Batı Asya ve Türkiye’de tanyeri ağarırken

Batı Asya ve Türkiye’de tanyeri ağarırken

Doğu Perinçek

Doğu Perinçek
dogu.perincek@iscipartisi.org.tr
AYDINLIK, 04 Ekim 2015

Rusya, artık yalnız Suriye’de değil, aynı zamanda Doğu Akdeniz’dedir. Ukrayna’da karşı karşıya gelen ABD ile Rusya, Suriye’de işbirliği yapmaz. Anlaşma falan yok, Rusya, Batı Asya’da ABD’ye karşı cephe tutmuştur.

BATI ASYA’DA OLUŞAN CEPHE

Batı Asya’da, Suriye, Irak, İran ve Rusya aynı cephededir. Almanya da onlarla birliktedir. ABD’nin Volkswagen’i hedef alarak Almanya sanayisine açtığı savaş stratejik düzlemdedir. Berlin, Washington’a direniyor. Bu direnme, yalnız ekonomi alanında değil, her cephededir.
Çin Halk Cumhuriyeti, ABD’yi barışçı yoldan geçme stratejisinde hayli yol aldı. Ve artık dünyanın yedi ikliminde ABD tahakkümüne karşı mücadele edenlerin yanında konumlanıyor. Çin yöneticileri, kravatları çıkardılar ve Batılıların “Mao ceketi” dedikleri Asya ceketlerini giydiler. Çin ile Rusya arasındaki işbirliği sağlam adımlarla ilerliyor. Washington’un eski
akıl hocalarından Brzezinski’nin “Aman Çin’e karşı Rusya’yı yanımıza çekelim” öğütleri
bir işe yaramadı.
Toplam olarak baktığımız zaman, Batı Asya’da bölge ülkeleri ile Rusya, Almanya ve Çin ortak cephede buluştu. Artık Suriye, Avrasya’nın, başka deyişle Avrupa+Asya’nın ön cephesi oldu. Ön cephe kuşkusuz bölge genişliğindedir.

ABD’NİN PİYONLARINA VURAN VURANA

“Vekâlet savaşları” deniyor, biz “piyon savaşları” diyoruz. Batı Asya devletleri, ABD’nin piyonlarını artık buldukları yerde köşeye sıkıştırıyor ve pataklıyor. Herkes “IŞİD’e vuruyorum” diyerek ABD’nin piyonlarına vuruyor. Washington, “Hani IŞİD’i vuracaktınız, benim adamlarımı vuruyorsunuz” diye yakınmakla meşgul.
24 Temmuz’da Türk Silahlı Kuvvetleri’nin ABD’nin “Kara gücüm” dediği PKK’ya karşı başlattığı harekâta Washington hiçbir ciddî yanıt verememiştir. Bu kez Rus uçakları yine ABD’nin “bizim adamlarımız” dediği teröristleri dövüyor. ABD, ateşe sürdüğü örgütlere
sahip çıkamıyor.
YENİ ÇAĞ
Bölgede kuvvet dengeleri değişmiştir. Hatta dünya ölçeğinde kuvvet dengeleri değişmektedir. ABD, Suriye’de ve genel olarak Batı Asya’da yenilmiştir. “ABD yenilmez” diyenler de yenilmiştir. Beş yüzyıllık Atlantik Çağı, artık arkada kalıyor. Dünya Asya Çağına girmektedir.

