Nusret KEBAPÇI : CUMHURİYET


CUMHURİYET… 

Nusret KEBAPÇI
29 Ekim 2015

Daha yazımın başında söyle bir soru sorsam ve desem ki…
Cumhuriyetin kurulmasının üzerinden 92 yıl geçmesine karşın bir kısım çevreler tarafından hala Atatürk’e ve Cumhuriyet’e saldırılmasının nedeni ne olabilir?
Aslında isterseniz siz yanıtlamadan ben bu konudaki düşüncelerimi açıklayayım,
sonra siz ne isterseniz onu söyleyebilirsiniz…
Bakın öncelikle bir şeyi vurgulamamda yarar bulunuyor…
Yalnızca Atatürk için de söylemiyorum, bu, devrim yapmış hemen tüm ülke liderleri açısından geçerlidir. Eğer bir ülkede devrim yapılmış ve hemen her alanda yapısal değişiklikler meydana gelmişse, bundan çıkarı bozulan iç ve dış çevreler yapılan bu devrimi asla, hiçbir biçimde
benimsemedikleri gibi;
Bunu tüm özellikleriyle birlikte ortadan kaldırmak için..
Daha basit açıklamaya çalışayım…
Karşı devrimi yaşama geçirmek için hiçbir fırsatı kaçırmazlar…

Ne mi yaparlar? Doğrusunu isterseniz çok şey ama bu biraz da ülkede gerçekleştirilen devrimin boyutlarıyla orantılıdır dersek. Sanırım abartıya kaçmamış oluruz. Şimdi burada duralım ve devam edelim:

Atatürk Cumhuriyeti kurdu kurmasına da bizim için… Yani Türkiye için ne değişti, yaşamımızda ne gibi bir farklılık oluştu? Doğrusunu isterseniz en önemli değişiklik zaten Cumhuriyetin ta kendisiydi…Neden mi? Bakın şimdi…
Cumhuriyetin en basit, yani herkes tarafından bilinen tanımı…
Halkın seçtiği temsilciler aracılığıyla yönetilmesi… Daha doğrusu…
Egemenliğin kayıtsız şartsız millette olması değil mi?
Peki; değişmez dini yasalarla ve değişmez liderle ülkenin yönetilmesini isteyenler açısından
bu şirk koşmak anlamına gelmiyor muydu? Geliyordu ve onlar bu yüzden…
Tüm ulusal mücadele ve bayramları asla benimsemediler…
Aslına bakarsanız karşı çıktıkları sadece Kurtuluş Savaşı ve ulusal bayramlar değildir…
Ortak kimliğimiz olan Türk kimliği de dilimizle birlikte saldırı tehdidi altındadır…

Ve onlar… Bugün bile Osmanlı gibi çok dilli ve çok kültürlü bir devlet kurulması için yanıp tutuşmaktadırlar. Hem zaten kendilerine ve kurdukları hiçbir örgüte Türk adı koymayıp
Osmanlı vurgusu yapmaları da bunun göstergesi olmuyor mu?

Gelelim Emperyalizme…
Çünkü Atatürk’e düşmanlıkta ikinci etken de onlardır… Bu bir bakıma doğaldır da…
Sen kalk halife bir padişah eliyle yıllarca sanayii kurdurma… Onları Kapitülasyonlarla…
Düyunu Umumiye’yle… Reji’yle yönet…
Dini itaatkârlık esas olduğundan kimsenin kılı bile kıpırdamasın…
Sonra… Biri gelsin, kurduğunuz düzeni, halifesiyle, saltanatıyla, kapitülasyon ve tüm sömürü düzeninizle başınıza çalsın. Siz olsanız sever misiniz?
İşte onlar da, bu yüzden sevmiyorlar…

Gelelim zurnanın zırt dediği yere…
Dünyanın hemen her yerinde emperyalistler o ülkenin üretmemesi, ekonomisinin gelişmemesi, ulus kimliğin paramparça edilmesi için etnik ve dini gericilikle işbirliği yapar… Destekler…
Gerçeği söylemek gerekirse yalnızca bu konuda değil hemen her konuda daima önünüzde
iki seçenek bulunmaktadır. Bunlardan birincisi sözde demokrasi adına ya bu etnik ve
dini temelde parçalanıp sömürge olma sürecine teslim olup dağılacaksınız…
Ya da toplumu ortak kimlikte birleştirip ekonomisiyle, maliyesiyle bağımsız güçlü bir ulus olacaksınız…

Atatürk; işte bu ikincisini yapmıştı.

================================

Dostlar,

29 Ekim’e gireli 2 saati aşkın bir zaman oldu..
Cumhuriyetimizin 92. yaşını bitirmesi nedeniyle yazılara yer vermek gerek.
Sayın Nusret Kebapçı’nın yazısıyla başlayalım..

Ne yapmıştı yüce önderimiz Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK ?

  • Toplumu ortak kimlikte birleştirip ekonomisiyle, maliyesiyle…
    bağımsız güçlü bir ulus yaratmıştı..

