Türkiye Barolar Birliği Başkanı Feyzioğlu: AYM’nin kararı bağlayıcıdır

Türkiye Barolar Birliği Başkanı Feyzioğlu: AYM’nin kararı bağlayıcıdır

Hukuk Devleti‘ adlı konferansta konuşan Türkiye Barolar Birliği Başkanı Metin Feyzioğlu, AYM’nin Mehmet Altan ve Şahin Alpay için aldığı ‘hak ihlali’ kararının bağlayıcı olduğunu söyledi. (cumhuriyet.com.tr, 12 Ocak 2018)

Türkiye Barolar Birliği Başkanı Metin Feyzioğlu, Mehmet Altan ve Şahin Alpay hakkında Anayasa Mahkemesi’nin vermiş olduğu kararı ve kararın Ağır Ceza Mahkemesi’nde bozulmasını şöyle değerlendirdi:

Anayasa Mahkemesi’nin kararı bağlayıcıdır. Anayasa Mahkemesi mahkemeyi bağlar, idareyi bağlar. Anayasa Mahkemesi kısa kararında, ‘Bu tutukluluklar temel hakları ihlal etmiştir. Anayasaya aykırıdır’ demiştir.

Şahin Alpay için 13’üncü ağır ceza mahkemesi, Mehmet Altan için 26’ıncı ağır ceza mahkemesi gerekçeli kararı görüp, öyle düşünelim demiştir. Bu iki mahkemenin de takdir yetkisi yoktur. İki mahkeme de kısa kararda ihlali gördükleri anda tahliye etmek zorundadırlar. Nitekim kararlarını ikiye bir vermişlerdir. Muhalif üyeler, ‘Bizim takdir yetkimiz yoktu, yapamayız. Derhal tahliye etmek zorundayız.’ demişlerdir.

“Bozdağ’ın bu bilgiden yoksun olmasını garipsiyorum”

Feyzioğlu, Hükümet Sözcüsü Bekir Bozdağ’ın Anayasa Mahkemesi’nin vermiş olduğu kararına yönelik değerlendirmeleri hakkında ise, ” Hükümet sözcüsü Anayasa Mahkemesi için ‘Dosyayı bilmiyor’ demiştir. Hükümet sözcüsü dosyayı biliyor ama Anayasa Mahkemesi dosyayı bilmiyor. Anayasa Mahkemesi’nin kararını eleştirecek durumda değilim. Çünkü gerekçeli kararı yayınlanmadı. Ama ağır ceza mahkemesinin Anayasa Mahkemesinin kısa kararına derhal uyması gerektiğini bilecek kadar lisans seviyesi hukuk biliyorum. Doktor, profesör seviyesi hukuk bilmenize gerek yok. Hükümet sözcüsünün bu bilgiden yoksun olmasını garipsiyorum” dedi.

“AYM bir sabah kalktığında 6 aylığına tatile çıktığını görebilir”

Feyzioğlu, konuşmasının devamında Anayasa Mahkemesi’ne de eleştiride bulunarak,

  • “Anayasa Mahkemesi bu özgürlükçü yaklaşımını OHAL KHK’larına karşı kullansa iyi olur. Çünkü Anayasa Mahkemesi yarın sabah kalktığında bir OHAL KHK’sıyla 6 aylığına tatile çıkartıldığını görebilir. Anayasa Mahkemesi ‘Ben OHAL KHK’larını inceleyemem’ dedi.
    27 senelik mücevher değerindeki içtihadını çöpe attı” ifadelerini kullandı.
    ============================
    Dostlar,Teşekkürler Sayın Prof. Dr. Metin Feyzioğlu…

Anayasa md. 153/ son                 : Anayasa Mahkemesi kararları Resmî Gazetede
hemen yayımlanır ve yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını, gerçek
ve tüzelkişileri bağlar.

Bu maddenin zorlama yorumlarla biryerlere çekilme olanağı var mı??

Eski Adalet Bakanı, şimdilerde terfi ile Başbakan Yrd. ve Hükümet Sözcüsü “hukukçu”
Bekir Bozdağ hangi değirmene un aşıyor???

Bozdağ, daha önce de “OHAL döneminde Anayasaya aykırı OHAL KHK’sı çıkarılabilir…” hüküm buyurmuşlardı. Belki de bu eşsiz hukuksal yorumları – görkemli içtihatları nedeniyle
Tek Adam tarafından iyice tepelere, A takımı içine çekilmişti..

Ha gayret Bozdağ…

Görüşlerini hiç paylaşmasak da Şahin Alpay ve Mehmet Altan’a da “ha gayret” diyoruz..

Sevgi ve saygı ile. 13 Ocak 2018, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

 

Prof. Dr. Günday, A.Ü. Hukuk’ta açılış dersine katılmayı reddetti

Prof. Dr. Günday, A.Ü. Hukuk’ta açılış dersine katılmayı reddetti

(AS : Bizim kapsamlı katkımız yazının altındadır..)

Prof. Dr. Metin Günday, Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ndeki doktora dersine son verilmesinin ardından aynı fakültenin hocası Prof. Dr. Türkan Sancar’ın kendisine yaptığı açılış dersi davetini geri çevirdi.

AÜ Hukuk Fakültesi Ceza ve Ceza Muhakemesi Ana Bilim dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Türkan Sancar, Prof. Dr. Günday’ı bu akademik yıldaki açılış dersini vermek üzere okula davet etti. Günday daveti üniversiteye ve fakülteye kırgınlığını ifade ederek reddetti. Gazeteduvar’ın haberine göre, Günday, Sancar’a gönderdiği cevapta, şöyle dedi:

  • Bilim ateşi‘(!)  dedikleri ateşle bir kez daha yaktıkları demokratik ve özerk üniversite umudumuzun külleri üzerinde dans eden bu zevatın- ne zaman olur, maalesef öngöremiyorum – bu görevlerinden uzaklaştıkları/uzaklaştırıldıkları tarihe kadar da ne o üniversitenin ne de o üniversitenin hukuk fakültesinin kapısından içeriye girmeye tenezzül etmeyeceğim.”