TÜRKİYE’NİN ÖNÜNDEKİ ÇAĞDAŞLAŞMA ÇAĞI

2000’li yılların başında CIA, “21. Yüzyılın Perspektifleri” gibi bir başlıkla rapor yayınlamıştı. Orada Türkiye’nin 21. Yüzyıldaki çıkarlarının Asya’da olduğu belirtiliyordu. Türkiye’nin işbirliği yapacağı ülkelerin, Batı Asya ülkeleri yanında Rusya ve Çin olacağı öngörülüyordu.
Bu nedenle Türkiye, ABD’nin isteğiyle Avrupa Birliği’ne aday üye yapıldı ve Atlantik kapısına bağlandı. Ancak şimdi Atlantik ittifakının kendisi parçalanmaktadır. Almanya Başbakanı Merkel’in ABD ile birlikte Rusya’nın Suriye harekâtından kaygılanan bildiriye imza atması
bu gerçeği değiştirmiyor.
Türkiye’nin önündeki seçeneklere bakıyoruz.
Tek seçenek kaldı, tek mecburiyet var Türkiye, toprak bütünlüğünü korumak ve Atatürk rotasında ilerlemek için,
Batı Asya’daki ve Avrasya’daki konumuna yerleşmek durumundadır.
  • Türkiye, Atlantik sistemi içinde borca battı, bölündü ve
    tarikat-cemaat pençesine düştü.

Şimdi Türkiye, Asya’daki konumuna yerleşerek çağdaşlaşma hedefine ilerleyecektir.
Atlantik’te yıkıma uğratılan Atatürk Devrimi, Asya’da ayağa kalkacaktır.

KÜRT KORİDORU’NDA BOZGUN VAR

ABD’nin Türkiye’yi yeniden 1990 öncesine götürme şansı bulunmuyor.

ABD’nin kendisi Türkiye için tehdit haline gelmiştir.

Washington’un PKK’yı feda ederek Türkiye ile eski günleri canlandırma şansı da geçerli değildir. PKK/PYD, zaten herkes tarafından feda edilmiştir. ABD’nin “Kürt Koridoru” girişimi, Türk Ordusunun harekâtından ve en son Rusya’nın harekâtından sonra bozguna uğramıştır. Artık hiçbir güç, Barzanistan’ı Doğu Akdeniz’e bağlayamaz. Birleşen Suriye’de Kürtlere kuşkusuz yer vardır ama Kürt bölücülüğüne izin olmayacaktır. Rusya ve Suriye, PYD’ye Suriye’nin bütünlüğü dışında bir seçenek tanımıyorlar. PKK/PYD’nin ABD-İsrail Koridoruna hizmet seçeneği de artık geçersizdir.

ABD’NİN ÇARESİ YOK

Girdiğimiz süreçte artık Türkiye’de ABD’ye dayanarak iktidar olma ve iktidarda kalma formülleri de geçerliğini yitiriyor. O nedenle Davutoğlu’nun ve Tayyip Erdoğan’ın Rusya’ya üzüntülerini beyan etmelerinin siyasette karşılığı bulunmuyor.
Türk Ordusunun 24 Temmuz’da başlayan harekâtı, yalnız iç cephede değil, dış cephede de
yeni bir dönemi açmıştır. Türkiye, ABD’nin piyonlarına vurarak Atlantik sistemine başkaldırmış bulunuyor. ABD’nin bu süreci geri döndürmek için yapabilecekleri sınırlıdır. Kuşkusuz macera da bir seçenektir. Ancak o tür girişimler ABD tarihine “delilik” olarak geçer. Nitekim Obama’nın dün gece “Kürt savaşçılarından” medet umar hale düşmesi çaresizliğin itirafıdır.
Türkiye, yalnız Bölücü Teröre karşı mücadelesiyle değil, borç batağından kurtulmak için de ABD’nin zincirlerini kırmak durumundadır. Atlantik sistemi içinde Üretim Ekonomisi kurma şansı bulunmuyor. Atatürk önderliğinde 1930’larda Planlı Karma Ekonomi uygulanarak gerçekleştirilen “Türk Mucizesi” yeniden gündemdedir. Bir seçenek olarak değil,
mecburiyet olarak Türkiye’nin biricik çıkış yolu budur.

