HIRSIZLAR TESLİM OLUN!

HIRSIZLAR TESLİM OLUN!

Image result for aV. Erol Ertuğrul 

Erol Ertuğrul
Hukukçu 

Türk Devriminin ideologlarından Kuşadası doğumlu Mahmut Esat Bozkurt, Atatürk’ün önce İktisat Bakanı, daha sonra Adalet Bakanı olmuştur. Atatürk, kendisine “Türk Devrimini yaz”, dediğinde de “Lider emrederse o emir hemen yerine getirilir”, diyerek Türk Devriminin tarihini yazmıştır.

Mahmut Esat Bozkurt, bir Bakanın yolsuzluğu nedeni ile 13 Aralık 1930 tarihli “Halk Dostu” adlı gazetede yazdığı “Hırsızlar teslim olun” başlıklı yazısında özetle, “Bugünün hırsızları daha cesur, şebekeleri daha geniştir. Bunlar çete halindedirler” diyerek yolsuzluklara cesurca karşı çıkar.

Hırsızların üzerine, onlar Bakan da olsalar korkmadan giden o kuşaktan sonra, çalan çırpan Bakanlara, devlet yöneticilerine gelmek bize acı veriyor. Üç Bakanın evlerinden çıkan para sayma makinalarını, bulaştıkları yolsuzlukları unutmadık. Zarrab adlı bir rüşvetçi, Bakanlara ne kadar rüşvet verdiğini açıkladı. Üstelik bu yolsuzluklar ayrıntıları ile telefon görüşmelerine yansıdığında, devleti yönetenler hiç utanıp sıkılmadan “Yolsuzluk hırsızlık değildir. Biz devletten bir şey çalınmış mı ona bakarız. Hırsızlık yoksa, yolsuzluk suç değil” diyerek kendi rüşvetlerini aklamaya çalışmışlardı. Bu yolsuzlukları yapanlar soruşturulup yargılanmadıkları gibi ödüllendiriliyorlar. Onlardan birisi “Her Cuma Bakara makara” diye mesajlar attığını söyleyerek ve halkımızın kutsal din duyguları ile alay etmişti. Prag büyükelçiliğimize atandı. (AS: Egemen Bağış) Diplomatlık çok önemli bir meslektir. Bu dönemde ne acı ki bu kurum da AKP’li yöneticiler tarafından çürütüldü. Dış dünyadaki yalnızlığımız bunun sonucudur.

Büyükşehir belediyelerinde AKP’nin yaptığı akıl almaz yolsuzluklardan sonra Sayıştay raporları ile SGK’nin ve öteki kamu kurumlarının nasıl soyulduğunu şaşkınlıkla ve acı içinde öğreniyoruz. Elazığ depremi ile deprem için toplanan 66 milyar TL’nin AKP tarafından başka yerlerde kullanıldığı anlaşıldı. Bay Erdoğan, bu konuda kimseye hesap vermeyeceğini söylüyor.

  • Ensar Vakfı ile kol kola Kızılay’da yapılan yolsuzluklar utanç vericidir.

Cumhuriyet tarihimizde böyle bir şey yoktur. Kimin adı yolsuzluklara karışmış olursa olsun, bunları yapanlardan, görevleri ne olursa olsun hesabı sorulurdu. Yüce Divan’da yargılanmış Bakanları, Başbakanları unutmadık.

Ulusumuz bunları hak etmiyor

AKP’den ayrılanlar yeni partiler kurarken, birbirlerinin ipliğini pazara çıkarıyorlar.

  • Ülke yönetimine gelirken hiç mal varlığı bulunmayanların bugün dünyanın en varlıklı devlet adamları arasına girmiş olmaları şaşırtıcıdır.

Bu durum, ülke olarak saygınlığımıza gölge düşürüyor. Suriye’de yürütülen Barış Pınarı Harekâtı sırasında, ateşkesin sağlanması aşamasında Bay Erdoğan’a ABD tarafından baskı yapıldığı, şantaj yapıldığı dile getirilmişti. Bu şantaj ne olabilir diye düşünürken, ABD’den gelen haberlerle bu durum açıklığa kavuştu. ABD Temsilciler Meclisine sunulan bir tasarıya göre,

  • Bay Erdoğan’ın ve ailesinin mal varlıkları ve gelirlerinin araştırılıp bu yolda bir rapor hazırlanmasının istendiği ortaya çıktı.

Rıza Zarrab’ın, Ankara’da kimlere ne miktarda rüşvet verdiği konusunda da listeler hazırlandığı anlaşıldı.

