Kadın ve yargıç bir Danıştay Başkanı!

Kadın ve yargıç bir Danıştay Başkanı!

Emre Kongar
Cumhuriyet, 12.5.17

***
Bütün akademik yaşamımı ve yazarlık kariyerimi “Demokratik, Laik ve Sosyal, Hukuk Devleti”nin gelişmesine adadım.
Bu açıdan, ailemden aldığım terbiyeyle de tam bir uyuşma halinde, hukukçulara, özellikle de yargıçlara büyük bir saygı besledim. Onların daima benim gibi ortalama vatandaşlardan daha yüksek bir meslek ahlakına, dolayısıyla daha üstün bir hak, hukuk ve adalet duygusuna sahip olduklarına inandım ve bunu savundum.
Zerrin Güngör, bir hukukçu ve bir yargıçtır.
Sadece bu niteliği bile kendisine büyük bir saygı ve güven beslenmesinin nedenidir.
***
Danıştay, ülkeyi yönetenlerin bütün yaptıklarının hukuka uygunluğunu denetleyen, insanları iktidarlara karşı koruyan, ayrıca Anayasa’nın “Demokratik, Laik ve Sosyal bir Hukuk Devleti” ilkesini kollayan en üst idare mahkemesidir.
Öğretim üyesi olarak, Danıştay’daki kültür ve sanatla ilgili davalarda defalarca “Bilirkişi” görevi yaptım. Ne denli titiz ve hukuka uygun çalıştıklarına bizzat tanık oldum. Müsteşarlık yaptığım dönemde, Bakanlıkta alınan bütün kararların hukuka uygun olmasına özen gösterdim; “Danıştay ne der?” sorusunu hep aklımda tuttum.
Zerrin Güngör Danıştay Başkanı’dır.
Bu niteliği ile de benim toplumsal hiyerarşik değerler sistemimin en üst sıralarında yer almaktadır.
***
Cumhuriyet gazetesinin haberine göre Danıştay Başkanı Zerrin Güngör,
Danıştay’ın 149. Kuruluş Yıl Dönümünde, (bence tarihe geçecek) bir konuşma yapmış:

Tüm yetkileri tek elde toplayan, Anayasa Mahkemesi’nin 15 üyesinden 12’sini, Hâkimler Savcılar Kurulu’nun 13 üyesinden 6’sını atama hakkına sahip kılınan Cumhurbaşkanı’na, tüm adalet mekanizmasını belirleme, ülkeyi KHK’lerle ve seçilmemiş yöneticilerle idare etme olanağı veren…
Böylece kuvvetler ayrımını ortadan kaldıran Halkoylamasını hatırlatıp:
“16 Nisan 2017 tarihinde halkoylamasına sunulan ve kabul edilen değişiklikle Anayasamızda var olan kuvvetler ayrılığı ilkesi daha da belirgin hale getirilmiştir” diyebilmiş.
Yüz bini aşkın kişinin işten atıldığı, binlerce yargı mensubunun, sivil ve asker bürokratın, medya mensubunun hapsedildiği, şirketlere, yayın organlarına el konduğu, Halkoylaması koşullarının baskı altında zehirlendiği
OHAL dönemi ve OHAL’de çıkarılan KHK’ler konusunda da:
“Olağanüstü halin ilanı ve bu süreçte kabul edilen KHK’lerin amacı, devletin kurumlarını terör örgütü mensuplarından arındırmak ve demokrasiyi korumak olup kişilerin hak ve özgürlüklerine, amaç dışında herhangi bir sınırlama getirilmemiştir biçiminde konuşabilmiş.
***
Danıştay Başkanı Sayın Zerrin Güngör bu konuşmasıyla, Anayasasında “Demokratik, Laik ve Sosyal, Hukuk Devleti” yazan Türkiye Cumhuriyeti’nde artık hiç kimsenin idare (iktidar) karşısında güvencesi kalmadığını ilan etmiş…
Ayrıca benim yaşamım boyunca inandığım ve savunduğum bütün toplumsal, siyasal ve akademik değerleri de sıfırlamış bulunmaktadır!
BEN BU DEĞERLERİM İÇİN DİRENMEYİ SÜRDÜRECEĞİM!
====================================
Dostlar,