TÜRKİYE’NİN VE DÜNYANIN YAKIN GÜNDEMİ

1.Türkiye, üretim ekonomisine geçecektir. Planlı Karma Ekonomi görüş mesafesi içindedir.
2.Türkiye, komşuları Suriye, Irak, İran, Azerbaycan ile birlikte hatta bir süre sonra Lübnan ve Mısır’ın da katılmasıyla Batı Asya Birliği’ni oluşturacaktır.
3.Türkiye, Şanghay İşbirliği Örgütü’nde, Rusya, Çin, Orta Asya Türk Cumhuriyetleri, Hindistan ve diğer Asya ülkeleriyle dünya barışı ve ekonomik kalkınma için el ele verecektir.
4.Avrupa+Asya ittifakı olan Avrasya Birliği dünya gündemine girmiştir.
5.ABD, önümüzdeki süreçte Batı Asya’da oluşan yeni durumu kabul etmek ve Batı Asya ülkeleriyle işbirliğine yönelik politika oluşturmak dışında bir seçeneğe sahip değildir.
Bunun dışındaki zorlamalar, ABD’nin ağır yenilgisiyle sonuçlanır.
6.Türkiye’de Atlantik’te bölünme ve borca batma döneminin sonuna geliyoruz.
ABD işbirlikçileri ve PKK dostları önümüzdeki dönemin kaybedenleridir.
7.Bu koşullarda Türkiye’de Vatan Partisi Programı artık gündemdedir.
Bu süreçte Millî Hükümetin kuruluşunu kimse önleyemez.==================================

Dostlar,

Vatan Partisi Genel Başkanı Sayın Doğu Perinçek oldukça iyimser ve uzuuun bir yazı
kaleme almış..

İnsanın “Nerdeeeee??” diyesi geliyor..

Keşke, keşke, keşke…

Sevgi ve saygı ile.
06 Ekim 2015, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net
profsaltik@gmail.com

Prof. Yaman Örs : Seçimler ve büyük yalanlar

Seçimler ve büyük yalanlar

Bu yalanların konuları, tarihsel sıralanmalarıyla şöyledir:

– Büyük “Ermeni Soykırımı” yalanı.
– “27 Mayıs”ın geniş bir toplum hareketi ile birlikte giden
kaçınılmaz bir askeri ihtilal olmayıp bir “askeri darbe” olduğu yalanı.
– Avrupa Birliği’ne girilmeyeceği gerçeğini saklayan ülkemizde
bir Avrupa Birliği Bakanlığı’nın bulunuşu.

Yaman_Ors_portresi

 

Prof. Dr. Yaman Örs
AYDINLIK
portalı, 24.6.15 

 

 

Demokrasiyi seçimlerle bir tutan, onları neredeyse özdeşleştiren düşünüş biçimi, yalnız ülkemizde değil, daha başka ülkelerde, bu arada gelişmiş olanlarda hiç de az olmayan sayıda önemli sayıda yandaş bulmuş görünüyor. Ben burada doğrudan bu konu üzerinde durmaktansa, seçim sürecinde söz konusu olan iki kesimin, “seçilenler”le “seçenler”in konumunu; daha doğrusu bu konumdaki yaklaşımlarını çok kısa biçimde ele almak; sonra da, ülkemizde yaklaşan seçime yönelik olarak seçmenlerin parti seçimi konusuna kısaca değinmek istiyorum.

SEÇİLENLER

Bence bu konudaki görünüm, birbiriyle yakından ilişkili biçimde gelişmiş olan Yeni Dünya Düzeni ve Modernlik Sonrası (Post-modern) düşünüş biçimi ile de önemli ölçüde bağlantılıdır. Bu görünümde en başta şu gelişmeleri sayabiliriz. İnsanlarda aşırı bir öznellik ve bencillik; paraya ve onunla elde edilen ne varsa onlara verilen değerin “büyük yükselişi”; çıkarcılığın, alancılığın, genel olarak ahlâkdışılığın, başka kötülüklerin büyük boyutlara ulaşması… Seçilecekler arasından seçilenler, belki bu konulardaki becerilerinden dolayı çok başarılı olmuşlar ve sonuçta, çok özledikleri koltuklara oturmuş olmaktadırlar.
Bu bağlamda, genelde eğitimin önemi ile ikinci bir “meclis” olarak “senato”nun işlevini, günümüzde ise bunların ülkemizdeki eksikliğini anımsayabiliriz.

