Etiket arşivi: Mussolini

YÖNETİM ve SİYASET AÇISINDAN SALDIRGAN ve YIKICI KİŞİLİK ÖZELLİKLERİ ÜZERİNE KISA NOTLAR…

Prof. Dr. Halil Çivi / İMZA...Prof. Dr. Halil Çivi
İnönü Üniv. İİBF Eski Dekanı

Tarihten günümüze dek, her devirde, her toplumda ve her kültürde; ırklar, inançlar, dinler, ahlak ve hukuk örüntülerinden bağımsız olarak görülen saldırgan, yıkıcı ve kıyıcı kişilik özelliklerinin yönetimleri üzerine yapılan otoriter ve totaliter nitelikli psiko-sosyo-kültürel ve siyasal davranışlar için yapılan başlıca saptamalar şöyle özetlenebili(×) :

1- İktidar Olmak İçin Her Şeyi Araçsallaştırma

Elde edilecek temel final iktidar amacı için, yalan, iftira, karalama, öldürme, asıl amacını gizleme (takiyye), kargaşa (kaos) çıkarma, kandırma, ikna, rüşvet, zina, korkutma… benzeri araçları kullanarak ve her türlü dinsel, ahlaksal, hukuksal, insancıl.. değerleri hiçe saymak ve çiğnemek. Bir tümce (cümle) ile söylemek gerekirse, son amaca ulaşmak için her türlü ahlaksal, hukuksal ve insansal değerleri yok saymak. Amacını kutsallaştırıp öbür tüm kötü ve ahlak dışı araçları aklamak (meşrulaştırmak). Bir çeşit Makyavelizm..

2- Baskı ve Üstünlük Kurma

Kimi insanlara ve liderlere göre İktidar olmak; güç devşirmek, güç kullanma tekeline sahip olmak demektir. Kişi ne denli etkin ve yaygın güç sahibi ise o ölçüde güçlü bir iktidar sahibi olduğuna inanır. Bu gücün kullanım alanı da genelde haksız, ahlaksız, adaletsiz ve hukuksuzlukla mücadele etmek değildir. Kendisinin şimdiki ve gelecekti rakiplerini basķı altında tutmak, korkutmak ve iktidarını bu yolla sürdürmek içindir.

3- Öç Alma (intikam) Duygusu İle Yaşama

Bir toplumdaki açık, gizli cinayetler, yapanı bilinmeyen bombalamalar, kıyımlar, kuşkulu intiharlar, işkenceler ve bu yolla toplumdaki korku iklimini yaygınlaştırmak ve özgürlükleri kısmak. Bir çeşit, geçmişten intikam alma, rövanşizm ya da kısasa kısas… korku kültürünü yayarak halkı sindirme.

4- Özseverlik – Sadistlik

Kendi bedensel varlığını, düşünsel ve kültürel kapasitesini, inancını, mesleksel, teknik ve kültürel birikimini herkesten üstün görmek. Kendisine hayran olmak. Başkaları ile eşitliğe karşı çıkmak. Ukala ve kibir yüklü olmak. Bu nedenle kendisini sürekli olarak her türlü iktidarın doğal sahibi olarak algılamak. (AS: Narsisizm – Özsevicilik!)

5- İdeolojik Takıntı Sahibi Olmak

Kendi ideolojisini her türlü eleştiriye kapatarak kutsal ve dokunulmaz yapmak. Öbür tüm ideolojileri aşağılamak, değersizleştirmek. Yok saymak. Başka ideoloji sahibi olanları düşman olarak görmek. Onlara yaşam hakkı tanımamak. Kendi gibi düşünmeyenlere “Ya sev ya terk et” demek.

6- Bireysellikten – Özgürlükten Uzaklaştırmak

İnsanların bireysel (AS: ama toplumcu!), akılcı ve özgürlükçü kimliklerini yok etmek. Halkı olabildiğince sürüleştirmek, robotlaştırmak, ağzı olup dili olmayan, aklını kullan(a)mayan otomatik itaat, sadakat ve itirazsız görev makinelerine dönüştürmek. Örneğin Hitler Nazileri ve Mussolini Faşistleri buna örnek olarak gösterilebilir.