Sayın Kongar’ın bir başka makalesini irdelerken önceki gün (11.5.17) sitemizde biz de konuya değindik (http://ahmetsaltik.net/2017/05/11/emre-j-kongar-16-4-17-buda-ve-gbu-43-moab/) :
*****
… “Danıştay başkanı dün, akıl almaz biçimde 15 Temmuz sonrası görevden atılmaların – tutuklamaların hukuk dışı olmadığın söyleyebildi! Aynı başkan, 16 Nisan halkoylaması sonucuna katılan hile sonrasında Türkiye’de güçler ayrılığının iyice yerine oturduğunu da buyurdu!
Tam iktidar ağzı.. Hızını almayıp, apaçık TAM KANUNSUZLUK yapan YSK yargıçlarını haklı olarak sert eleştiren CHP Genel Başkanı Sn. Kılıçdaroğlu‘na laf yetiştirdi!

Ne yapsak, ne etsek de bu kadıncağıza iktidar olarak teşekkür etsek? Ne görev ve paye versek Danıştay başkanlığından daha yüksek? Gerçekten hukuk eğitimi almış, hukuk etiği okumuş, hukukun üstünlüğünü içselleştirmiş hangi hukukçu bu sözleri söyler ya da onaylar??
Zerrin hanım, Türk – Dünya hukuk ve uygarlık tarihinde hak ettiği mümtaz yeri bulacaktır. Çoook yazık Türkiye’ye çooook yazık.. Danıştay Başkanı açıkça “ihsas-ı rey” yaptı!
*****
“Evet, tek adam rejimi getiriyoruz” 
sözleri bizzat, artık yeniden AKP’li Erdoğan ve Başbakan’ın ağzından dökülür ve saklanamayan gerçek itiraf edilirken; Danıştay başkanı yüksek yargıç Zerrin Göngör’ün tam da tersine güçler ayrılığının pekiştirildiğini söyleyebilmesi gerçekten akıllara seza bir durumdur. Bir bölümü AKP’li sokaktaki milyonlarca yurttaş bile bunca yetki bir adama verilmez.. gerekçesiyle halkoylamasında “hayır” oyu kullanırken, en yüksek idari yargı organı 149 yıllık Danıştay’ın başkanının bu yalın gerçeği görmemesi, görememesi anlaşılır şey değildir, kabul edilmesi olanaksızdır. Hukuk Fakültesi 1. sınıfında Anayasa Hukuku dersi alan öğrenciler bile, Türkiye’ye dayatılan “Cumhurbaşkanlığı” sisteminin siyasetbilimi yazınında (literatüründe) yer olmadığını, dünyada benzerinin bulunmadığını (neverland!), ucube bir despotik rejim olduğunu anlayabilir.. Taa 1789’da Fransız Yurttaş Hakları Bildirisinde “güçler ayrılığı olmayan ülkede anayasa yoktur!” yazılmış iken (md. 16), Yüce Atatürk’ün devrimleri sayesinde o yüce makama gelen kadın Danıştay başkanı Zerrin hanım bilim dışı söylemi nasıl dillendirebilmiştir?

Danıştay Başkanı yüksek yargıç Zerrin hanım da korkmakta mıdır AKP – RTE’den?
Niçin korkmaktadır? Ya da bir beklentisi mi vardır?

Belki de her şeyden önemlisi / ürkünç olanı, yargıç tarafsızlığını yitirmiştir. Üstelik adli değil idari yargıçtır ve Anayasa’nın 125. maddesi gereği İdarenin her türlü işlem ve eyleminin, önlerine getirildiğinde hukuka uygun olup – olmadığının kararını vermek için yargı denetimi yapacaktır.

  • Zerrin hanım görevinden istifa etmek zorundadır..

Sevgi, saygı ve kaygı ile. 14 Mayıs 2017, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

1 Mayıs’ı hapiste kutlamak

1 Mayıs’ı hapiste kutlamak

Emre Kongar
Cumhuriyet, 1 Mayıs 2017

(AS: Bizim kapsamlı katkımız yazının altındadır.)

2. Silivri Trajedisi’ni yaşadığımız şu günlerde kutlayacağımız
1 Mayıs sırasında, pek çok yazar, çizer, gazeteci, medya yöneticisi hapiste.