Prof. Dr. Metin Günday’ın, Prof. Dr. Türkan Sancar’a teşekkür ederek başladığı yanıtının tam metni şöyle:

“Sevgili Türkan Hocam,

Öncelikle, açılış dersini vermek üzere ilk dersine davetin için çok  teşekkür ediyorum. Hiçbir hukuki dayanağı olmadığı halde ayrıldıktan sonra hiçbir ek ücret talep etmeden Kamu Hukuku doktora programlarında verdiğim İdari Yargı dersinin bu yarıyılda aniden kaldırılmasını, 22 Eylül’de yapılacak bir doktora tez savunmasındaki jüri asli üyeliğinden -üçüncü yedeğe düşürülmek suretiyle- azledilmemi ve de doktora tez danışmanlıkları ve tez izleme komitelerindeki üyeliklerimin de kaldırılmasını, Ankara Üniversitesi Rektörü, Sosyal Bilimler Enstitüsü Müdürü/yöneticileri ve de Hukuk Fakültesi Dekanı/yöneticilerinin şahsıma yönelik yürüttükleri ortak bir operasyonun sonucu olarak görüyorum. Ayrıca bu operasyonu yürüten zevat, göstermelik bile olsa, şimdiye kadar hiçbir karşılık beklemeden yerine getirdiğim  görevler için bir “teşekkür yazısı” nı dahi benden esirgeyecek kadar akademik nezaketten yoksun olduklarını kanıtlamışlardır.

Üzülerek ifade edeyim ki, 33 yıl öğretim üyesi, İdare Hukuku Anabilim Dalı Başkanı ve Kamu Hukuku Bölüm Başkanı  olarak görev yaptığım  Ankara Üniversitesini de, Hukuk Fakültesini de kendi üniversitem ve hukuk fakültem olarak görmüyorum. ‘Bilim ateşi’ (!)  dedikleri ateşle  bir kez daha yaktıkları demokratik ve özerk üniversite umudumuzun külleri üzerinde dans eden bu zevatın- ne zaman olur, maalesef öngöremiyorum – bu görevlerinden uzaklaştıkları/uzaklaştırıldıkları tarihe kadar da, ne o üniversitenin ve ne de o üniversitenin hukuk fakültesinin kapısından içeriye girmeye tenezzül etmeyeceğim. O üniversitenin ve hukuk fakültesinin bir işlemine gereksinim duyduğumda da (örn. pasaport temditi gibi), o işlemi vekilim aracılığı ile yaptıracağım. Anlayışla karşılayacağına inanıyorum… Sevgiyle…”
=====================================
Dostlar,

Ne diyelim… FETÖ ile savaşıyorsunuz öyle mi? Güldürmeyin insanı..
Erdoğan itiraf etti, “at izi it izine karıştı..” diye..  Karıştırma kardeşim, sen hükümetsin..
15 yıldır tek başına iktidarsın. Devletin tüm gücü elinde.. Bütün yetkiler TEK ADAMDA toplanmış. Hukukun üstünlüğünden ayrılmadan, hakkaniyet temelli adalet anlayışı ile kılı kırk yararak yürütün işlemleri! Bu denli zor mu? Ne istiyorsunuz Prof. Metin hoca’dan..
Bir İdare Hukuku profesörüne de bunu yaparsanız, bu insanlar nasıl hukuk eğitimi verecek??
Gözdağı mı, “.. bak biz idare hukuku profesörüne bile bunu yaparız…” demek için mi?
Bu daha da zavallı hatta sefil bir tutum değil mi??

  • Artık bu kabul edilemez ve de sürdürülemez baskı – dayatma – hukuk dışı zulme bir son vermenin zamanı geldi de geçiyor değil mi??

Metin hocaya gelince; bir an önce sakinleşmesini ve hukuksal uğraş vererek her bakımdan örnek olmasını diliyoruz. Hocalık görevi bu durumda kendi özelinde hak arama savaşımı (mücadelesi) sürdürülmeli, havlu atmak yok.. Sonra yazarsınız okuruz, anlatırsınız öğrencileriniz dinle; tarihçiler not düşer.. Tamam mı değerli Prof. Günday hocam??

İncelik göstererek dayanışma sergileyen Prof. Dr. Türkan Sancar’a biz de teşekkür ediyoruz.

Böylesi ağır travmalarda insanların bağışık sistemi ciddi biçimde zedelenebiliyor.
Bu çok tehlikeli. Ordususz – savunmasız kalan bir beden; tüm fiziksel mental hastalıklara açık duruma düşüyor. Hele yaş da ilerledi ise, beden direnci daha da zayıf olabiliyor. Metin hocanın bu gerçekleri gözardı etmemesini ve pisikiyatrik destek almasını salık veriyoruz bir hekim olarak.
*****
Prof. Günday’ın da imza koyduğu bir akademisyenler bildirisi 9 Mart 2017’de yayınlanmıştı
(https://www.haberler.com/akademisyenlerden-ortak-bildiri-turk-tipi-7053476-haberi/);

“Anayasaya ve demokratik süreçlere saygı”

Türkiye’nin önde gelen hukukçu ve siyaset bilimcileri, erkler ayrılığı çerçevesinde
– parlamentonun etkinliğinin artırılması ve
– yargı bağımsızlığının sağlanmasının
– hak ve özgürlüklerin güvence altına alınmasının ön koşulu olduğunu vurguladı.
Türk usulü başkanlık sistemine bir bildiriyle karşı çıkan akademisyenler, “Bu süreçte, kimi akademisyenlerin anayasa hukuku ve siyaset bilimi verilerini çarpıtarak kamuoyunu yanıltıcı açıklamalar yapması esef vericidir.” dedi.

Anayasaya ve demokratik süreçlere saygı başlığıyla yayınlanan bildiride uluslararası ilişkiler bakımından, demokrasinin uluslararası standartları bir yana bırakılarak “kişiye özgü” bir rejim kurmanın Türkiye’yi dünya sisteminden koparacağı, iktisadi ve sosyal alanda olumsuz sonuçlar yaratabileceği uyarısı yapıldı. “Biz aşağıda imzası bulunanlar, Türkiye’nin, Osmanlı’dan Cumhuriyet’e uzanan demokratikleşme ve hukuk devletinin kurumsallaşmasına dayalı anayasal birikimini hatırlatarak, başkanlık rejimine ilişkin tartışmalar ışığında aşağıdaki noktaları vurgulamayı zorunlu görüyoruz.” denilerek imzalanan bildiri şöyle:

  • “Bugün Türkiye’nin demokrasi düzeyi ve Anayasası gerçek birikimini yansıtmamaktadır. Demokrasi açığının kapatılması amacıyla, başta Anayasa gelmek üzere yeni düzenlemeler, yıllardır üzerinde çalışılan konu ve sorunların başında gelmektedir. Söz konusu sorunları çözmek amacıyla, Türkiye’ye özgü deneyimler ve çağdaş demokrasilerin çözüm biçimleri ışığında üzerinde siyasal ve akademik nitelikte çalışmalar yapılması zorunluluğu bulunmaktadır ve bu yönde, son yıllarda, anayasa raporları ve önerileri ile kayda değer çalışmalar gerçekleştirilmiştir. Erkler ayrılığı çerçevesinde parlamentonun etkinliğinin artırılması ve yargı bağımsızlığının sağlanması, öncelikli iki hedef olup, hak ve özgürlüklerin güvence altına alınmasının ön koşullarıdır. Öte yandan, çok yönlü denge ve denetim düzeneği, çağdaş anayasaların ortak paydasını oluşturmaktadır.

