Yalan, yanlış teori Naci Beştepe yazdı…

Yalan, yanlış teori

Naci Beştepe yazdı…

Yalan, yanlış teori

Vatan Partisi yayını Teori Dergisi uzman yazar kadrosu ile çeşitli konularda bilimsel yaklaşımla bilgilendiren, çözümler sunan bir dergidir.

Doğu Perinçek son sayıdaki makalesi ile parti gibi derginin de eksenini kaydırmış. Eskiden kişilere değil esasa odaklanan, söyleme değil gerçeğe bakan, sorunla boğulmayıp çözüm üretmeyi yeğleyen Perinçek gitmiş başka biri gelmiş. Partiden ayrılanları eleştiriyor. Neymiş;

Tayyip Erdoğan düşmanlığı üzerinden Türkiye düşmanlığına düşmüşler.
-Bedri Gültekin üye sayılarındaki düşüşlerinden söz ederek bozgunculuk yapmış. Aslında yeni dönemin siyaset ve stratejisine karşı çıkmış.
-Üye kayıplarına kendisinin “CHP tabanına bonzai içirildiği” ve “Yargının altın çağını yaşadığı” saptamalarının sebep olduğunu göstererek günümüz mevzilenmesinde düşman kampına düşmüşler.

VATAN SAVAŞI-SARAY SAVAŞI

Benim için aynen şöyle demiş :

Naci Beştepe gibi Türk Ordusunun “Saray Savaşı” yaptığını ileri süren ve Vatan Savaşı kararına karşı oy verenler.”

Birlikte çalıştığımız süreçte Doğu Perinçek’in yalan söylediğine tanık olmadım. Bu cümlesinde sözünü ettiği 2 olgu da yalan. “Saray savaşı” demedim. Vatan savaşına karşı oy kullanmadım. Ama ben Perinçek’e yalan söylemeyi yakıştıramadığım için “yanlış” diyeyim.

Gelelim işin doğrusuna: 2015 Haziran seçimlerinden sonra AKP iktidarı Suriye’de harekat başlatmıştı. HDP ‘ye göre bu “Saray Savaşı” idi, çünkü RTE/AKP tek başına iktidarı yeniden yakalamak amacıyla milliyetçi oyları kazanmak istiyordu. O günlerde Vatan Partisi MKK toplanmıştı. Toplantı sonuç bildirisi görüşülüyordu. Bildirinin bir cümlesinde;

  • TSK’nın Suriye’de yürüttüğü harekâtın Saray Savaşı değil Vatan Savaşı olduğu ifade ediliyordu.

Görüş soruldu. Söz alarak;

-Cümleden “Saray Savaşı değil” kısmının çıkarılmasını,
-“Vatan Savaşıdır” demenin yeterli olacağını,
-Vatan savaşı ifadesinin “saray savaşı olmadığı” anlamını da kapsadığını,
-“Saray Savaşı değil” demekle HDP’ye karşı AKP/RTE savunuculuğu yapar duruma düşeceğimizi, bunun bizim işimiz olmadığını söyledim. Görüşümü destekleyenler soruldu. Tam sayıyı anımsamıyorum, 8-10 kişi el kaldırdı. Ama şunu çok iyi anımsıyorum el kaldıranlar arasında Şule Perinçek de vardı. Yine de bellek yanılabilir diye beni destekleyenlerden biri olan şehit babası Sezai Okay’a sordum. Şule Perinçek’in arkasında oturduğunu, kendisi gibi onun da el kaldırdığını söyledi. Doğu Bey yazısını yazmadan eşine sorsaydı keşke. Yalan yanlış yazmazdı.

Toplantı sonunda o cümle önerildiği gibi kabul edildi. Şule Perinçek son aşamada öneriyi destekledi.

ASKER NE DER?

Perinçek unutmuş olamaz, ben Vatan Partisi’ne üye olmadan önce 40 yıla yakın TSK üniforması taşıdım. Üst düzeyde görev aldım. Vatan savaşının ne olduğunu en az onun kadar bilirim. Bizim anlayışımız şudur :

  • Asker, savaş konusunda görüşünü sunar. Ordunun durumunu ortaya koyar. Karşı ise gerekçelerini açıklar.

Yetkili makam (burada siyasi otorite AKP/RTE iktidarıdır) kararını verdikten sonra kendi kararı imiş gibi sahiplenir ve gereğini en iyi şekilde yapmak için çalışır. Savaşın ülke çıkarına aykırı olduğuna inanan komutan siyasal otoriteye biat etmemişse (Rahmetli Necip Torumtay gibi) sorumluluğu almaz ve istifa eder. Siyasal otorite de o komutanı değiştirir.

İSPATLAYINIZ!

Ben, TSK’nın gerek yurt içinde gerekse yurt dışında yürüttüğü hiçbir harekatı, hiçbir dönemde tenkit etmedim. Olumsuz tek söz etmedim. Tek satır yazmadım. Hatalar olsa bile. Tenkit etmek için olayın içinde olmak gerektiğine inanırım. Aksi, uzaktan gazel okumak olur. TSK’nın siyasi otorite tarafından verilen görevi yapmakla yükümlü olduğunu, askerin bu yüzden savaştığını bilirim. Şimdi çağrı yapıyorum :

Sayın Doğu Perinçek lütfen bu iddianızı/suçlamanızı kanıtlayınız.