Bunların bir bölümü, 1. Silivri Trajedisi’ni yaratmakta büyük sorumluluk taşıyanlar.
Bir bölümü ise bu trajediye ya açıktan ya da suskun kalarak destek verenler. Elbette o trajediye karşı çıkan ve “Adalet” diye, “Demokrasi” diye, “Hukuk” diye direnenler de var aralarında.
***
Ben 1. Silivri Trajedisi zamanında yapılan haksızlıklar, hukuksuzluklar, adaletsizlikler karşısında, “Yapmayın etmeyin, Hukuk ve Adalet bir gün size de gerekir.” diye çok söyledim ama kimseye dinletemedim.
Ne zaman ki iktidar ortakları, Gülen Cemaati ile AKP, birbirlerine düştüler ve kavgaya giriştiler, işte o zaman 1. Silivri Trajedisi’nin hesabı da sorulmaya başlandı:
Ama bu hesaplaşma da Hukuk Devleti ve Adalet ilkeleri çerçevesinde olmayınca
“2. Silivri Trajedisi”
ortaya çıktı.
***
Ben, iktidar mücadelesi yapan gruplardan bağımsız olarak, Demokratik, Laik ve Sosyal Hukuk Devleti’nden yanayım:
Onun için de sürekli bir biçimde, her zaman, HERKES İÇİN Demokrasi’yi, İnsan Hakları’nı, Hukuk Devleti’ni ve Adalet’i savunuyorum.
Halkın, milletin, seçmenin, adına ne derseniz deyin, iktidarı belirleyen ve farklı parçalardan oluşan büyük kitlenin, Adalet’i ve Barış’ı, ancak İnsan Hakları’na dayalı bir Hukuk Devleti içinde bulabileceğine inandığımdan,
HERKESE “Demokrasi için Dİ – REN” diyorum.
Bu nedenle de DİSK, KESK, TTB ve TMMOB ortak eylemi olan bu yılki 1 Mayıs kutlamaları için yayımlanan bildiriyi destekliyorum.
Bu bildiride yer alan ilkelerin demokrasiyi güçlendireceğine ve böylece, hapisteki yazar, çizer, gazeteci, medya yöneticisi olan bütün insanların uğradıkları haksızlık ve hukuksuzlukların önlenmesine de yardımcı olacağına inanıyorum…
Ve diliyorum ki onlar da, ister içeride isterse dışarıda olsunlar, her zaman, HERKES İÇİN bu ilkeleri desteklesinler.
***
“Devletin tüm olanaklarının kullanılmasına, teksesli medyaya, hayır diyenlerin engellenmesine rağmen yurttaşların en az yarısı (Halkoylamasında) Hayır dedi.” Böyle bir anayasa değişikliği ile ülke huzur, barış ve istikrar bulamayacaktır.”
“Türkiye’nin acil ve yaşamsal ihtiyacı eşitlikçi, özgürlükçü, laik ve sosyal bir Anayasadır.”

  • “Halkın en az yarısının Hayır dediği bir rejim değişikliğini, cebren ve hile ile
    meşrulaştırma girişimlerine karşı 2017 1 Mayıs’ı çok daha anlamlı ve önemli hale gelmiştir.”
    “2017 1 Mayıs’ı, milyonların ‘hayır’lı buluşmaları olarak örgütlenecektir.”
    “Yüz binin üzerinde kamu emekçisini ve işçiyi, haklarında hiçbir yargı kararı
    bulunmadan işinden eden Kanun Hükmünde Kararnamelere, OHAL fermanlarına ‘Hayır’ demek için 1 Mayıs’ta alanlarda olacağız.”
    “Halkın seçtiği vekillerinin yaptığı Seçim Yasası’nı yok saymayı marifet bilen YSK örneğinde olduğu gibi, adaletin çivisinin çıktığı, Meclis’in tamamen yok sayıldığı
    tek adam rejimine
    1 Mayıs meydanlarında tüm gücümüzle ‘Hayır’ diyeceğiz.”
    ***
    1 Mayıs 2017’de, başta Cumhuriyet gazetesi mensupları olmak üzere, hapistekileri asla unutmuyorum… Haksızlığa ve hukuksuzluğa uğrayan herkesin sorununun ancak Demokratik, Laik ve Sosyal Hukuk Devleti ilkelerinin ödünsüz uygulanmasıyla çözülebileceğine inanıyorum…
    Bu duygularla, içerideki ve dışarıdaki herkesin 1 Mayıs Bayramı’nı
    “Demokrasi için DİREN” diyerek kutluyorum.
    =======================================
    Dostlar,

