KIBRIS VATANDIR

KIBRIS VATANDIR

Rifat SERDAROĞLU

Türkiye’de, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetinde, dünyanın neresinde yaşarsa yaşasın her Türk, değişmez-değiştirilemez- değiştirilmesi teklif dahi edilemez şu gerçeği hiç unutmamalıdır!

  • Kıbrıs, Türk’ün vatanıdır ve Türk Devletinin koruması sonsuza kadar tüm kurumlarıyla, Kıbrıs Türkünün hizmetindedir.

İster T.C. Cumhurbaşkanı ister KKTC Cumhurbaşkanı ister KKTC vatandaşı olsun, herkes bu gerçeği kafasına yazmalıdır.

KKTC Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı, Rum tarafının lideri Anastasiadis’e sürpriz bir teklif yaptı. Rum lidere, Türkiye’nin adadaki etkin ve fiili garantisini sona erdirmeyi öngören Guterres Belgesini kabul etme çağrısı yapıldı!

KKTC Cumhurbaşkanının ne yapmak istediğini anlayalım mı? Dediği şudur :

-Türkiye’nin adadaki etkin garantisini, (istihbarat, güvenlik güçlerinin yapılandırılması, maddi destek, diplomatik yardım, devletin yapılandırılması, devlet deneyim desteği gibi konuları reddediyor) kaldırmak istiyor.
-Türkiye’nin fiili garantisini (Türk Askerini adadan çıkaracak) kaldırmak istiyor.

KKTC Cumhurbaşkanının gücü buna yeter mi?
KKTC Başbakanının ve Meclisinin güçleri buna yeter mi?
Rum uşaklığına soyunmuş sapıkların güçleri buna yeter mi?

Yetmez!
Hepsi bir araya gelseler de yetmez!
Çünkü vatanın bedeli kandır, şehitlerimiz ve gazilerimizdir.
Bu bedeli ödeyecek kimse var mı? Var mı Sayın Akıncı?
******

İSTİFA ERDEMLİ İNSANLARIN İŞİDİR

Hiçbir demokratik rejimde, Genelkurmay Başkanı “Posta Güvercini” görevini yapmaz!
Türk Ordusunun Komutanı, bulunduğu makamı böylesine aşağılayamaz!
Böyle tarihi bir hata yapan kişi erdemli biri ise, derhal istifa etmelidir!

Hulusivil Paşa ile Kalın Hüseyin’in, devletin helikopteriyle Huber APO’yu (Cumhurbaşkanlığı Adayı olmaması için) ziyaret ettiği, bizzat Huber APO tarafından da doğrulandı!
Huber APO; “Herkesin gözü önünde yaptık! Öyle kaçamak yapar gibi gizli saklı değil! Bir nezaket ziyaretiydi! Tehdit ve saygısızlık yok! Çok yumuşak yanaştılar” dedi.

Hulusivil Paşa;

-Türk Devletinin Helikopterini, özel işinde kullanmaktan hiç utanmadın mı?;
– Genelkurmay Başkanı mısın yoksa çöpçatan mı, arabulucu mu? Nesin sen?”
-Cumhurbaşkanlığı seçimi seni niçin ilgilendiriyor?
-Siyasetle ilgileneceğine, işini yapsaydın 15 Temmuz darbe girişimi olur muydu?
– Cumhurbaşkanlığı seçim kampanyasında, Erdoğan için çalışacak mısınız?

Ne hallere düşürdüler seni be Paşa?
Yazık değil mi taşıdığın üniformaya?
İstifa etmek ve hesap vermek bu kadar zor mu?

Sağlık ve başarı dileklerimle 05 Mayıs 2018

EL ELE TUTUŞTULAR VE

EL ELE TUTUŞTULAR VE…

Rifat Serdaroglu

İşlevsiz Doçent, istemeden de olsa hayatında ilk defa işe yaradı!
Erdoğan’ı “Baskın seçime” ikna etti.
Gerekçelerini, başbaşa görüşmede şöyle sıraladı;
Reis, ekonomi bomb.k lastiklerin dördü de patlak. Bu halde yola çıkamayız.
Zamlar ve pahalılık milletin anasını belledi. Herkes bize küfrediyor.
Türk Milleti, Afrin palavrasını da yemedi. O da elimizde patladı!
-Baskın seçim yaparsak, Meral de seçimlere giremez, sokmayız yani.
Meral seçime girerse, Kart Kurtlar bende ama, yavrukurtların alayı kaçar oraya!
-İttifakı biz kurarız, diğerleri nasılsa anlaşamazlar!
-Para bizde, devlet bizde, YSK bizde, trafo kedileri bizde, havuz medyası bizde.
-Bundan iyisi, Şam’da kayısı! Hadi ver elini beraberce atlayalım…