    Başlıca düşmanlık buna..
    Mustafa Kemal Paşa bu olguyu da öngörmüştü..
    27 Ekim 1927’de Büyük Söylev’ini bitirirken “GENÇLİĞE HİTABE” içinde;

    – “..İstikbalde dahi, seni, bu hazineden mahrum etmek isteyecek,
    dahili ve harici bedhahların olacaktır..
    ” uyarısında bulunmuştu.

    *****

    24 Temmuz 1923’te Lozan Barış Andlaşması‘nı bağıtlama zorunda kalan Batı emperyalizmi, masadan kalkar kalkmaz el altından 10 Ağustos 1920’nin Sevr Andlaşması‘nı uygulama çabalarına başlamıştı.. Yer yer sinsi, yer yer AB Parlamentosu kararlarında apaçık yer verilerek!

Dolayısıyla;
– son derece uyanık, dikkatli,
– uluslararası düzlemdeki gelişmeleri titizlikle izleyen, önlemlerini dinamik olarak sürekli alan, – ülke içinde de Cumhuriyetin temel değerlerini tüm yurttaşlarına eylemli olarak sunup yaşatan
– ve kendi halkını Cumhuriyetin asıl koruyucu – kollayıcı ve sürdürücüsü kılan

bir yönetim anlayışı başlıca gereksininmimizdir.

Her durumda TÜRKİYE CUMHURİYETİ sonsuza dek yaşatılacaktır.
Çünkü Büyük ATATÜRK’ten hem armağan hem de kutsal bir vasiyettir.
“Atılan ok” hedefe kilitlenmiştir..
O hedef, TÜRKİYE CUMHURİYETİ’nin ilelebet payidar kalacağıdır..

Anadolu halkının = Türk Ulusu’nun bu ağır ve onurlu edim – yüküm için
gerek ve yeter tarihsel birikimi kesinlikle vardır..
Bu belirleme kesin bir tarihsel – politik -sosyolojik… veri / olgudur ve
hiç kimse asla, bir an için bile aklından çıkarmamalıdır!

Sevgi ve saygı ile.
29 Ekim 2015, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net
profsaltik@gmail.com

Çanakkale Utkusu’ndan 100 yıl sonra birlikte barış için yüzdüler!

 

(AYDINLIK Gazetesi haber kapısı (portalı) 2.8.2015)

100 yıl sonra birlikte barış için yüzdüler
Özge Öztürk / Gelibolu

Dünya tarihinin en kanlı çarpışmalarından birisinin yaşandığı Çanakkale,
Büyük Zafer’in 100. yılında dünyaya barış mesajı sunan bir uluslararası bir yüzme etkinliğine
ev sahipliği yaptı. Çanakkale Anzak Koyu’ndaki kitabelerde olduğu gibi, Yeni Zelanda ve Avustralya’da bulunan savaş anıtlarında da yer alan, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün 1934 yılında söylediği evrensel barışa örnek sözlerinden yola çıkarak, ‘Dostluk ve Barış’ temasıyla bir anma etkinliği düzenlendi. ‘Gelibolu 1915’ adı verilen yüzme etkinliği büyük ilgi gördü.

ANZAK KOYUNA BARIŞ ÇELENGİ BIRAKTILAR

Yerli ve yabancı 700’ü aşkın yüzücünün katılımıyla, dün saat 11:00’de ‘Kulaçlar Barışa’ temasıyla düzenlenen yüzme etkinliği; Çanakkale Savaşı sırasında Anzakların Gelibolu Yarımadası’nda çıkarma yaptıkları, uluslararası öneme sahip tarihi Anzak Koyu’nda düzenlendi. Etkinlik, yüzücülerin kıyıdan 1915 metre açıkta gemiden atlamasıyla başladı. Başlama sireninin hemen öncesinde suya 100 adet barış çelengi bırakıldı. Ardından ‘Savaşa Hayır’ pankartları açıldı.

DEDELERİ BU TOPRAKLARDA ÖLDÜ

Ermeniler yıllarca 2015’i beklediler. Ancak amaçlarına ulaşamadılar.

İnsanların vatan toprağı için kanını döktüğü bu şehirde, ataları burada can vermiş
yabancı yüzücüler de vardı. Yeni Zelandalı bir yüzücü iki dedesinin de Çanakkale’de yattığını söyledi. Avustralyalı bir başka yüzücü ise duygularını şöyle dile getirdi:

– “Burası görkemli! Bu sabah düşünüyordum; genç, masum ve cesur adamlar burada savaştı. Burada olduğum için çok şanslıyım ve onurlu hissediyorum. Önceden atalarımızın savaştığı
o insanların torunlarıyla birlikte kardeşlik ve barış mesajı verdik, yan yana yüzdük.
Çanakkale önemli bir yer. Atmosferi duygusallaştırdı. Türkiye güçlü bir ülke”
şeklinde konuştu. Yüzücü
-“100. yıl için yüzmek bizim için gururlandırıcı. Hiç bitmesin istedik. Yüzerken buranın
o dönemdeki halini hissederek yüzdük. Çok duygulandırıcıydı. 100 yıl önce toprak için yapılmış bir savaş var ve üzerinden 100 yıl geçmiş. O topraklara sahip çıkan milletin insanlarıyla
barış için yüzüyorsunuz... Bu çok önemli bir adım.” ifadelerini kullandı.