Seçilmek isteyen adaylar arasında karşıt örnekler vermek, benim burada söylemek istediklerimi daha çok açıklığa kavuşturabilir sanıyorum.

Yer: Oslo. Norveç Parlamentosu. Sırtında taşıdığı bebeğiyle oturan genç bir kadın milletvekili. Avrupa’da bir başkent. Oldukça genç ve çağdaş bir Türk kadını. CHP üyesi. Ressam, şair, yazar, etkin siyaset yapıyor… (Ama bir “siyasetçi” değil. ) İlgi duyduğu ve ürün verdiği alanlarda Avrupa’nın belli başlı kurumlarında etkin üye. Orta eğitim sıralarından beri ana düşüncesi / amacı, siyasal etkinlik aracılığı ile ülkesine hizmet etmek.

Ve de Ankara. Bir devlet kurumunun genel müdürü. Daha önceki bir seçimdeki aday olma amacını şöyle özetliyor:

“Devlet hizmetinde yoruldum; artık Meclis’e girmek ve biraz dinlenmek
/ rahat etmek istiyorum…”



BÜYÜK YALANLAR

Burada, seçimlerden önce ülkemizde (ve dünya genelinde) belki çoğu siyasetçinin “olağan” diyebileceğimiz yalanlarından söz açacak değilim. Bunlar daha çok, iktidara geldiklerinde neler yapacaklarına, demek oluyor ki geleceğe yönelik “yalan söz vermeler”dir. Benim kısaca gündeme getireceklerim, ülkemiz için çok önemli olan ve siyasetçilerle birlikte gazeteci, yazar, sanatçı, bilim insanı vb. değişik konumdaki birtakım insanların, bilerek ya da düşünmeden ve araç olarak ürettikleri “gerçeği çarpıtmalar” olacaktır. Türkiye ile ilgili olarak yurt içinde ve yurt dışında gittikçe yoğun biçimde gündeme getirilen üç “büyük yalan”la ilgili olarak partilerin tutumlarının dikkate alınması, seçimler ve ülkemiz açısından kuşkusuz çok önemlidir. Hangi parti bunlar için ne yargıda bulunmakta, onları nasıl yorumlamakta, onlar için ne yapma sözü vermektedir?

Bu yalanların konuları, tarihsel sıralanmalarıyla şöyledir:

1. Büyük “Ermeni Soykırımı” yalanı.
2. “27 Mayıs”ın geniş bir toplum hareketi ile birlikte giden kaçınılmaz bir askeri ihtilal olmayıp bir “askeri darbe” olduğu yalanı.
3. Avrupa Birliği’ne girilmeyeceği gerçeğini saklayan ülkemizde bir
Avrupa Birliği Bakanlığı’nın bulunuşu.

CHP ve VATAN PARTİSİ’nin SİYASAL KONUMLARI

“Kendisiyle tanışırız. Ama ben Doğu Perinçek’i sevmem! Bu seçimlerde oyları bölmeyelim. Vatan Partisi’ne oy vermeyi sonraki seçimlere bırakabiliriz.” Bu sözleri, yaşıtım olan bir arkadaşım seçimlerden önce söylemişti. Buradaki “oyları bölmeyelim” anlatımı, ilkece ne zaman söz konusu ya da geçerli olabilir? Belli seçmen kitlesinin, benzer siyasal görüşleri olan iki siyasal oluşumdan daha çok birine oy vermesi ve karşı siyasal görüşlerin karşısında öne geçmesi istendiğinde değil mi? Vatan Partisi’ni bir uca, iktidardaki partiyi karşı uca koyalım. Burada, CHP’yi, daha doğrusu Y-CHP’yi, nereye yerleştireceksiniz? Atatürk’ten, Cumhuriyet’ten, bilimden, sanattan, çağdaşlıktan, insandan ve doğadan yana olan Vatan Partisi’nin bulunduğu uca yakın bir noktaya mı; yoksa bunun tersine, sayılanların yanında eğitim, laiklik, dış ilişkiler vb. çok önemli birtakım konularda da çağdaşlıktan uzak iktidara yakın bir yere mi?