Reis düşündü, taşındı, kaşındı ve içinden “Vallahi bu adam ilk defa doğru söylüyor” dedi ve “Eyy İşlevsiz Doçent, sana hem elimi hem de gönlümü verdim. Hadi beraberce atlayalım” dedi. El ele tutuştular ve beraberce seçim havuzuna atladılar!
İşte o anda İşlevsiz Doçentin sesi duyuldu; “Eyvah, havuzun suyunu doldurmayı unutmuşum!
Ardından, “Allah belanı verecek” bağırtısı ve güüüm…

Yine El Ele Tutuştular ve;
İşlevsiz Doçent ve Malta Binali el ele tutuştular ve Başbakanın makam otosuna bindiler.
Beraberce YSK’ya gidip Reis’in adaylık dilekçesini vermek üzere yola çıktılar!
YSK’nın önünde “Mühürsüz Başkan” onları karşılayacaktı.
Makam otosundan indiler ve merdivenlere doğru yürümeye başladılar.
İşlevsiz Doçent, arkasında kalan Malta Binali’ye, “Hadi geç kalma, Binali” dedi!
Malta Binali, “Bin” komutunu duyunca, tak diye İşlevsiz Doçentin sırtına atladı!
Ağırlığa dayanamayan İşlevsiz Doçent, sırtındakiyle birlikte yere kapaklandı!
Korumalar tarafından kucaklanıp kaldırılan İşlevsiz Doçent, Malta Binali’ye bağırdı;
Ne yapıyorsun kardeşim, ben bu kadar ağırlığı taşıyamam, başlarım senin Cumhur İttifakından da, beka sorunundan da!
Malta Binali; “Kusura bakmayın. Siz “Bin” deyince, ben yanlış anlamışım…”

El Ele Tutuştular ve;
CHP+ İYİ Parti+ Saadet Partisi+ Demokrat Parti el ele tutuştular ve siyaset cambazlarının kurdukları tuzağı, kuranların kafasına geçirdiler.
El ele tutuştular ve Türk Milletinin gönlüne atladılar.
Emeği geçen herkesi kutlarım.
Bu dakikadan sonra milletvekili sayısı, milletvekili sıralaması gibi saçmalıklara takılıp, “Millet ve Demokrasi İttifakına” zarar vermeye kimsenin hakkı yoktur.
Bu noktaya gelinceye kadar Sayın Kılıçdaroğlu ile çok olumlu görüşmelerimiz, önerilerimiz, konuşmalarımız oldu. Sayın Temel Karamollaoğlu ile hiç tanışmadım, konuşmadım.
Bu iki fedakâr devlet adamına gösterdikleri olgunluk ve anlayış için tekrar teşekkür ederim.

Meral Akşener ve Gültekin Uysal’ı yakından tanırım. İkisinin üzerinde de çok emeğim vardır.
Bu iki kardeşimiz, Türkiye’nin önünü açacak ittifak için çok gayret gösterdiler.
Akşener ve Uysal’a nasihatim şudur :
Yaptığınız bu çalışma ile Türk Milletinin gönlüne girdiniz. Lütfen bu güzelliğin bozulmasına izin vermeyin!

Bundan böyle ya devamlı olarak Türk Milletinin gönlünde olacaksınız ya da Mehmet Ağar gibi AKP’ye “Aman benim oğlumu AKP’den milletvekili yapın” diyecek kadar düşeceksiniz. Tercih sizlerin ama unutmayın; Bu fani dünyada en güzel köşk “Türk Milletinin Gönlüdür!”
Sakın bizleri utandırmayın. Hadi kolay gelsin…
Sağlık ve başarı dileklerimle 04 Mayıs 2018

 

YÜZÜNÜZÜ GÖRMEKTEN BIKTIK!

YÜZÜNÜZÜ GÖRMEKTEN BIKTIK!

Rifat Serdaroglu

Eski zamanlarda bir ülkenin iyi, dürüst, çalışkan bir kralı varmış. Tüm vaktini, halkının huzuru ve refahı için harcarmış. Kral, zaman zaman kılık değiştirip halkın nabzını yoklamayı da ihmal etmezmiş. Yıllar, yıllar böyle akıp gitmiş! Kral bir gün yine kılık değiştirip halkın arasına karışmış. Bir esnafa uğramış ve sormuş; “Kralınızdan memnun musunuz? İşleriniz nasıl?”
Esnaf; “İşlerim hamdolsun iyi. Fakat Kral’ın değişmesini istiyorum” deyince, kral “neden” diye sormuş!
Esnaf, “Bıktık be arkadaş! 20 senedir aynı adam. İnan bana paranın yüzünde hep aynı resmi görmekten bile bıktım. Benim gibi herkes bıktı, yetti artık be” diye söylenmiş…

  • Türk Milleti olarak 16 senedir ilkel, cahil, çirkin, huzurumuza ve birliğimize kast eden AKP yönetimi ile yaşıyoruz.