7- Rakipleri ve Hedef Grupları İsanlıktan Çıkarma

Kültürel, etnik, dinsel, ideolojik…rakipleri ötekileştirip aşağılayarak insanlıktan çıkarma. Onları insan saymama ve yaşama hakkı tanımama. Örneğin Hitler tarafından Yahudilerin, Çingenelerin (Romanların), engelli ve genetik rahatsızlığı olanların gaz odalarında boğulup fırınlarda yakılmaları! 1965 yılları öncesi ABD’de zencilerin yaşadıkları ya da kölelik rejimlerindeki kölelerin insan değil, mal olarak kabul edilmesi. Sahiplerinin köleleri ve cariyeleri istedikleri gibi.kullanabilmeleri, tıpkı bir mal gibi alıp satabilmeleri…

8- İktidar Sahiplerine Kesin ve Sorgusuz İtaat İsteği

Tarihsel, kültürel alışkanlıklar, ayrıca çarpıtılmış hatalı ve yanlış dinsel öğretilerin etkisi ile de insanların, halkların ya da toplumların sınırsız, koşulsuz, sorgusuz ve itirazsız biata, sadakata, kanaata zorlanmalarıdır. Ortaçağ kral ve sultanlarının temel davranış kalıpları böyledir. Günümüzde, despotik Ortadoğu İslam ülkelerindeki iktidar sahipleri kendi halklarından sorgusuz ve sürekli olarak, “Ul’ul Emre İtaat” bekledikleri görülmektedir.

9- İktidar ya da Grup Kimliği ile Özdeşleştirme

İnsanları, halkı ya da toplumu iktidardakilerin etnik, dinsel, siyasal ve ideolojik iktidar kimlikleri ile özdeşleştirme (aynılaşmasını sağlama). Mevcut iktidarın temsil ettiği kimlik şablonu içinde olmayan dinsel, etnik ideolojik kümeler ya da bu şablona girmek istemeyenleri ötekileştirme, ayrıştırma, düşmanlaştırma ve yok sayma. Laik, sivil, çağdaş, çoğulcu ve demokratik yapıyı engelleme. Dikensiz tek renk ve tek tip bir gül bahçesi (!) oluşturma.

10- İktidara mutlak uyum sağlamaya zorlama

Dinsel, siyasal, kültürel, medyatik, ekonomik, sanatsal … seçkinler (AS: yandaş) yaratarak onları mülkiyet sahipliği ve finansal açıdan desteklemek, iktidarla uyum içinde çalışabilecek fırsat ve rant kollayanlara (oportünislere) bürokratik, akademik, siyasal unvanlar ve kadrolar dağıtmak. Devlet kapılarını ve olanaklarını onlara açmak. Çünkü mevcut (AS: varolan) siyasal iktidarların sürekliliği açısından iktidarlar bu tür “sadık köleler“e sürekli gereksinim duyarlar.

Son söz                                  :

Yukarıdaki 10 Kıssadan hisse kapabilmek herkesin kültürel ve entellektüel derinliği ve gereksinmesi kadardır.

Demokratik, laik, hukukun üstünlüğüne çağdaş, tüm insanların eşitliğine dayalı, ulusal istence ve temel insan haklarına bağlı yönetimler her zaman vazgeçilemez olmalıdır.

(×). Michael Shermer, AHLAKIN YAYI.
Çev. Erhan Güzel. Phoenix Yayınları, ss.47-48 ve 295-325

ÇARŞAMBA İĞNELERİ – 14 Nisan 2021

Türk Vatandaşı Naci BEŞTEPE

DARBECİ

RTE, “Bildiriyi küçümseyenler darbecidir”

Küçümsemiyorum. Önemsiyorum.

Öküzün altında buzağı arayanları küçümsüyorum…

POLAT

Değerli silah arkadaşım ve sevgili kardeşim rahmetli Soner Polat’ın eşi Sevim Polat Hanımefendi,  “Kardeşlerimizin yaşadığı mağduriyette Polat amiralin adının polemik konusu yapılmasını istemediğini” açıkladı.