Aydınlık yazılarımı, Ulusal Kanal konuşmalarımı, VeryansınTV  yazılarımı, Çarşamba İğnelerimi inceleyiniz. Tek söz ve yazı bulursanız buradan özür dileyeceğim.  Bulamazsanız! “Kanıtlayamazsanız şusunuz… busunuz…” demeyeceğim. Yakışmaz. Sadece özür borcunuz olur. Hulusi Akar aleyhine söyleyip yazdıklarımı ortaya koyarak çözüme varamazsınız. Eleştirilerim; Atatürk düşmanları ile, gerici yobazlarla birlikteliğinedir. Silah arkadaşlarına sahip çıkmayışınadır.

ESKİ DOSTLAR PERİNÇEK’İ ARIYOR

Arkasından konuşup yazdığınız kişilere bakıyorum. Yere göğe konduramıyordunuz hiçbirini İsmail Hakkı Pekin’e vermediğiniz görev kalmadı. Ayrıldı. TV’de “askerliği/stratejiyi bilmediğini” söylediniz. Bedri Gültekin partinin en sayılan, sevilen emekçi kişiliklerinden biriydi yerin dibine geçirdiniz. Bir de yaftalama kolaylığı seçtiniz, yandaşı olduğunuz AKP’liler gibi.

“Bizden olmayan ABD-Emperyalist gemisinde… Düşman mevziinde… vb”
Ayıptır. Vatan sevgisi, doğru strateji, doğru siyaset, doğru mevzi sizin tekelinizde değildir.
Ben yanlışım, Bedri Gültekin yanlış, Yaşar Okuyan yanlış,  İ.H. Pekin yanlış.
Yeni strateji ve siyaseti anlamadık. Ya diğerleri? Aklıma gelenlerden bazıları;

Vali Erol Çakır, Hasan Basri Özbey, Korg. Ayhan Taş, Tümg. Semih Çetin, Tümg. Beyazıt Karataş, Alb. H. Atilla Uğur, Günizi Dizdar, Şule Nazlıoğlu Erol, Ferda Paksüt, Oktay Yıldırım, Hikmet Çiçek, Tayfun İçli, Murat Bölükbaşı, Şehit  Babası Sezai Okay, Semih Eryıldız, Pınar Gül, Rahmetli Mustafa Pamukoğlu, Prof. Ümit Akkoyunlu, Ezgi Sağcan gibi parti önderleri, MKK veya MYK üyeleri,

Yavuz Alogan, Hikmet Çiçek, Mehmet Ali Güller, Sadık Usta, Mehmet Faraç, Sabahattin Önkibar, Şebnem Derviş – Derya Derviş, Erdem Atay, Eray Çelebi gibi Aydınlık ve Ulusal Kanal yazar-yetkilileri.

Hepsi mi yanlış? Hepsi düşman mevzisine mi geçti? AKP’nin yanlışları ile doğrularını ayırt etmekten acizler mi? Bu insanlarla omuz omuza çalışmadınız mı? Bu kadar yanlış insanla neden-nasıl çalıştınız? Partiye katılan üç beş kişiyi abartarak yayımlarken üyelikten ayrılan binlerce kişiyi görmezlikten gelerek asıl bozgunculuğu siz yapmış olmuyor musunuz?

Silivri’deki Doğu Perinçek’i arıyoruz.

Evinde olduğunuz kişi 3 yıl içinde Başbakan !

AYDINLIK portalı, 20 Mayıs 2015

Evinde olduğunuz kişi  3 yıl içinde Başbakan

VATAN Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek,
evinin kapılarını gazetecilere açtı. Gayrettepe’de bir apartmanın en üst katında 220 metre kare olduğunu açıkladığı evinin salonunda eşi ve partisinin Genel Başkan Yardımcısı Şule Perinçek ve oğlu Can’la kameralar karşısına geçen Vatan Partisi lideri aile hayatı ve seçimlere gazetecilerin sorularını yanıtladı.

Ergenekon kumpasıyla 6 yıl hapis yatan Vatan Partisi lideri Perinçek‘e cezaevinden çıktığında Ergenekon’da aldatıldığını söyleyen Erdoğan’ın kendisini arayıp aramadığı soruldu.
Perinçek’in yanıtı net:

“Hangi yüzle?”
“Aldatıldık” açıklamasının gayrı ciddi olduğunu söyleyen Perinçek,
“Çünkü Oval Ofis’te oturup planladılar.
Erdoğan çıktı ‘Davanın savcısıyım’ dedi. Ergenekon’un merkezinde Amerika var.
Erdoğan maslahatgüzarı, Cemaat de eli ayağıydı.” dedi.

CHP
MHP ERDOĞAN’I KORUYOR

Gazetecilerin, Cemaat’e yönelik operasyonlara verdiği destek nedeniyle kendisine yöneltilen “AKP‘ye destek veriyorsunuz” suçlamaları hatırlatması üzerine Perinçek, şunları söyledi:

Cemaat soruşturmaları sonunda Erdoğan’a dayanacak.
Biz AKP saltanatını yıkacak partiyiz.
Ancak Cemaat’le ittifakı öngören Amerikan projesine karşıyız.
Cemaat’i savunan CHP ve MHP aslında Erdoğan’ı koruyor.”