Keşke toplumun her kesimini mutlu edebilseydiler, keşke “Harun olmak için çıktıkları yolda Karun olmayı seçmeselerdi!” Ama onlar Türk Milletinin kalbinde kök salmak yerine, ceplerini doldurmayı, haram yoldan zenginleşmeyi seçtiler! Biz de bunların kendilerini bir şey sanmalarından, çağdışı saplantılarından, kadınları aşağılamalarından, beceriksizliklerinden, ihanetlerinden, cehaletlerinden bıktık, usandık.

Değerli Okurlar;
16 yılda
– AKP tarafından yapılan tüm yolsuzlukları, ahlaksızlıkları,
– sayıları on binden fazla olan ve AKP tarafından serbest bırakılan kaçak kursları,
– buralarda istismara uğrayan çocukları, iğfal edilen beyinleri,
– artan kadın cinayetlerini,
– hukuk devletinin katledilişini,
– ekonomik çöküntüyü,
– Cumhuriyetin tüm değerlerinin peş keş çekilmesini,
– devletin sırlarının işportaya düşmesini

ve daha nicelerini bu günlük bir kenara bırakalım. Günü geldiğinde tek-tek hesaplarının yargı önünde sorulacağından hiç kuşkunuz olmasın…

Bugün size bu takımın haysiyet-fikir namusu ve ahlâk anlayışına bakışını irdelemek istiyorum!
Günlerdir Türk basınında Huber Apo’nun SP-CHP-İYİ Parti tarafından çatı adayı olarak Cumhurbaşkanı adayı olup olmaması yazılıyor, çiziliyor, anlatılıyor!
İlgili ilgisiz herkes konuşuyor. Bir kişi hariç! Huber Apo! Bir tek o konuşmuyor!

Ahlâklı ve dürüst biri, eğer kendisinin aday gösterilmesini istemiyorsa çıkar “Ben aday değilim, lütfen adımı kullanmayın” diye konuşur, değil mi?
Huber Apo ise susuyor! Yani aday gösterilmeyi istiyor!
İstemem yan cebime koyun! Fakat tek aday ben olmalıyım!
Peki, sizlerden birini, fikrine-programına inanmadığınız bir parti aday göstermeye kalkarsa kabul eder misiniz?
Kendimden örnek vereyim; Beni değil Cumhurbaşkanlığına (Diplomam gerçek!) Dünya İmparatorluğuna bile (HDP-MHP-AKP-SP) gibi fikirlerine taban tabana zıt olduğum partiler aday göstermek isteseler ve kafama silah dayasalar kabul etmem. Siz eder misiniz? Elbette ki etmezsiniz!

Fakat, Huber APO’yu hangi parti aday gösterirse göstersin o kabul eder!
Ermeni macunu gibi her kalıba uyar! B.kunda boncuk var zannedersiniz!
Aralarında “Kardeşlik Hukuku” olduğunu söylediği Tayyip Erdoğan’ın bile karşısında aday olur.
Bunu da açıkça ve mertçe yapmaz, yapamaz! “Ben adayım” diyemez, korkar! Basındaki ABD ve İngiliz beslemelerini kullanıp adını köpürtür.
“Ben aday olmak istemedim ama beni zorla yaptılar” gibi kalleşçe ister…

Değerli Okurlar;
Benim AKP önderliğine çok kızdığım konulardan biri hem siyasetin hem tüm bürokrasinin hem de sivil toplum kuruluşlarındaki yönetici kalitesini düşürmeleridir. Bu konuda en az AKP kadar, omurgasız ve karaktersiz yöneticilerinde kabahati vardır. Erdoğan hakaret eder, bunlar susar, yutar! İçlerinden biri bile korkularından bugüne kadar “Sayın Başbakan, siz bize hakaret edemezsiniz, lütfen kendinize gelin” diyememiştir!

AKP yöneticileri utanmadan şunu söyleyebiliyorlar;
“Seçimler harp gibidir, her türlü hileyi yapmak mubahtır…”
Böyle bir sapık düşünce olabilir mi? Bu düşünceye sahip biri iktidara gelse dürüst kalır mı?

Siyaset, gerçekte mertlik sanatıdır.
Siyaset, geçim kapısı değildir.;
Siyaset, almaya değil, milletine vermeye kararlı kişilerin işidir.
Seçimler, Türk Milletinden belirli bir süre için yetkinin alındığı kutsal bir iştir.
Siyaset, geldiğin gibi gitmesini bilmek ve hesap verebilmek işidir.
Kimse için devamlı iktidar yoktur. Elbet bir gün gidilecektir.
Tıpkı ne gibi?
24 Haziran’da Bademlerin ve Çakma Milliyetçilerin tıpış-tıpış gidecekleri gibi…

Sağlık ve başarı dileklerimle, 26 Nisan 2018

AĞIRLAŞTIRILMIŞ MÜEBBET AMA SERBEST 

AĞIRLAŞTIRILMIŞ MÜEBBET AMA SERBEST 

Rifat Serdaroğlu

(AS: Bizim kapsamlı katkımız yazının altındadır..)

