ATIN AĞZINDA KAÇ DİŞ VARDIR? YA DA DİNSEL BAĞNAZLIK NEDİR?

Prof. Dr. Halil Çivi / İMZA...Prof. Dr. Halil Çivi
İnönü Üniv. İİBF Eski Dekanı

Varan -1

Orta Çağ dönemidir. Papazlar (Hristiyan Ulema) Paris’te, atın ağzında kaç diş olduğunu saptamak üzere bir kilisede toplanırlar. Rahatsız edilmemek için de, kilisenin kapılarını kapatıp dışarıya nöbetçi dikerler.
Tartışma birkaç gün sürer. Ama bir sonuca ulaşılamaz. Çünkü atın ağzında kaç diş olduğu bilgisi Hristiyanların kutsal kitabı olan İNCİL‘de yoktur.
Zaten o zamanın ruhban sınıfına göre, İncil’de olmayan bir bilginin doğruluğu asla kabul edilemez.
Toplantıdaki genç bir papaz, tartışmayı sonlandırmak için, bir atın bulunup dişlerinin sayılmasını önerir. Fakat yaşlı papazlar, böyle bir şeyin İncil’e hakaret olduğunu ve İncil’in dünyevi ve uhrevi her türlü bilgiyi kapsadığını ileri sürüp genç papazı AFOROZ ederler. Yani dinden çıkmış sayarlar(×).
Halbuki genç papazın önerisi aklîdir (ussaldır), deneyseldir, bilimseldir ve doğrudur.
Meraklıları için söyleyelim; kimi at cinslerine göre önemsiz farklar olmakla birlikte, yetişkin aygırların ağzında 40, kısrakların ağzında 36 diş vardır.

Varan- 2

1970’li yıllardı. Erzurum Atatürk Üniversitesi’nde görev yapıyordum. Adını vermek istemediğim Dindar(!) bir meslektaş büromdan içeri girdi. Elindeki birkaç sayfalık bir yazıyı bana uzattı.

– “Sen eski bir imamsın bu yazıyı oku. Çünkü bir dergide yayınlamak istiyorum.”

Yazıyı okumaya başladım. Yazının özü, özeti “Kanatlı hayvan pisliklerinin (bağırsak çıktılarının) suları kirletmeyeceğini, bu çıktıların bulaştığı suların içilebileeğini” savunuyordu.
Gerekçesi de bir savaş esnasında, Hz. Peygamber’in, kanatlı hayvan pislikleri bulaşmış bir göl suyundan içmeleri için askerlere izin vermesiydi. Eğer İslam peygamberi bir konuda ruhsat vermişse bu ruhsat her zaman ve her koşulda doğru olmalıydı.

Çöl koşulları, savaş durumu, başka bir su içme seçeneğinin yokluğu hatta Hz. Muhammed’in de bir fani, herkes gibi bir kul, insan olduğu unutulmuş ya da göz ardı edilmişti…

İlgili arkadaşa,

– “Bak arkadaşım, yanı başımızda fen fakültesi laboratuvarı var. Kuş pisliği bulaşmış bir su örneği hazırla. Laboranta ver. Laborant tahlili yapar ve doğru sonucu sana söyler.” demiştim. Ancak ben, ilgili kişi tarafından inanç zayıflığı ve haşa, Hz. Muhammed’e saygısızlıkla suçlanmıştım!..

Ne yazık ki, bu vb. bağnaz tutumlar, ilk emri “oku” yani öğren araştır olan ve “aklı olmayanın dini olmaz”, ” aklını kullanmayanın üzerine pislik yağar” diyen Kutsal kitabımıza da aykırıdır.
Bu bağnaz zihniyet (anlayış), Taliban, IŞİD, Bokoharam… vb. cemaatların zihniyetidir.

Ne yazık ki bu vb. tutum ve davranışlar, Türkiye dahil, çoğu İslam ülkelerinin belli cahil kesimlerinde hala yaşamayı sürdürüyor.

1400 yıldır hala, nakilci din ve inanç anlayışından akılcı din ve inanç anlayışına henüz tam olarak geçemedik.

Son söz                          :

Hiç unutulmasın ki akıl, idrak ve bilimden yoksun kör ve bağnaz cehalet; salt aklın ve bilimin değil; salim ve doğru din anlayışının, yani gerçek İslam öğretisi ve ahlakının da baş düşmanı ve celladıdır.

(×)- Abdülbaki Erdoğmuş; İSLAMSIZ MÜSLÜMANLIK, Elips Yayınları, 2022, İkinci Baskı.ss 127-128

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir