Etiket arşivi: Richter ölçeği

TÜRKİYE’nin DEPREM SORUNU

Prof. Dr. D. Ali ERCAN
Çekirdek Fiziği Uzmanı
ADD Bilim Kurulu Başkanı
E. Savunma Sanayi Müsteşarı

Değerli arkadaşlar,

Türkiye, yer kabuğunu (litosfer) oluşturan büyük plakaların arasına sıkışmış küçük Anadolu plakası üzerindeki konumu nedeniyle, sürekli deprem olgusuyla karşı karşıya olan bir Ülkedir. Son yüz yılda Türkiye’de deprem nedeniyle ölenlerin sayısı 75 binin üzerindedir. En son 17 Ağustos 1999 Gölcük / Adapazarı depreminde resmi verilerle20 bine yakın insan ölmüştü.

Türkiye nüfusunun %40 kadarı aktif fay hatları üzerindeki yerleşim bölgelerinde yaşıyor. Sıcak su kaynaklarının bulunduğu bölgeler antik zamanlardan beri yerleşim için tercih edilmiştir; ne var ki bu sıcak sular fay kırıklarının bulunduğu yerlerdedir genelde. Dolayısıyla, Depremle yaşamayı öğrenmek gerekiyor.
***
Tüm Dünya’da yılda ortalama 20 bin dolayında deprem oluyor, ancak bunların çoğu hissedilmeyecek derecede (3 ve daha küçük şiddette) küçük depremler. Gerçekten büyük, “doğal afet” görülebilecek şiddetteki depremler enderdir. Son 40 yılda, tüm Dünyada 32 kez 8 ve daha yukarı şiddette büyük deprem oluştu. 7-8 arası şiddetteki deprem sayısı yılda ortalama 14 olmuş; özetle Dünyada meydana gelen depremlerin binde 998’i 6’dan küçük şiddetteki sarsıntılardır. Ancak ne var ki, geri kalmış Ülkelerde, Türkiye’de olduğu gibi, çarpık yapılaşma ve inşaat teknolojisinin geriliğinden, 5-6 şiddetindeki depremler bile büyük felaketlere (yıkımlara) yol açabiliyor.

Depremin şiddeti

Amerikalı deprem bilimci Carl H. Richter adına tanımlanan Richter şiddet ölçeğine göre, M şiddetindeki bir depremde açığa çıkan enerji miktarı [101,5xM] kg TNT patlamasında açığa çıkan enerjiye eşittir (1 kg TNT patlamasında ortaya çıkan enerji 4,2 MJ). Bu tanıma göre 6 şiddetindeki bir depremde 1 milyon ton TNT patlamasına eşdeğer bir enerji çıkıyor. M Şiddetindeki bir deprem, 2 birim küçük şiddeti olan bir depremin bin katına karşılık geliyor demektir; örneğin, 8 şiddetindeki bir deprem 6 şiddetindeki bir depremin 1000 katı güçlüdür.

Aşağıdaki tabloda, son yüzyılda Türkiye’de Kuzey Anadolu Fay hattı KAF üzerinde oluşmuş, şiddeti 7’den büyük depremler ve yaklaşık ölüm sayıları veriliyor :

YIL ŞİDDET YÜZEY MERKEZİ ÖLÜM (bin)

1912 7,3 Tekirdağ 0,2

1939 7,8 Erzincan 33

1942 7,0 Tokat 3

1943 7,4 Ladik-Samsun 4

1944 7,5 Gerede 4

1953 7,2 Yenice-Çanakkale 0,3

1957 7,1 Abant-Bolu 0,1

1999 7,6 İzmit 17

1999 7,2 Düzce 0,9

“Kuzey Anadolu Fay hattı üzerinde M>7 şiddetinde bir deprem olasılığı yıllık 1/40’tır.” diyebiliriz.

image.png

Haritada Anadolu plakasını çevreleyen Fay hatları kırmızı çizgilerle, Plakaların hareket yönleri ok işareti ile gösteriliyor. Afrika ve Arabistan plakaları kuzeye doğru hareket ederken, Avrasya plakası Doğuya doğru hareket ediyor. Bu büyük kuvvetlerin bileşkesi küçük Anadolu plakasını yılda 2-2,5 cm hızla Batıya doğru sürüklüyor.