Polat’ın adını reklam unsuru yapan, O’nu kardeşlerinin / silah arkadaşlarının karşısına koyan siyasi partililer utanır mı?…

BİRİNCİ

Salgındaki vaka sayısında Avrupa’da ve dünyada birinciyiz.

Nüfusa oranla en fazla tutuklu ve mahkûmiyet ile Avrupa’da birinci sıradayız.

Yalnızca Almanya değil tüm dünya bizi (tabii başarının gerçek sahibi AKP iktidarını) kıskanıyor…

ENFLASYON

Vatandaş enflasyonu %16 gösteren TÜİK’i çarşıya davet ediyor.

Boş çaba. Başvuru adresi Beştepe…

FİŞLEME

İçişleri Bakanı gece boyu çalıştı. Amirallerden ve yakınlarından CHP ile ilgisi olanlar tespit edildi. Hürriyet Gazetesi de üstüne atlayıp yayımladı.

Yargıtay’dan kişisel verileri alan kendini ajan,  haber yapan amiral gemisi sanmıştır…

KALIN

Görevden affını isteyerek üniversiteye dönen Ayasofya İmamı Boynukalın, ayrılış nedenlerinden birini amirallerin açıklamasına bağlayarak “Milli iradeye karşı pervasızca yayınlanan malum bildiriyle ilgili yorumlarda yalan yanlış kıyaslamalara gidilerek ‘Ayasofya imamı konuşuyor da biz niye konuşmayalım’ gibi hezeyanlara meydan vermemektir” dedi.

İncelme…

DİKTATÖR

İtalya Başbakanı Dragh“Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, Avrupa Komisyon Başkanı Ursula’ya davranışına katılmıyorum. Bu diktatörlere açık sözlü olmalıyız ama aynı zamanda ülkelerimizin çıkarları için işbirliği yapmalıyız.” dedi

Seviyesiz adam. Mussolini’yi ne çabuk unuttun. Bu saygısızlığı Türk vatandaşı olarak kabul etmiyor, sahibine iade ediyorum.

Bizim Cumhurbaşkanımızın diğer devlet başkanlarına hitaplarını bir incele, nezaket öğren…

BAŞIBOZUK

Doğu Perinçek, “104 emekli amiral denen başıbozukların bildirisi Türk ordusunu hedef alıyor. Türk ordusu savaşıyor, savaşan orduya çamur atılıyor. ” dedi.

Başıbozuk dediklerinin peşinde az koşmamıştı (Anımsayamazsa S. Bolluk’a sorabilir).

Çamur savaşı uzmanları iş başında…

KİM?

Rusya Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Mariya Zaharova, Montrö Boğazlar Sözleşmesi‘nin alternatifi (AS: seçeneği) bulunmadığını ve Türkiye’nin bu Sözleşmeye uyum konusunda sorumlu bir yaklaşım sergileyeceğini umduklarını söyledi.

Rusya’yı amiraller mi konuşturdu?

Amirallere kan kin-kan kusan demokrasi kahramanları haydi gösterin tepkinizi…

DESTEK

Amirallerin açıklamasına bir destek de Putin’den geldi.

RTE ile görüşmesinde Putin, bölgesel istikrar ve güvenliğin sağlanması için 1936 tarihli Montrö Boğazlar Sözleşmesi’nin hükümleri uyarınca belirlenen Boğazlar rejiminin korunmasının önemini vurguladı.

Putin darbeyi destekliyor!…

İTFAİYE

Cumhurbaşkanlığı’ndan Rize’nin Çayeli Belediyesi’ne itfaiye hizmetleri için 750 bin lira hibe edildi. MHP’li Belediye Başkanı İsmail Hakkı Çiftçi bu parayla kendisine lüks makam aracı aldı ve üzerine “İtfaiye öncü aracı” yazdırdı.

Alavere, dalavere;  itfaiyeden perde…

REFORM

Türkiye Emekli Subaylar Derneği (TESUD), MSB’nın “Amirallerin bildirisini kınadılar” açıklamasının yalan olduğunu açıkladı. Dernek incelenmeye alındı.