Sn. Kongar’ın bu yazısı da öbürleri gibi çok değerli. Öncelikle “1 ve 2. Silivri Trajedisi”
biçiminde kavramsallaştırması kayda değer ve tutabilir.
DİSK, KESK, TMMOB, TTB’nin 1 Mayıs basın açıklamasını temel almakta ve desteklemekte. Bu açıklamaya biz de web sitemizde yer verdik Sn. Kongar’ın makalesinden önce. 2 noktada çekincelerimiz oldu, onları açıkladık ilgili yazımızda.. (HAYIR’ını al da gel: Emek, barış, demokrasi için yaşasın 1 Mayıs!)

Biz de,  içerideki ve dışarıdaki herkesin 1 Mayıs Bayramı’nı kutluyor ve
“Demokrasi için DİRENİN” çağrısı yapıyoruz.

Anayasanın 2. maddesini tam olarak, kendi bütünlüğü içinde sistematik olarak anımsamanın
çok gerekli olduğunu düşünüyoruz :

  1. Cumhuriyetin nitelikleri
    Madde 2 – Türkiye Cumhuriyeti,
    – toplumun huzuru,
    – milli dayanışma ve
    – adalet anlayışı içinde,

    1. insan haklarına saygılı,
    2. Atatürk milliyetçiliğine bağlı,
    3. Başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan,
    4. demokratik,
    5. laik ve
    6. sosyal bir
    7. hukuk Devletidir.
    ****
    Görüldüğü gibi, 2. maddede sayılan Cumhuriyetimizin nitelikleri 3 gerekçeye dayalı :
    – toplumun huzuru,
    – milli dayanışma ve
    – adalet anlayışı..
    Ardından Cumhuriyetimizin değiştirilemez ve değiştirilmesi teklif bile edilemeyecek 7 özelliği sıralanıyor. İlk özellik “insan haklarına saygılı” olmadır ve övünç kaynağıdır. Bu Anayasa (1982 Anayasası) “Başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan” betimlemesi ile Anayasanın metnine dahil olan “Başlangıç” bölümüne gönderme yapmakta ve bu bölümü pekiştirmekte
    hem de 2. madde içeriğini gerekçelendirmektedir. Türkiye Cumhuriyeti anayasasının değiştirilemez ve değiştirilmesi önerilemez temel nitelikleri sayılırken genellikle bir klişe olarak 4 temel (Demokratik, Laik, Sosyal, Hukuk devleti) özellik sayılmaktadır. Oysa Türkiye Cumhuriyeti’nin değiştirilemez ve değiştirilmesi önerilemez, birbirini tamamlayan 7 temel özelliği 2. maddede sıralanmaktadır.AKP – MHP kutsal (!) ittifakı, 16 Nisan 2017 deli saçması halkoylaması ile bu maddenin arkasından dolanarak Cumhuriyetimizin temel niteliklerini yozlaştırarak değiştirmişlerdir.

    Güçler ayrılığının olmadığı bir anayasa metni demokratik olamaz hatta ANAYASA sayılamaz!
    (Fransız İnsan ve Yurttaş Hakları Bildirisi md. 16)

    Gerçekte Anayasa Mahkemesi de devre dışı bırakılarak göstermelik kılınmıştır.
    18 maddelik değişiklik ne yazık ki hile ile, cebren “evet” olarak onanmış sayılmıştır.
    Gerçekte, YSK ne derse desin, kazanan “HAYIR” olmuştur.
    Diliyor ve umuyoruz ki AİHM, insanlığı utandıran bu hile ve sahteciliği
    devasa bir insanlık hakkı ihlali sayarak gayrımeşruluğu belgelesin..