Seçimlerde, çok oy alamadı ama Y-CHP’den uzak durup, aydınlığa yönelmiş ve toplumu birleştirici Vatan Partisi’ni desteklemenin, sol görüş ve yurtseverlik adına en doğru tutum olduğu daha şimdiden ortaya çıktı.

=======================

Dostlar,

Meslek büyüğümüz Sayın Prof. Dr. Yaman Örs‘ün yazısı, “seçim sonrasında” okunduğunda daha da çarpıcı değil mi??

Sayın Örs’ü, ADD Edirne Şubesi Başkanı iken (1996-2000) Edirne’ye bir konferansa davet ettiğimizi anımsıyoruz. Yaman hoca tıpta 2 ayrı dalda Patoloji ve Tıp Tarihi (sonradan Deontoloji – Tıp Tarihi) uzmanlıklarını aldı. Daha sonra 1991’de ODTÜ Felsefe bölümünde doktora derecesi kazandı.. Dopdolu bir Cumhuriyet aydını.. 1936 doğumlu ama Yüce Atatürk’ün en kutsal armağanı olan Cumhuriyetimizi emanet ettiği Cumhuriyet gençlerinden!

Çok sayıda kitabından özellikle Kaynak yayınlarından çıkan “EVRİM” adlı yapıtının okunmasını çok salık veririz. Bilimsel olarak tüm fosil serisiyle tümüyle kanıtlanmış olan Charles Darwin’in Evrim Kuramı‘nın karşıtı Yaradılışçı Adnan Oktar (gerçekte akıl hocaları) bu kitaptan çok rahatsız olmuş, kendince “Yaman Hocanın yanlışları” başlığı ile yanıtlamaya çabalamıştı.

Evrim

Sevgi ve saygı ile.
24 Haziran 2015, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net
profsaltik@gmail.com

E. Orgeneral Saldıray Berk Vatan Partisi Saflarında!

E. Orgeneral Saldıray Berk
Vatan Partisi Saflarında!

E.Orgeneral Saldıray Berk Vatan Partisi Saflarında!

3. Ordu ve EDOK Komutanlığı yapan
E. Orgeneral Saldıray Berk, Vatan Partisi’ne katıldı

3. Ordu ve EDOK Komutanlığı yapan  E. Orgeneral Saldıray Berk, Vatan Partisi’ne katıldı. Vatan Partisi saflarına katılan Berk, “Neden Vatan Partisi’ne katıldığını” şu satırlarla anlattı: 

Neden Vatan Partisi

Büyük Atatürk ve Kuvayi Milliye ruhu bu çatı altında bulunduğu için Vatan Partisi’ndeyim.

Cumhuriyetin temeli olan Altı Ok’a sahip çıkıldığı, Büyük Kurtarıcı’nın Cumhuriyeti
emanet ettiği, Türk Gençliği ve Mustafa Kemal’in askerleri bu çatı altında bulunduğu için Vatan Partisi’ndeyim.

Gerçek Türk milliyetçileri bu çatı altında birleştiği, deneyimli ve genç kadrosuyla
ülke yönetimine talip olduğu için Vatan Partisi’ndeyim.

Ülke bütünlüğü ve tam bağımsızlık idealine sahip çıkıldığı için Vatan Partisi’ndeyim.

Ayrıca her zaman vatan sevgisi ve özveri timsali olarak gördüğüm Genel Başkanımız
Sayın Doğu Perinçek’in bulunduğu çatı olan Vatan Partisi’ndeyim.