‘O HAKİME ACIDIM’

“Sizi cezaevine attıran hakimin sizle aynı hücrede yatması ne hissettiriyor?” sorusuna Perinçek şöyle yanıtlıyor:

“O beni tutuklarken ben O’na acıdım. Nefes alamıyordu. Beni tutuklarken ben O’na
şefkat gösterdim. Çocuktu O. Gardiyanlar demirleri kapatırken, ‘Buraya onlar gelecek‘ diyordum. Bu bir intikam değil. Türkiye’ye karşı büyük bir cinayet işlediler.
Onun için orada yatacaklar.”

‘BARAJI GEÇECEĞİZ’

Perinçek, gazetecilerin

“Kendinizi seçimlerden sonra nerede görüyorsunuz?” sorusunu ise şöyle yanıtlıyor:

“Türkiye’nin önünde üretim ekonomisini kuracak ve vatanı bütünleştirecek parti
Vatan Partisi’dir. Vatan Partisi çeşitli araştırmalarda Nisan sonunda %4 ila 6 arasındaydı.
Şimdi Bülent Tanla’nın belirttiğine göre %5-10 arasında gözüküyor. Seçim barajını geçeceğiz. 2-3 yıl içinde sizi bu eve hükümet başkanı olarak davet edeceğim.” dedi.

İzmir 2. bölge millletvekili adayı Şule Perinçek de alanda olduğunu anlatarak gözlemlerini aktarıyor:

“AKP, CHP ve MHP’nin hoşnut olmayan tabanından oy alacağız.
Vatan Partisi’nin %14-19 arasında oy potansiyali var.”

Partisinin Kürt sorununa ilişkin soruları da yanıtlayan Doğu Perinçek;

ABD’nin Ortadoğu’da PKK’yı müttefiki olarak gördüğünü ve
bölme politikasında kullandığını anlatıyor.

“Ancak” diyor, “Suriye’de yenildi, koridor açamadı. ABD PKK’yı da satacak.
O zaman da yurttaşlarımızın yaralarını biz saracağız. Çünkü biz Cumhuriyet Devrimi’ni Kürtlerimizle birlikte yaptık.”

‘TÜRK MİLLETİNE SAVAŞ İLAN ETTİLER’

Seçim süreci, seçim sonrası hükümet senaryoları ve seçim öncesi yapılan araştırmaları değerlendiren Doğu Perinçek, PKK’nın önümüzdeki süreçte hükümetin içine yerleştirilmesi gibi bir projenin bulunduğunu söyledi.

“AKP ve CHP’yi koalisyon yaptıracaklarmış ve PKK’da bunların kucağında olacak..”
diyen Perinçek şöyle devam etti:

“Bu projeye göre, Türk Milleti anayasadan silinecekmiş. Bunu AKP yöneticileri söylüyor. Kılıçdaroğlu da Türk kavramının etnik bir kavram olduğunu ve anayasada etnik kavramların bulunmayacağını söylüyor. Türk milletine savaş ilan ediyorlar. Peki bu savaşta Türk Milleti yenilerek mi çıkacak? Bu sorulara yanıt verdiğiniz zaman Vatan Partisi’ni Türkiye’nin önünde merkezi bir yerde görürsünüz. Onun için anketler o nu söyledi bunu söyledi önemli değil.
Dün 19 Mayıs’tı. Atatürk Bandırma Vapuru’na bindiği zaman anketler neydi?
Atatürk’ün oyu kaçtı İstanbul’da? Anketlerde Anadolu’da oyu kaçtı. Türk milletini anayasadan kimse silemeyecek, Vatan Partisi iktidar olacak. İkincisi Türkiye borçlanma ekonomisiyle tükendi. Artık dünyadan borç dilenme bitti. Türkiye üretim ekonomisine geçecek,
Vatan Partisi iktidar olacak. Çünkü Vatan Partisi dışında Türkiye’nin bütünlüğünü ve
üretim ekonomisini savunan başka bir parti yok.”

Türk Amerikan Dernekleri Perinçek’lere ödül verdi


Başta Doğu PERİNCEK ve rahmetli DENKTAŞ olmak üzere tüm
TALAT PAŞA KOMİTESİ üyelerini KUTLUYOR ve teşekkür ediyorum.
Bu vesileyle Sayın PERİNCEK’i, 

faşizme ve EMPERYALİZME karşı ATATÜRK’TE BİRLEŞENLERİN kurduğu MİLLİ MERKEZ’E destek olmaya, denetimindeki ULUSAL KANAL ve
AYDINLIK GAZETESİNDE uzunca bir süredir MM haberlerine uygulanan anlamsız SANSÜRÜ KALDIRMAYA davet ediyorum

Tuncay Erciyes

———- Yönlendirilmiş ileti ———-
Kimden: Serdar Bolat <serdarbolat@superonline.com>
Tarih: 14 Nisan 2014 22:35
Konu: Türk Amerikan Dernekleri Perinçek’lere ödül verdi [2 Attachments]

Türk Amerikan Dernekleri Perinçek’lere ödül verdi
 

Ali Serdar Bolat
14 Nisan 2014

Türk Amerikan Dernekleri Birliği ATAA, İşçi Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek’i, Ermeni soykırımı iddialarına karşı kazandığı AİHM zaferi için ödül vermek üzere Amerika’ya davet etti.