    ‘KİŞİYE ÖZGÜ BAŞKANLIK ANAYASA DIŞI’

    Ne var ki, son aylarda Cumhurbaşkanı güdümünde yürütüldüğü görülen ve kişiye özgü bir başkanlık rejiminin inşasına dayalı çalışmalar, izlenen usul ve hedef bakımından demokratik usullere yabancı olmakla kalmayıp, Anayasa dışıdır. Türkiye’nin Osmanlı’daki parlamenter deneyim ile birlikte 100 yılı aşkın süredir denediği parlamenter rejimi işler kılma yerine, herhangi bir ilke tartışması yapılmasına olanak tanınmaksızın, yeni bir rejim dayatması karşısında bulunuyoruz. Bunun, Anayasa dışı yollarla ve devletin bütün olanakları kullanılarak yapılmaya çalışılması, hukuken kabul edilemez. Bu süreçte, kimi akademisyenlerin anayasa hukuku ve siyaset bilimi verilerini çarpıtarak kamuoyunu yanıltıcı açıklamalar yapması esef vericidir. Uluslararası ilişkiler bakımından, demokrasinin uluslararası standartları bir yana bırakılarak ‘kişiye özgü’ bir rejim kurmanın Türkiye’yi dünya sisteminden koparma riski yanı sıra, iktisadi ve sosyal alanda yaratması muhtemel olumsuz sonuçları göz ardı edilemez. Uzman, akademisyen, hukukçu ve yurttaş kimliğimizle bu süreci kabul etmediğimizi, Türkiye’nin demokratik gelişiminin, hukuk çerçevesinde kalınarak eşit, serbest, katılımcı ve nesnel bilgiye dayalı tartışma ortamında sağlanabileceğine dair inancımızı ve bu konuda her türlü katkı vermeye hazır olduğumuzu beyan ederiz.”

    Bildiriyi imzalayan hukukçular şöyle                   :

    Prof. Dr. Erdoğan Teziç (Anayasa Hukukçusu), Prof. Dr. İbrahim Ö. Kaboğlu (Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi), Prof. Dr. Bertil Emrah Oder (Koç Üniversitesi Hukuk Fakültesi), Prof. Dr. Sultan Üzeltürk (Yeditepe Üniversitesi Hukuk Fakültesi), Doç. Dr. Ayşen Candaş ( Boğaziçi Üniversitesi İİBF), Prof. Dr. Ersin Kalaycıoğlu (Sabancı Üniversitesi, Sanat ve Sosyal Bilimler Fakültesi), Prof. Dr. Fazıl Sağlam (Yakın Doğu Üniversitesi Hukuk Fakültesi, Anayasa Mahkemesi E. Üyesi), Prof. Dr. Baskın Oran (Ankara Üniversitesi Mülkiye Mektebi, E.), Prof. Dr. Nuray Mert (İstanbul Üniversitesi), Prof. Dr. Korkut Kanadoğlu (Özyeğin Üniversitesi Hukuk Fakültesi), Prof. Dr. Meltem Dikmen Caniklioğlu (Uluslararası Kıbrıs Üniversitesi Hukuk Fakültesi), Prof. Dr. Selin Esen (Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi), Prof. Dr. Rona Serozan (İstanbul Bilgi Üniversitesi Hukuk Fakültesi), Prof. Dr. Mustafa Erdoğan (İstanbul Ticaret Üniversitesi Hukuk Fakültesi), Prof. Dr. Osman Doğru(Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi), Doç. Dr. Şule Özsoy Boyunsuz (Anayasa Hukukçusu), Prof. Dr. Cevdet Atay (İdare Hukuku Emekli Öğretim Üyesi), Doç. Dr. Başak Çalı (Koç Üniversitesi Hukuk Fakültesi), Prof. Dr. Nermin Abadan Unat (Boğaziçi Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü), Prof. Dr. Necmi Yüzbaşıoğlu (Galatasaray Üniv.Hukuk Fakültesi), Prof. Dr. Sevtap Yokuş (Kocaeli Üniversitesi Hukuk Fakültesi), Prof. Dr. Büşra Ersanlı (Marmara Üniversitesi SBF), Prof. Dr. İlter Turan (İstanbul Bilgi Üniversitesi İİBF E.Öğretim Üyesi), Prof. Dr. Günay Göksu Özdoğan (Marmara Universitesi SBF), Prof. Dr. Oktay Uygun (Yeditepe Üniversitesi Hukuk Fakültesi), Prof. Dr. Gencer ÖZCAN (İstanbul Bilgi Üniversitesi, Uluslararası İlişkiler Bölümü), Prof. Dr. Nihal İncioğlu (İstanbul Bilgi Üniversitesi, Uluslararası İlişkiler Bölümü), Prof. Dr. Turan Yıldırım (Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi), Doç. Dr. Pınar Uyan (İstanbul Bilgi Üniversitesi, Uluslararası İlişkiler Bölümü), Prof. Dr. Metin Günday (Atılım Üniversitesi Hukuk Fakültesi)
    ******

    Prof. Metin hoca bu çağrıya imza koymanın bedelini ödüyor galiba?!
    Böylesine düşünebilmek bile sürükelendiğimiz ye açısından dehşet vericidir!
    AKP = RTE‘nin ar- tık ülkeyi – rejimi yeniden normalleştirmeye geçmesi ka-çı-nıl-maz-dır!
    Ama ufukta hiçbir ipucu yok… “OHAL döneminde anayasaya aykırı KHK çıkarılabilir..” diye dünya hukuk tarihine geçecek ölçüde saçmalayan Adalet Bakanını Başbakan yardımcısı ve hükümet sözcüsü yaparak adeta ödüllendiriyorsunuz. Oysa hukuk diploması iptal edilip yeniden hukuk lisans eğitimine alınmalı böyleleri; başkaca gençlerin eğitim hakkını da engellemeden..

Sevgi, saygı, ve kaygı ile. 20 Ağustos 2017, Ankara

Prof. Dr. Ahmet SALTIK
Halk Sağlığı – Toplum Hekimliği Uzmanı
AÜTF Halk Sağlığı AbD – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net      profsaltik@gmail.com

Yılmaz ÖZDİL : 15 Temmuz’dan 15 Temmuz’a

15 Temmuz’dan 15 Temmuz’a

Yılmaz ÖZDİL
SÖZCÜ, 19.7.17

(AS: Bizim katkımız yazının altındadır.)