===========================================

Dostlar,

Çanakkale savunmaları bir destandır.
Hakkında onbinlerce sayfa belgesel yazılmıştır.
Yaklaşık yarım milyon genç insana, ince uzun Gelibolu yarımadası mezar olmuştur.
Yarımadanın manevi iklimi ağır ve kuşatıcıdır; orada şehitlerin ruhu hala dolaşmaktadır!
Tarihin çok önemli kırılma noktalarından biridir.
1915’te Çanakkale’yi geçemeyen, dolayısıyla Osmanlı İmparatorluğu’nun
10 Ağustos 1920’ye (Sevr Andlaşması) dek 5 yıl daha uzatmalı bitkisel
(=işgal altında açık sömürge!) olarak yaşamına izin veren bir tarihsel ayraçtır (parantezdir).

Ayrıca, İtilaf Devletleri (İngiltere, Fransa, İtalya vd.) Çarlık Rusyasına yardım ulaştıramamış ve bu sayede Ekim 1917 Rus Devrimi gerçekleştirilerek Bolşevikler Menşevikleri yönetimden uzaklaştırmış Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliğini (SSCB) kurabilmişlerdir.

Yeni Sosyalist yönetim, Batı emperyalizmi ile boğuşan Mustafa Kemal Paşa önderliğindeki Kuvvayı Milliyecilere çok anlamlı destekler sağlamıştır. Moskova Andlaşması ile (Sovyet Rusya ile TBMM Hükümeti arasında 16 Mart 1921Doğu cephesi sağlama alınmış, Sovyetler Türklere mali ve askeri yardımda bulunmuşlardır. Bir vefa borcu  bağlamında, 1. Büyük Paylaşım Savaşı öncesinde Batılı emperyalistlerle yaptıkları Osmanlı topraklarının gizli paylaşım planı
Sykes-Picot Andaşmalarını açıklayarak geri çekilmişlerdir.

*****

Savaştan sonra Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Gazi Mustafa Mustafa Kemal ATATÜRK‘ün Anzak Koyu’na evlatlarının mezarlarını ziyarete gelen annelere verdiği
kısa ve son derece özlü eşsiz söylev, insanlık tarihinde bir dönemeçtir, bir belgedir :

Ataturk'un_Anzaklara_soylevi
Bir askerdir bu sözlerin sahibi..
Hümanist bir asker Mustafa Kemal Paşa
Nice kanlı savaşlardan geçen, askerlerine Conkbayırı’nda “savaşmayı değil ölmeyi emrederek” dünya savaş literatürüne geçen yengin (muzaffer) bir komutan..
Milyonlarca vatan evladının yitiminden, ülkesinin paramparça ve viran duruma düşürülmesinden sorumlu emperyalizmin paralı – kiralık ANZAK Kolordusu‘nun ölen askerlerinin anababalarına söylenen insancıl – barışçıl – sağduyulu – ileriye dönük sözlerdir. Bu askerler ki, dönemin üzerinde güneş batmayan sömürge imparatorluğu İngilteresinin taaa Avutralya ve
Yeni Zelanda’dan devşirdikleri dev yapılı savaş canavarlarıdır
(ANZAC : Australia and New Zealand Army Corps).
İngiliz hükümetinin siparişi ile “The Blue Book” adlı kara propaganda kitabını yazan
ünlü tarihçi Arnold Toynbee,
“Barbar Türkler Konstantinapol’de ayaklandılar.. Uygarlığı yok edecekler..” 
yalanını uydurarak Çanakkale cephesine gönüllü – lejyoner – zorlama.. asker toplamışlardır. Ritmik savaş müzikleri eşliğinde eğiterek saldırgan kişiliklerini beslemişlerdir (Haka dansı!). Devasa adamlardır.. Mehmetçik ise, Tokat’ın “Hey 15’lileri” dahil, 45+ kg tüm “erkekler”den oluşmaktadır. Karnını bile doyuramamaktadır Mehmetçikler..

Canakkale'de_Mehetcik_ne_yedi

Mustafa Kemal Paşa bağrına taş basarak belki de, BARIŞ’a olan vazgeçilmez gereksinim nedeniyle kin – intikam – rövanş vb. ilkel duygulanımlarını bastırmış ve BARIŞA sahip çıkmıştır. 1934’ler, yeni Türkiye’yi kurma yıllarıdır. 1. Sanayi Planı uygulanmaktadır.

Daha sonra aynı Arnold Toynbe Atatürk için şunları yazacaktır :

Arnold_Toynbee'nin_ATATURK_Hakkinda_Sozleri

– “ATATÜRK, Batı dünyasındaki Rönesans, Reformasyon, bilim ve düşünce devrimi, Fransız Devrimi ve Sanayi Devrimi’ni, ATATÜRKbir insan ömrüne sığdırmıştır.”