Yurt dışına çıkma yasağı olan Perinçek’in yerine, 11 Nisan’da yapılan ödül törenine eşi Şule Perinçek katıldı.

Şule Perinçek

“Bu ödülü biraz utanarak almaya gidiyorum. Kendi ülkemdeki demokrasiden, kendi ülkemde yapılan siyaset adına utanarak gidiyorum. Ödülü Doğu Perinçek adına benim almam doğru değil. Doğu Perinçek’e bu ödül mavi gözüne, esmer tenine verilmiyor. Memleketi adına kazandığı başarıdan dolayı, Türk Milleti, Türk devleti adına alıyor. Ama yurt dışına çıkartamıyoruz.” 

***********

ATAA’nın bu yıl Vaşington’da 10-12 Nisan günlerinde 34’üncüsü yapılan Türk-Amerikan Konferansı’na çok sayıda diplomat, siyasetçi, akademisyen ve ABD’de faaliyet gösteren çeşitli kuruluşların temsilcileri katıldı.

Ödül töreni 11 Nisan günü öğle oturumunu Şule Perinçek’in baş konumacı olarak açması ile başladı. Doğu Perinçek’in tören için hazırladığı konuşmayı Şule Perinçek okudu:

http://www.dailymotion.com/video/x1o5g90_zafer-odulu-perincek-e-takdim-edildi_news?start=3

“Türk Amerikan Dernekleri Kurulumuzun bu yıl ki ödülünü AİHM’de kazanmış olduğumuz tarihsel başarı nedeniyle bize vermiş olması mücadele azmimizi güçlendirdi.

Bu başarı, başta KKTC Kurucu Cumhurbaşkanımız Rauf Denktaş olmak üzere onbinlerce aydınımızın ve yurttaşımızın emeğiyle kazanılmıştır. Bu ödülü onlar adına almak eşsiz bir mutluluk kaynağıdır.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), bu kararıyla Avrupa uygarlığının temelindeki hakikate bağlılık, hukukun üstünlüğü ve insanlık değerlerini canlandırmıştır.

Ermeni soykırımı suçlaması, Birinci Dünya Savaşı’nda milletimize bir psikolojik harekât teması olarak yöneltildi. Biz Türk Milleti vatanımızı savunduk ve emperyalizme karşı ilk kurtuluş savaşını bu tür suçlamaları da göğüsleyerek kazandık. Bugün de aynı psikolojik harekât yine emperyalist merkezlerden Türkiyemizi bölme planı çerçevesi içinde yürütülmektedir.”

Konuşmanın tamamı:

http://www.aydinlikgazete.com/yazarlar/dogu-perincek/37999-dogu-perincek-ataa-odul-torenindeki-konusmam.html

***********

Mehmet Perinçek‘e de “Ermeni sorununu aydınlatmada yapmış olduğu katkılardan dolayı” ödül verildi.

***********

ABD’li Türkler için en önemli konunun Ermeni meselesi olduğunu söyleyen
Lale İskarpatyoti, şöyle konuştu:

  • “Perinçek, soykırım yalanına karşı büyük cesaretle mücadele etti.
    AİHM kararı buradaki savunmamızda çok yararlı oldu.

– Perinçek’in AİHM’de kazandığı bu davanın siz Amerika’daki Türklerin
Ermeni lobisine karşı elinizi güçlendireceğine inanıyor musunuz?

-“Kesinlikle inanıyoruz. Çok önemli günler yaşıyoruz. ABD Dış İlişkiler Komitesi’nde Ermeni tasarısı geçti. Bu konuda bizler ciddi bir tepki veriyoruz. Bütün senatörlere ve kongre üyelerine yazdığımız mektuplarda Doğu Perinçek’in Avrupa’da kazanmış olduğu davayı gündeme getiriyoruz, ondan bahsediyoruz. Perinçek’in AİHM’den almış olduğu bu karar bizim için çok önemli bir savunma aracı oluyor.”

Özellikle her Nisan ayında meclise bir tasarı gelir ve bizler hep bununla mücadele etmek zorunda kalırız. Bu uzun senelerdir uğraştığımız çok zor bir konu. Sayın Doğu Perinçek Avrupa’da bu konuda büyük bir cesaretle mücadele etti. Ve bunun sonucunda hakkında açılmış olan davada da büyük bir başarı gösterdi. AİHM’de haklı çıktı.
Bu bizim için büyük önem taşımakta. ”

– Doğu Perinçek’in kazandığı bu dava sizin buradaki mücadelenize ve genel olarak bu konuda nasıl katkı sağlayacak?

“Biliyorsunuz İsviçre’de ‘Soykırım yoktur’ demek yasak. Bu davada da ifade özgürlüğüne vurgu yapılmış ve kişinin fikrini savunmasında özgür olduğu kabul edilmiş. Ayrıca AİHM bu konuda soykırım değerlendirmesi yapmanın da yerinde olmadığını söyledi. Yani bir soru işareti koydu. Bu bizim için çok önemli. Amerika’daki durum Avrupa’ya göre biraz farklı. Burada soykırım şeklinde Amerika çapında kabul görmüş değil. Bazı eyaletlerde kabul edilmiş. Ayrıca burada konuşma hakkımız da var. AİHM kararı ABD için bağlayıcı değil, ama mahkemenin söylediği şeyler çok önemli. Soykırım kesin değildir diyor, bu konuda soru işaretleri koyuyor, soykırım vardır kararını parlamentoların veremeyeceğini söylüyor. Bir Avrupa Mahkemesi’nin böyle bir karar vermesi bizim buradaki müdafaamızda çok faydalı oluyor.”

