdeniz’in en kurak alanı olmaya adaydır.
Strateji, doğa bilimlerinin verileri dikkate alınmadan üretilemez. Okullarda metafiziği pompalayacağımıza biraz fen bilimlerini pompalasak, milli bekâmıza katkısı daha önemli olur kanısındayım!..
Her zamanki gibi sevgi ve saygılarımla,
Celal”
* * *
Saygın bilim insanının mektubunu şöyle yorumluyorum:
Suyumuzun ve toprağımızın kıymetini bilelim. Enerji üretimi için akarsularımızı HES’lerle kurutmayalım, toprağımızı ve havamızı termik santrallarla kirletmeyelim.
Onların yerine ülkemizi güneş enerjisi panelleriyle donatarak yarınlara hazırlanalım.
Cennet vatanımızın 70 yıl sonra çölleşeceğini bilerek vakit geçirmeden stratejimizi belirleyip önlemlerimizi alalım!..
(PROF. ŞENGÖR’ÜN NOTU: Şengör, A. M. C., 2009, Energy potential and safety in the Mediterranean region: in Küçükşahin, A., editor, Seeking of Common Resolution for Energy Security, Republic of Turkey, General Staff, War College Command, Strategic Research Institute, Istanbul, ss. 279-321.

Bu önemli cildi yayına hazırlayan Ahmet Küçükşahin Albayımın Balyoz’dan daha sonra hapse atılan vatansever askerler arasında bulunduğunu da burada kaydedeyim!..)
==============================================
Dostlar,

Konu son derece önemli, stratejik niteliktedir. Gerçek anlamda bir ulusal ülkesel beka sorunudur. Ne var ki Türkiye Afrin ile yatmakta, Afrin ile kalkmaktadır. Ülkenin gündemi bu sorun ile tam anlamıyla tıkanmıştır. Gelinen yerin gündem manüplasyonu boyutunun olmadığı söylenemez.

Hükümetin Zeytin Dalı Harekatı’na yönelik kimi söylemlerini eleştiren Saadet Partisi Genel Başkanı Karamollaoğlu‘nun sözleri çok uyarıcıdır (http://www.karar.com/guncel-haberler/karamollaoglundan-afrin-harekati-yorumu-magazin-malzemesi-yapilmamali-750029#):

  • ‘SİYASİ MALZEME YAPILAMAZ’.. Afrin Harekatı milli bir meseledir parti programlarında, ilçe kongrelerinde siyasi malzeme yapılamaz, yapılmamalıdır. Ne yazık ki hükümet bu tavrıyla zeytin dalı operasyonunu, zeytinyağı operasyonuna çevirme çabasında. Afrin’i bahane ederek her türlü ülke problemini sümen altı etmenin yolu aranıyor.
  • Benzin 6 lira olmuş, zamları konuşamıyoruz çünkü Afrin var.
  • Hukukun Üstünlüğü Endeksine göre Türkiye, 113 ülke içinde 101’inci sıraya gerilemiş ama adaleti konuşamıyoruz çünkü Afrin var.
  • Hiçbir suçu, dosyası olmadığı halde işine iade edilmeyen binlerce KHK mağduru var ama konuşamıyoruz çünkü Afrin var.
  • 1 Milyon taşeron kadroya alınacaktı ne oldu diye soramıyoruz, çünkü Afrin var.
  • İktidar neyi konuşmaya kalksak Zeytin Dalı’nı bahane edip zeytinyağı gibi üste çıkmaya kalkıyor…

Orman ve Suişleri Bakanı Veysel Eroğlu , anlaşılmaz biçimde iyimser.. A, B, C,….. planları varmış Sn. Bakanın. Dünya alemin çözüm üretemediği bu kritik kuraklık – susuzluk – çölleşme sorununa ne çare bulduğunu Eroğlu açıklasın da rahatlayalım.. Ne yazık ki, bilim dışı saplantılar ülkemizde pek çok sorunun kaynağı, hatta bunları büyütmekte.