Böyle bir durum uygar, çağdaş bir hukuk devleti olan ülkelere karşı uygulanamaz.

Böyle bir durum ancak 3. sınıf, demokrasiden ve hukuk devletinden payını alamamış ülkelere karşı uygulanabilir. Güzel yurdumuzun böyle bir duruma düşürülmüş olması son derece üzüntü vericidir. Böyle bir nedenle bir ülkeye, o ülkenin yöneticilerine şantaj yapılabiliyorsa, o yöneticiler böyle bir duruma düşmüşlerse ve böyle bir koz oluşmuşsa, o ülke her şantajı kabul etmek zorunda kalacaktır demektir. Nitekim öyle oluyor. ABD karşısında her isteneni kabul etmek zorunda kalıyoruz. ABD Senatosu’nda sözde Ermeni soykırımı tasarısının kabul edilmiş olması da zincirin bir halkasıdır. Dünya kamuoyuna haklılığınızı nasıl anlatacaksınız? Bu işi iyi bilen ve çekirdekten yetişmiş diplomatlarınızla. Siz yürekli ve bilgili diplomatlarınızı “monşer” diyerek küçümserseniz, onların yerine şeriatçı kadınları, adı yolsuzluklara karışmış eski Bakanları atarsanız başarılı olamazsınız.

Türkiye hiçbir dönemde böylesine yalnız kalmamıştı. Haklı iken böylesine haksız duruma düşmemişti. Tüm arşivler açık olduğu halde, ortada soykırıma ilişkin hiçbir belge bulunmadığı halde nasıl olur da ülkemiz, olmamış bir soykırım ile suçlanabilir? Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, geçen yıllarda ortada bir soykırım olmadığı yolunda sayın Doğu Perinçek’in açmış olduğu davada açık, net ve kesin bir karar verdi. Bu önemli karardan yararlanmak ve bunu dünya kamuoyuna anlatmak da mı akla gelmiyor?

Bu Ulus bunları hak etmiyor…

Yılmaz Özdil : Halk mahkemesi

Halk mahkemesi

portresi_Yimaz_Ozdil_yazdi

Yılmaz Özdil

 

 

Bilmen için hukuk fakültesi bitirmene gerek yok, dünyanın her yerinde yolsuzluğun hesabı yargıda verilir.
Ama, bizim başbakanımız efendimiz diyor ki;
hesabı sandıkta veririz, kararı milli irade verecek.
*
Kendi payıma…
Bu teklifi kabul ediyorum.
*
Binali Yıldırım mesela.
Hodri meydan.
Kazansın İzmir’i, aklansın.
*
Eğer benim hemşerilerim, Binali efendiyi başkan seçerse, unutalım bacanağı,
unutalım minibüslerle taşınan 100 milyon dolarları, unutalım

“bu milletin a..ına koyacağız”

diyen müteahhidi, razıyım.
Ama, yok eğer kazanamazsa, binsinler o minibüse topluca, doooğru yargılanmaya gitsinler.
*
Zafer Çağlayan.
Mersin milletvekili.
Madem ki, yerel seçim halk mahkemesi olarak kullanılacak, madem ki, referandum gibi olacak, %51’i bulman şart… AKP Mersin’de muhalefetten çok oy alsın,
unutalım papelleri, unutalım 700 bin liralık saati, atlasınlar
Ebru Gündeş’in kocasının uçağına, ister umreye gitsinler, ister Vatikan’a.
*
Erdoğan Bayraktar.
Kazansın Trabzon’u, yırtsın.
*
Muammer Güler.
Alabiliyorsa alsın Mardin’i, kurtarsın paçayı… Yok sayalım yatak odasındaki kasaları, görmemiş olalım para sayma makinesini, razıyım. Ama, Mardin’de muhalefetten çok oy alamazsa, yargılansın.
*
Egemen Bağış.
İstanbul Kadıköy bölgesinin milletvekili… AKP Kadıköy’ü kazansın, bırak aklanmayı, Bağdat Caddesi’ne heykeli dikilsin Egemen Bağış’ın, razıyım.
*
Bekir Bozdağ.
Kendisi Yozgat milletvekili ama, fezleke muhatapları İzmir ve Adana…
Bu iki şehrin toplamında %51’i bulsun AKP, fezlekeleri kâğıttan uçak yapıp pencereden fırlatsınlar, kâğıttan gemicik yapıp leğende yüzdürsünler.
*
Ve, başbakan.
Malum, Urla’daki villa mevzuları yargı konusu… Urla üzerine yaşamımı koyarım.
Yüzde 51’den vazgeçtim, AKP Urla’yı kazansın, başbakan pırıl pırıl olsun, razıyım. Hatta, biz İzmirliler aramızda para toplayıp bir villa da biz alalım başbakana,
helal hoş olsun. Ama, yok eğer kazanamazsa, dooooğru…

ÇARŞAMBA İĞNELERİ : DOKUNMA!