Dün 28 Şubat Davasına bakan mahkeme sonunda kararını verdi!
Bu karar, hukuk devletinin bitişinin ilanından başka bir şey değildir.
Ya İstinaf Mahkemesinde ya Yargıtay’da ya da AİHM’de çöp sepeti -ne atılacak, zoraki alınmış bir adli karardır.

28 Şubat nedir?
Bademlere göre, 28 Şubat İslam Dinine karşı yapılmış ve yüz binlerce insanı mağdur etmiş bir darbedir! Türk Milletinin kendilerine verdiği “Orgeneral” rütbesi ile yetinmeyip, gözleri zengin sofralarında ve NATO yüklenicilerinin gönderdiği hayat kadınlarında olan dönemin bazı şapşirik paşalarına göre ise 28 Şubat Post modern bir darbedir!

Eğer bunlar doğru olsaydı, Türkiye’yi dolu- dolu 11 yıl yöneten AKP-FETÖ işbirliği talimatıyla açılan 28 Şubat Davaları sonucu, hiç olmazsa 1 (BİR) kişinin cezaevinde olması gerekmez miydi? Erdoğan-Gülen talimatıyla açılan bu davalar sebebiyle bugün cezaevinde olan kimse yoktur. Ne bir siyasetçi, ne de bir asker!

Algı yaratmakta, yalan söylemekte ve doğruları çarpıtmakta çok usta olan Bademlere göre;
15 Temmuz sonrası, Erdoğan Başkanlığında toplanan MGK’nun aldığı “Olağanüstü Hal” kararı, Anayasal bir kurum olan MGK’da alındığı için demokratik ve geçerlidir.
Ama 28 Şubat 1997’de Demirel Başkanlığında toplanan ve “İrticayı Önleme” kararlarının oybirliğiyle alındığı MGK toplantısı, anti-demokratiktir ve geçerli değildir! Niye?

* Ayı; “Bu sene dağda armut bol olacak” demiş! Niye diye sormuşlar?
“Canım öyle istiyor” demiş!

Bademlere göre, Erbakan liderliğindeki Fazilet Partisinden ayrılmak ve AKP adıyla bir parti kurmak, demokratiktir ve geçerlidir!
Ama Erbakan’ın kucağına düşmüş DYP’de, parti içi mücadeleyi sonuna kadar verip sonuç alamayan bizlerin, Refah Yol Hükümetini Siyasi İslamcıların ve “cahil Çiller’in” kafalarına geçirmemiz anti-demokratiktir ve geçerli değildir!

Bademlere göre 15 Temmuz sonrası, haklarında hiçbir yargı kararı bulunmayan ve TBMM de süresi içinde onaylanmadığı için “Yok Hükmünde” olan OHAL kararnameleriyle 412 bin insanın ne ile suçlandıklarını bilmeden hapse atılmaları, insanların mallarına el konulması, işten atılmaları, gözaltına alınıp işkence görmeleri demokratiktir, doğrudur ve geçerlidir!
Ama TBMM Darbeleri Araştırma Komisyonunun raporuna göre, Anayasa Mahkemesi kararları ve yasalara uymadıkları gerekçesiyle 28 Şubatta işten atılanların sayısının yalnızca 3.527 (üç bin beş yüz yirmi yedi) olması, antidemokratiktir, doğru değildir ve geçersizdir!

Bademlere göre gençliğimizi ilim ve aydınlıkla buluşturacak, onları dünyadaki muhataplarıyla yarışacak hale getirecek olan 8 Yıllık kesintisiz eğitim, antidemokratiktir ve geçersizdir!
Ama 7 (Yedi) yaşındaki çocuklara zorla Arapça öğretmek, sıkma başı ilkokullara kadar indirmek, okullarımızı tarikat ve cemaatlerin emrine vermek, çocuklarımızı ortaçağ karanlığına atacak eğitim sistemini uygulamak demokratiktir ve geçerlidir.

Değerli Okurlar;
28 Şubat 1997’de MGK’da alınan kararları tek- tek daha önce yazdım. İsteyen bulabilir. Bu kararların altına bu gün dahi imzamı atarım. Ne yazık ki, ne bu kararları alan Hükümet, ne o zamanın medyası bu kararlara yeteri kadar sahip çıkamadı ve halkımıza gerçekleri anlatamadı.
28 Şubat kararları oybirliği ile alınmıştır. Erbakan’ın da Çiller’in de alınan kararları imzalamaları için en ufak bir baskı yapılmamıştır. Yapıldıysa bu güne dek konuşmazlar mıydı? 28 Şubat’tan bir hafta sonraki Bakanlar Kurulunda, 28 Şubat kararlarının tamamı tüm Bakanlar tarafından (Abdullah Gül dahil) imzalanmış ve uygulama talimatları verilmiştir. Erbakan Hükümeti bu kararları uygulamış ve 28 Şubat’tan tam 3,5 ay sonra 18 Haziran’da istifa etmiştir.