***********

Beycan Özgürengin’in söyleşisinin tamamı:

http://www.aydinlikgazete.com/mansetler/38055-perincek-karari-elimizi-guclendirdi.html

KKTC Kurucu Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş Lozan’da Doğu Perinçek ve Vural Savaş ile.


Soldan sağa Lozan Savaşçıları: Mehmet Gül, MHP eski İstanbul Milletvekili,
Vural Savaş, Yargıtay Onursal Başsavcısı, Doğu Perinçek, İP Genel Başkanı,
Ertuğrul Kazancı, ADD Eski Başkanı, E. Korg. Yaşar Müjdeci, İP MKK Üyesi

http://aliserdarbolat.blogspot.com.tr/2014/04/turk-amerikan-dernekleri-perinceklere.

 

 

DOĞU PERİNÇEK : TUNCEL’in adını da değiştirebilecek misiniz!

TUNCEL’in adını da değiştirebilecek misiniz!

portresi_bayrakla

DOĞU PERİNÇEK

Tuncel Kurtiz, 1 Şubat 1936 günü doğdu.
Dersim’in Tunceli olmasından bir ay sonra.

Değerli Dostumuz Kamer Genç, yalnız birinden
söz ediyor, üst üste üç Tunceli Kanunu vardır.

Birinci Tunceli Kanunu: 25 Aralık 1935

İkinci Tunceli Kanunu: 4 Ocak 1936

Üçüncü Tunceli Kanunu: 13 Ocak 1936

Devrimin kucağına doğdu

Tuncel Kurtiz, Birinci Tunceli Kanunu’ndan 38 gün sonra, Üçüncü Tunceli Kanunu’ndan 19 gün sonra İzmit Bahçecik’te Cumhuriyet Türkiyesine gözünü açtı.
Devrimin kucağına doğdu.

Künyesine yazılmış O’nun devrimciliği, başı dikliği, yaratıcılığı, insanlığı,
emek davası ve sevdaları.

Müfide’den doğma, babası Vâlâ Kurtiz.
Acılı ve acılı olduğu kadar isyankâr kökler: Balkanlı bir aile.

Kütüğüne daha köklerden istiklal ve hürriyet kimliği kazınmış.
Çivi yazısıyla! Silinmez ve bozulmaz!

Nüfus kâğıdındaki kimlik

İçeri girmeden önceki günler, hep dün gibidir. Ne güzel bir akşamdı. Şule Perinçek ağırlıyor bizi. Ayşecan Bugay ve Umur Bugaylar, Jale Konduk ve Kandemir Konduklar, Tunca Yönder ve Can Perinçek elbette. Masanın başında Tuncel Kurtiz oturuyor.
Gül alıp gül veriyoruz. Gül ile gülü tartıyoruz. Gönül pazarındayız.

Tuncel yarım yüzyıllık arkadaşlarımdan, o akşama kadar sormak aklıma gelmemiş.
Ama artık güncel. Niçin Tuncel? İsminin hikâyesini anlattı bize. Dersim Tunceli olunca, Cumhuriyet devriminin derebeyliğine karşı savaş ilanı, nüfus kâğıdına yazılmış.

Tunceli’nin ve Tuncel’in şerefine

Göğüslerimizi dolduran bir rüzgâr esti o an.

“Haydi Tunceli’nin şerefine içelim.”

Kadehler kalktı.

Kadehlerle birlikte Cumhuriyet Devrimciliği de ayakta.

Yalnız Tunceli için olur mu, Tuncel’in de şerefine!

Yürekler arkadaşlık aşkıyla çarpıyor. Havalanıyor gönül kuşları.
Geleceğe uzanan dallara konuyor. O an umut çiçekleri patlıyor dallarından.

Sonsuz hasrete uğurluyoruz

Planlar yapıyoruz, Ulusal Kanal’a ilişkin, Türkiye’nin büyük geleceğine dair.
Ne bilebilirdik önümüzde hasretler var. Önce bizleri duvarlar ayırdı.
Ve şimdi Tuncel Kurtiz’i sonsuz hasrete uğurluyoruz.

Öyle adamların hasretleri, ancak sonsuz olur. Yerine yenisi gelemeyecektir.
Yaratıcının ölümü gerçek ölümdür. Kendisiyle birlikte bundan sonra yapacakları da ölür. Toplum yetim kalır.

Tunceli olmasa biz olur muyduk?

Tuncel ile Tunceli arasındaki bağı düşünün. Ama derinlemesine!

Dersim Tunceli olmasaydı, Tuncel olur muydu?

Biz olur muyduk?

Kim olurdu?

Bizleri doğuran ne anamızdır, ne babamızdır.
Bizler Devrimci Cumhuriyetin çocuklarıyız.

Soyumuz sopumuz, Cumhuriyetimizdir.

Kimimiz kimsemiz, Cumhuriyetin kimsesizleridir.

  • Sicilimizde devrim çocuğu yazılıdır.

Haylazlık yapıp anamızı, babamızı bazen unutsak da böyledir.

