TEPEYİ AŞTIK ! UFUK GÖRÜNDÜ…

TEPEYİ AŞTIK ! UFUK GÖRÜNDÜ…

Prof. Dr. D. Ali ERCAN
Nükleer Fizik
13 Nisan, 23:26
Değerli arkadaşlar,
Kritik dönemeçten ne zaman geçeriz ya da matematik ifadesiyle (günlük olgu artış dağılımında maksimuma /tepeye ne zaman erişiriz??) diye sabırsızlıkla beklediğimiz güne erişmiş bulunuyoruz.
Bu günkü artış 4093 oldu ki artış günlük artış sayısının sürekli azalacağı döneme (platoya) girdiğimizin güven veren bir işareti oldu…
11 Mart’ta başlayan ve sürekli artarak toplam 57 bine ulaştığı gün yani 12 Nisan’da Tepeye çıktık.
Bu dönem tam 32 gün sürdü; günlük artış grafiği simetrik olmadığı için, bu “32 gün sonra, 14 Mayıs’ta başlangıç durumuna, yani sıfır olgu artışına döneceğiz” anlamına gelmiyor.
Devamında olgu artışları çok düşük, bir iki haneli sayılarla haftalarca sürebilir.
Aşağıdaki Şekilde görüldüğü gibi, çok karmaşık bir yapıda ilerleyen olgu artış grafiğimizde güvenilirlik derecesi çok yüksek bir “fit” yapmak pek kolay değil..
Yine de olabildiğince yaklaşık bir sonuç elde edilebiliyor..
Buna göre toplam Korona olgusu 85-90 bin arasında, toplam ölüm sayısı da daha önce söylediğim gibi 3-4 bin arasında kalacaktır.
Şimdiye dek alınan önlemler ve dikkatli yaşam biçimini sürdürür, herhangi bir anomaliye meydan vermezsek…
Umarım 15 Mayısta “denetimli” yaşam dönemi başlamış olur.
Görüntünün olası içeriği: yazı

CORONA GÜNLÜK ARTIŞINDA TÜRKİYE’NİN YERİ

CORONA GÜNLÜK ARTIŞINDA
TÜRKİYE’NİN YERİ

Prof. Dr. D. Ali ERCAN
Nükleer Fizik Uzmanı
Değerli arkadaşlar,
Önceki gün (12 Nisan) 5138 yeni Corona vakası oluşu hepimizi kaygılandırmıştır; dün biraz düşük oldu (4789) ve birazcık rahatladık. Eğer bu gün (13 Nisan) de artış 4500’e yakın bir sayı çıkarsa artış tepeyi aştığımız, yavaş da olsa inişe geçtiğimize işaret eder, ki biraz daha umutlanmış oluruz.
Günlük artış eğrisinin şekli hemen bütün modellerde kullanılan ideal çan eğrisinden (Gaussian curve) epeyce farklı olabiliyor hem çıkış ve özellikle hem de iniş evresinde.
Çıkış evresi bizde neredeyse doğrusal bir çizgi izledi.. Bu gün de (13 Nisan) iniş sürerse, tepeye varış günü 11 Nisan olmuştur diyebiliriz. Kaba bir hesap, toplam olgu sayısının daha önceki iletilerimde verdiğim 80 bin sayısının epey üzerine, 90 binlere çıkacağını gösteriyor;
bu günkü sonucu merakla bekliyorum..
Aşağıdaki grafikte Dünya ülkelerinde artış seyrini görüyorsunuz. Siyah çizgi ile Türkiye’nin seyir grafiğini belirttim; hemen hemen Çinin grafiğine (sarı renk) paralel bir bir çizgide gidiyor görünüyor. Umarım düşüş pek yayvan-yavaş olmaz, daha hızlı çıkarız düze.
-Şimdilik- evde kalın, sağlıkla kalın ! æ 12 Nisan 2020
Fotoğraf açıklaması yok.

TÜRKİYE’NİN 2019 NÜFUSU

TÜRKİYE’NİN 2019 NÜFUSU

Prof. Dr. D. Ali ERCAN

Değerli arkadaşlar,

TÜİK Türkiye’nin 31.12.2019 (veya 1.1.2020) nüfusunu açıkladı (ekte) buna göre, nüfusumuz 1 milyon 151 bin artışla 83 milyon 155 bine yükselmiştir.

  • 2019 Nüfus artış hızı Dünya ortalaması %1,1 iken, Türkiye’de %1,4 olmuştur.

Türkiye’de nüfus artış hızının Dünya ortalamasından daha yüksek (AS : epey yüksek!) oluş nedeni doğumların artışı değildir. Gerçi TÜİK 2019 yılı net doğum ve ölüm sayılarını henüz vermedi; ama geçen 4 yılın verilerinden kabaca bir kestirimde bulunabiliriz; buna göre, 2019 yılı doğum sayısı yaklaşık 1,2 (AS: 1,248 m) milyon, ölüm sayısı 430 bin alınabilir; yani net artış 1 milyon 151 bin değil, aslında 770 bin olmuştur diyebiliriz. Gerçek nüfus artışı Dünya ortalamasının biraz altında, binde 9,6 oluyor bu durumda..