Şimdi gelelim Bademlerin 28 Şubat ile ilgili GERÇEK DUYGULARINA…
Bademlerin bu dünyada en çok önem verdikleri olay PARA dır! Bunların kolunu kesin, tıkları çıkmaz. Ama tek kuruşlarını alın dünyayı başınıza yıkmak için uğraşırlar.
O zamanlarda, “Sıfırlama” , “Havuz Medyası” “Bakanların dolar-avronun önüne yatmaları” , “ayakkabı kutularında milyonlarca dolar”, “Gemicik”, “MAN adası”, MALTA Adası, olayları henüz yapılamadığından, Siyasal İslam’ın en kolay para kazanabildiği iki yol vardı;

1. Kurban derileri toplayıp, satmak!
2. Sayıları on binleri bulan kaçak kurslar açıp, gariban Müslümanların hem paralarını hem de imanlarını çalmak!

28 Şubatta Siyasi İrade, Kurban Derilerini toplama yetkisini Türk Hava Kurumuna verdi. İllegal kuruluşların ve şahısların kurban derisi toplaması yasaklandı.
Kaçak kursların tamamının denetimi ve açılma izni Milli Eğitim Bakanlığına devredildi. Kaymakamlar bu konuda uyarıldı!

İşte Bademleri çıldırtan 28 Şubat gerçeği bunlardır. İnanın bu kadar basittir.
Darbelere karşı olacak, karşı koyacak kişilerin öncelikle DEMOKRAT olmaları gerekir. Siyasal İslam’da şartsız itaat (biat) vardır. Biat’ın olduğu yerde demokrasinin adı bile söylenemez. Bu yüzden Bademler asla ve asla demokrat olamazlar, genlerinde tartışma kültürü yoktur.

Peki, 28 Şubat nedir?

  • 28 Şubat Türk Devletinin ve Türk Siyasetinin, emperyalist devletlerin desteklediği “Ilımlı İslam” politikasına, BOP projesine ve Türkiye Cumhuriyeti’nin “Federe İslam Devletine” dönüştürülmesine karşı çıkışıdır…

28 Şubat kararlarını uygulanamaz hale getirip, içimizdeki hainlerin de katkısıyla çökerten emperyal devletler, daha sonra AKP Projesini uygulamaya koydular ve bugünlere gelindi. Dün birçok asker ve Prof. Kemal Gürüz “Ağırlaştırılmış Müebbet Hapse” mahkûm edildiler. Fakat mahkeme bir tanesini bile tutuklayamadı!
Sizce niçin? Utançlarından olabilir mi? (14 Nisan 2018)
==================================================
Dostlar,

AKP = RTE’nin OHAL KHK’lerini POLİTİK İSTİSMARI SÜRDÜRÜLEMEZ

Konuya ilişkin biz de 28 Şubat davasını yazdık ve bir tür “..irticanın intikamı – rövanşı..” olarak niteledik (bkz. http://ahmetsaltik.net/2018/04/15/28-subat-kumpas-davasi/).

AKP = RTE‘nin bu kararı Saadet Partisi temelindeki Erbakan yandaşlarının oylarını devşirmek amaçlı kullanılabileceğini belirttik. Sn. Serdaroğlu’nun 28 Şubat 1997 Kararlarının amaç ve işlevlerine dönük yazdıklarını paylaşıyoruz. Aşağıdaki paragraf özellikle yerindedir :

  • 28 Şubat Türk Devletinin ve Türk Siyasetinin, emperyalist devletlerin desteklediği “Ilımlı İslam” politikasına, BOP projesine ve Türkiye Cumhuriyeti’nin “Federe İslam Devletine” dönüştürülmesine karşı çıkışıdır…

Ancak Sn. Serdaroğlu’nun yazısında yer alan “..TBMM de süresi içinde onaylanmadığı için “Yok Hükmünde olan OHAL kararnameleriyle..” anlatımı hukuksal olarak doğru değildir. İlgili mevzuat hükümleri aşağıdadır :

Anayasa md. 91/son : Yayımlandıkları gün Türkiye Büyük Millet Meclisine sunulmayan kararnameler bu tarihte, Türkiye Büyük Millet Meclisince reddedilen kararnameler bu kararın Resmî Gazetede yayımlandığı tarihte yürürlükten kalkar. Değiştirilerek kabul edilen kararnamelerin değiştirilmiş hükümleri, bu değişikliklerin Resmî Gazetede yayımlandığı gün yürürlüğe girer.