    Bu nedenlerle bu gün, 1 Mayıs 2017 günü işçinin – emekçinin bayramını kutlamak ve DEMOKRASİ İÇİN DİRENMEK, TEK ADAM DAYATMASINA “HAYIR” demek için alanlarda olmalıyız.. AKP iktidarının güvenlik önlemleri abartılı ve bir korkuyu – kaygıyı
    (Gezi benzeri bir kıvılcım!) dışavuruyor. Ne yazık ki Taksim gene emekçilere kapalı.. Yazık..

Sevgi ve saygı ile. 30 Nisan 2017, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

Yüz yıl önce Atatürk ne demiş!

Emre Kongar

Yüz yıl önce Atatürk ne demiş!

Bence Atatürkçülük ya da Kemalizm, her ne ad verirseniz verin,
“BİLİM VE AKIL YOLUDUR”…
  
Başka bir şeye indirgenemez!
“Başka bir şeye indirgenemez” derken, her türlü “indirgeyiciliği” kastediyorum:
Atatürk, ne sadece “İstiklal Savaşı Komutanı”dır…
Ne de sadece “Atatürk Devrimlerinin Filozofu ve Uygulayıcısı”!
Yani kısacası:
Ne sadece “Asker”dir…
Ne sadece “Düşünür”…
Ne sadece “Politikacı”…
Ne sadece “Devlet Adamı”…
Ne sadece “Anti-Emperyalist”…
Ne de sadece “Cumhuriyetçi”dir…
Gazi Mustafa Kemal Atatürk, yukarıda saydıklarımın hepsi ve daha da fazlasıdır:

Her dönemde ve her coğrafyada, o dönem ve o coğrafya için çağdaş bilimlerin ve
aklın gösterdiği yolu, çözümleri
temsil eder!
***
Değerli gazeteci-yazar Kerem Çalışkan, Mustafa Kemal’in İsyan Muhtırası, 20 Eylül 1917adlı son kitabı ile sadece tarihe değil, günümüze de ışık tutuyor! Çalışkan, tam yüz yıl önce, Mustafa Kemal tarafından, 1. Dünya Savaşı koşullarında, Harbiye Nazırı ve Başkomutan Vekili Enver, Sadrazam Talat ve Şam’daki 4. Ordu Komutanı Cemal Paşalara “Zata Mahsus” olarak yollanmış muhtırayı mercek altına almış ve bugün de anlamlı olan şu sonuçları çıkarmış:

1) Milli Politika. Türk Milliyetçiliğinin Doğuşu.
“Alman Sömürgesi” Olmaya Güçlü itiraz. Bulgar Milliyetçiliği Örneği.
İttihat ve Terakki’nin Programsızlığı. Alman Islah Heyetine Muhalefet.
2) Halkçı Muhalif Söylem.
Siyaseten Muhalefet.
Siyasal Eleştiri. Halkçılığın Başlangıcı.
3) Ordu Çökmüştür Saptaması.
Ordu Gerisindeki Halkın Güçlendirilmesi.
4) Sorumluluk Cesareti.
5) Siyasal Öngörü. Osmanlı’nın Çöküşü. Almanya’nın Yenilgisi. Filistin’in Kaderi.
6) Gerçekçilik.
7) Medeni Cesaret.
8) İsyan Ruhu. İsyan ve Sürgünle Dolu Bir Yaşam.
9) Tarih Bilinci. Devirler Arası Çizginin Teşhisi.
10) Liderlik Bildirgesi.
***
Kerem Çalışkan, bu “İsyan Muhtırası”nı, Mustafa Kemal’in İstiklal Savaşı öncesi hazırlık dönemi çerçevesinde irdelemiş ve değerlendirmiş… “Muhtıra”da, İstiklal Savaşı’nın ve Cumhuriyet’in, bugünlere dek uzanan ipuçlarını görüyoruz:
Baharı müjdeleyen “Nisan Yağmurları Altında”…
Hiç kurtulamadığım “Siyasal Romantizm” etkisiyle:

Hayır deyin, direnindiyor diye okudum ben bu “Muhtırayı!”
===================================
Dostlar,

Teşekkürler değerli Kongar hocamıza… Gerçekte, Batı emperyalizmi ile birlikte asıl sorumlu oldukları Suriye / Idlip sarin gazı saldırısını – faciasını bile günlük siyasete alet ederek halkoylamasında “evet” için kullanan anlayışa çoook güçlü hem de çooook güçlü bir “HAYIR” demenin, halkı aptal yerine koyan iç – dış politika fiyaskolarını kesin olarak veto etmenin, 16 Nisan’da hep birlikte HAYIIIIRRR! diye haykırmanın vakti – saati gelip çatmıştır sevgili halkımız.