Depremler, hareket halindeki plak sınırının temas alanındaki engellerde biriken gerilimin bir anlık kırılmasıyla meydana gelen enerji boşalımlarıdır. 100-200 km kalınlığındaki yer kabuğunun fay hatlarındaki kırılımlarla ortaya çıkan “toplam enerji miktarına göre depremlerin şiddeti” tanımlanıyor.

Aslında deprem enerjisinin büyük kesimi, yaklaşık %90’ı plakalar arası sürtünmede “ısı” olarak yiterken, yalnızca %10’u mekanik enerji olarak çıkıyor ve yer kabuğunda sarsıntılara (depremlere) neden oluyor; ayrıca bu kinetik enerji aradaki uzaklığa göre de sönümleniyor (azalıyor); ortamın jeolojik yapısına göre, kabaca her 10-15 km’de Kinetik enerji yarı değerine düşüyor diyebiliriz. Örneğin İstanbul’da meydana gelen M=7,2 büyüklüğündeki bir deprem 350 km ötedeki Ankara’da yaklaşık 3 şiddetinde hissedilir.

Bu Faylar üzerindeki kırılımlar genelde 5-35 km derinliklerde meydana gelir. Kırılımın bulunduğu noktanın (hypocentre) yer yüzeyindeki izdüşümüne yüzey merkezi (epicentre) denir. Denizlerin tabanında meydana gelen depremlerde ise, kinetik enerji devasa su kütlelerinin hareketine yol açıyor… TSUNAMİ denen bu dev dalgaların yüksekliği 2-20 metre, hızları 300-900 km/saat olabiliyor.
***
Marmara Deprem senaryosu :

Adapazarı Depreminden sonra, Kuzey Anadolu Fay hattı üzerinde M>7 şiddetinde bir deprem gün sayıyor diyebiliriz… Marmara Denizinden geçen Fay hattı üzerinde meydana gelmesi olası M>7 şiddetinde bir Depremin, km2’de, ~10 bin kişinin yaşadığı Mega kent İstanbul’a etkisi ne olur?

  1. En kötümser felaket senaryosuna göre

[merkez üssü 30 km yakınlıkta, kış aylarında, gece] meydana gelecek bir depremde, 2-3 milyon insanın yaşadığı İstanbul Marmara kıyı şeridinde yıkılabilecek binalar* altında 100 bin dolayında can yitimi olabilir.

  1. En iyimser senaryoya göre

Deprem, merkez üssü İstanbul’dan epey uzakta ve gündüz meydana gelir; bu durumda belki Çorlu ve Tekirdağ görece daha çok etkilenecek ve Depremin İstanbul’a etkisi, İzmit-Gölcük depreminde olduğu gibi, önemsenmeyecek derecede küçük olacaktır.

Herhalde İstanbul’u bekleyen sahne, büyük olasılıkla bu iki uç tablonun arasında bir yerdedir. Umarız yetkililer gerekli önlemleri almışlardır. æ
_____________
* M>7 büyüklüğündeki bir depremde ortaya çıkan enerji yaklaşık 32 milyon ton TNT enerjisidir kadardır (32 Megaton atom bombası) Bu enerjinin 80’de birini yıkıcı güç olarak alsak, bina başına 4 ton TNT hesabıyla, yaklaşık 100 bin binayı yıkacak bir güçtür.

DEPREM…

DEPREM…

Dr. Ahmet Soysal
9 Eylül Üniv.Tıp Fak. Halk Sağlığı AbD
soysalizmir@gmail.com

Birçoğumuzun yoğun gündem nedeni ile dikkatimizi çekmemiş olabilir; ama dün gece İtalya’nın orta kesimlerinde Richter ölçeğine göre 6.2 şiddetinde bir deprem oldu; küçük bir kasabanın neredeyse yarısı yok oldu; sanırım 40’ın üzerinde ölü ve 200’e yakın enkaz altında insan var… İtalya özellikle Rönesans sonrası mimari ve barok mimarinin güzel örnekleri ile dolu; depremin olduğu bölgede böyle tarihi bir yöre; o nedenle sanırsam can kaybı fazla…
Yine geçenlerde kimsenin dikkatini çekmeyen bir açıklama oldu; muhtemel İstanbul depremi üzerine çalışma yapan Fransız bilim insanları; İstanbul depreminin yakın ama çok yakın olduğunu belirttiler. İşte bu noktada gerçek gündemimize dönerek kendimizi sorgulamamız gerekiyor; ne kadar hazırız İstanbul depremine ? Tarihi yapılarımızı elden geçirdik mi? Diğer yapılarımızı güçlendirebildik mi? Sağlık örgütümüz hazır mı?
Unutmayalım; İstanbul birkaç bin nüfuslu bir kasaba değil; içinde hepimizin sevdiklerinin yaşadığı 20 milyonluk kent; hiçbirimiz ama hiçbirimiz yeterince hazır olmadığımız için böyle bir felaketin yıkıcı sonuçları ile yüzleşmemeliyiz.
Uzun zamandır unuttuğumuz bir tehdidi hatırlatmak istedim. Kocaeli depreminde yaşananları gören bir kişi olarak…
=================================