AKP iktidarını artık ciddi biçimde yaşanan
– küresel ısınma – iklim değişikliği ve türevi susuzluk –
– kuraklık – çölleşme – tarımsal üretimde düşme –
– göç – bulaşıcı hastalık salgınları riski… gibi ağır ve kapsamlı sorunlar için planlarını açıklamaya çağırıyoruz.

Toplumsal – küresel bir seferberlik zorunludur!
Bu önlemlerin başında AİLE VE NÜFUS PLANLAMASI gelmektedir.
İnsanlar, Papanın da vurguladığı üzere “tavşanlar gibi üremeyi” sonlandırmak zorundadır.
Sn. Prof. Şengör de Dündar’a mektubunda “geometrik hızla çoğalan nüfus” tan söz etmekte. Oysa dünya kaynakları bırakın basit aritmetik artmayı, tersine hızla tükenmekte.

  • Dolayısıyla

    HER AİLEYE 1 ÇOCUK zamanı gelmiş ve geçmektedir.

Su tasarrufu olağanüstü önem hatta zorunluk kazanmıştır. Hükümet, başını Afrin’den bviraz olsun kaldırarak öbür yakıcı sorunlara çözüm üretmek zorundadır.. AKP iktidarı, nüfus artışını özendiren tüm politikaları derhal bırakmalı ve anti-natalist politika benimsemelidir. Yineleyelim;

  • HER AİLEYE 1 ÇOCUK – BAŞKA ÇARE YOK!

Sayın Dündar’ın önerileri arasında bu politika en başlarda yer almalıdır. Üstelik Şengör vurgularken bu kritik sorunu, Sn. Dündar gibi dikkatli ve yetkin bir gazetecinin atlaması kabul edilemez.

  • Küresel ısınma – iklim değişikliği ve türevi çok ağır sonuçlar;
    insanlığın en önemli güncel sorunu olarak hepimize ciddi biçimde meydan okumakta..

Lütfen, İKLİM DEĞİŞİKLİĞİ HAKKINDA BASINA MEKTUP başlıklı yazımıza da bakar mısınız??

Sevgi ve saygı ile. 12 Şubat 2018, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

TBB SAFRANBOLU BASIN AÇIKLAMASI


TBB SAFRANBOLU BASIN AÇIKLAMASI

CUMHURBAŞKANININ BAROLARI VE TÜRKİYE BAROLAR BİRLİĞİ’Nİ BÖLME PROJESİNE KARŞI ÇIKIŞIMIZ, MİLLİ DURUŞUMUZUN, VATANIMIZA VE
MİLLETİMİZE OLAN NAMUS BORCUMUZUN GEREĞİDİR

Basın Toplantısı Videosu İçin Tıklayınız

(AS: Bizim çok kapsamlı katkımız yazının altındadır.)

Türkiye Barolar Birliği Yönetim Kurulunun 9 Şubat 2018 tarihli ve 2018/167 sayılı kararı:

  1. Cumhurbaşkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın;
    – Türkiye Barolar Birliği’nin isminden “Türkiye” kelimesinin çıkarılacağına,
    – Bu kelimenin sadece layık olan kuruluşlar tarafından kullanılmasına izin verileceğine,
    – Ayrıca avukatlık mesleğinin icrası için barolara üye olma zorunluluğunun da kaldırılacağına,
    – İllerde isteyen avukatların bir araya gelerek dernek gibi istediği sayıda baro adıyla örgütlenmeler yapabileceğine,
    – Bunların da istedikleri gibi kendi üst birliklerini kurabileceklerine dair açıklamaları yönetim kurulumuzca değerlendirilmiştir.2. Sayın Cumhurbaşkanının dile getirdiği bu projenin amacı, Anayasada yapılan Hakimler ve Savcılar Kurulu’na ilişkin değişiklikten sonra, yargının bağımsız kalan tek ayağı olan avukatları da hükümete bağlamak, hükümetin avukatı haline getirmektir.3.Yönetim kurulumuz, hâkim ve savcıların bağımsızlıklarının sistemsel güvencesinin yok edilmesinden sonra avukatları da hükümete bağlama girişimini, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni yargısıyla birlikte “parti devleti“ne dönüştürmenin en ileri adımı olarak değerlendirmektedir.

