PARANIN DEĞERİ, EFLASYON ve MERKEZ BANKASININ GÜCÜ

Prof. Dr. Halil Çivi / İMZA...Prof. Dr. Halil Çivi
İnönü Üniv. İİBF Eski Dekanı

Vatandaşlar, “Hocam insanlar bu denli ekonomik sıkıntı çekerken niye ekonomi ve özellikle de para ve enflasyon konusunda hiç yazmıyorsunuz?” diye sitem ediyorlar. Bu tür soru soranlar için kısa bir özet sunmaya çalışayım.

Türkiye, özellikle 2022 yılı ile birlikte hızlı bir enflasyonist sürecin içine girdi. Hem mal ve hizmet fiyatları ve hem de döviz kurları hızla artmaya başladı. Resmi verilere göre yıllık enflasyon oranı Nisan 2022’de % 70’ler, Dolar – TL kuru ise 16.00 TL düzeyine dayandı. TL’nin değeri hızla erimeye başladı. Bu durum, başta petrol, doğalgaz elektrik v.b. temel girdilere yapılan sürekli zamlar yoluyla halkın vazgeçilemez geçimlik ürün fiyatlarının hızla tırmanmasına ve dar gelirlilerin gönenç (refah) düzeyinin de aynı hızla azalmasına neden oldu. Verili (mevcut) durum aynı nedenlerle ve aynı hızla sürüyor…

ULUSAL PARANIN DEĞERİ NASIL OLUŞUR?

Günümüzdeki tüm ülke paraları karşılıksızdır. Devlet kâğıda “para ol der” kağıt para olur. Alltın ya da gümüş karşılıkları yoktur. Paraların değeri piyasada satın alabildiği mal, hizmet ve döviz miktarı ile ölçülür. Devletin mal, hizmet ve döviz fiyatlarına müdahale etmediği (karışmadığı), fiyatların piyasadaki arz ve talep (sunu ve istem) dengesiyle belirlendiği dışa açık ekonomilerde ulusal paranın iç ve dış değerinin oluşumu için şunlar söylenebilir:

A- Ulusal Paranın İç Değeri

Eğer sabit bir para miktarı ile beli zamanda giderek daha çok mal ve hizmet satın alınabiliyorsa ulusal paranın değeri artmış olur. Tersine aynı miktar para ile, giderek daha az mal ve hizmet alınabiliyorsa o zaman da ulusal paranın değeri düşmüş olur.

B- Ulusal Paranın Dış Değeri

Eğer sabit miktardaki ulusal para ile zaman içinde giderek daha çok yabancı para alınabiliyorsa, döviz kuru düşmüş, ulusal paranın değeri yükselmiş olur. Tersine yine aynı para miktarı ile zaman içinde giderek daha az yabancı para alınabiliyorsa döviz kuru yükselmiş, ulusal paranın değeri düşmüş olur.

Bir tümce ile şöyle denilebilir: Bir ülkenin ulusal parasının iç değeri ülkedeki fiyatlar genel düzeyinin düşmesi ya da yükselişine bağlı olarak artar ya da azalır. Dış değeri ise döviz bolluğunda artar, döviz kılığında ise düşer.

ENFLASYON NEDİR?

Genel anlamda enflasyon, zaman dilimleri itibarıyla (bakımından), bir dönemden öbürüne, bir ülkedeki mal ve hizmetlerin ortalama fiyatlarının sürekli artış eğilimi içinde olmasıdır. Enflasyon, halkın ya da tüketicilerin satın aldıkları mal ve hizmet fiyatlarına bir eklenme yani zam olarak ortaya çıkar.

Zam ya da enflasyon, tüketiciler açısından dolaylı ve gizli bir vergi etkisi oluşturur. Tüketicilerin gelirlerini kemirerek halkın gönenç (refah) düzeyinin düşmesine, yani yoksullaşmaya neden olur. Enflasyonun neden olduğu gelir ya da satın alma gücü yerine konmazsa halk yoksullaşır.

  • Bir ülkede enflasyon oranı ne denli yüksekse, toplumsal gönenç yitimi o ölçüde çok olacaktır.

Genelde denilir ki; sabit gelirlilerin ücretlerine yapılan zamlar, onların gelir yitiklerini hiçbir zaman tam olarak karşılamaz. Çünkü,

  • Enflasyonist dönemlerde ücretler merdivenle, fiyat ise asansörle yükselir.