Milli eğitim bakanlığı yeni müfredatı açıkladı.
15 Temmuz var, Atatürkçülük yok!
*
15 Temmuz’dan beri sırasıyla…
*
Atatürk’ün mareşal üniformalı tablosunu depoya kaldıran TBMM başkanı, padişah Abdülhamid için anma töreni düzenledi.
Anıtkabir’in avlusuna kargo şirketinin sponsorluğunda morlu pembeli plastikten oyun parkı koydular.
Tayyip Erdoğan durup dururken
Lozan tartışması başlattı, “birileri bize Lozan’ı zafer diye yutturmaya çalıştı,
zafer mi bu?” dedi.
İstanbul’un fethini kutlayıp, İstanbul’un kurtuluşunu kutlamadılar.
Cumhuriyet gazetesinin yazarlarını çizerlerini hapse tıktılar.
Meclis darbe komisyonunun başkanlığına, fetonun bir numaralı savunucusu Reşat Petek getirildi, feto için “son 1000 yılın en büyük Türk büyüğü, Shakespeare gibi evrensel” diyen Akp milletvekili, komisyon üyesi yapıldı, neticede, fetocu Akplilerin bu komisyonundan “CHP fetocudur” raporu çıktı.
Seçmene “koyun” diyenlere dava açılırken, Tayyip Erdoğan “ben çobanım” dedi.
10 yaşındaki erkek çocuklarına tarikat yuvasında senelerce tecavüz edildiği ortaya çıktı, kadın aile bakanı “bi kerecik” dedi, 11 yaşındaki kız çocuklarını koynuna alan 70 yaşındaki sapıklara af çıkarmaya çalıştılar, başbakan Binali bey “bi kereliğine” dedi.
Bizzat Akp’nin çıkardığı kanunla denetimsiz hale getirilen tarikat yurdunda gariban kız çocukları diri diri yanarak can verdi.
Rize’deki Atatürk heykelini söktüler, inşaat molozu gibi kamyon kasasında taşıdılar.
Deve kestikleri THY apronunda Barbaros Şansal’ı linç ettiler.
Akp’nin akil insanı Abdurrahman Dilipak “başkanlık sistemi gelince Tayyip Erdoğan halife olacak” dedi.
İsmet İnönü’yü çok seven babası tarafından İsmet adı verilen milli eğitim bakanı İsmet Yılmaz, İsmet İnönü‘yü müfredattan çıkardı.
Akp’nin kadın milletvekili “100 yıllık prangadan kurtuluyoruz” dedi.
Akp şakşakçısı Rıdvan Dilmen, Arda Turan, Burak Yılmaz ve şarkıcı Murat Boz “evet kampanyası” başlatıp, “adeta İstiklal Savaşı” dediler. Akp’nin referandumunu İstiklal Savaşı’na benzeten Rıdvan Dilmen “İzmir Marşı”ndan rahatsız oldu, “bu marş okunmasın” dedi.
Abdülhamid’in torunu Nilhan Osmanoğlu, TBMM’nin lağvedilmesi için “evet” diyeceğini açıkladı, “parlamenter sistem benim değerlerime zarar verdi, parlamenter sistem canımıza yetti artık” dedi.
Cumhuriyetimizin tek taş pırlantaları Ziraat Bankası, Halkbank, TPAO, THY, Botaş, PTT, Türksat, Milli Piyango, Çaykur… Katar’a filan peş keş çekilmek üzere fona devredildi.
Türkiye’de kurulan Suriyeli şirket sayısı, tee 1923’ten beri Türkiye’de yatırım yapan Alman şirketlerini bile sollamışken, Türkiye’deki Suriyelilerin doğum oranı, Türk vatandaşlarının doğum oranını geçmişken, Türkiye’de eli silah tutacak yaşta 425 bin Suriyeli yaşarken, bunlar bizim plajlarda nargile içerken, bizim evlatlarımız Suriye’de şehit ettirildi.
Türkiye’nin vicdan adresi, çağdaş kuvayi milliyenin yayınevi Kırmızı Kedi, kar maskeli tetikçiler tarafından saldırıya uğradı.
Darbeci Kenan Evren, darbe anayasasının referandumunda “hayır diyenler teröristtir” diyordu, 35 sene sonra, asrın liderimiz “hayır diyenler teröristtir” dedi.
Akp il başkanı, “evet çıkmazsa iç savaşa hazırlanın” dedi.
Akp gençlik kolları başkanı, “birisinin babasının ve kendisinin doğum yeri Selanik’se, Selaniklidir, kimse Türk, Atatürk demesin, orijinali Yunan, Türk’e benzemiyor, keşke Atatürk olmasaydı” dedi.
Akp medyası iftirayla hedef gösterdi, tarikatçı yobazın biri elinde benzin bidonuyla geldi, varlığıyla onur duyduğumuz Müjdat Gezen’in Sanat Merkezi’ni kundakladı.
Türkiye Cumhuriyeti tarihinde ilk kez, başkent Ankara’da, Kürdistan bayrağı göndere çekildi.
Akp belediye başkanı, “içimize kanı bozuklar, sütü bozuklar sızdı, 1923’te koskoca 650 senelik çınara darbe yaptılar, cumhuriyet kuruldu” dedi.
Tayyip Erdoğan’a “gazi” unvanı verilmesi için TBMM’ye başvuruldu.
Akp Diyarbakır il başkanlığı imzasıyla “her evet Şeyh Sait’in ruhuna fatihadır” pankartı asıldı.
Akp’nin fetvacısı Hayrettin Karaman lütfetti, “Yahudilere Hıristiyanlara yaşam hakkı tanıdığımız gibi, hayır diyenlere de yaşam hakkı tanıyacağız” dedi.
Tayyip Erdoğan’ın şoförü olan Akp milletvekili, sanki 15 senedir CHP tek başına iktidardaymış gibi, “Almanya araba yapıyor, biz daha bir araba yapamadık, utanmıyor muyuz, sıkılmıyor muyuz, yazıklar olsun şu CHP’ye” dedi.
Tayyip Erdoğan “Türk demiyoruz” dedi, Devlet Bahçeligillerin kendine gelmesi için daha nasıl izah edebilirdi! (AS : Sahi, Bahçeli’nin MHP’si nasıl Türkçüler??!!)
Akp’nin akil insanı ve Tayyip Erdoğan’ın başdanışmanı olan herif, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin tasfiye (!) edileceğini müjdeleyerek, “halk kendi devletini kurmak için adım atıyor” dedi.
Tayyip Erdoğan kendi yaşadıklarını Hazreti Muhammed’in yaşadıklarına benzetti, “sevgili peygamberimiz, Ebubekir Sıddık ile orada ama, mağaranın kapısını örümcek örüyor, bakıyorlar, buraya kimse girip çıkmamış diyorlar ve müşrikler dönüp gidiyor, darbeciler de Dalaman’da bizim uçağa gelmişler, uçakta kimseyi görmeyince dönüp gitmişler” dedi.
Referandumda alenen oy hırsızlığı yapıldı, Yüksek Seçim Kurulu suç işledi, saraydan alınıp halka verilen egemenlik, halktan alınıp saraya verildi.
Mustafa Armağan denilen tescilli Atatürk düşmanı, Atatürk ve manevi kızı Afet İnan’a ahlaksızca saldırdı, “yatıp kalkıyorlardı” dedi.
Nurcu meczup, yandaş ekrana çıktı, mübarek annemiz Zübeyde Hanım’ın genelevde çalıştığını söyledi.
Arkadaşlarımız Gökmen Ulu ve Mediha Olgun iftirayla tutuklandı, Türkiye’nin en ünlü fetocuları Fehmi Koru ve Hüseyin Gülerce’nin iftiralarıyla Sözcü’nün sahibi Burak Akbay hakkında yakalama kararı çıkarıldı, Sözcü’ye el koymaya çalışıyorlar.
Bizzat Atatürk’ün talimatıyla hazırlanan ve 1939’dan beri yürürlükte olan zeytin yasası’nı değiştirmek için, sekizinci defa hamle yaptılar.
Akp’nin diyanet işleri başkanlığı “haram parayla hacca gidilir mi?” sorusuna “helaldir gidilir” diye fetva verdi.
CHP milletvekili Enis Berberoğlu’nu hapse attılar.
Türk basınına kelepçe takan Tayyip Erdoğan, Katarlı El Cezire televizyonuna ambargo uygulanınca isyan etti, “dünyadaki basın örgütlerine sesleniyorum, bir medya kuruluşunun basın özgürlüğü elinden alınıyor” dedi.
İlkokullara mescit zorunluluğu getirildi.
15 Temmuz panelinde konuşan Celal Bayar Üniversitesi rektör yardımcısı, “Recep Tayyip Erdoğan bizim milletimiz tarafından Atatürk kadar sevilmektedir, belki daha da fazla” dedi.
Maraş dondurmacıları gibi kafasında fesle dolaşan ve bilim kültür insanı diye ak saray sofrasına davet edilen tımarhanelik herif, Atatürk’e yine nefret kustu, “15 Temmuz, milli mücadeleyle kıyaslandığında katbekat üstün bir milli destandır, Kemalist inkılaplarla yapılan tahribata rağmen Müslüman Türk milletinin yıkılmadığının en mühim ispatı olmuştur” dedi.
Ve dün, milli eğitim bakanlığı yeni müfredatı açıkladı, 15 Temmuz var, Atatürkçülük yok!
*
15 Temmuz’dan 15 Temmuz’a…
Bir yılın adım adım özeti her şeyi gayet net anlatıyor.
Fetoyla metoyla filan mücadele edilmiyor.
Hedef açıkça Atatürk’tür.
==============================
Dostlar,