CHP’li belediyeler “128 milyar dolar nerede?” afişleri astı.

Belediyelere “cumhurbaşkanına hakaretten” soruşturma başlatıldı.

  1. Savcılar kayıp milyarlarla cumhurbaşkanını neden ilişkilendirdi? Sevdiklerinden ve korumak istediklerinden mi, tersi mi?
  2. AKP/RTE “yargı reformu” hazırlıyordu. Reform açıklanmadan uygulamaya mı geçildi?…

BOZUK

Kemalizm karşıtlığıyla bilinen Yeni Şafak gazetesi yazarı Yusuf Kaplan “Düşünsenize, laiklik, ‘değiştirilmesi bile teklif edilemez‘ bir madde olarak yer alıyor bu ülkenin anayasasında. Laiklik bizi bozar.”

Yeteri kadar bozulmadığını sanıyor…

SÖKÜN!.

Yeni Şafak amirallerin rütbelerinin idari kararla sökülmesi konusunda inceleme yapıldığını yazdı. Mevcut uygulamada emekli askerlerin rütbeleri kesinleşmiş yargı kararı uyarınca sökülebiliyor.

Şahsım hükümetinin her türlü yetkisi olmalıdır. Vardır da.  Yargı gereksizdir…

AKİL

Hakan Ural, bir TV kanalında Kanal İstanbul’u destekleyen konuşmalar yaptı.

“Açılım” sürecinde de bazı sanatçılar “akil” olarak kullanılmıştı.

Modadır…

İHBAR

Çin’de, iktidardaki Çin Komünist Partisi’ni ve yöneticilerini eleştirenlerin bildirilmesi için özel ihbar hattı kurulmuş.

Bizimkiler neden yapmadı?

  1. Gerek yok, ihbarcılara her yol açık.
  2. O kadar çok eleştiri var ki hat yetişmez.
  3. Eleştirinin ne demek olduğu bilinmiyor…

YARGIÇLARIMIZ

Açıklama nedeniyle gözaltına alınan amirallerimizin hepsi serbest bırakıldı.

RTE/İktidar baskısına, Yargıtay’ın taraf olduğunu açıklamasına karşın, ANKARA’DA YARGIÇLAR VAR (Suç belirlenmeden gözaltına alan ve süreyi uzatanlar hariçtir)