Türkiye’de nüfus artış hızının Dünya ortalamasından daha yüksek oluşunun asıl nedeni, Ülkedeki toplam göçmen sayısının 1 yılda yaklaşık 380 bin artışıdır.. 2018 yılında da toplam göçmen sayısı 370 bin artmıştı. Son iki yıldaki 750 bin artışla, Türkiye’deki toplam göçmen sayısı 2 milyona yükselmiştir. Bu göçmenlerin yarısı sürekli ikamet halinde, ADNKS kapsamında, öbürleri ise hareketli durumdadır.

Başta su ve enerji olmak üzere, doğal kaynakları nüfusuna oranla zaten çok kısıtlı olan Türkiye’nin 3,6 milyon Suriyeli sığınmacıyı ve 2 milyon yabancı göçmeni, yani toplamda 5,6 milyon insanı taşıyacak lüksü (AS: ve gücü) yoktur. (AS: Ayrıca sınır dışında 3,1 m Suriyeli’ye geniş kapsamlı yaşam desteği vermekte. Toplamda 8,1 milyona, Türkiye nüfusunun 1/10’una yaklaşan bir nüfus ve Türkiye için sürdürülemez bir çok yönlü demografik yük..)

Yurt içindeki T.C. nüfusu dışında, 4,3 milyon T.C. yurttaşının yurt dışında yaşıyor olması yükü birazcık azaltıyormuş gibi görünüyor ama işin en kötü tarafı şu ki; düşük kalifiye insanlar Türkiye’ye doluşurken veya kasten (?) doldurulurken, Ülkenin genç dinamik kalifiye (AS: nitelikli) insanları Yurt dışına kaçıyorlar ! Her ay 10-15 bin T.C. yurttaşı yurt dışına göç ediyor..

Derin kaygılarımla…æ
___________
Not : 2000’den bu yana sayıları her yıl yaklaşık %25 artarak gelen göçmenlerin yıllık sayıları 20 yıllık toplamda yaklaşık 2 milyona ulaşmış görünüyor. ADNKS kapsamında olanlar 900 bin kadardır; yani her an için, adresi kesin olmayan 1 milyona yakın yabancı kalabalık geziniyor ülkemizde

TÜİK verilerine göre 2019 yılı ortanca yaş 32,4 olmuştur. Buna göre Ortalama ömür (yani 2019 da ölenlerin ölüm yaşlarının ortalaması) 64 yıldır.

Buna göre seçmen / nüfus oranı s = (1 -18 / 64) = 0,72 ve
Yurt içi Seçmen sayısı yaklaşık 80,8 x 0,72 = 58 milyon
Yurt dışı seçmen sayısı yaklaşık 4,3 x 0,72 = 3,1 milyon, toplam 61 milyon olmuştur…æ

Fotoğraf açıklaması yok.

KANAL

KANAL

Prof. Dr. D. Ali ERCAN

Değerli arkadaşlar,

Karadeniz ve Marmarayı birleştiren Kanal Projesi gerçekleştirilirse, neler olur; kısaca gözden geçirelim :

Rivayete göre, bu proje en önce Osmanlı döneminde dile getirilmiş…ancak bu iddianın mantıklı bir açıklamasını 😉 bulmak olanaklı değil; proje belki de “made in usa” dır; bunu gizlemek için bu “Osmanlı öyküsü” eklenmiş de olabilir. önemli değil, gelelim günümüze;

Görüntüdeki amacı ne olursa olsun, bu proje, her şeyden önce Savaş gemilerinin geçişine kısıtlar getiren Montrö Sözleşmesi‘ni tartışılır duruma getirmiştir.

Karadeniz’i bir iç deniz kabul etmeyen, uluslararası su statüsünde gören ABD, kendi donanmasına rahatlıkla geçiş yolu sağlayan bu Kanal projesinin mimarı olmasa (?) bile, gerçekleşmesini can-ı gönülden destekleyecektir.

Projenin Siyasal, Askeri, Sosyal, Çevresel, Ekonomik ve Finansal sakıncaları yansız uzmanlarca günlerdir konuşuluyor, tartışılıyor; ben yinelemeyeyim; kabaca 10 yıl sürecek ve 20 milyar Dolara mal olacak bu proje gerçekleşirse ortaya çıkacak son resme bakalım…

İstanbul Boğazı ve Kanal arasında 1000 km2’lik bir ADA oluşacaktır. 200 km2 Orman alanı, 2 havaalanı, 44 km’lik Kanal üzerinde en azından 5 büyük köprü, limanları ile uluslararası ticari ulaşım ağının ortasında* “hub” konumunda ve üzerinde 8 milyon insanın insanın yaşadığı bir Mega Kent!