Vebalin ağır, tarihsel sorumluluğun çoook ağırdır!
Çare, anayasa değişikliği üzerinden köleleştirilmene – yurtsuz ve onursuz bırakılmana, bölünme, kan ve göz yaşına kendin ve gelecek kuşaklar adına HAYIIIIRRRR demekte!

Sevgi ve saygı ile. 06 Nisan 2017, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net   profsaltik@gmail.com

Cumhurbaşkanının atayacağı AYM’ye Hayır!

Emre Kongar, 
Cumhuriyet, 17.3.17

Cumhurbaşkanının atayacağı AYM’ye Hayır!

“Hayır” için iki genel nedenimiz var:

1) Artık iktidar tarafından bile bütün yetkileri tek kişide topladığı belirtilen;
hükümeti, Meclis’i, yargıyı tek kişiye bağlayan Anayasa değişikliğinin niteliği, “Diktatörlükr”. İşte bu nedenle, 16 Nisan’da yapılacak Referandumda “Hayır” denmelidir!

2) Ayrıca, bu Referandumun, Olağanüstü Hal koşullarında, “Hayır” diyecek olanlara karşı
türlü baskının uygulandığı, “Evet” için bütün devlet olanaklarının seferber edildiği, adaletsiz, eşitliksiz, şeffaf olmayan, antidemokratik bir ortamda yapılmakta oluşu bile “Hayır” denmesi için yeterli nedendir.
***
Bu iki genel neden “Hayır” demeniz için yetmiyorsa, buyurun bir de özel neden:
Öneriye göre Demokratik rejimin koruyucusu olan ve gerekli durumlarda Cumhurbaşkanını yargılama yetkisine sahip kılınan Anayasa Mahkemesi’nin 15 üyesinden 12’sini Cumhurbaşkanı seçiyor :
Madde 146 – (Değişik: 7/5/2010-5982/16 md.) (1)
Anayasa Mahkemesi on beş üyeden kurulur. Türkiye Büyük Millet Meclisi; iki üyeyi Sayıştay Genel Kurulu’nun kendi başkan ve üyeleri arasından, her boş yer için gösterecekleri üçer aday içinden… Bir üyeyi ise baro başkanlarının serbest avukatlar arasından gösterecekleri üç aday içinden yapacağı gizli oylamayla seçer… Cumhurbaşkanı; üç üyeyi Yargıtay, iki üyeyi Danıştay genel kurullarınca kendi başkan ve üyeleri arasından her boş yer için gösterecekleri üçer aday içinden… En az ikisi hukukçu olmak üzere üç üyeyi Yükseköğretim Kurulu’nun kendi üyesi olmayan yükseköğretim kurumlarının hukuk, iktisat ve siyasal bilimler dallarında görev yapan öğretim üyeleri arasından göstereceği üçer aday içinden… Dört üyeyi üst kademe yöneticileri, serbest avukatlar, birinci sınıf hâkim ve savcılar ile en az beş yıl raportörlük yapmış Anayasa Mahkemesi raportörleri arasından seçer.
***
Sevgili okurlarım,
Zaten bugünkü rejim bunalımına:

Silivri trajedilerinde yaşanan, Adaletin ve Hukuk Devleti’nin ayaklar altına alınmasıyla…
12 Eylül 2010 Referandumunda yargının tümüyle siyasetin emrine sokulmasıyla
Parlamenter Rejim’e rağmen cumhurbaşkanının doğrudan halk tarafından seçilmesiyle…
Başbakanın, görevinden istifa etmeden cumhurbaşkanlığı seçimine katılmasıyla…
Tarafsız cumhurbaşkanının seçim zamanlarında doğrudan parti propagandası yapmasıyla…
Seçim sonuçlarından memnun olmayan cumhurbaşkanının hükümet kurulmasını önlemesi ve seçimleri tekrarlatmasıyla… (AS: Haziran 2015 seçiminde AKP %41 oyla 258 vekile düşmüş ve tek başına iktidarı yitirmişti..)
Olağanüstü Hal ilan eden iktidarın Olağanüstü Hal ile ilgisi olmayan Kanun Hükmündeki Kararnamelerinin denetim dışı bırakılmasıyla…
Geldik!
Bir de Cumhurbaşkanı tarafından atanmış bir Anayasa Mahkemesi ile nerelere kadar gidebileceğimizi iyice düşünenlerin HAYIR demekten başka seçenek göremeyeceklerini sanıyorum.
===============================
Dostlar,