*****

Görüldüğü gibi en azılı düşmanları bile Büyük ATATÜRK‘ün hakkını yerinde teslim ediyor.
Atatürk hakkında birkaç sayfacık olsun namuslu kaynakları okumamışların (Türk Milli Eğitim Sistemi ne yapar sahi???) O’na ve Devrimlerine en ağır biçimde saldırmaları ne hazin bir çelişki değil mi??

Çanakkale Utkusu‘nun 100. yılında böylesine bir etkinlik hoş olmuştur.
Emek verenlere teşekkür eder, sürdürülmesini dileriz.

Bu arada başta Mustafa Kemal Paşa olmak üzere tüm şehitlerimizi sonsuz bir şükranla
bir kez daha anıyoruz.

Sevgi ve saygı ile.
2 Ağustos 2015, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net
profsaltik@gmail.com

100 Yıl Sonra 24 NİSAN 1915 ve TAZİYE ???


100 Yıl Sonra 24 Nisan 1915
ve Ermenilere Taziye..

Dostlar,

İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi’nden meslektaşımız
Sn. Prof. Dr. Mehmet Ali KÖRPINAR‘ın “sözde Ermeni soykırımı” konulu çalışmasını
paylaşmak isteriz..

Ne ilginçtir ki, Başbakan R.T. Erdoğan‘ın konuya ilişkin (23.4.14, Ulusal Egemenlik Bayramı gününde!) demeci adeta süklüm püklüm Ermenilerden özür dilemeyi bile çağrıştırmaktadır. Öyle ki, Atlantik ötesi merkezler, taziye dileği ile alalanmış bu demeci büyük bir hızla ve  hazla değerlendirmiş ve “Tarihsel değerde” bulmuşlardır! Tarih bilincimiz bize burada bir meddahlık ve orta oyunu çağrıştırıyor.. Tarih, bu olguyu da Tayyip beyin hanesine kaydedecektir..

Bu yıl da Başbakan A. Davutoğlu benzer hatayı işlemiştir.. Aslında “hata” demek “hata” dır.. Bal gibi de davranışlarının sonuçlarını bilerek, hesap ederek adım atmaktadırlar..
Davutoğlu “Tehcir insanlık suçudur” diyebilmiştir. Bir uluslararası ilişkiler uzmanı olan
Prof. Davutoğlu pek ala bilir ki, “tehcir”, zorla göç ettirme (deportasyon) bir “insanlık suçu”
ya da “insanlığa karşı suç” olmayıp, bir ülkenin / devletin / halkın meşru savunma hakkıdır.
Başbakan böyle söylerken kabinesinden bir başka bakanın “Biz soykırım değil tehcir yaptık” savunması da hazin bir hükümet içi çelişkidir, bir AKP klasiğidir.

Ne yazık ve ne acı ki, çooook uzun yüzyıllar Anadolu’da kardeş kardeş Türklerle yaşayan Ermeni tebaa, Rus – İngiliz – Fransız kışkrtmadı ile silahlandırılarak ayaklanmış ve Türk ordusunu arkadan hançerlemiştir. Silahsız halka katliam uygulamıştır. İlk Ermenistan Başbakanı Ohannes Kaçaznuni açık açık bu gerçeği itiraf etmiştir. Bağımsız Ermenistan düşleriyle Batı emperyalisterinin kanlı provokasyonuna alet olmuştur. Yaşanan, Ermeni ayaklanmasının doğurduğu bir kanlı hesaplaşma- kırımdır (mukatele). Bir Devlet, ülkesinin güvenliği için uluslararasıu hukuka göre beli bir toplumkesiminin tehcire tabi tutabilir. ABD de 2. Büyük Paylaşım Savaşı sırasında onbinlerce Japon’u ülkesinin içlerinde interne etmişti.

Ortada bir AİHM – Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Doğu Perinçek kararı dururken..

*****

30 Mart 2014 “tam güç” yüklenme ile iyi kötü geride bırakılmıştı (!?) ama her yeni olay – sınav çoook büyük yığınak gerektirir olmuştur.. Bu kez Başkanlık rejimi için uçan kuştan medet umulmakta ve 80 milyon nüfuslu “mazlum ve masum ülkemiz” in yaşamsal çıkarları bile gözden çıkarılabilmektedir!? Bu çok ağır bir vebaldir ve Erdoğan ile AKP bu vebali de üstlenmiştir..
Katar öyle ağırlaşmıştır ki, ne 1 gr ek yük kaldırabilecek durumdadır;
ne de, ne denli yüklenirseniz yüklenin yürüyebilecek takati kalmıştır..

Fakat Ermenilerin Tanıma + Tazminat + Toprak.. Ermenilerin 3T oyunu!”
bir kez daha sahnededir.. İçerden yeni destekçilerle..
Ancak Lozan ve Moskova Andlaşmaları ile BM’nin “Sınırların Değiişmezliği İlkesi”,
öbür mutlake ngellere ek olarak, Ermenistan’a Türkiye’den toprak verilmesin hukuksal olarak olanaksız bırakmaktadır.

“3 T” hayalinin / planının sonucu T’sinin mutlak bir olanaksılıkla engelli olduğununn
altını özellikle çizmek isteriz.