Sahnelerimizin ve perdelerimizin Tunçları

Sahnelerimizde ve perdelerimizdeki Tunçlara bakın:

Tuncel Kurtiz: 1 Şubat 1936

Tunç Okan: 19 Ağustos 1936

Tuncer Necmioğlu: 17 Aralık 1936

Tunca Yönder: 1 Ocak 1938

Tuncer Cücenoğlu: 10 Nisan 1944

Beş Tunçlarda Tunçlaşan nedir?

“Beş Tunçlar” diyelim onlara.

Hepsi Dersim Tunceli olduktan sonra doğmuşlar.

Bu nedenle mi hepsinin başı dik?

Bu nedenle mi emekçiler için soluk alıp veriyorlar?

Hepsi özgür!

Beşi de yaratıcı!

Beşi de iliklerine kadar insan!

Başları dumanlı dağlar gibi gururlu adamlar ve kadınlar.

Sizce bunun bir anlamı yok mu?

Abdülhamit, Vahdettin adını taşıyan büyük bir sanatçı var mı?

Tunceli’den önce Tunç var mıydı? Araştırın bunu.

Biz ne zaman tunçlaştık, araştırın!

Tunceli’nin tuncu niçin künyemize yazılmış?

Tunçlaşan nedir burda?

‘Dört dağ içinde’ neler vardı?

“Ama” diyor Atatürk Devrimiyle sorunu olan politikacı,
“Türküler söylenir Dersim diye.”

Doğrudur, o türkülerde Dersim hep “4 dağın içindedir”:

  1. Ağalık,
  2. seyyitlik,
  3. eşkıyalık,
  4. pederşahilik.

Ve o dört dağın içinde, Tunceller olmaz; marabalar olur, müritler olur,
ocağı yağmalananlar olur, aşiret boğazlaşmaları olur, kan davaları olur ve
saçlarından sürüklenen kadınlar…

Canlandırılamayan karakter

Yaptığı işlere bakın, bir devrimin ortaya çıkardığı büyük yeteneği göreceksiniz!

– Umut’ta Arabacı Cabbar ile define arayan Tuncel

– Otobüsteki Tuncel

– Tunca Yönder’in Ağrı Dağı Yolculuğu’nda trendeki Tuncel

– Hamo Ağa

Şeyh Bedrettin

– Ramiz Dayı.

Her karakteri oynayabilirdi. Ama Tuncel Kurtiz karakterini kimse canlandıramaz.
Çok özel bir kişilik, kendine özgü. Taklidi imkânsız.

Almanya’da Şeyh Bedrettin’i tek başına oynarken birkaç gün birlikte gezdik.
Serez Çarşısı‘nda ağaca asılacak kadar Bedrettin olmuştu.

Aydınlık’ta okuyunca, Can dostum ve Parti Yoldaşım, efsanelerin ressamı
Muzaffer Akyol’u kıskandım. Son gecesinde Tuncel ile muhabbet etmişlerdi.
İlk defa dışarıda olmayı bu kadar yürekten istedim.
Gözlerinde yanan ışığı bir kez daha görseydim.

Haydi kadehlerimizi sonsuza kadar kaldırıyoruz

Tunceli’yi Dersim yapacaklarmış!

Peki Tuncel’in adını ne yapacaklar!

Bakın bu sorunun cevabı, Mecliste parmak kaldırarak verilemez.

Bu bahtsız karşıdevrim koalisyonu öğrenecektir:

  • Devrimin kanunu bütün kanunların üzerindedir.

Haydi arkadaşlar, biz kadehlerimizi, bir kez daha ve sonsuza kadar,
Tuncel için ve Tunceli için kaldırıyoruz!

İLAN

Adı Tunç köklü okuyucularımızın doğum tarihlerini e-postayla veya mektupla bildirmelerini diliyorum. Bakalım Tunceli Kanunu’ndan önce Tunç var mı?
Tunceller, Tunçerler, Tuncalar, Tuncaylar, Aytunçlar, hepsi Tunç’a dahildir.

TUNCELİ KANUNU’NA İLİŞKİN NOT

Milletvekilimiz Kamer Genç, Birinci Tunceli Kanunu’nun Bakanlar Kurulu tarafından
6 Kasım 1935 tarihindeki adına bakıyor: “Munzur Vilayeti Teşkilatı ve İdaresi Hakkında Kanun”

Ama O tasarının bir buçuk ay sonra 25 Aralık 1935 günü Meclis’te kabul edilen adına bakmıyor: “Tunceli Vilayetinin İdaresi Hakkında Kanun”

Tunceli adı kanunla kabul edildi.
Başbakan İnönü, gerekçeyi şöyle açıkladı:

  • “Halkı ağaların ve mütegallibenin nüfuz tesirlerinden korumak.” 

Anlamı budur!

Bir ilin ve ilçenin adı kanunla verilir. İllerin ve ilçelerin adları milletin yetkisindedir.
Yoksa yerel halkın değil. Bu da bir devrim ilkesidir.

  • Küreselleşme, yerelliği kışkırtıyor, hâlâ görmüyor muyuz?

LEVENT KIRCA’nın “AZINLIK” OYUNUNDAYDIK..