    4. Türkiye Barolar Birliği her koşulda ve her tehdide karşı, dönemsel olarak değil, seçim yatırımı olarak hiç değil, ilkesel olarak en milli duruşu sergilemiştir. Milli her konuda kandırılmış olan ve bunu da daha sonra “kandırılmışız” diye beyan eden kişilerin, kendilerini daima zamanında ve en milli duygularla uyaranların duruşunu sorgulama hakkı yoktur. Bu sorgulamayı yapanlar, en sağlam tartı olan Türk Milleti’nin vicdanında çoktan sorgulanmaya başlanmıştır. Milli olmanın ilk koşulu, görevini Anayasa’ya ve kanuna uygun olarak yapmak, Devlet yönetimine kişisel duyguları ve kısa vadeli siyasi parti menfaatlerini karıştırmamak, her ne olursa olsun tarafsız davranmayı başarabilmektir.

    5. Cumhurbaşkanı’nın baroları ve Türkiye Barolar Birliği’ni bölme projesine karşı çıkışımız, milli duruşumuzun, vatanımıza ve Milletimize olan namus borcumuzun gereğidir. Bugün iktidar gücü; milli iradenin temsilcisi olan Türkiye Büyük Millet Meclisi etkisizleştirilerek, kapalı kapılar ardında, sınırsız, ölçüsüz, denetimsiz ve devletimizin tüm geleneklerine ve Anayasa’ya aykırı olarak küçük bir azınlık tarafından kullanılmaktadır. Türkiye Barolar Birliği ve barolarımızın, bu azınlığın son derece rahatsız olduğu hukukun üstünlüğü, adil yargılanma, suçsuzluk karinesi, savunma hakkı, yargının bağımsızlığı ve tarafsızlığı gibi temel kavram ve hakları savunması, Anayasa’dan ve kanunun açık hükmünden kaynaklanan en temel görevidir. Türkiye Barolar Birliği ve barolarımız bu görevi, bu hakların asli sahibi olan 81 milyon vatandaşımız ve henüz doğmamış evlatlarımız da dahil olmak üzere tüm Türk Milleti adına üstlenmiştir.

    6. Türkiye Barolar Birliği ve barolarımız, sadece meslek örgütü değildir. İddia, yargılama ve savunma üçlüsünden oluşan yargının kurucu unsurudur. Bu kurucu unsurluk görevinin dayanağı, Anayasa’daki hukuk devleti ilkesidir.  Cumhurbaşkanının dile getirdiği projenin nihai hedefi, 81 milyon vatandaşımızın temel haklarını savunmasız bırakmak, hukukun üstünlüğünün yerine, güç sahibi olanların üstünlüğünü yerleştirmektir. Türk Milleti şunu çok iyi bilmektedir: Bu amacın önündeki en büyük engel Türkiye Barolar Birliği ve barolarımızdır. Bizim hedef alınmamızın sebebi de budur.

    7. Savunma mesleği, hukuk devletinin ve her vatandaşımızın insan haklarının güvencesidir. Avukatların hükümete bağlandığı bir düzende savunma mesleğinden söz edilemez. Bu proje, adalet sistemini tamamen da doğrudan çökertmeye yönelik olduğu için Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin ve Türk Milleti’nin bekasını da doğrudan doğruya hedef almaktadır.