AİHM Perinçek kararı kapı gibi ortadadır. Seçim gündeminde Vatan Partisi‘ne yarar sağlar ilkelliğiyle bu karar politik koz olarak gereğince kullanılmamaktadır.

– 508 bin Türk Ermenilerce Anadol’da katledildi..
– Hocalı’da 20 küsur yıl önce binlerce Azeri Ermenilerce katledildi..
Ermeni ASALA katil örgütünün şehit ettiği 40’ı aşkın diplomatımızın
hukuku – kanı ne oldu??
(Listesi aşağıda..)

Nerede insanlık, BM, AB, ABD, Batı vs.??
Bu ilkelliğini ve ikiyüzlülüğünü boş bir eldiven gibi Bat’ının yüzüne çarpıyoruz.
Bir ölçüde de içeride gerekli savunmayı yapmayan / yapamayan / yapmak istemeyen
siyasal sorumluların ve işbirlikçi hainlerin suratına..

Bir olgu daha saptanmalı : Ermenileri kışkırtıp silahlandırarak – ayaklandırarak toprak istemi / vaadiyle isyana iten Batılı emperyalistler, ardından uzun yıllar sürecek işgalle Türkiye ile savaşmışlardır.. 1915’lerden 1922 sonlarına dek. Bu süreç yaşanmasaydı, zorla göç ettirilen Ermeni yurttaşlarımız Türkiye’ya daha çabuk dönebilir ve ödenen fatura bu denli ağır olmayabilirdi.

Büyük AATÜRK‘ün bu bağlamda SÖYLEV‘inde yazdıkları özenle okunmalıdır.

Çok sayıda Ermeni insanımzın telef olmasının asıl sorumlusu, gerçek katili Batı emperyalizmidir. Ermeni kardeşlerimiz ne yazık ki 100 yıl sonra aynı hatayı yaparak
Batı’lı emperyal müttefiklei ile kadim komşuları Türkiye’ye adeta savaş ilan etmiştir.

Çoook yazık çok..

AİHM Büyük Dairesi İsviçre’nin temyizini redderse Perinçek kararı kesinlemiş olacaktır.
Önümüzdeki aylarda böylesi bir karar kuvvetle olasıdır.
O zaman çanlar Ermenistan için çalacaktır.
Gün ola harman ola..

Sevgi ve saygı ile.
24 Nisan 2015, Ankara

Dr. Ahmet Saltık
www.ahmetsaltik.net
p
rofsaltik@gmail.com 

==============================================

24 NİSAN 1915 ve TAZİYE ???

Değerli Arkadaşlar,

Kendini, 1920’de imzaladığı Sevr Andlaşması ile yok etmiş olan Osmanlı İmparatorluğu zamanında yapılan 1915’teki tehcir (AS: zorlamalı göç) için, 1923’te kurulan Türkiye Cumhuriyeti suçlanıyor. Bu suçlamayı tüm dünyaya yaymak ve kabul ettirmek için her yıl
24 Nisan geldiğinde sözde Ermeni Soykırımı anma eylemleri yapılıyor.
AB-D emperyalizminin organize ettiği Ermeni diasporasının yıllarca uğraşı sonunda
sözde Ermeni soykırımını anma gününü bize de kabul ettirdiler galiba.
Çünkü bu gün için, ilk kez bir taziye bildirisi yayınlandı. 

Ben bu bildiride, ASALA Ermeni terör örgütü tarafından 1973’ten beri şehit edilen
42 diplomatımızın da anılmasını isterdim. Bu konuda 7.03.2005’te yazmış olduğum
“24 NİSAN 2015’te NE OLDU??”  başlıklı yazımı sizlere yeniden sunmak istedim. 

Umarım bu uyarımı tüm yöneticilerimiz ve danışmanları da okur ve gereğini yaparlar.

Sevgi ve saygılarımla (24.04.2014).

Prof.Dr. Mehmet Ali KÖRPINAR

**********

24 NİSAN 1915’te NE OLDU?

“Gerçeği kapar, yer altına gömerseniz
o yine büyüyerek patlar ve yalanı yok eder.”

Emile ZOLA

portresi

 

Prof.Dr. Mehmet Ali KÖRPINAR

 

 

Değerli arkadaşlar,

24 Nisan 2005’te 90. yıl etkinliği için Amerika’daki Ermeni diasporası 50 milyon $ ayırmış. ABD’nin 36 eyaletinde Osmanlının Ermeni soykırımı yaptığı kabul edilmiştir. Aynı şekilde Fransa da Ermenileri, Suriye’de Osmanlıya karşı kullandığı için diyet ödemesi olarak soykırımı yasal olarak tanımıştır. AB parlamentosu da bu yönde bir karar almıştır.

24 Nisan için gerçeklerin ortaya çıkarılması ve Osmanlının kendi topraklarındaki
zorunlu göç kararının nedenlerinin belgelerle ortaya konması gerekmektedir.
Çünkü bu karar nedeniyle Türkiye Cumhuriyetini suçlayanlar, dünya kamu oyununu aldatarak ülkemizden tazminat (AS: Tanıma + Tazminat + Toprak.. Ermenilerin
3T oyunu!)
istemeye hazırlanıyorlar. 