Anayasa md. 121/son : Olağanüstü hal süresince, Cumhurbaşkanının başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulu, olağanüstü halin gerekli kıldığı konularda, kanun hükmünde kararnameler çıkarabilir. Bu kararnameler, Resmî Gazetede yayımlanır ve aynı gün Türkiye Büyük Millet Meclisinin onayına sunulur; bunların Meclisce onaylanmasına ilişkin süre ve usul, İçtüzükte belirlenir.

TBMM İçtüzüğü :
Olağanüstü hal ve sıkıyönetim kanun hükmündeki kararnamelerinin görüşülmesi

MADDE 128– Anayasanın 121 ve 122 nci maddeleri gereğince çıkarılan ve Türkiye Büyük Millet Meclisine sunulan kanun hükmünde kararnameler, Anayasanın ve İçtüzüğün kanun tasarı ve tekliflerinin görüşülmesi için koyduğu kurallara göre ancak, komisyonlarda ve Genel Kurulda diğer kanun hükmünde kararnamelerle, kanun tasarı ve tekliflerinden önce, ivedilikle en geç otuz gün içinde görüşülür ve karara bağlanır.

Komisyonlarda en geç yirmi gün içinde görüşmeleri tamamlanmayan kanun hükmünde kararnameler Meclis Başkanlığınca doğrudan doğruya Genel Kurul gündemine alınır.
******
Görüldüğü gibi “..TBMM de süresi içinde onaylanmadığı için OHAL kararnameleri kendiliğinden yok hükmünde” sayılamamaktadır. Nitekim AKP iktidarı OHAL KHK’larını TBMM onayından geciktirerek de olsa geçirmektedir. TBMM tarafından bu onay verilene dek OHAL KHK’ları yürürülükte kalmaktadır. TBMM reddederse elbette yürürlüğü kalmıyor. Fakat TBMM ne yazık ki iktidarın noteri gibi çalıştırıldığından, böylesi bir olasılık söz konusu değil.

Ancak, TBMM onayından aynen ya da değiştirilerek geçen OHAL KHK’ları artık “yasa” niteliği aldığından, Anayasa Mahkemesinin yargısal denetimine açılmaktadır. Bu nedenle Anamuhalefet tarafından Anayasadaki usul kurallarına uyularak AYM’ye taşınabilir. İktidar, bu son durum nedeniyle OHAL KHK’lerinin TBMM’de görüşülmesini geciktirerek mevzuattaki boşluğu kötüye kullanmaktadır.

OHAL kalktığında bu KHK’lar ne olacaktır?

Soruya yanıt tartışmalıdır.. Bu metinler kendiliğinden mi ortadan kalkacak, yoksa yeni yasal düzenlemelerle mi ya da AYM kararlarıyla mı hükümsüz kalacak, tartışmalıdır. Bu KHK’ların OHAL süresince ve OHAL ilan edilen bölge ile sınırlı olduğu (ki halen tüm Türkiye) AYM kararı ile sabittir. Her durumda, ana muhalefet partisi CHP’nin açtığı iptal davasında AYM’nin verdiği 12.10.2016 tarihli karara göre, OHAL kaldırıldığında bu KHK’lar geçersiz olacaktır.

AYM’nin 669 sayılı KHK’nın iptali için CHP tarafından açılan davada verdiği 12.10.2016 tarihli, 2016/167 E. ve 2016/160 K. Sayılı kararının gerekçesi 4 Kasım 2016’da Yüksek Mahkemenin web sitesinde yayınlanmıştır :

“Olağanüstü hâlin ilan edilmesi ve bu kararın TBMM tarafından onaylanmasından sonra Cumhurbaşkanının başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulu tarafından, 25.7.2016 tarihinde 669 sayılı KHK çıkarılmış ve 31.7.2016 tarihli ve 29787 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanmış ve aynı gün TBMM’nin onayına sunulmuştur. Dava konusu kuralları da içeren söz konusu KHK, Anayasa’nın 121. maddesine dayanılarak ve olağanüstü hâlin geçerli olduğu dönem içinde yurdun tamamında geçerli olmak üzere çıkarılmış olan bir olağanüstü hâl KHK’sıdır.”

AKP iktidarını “tutuşturan” bu belirleme – sınırlama “olağanüstü hâlin geçerli olduğu dönem içindeolsa gerektir. Ancak OHAL’in 21. ayı 3 gün sonra dolacaktır ve 8. kez 3 ay daha uzatılırsa 2 yıl tamamlanmış olacaktır. Ülkemizin bu soluksuzluğa daha fazla dayanması, daha doğrusu sabretmesi hiç ama hiç kolay değildir. Toplumda, yaygın ADALETSİZİĞE bağlı basınç kestirildiğinden, gözlemlenebilenden çoooook daha yüksektir.