Biraz uzunca ama önemi öylesine büyük ki…
Sayfalara sığmaz 15 yıldır AKP’nin Ülkemize yaptığı kötülükler..
Artık hiçbir şeyi saklamadan pervasızca ve tahrik edercesine yapıyorlar..
En son 2’sini de biz ekleyelim :

  1. İstanbul’daki sel felaketi : 1994’te Erdoğan Belediye Başkanı olduğundan bu yana kentin yönetimi AKP’de.. Valiler de, hükümet de.. Kent 10 milyondu, her yer betonlaştırıldı ve nüfus 2’ye katlandı.. Toprak kalmadı betonla, binayla asfaltla kaplanmayan. Suyu emecek açıkta toprak yok, altyapı da berbat ve beylilk açıklama hazır : Bu bir doğal felakrt! Hayır efendiler bu bir siyasi felaket, AKP zulmü! Yurttaşın zararını Devlet bizim vergilerimizden karşılmasın, sigortalar ödesin, sorumlulara rücu etsinler. Sorumlular, başta Belediye Başkanı görevden alınsın ve haklarında hemen kamu davası açılsın!
  2. Bu günkü Bakanlar kurulu ayarı.. Başta Bekir Bozdağ.. Adam TBMM kürsüsünden FG’e övgüler – mersiyeler diziyor, hukuk 1. sınıf öğrencisinin yapmayacağı gaflar yapıyor hem de terfi edip Başbakan yardımcısı oluyor.. Çok gerekliymiş gibi YAŞ’a da katılıyor 5 Başbakan yardımcısı birden! Erdoğan yeter istihbarat – bilgi sahibi değil, gene “kandırılıyor” mu; kör kör gözüm parmağına dayatması içinde mi?

    Hangisi, hangisi??
    Çok da fark etmez ya, kendi yıkımlarını hızlandırıyorlar.
    Bunca zulme Tanrı’nın bile sabrı tükenir.
    Erdoğan, bir devlet başkanına asla yakışmayacak biçimde, dünyada örneği görülmemiş biçimde her konuşmasında CHP Genel Başkanı Sn. Kemal Kılıçdaroğlu’na çatıyor, aşağılıyor, açıkça ve ağır derecede hakaret ediyor. Bunu bizim halkımız hoşgörmez. Bir de yeni bir sorunumuz var : Bu sözleri Erdoğan olsa olsa AKP Gn. Bşk. şapkasıyla söyleyebilir. O zaman da hukukta silahların denkliği ilkesi gereği kendisine aynı tonda yanıt verilebilir. “Cumhurbaşkanına hakaret” i düzenleyen ve özünde AİHM kararları ile kadükleştirilmiş olan TCK md. 299 çalıştırılamaz. Tersini savunmak Firavun dayatması olur; ona da 21. yy’da herhalde bir kılıf bulacak durumumuz yok..

Encamınız hayrola efendiler.. Buna öyle çok gereksiniminiz var ki, Peygamberin bile size şefaat etmeyeceğini eminiz siz de görüyorsunuzdur??

Sevgi ve saygı ile. 19 Temmuz 2017, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

Uyarı üstüne uyarı… Dünya ‘DUR’ diyor

Uyarı üstüne uyarı…
Dünya ‘DUR’ diyor

(AS : Bizim kapsamlı katkımız yazının altındadır..)
Aynı anda 4 ayrı konuda, 4 farklı uluslararası kurumdan ve farklı ülkelerden Türkiye’ye alarm düzeyinde uyarılar geldi.