Dostlar,

Bizi de çok kaygılandıran bir sorun “beklenen” ve “iyice yaklaşan” büyük İstanbul depremi.
Olasılık hesapları bu yıkımın kaçınılmaz olduğunu ancak şiddeti ve zamanı ile ilgili kestirimlerin belli sapmaları dışında şansımızın olmadığını belirlemekte..

17+ yıldır olumlu girişimler oldu elbette ama yapıl(a)mayanları saysak çok uzun bir liste oluşturur.

Ancak en çok incitici olanların başında, 17 Ağustos 1999 Gölcük merkezli depremden bu yana cep telefonu faturalarından yıllardır kesilen %25 oranındaki yüksek deprem vergisi.. Bu rakamın tutarı ne kadardır ve nerelere harcanmıştır? Deprem riski sorunların yönetimi için hangi alanlarda ne düzeyde harcama yapılmıştır, Yurttaş olarak bilme hakkımız var. “pacta sund servanda” (ahde vefa), en az 2 bin yıldır Roma Hukukundan bu yana temel hukuk ilkelerindendir. Devlet, yurttaşlarından topladığı vergiyi amacına uygun ve en yüksek verimlilikle, hesap verebilir biçimde harcamak zorundadır. Yurttaş – devlet arasındaki  sözleşmenin de temel ilkelerindendir.

Türkiye’nin bunca sorunu varken sırası mı şimdi deme hakkımız yoktur..
Devlet aygıtı dev bir orkestraya benzetilir. Her aygıtın (enstrümanın) yeri ve işlevi bellidir.
Orkestra şefinin de..

Sevgi ve saygı ile.
24 Ağustos 2016, Tekirdağ

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net
profsaltik@gmail.com

17 Ağustos 1999 Marmara depremi kayıpları anılıyor

 

17 Ağustos 1999 Marmara depremi kayıpları anılıyor

17 Ağustos kayıpları anılıyor
Marmara Bölgesini sarsan, resmi kayıtlara göre 17480 kişinin yaşamını yitirdiği,
500 bini aşkın insanın evsiz kaldığı 17 Ağustos 1999 depreminin 16’ncı yıldönümünde, deprem kurbanları bu akşam başta Gölcük olmak üzere depremin etkilediği öbür yerleşim birimlerinde anılacak.

Depremin etkilediği yerleşim birimlerinde, büyük yıkımın 16’ncı yıldönümünde
deprem kurbanları için bu akşam anma etkinliği gerçekleştirilecek. En büyük can ve
mal yitiği meydana gelen Gölcük’teki anma etkinliği yarın saat 21.00’de Kavaklı kıyısında

gerçekleştirilecek. Yerel yöneticiler ve Kandilli Rasathanesi yetkilileri ile bilim adamlarının da katılacağı bu anma etkinliğinde, Marmara ve depremi ve olası depremler konuşulacak.
Akşam geç saatlere dek sürecek olan bu etkinliğin ardından, depremin meydana geldiği
17 Ağustos (1999) saat 03.02’de Kavaklı kıyısında deprem kurbanları anısına denize
çelenk bırakılacak.17 Ağustos 2016 Pazartesi günü ayrıca Gölcük’te Donanma Komutanlığı’nda da,
depremde yaşamını yitiren askeri ve sivil çalışanlar için de anma töreni yapılacak.

=============================================

Dostlar,

Arşivimizde aşağıdaki gibi bir not var :

“Ulusal Devlet, Bağımsızlık ve Özelleştirme”
(Panel, Değirmendere / Gölcük, 25.07.1998)

Başta Gölcük olmak üzere Marmara Bölgesini, Kocaeli’yi, Yalova’yı derinden vuran
büyük depremden (Richter ölçeğine göre 7,4 şiddetinde idi) yaklaşık 1 yıl önce..
Şirin Gölcük’te ADD (Atatürkçü Düşünce Derneği) adına düzenlenen bir açıkoturumda idik. Kıyıda güzelim ağaç yontular (heykeller) vardı, açıkhava müzesi gibi idi çevre.

İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi’nden Prof. İzzettin Önder;
sendikacı, sonra CHP Kocaeli milletvekili İzzet Çetin ve
biz (Edirne’den gelerek, ADD Genel Merkezi adına) konuşmacılar idik.

57. Koalisyon Hükümeti (Ecevit – Yılmaz ve Bahçeli) yaygın ve hızlı özelleştirmelere zorlanıyorlardı KüreselleşTİRmeci = yeni emperyalist güçler tarafından..
Özellikle MHP’li Ulaştırma Bakanı Prof. Enis Öksüz, telefon sisteminin özelleştirilmemesi için elinden geleni yapıyordu. Sonra bu sayın Bakan istifa ettirildi ve AKP döneminde
2-3 yıllık geliri karşılığı olan 6,5 milyar Dolar’a Lübnan’lı S. Hariri’ye (Öger Grubu)
AKP – Bay RTE tarafından TV ekranlarında şovlar yapılarak peş keş çekildi (14.11.2005).

AKP döneminde Kasım 2002 – Ağustos 2015, yaklaşık 13 yılda, tutarı 60 milyar Doları aşan kamusal varlık yerli – yabancı – yandaşlara satıldı..

1998, bu yabanıl (vahşi) sürecin başlangıç – erken yıllarıydı.
Vargücümüzle “özelleştirme” sürecinin yıkıcı sonuçlarını aktarmaya çabalamıştık.

Bugün geldiğimiz yer ortada..
O güzel akşamdan 1 yıl kadar sonra da 17 Ağustos 1999, saat 03.02 – 03.47 arasını,
“45 saniyelik bir şey” i yaşadık..

Geçen 16 yılda bölgede yapı stoku epey yenilendi. Ancak bunun oranını bilemediğimiz gibi, yapı denetimini özelleştirdikten sonra ne ölçüde etkin işlediğini de bilemiyoruz.
Geçtiğimiz hafta Prof. Naci GörürCumhuriyet‘te önemli uyarılarda bulundu.
Türkiye’nin ve AKP iktidarının gündeminde deprem yok!

Bir dahaki yıkım (felaket) ne zamandır acaba?
Eldeki veriler Türkiye’de her 7 yılda büyük ölçekli bir deprem yaşandığını göstermekte.
Büyük Marmara depremine ise en çok 30 yıl olduğu kestirilmekte.

AKP iktidarı, 13 yılda Türkiye’nin bu stratejik boyut ve önemdeki sorunu karşısında
ne yaptı acaba??

Yöneticiler yine “takdir-i ilahi, kader, Allah’tan geldi…” masallarını uydurabilecekler mi?

Ya da merhum Süleyman Demirel gibi :

– ” .. ne yazık ki altımız çürük.. ne yapalım??” mı diyecekler??“Ulusal – Ülkesel Ölçekte Stratejik Deprem Plan ve Politikaları” geliştirmek ve gecikmeden uygulamak zorundayız.. Japonya’nın çooook başarılı sonuçları önümüzde..
Bu planlar Ulusal Afet Planları bütünlüğü içinde yer almalı, onların bütünleyici parçası olmalı.

Avcılar’da 6+ katlı bir binanın giriş katında oto galerisi yapılmak üzere en az 1 kolonunun kesildiğini unutmadık.. Bu bine bu yüzden çöktü ve çok sayıda masum yurttaş kurban oldu.
“Kolon kesen” caniler bu ülkenin hangi okullarında okudular?
Oraya işyeri açılma izni veren belediye görevlileri bu akıldışılığı görmediler mi?
Binanın özgün planlarına bakıp, varsa değişiklik (tadilat), karşılaştırma niçin yapılmadı?
“Kolon kesen” caniler ve orada olup biteni görmezden gelerek işyeri açma izni verenler yargılandı mı, ne ceza aldılar??

O binanın fotoğrafları saklandı mı, tarihsel ders olsun diye??
Bütün bunları kim yapacak?

“7,4 az mı geldi?” diye Gölcük Deniz Üssünde yaşanan ağır yıkım ve yitikleri alçakça
alaya alan kimi “dinci – kinci” Ordu ve insanlık düşmanı yobazlar mı,
onların iktidardaki uzantıları mı??

Sevgi ve saygı ile.
17 Ağustos 2015, Tekirdağ

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net
profsaltik@gmail.com