ÇARŞAMBA İĞNELERİ : DOKUNMA!

Naci_Bestepe_portresi


Naci BAŞTEPE

AKP’lilere göre RTE’ye dokunmak ibadet,

Bize göre RTE birine dokunursa felaket!

 

GÜLLER

Arınç,” Abdullah Gül Bey hiçbir zaman Sarıgül değil ki, başımızın tacı”

Sarısı kırmızısı, gülün de cazibesi kalmadı…

ÖZEL

Konya Tapu Kadastro Müdürlüğü’nde namaz kılmayan, oruç tutmayanlar sürgün ediliyor.

“Özel hayata karışmayız” diye takiye yaparlar,

Tuvalete, yatak odasına bile burun sokarlar…

GÜNDEM

RTE ve Arınç, “Ana dilde eğitim gündemde yok” dediler.

Ana dilde eğitim geliyor…

YUMRUK

Bavulcu Baransu, RTE’nin kınalı eniştesi Suat Kılıç’ı tokatladığını yazdı.

Çanta da taşıtır, tokat da atar,

Başbakandır, ister keser ister asar…

İDDİA

Davutoğlu,Türkiye’nin hiçbir zaman bölgede dış bir askeri müdahaleye
davetiye çıkarmadığını iddia etti.

İddia …

HESAP

Davutoğlu, “Masum insanların kaybına yol açan suçlular yargılanmalı”

Bravo! Gezi olaylarının hesabını soracak…

KAPTAN

Eski AKP’li Yaşar Yakış, “Dünya artık bizimLe aynı teknede değil” dedi.

Bizim teknenin kaptanını gören yabancı biner mi, enayi mi?..

HASSAS

İçişleri Bakanı Güler, “Orantılı müdahaleyi hassasiyetle uyguluyoruz”

Belli, şimdilik yedi ölü…

SORUN

Uluslararası Af Örgütü, Türk polisine silah satışının durdurulmasını talep etti.

Bizi kim öldürecek?..

TAK-ŞAK

RTE, “28 Şubat’ta sermaye, yazılı ve görsel medyanın katkısı yok muydu?
Niye hala yargılanmıyorlar diye merak ediyorum.”

Meraklanma sultanım,

Tarafsız basınınız ve bağımsız yargınız TAK-ŞAK durumunda…

ŞOK

Polisimize elektro-şok cihazı alınıyor.

Elektrosuna ne gerek, 11 yıldır doğal şoktayız…

CİLA

Medyada soru; Bila, Gül’e cila mı?

Uydu…

MAZERET

Polis “Eylülde Gel” e de müdahale etti.

Mazerete gelirler…

KIŞLA

Gazeteci Merdan Yanardağ adliyeye kelepçeli götürüldü.

Gazeteler kışlamız, kalemler süngümüz…

BEYİN

Egemen Bağış’a göre; Suriye’de ölen yüz binle kıyaslandığında gezi direnişinde ölenlerin sayısı devede kulak.

Devede kulak,

Kuşta beyin…

ÖZGÜR

Ankara’da, gezi tutukluları davasında, özgürlük hakimi kararı önceden yazdığı
flaş bellekten kopyaladı.

Kes-kopyala özgürlüğünü kullanmış…

BİLİR

Ali Korkmaz’ın ölüm olayındaki bilirkişinin görüntüleri iki kez sildiği belirlendi.

Bilirkişi,

Sahtekarlık yapmasını bilen kişi…

25

Veliler, en az üç çocuk isteyen başbakana, “Bir çocuğun okul masrafını bile karşılayamıyoruz, üç çocuğu nasıl okutacağız” diye soruyor.

Kolay. 25 yaz,Remzi Ağabey’e gönder…

Türk Vatandaşı Naci BEŞTEPE

==============================================

Dostlar,

Sayın Naci Beştepe dostumuzun ince mizah – nükte zekasını hürmetle selamlayarak
bu haftaki (18.9.13) “Çarşamba İğneleri” yazısını da paylaşalım…

Dudaklarımızda acı bir tebessümle ama derin derin düşünerek okuyalım;
halimize çare bulalım..