Türkiye’de kısıtlanan özgürlükler ve insan hakları, hukukun üstünlüğü, ifade ve basın özgürlüğünde her geçen gün daha da geriye gidişin ardından Ankara’ya, başkentlerden ve uluslararası örgütlerden peşpeşe uyarı yağdı. Türkiye’nin taraf olduğu uluslararası sözleşmeler ışığında Cenevre, Brüksel, Washington, Lahey, New York, Strazburg ve Berlin’den Ankara’ya dün 4 ayrı konuda, 4 farklı kurumdan ve farklı ülkelerden uluslararası yükümlülüklerine uyması için çağrı yapıldı. İşte Türkiye’nin demokrasi karnesine her geçen gün eklenen son uyarılar:

1 GAZETECİLER İÇİN ACİL ADIM

BM Düşünce ve İfade Özgürlüğü Özel Raportörü David Kaye, acil olarak başta gazeteciler olmak üzere, akademisyen, yazar ve hâkimlerin serbest bırakılması çağrısı yaptı. Birleşmiş Milletler (BM) İnsan Hakları Konseyi 35’inci İnsan Hakları Oturumu çerçevesinde 12 Haziran’da görüşülecek raporun yanı sıra ‘Türkiye Özel Oturumu’ da yapılacak. Kaye raporunda şu çağrılarda bulundu:

* İfade ve medya özgürlüğü ile bilgiye ulaşımda uygulamaya konan orantısız ve düzensiz tedbirler, OHAL ile meşrulaştıramaz.

* Raportör, terörle mücadele ve KHK’lerle tutuklanan gazeteci, yazar, hâkim ve akademisyenlerin acilen serbest bırakılması çağrısını yapar. Kimse nefret ve şiddete başvurmadığı müddetçe tutuklanamaz.

* Basının sansür veya kısıtlama olmadan kamuyu bilgilendirmesi sağlanmalı.

* Hükümet, medya kurumlarını kapatma sürecini tersine çevirmeli.

* İnternet yasası gözden geçirilmeli ve engelleme ve kaldırma kararını veren kurumun yetkileri kısıtlanmalı.

* Hükümet, ifade özgürlüğüne yönelik herhangi bir kısıtlamada, kesinlikle orantı olmalı. Gereklilik ve orantılılık hali, OHAL için getirilen derogasyonlar boyunca da askıya alınmaz.

* Hükümet, 15 Temmuz’daki koşulların hâlâ geçerli olup olmadığını yeniden düşünerek, OHAL’i sona erdirmeli. KHK’ler, uluslararası insan hakları standartları ile uyumlu olarak yeniden düzenlenmeli ve gözden geçirilmeli. Hukuksuz olarak özgürlüklerinden mahrum edilenler, işlerinden olanlar buna karşı çıkabilmeli; tazmin edebilmeli. Bunun için bağımsız yargı mekanizmaları oluşturulmalı.

* Hakaret ve terörle mücadeleye yönelik yasalar uluslararası standartlara getirilmeli; TMK değiştirilmeli. Ceza Yasasının devlet büyüklerine hakareti düzenleyen hükümleri değiştirilmeli. Komiser, üst düzey yetkililere, eleştirileri susturmak için, ‘hakaret’ diyerek bu tür yöntemleri kullanmaktan kaçınmaya çağırır.

YİNE MEDYAYI SUÇLADI

Hükümet, yanıtına “ifade özgürlüğü ve medya Türk demokrasinin temellerindendir” ifadeleriyle başladı ve Anayasa’daki, “Hiç kimse düşünce veya görüşleri nedeniyle suçlanamaz” hükmünü örnek verdi. Ancak bu tutumu kısa sürdü ve “Sözde medya ve bilgi hakkına saldırı” arabaşlığında, kapatılan tüm medya kurumlarının terör ile bağlantılı olduğunu savundu. Gazetemizden tutuklanan yönetici ve yazarlarımız konusunda verdiği yanıtı ek olarak sunduğunu belirten Türkiye’nin yanıtı açıklanmadı.

Almanya ve ABD’den ‘insan hakları’ uyarısı

Türkiye ile ilgili oturum öncesinde Almanya ve ABD de kaygılarını Konsey’e sundu. ABD, muhaliflere yönelik kısıtlamalardan duyduğu rahatsızlığı kayda geçirirken, Almanya, Türkiye – Bangladeş ve Azerbaycan için şu görüşü kayda geçirdi: “Almanya, gazeteci ve bloggerların korkutularak, taciz edilerek, sansüre tabi tutulması, adli takibat ile tehdit edilmesinden kaygılıdır.”

2 GÖZALTILAR DEVAM EDİYOR

Uluslararası Af Örgütü Türkiye şubesi yönetim kurulu başkanı Taner Kılıç’ın gözaltına alınmasına hem ABD hem de AB sert tepki gösterdi. ABD: Bu gözaltı, Türkiye’de bir dizi saygın insan hakları savunucusu, gazeteci, akademisyen ve aktiviste yönelik gözaltıların son örneğidir. Çoğunlukla yetersiz kanıtla ve şeffaflık gözetmeden yapılan bu gözaltılar, alarm verici bir eğilime işaret etmektedir. Bu vakaları yakından takip etmekteyiz ve Türk anayasasıyla, Türkiye’nin kendi uluslararası taahhütleriyle korunan yargı süreci ve kişisel hakların öneminin altını çiziyoruz. Türkiye daha az değil, daha fazla etkin sesin ortaya çıkmasından faydalanacaktır. Taner Kılıç benzeri gözaltılar, kamuoyundaki tartışmaları susturmakta ve demokrasinin kalitesine zarar vermektedir.

AB: Kılıç’ın gözaltına alındığını endişeyle öğrenmiş bulunuyoruz. Türkiye’deki resmi makamları, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nde belirlenen standartlar ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi içtihadı uyarınca hakkındaki suçlamalara bir an önce açıklık getirmeye davet ediyoruz. Uluslararası Af Örgütü, demokrasinin temel ögelerinden olan sivil toplumun, uluslararası alanda önemli itibar (AS: saygınlık) sahibi bir üyesidir.

Berlin: Alman hükümetinin insan hakları sorumlusu Bärbel Kofler gözaltı kararı nedeniyle Almanya’nın çok derin “üzüntü” içinde olduğunu ve Kılıç’ın “Türkiye’de insan haklarının korunması için korkusuzca görev aldığını” söyledi.