Erdal ATABEK : Uygarlarla barbarların savaşı…

Erdal Atabek
m
Cumhuriyet, 20.02.2017

Uygarlarla barbarların savaşı…

Roma uygarlığını barbarlar yıkmıştır. Kuzeyden gelmişlerdi. Hiçbir kuralları yoktu.
Barbarlar yağmacı kavimlerdir. Elde etmek istediklerini şiddet yoluyla alırlar.
Baskın yaparlar. Vururlar. Öldürürler. Alırlar. Yakıp yıktıklarına dönüp bakmazlar.
Yakıp yıktıklarının ne olduğunu bilmezler, bilseler de aldırmazlar.
Güçleri, yandaşlarına sağladıkları çıkarlar, karşıtlarına saldıkları korkulardır.
Ülkemin gidişine bakıyorum. Uygarlarla barbarların savaşını görüyor gibiyim.
Barbarların kural tanımazlığı. Barbarların öfkeli saldırısı. Barbarların korku salışı.
Dökülen kanlar, çaresiz insan çığlıkları. Bir Guernica sahnesi gibi.
Roma uygarlığını barbarlar yıktı. Ama barbarlardan geriye hiçbir şey kalmadı.
Roma uygarlığının insanlığa kattıkları ise bugün bile yaşıyor.
Roma hukuku bugün ders olarak okutuluyor. Romalıların yaptıkları yollar, su kemerleri.
Uygarlığın kalıntıları bile İtalya’nın tarihi. Savaşları barbarlar kazansa da,
İnsanlık tarihi uygarların tarihidir. Ama, savaşları hep barbarlar mı kazanır?
***
Hitler, döneminin büyük barbarı idi.
1940 yılında savaşı kazanıyordu. Paris’e girmişti. Ne oldu?
Bugün Hitler, Almanya’nın utancıdır. Mussolini, Franco, Salazar, Pinochet
Barbarların önde gelenleri. Bugün ülkelerinin utancıdır.
Ama ‘bugün’İktidar dönemlerinde esip gürlüyorlardı.
Astıkları astık, kestikleri kestikti. 
Victor Hara. Şili’nin büyük şarkıcısı. Şili’nin barbarı ellerini kestirdi ve söyletti:
‘Şimdi şarkılarını çal bakalım.’  Victor Hara’yı öldürdüler.
Şarkıları eskisinden daha güçlü söyleniyor. Victor Hara Şili’nin onurudur.
Pinochet 
Şili’nin utancı. Hitler Almanyası’nda barbarlık uygarlığı eziyordu.
Mussolini İtalyası barbarlığa faşizm diyordu.
Salazar’ın Portekiz’i. Pinochet Şili’si barbarlık dönemlerini yaşıyordu.
Ama sonra ne oldu? Uygarlar çok çile çekti ama uygarlık kazandı.
Ülkelerin yaşadığı barbarlık dönemleri vardır. Barbarlar ne zaman kazanır?
Uygarlar, kuralları var sandıkları zaman.
Uygarlar ‘kanunlar var’ sanırlar, ama barbarlar için yoktur.
Uygarlar ‘adalet’ ararlar, boşunadır, adalet yoktur.
Uygarlar için geçerli olanlar barbarlar için geçersizdir.
Barbar için hile, yalan, arkadan vurma, iftira, her şey vardır.
Yeter ki kazansın. Yeter ki gücünü kaybetmesin. Yeter ki çıkarını kollasın.
Ama ne güç onundur, ne kazanç onundur,ne de iktidar onundur.
Onun hiçbir şeyi yoktur. Barbarın gücü, uygarın korkusu kadardır.
Barbarın iktidarı, uygarın kendi gücünü bilmemesidir.
Uygar, yarın değil, bugün kazanmalıdır. HAYIR diyeceksin.
Bu ülkedeki barbarlığı yeneceksin. GÜÇ SENDE,
Barbara HAYIR de. HAYIR.
===================================
Dostlar,

Ulusumuzun sağduyusuna güveniyoruz..
“Bu kadar da olmaz!” diyeceklerdir 16 Nisan 2017 günü..
Ülkemizin tüm tapusunu tek adama bağsız – koşulsuz teslim etmeyecektir.
Üstelik o tek adam ve partisi 14+ yılda ülkemizi maddi – manevi harap etmiştir.
Yalnızca günümüz değil, gelecek onyılların kaynakları da hovarda projelerle
yandaş şirketlere, onların çocuklarına – torunlarına ipotek edilmiştir.
TBMM’nin yaptığı bir araştırmada, 1923’ten bu yana değişik hükümet dönemleri ile karşılaştırıldığında, en yüksek işsizlik (%10,1) ve en düşük büyüme hızı (%4,58) AKP döneminde yaşanmıştır.

AKP – RTE hükümetleri üstelik anormal derecede hızlı, gereksiz, yersiz, tehlikeli nüfus artış hızını sorumsuzca teşvik etmişlerdir. Anayasa’nın 41. maddesi ile 2827 sayılı Nüfus Planlaması Yasası’nı açıkça çiğnemişlerdir, çiğnemektedirler.

Bu ağır maddi – manevi yıkımın daha fazla uzamadan durdurulması zorunludur.
Ulusumuz, 16 Nisan 2017 günü AKP – RTE’ye KIRMIZI KART gösterecektir.

Sevgi ve saygı ile. 21 Şubat 2017, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

Cüneyt Arcayürek : Tepedeki Anlaşmazlık!.


Tepedeki Anlaşmazlık!..