Sevgi ve saygı ile.
19.9.2013, Ankara

Dr. Ahmet Saltık
www.ahmetsaltik.net

 

Ali Rıza Aydın : Egemen’in bağışı


Dostlar
,

Sayın Ali Rıza Aydın, Anayasa Mahkemesi Yazmanı (Raportörü) idi.
Muhasebeci Başkan Haşim Kılıç‘ın istemiyle (Anayasa Mahkemesi yasasındaki
Başkana özel bir yetki ile) genç yaşta emekli oldu..

Ciddi birikimi olan engingönüllü (mütevazi) bir yurtsever.
Yazılarını bize de e-ileti ile lütfettikçe sitemize severek koyuyoruz.
O’nun yazılarından öğreniyoruz, bize ufuk açıyor.

“Egemen’in bağışı” adlı alaysılamalarla (ironilerle) süslediği yazısı aşağıda.

Teşekkürler Sayın Aydın..

Sevgi ve saygı ile.
15.8.2013, Ankara

Dr. Ahmet Saltık
www.ahmetsaltik.net 

========================================

Egemen’in bağışı

Ali_Riza_Aydin_portresi

 

Ali Rıza Aydın
Anayasa Mahk. Em. Raportörü

 

 

Egemen Bağış, bir yurtdışı mektubunda Haziran Direnişi için

  • “AK Parti’nin 10 yıllık iktidarı süresinde, milyonlarla kişi orta sınıfa dahil oldu. Sosyoekonomik dönüşüm, demokratikleşmeyle el ele yürümektedir.
    Değişik sorunları olan kişiler, bu muazzam sosyoekonomik değişimin
    sonucu olarak haklarını talep etmeye başladı. Barışçıl gösterilerin ardında yatan önemli bir neden varsa, o da halkımıza sağladığımız fırsatlar sayesinde
    Türkiye’de enerjik bir sivil toplumun gelişmesi.” 

ifadesini kullanınca (Yurt, 30.7.2013), 2013 Haziran Direnişi’nin kara mizah hanesine AKP katkısı diye gülünüp geçilmişti.

Bağış’ın sözleri bir yönden doğru; muazzam dönüşümleri halkı öyle bir batağa itti ki, direnmek kaçınılmaz duruma geldi. Öbür yönden ise

  • “O halde, neden haklı direnişi yasa dışı ilan ettiniz?
    Neden o barışçıl enerjik gelişmeye şiddeti artan polis baskısı uyguladınız?
    Neden canları aldınız, kanları akıttınız?
    Neden ‘taraftar’ ve ‘Eylül’ korkusuna kapıldınız?” diye sormak gerekir.

Bağış’ın, direnişçileri “terörist” ilan etmesini de (soL, 16.06.2013) anımsatarak, emeğiyle ayakta durmaya çabalayan ve yaşadığı toplum için yapacağı çok şey olan halkın bu tür polemiklerle geçirecek zamanı olmadığını vurgulamakla yetinelim.

Kimileri hâlâ AKP’den demokrasi paketi bekliyor.
Güdümlü yargıdan “adalet”, teslimiyetçi yasa
madan “adil yasa” bekliyor.

Gül’ün, Erdoğan’ın, Çiçek’in, Bağış’ın, Gülen’in, Obama’nın dudaklarından dökülecek sözcüklere umut bağlıyor. Sözün özü, egemenin lütfunu bekliyor.

Kimileri hâlâ demokratik anayasa bekliyor. Neymiş, Anayasa Uzlaşma Komisyonu’nda partiler eşit sayıda temsil ediliyormuş. Komisyon tüm iyi niyetiyle, ilk kez sivil anayasa için çalışıyormuş. Uzlaşılan madde sayısı artıyormuş. Bu fırsat kaçırılmamalıymış.
“On yılı aşan sürede, Anayasa’nın ve İçtüzük’ün sınırları içinde, parmak hesabıyla AKP’ye teslim olanların tesellisi” desek ağır söylemiş oluruz. Gülsek geçsek,
ağlanacak hale gülmüş oluruz. Ama demeyeceğiz ve gülmeyeceğiz.