3  YARGI VURGUSU

AK İnsan Hakları Komiseri Nils Muiznieks, HSK’ye yönelik son düzenlemelerin ardından, kurul üyelerinin yeminlerini ettiğini anımsattı ve kurulun 4 üyesinin doğrudan, 7’sinin de parlamento tarafından, siyasi partilerin katılımını garantilemeden, atandığını belirtti. Muiznieks, “HSK’nin yeni kompozisyonu yargı bağımsızlığı için yeterince koruma sağlamıyor ve siyasi etkiye açık olma riskini artırıyor. Bu riskten kurtulmak için, Avrupa standartları, yargı konseylerinde, (atama terfi, görev değişimi, disiplin cezası ve uzaklaştırma kararlarında) hakim ve yargıçların en az yarısının meslek içindeki profesyoneller tarafından seçilmesini gerektirir. Bu çerçevede, HSK’nin çalışmalarını ve hukukun üstünlüğü ve yargı bağımsızlığı ilkesine pratikte ne kadar uyduğunu takip edeceğim; ki zaten bunlar olmadan Türkiye’de etkili bir insan hakları koruması da olamaz.”

4 AKAY’I BIRAKIN

Lahey’de Uluslararası Ceza Mahkemeleri Mekanizması Başkanı Theodor Meron, BM Güvenlik Konseyi’ne sunduğu raporunda bir kez daha hâkim Aydın Sefa Akay’ın serbest bırakılması çağrısı yaptı. Konsey’in Ngirabatware davasında kurduğu sistemi çökertme noktasına getirdiğini belirterek Güvenlik Konseyi’nden hakkındaki tüm yargılamalara son verilmesi ve serbest bırakılması için karar almasını istedi; sorunu çözmek için Türkiye’nin işbirliğinin şart olduğunu vurguladı.
==========================================
Dostlar,

Ne yazmalı, ne söylemeli?
Türkiye’de pervasızca hatta vahşetle – zulümle sürdürülen, Anayasa’yı ayaklar altına alan bir OHAL rejimi 11. ayını bitiriyor.. Neredeyse olağanlaştırılacak bu ”olağanüstü” yönetim biçimi! İktidarın çooook işine geliyor. Örn. Ankara Yüksel Caddesi İnsan Hakları Anıtı çevresi ve İstanbul Taksim’de en küçük kıpırtı AKP’nin nasırına basma ile eşdeğer.. Derhal boğuluyor. İnsanlar yerlerde sürükleniyor ve tutam tutam saçları kafalarından kökünden yolunuyor!
En küçük kıvılcım yaygın halk hareketine dönüşebilir karabasanı (kâbusu) AKP’yi sarmış.

Olacak şey değil.. İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, ”.. uyuşturucu tüccarlarına acımayacaksınız, sorumluluk bizde..” diyerek kolluğa açıkça hukuk dışı buyruk veriyor. Oysa ‘.. uyuşturucu tüccarlığı” da dahil, Devlet savaşımını (mücadelesini) hukuk içinde yapmak zorundadır.. Çünkü Devleti de vareden Hukuk’tur; tersine sanıldığı gibi Hukuk’u yaratan Devlet değildir!

  • Devlet, her durumda Hukuk Devleti kalmaya mahkum ve zorunludur.

OHAL ve Sıkıyönetim dönemlerinde, hatta Seferberlik ve Savaş’ta bile.. Çünkü bu olağandışı dönem ve rejimlerin de aşamayacağı – bağlı olduğu, uygar dünyanın benimsediği evrensel hukuk kuralları – ilkeleri – standartları (jus cogens) ve mevzuatı (insancıl hukuk, Sözleşmeler..) ve Kurumlar vardır.. Uluslararası Ceza Mahkemesi, Uluslararası Adalet Divanı, BM Güvenlik Konseyi vb.

Adalet Bakanı, hukuk fakültesi bitireni (mezunu) Bekir Bozdağ’ın ‘‘OHAL döneminde Anayasaya aykırı KHK çıkarılabileceğini..” (!) söylemesi dehşet vericidir. Bu kişinin derhal
o Bakanlıktan alınması, siyasal yaşamının son bulması ve Barolar Birliği / bitirdiği Hukuk Fakültesi tarafından eğitime alınması gerekir iken…. Erdoğan da, eski içişleri bakanı Efgan Ala da, yeni içişleri bakanı ve adalet bakanı da… benzer hukuk çiğnemlerini (ihlallerini) ardışık ve pervasız biçimde, bilerek ve amaçlı olarak kamuoyu önünde sürdürmektedirler. Bu tablo kabul edilemez ve sürdürülemez.

  • İktidarın Devlet aklı (Raison d’etat) ile davranması kaçınılmaz ve zorunludur.
    Toplumun sabrı ve dayanma gücü kalmamıştır artık.. Zulüm = meşru direnme hakkıdır!

Saçları kökünden koparılan Varan, gördüğü kötü muameleyi şöyle anlatmıştı:

  • Kültür merkezine baskın yaptıklarında bizi çevik kuvvet aracına bindirdiler.
    Aracın içinde
    yoğun bir işkence yaptılar. Bilerek sanki onun için hazırlanmış gibiydiler. Saçlarımı önce tutup çevirdiler sonra kökünden kopardılar. Elinde kalan saçı sallayarak mehter marşıyla oyun oynuyorlardı. Saçımı savuruyorlardı. Koltuğun üzeri saçla dolmuştu.

Bu vahşet der-hal soruşturulmalı ve hızlı ve adil bir yargılama ile sorumlular hak ettikleri
en ağır cezayı almalıdır. Başta her şeyden sorumlu TEK ADAM Erdoğan olmak üzere İktidar en yüksek tonla ve kararlılıkla – içtenlikle ölçüsüz – insanlık dışı kolluk şiddetini kınamalı ve benzerlerinin asla olmaması, –balığın baştan kokmaması için– tüm kamu görevlilerini kamuoyu önünde kesin bir dille sözü ve yazılı uyarmalıdır. Böylesi ağır insan hakları çiğnemlerine (ihlallerine) ”isyan etmek” yurt içinde ve dışında herkesin ve kurumların insani hakkı ve ödevidir. Hiç kimse kalkıp ”içişlerimize karışmayın” teranesi etmesin!

İnsan hakları, tüm uygar insanlığın ortak değeri ve sorunudur.

Sevgi ve saygı ile. 10 Haziran 2017, Datça

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

Yandaş yazar Cem Küçük’ten yolsuzluk açıklaması: Rüşvet aldıkları doğru..

Yandaş yazar Cem Küçük’ten
yolsuzluk açıklaması:

Rüşvet aldıkları doğru..

Yandaş yazar Cem Küçük’ten yolsuzluk açıklaması: Rüşvet aldıkları doğru
Star gazetesi yazarı Cem Küçük, 17-25 Aralık yolsuzluk ve rüşvet operasyonlarında
adı geçen 4 bakanın rüşvet aldığını söyledi.