Vatanseverleri ve ülke geleceğinden kaygı duyanları bu çatı altına bekliyorum.

Saygılarımla. 7 Mayıs 2015

Saldıray Berk

*****

E. Orgeneral Saldıray Berk kimdir?

1968 yılında Kara Harp Okulundan, 1969 yılında Topçu ve Füze Okulu’ndan mezun olmuştur. 1976 yılına kadar Kara Kuvvetlerinin Topçu birliklerinde görev yapmıştır. 1978  yılında
Kara Harp Akademisinden mezun olmuş, 2. Kolordu Karargahı ve 39. Tümen Karargahlarında Plan Subayı ve Şube Müdürlüğü görevlerini yürütmüştür. Kara Harp Okulunda öğretim üyeliği ve Kara Kuvvetleri Karargahında Plan Subaylığı yapmıştır. Daha sonra 3 yıl Moskova
Kara Ataşeliği, Kara Kuvvetleri Komutanlığında Şube Müdürlüğü  ve 39. Topçu Alay Komutanlığı yapmıştır. 1995 yılında Tuğgeneral olarak 2. Ordu Karargahında, Bakü Silahlı Kuvvetler Ataşeliği ve 1. Piyade Tugay Komutanlığı yapmıştır. 1999’da Tümgeneralliğe yükseltilerek, Kara Kuvvetleri Denetleme Başkan Yardımcısı, Genelkurmay Personel Daire Başkanlığı ve 23. Jandarma Sınır Tümen Komutanlığı görevlerinden sonra 2003 yılında Korgeneralliğe terfi etmiştir. Bu rütbede Genelkurmay Personel Başkanı ve
4. Kolordu Komutanlığı yapmıştır. 2007 yılında Orgeneralliğe terfi ederek 3. Ordu Komutanlığı ile Kara Kuvvetleri Eğitim Komutanlığı görevlerini yapmıştır.  2011 yılında kadrosuzluk nedeniyle emekli olmuştur.

====================================

Sayın E. Org. Saldıray Berk Paşa’ya “Vatan’a hoşgeldiniz” diyor,
ülkemize hayırlı olmasını dilkiyoruz..

Sevgi ve saygı ile.
9 Mayıs 2015, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net
profsaltik@gmail.com

“Ermeni Soykırımı” Yalanını Kökten Bitiriyoruz!

"Ermeni Soykırımı" Yalanını Kökten Bitiriyoruz!

“Ermeni Soykırımı” Yalanını
Kökten Bitiriyoruz!

Hiçbir güç Türkiye’yi diz üstü çökertemez!
Biz büyük Türk Milletiyiz!

 

AVRUPA PARLAMENTOSU AVRUPA HUKUKUNU ÇİĞNİYOR

AİHM’e göre 1915 olayları ‘soykırım’ kapsamında değildir.
AİHM, 1915 olaylarının Yahudi Soykırımı’na benzemediğini de vurgulamaktadır. Bilindiği gibi AİHM kararları bütün Avrupa Devletleri için bağlayıcıdır.
Avrupa Parlamentosu için de bağlayıcıdır.
Avrupa Parlamentosu, Avrupa hukukunu çiğnemektedir.

Biz gerçeklere, hukuka ve Kurtuluş Savaşımızın haklılığına dayanıyoruz.
Tehdidin kaynağını doğru saptıyoruz :

Cumhuriyetimiz ve vatan bütünlüğümüz hedef alınmıştır!

Bu karar, çürüyen emperyalist Avrupa’nın kararıdır. ABD emperyalizminin
“Büyük Kürdistan”
planına alet olmaktadırlar. Avrupa Parlamentosu’nun
bu emperyalist kararını yırtıyor ve Avrupa çöplüğüne atıyoruz.