Bu konuda gereken araştırmaların yapılıp, gerçeklerin açıklanması zamanıdır. Örneğin Maltape Üniversitesi Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi Anabilim Dalından,
Yard. Doç. Dr. Orhan ÇEKİC, her Cumartesi saat 13.45’te expochannel TV’de
çok güzel ve çok anlaşılır biçimde bir program sunmaktadır. Bu hafta hiçbir suçu ve günahı olmadığı halde, ASALA tarafından 1973’ten başlayarak şehit edilen ve hala kanları yerde kalan Türkiye Cumhuriyeti’nin 42 diplomatını anlatmaya başladı.
Bunlardan bazılarının listesi aşağıda verilmiştir. Onları hiç unutmayalım ve onlar
nur içinde yatsınlar. 

Tarih    Şehir / Görev Adı-Soyadı
27.01.1973 Santa Barbara / Başkonsolos Mehmet BAYDAR
Konsolos Bahadır DEMİR
22.10.1975 Viyana / Wien / Büyükelçi Daniş TUNALIGİL
24.10.1975 Paris / Büyükelçi İsmail EREZ
Şoför / Driver Talip YENER
16.02.1976 Beyrut / Başkatip Oktar CİRİT
09.06.1977 Vatican City / Büyükelçi Taha CARIM
02.06.1978 Madrid / Büyükelçi / Elçi Necla KUNERALP
Em.Büyükelçi / Retired Ambassador Beşir BALCIOĞLU
12.10.1979 Lahey / Büyükelçi Oğlu / Ambassador’s Son Ahmet BENLER
22.12.1979 Paris / Turizm Müşaviri / Tourism Counsellor Yılmaz ÇOLPAN
31.07.1980 Atina / Athens İdari Ataşe Galip ÖZMEN
Athens / İdari Ataşe Kızı Neslihan ÖZMEN
17.12.1980 Sydney / Başkonsolos Şarık ARIYAK
Güvenlik Ataşesi Engin SEVER
04.03.1981 Paris / Çalışma Ataşesi Reşat MORALI
Din Görevlisi Tecelli ARI
09.06.1981 Cenevre/ Sözleşmeli Sek. M. Savaş YERGÜZ
24.09.1981 Paris/ Güvenlik Ataşesi Cemal ÖZEN
28.01.1982 Los Angeles / Başkonsolos Kemal ARIKAN
08.04.1982 Ottava / Ottawa / Ticaret Müşaviri / Counsellor for Commercial Affairs Kani GÜNGÖR
04.05.1982 Boston / Fahri Başkonsolos / Honorary Consul General Orhan GÜNDÜZ
07.06.1982 Lizbon / Lisbon / İdari Ataşe/ Administrative Officer Erkut AKBAY
27.08.1982 Ottawa / Askeri Ataşe Albay / Military Attache Colonel Atilla ALTIKAT
09.09.1982 Burgaz / İdari Ataşe / Administrative Attache Bora SÜELKAN
08.01.1983 Lisbon / İdari Ataşe Eşi / Nadide AKBAY,Administrative Officer’s Wife   eşi merhum Erkut AKBAY’ın yaşamını yitirdiği 07.06.1982 tarihli saldırıda yaralanmış ve 08.01.1983 tarihinde yaşamını yitirmiştir. Nadide AKBAY
09.03.1983 Belgrad / Büyükelçi / Ambassador Galip BALKAR
14.07.1983 BrükseI / Brussels / İdari Ataşe / Administrative Attache Dursun AKSOY
27.07.1983 Lisbon / Müsteşar Elçi / Wife of the Counsellor Cahide MIHÇIOĞLU
28.04.1984 Tahran / Sözleş.Sek. Elçi / Wife of Secre. Işık YÖNDER
20.06.1984 Viyana / Çalışma Ataşesi Erdoğan ÖZEN
19.11.1984 Viyana / Uluslararası Memur Evner ERGUN
07.10.1991 Atina / Basın Ataşesi Çetin GÖRGÜ
11.12.1993 Bağdat / İdari Ataşe Çağlar YÜCEL
04.07.1994 Atina / Müsteşar Haluk SİPAHİOĞLU

Ayrıca Ermeni sorunu TÜRKÇE-İNGİLİZCE-ALMANCA-FRANSIZCA olmak üzere; www.ermenisorunu.gen.tr adresinde geniş ve belgesel olarak ele alınmıştır.
Bilgilerinize sunmak isterim.

Yine Cumhuriyet Gazetesi’nin değerli yazarlarından Sn. Deniz SOM’un köşesinde 24 Nisan için yazdığı güzel bir açıklamayı sizlere anımsatmak isterim. Ermeni ve Kürt terör örgütleri üzerine araştırmalarıyla tanınan Ercan CİRİTCİOĞLU’nun verdiği bilgiye göre, 24 Nisan 1915’te eceliyle yaşamını yitirenler dışında, Osmanlıda bir tek ermeni bile öldürülmüş değildir. 