Gazeteci yazar Cem Küçük, Doğan Holding Onursal Başkanı Aydın Doğan’ın kendisinden korktuğunu iddia etti. Küçük, “Aydın Doğan benimle görüşmek için daha 2 gün önce bir sürü aracı koyuyor araya ‘görüşelim edelim’ diyerek.” dedi. Küçük, ayrıca 17-25 Aralık yolsuzluk
ve rüşvet operasyonlarında adı geçen bakanlarla ilgili “Bana sorarsanız 4 bakanla ilgili
rüşvet kısmı doğru. Yani bu zaten doğru olmasa sayın Erdoğan onları görevden almazdı.”
diye konuştu.

Samsun Canik Belediyesi tarafından Canik Kültür Merkezi’nde düzenlenen
‘Yeni Türkiye Yolunda’ adlı konferansa konuşmacı olarak katılan gazeteci-yazar Cem Küçük, Aydın Doğan, 17-25 Aralık yolsuzluk ve rüşvet operasyonları, MİT krizi ve Gezi olayları ile ilgili açıklamalarda bulundu.

‘AYDIN DOĞAN BENDEN KORKUYOR’

17-25 Aralık sonrası muhafazakâr yazar ve gazetecilerin kendisi kadar cesur yazılar yazamadıklarını savunan Küçük, “Ben Zonguldaklı bir madencinin oğluyum. Ortalama ömür 75 yıl. 36 yaşındayım, 40 yıl ömrüm var veya yok. Ben de korku diye bir şey yok. Bunu bana babam ve annem eskiden beri söylerdi. Bir koku şeyi duymuyorum ben. Yani Aydın Doğan beni görünce o benden korkuyor, ama öte yandan bizden rahatsız olan AK Partililer de çok. Bunu her yerde duyarsınız ‘biraz fazla ileri gidiyor’ diye. Şundan o; zannediyorlar ki karşı tarafı entelektüelliğinle yenebilirsin. Onlar bu savaşı kazansaydı, acaba bizi ne yapacaklardı. 28 Şubat’ta gördük. Ben buradaki şeyi korku olarak görüyorum. Bu korku Müslümanlar’da çok fazla var. Hala biz muhalefetteyiz gibi yazı yazıyorlar. Adam hala Ertuğrul Özkök bir şey yazınca etkileniyor. İşte ben bunu görünce çıldırıyorum. Kurtulun bundan, daha sert yazın diyorum. Yönetin onu. Dalga geç, sen onu aşağıla, o sana telefon açmak zorunda kalsın. Aydın Doğan benimle görüşmek için daha 2 gün önce, dün bir sürü aracı koyuyor araya ‘görüşelim edelim’ diyerek. Şimdi adamı korkutacaksın. Zaten kimden korkarlar? Korkmayandan korkulur. Adam bakıyor ki, korkmuyor. Şu da var: Sol bir yayınevinden kitabı çıktığı için ben 1 hafta mutlu gezen yazar biliyorum.” ifadelerini kullandı.

‘4 BAKANLA İLGİLİ RÜŞVET KISMI DOĞRU’

17-25 Aralık büyük yolsuzluk soruşturmasında 4 bakanın rüşvet aldıklarına inandığını kaydeden Küçük şöyle konuştu:

“Bir iktidarı yıkmak için önce en güçlü liderin etrafına vurursunuz.  Yani liderin kendisi hedef alınmaz, etrafına vurulur. Orada da 4 bakan seçildi. Bu 4 bakanla ilgili yolsuzluk ve rüşvet iddiası… Bana göre yolsuzluk yoktu. Yani bana göre değil, savcıya göre de yolsuzluk yoktu. Yolsuzluk; devletin ya da belediyenin parasını alırsın, hiçbir iş yapmazsın
cebine atarsın, bu yolsuzluk. Rüşvet öyle değil; bir iş yaparsın, işin karşılığını alırsın. Bunun karşılığı bir rüşvet alırsın. Bana sorarsanız 4 bakanla ilgili rüşvet kısmı doğru.
Yani bu zaten doğru olmasa sayın Erdoğan onları görevden almazdı.”

‘SADULLAH ERGİN GÖREVDEN ALINMAYI İSTEDİ’

Küçük, 17 Aralık operasyonundan iki gün sonra dönemin Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan ve o dönemin Adalet Bakanı Sadullah Ergin arasında yaşanan ve görevden almayla sonuçlanan, iddia ettiği konuşmayı da anlattı. 19 Aralık gecesi Sadullah Ergin’in uykulu gözlerle Erdoğan’ın yanına getirildiğini öne süren Cem Küçük, “Polisler eşliğinde uykulu gözlerle Sadullah Ergin’i Başbakanın karşına getirdiler. Sayın Başbakan dedi ki;

‘Bu yasaların değişmesi lazım. Yani HSYK’nın değişmesi lazım, tedbir almamız lazım. Polislerde bazı değişiklikleri yapmamız lazım. Bunları hazırla Meclis’e getir, tedbir alalım.’ diye söyledi.

Sadullah Ergin’in uykulu gözlerle söylediği şey;

‘Sayın Başbakanım, ben bu söylediklerini yapamam. Siz beni görevden alın.
Hatay Büyükşehir Belediye Başkanlığım söz konusu, siz beni Hatay’a gönderin.’

Erdoğan, bu sözleri duyunca burada ifade edemeyeceğim sözleri sıraladı:

‘Bir sürü yasa geçmesi lazım. Biraz cesur ol, niye böyle yapıyorsun?’

Ergin de ‘Hayır efendim, ben bunları yapamam. Ya istifa ederim ya da beni görevden alın.’ dedi. O gece Erdoğan O’nu da görevden aldı. Bekir Bozdağ’ı O’nun yerine göreve getirdi.
Bu bire bir yüzde 100 doğru bir olaydır.” diye konuştu. (CİHAN haber ajansı, 09.01.2015)

=================================

Dostlar,

Bu muazzam yolsuzluk dosyası kapatılmak isteniyor..
3. yıla girdik.. 17-25 Şubat 2013 ve 9 Ocak 2016..
Eminiz, belgelerin örnekleri hala biryerlerde vardır.. Burası Türkiye..
Türk Ceza Yasası’nda öngörülen ceza ve dava zamanaşımı süreleri dolmadann yeniden yargı önüne gelir ve hesabı sorulur.. Örtbas etmek isteyenlerden de..

Mazlumun ahı yerde kalmaz..

Sevgi ve saygı ile.
09 Ocak 2016, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net
profsaltik@gmail.com