    8. Türk Milleti bilmelidir ki; bu projeden en büyük heyecan ve mutluluğu Türkiye’yi bölmek ve yıkmak isteyen terör örgütleri ile onlara maddi manevi her türlü desteği veren küresel oyun kurucular çoktan duymaya başlamıştır. Bunların eliyle ve baro adıyla kurulacak dernekler ve onların üst birlikleri her milli meselede iç ve dış kamuoyunu Türkiye’nin gerçekleri hakkında yanlış bilgilendirecekleri ve fakat devlet eliyle kendilerine sıfat kazandırıldığı için etkili olabilecekleri imkana kavuşacaktır. Nitekim bu projenin, 2013 yılında FETÖ tarafından gündeme getirildiği hepimizin malumudur.

    9. Öte yandan Türkiye Barolar Birliği’ni ve baroları bölmek, baro ve üst birlik adıyla derneğimsi yapılar türetmek, 108.000 avukatımızı, onların eş ve çocuklarını, 20.000 stajyer avukatımızı, Türkiye Barolar Birliği tarafından bir kuruş kamu kaynağı kullanılmadan verilen ve dünyada emsali olmayan sağlık yardımından, meslektaşlarımızın öksüz ve yetimlerinin sahiplenilmesinden, yaşlı ve ihtiyaç sahibi meslektaşlarımızı ek emeklilik ödeneğinden, iş göremez duruma gelen meslektaşlarımızı kimseye muhtaç olmamalarını sağlayan etkili bir sosyal yardım hizmetinden mahrum edecektir. Bu mahrumiyet, her siyasi görüşten en az yarım milyon vatandaşımızı dolaylı veya doğrudan mağdur konumuna düşürecektir.

    10. Sayın Cumhurbaşkanı’nın milli menfaatlere aykırı, terör örgütlerini sevindiren ve yargıyı tamamen yok edecek projesini dile getirmesinden sonra mümkün olan tüm kanallar yoluyla açık
    ve yakın tehlikeyi ilgili ve yetkili olmasını beklediğimiz her kişi ve makama en yapıcı bir üslupla anlattık. Ancak projenin ısrarla yürütüldüğünü görüyoruz. Bu sebeple olağanüstü toplanan yönetim kurulumuz, oybirliğiyle, 24 Şubat 2018 tarihinde tüm baro başkanlarımızı, barolarımızın Türkiye Barolar Birliği delegelerini, seçilmiş tüm kurullarını ve tüm meslektaşlarımızı Ankara’da çok yüksek katılım dikkate alınarak belirlenecek uygun bir salonda olağanüstü toplantıya davet etme kararı almıştır. Toplantının tüm organizasyonu için başkanlık divanı tam yetkilendirilmiştir.

    11. Türkiye Barolar Birliği, barolarımız ve tüm avukatlarımız, varlık sebebimiz olan Türk Milleti’ne emanettir. 09.02.2018, Safranbolu.
    =============================================
    Dostlar,

TBB’nin ÇOK CİDDİ ve KRİTİK UYARISI :
Erdoğan İçin Köprüden Önce Son Çıkış!

Türkiye, siyasal tarih, insanlık – uygarlık tarihi bakımından son derece önemli hatta kritik günler – zamanlar yaşamakta. En can alıcı ulusal konularda bile ikide bir “ALDATILAN – KANDIRILAN” ve sıkışınca da bunu kamuoyu önünde kabul ve itiraf etmek zorunda kalan bir kişi, aşama aşama olağanüstü boyutlara vardırdığı fiili yetkilerle TEK ADAM konumunda ülkemizi sürüklüyor. En net ve vazgeçilemez saptama olarak bu olgunun altını çizelim.

TEK ADAM’ın kişisel birikimi – donanımı – geçmişi; böylesine ağır – kapsamlı ve hukuk dışı – kabul edilemez “de facto” durum için asla yeterli değil. Hukuk devleti fiilen askıdadır.

TEK ADAM, “kandırıldığı” gerekçesiyle son derece basitçe – pişkince ve adeta örtük emir kipiyle, “Rabbim ve Milletim bizi affetsin” diyerek benzer hataları sürdürmektedir. Oysa ” kandırılma” olarak kamuoyuna açıklanan bu “kandırmaların” hesabının siyaseten ve yargısal düzlemde ve bu dünyada verilmesi seküler – laik hukuk düzeninde kaçınılmaz zorunluktur.