BİR 26 AĞUSTOS GECESİ SİLİVRİ’de
LEVENT KIRCA’nın “AZINLIK” OYUNUNDA

Dr. Ahmet Saltık
29.8.12, Tekirdağ
www.ahmetsaltik.net

Biz de oradaydık, çok coşkuluyduk.. Nilgül Doğan hanımefendiye,
“Çetin Paşamı benim için de koklayınız lütfen”.. dedik.

26 Ağustos 2012 günü 21:00 dolayında biz de Silivri liman girişinde Levent Kırca’nın
Silivri tutsakları için sergilediği AZINLIK oyununu izlemek üzere dostlarla buluştuk.
Liman girişi silme insanla doluydu. Plastik sandalyelerde oturanlar kadar da ayakta insan vardı (biz dahil). Kestirimime göre 5 bine yakın katılımcı oradaydı. Mütevazi olanaklarla bir sahne, ses düzeni ve perde düzenlenmişti. Kırca usta, buruk gönülle izleyenlerini eğlendirerek, coşturarak düşündürdü. Dayanışma bilincini tazeledi,
insan duyarlığına gönderme yaptı.
Ajitasyon yapmadı, yuhalama ve ıslıklamaları ustalıkla engelledi..

Usta mizah örnekleriyle, sınırlı görsel ögeler (“effekt” yerine Türkçesini yeğledim)
ve ses desteğiyle sahne daha etkili kullanıldı. Yardımcı oyuncular çok sınırlı
sahne aldılar.

Kırca, sahneyi tüm ustalığıyla, çok yönlü ve yüksek bir tempoda dolduruyordu.
Silivri tutsaklarına yapılan insanlık dışı işlemleri, hücrelerin vahşi koşullarını bizleri ürperterek aktardı. Oraya, duruşmalara gidilmesinin insanlara ne çok
moral verdiğini ısrarla işledi.

Silivri tutsakevi karşısında dayanışma çadırlarında yaşananları, battaniyelere sarılarak tuttuğu gece 01:00 – 03:00 nöbetini aktardı. “Çadırlar başı Hıdır Hokka” ekibine yardım edilmesini istedi.

Bunların romanı da yazılacak, filmi de çevrilecek. 30 yıl sonra nasıl 12 Eylülcülerden sözde de olsa hesap soruluyor hatta 28 Şubat 1997′nin hesabı soruluyor;
elbet bunun da yasal hesabı sorulacak.

Kırca’nın sunumundan sonra Hıdır Hokka, “AZINLIK” oyununa Silivri Dayanışma Çadırları adına “7. Ödülü” verdi. 30 cm çaplarında bir seramik tablo üzerinde Atatürk-bayrak portresi idi.. İzleyiciler duygulu alkışlar yolladılar. Kırca, bu ödülün en değerlisi olduğunu söyledi, teşekkür etti.

Sanatçılar Girişimi Sözcüsü Ataol Behramoğlu sahneye davet edildi. “Yunus Gibi” adlı şiirinin (7 Nisan 2012) ilk ve son 4′lüğünü okudu :

Kıran vurdu memleketi
Zalimler hakan olmuştur
Yedikleri yoksul eti
İçtikleri kan olmuştur
…………..
Sesime kulak ver gülüm
Tutsaklığa yeğdir ölüm
Nerde varsa böyle zulüm
Çaresi isyan olmuştur

Bu şiiri size sitemizde tümüyle ayrıca sunduk (28.8.12).

Perde arkası açıkhava “kulis” inde Behramoğlu’nu kucakladık ve geçirdiği tıbbi operasyon sonrası bir hekim olarak, “İyileş de gelecek olsun” dedik; Fazıl Hüsnü Dağlarca’dan öğrendiklerimizle.. “Geçmiş olsuna” çok kızıyordu rahmetli usta..

Çetin Doğan paşamızın eşi, Vardiya Bizde Platformu Sözcüsü Nilgül Doğan hanımefendi de
sahneye çağrıldı ve gösterilen dayanışmaya teşekkür etti. Bu karabasanın yakında biteceğine ilişkin umut ve dileğini seslendirdi. Biliyorsunuz kendisi ve bir başka paşamızın eşi hakkında da “Gülağacı davası” açıldı ve 1 yılı aşkın hapis isteniyor!

Orgeneral Çetin Doğan’ıneşi Nilgül Doğan ve Emekli Tümamiral Ali Deniz Kutluk’un eşi
İrem Kutluk, eşlerinin yanı sıra sanık sandalyesine oturtuluyor..

Silivri zulmü eşlere uzanıyor bu kez..

Bitip tükenmez bir kin..

Öyle ya, Başbakan RT Erdoğan “Kininizi sakın eksik etmeyin, unutmayın..” demedi mi?

Toplum tümüyle felç edilerek teslim alınmak isteniyor. Bu konuda sitemizde
Sn. Prof. Dr. Birgül Ayman Güler’in yazısı ve dayanışma çağrısı-çığlığı var,
okumanız dileğiyle.
(http://ahmetsaltik.net/izmir-milletvekili-birgul-ayman-gulerden-cagri/, 26.8.12)

Nilgül hanımı da Behramoğlu gibi ama perde önünde yakaladık sarıldık.. O’na,

“Çetin paşamı benim yerime de derin bir özlemle kucaklayın lütfen..” dedik.