Peki 24 Nisan, neden simge gün olarak seçilmiştir?

Yunan, Bulgar, Sırp halkları Osmanlıdan bağımsızlığını alınca Ermeniler de aynı yolda örgütleniyor. Ermeniler İstanbul’dan Van’a dek dernekler kurup silahlanıyorlar.
Bu arada Osmanlı, 1. Dünya (AS: Paylaşım) Savaşına giriyor. Mart 1915’te Rusya, Doğu Anadolu’ya giriyor. Rus desteğini alan Ermeniler, 11 Nisan 1915’te Van’da
isyan çıkartıp, Osmanlıya karşı BAĞIMSIZLIK SAVAŞINI başlatıyor.

Bu isyan Van’dan öteki bölgelere de sıçrayınca, daha sonra soykırım iddialarına neden olacak, Osmanlının zorunlu göç kararı geliyor.Ancak bu karar yalnızca Ortodoks Ermenilerine uygulanıyor. İsyana katılmayan Katolik ve Protestan Ermeniler
yerlerinde tutuluyor. 

Ortodoks Ermeniler Van’da Kürt ve Türk bütün Müslümanları öldürüp şehri ele geçirince ve isyan öteki bölgelere sıçrayınca, 24 Nisan 1915’te Osmanlı yönetimi, Anadolu’daki bütün Ermeni derneklerinin kapatılmasına ve isyanı destekleyen İstanbul’daki 200 dolayında Ermeni aydınının, Çankırı Ayaş’a sürgüne gönderilmesine karar veriyor.

Sonra 24 Nisan sürgünleri burunları bile kanamadan İstanbul’a geri dönüyor.

İşte bilinmesi gereken gerçek budur.

Sevgi ve saygılarımla. (7.03.2005)

Atatürk’ün başyaveri Salih Bozok anlatıyor :


Atatürk’ün başyaveri Salih Bozok anlatıyor :

Yaver_Salih_Bozok

 

 

 

 

 

Başkumandan, düşmandan kurtardığı İzmir’de geçireceği ilk geceyi yaşıyordu. Mustafa Kemal Paşa İzmir’de ilk gecesini çalışarak geçirdi. Zengin bir sofra hazırlandığı halde ufak tefekle karnını doyurdu
ve geç vakitlere dek çalıştı. 

Ertesi sabah erkenden uyandık. Hafif bir kahvaltıdan sonra vilayet konağına gittik. Vali, İngiliz Konsolosu ile konuşuyordu. Biz gelince Vali ayağa kalktı ve Konsolos ile Mustafa Kemal Paşa’yı tanıştırdı. Konsolos iyi Türkçe biliyordu.

Paşa Valiye sordu:

Kalpaklı Mareşal

 

 

 

 

 

 


“Konu nedir ?”

Vali anlattı :

“Sayın konsolos, İngiliz tebası vatandaşlarla Rum ve Ermeni azınlığın güven altında olup olmadığından endişeleniyorlar. Ben kendilerine herkesin güven altında olduğunu bildirdim”.

Mustafa Kemal Paşa konsolosun Türkçe bildiğini biliyordu, buna karşın kendisine valiyi muhatap aldı :

“Eee, peki daha ne istiyormuş ?”

Bu soruya konsolos Türkçe yanıt verdi :

“Tebamız için hükümetinizden yazılı teminat istiyorum !”

Paşa:

“Ne yani, Yunanlar zamanında siz tebanızı daha emniyette mi görüyordunuz ?”

Konsolos kasılarak; “Evet” dedi,
“Yunanlar buradayken tebamızı daha emniyette görüyorduk.”

“Öyleyse buyurun, tebanızla birlikte Yunanistan’a gidin, efendim !”

Konsolos sinirlenerek sesini yükseltti :

“Yani majestelerimin hükümetine savaş mı acıyorsunuz ?”

Paşa :

“Siz kimle neyi konuştuğunuzu biliyor musunuz ? Ben Türkiye Büniz adına savaş ve barış görüşmeleri yapmaya yetkili misiniz ? Böyle bir yetkiniz varsa görüşelim. Yoksa (eliyle kapıyı gösterdi) buyurunuz dışarıya, efendim !..”

Konsolos, Mustafa Kemal Paşa’nın son sözleri üzerine sapsarı kesildi ve
tek bir sözcük söylemeden kapıdan çıktı gitti. Mustafa Kemal Paşa,
adamın arkasından Valiye döndü :

“Bunlara yüz vermeyin Vali bey ! Bir donanma önünde pusacak, bir blöf karşısında yelkenleri suya indirecek bir devletçik sanıyorlar bizi! Küstahlık derecesine bakın, bana “savaş mı acıyorsunuz ?” diye soruyor. Barut kokan bir odada adamın sorduğu şeye bak !.. Savaş halinde değiliz sanki !”

Birkaç saat sonra, İngiliz donanma Komutanı hükümet konağının kapısından girerek Mustafa Kemal Paşa’nın odasına yöneldi. Nazik fakat öfkeli bir hali vardı.
Ruşen Eşref kendisine ne istediğini sordu.