Ortalıkta sağduyudan kırıntı kalmamış, 81 milyon insanın geleceği, 1 kişinin 2 dudağını açmasına ya da açMAmasına bağlanmıştır. Bu durum, halk diliyle korkunç bir basiret bağlanması; siyasetbilimsel olarak ise kabul edilemez ve sürdürülemez muazzam bir risktir! Türkiye Cumhuriyeti için asıl ve çok ciddi beka riski budur. Devlet aklını (Reason D’etat) geçerli kılacak hemen hemen hiçbir kurumsal mekanizma etkin değildir. Parti devleti anlayışı, dayatması ve kadroları en küçük birimlere dek neredeyse tam ve mutlak egemen olmuştur.

Egemenin kendi ördüğü katastrofik politik plastronu kendisinin yarması – yırtması beklenemez. Bu tablonun görülmesi ve örümcek ağlarına bulanmış egemenin farkındalığı ile exodus (çıkış) için inisiyatif alması, siyasal tarihte örneği pek olmayan anlamsız bir beklentidir. Bu durumda 2 seçenek vardır :

1. AKP = RTE‘nin iç – dış dinamiklerin güdümüyle yarattığı ve kendisini de tutsak alan Türkiye politik plastronu, artan aşırı basınca dayanamayarak, denetimsiz olarak kendisi patlayacaktır; sonuç(lar) kestirilemez ancak çok ağır, hatta fatal (ölümcül) olabilir. Delinmiş bir appendiksin oluşturduğu abse – enfeksiyonun açılarak sepsise yol açması ve ölümcül tablo yaratması gibi..

2. AKP = RTE‘nin yarattığı ve Türkiye’yi kendisiyle birlikte içine hapsettiği katastrofik politik plastrona neşter vurulacak, abse – irin cerahat – pislik.. kontrollü olarak boşaltılacak ve sistem yaşatılmaya çalışılacaktır. Başarı şansı çok yüksek olmayabilir. Risk çok büyüktür.
*****
Bu bağlamda TBB’nin tarihsel nitelik kazanan 09 Şubat 2018 Safranbolu  basın açıklaması, VAHİM ÖTESİ kırılgan bir tabloyu betimlemektedir. Her sözcüğünün büyük dikkatle okunması gerekmektedir. Bu açıklamaya göre;

  • TEK ADAM, ülkenin bekasına hizmet etMEmekte, tersine bekası için risk oluşturmaktadır.

TBB, kendisini, bu ceberrut saldırı nedeniyle, TÜRK MİLLETİNE emanet etmek zorunda kaldığını çığlık çığlığa haykırmaktadır. Tüm Devlet erkini hukuk dışı biçimde ele geçirmiş biri, ülkenin anayasal kurumlarını deyim yerinde ise tar-u mar ederek doğramaktadır. Sıra TBB ve TTB’ye gelmiştir bir vesile yaratılarak – kullanılarak : TTB’nin Afrin operasyonu için açıklaması ve “Savaş bir halk sağlığı sorunudur..” demesi bahane edilerek. Oysa bu bir bilimsel gerçektir!

TBB Başkanı, kıdemli ceza hukuku profesörü, Ankara Hukuk Fakültesinin önceki dekanlarından Sn. Av. Metin Feyzioğlu, serinkanlılığı, sağduyusu ve dirayeti ile bilinen bir hukukçudur. Ancak basın açıklamasını bitirirken “bizi kırabilirsiniz….” sözleri ağzından dökülmüş (faili meçhul cinayet çağrışımı!), devamla “..asla eğilip bükülmeyeceğiz; AND OLSUN, AHD OLSUN” gibi trajik sözcükler kullanmak zorunda kalmıştır. Bunlar heyecan ürünü denetimsiz sözcükler değildir. TBB Başkanı, can güvenliği açısından kaygı – endişe – kuşku içindedir ama, bu yakıcı sorunu da tarihe not düştükten sonra, boyun eğmeyeceklerine ilişkin bir tür yemin etmektedir!