Diyeceğimiz; AKP, Cumhuriyet’i dönüştürürken, karşıtları sindirirken, on yılda
on anayasa değişikliğine imza atarken, yaşam tarzına müdahale ederken neyi ne denli önleyebildiniz ki, bu batak içinden demokrasi paketi ve demokratik anayasa çıkaracaksınız? Yeni anayasa için uzlaşıldığını söylediğiniz hangi maddelerle, dönüştürülen Cumhuriyet’i kurtarıp İslamcı faşizmi durduracaksınız?
Hangi maddelerle, polis şiddetini ve vahşiliği önleyeceksiniz? AKP’nin, piyasacı-gerici rejimin “kurucu iktidarı” olmasını engelleyebildiniz mi ki “kurucu meclis” olmaya soyundunuz? Kimlerle kimler için uzlaşıyorsunuz? Bu ne çelişkidir ki, bir yandan
AKP’nin demokrasi anlayışı, hukuk ve yargı düzeni, davalar zinciri, emniyet damgalı kararları eleştiriliyor, diğer yandan sanki bu düzenin mimarı AKP değilmiş gibi,
onunla işbirliği yapmaktan, demokrasi yolculuğuna çıkmaktan geri kalınmıyor.

“Bu kadar katı olma”, “bir teselli ver” derseniz, “ne egemenin bağışına ihtiyacımız var,
ne de egemenin gemisinden inmeyenleri teselliye zamanımız var” deriz.
“Haziran Direnişi durup dururken mi çıktı” deriz. “Sömürü düzeninin iç çelişkilerinden medet umma zamanı geçti” deriz.

Yeni liberalizmin önünde intihar eden demokrasiyi, aynı zihniyetle, farklı sözcüklerle diriltmeye kalkışmak halka yaramaz, toplumsal gerçekliği yakalamaz. Artık, “ABD emperyalizmine hizmet eden bir hükümet” istenmediği gibi (http://hukumetistifaet.org/), aynı hizmete amade bir demokrasi oyuncağı da istenmiyor.

Yurtseverler ve emekçiler, egemenin lütuflarıyla hamur olup ezilmeyi yeğlemediklerini, AKP damgalı piyasacı-gerici rejimin “kurucu iktidarı”na olduğu gibi, egemenin seçim sistemiyle oluşan Meclis’in “kurucu” misyon üstlenmesine de karşı çıktıklarını göstermeye, asıl olarak da sömürü düzenine karşı sınıfsal savaşımı sürdürmeye
devam edecekler.

AKP, siyaset ve yönetim başta olmak üzere, halkın yaşamının tüm alanlarına
el atarken, kendi alanına girenlerin de ya “ortak” ya da “kul” olmasını istemektedir. Reklam kampanyası yapar gibi, halka sağladıklarını ileri sürdükleri fırsatlar kendilerinin olsun. Halkın, fırsatçı olmadığı, fırsatçıların ipiyle kuyuya inmeyeceği, egemenin bağışıyla yaşamayı kabul etmeyeceği, kul olmayacağı iyice bellensin…

O Müezzin Konuştu: Din Adamıyım Yalan Söyleyemem


Dostlar,

Egemenler sıkışınca yalanda da sınır tanımıyorlar.
Kitle – toplum psikolojisinin (sosyal psikoloji) inceliklerini kötüye kullanarak,
kitlelerin değer verdiği mitloslar üzerinden duygu ve inanç sömürüsü yüklü
gerçek dışı anlatımlarda bulunabiliyorlar..

Yeri geliyor “komünistler camiyi bombalıyor” (!)

Yeri geliyor “komünistler Reichstag“ı (Alman parlamento binası) yakıyor.. (!)

Yeri geliyor, TSK kendi uçağını düşürerek kargaşa çıkarmayı tasarlıyor (!)

Kitleleri en nazik yerlerinden vurarak algılarını yönlendirmek..
Sürü psikolojisi mantığı ile..

  • “Malzeme” gene eğitimisiz – az eğitimli yığınlar.

İyi eğitilmiş, her duyduğuna – gördüğüne hemen inanmadan aklın süzgecinden geçiren, eleştirel akıllı insanların çoğunlukta olduğu yerlerde siyasetçiler bu tür yalanları söyleyemiyorlar..

Belki bunun da payı vardır;

– Türkiye’de ailelerin en az 3-4 çocuk yapmalarını istemenin.
Kalabalık, niteliksiz bir sürü toplum yaratmak istemenin..

Bir yandan da polisi sayıca (ve donanımca) artırırken, buna karşılık sıra Ordu’ya gelince ateş gücü yüksek, sayısı azaltılmış profesyonel – Ordu’yu (!), paralı askerliği  dayatanlar..