İkimizin de gözleri nemlenmişti.. Sn. Nilgül Doğan ve TTB Başkanı Sn. Dr. Eriş Bilaloğlu’nun da katılımıyla, 22.12.11 gecesi Ulusal Kanal’da Sn. Nurzen Amuran’ın
DOSYA programına katılmıştık. “Tutuklu ve Hükümlülerin Sağlık Hakları” idi konu.
TEORİ (Aralık 2011, syf. 36-59) ve İstanbul Barosu Dergisinde (Kasım-Aralık 2011,
syf. 12-28) yer alan kapsamlı bir makalemiz (tam metin sunulmuştur; http://ahmetsaltik.net/arsiv/2012/05/Tutuklu_ve_Hukumlulerin_Saglik_Haklari.pdf..)
o akşam program konusu idi. Program öncesi ve sonrasında Sn. Nilgül Doğan ve
kızkardeşi Nilsen hanımefendi ile epey sohbet etmiştik. Her 2 kız kardeş
öyle zariftiler ki, bu makalem ve program için bana teşekkür ediyorlardı!
Oysa çok daha fazlasını yapabilmem gerekirdi onların değerli teşekkürünü hak etmek için..

Bunlar karşılıklı aklımızdan geçti herhalde..

Sonra Sn. Şule Perinçek sahnede söz aldı. ATABE (Atatürk’ün Bütün Eserleri) gibi
dev bir projeyi başarı ile tamamlamıştı. Kaynak Yayınları, 30 ciltlik bu hazineyi
basmış ve piyasaya vermişti.. Her eve 1 takım mutlaka gerekli idi..

Şule hanım, kısa ama, zekasına ve yurtseverliğine yakışır, herkesi derinden sarsan
sözler etti. Öz olarak (“mealen” yerine Türkçe!) dedi ki :

– Bana nasıl dayandığımı soruyorlar, eşin içeride, oğlun içeride..
Ben ayağımı, bölünmemiş vatan toprağına sağlam basmak isterim.
Vatanın bağımsızlığı gittikten sonra kocanız, oğlunuz olsa ne olur ??

Elbette duygulu bir alkış tufanı koptu. Çok bakındım ama Şule hanımın elini sıkamadım.

Son olarak “Hıdır Hokka”ya da sarılarak “Helal olsun sana yiğit adam!” dedik.
Kaç zamandır Silivri Tutukevinin karşısında açık alanda adeta Robinson Krüzo yaşamı sürdürüyorlar. İçerideki “can” lara destek için.

“Biz buradayız” deyip yanık türküler yollamak için hücrelere..
Çadırları 8 Ekim 2011’de ziyaret etmiştik bir küme (“grup” yerine) hekim olarak..
Çektiğimiz fotoğrafları size bir dosya olarak sunarız. Sonra, nasıl oldu ise, kiraladıkları o arazi Silivri Tutsakevini genişletmek üzere T.C. Adalet Bakanlığınca satın alındı. Binbir mihnetle taşındılar yeni kiralanan toprağa.

Binlerce insan umut ve çoşku ile alanı terk ettiler.. Edirne ADD’den otobüs tutarak gelen 27 eski dostu gördüm, özlem giderdik.. (1996-2000 arası 2 dönem bu Şubenin başkanlığını yapmıştık..)

Silivri’den Tekirdağ’a dönen son otobüsü 23.15 gibi, saniyeler öncesinde “üstgeçidin altında” nefes nefese yakaladık.. Bunları tarihe not düşmek istedik.
“Verba volent, scripta manent..” ünlü Latin atasözüdür..

SÖZ UÇAR, YAZI KALIR..

Tarihçilere ve toplumsal belleğe bir demet yaşanmışlık sunmak istedik.

Önemli son not :
27/28 Ağustos 2012 gecesi bu kez hiç beklenmeyen zalım bir Ağustos fırtınası vurdu
bu insanlık dramının yaşandığı çadırları. Karşı tepeye yapıştı hemen hepsi..

SİLİVRİ Çadırlarındaki yurtsever, özverili, çileli, acılı ama yiğit ve gözü pek dostlara ivedi el atmalı. (Biz dün, 28.8.12, mütevazi bir maddi destek yolladık Gülşah Arslan adına açılan hesaba, İş Bnk. Beyoğlu Şb.)

Silivri’nin romanı yazılacak ve gelecekte NOBEL edebiyat ödülü alacak..
Söylemiş olalım şimdiden.

Okur ve okutur musunuz ??
Şimdi bu yazımızı, yakın gelecekte de NOBEL edebiyat ödüllü “SİLİVRİ” romanını..

Sabahın erken saatlerinden beri şakaklarım zonkluyor.. Tam 90 yıl önce bu gün,
memleket evlatları Başkomutan Gazi Mustafa Kemal Paşa yönetiminde bir ölüm kalım savaşı veriyorlardı Afyon ovasında. Top sesleri, nal şakırtıları, Allah Allah naraları,
ölen-yaralananların canhıraş çığlıkları kulaklarımda uğulduyor.. Bu “acayip koro”nun icrası hala bestelenmedi. Bir Türk “Vangelis”i çıkmadı! Haydi Fazıl Say..
dahi sanatçı, yurtsever evlat.. el at bu işe;
iğrenç saldırılara boş ver, bunu bestele!

Dr. Ahmet Saltık
Sevgi ve saygı ile, umut ve dayanışma ile..
27.8.12, Tekirdağ