“Başkomutan Mustafa Kemal Paşa ile görüşmek istiyorum !..”

Birlikte odaya girdiler, kapı kapandı. Amiral :

“Çok güç koşullar altında bir savaş kazandınız, sizi asker olarak içtenlikle kutlarım. Çanakkale’deki başarınızı rastlantıya borçlu olmadığınız kanıtlandı böylece. Büyük bir askerle tanıştığım için memnunum.” diyerek
övgüler yağdırmaya başladı.

Paşa, bıkkın bir ifadeyle :

“Bunları geçin amiral. Çok işimiz var. Asıl konuya gelin” dedi..
Amiral bu tavır karşısında bocalayarak konuya girdi :

“İzmir’de bizim tebaamız ve sizin azınlıklarınız Ermeniler, Rumlar var.
Yeni askeri yönetim altında bu insanların statüsü nedir? Güvende midirler ?”

“Hiç kuskunuz olmasın amiral. Tebaanız ve azınlıklar Hükümetiyük Millet Meclisi’nin başkanı ve Türk orduları Baş Komutanıyım; Savaş açmaya da, 

barış yapmaya da tam yetkiliyim. Peki siz kimsiniz ?! Hükümetimizin koruması altındadır. Suç islemeyenler, kendilerini güvende sayabilirler.”

“Peki suç işleyenler ?”
“Suç işleyenler, sayın amiral, muhtemelen sizin ülkenizde de olduğu gibi,
adaletin huzuruna çıkar. Suçlu olanlar, cezalarını çekerler.”

“Fakat Paşa Hazretleri, fevkalade günler geçirdik. Yunan ordusundan cesaret alan Rumlar şımarıklık yapmış olabilir. Bugün bu insanlar, yerli halkın düşmanlığı ile
yüz yüzedirler. Ermenilerin biliyorsunuz büyük bir bölümü göçe zorlandı ve önemli bir bölümü yaşamlarını yitirdi. Bu ruh haliyle Yunan ordusu ile işbirliği yapmış, kimi Türklere zor günler geçirtmiş olabilirler. Bunlar, fevkalade günlerin olaylarıdır, bağışlanması,
hoş görülmesi gerekir. Eğer bu kişiler halkın husumetine bırakılacak olursa,
bütün dünya aleyhinize kıyameti koparır !..” Son cümleye kadar amirali sakince dinleyen Mustafa Kemal Paşa, “dünyanın koparacağı gürüultü” ile tehdit edilince
amiralin sözünü kesti :

“Üstünlük pozunuzu derhal bir kenara koyunuz amiral ! Milletleri tehdit etmekten de vazgeçiniz. İngiltere ve müttefiklerinin kıyamet koparıp koparmayacağını düşünmem bile ! Bunlar memleketin dahili işleridir ve de sizin bu işlere karışmanıza müsaade etmem. Majestelerinin devleti bizim azınlıklarla uğraşmaktan vazgeçsin. Kim ki bize saygı beslemez, bizden de saygı beklemeye hakkı olmaz.”

Amiralin yüzü bembeyaz oldu :

“İngiliz hükümetinin tebaasını her yerde korumak hakkımız, devletler hukuku güvencesi altındadır. Avrupa devletleriyle birlikte arkaladığımız Rum ve Ermenilerin güven içinde bulundurulmasını yalnızca rica ettik. Yoksa biz bu güvenliği sağlayacak güçteyiz…”

Paşa :

“Arkaladığınız Yunan ordusunun denizde yüzen cesetlerini herhalde görmüş olmalısınız. Ordumuz asayişi sağlamıştır. İzmir limanını donanmanıza kapatıyorum. İsterseniz, tebanızı gemilerinize doldurabilirsiniz. Donanmanızın en kısa zamanda limanı terk etmesini istiyorum !

“İngiltere’ye savaş mı açıyorsunuz ?”  Paşa :

“Savaş açmak mı? Siz yoksa Sevr Andlaşması‘nın halen yürürlükte olduğunu mu sanıyorsunuz? Biz onu çoktan yırtıp attık bile. Karşımda serbestçe oturuşunuzu,
sizi konuk saymama borçlusunuz! Fakat nezaketimizi kötüye kullanmanıza müsaade edemem. Şu anda hukuken “barış antlaşması yapmamış” iki devletiz. Savaş hukuku halen yürürlüktedir. Gemilerinizi derhal karasularımızdan çekmenizi size tekrar ve son defa ihtar ediyorum!.”

Bir balmumu heykeline döndü amiral.. Sert adımlarla girdiği Mustafa Kemal Paşa’nın odasında oturduğu sandalyede küçüldükçe küçüldü ve sonunda kekeleyerek :  “Afedersiniz !” dedi, yerlere kadar eğilerek geri kapıya gidip dışarı çıktı.
Olay kısa süre içinde kentte duyuldu… İngiliz ve Fransızlar kendi uyruklarını
gemilere bindirmeye başladılar. Birkaç saat sonra da sessizce çekilip gittiler…

========================================0

İşte
Atatürk budur; Atatürk Türkiye’dir, Türkiye Atatürk’tür…

Ali Ercan
20.5.13