Bunca çelişki önce sahiplerini uyarmak gerekirken, tersine bir paralizi (felç) gelişiyor
ve bakar kör (mental konfüzyon) durumuna geliyorlar.. Topluma gelince :

İnsan idraki sonsuza dek teslim alınabilir mi?
Belki bir süre..
Sonra?

“Camide içki içtiler..” dahil, seri yalanlar günışığına çıkar yalancının mumunun
yatsıya dek yanması gibi…

AB Büyükelçileri ilgili Bakanı (Egemen Bağış) yalanlarlar izletilen video üzerine…
Aradan 10 gün gibi zaman geçer, hala varolduğunu savladığınız kamera kayıtlarını toplumun önüne koyamazsınız.. Montajı da gözünüz kesmez bereket..

Her tarafa saldırırsınız..
Aile planlamasına, kürtaja, çocuk sayısına, sezeryana, yatak odasına dalarsınız insanların..

Hekimlere de.. Bir iğne bile yapmayı bilmediklerini söylersiniz, sonra doğum kontrol yöntemleri ve sezeryanla toplumu kısırlaştırdıklarını bile ileri sürecek ölçüde kendinizden geçersiniz; gündem oyunları adına..

Derken bir namuslu din adamı çıkar, iskambilden şatolarınız göçer..

Böyle böyle de “gidersiniz”…

Teşekkürler Dolmabahçe Bezm-i Alem Valide Sultan Camisi Müezzini
Fuat Yıldırım din kardeşimiz ve de atma Recep, seninle de din kardeşiyiz..

Sevgi ve saygı ile.
27.6.2013, Ankara

Dr. Ahmet Saltık
www.ahmetsaltik.net

=====================================

O Müezzin Konuştu: Din Adamıyım Yalan Söyleyemem

Başbakan Erdoğan‘ın dilinden düşürmediği “camide içki içildi” yalanına açıklamalarda bulunan Dolmabahçe Bezm-i Alem Valide Sultan Camisi Müezzini
Fuat Yıldırım,

  • “Ben camide içki içen görmedim, din adamıyım yalan söyleyemem.” dedi.

AKP polisinin vahşi saldırıları sonucunda ağır şekilde yaralanan birçok yurttaş Dolmabahçe Bezm-i Alem Valide Sultan Camisi’ne sığınıp burada tedavi görmüştü.

Halkın üzerine polislerini saldırtan ve binlerce kişinin yaralanmasına neden olan Başbakan Erdoğan‘ın “camide içki içildi” yalanına müezzinden bir yanıt daha geldi.
Daha önce içki içilmediğini söylediği için tatile gönderilen müezzin, Yurt gazetesinden Caner Taşpınar’a açıklamalarda bulundu.

İstanbul Emniyet Müdürlüğü’nde 6 saat ifade veren Müezzin Yıldırım,
ifadesinde din adamı olduğunu ve bu nedenle yalan söyleyemeceğini belirtti.

Müezzin,

  • “Ben cami içerisinde içki içen ya da elinde içki şişesi olan birini görmedim. Görmediğim şeyi söylemem. Belki de içen olmuştur. Onu da bilemem.
    Ben sadece cami dışında camın önünde bira şişesine benzer bir şişe gördüm. Ama içeride görmedim.”

diye konuştu. Biber gazından etkilenenlere cami içinde ilk yardım uygulandığını söyleyen Yıldırım, polis ile eylemciler arasında iletişim sağladığını ifade etti.

Soruşturmayla ilgili olarak camide yer alan bütün kamera kayıtları toplandı.
Polisler, kamera görüntülerini incelemeye aldı. Başbakan Erdoğan’ın yaptığı mitinglerde bu iddialardan bahsetmesi üzerine İstanbul Müftülüğü de bir inceleme başlatmıştı. İnceleme kapsamında Beyoğlu İlçe Müftüsü Recai Albayrak da camiye gelerek müezzin Fuat Yıldırım’ın bilgisine başvurmuştu. Müftü Albayrak,
“Şu anda bilgi veremem. Görevli bizim görevlimiz, kendisinden bilgi aldık.”
diye konuşmuştu.
http://haber.sol.org.tr/devlet-ve-siyaset/o-muezzin-konustu-din-adamiyim-yalan-soyleyemem-haberi-75336http://haber.sol.org.tr/devlet-ve-siyaset/o-muezzin-konustu-din-adamiyim-yalan-soyleyemem-haberi-75336(26.6.13)