Karslılar, Ardahanlılar, Iğdırlılar, Erzincanlılar, Vanlılar;

Ermeni Soykırımı yalanını en iyi sizler bilirsiniz. Dedeleriniz vatan savunması yaparken arkadan hançerlendik. Tüm yurttaşlarımıza çağrımızdır; Egemenliğimiz, Cumhuriyetimiz ve Vatanımız için yürüyoruz. 24 Nisan Cuma günü saat 14.00’te Beyoğlu Galatasaray Meydanı’nda toplanıyoruz. Genel Başkanımız Doğu Perinçek tüm dünyaya seslenecektir.

Hiçbir güç Türkiye’yi diz üstü çökertemez! 

Biz büyük Türk Milletiyiz! 

Soykırım yapmadık vatanımızı savunduk!

Avrupa Parlamentosu’nun “Dünyada İnsan Hakları ve Demokrasi” Raporu’nun Düşündürdükleri

 Avrupa Parlamentosu’nun
“Dünyada İnsan Hakları ve Demokrasi”
Raporu’nun Düşündürdükler
i

portresi2

 


Onur ÖYMEN

 

Avrupa Parlamentosu, 12 Mart 2015’te kabul ettiği “Dünyada İnsan Hakları ve Demokrasi” başlıklı yıllık raporunda bütün Avrupa ülkelerinin “Ermeni Soykırımını” kabul etmeleri için çağrıda bulundu.

Avrupa Parlamentosu kararında 1. Dünya Savaşı yıllarından Ermenileri saldırıları ile öldürülen yüzbinlerce Türk’ten tek kelimeyle bile söz edilmiyor.

Bu çağrı, Türkiye’ye ve Türk milletinin geçmişine ağır bir hakaret anlamı taşımaktadır.

Özellikle Doğu Perinçek’in bir İsviçre mahkemesinin soykırım savını onaylaması üzerine
açtığı davada Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin Perinçek’i haklı bulan ve soykırım savını
kabul etmeyen kararından sonra Avrupa Parlamentosu’nun aldığı bu karar hukuka da
açık bir saygısızlık anlamı taşımaktadır.

Bu denli haksız ve Türk milletini rencide edici bir karar karşısında ne yazık ki
TBMM’den, Hükümetten, siyasi liderlerden ve basından gerekli tepkiyi duyamadık.
Oysa siyasetçilerin de basının da en önemli görevlerinden biri milletimizin haysiyetini korumak ve ülkemizin geçmişine sahip çıkmaktır.

Öte yandan, bazı Ermeni örgütleri de sözde soykırımın 100. Yıldönümünü 24 Nisan’da İstanbul’da anmak (AS: 2015) için bir kampanya başlatmışlar. Fransa’nın eski Dışişleri Bakanı Bernard Koucher ile Avrupa Parlamentosu milletvekili Daniel Cohn Bendit
ve şarkıcı Charles Aznavour bu kampanyaya destek olanlar arasında.
İşin daha da hazin olan yanı, kimi Türk öğretim üyeleriyle gazetecilerinin de
bu kampanyaya destek vermeleri.

Acaba bu kampanyaya destek olanlar 1. Dünya Savaşında Ermenilerin öldürdüğü Türkleri
veya Hocalı’da Ermenilerce insafsızca katleden Azeri kardeşlerimizi veya
Ermeni terör örgütü ASALA’nın katlettiği diplomatlarımızı anmak için
Erivan’da bir tören düzenlemeyi önermişler midir?

Gerek Avrupa Parlamento’sunun kararı gerek İstanbul’da yapılması öngörülen sözde soykırım toplantısı girişimi karşısında sessiz ve tepkisiz kalmak mümkün müdür?
Sessiz kalanları içimize sindirebilir miyiz?

Unutulmasın ki, haksız suçlamalara ve saldırılara karşı ülkesini ve milletini savunamayanların yeri tarihin karanlık sayfalarıdır.

==================================

Çoooook teşekkürler ve yazdıklarınıza aynen katılarak Sayın Öymen…

Sevgi ve saygı ile.
12 Nisan 2015, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net
profsaltik@gmail.com