Değerli arkadaşlar,

Bu ADA Küresel Finans-Kapital sistemi tarafından öyle “sıradan bir ada” olarak kendi haline bırakılmaz; er ya da geç Singapore veya Hong-Kong benzeri özerk bir Devletçik oluşturulur. (hem de referandum falan yaparak) vs. vs… arkasından Trakya’nın geri kalanı

yani,

  • yalnızca Montrö değil, Türkiye’nin toprak bütünlüğünü güvenceleyen Lozan bile tehlikeye girmiş olur.

Gözü para ve iktidar hırsı ile kör olanlara, nasıl anlatılabilir ki?

derin kaygılarımla. æ
_____________
* İstanbul Çin’e 7 bin, Kore’ye 8 bin, Japonya’ya 9 bin km. uzaktadır; ancak Kuzey Afrika, Ortadoğu, Kafkasya, Rusya, Ukrayna, AB Ülkelerinin hemen tümü İstanbul merkezli, 2500 km. çapında bir dairenin içinde kalır.

Fotoğraf açıklaması yok.

” STRATEJİST ” ENFLASYONU

” STRATEJİST ” ENFLASYONU

Prof. Dr. D. Ali ERCAN

Değerli arkadaşlar,

Türkiye’de her şeyin suyu çıktığı gibi, bunun da suyu çıktı artık; nereye, hangi TV kanalına baksanız, hangi gazeteyi okusanız, bir sürü “Statejist” sürekli ahkâm kesiyor, Dünya savaşları çıkarıyor, Dünyayı on kez yıkıp, on kez kuruyorlar. Ortalık Strateji kulüplerinden, derneklerinden, akademilerinden… geçilmiyor.

Basit bir mantık / matematik sorununu çözmekten aciz nice “strateji uzmanımız” tuğla kalınlığında kitaplar yazıyor, halkı saatlerce ekran karşısında istimde tutabiliyorlar; ne de olsa karşılarında, ne versen yemeye hazır, hayali geniş, belleği dar ve her türlü safsataya derhal inanacak büyük bir toplum kesimi var…. genlerdeki kültürel kalıtımın olumsuz etkisi galiba…
***
Değerli arkadaşlar,

“Strateji” en kısa tanımıyla,

“Uzun süreli ve büyük ölçekli Kaynak yönetim ve kullanım Tekniği” dir.
(kimileri …’sanatıdır’ der)

Eski Grekçe, στρατηγία kelimesinden gelir. “Stratos” üst, tepe, yukarı anlamı taşır. Askeri bir deyim iken (üst komutan karargahı) şimdi bu kavram hemen bütün alanlarda kullanılır oldu, dolayısıyla her alanın kendine göre strateji uzmanları var.

Strateji uzmanlığı, her şeyden önce geniş, uzun mesleksel deneyimler temelinde, bilimsel akıl kullanarak (mantıklı) kestirimlerde, öngörülerde bulunabilmek, uzun erimli çözümler üretmek becerisidir.

Hangi alanda olursa olsun, ileri derecede Matematik ve İstatistik bilmeyen bir kişinin strateji uzmanlığından kuşku duymak gerekir. Bu tipler havanda su döven “komplo kuramcılığı” ndan ileri gidemezler…
***
Strateji uzmanı anlamında Fransızcada Stratége, Almancada (Türkçe okunuş şekliyle) Stratege denir. her nasılsa, bu sözcük İngilizcede strategist (stratecist) olmuş. oysa, ” -ist” son eki genelde, yandaş, taraftar, …-ci anlamlarını üretir.

İngilizcedeki bu semantik yanlışlık birebir Türkçeye de geçmiş… (ne de olsa stratejiyi Almanlardan değil, Amerikanlardan öğrendi Türkiye) öbür konularda da benzer yanlışlık yapılıyor; Biyolog yerine Biyolojist, ekonom yerine ekonomist… dendiği gibi…

Konu ne olursa olsun, TV’lerde, medyada sürekli boy gösteren, her alanda derin bir ukalalıkla ve “nasıl olsa üfürdüklerimiz kısa sürede unutulur” düşüncesiyle, fütursuzca konuşan, bu tipler için argoda güzel bir isim bulunmuş,”herbokolog” deniyormuş…

Ülkemizin son 80 yıllık döneminde, gerçekten “Stratej” diyebileceğimiz yeterli sayıda yurtsever Devlet adamlarımız olsaydı;

Mustafa Kemal’in kurduğu Laik Cumhuriyet, şimdi
– uçan kuşa borcu olan,
– ipotek altında yaşayan,
– kurumları çürümüş,
– her alanda 3. sınıf görüntüde bir ülke

durumuna düşmüş olmazdı…

Derin üzüntülerimle.æ