AKP = RTE bu açık ve acı olguyu görmezden gelmemeli, doğru algılamalı ve OHAL rejiminin iktidara sağladığı baskıcı olanakları dünya alemin gözü önünde istismar etmeye artık son vermelidir. Öte yandan, hiç inandırıcı olmayan gerekçelerle yersiz uzatılan OHAL yüzünden bütün ülke turizmde, ekonomide, finansmanda, uluslararası ilişkilerde… ağır ve giderimi olanaksız bedeller ödemektedir.

İşte Moodys’in son kredi notumuzu düşüren kararının gerekçesi : Türkiye’de kurumlar çöktü.. Bu saptamanın elbette ağır bedelleri var; artan dış borç faizi, tırmanışa geçen döviz ve enflasyon, artan yoksulluk!..

  • Suçlamalara isyan ederek adalet duyguları yıkılan gencecik insanlar intihar etmektedir!.

Bu despotik – totaliter TEK ADAM REJİMİ sürdürülemez..
Baraj kapakları patlarsa önünde hiç kimse dayanamaz..

AKP = RTE, artık sağduyu, geç kalıyorsunuz geç, hem de çok geç!

Sevgi ve saygı ile. 17 Nisan 2018, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

ÇOCUĞUNUZUN YÜZÜNE NASIL BAKABİLİYORSUNUZ?

ÇOCUĞUNUZUN YÜZÜNE
NASIL BAKABİLİYORSUNUZ?

Rifat Serdaroğlu

(AS: Bizim katkımız yazının altındadır..)

İnsan nedir? İnsan ne için yaşar? İnsanı hayvanlardan ayıran en önemli özellikler nelerdir? Nasıl oluyor da bazı insanlar, hayvanların bile yapmadıkları kötülükleri diğer insanlara yapabiliyor ve daha sonra kendilerini haklı çıkaracak yalanlar uydurup, toplum içinde dolaşabiliyor? Böylesine aşağılık insanlar, eşlerinin çocuklarının akrabalarının arkadaşlarının yüzüne nasıl bakabiliyor?

İnsan hem beden hem ruh yönüyle yaratılmış mükemmel bir varlıktır.
İnsan başka canlılarda olmayan akıllı, düşünen, öğrenen, bilen, irade sahibi, özgür, kendine ve topluma karşı sorumlu bir varlıktır. İnsanı diğer canlılardan ayıran en önemli nitelik aklını kullanarak bilgi üretmesi ve düşünme faaliyetinde bulunmasıdır.

Duygu da insanlara bahşedilmiş bir kıymettir. Merhamet, şefkat, cömertlik, vicdan, adalet, sabır, yardımlaşma ve sevgi bu kıymetlerden bazılarıdır.

Geçen gün Murat Atbakan adlı arkadaştan aldığım bir mail beni çok ama çok yaraladı!
O mailde, hayvanların birbirlerine yapmadıkları bazı kötülükleri, insanların birbirlerine yaptıkları örnekleriyle anlatılıyordu…

Rahmetli dedem ve rahmetli babam diğer işlerinin yanında koyunculuk da yaparlardı. 2 binden fazla koyunluk bir sürüyü kâh Kaynarca merasında kâh Dağıstan ovasında yönetirlerdi.
Ayrıca çiftliğimizde büyük baş hayvancılık ve süt inekçiliği de yapardık. Bugün amcalarımdan bazıları ve onların çocukları hala aynı işi yaparlar! Ben de çalışanların ihtiyaçlarını götürmek bahanesiyle, ehliyet alır almaz hemen her hafta sürülerin yanına giderdim.

Bu yaşıma kadar hiçbir koçun bir kuzuya, hiçbir boğanın bir düveye tecavüze kalkıştığını görmedim. Bir horozun bir civcive cinsel amaçlı saldırıda bulunduğunu göreniniz var mı?
Göremezsiniz! Ama hayvanlara tecavüz için saldıran insan müsveddelerinin rezilliklerini gazetelerde okursunuz. Tüm bunlar sanki kıyamet alametleri gibi! Çünkü hayvanın hayvana etmediğini, insan sıfatını taşıyan bazı alçakların diğer insanlara ve hayvanlara ettiğini çok sık görmeye başladık.

Özellikle 16 yıllık AKP iktidarı sonunda kız-erkek küçük çocuklara cinsel saldırılarda bulunulduğunu gözlemliyoruz! Araştırmalara göre bu suçlarda artış oranı %700’ü geçti.
Nedir bu aşağılıklığın, vahşetin, kötülüğün sebebi? Bizim insanlarımızdan bazıları nasıl oluyor da hayvanlardan daha aşağı, daha kötü olabiliyor?