Cüneyt Arcayürek
Cumhuriyet, 07 Şubat 2015

Cumhurbaşkanını halkın seçmesi kesinlik kazanırken parlamenter sistemde halkın seçeceği bir cumhurbaşkanı ile halkın oylarıyla Meclis’te çoğunluğu sağlayan bir parti içinden başbakan çıkmasının iki başlı bir yönetime yol açacağını savunanları, kimin milli irade düşmanı ilan ettiği herhalde hâlâ belleklerdeki yerini koruyor…

Halkın seçeceği bir cumhurbaşkanının en hararetli savunucusu bugünkü Cumhurbaşkanı.

Bu konuda ne düşündüğü de berrak olmayan ise Bay RTE’nin hükümetinde Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu idi.

Halkın oylarıyla seçilen bir cumhurbaşkanının kimi konularda halkın oylarıyla seçilen başbakanla ters düşeceği söylendi yazıldı ama…
… Bu gerçeği söyleyenleri halk iradesine saygısızlık diye suçlayan, ülkeyi tepeden yönetmek sevdasına kapılan RTE’ye anlatmak olanaksızdı.
Bugün daha önce söylenen sakıncalar bir bir gündeme geliyor.

***

Ama kapalı sandık AKP, bu sakıncaların dışa yansımasını bugün, evet bugün engelliyor.
Halkın oylarıyla başbakanlığa gelen Davutoğlu, ikide bir yerli yersiz konuşmalarında Cumhurbaşkanı ile aralarında en ufak ayrılık gayrılık olmadığını acaba neden söylemek gereksinimini duyuyor?..

Cumhurbaşkanı ile devlet yönetiminde aralarında en ufak ayrılık yoksa var olduğu söylentilerini neden ikide bir yalanlamaya gereksiniyor?..
Tepedeki, pek çok konuda bakanlara emreden bir tavır takınıyor…
Kuşku yok, beni halk seçti diye kendini parlamenter rejimin başbakanının üstünde gören bir cumhurbaşkanı sanıyor.

***

Çok yakın zamanda bir örneği izledik, izliyoruz.
Faizlerin indirilmesi dayatmasına, Merkez Bankası’nın direnmesini bir türlü sindiremiyor.
AD; tepedeki adamla, ekonomik kurallara uyarak faizleri indirmeyen banka arasındaki
bu anlamsız kapışma arasında kalan bir başbakan!

Yukarıya söz geçiremiyor, bankayı kararından vazgeçiremiyor.
Geçenlerde ekranlarda izledik. Başbakan, bankanın sorumlu başkanına, Cumhurbaşkanı’nı yumuşak bir dille yanıtlaması ve Saray’a giderek Cumhurbaşkanı ile uzlaşıcı konuşmalar yapmasını tavsiye ediyordu.
Ama banka başkanı, ekonomiyi ve koşullarını herkesten çok daha iyi bildiğini iddia eden
bir Cumhurbaşkanı ile nasıl anlaşacak?

Şefaat diler gibi, çağırmadığı halde Saray’a gitmeye gönüllü olmadığı ortada.
Banka başkanının, Başbakan’a çağırılırsa elbette Saray’a gideceğini içeren bir yanıt verdiği de söyleniyor.
Lakin ekonomiden de sorumlu Başbakan’ın, Merkez Bankası’na, tepedeki adam koşutunda bir dayatmada bulunmadığı da ortada.
Üstelik hükümette ekonomiden sorumlu Başbakan Yardımcısı Babacan ile Maliye Bakanı’nın tepedeki adam gibi düşünmediği, Merkez Bankası’nın faiz politikasını destekledikleri söyleniyor, yazılmıyor, fakat gerçek bu!

***

Tepedeki adamın, ısrarla kendine özgü, -artık bilmeyeni kalmadı- diktatörlük hevesini karşılayacak başkanlık sistemi konusunda da başbakanla aralarında bir çatlak olduğu artık saklanamaz hale geldi.
Davutoğlu’nun, tepedeki adamla son günlere yine damgasını vuran bir konu olan“başkanlığa ihtiyatlı” duruşunu içeren söylentiler, tepedeki ile Başbakan’ın aynı çizgide olmadığını doğruladı.