Açıklanan metin oybirliği ile karar altına alınmıştır. 24 Şubat 2018’de Ankara’da çok kapsamlı bir toplantı düzenlenerek yol çizgisi netleştirilecek ve kararlılık vurgulanacaktır.

AKP = Erdoğan için sona yaklaşılmaktadır.. Erdoğan yanlışlarında daha da ısrar ederse, yukarıdaki 2 olasılık diyalektik – deterministik olarak (kaçınılmazlaşarak)  gündeme gelecektir. Sistemde basınç olağanüstü yükselmiştir ve patlama eşiğine gelinmiştir. Erdoğan ne yapıp edip, bu kısır döngüden ve kuşatılmışlıktan kendisini ve partisini, dolayısıyla Türkiye’yi kurtarmanın bir yolunu bulmak zorundadır. (Bkz. SARAY’DA TUTSAK ERDOĞAN’A YARDIM ETMELİ)

  • Erdoğan kör inadı, narsisistik takıntıları derhal ve kesin olarak terk etmek zorundadır.
  • Erdoğan, rejimi normalleştirmek, Devletin felç ettiği kurumsal araçlarını, başta TBMM olmak üzere çalıştırmak zorundadır.

Afrin operasyonu şaka değildir! Bu, henüz sınırlı da olsa bir SAVAŞ’tır! Erdoğan, çok acı veren bir söylemle “20-25 şehidimiz var, ÖSO ile birlikte..” gibi kanımızı beynimize fırlatan davranışlarına son vermelidir. ÖSO çapulcuları bir yana, şehitlerimiz net olarak ve zamanında açıklanmalıdır. Bu sayı 50’yi aşmıştır ne acı ki. Fırat Kalkanı operasyonu 75 şehide malolmuştur. Bunlar küçük, önemsenmeyecek rakamlar değildir. Her insan bir Dünyadır! Çok ama çok ciddi, sorumlu, ağırbaşlı olmak zorundadır herkes. Öte yandan “öldürülen terörist sayısı..” açıklamaları savaş hukukuna ve insancıl hukuka aykırıdır ve gün olur uluslararası hukuk katında Türkiye için sıkıntı doğurabilir. Hele hele bu rakamları verirken “..hamdolsun..” diye başlamak ve “.. akşama doğru daha da artacaktır..” sözleri hiçbir biçimde hoş görülemez, normal ve insancıl değildir.

  • Asla unutulmamalıdır ki; bugün yapmak zorunda kaldığımız – bırakıldığımız askeri operasyonlara bizi mahkum eden AKP’nin olağanüstü yanlış geçmiş politikalarıdır. Hata yapan gitmelidir. Devlet yönetimi deneme – yanılma tahtası ya da deney laboratuvarı değildir. Saadet Partisi Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu’nun bu bağlamdaki açıklaması düşündürücüdür :
  • “Afrin Harekatı milli bir meseledir parti programlarında, ilçe kongrelerinde siyasi malzeme yapılamaz, yapılmamalıdır. Ne yazık ki hükümet bu tavrıyla zeytin dalı operasyonunu, zeytinyağı operasyonuna çevirme çabasında.  Afrin’i bahane ederek her türlü ülke problemini sümen altı etmenin yolu aranıyor.” (http://t24.com.tr/haber/erdogan–karamollaoglu-gorusmesi-basladi,555998)

AKP = Erdoğan ilk olarak OHAL’i derhal kaldırmalı, ülkemizi hızla normalleştirerek hukuk devletine dönüşü sağlamalı, başta TBMM ve yargı olmak üzere Devletin kurumları uyumla çalıştırılmalı ve Erdoğan anayasal yetki sınırlarına çekilmelidir. Artık en son fırsatlardır..

Sevgi ve saygı ile. 11 Şubat 2018, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com