Tarihimize baktığımızda; Osmanlı Saraylarında “İçoğlanlık” diye bir kurum vardı.
Hatta Sakız adasında sırf bu iş için çocuklarını “İçoğlanı” olarak yetiştiren aileler vardı.
Bu ada tam 400 yıl, saraya bu hizmeti verdi! (Bkz: Defter-i Hizan)
Ayrıca geçmişte özellikle Güneydoğu bölgemizde ağaların da böyle sapıklıkları olduğu bilinen bir gerçektir.

Cumhuriyet dönemi ile başlayan “Tevhidi Tedrisat” ve “Çağdaş Eğitim” seferberliğinin çıkış noktası, çocuklarımızı eğiterek bu tarz pisliklerin önüne geçmekti.

Siyasal İslamcıların, Cumhuriyet ve Atatürk düşmanlığının temelinde bu olay vardır.
28 Şubat’ta ülkedeki tüm kaçak kurslar yasaklanmış ve bu kurslar Millî Eğitim Bakanlığı ve Diyanetin denetime verilmişti. Dün, Erbakan’ın 28 Şubat kararlarını imzalarken zorlanması ve bugün AKP İktidarı döneminde açılan ve hala devam eden “28 Şubat Davasının da” temeli budur.

Değerli Okurlar;
Bugün 16 yıllık AKP iktidarının sonunda, sayıları 10 bini geçen ve 100 binlerce çocuğumuzun devam ettiği kaçak kurslar vardır. Ayrıca tarikat ve cemaatlerin binlerce yurt ve kursları çalışmaktadır. Bu kurslar her türlü devlet denetimine kapalıdır. Gücünü AKP iktidarından alan bu iblisler, çocuklarımızı birer Cumhuriyet düşmanı ve IŞİD militanı gibi yetiştirmekte ve onlara her türlü tacizi yapmaktadırlar. Ne Kaymakamlar ne de İçişleri Bakanlığına bağlanan Jandarma güçleri bu pisliklere müdahale edememektedirler. Çünkü bu yerler, seçim zamanı birer AKP ilçesi gibi çalışmaktadır.

Bu tip pisliklere ağır cezalar verilmesi, kimyasal yolla hadım edilmeleri çözüm değildir. Bu davranış, bataklık dururken sinekleri öldürmeye benzer. Bataklık, cehalet ve din yoluyla insanların aldatılmasıdır. Dün de söylemiştim. AKP’nin yaptığı ekonomik yıkımı onarmak çok zamanımızı alacak. Fakat, toplumda ve çocuklarımızın ruhlarında ve beyinlerinde yaratılan çirkinlikleri onarmak çok zor olacak. Türk Milleti olarak böyle iğrençlikleri, pislikleri hiç hak etmiyoruz. Türk’ün töresinde böyle pis bir olay bulamazsınız…

Sağlık ve başarı dileklerimle 23 Şubat 2018
================================================
Dostlar,

Ne söyleyelim?

“Eyyyyyyyyyy AKP ve AKP’liler; eserinizle övünebilirsiniz!” mi diyelim??

Bu insanlar neyden, nasıl anlarlar?? Ne söylemeli, ne yapmalı?
Üstelik de acele etmeli.. Minik yavruların, masum hayvancıkların ırzına geçen, insanlıktan çıkmış canavarlar var toplumumuzda.. Üstelik en az %95’imizin Müslüman olduğu söyleniyor. 36 yıldır Anayasa’da zorunlu din dersleri var AİHM’nin birkaç aykırılık kararına karşın.. Binlerce okul zorla imamhatipleştirildi, yüzbinlerce öğrenciye (1,2+ milyon) bu okullar dayatıldı.. Bu yaşta dinci eğitim alan kuşaklar ne soru sormayı öğrenebildi ne de dürtü denetimini öğrenip sosyyalleşildi! PISA sınavlarında ülkemiz dibe vurdu. Minarelerden, olmadığı yerlerde binalara takılan sesbüyütürlerden ezan okunuyor ve Müslümanlar “dinin direği” namaza çağrılıyor. Ama ne yaparsanız yapın, kimi Müslümanlar akıllarını uçkur takıntısından kurtaramayan sapıklar!

Sorun artık ACİL durum almıştır, alarm vermektedir. Bu sorunu AKP iktidarı alevlendirmiştir. Bu iktidardan çözüm beklenebilir mi?? Erdoğan neden “Eyyyyyyyyyy yobazlar, ulan ahlaksızlar….” diye başlamaz bu insan müsvettelerine?? TRT’de, öbür basında yobaz – din ve akıl dışı hurafeleri engellemez??

Hazindir ki, bu yürek yakan sorun bir yandan da iktidara gündem sakızı oluşturuyor..

22 Ocak 2018 günü web sitemizde yayınladığımız aşağıdaki yazımıza da bakılmasını dileriz..

Sevgi ve saygı ile. 26 Şubat 2018, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com