Gelişmiş ülkelerdeki enflasyon oranları % 2-3 olarak normal kabul edilebilir. Günümüzde gelişmiş ülkelerin enflasyon oranlar ortalama % 7-8 aralığındadır. Genel olarak % 50 sınırını aşan enflasyon ise hiperenflasyon (çok aşırı) olarak değerlendirilir.

Türkiye’deki %69.7 enflasyon düzeyi, hiper ya da dörtnala enflasyon olarak kabul edilmelidir.

ENFLASYONLA SAVAŞIM

Enflasyonla savaşımın 2 ana yolu vardır :

1- Sunuyu (arzı), yani ekonomide dolaşımda olan piyasadaki mal ve hizmet miktarını artırmak.

Arzı artırmak 2 yolla olur. İç üretimi teşvik ve dışalım. Gerçekte dışalım zorunluluktan doğar. Gerçek olan yerli üretimi, ekonominin gereklerine göre, olabildiğince çeşitlendirmek ve çoğaltmaktır.

Türkiye ekonomisi teknolojik ürünler, kimi aramallar ve enerji girdileri bakımından büyük oranda dışa bağımlıdır. Son yıllarda yanlış tarım politikaları nedeniyle dışalım kervanına tarımsal girdiler ve tarım ürünlerine dayalı temel gıda maddeleri de eklenmiştir. Sunu (arz) yönlü olarak enflasyonla savaşımda Türkiye’nin eli büyük oranda zayıflamıştır.

2- İstemi (talebi) yani satın alma gücünü baskılamak.

Ünlü ABD’li parasal (moneter) iktisatçı Milton Friedmen, enflasyonu her zaman parasal bir olay olarak kabul etmiştir. Enflasyonu denetleyebilmek için mutlaka piyasadaki toplam para miktarını, yani toplam satınalma gücünü denetlemek gerekir. Bu görev Merkez Bankalarının işidir. Ancak merkez bankaları da her anlamda özerk olmalıdır.

MERKEZ BANKALARI

Merkez Bankalarına “bankaların bankası” denilir. Piyasadaki tüm bankalar, merkez bankalarının yönlendirmesi ve denetimi altında çalışır.

Dünyanın her ülkesinde para basma ve enflasyonla mücadele görevi merkez bankalarına verilmiştir. Bir ülkedeki toplam para arzının denetimi ve gösterge faizi merkez bankasının bağımsız kararı ile belirlenir.

Merkez bankaları genelde özerktir. Bu özerlik yönetsel, politik, akçalı (mali) ve bilimsel alanları kapsar.

Bir ülkedeki fiyatların ve döviz kurlarının denetimi ve istenen düzeye indirilmesinde merkez bankasının 3 ana silahı vardır. İç piyasa için piyasadaki para miktarının denetimi yani emisyon tutarının denetimi, etkin faiz politikası, gösterge faizinin gereksinime göre değiştirilmesi ve döviz kurlarını tutabilmek içinde güçlü bir döviz birikimi (rezervi)

TÜRKİYE DE DURUM NEDİR ??

– Türkiye ekonomisi üretken ve döviz üreten bir yapıdan giderek uzaklaşmıştır. Arz yönlü olarak güçlü bir biçimde enflasyonla savaşımda zayıf durumdadır.
Merkez Bankası bağımsız değildir. Enflasyona karşı en önemli silahı olan gösterge faizi (politika faizi) bilimsel bir yanlış olarak % 14’te dondurulmuştur. Halbuki para arzını sıkılaştırmak için gösterge faizinin büyük oranda yükseltilmesi gerekir. Bu açıdan Merkez Bankası yönetimi silahsız savaşçı gibi olmuştur.
– Döviz kurlarını istenen düzeyde tutabilmek ve TL’nin değerini koruyabilmek için Merkez Bankası’nın güçlü bir döviz birikimine (rezervine) sahip olması gerekir. Ne yazık ki böyle bir birikim (rezerv) de yoktur.

Son söz                    :

  • Sorumlu siyasal iktidarın yukarıda sayılan temel yanlışlarını düzeltebilecek
  • Kısa, Orta ve Uzun erimli (vadeli) çözüm önerileri yoktur
  • Ya da olanlar yüzeyseldir (palyatiftir), günü kurtarmaya yöneliktir.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.