Başbakan bir TV’de “kişiler için sistem tartışması yapılmayacağını” belirtti ve“mesele özgürlükçü olmayan bir anayasal sistem içinde gücü bir kişinin elinde toplamak değil. Ne bunu Cumhurbaşkanımız ister, ne ben isterim ne deTürkiye’de aklı başında bir siyasi sadece kendi geleceği için bir şey tasavvur eder” dedi ve…

… Böylece ama idarei maslahatçı bir üslupla, yukardaki adamı da rahatsız etmeden kendine özgü başkanlık sisteminde Cumhurbaşkanı ile aynı kanıda olmadığını açıkladı.
Yukarısı ile hükümet arasındaki anlaşmazlıkların bir diğer örneğini şu haber doğruluyor.
Cumhurbaşkanı, hükümetin mal bildirimiyle ilgili hazırladığı yasaya ve imarda yapılan düzenlemelere, inşaat sektörüne zarar verir diye karşı çıkıyor.
Bu konudaki düzenlemeler tepedekinin açıklamalarından sonra seçim sonrasına kaldı.

***

Halkın seçtiği Cumhurbaşkanı’nın başbakanla yetki çatışmalarına neden olacağını
önceden kestirmek için müthiş öngörü sahibi olmaya da gerek yoktu;
RTE’nin kişiliğini ve siyasal ihtiraslarını bilmek yeterliydi


Geçmiş ola!

==========================================

Dostlar,

Bir parlamenter rejimde, simgesel olması gereken / olan Cumhurbaşkanı Meclis tarafından seçilmek (gerçekte atanmak – görevlendirilmek) yerine halka seçtirilirse,
artık parlamenter rejimden söz edilemeyeceğini bu sitede çok yazdık..

Gerçekten biz de üstad Cüneyt Arcayürek gibi “Geçmiş olsun” diyoruz..

Artık Türkiye’de siyasal / politik olarak melez bir rejim söz konusudur.
Yarı başkanlığa yakın bir başkalaştırılmış / yozlaştırılmış parlamenter rejim..
Dünyada örneği olmayan yoz (dejenere)  bir türev..

Öte yandan gerçekte – eylemli olarak (de facto) ise, Cumhurbaşkanı olduğu söylenen zatın
(Bay RTE) bitip tükenmeyen kesinlikle patolojik hırs ve ihtiraslarıı nedeniyle,
yarı başkanlıktan öte totaliter – despotik bir rejime süreklenmiş bulunuyoruz.

Rejim bunalıma sokulmuştur.
Anayasa askıdadır ve 12. CB – Yarı Başkan Bay RTE fiilen anayasa suçu işlemektedir!

Erdoğan, Anayasayı apaçık, bilerek ve isteyerek (taammüden) çiğneyerek
rejimi başkalaştırmakta, yozlaştırarak bir dinci – faşist düzene sürüklemektedir.

Bay RTE ve partisi AKP ülkede fiilen sivil darbe yapmaktadır, yapmıştır.

Böylesi durumlarda halkın meşru direniş hakkı doğar.
Dünya siyasal yazınında (literatüründe) klasik bir kuraldır bu olgu.

Toplum bedelini öder ama ülkeyi raydan çıkaranlardan da hesabını mutlaka sorar..
Bu tür diktatorya heveslileri kural olarak hep ama hep acı ve sefil sonlarla karşılaşırlar..

Hitler sefil bir ortam ve psikoloji içinde intihar etmiştir..
Mussolini bacağından asılmıştır.
Kaddafi‘nin ölüsünün ırzna geçilmiştir.
Mübarek demir kafeste yargılanmıştır..
Saddam idam görüntüsüyle boynu kırılarak infaz edilmiştir..
Menderes ve 2 bakanı asılarak idam edilmiştir..
…..
Yeter mi?

Üstelik Kuran’da da “Siz hiç ders almaz mısınız?” sorusunun kaç kez geçtiğini de
Müslüman geçinen zevata soralım…

Sevgi ve saygı ile,
08.02.2015 

Dr. Ahmet Saltık
www.ahmetsaltik.net