Biz de ekleyelim : Cumhurbaşkanının vatana ihanet suçlaması ile Yüce Divan‘a (AYM) sevki için şimdiki Anayasada 1/3 vekilin önerisi yeterli, bu sayı 550/3 = 184..
Yeni değişiklikte bu sayı 600/2 = 300’e yükseltilerek zorlaştırılıyor..
Yürürlükteki Anayasa ile Yüce Divan’a sevk üye tamsayısının en az dörtte üçünün vereceği kararla, 413 oy ile olabiliyor..

Değişiklik önergesinde verilen önergenin görüşülebilmesi için 360 oy, Yüce Divan’a sevk için ise 400 oy gerek.

AYRICA; Yürürlüktek anayasada Yüce Divan’a sevkedilen Cumhurbaşkanının görevi (ve ünvanı) sona ererken, yeni biçimiyle görev ve ünvanını koruyarak yargılanıyor. Üstelik 15 üyenin 12’sini kendisi atamış iken.. Cumhurbaşkanlığının düşmesi ise herhangi bir ceza alması ile değil ancak Cumhurbaşkanı seçilmeye engel bir suçtan hüküm giymesine bağlanıyor.. Açıkçası neredeyse olanaksızlaş(tırıl)ıyor..

  • Zaten sözde “yeni anayasa” nın canalıcı amacı yargılanmayı nerdeyse olanaksız kılmak!
  • Yani saklanan – gizlenen bir AF YASASI olması aynı zamanda..

Buna bir de TBMM’nin Cumhurbaşkanına hiçbir soru soramayacağı, gensoru ile bir Bakanın / Hükümetin düşürülmesi olanağının kaldırılmasını da eklerseniz…
Neredeyse padişah yetki ve dokunulmazlık zırhına sokuluyor Cumhurbaşkanı..
Sonrasında da diyalektik olarak ver elini TİRANLIK!

Cumhuriyet’ten tiranlığa!??
29 Ekim 1923’te Cumhuriyet ilanı; 16 Nisan 2017’de Tiranlığa dönüş öyle mi?
Böylesine dev genlikli sarkaç tarihte nerede ve ne zaman görüldü, örneği var mı?
Yok öyle yağma!
21. yüzyılın şafağında hem zamanın ruhu bu ham hayale elvermemektedir hem de Türkiye’nin kadim birikimi böylesi bir ilkel dayatmayı ayaklarının altına alarak parçalayacaktır..

Sevgi, saygı ve UMUT ile. 19 Mart 2017, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net    profsaltilk@gmail.com

PARTİ DEVLETİNE HAYIR

PARTİ DEVLETİNE HAYIR


Emre KONGAR

(AS : Bizim katkımız yazının altındadır..)

Bir devletin bir partiyle özdeşleştirilmesi, tüm bir devlet aygıtının, yargısıyla, yasamasıyla, yürütmesiyle bir partinin emrine verilmesi, Faşizmin en net ve en saf biçimlerinden biridir:
Yakın tarihte Avrupa’da, Almanya’da ve İtalya’da çok kanlı bir biçimde yaşanmıştır!
Ne yazık ki, 16 Nisan’da referanduma sunulacak olan Anayasa değişiklik önerileri, Türkiye’de de, Cumhuriyet rejimini bitirecek ve yeni bir Parti Devleti kuracak maddeler içeriyor:
1) Cumhurbaşkanı partili olacak; elbette sıradan bir “partili” değil, bir partinin lideri,
Genel Başkanı olacak.

2) Partili Cumhurbaşkanı, yardımcılarını kendisi atayacak ve atanmış olan bu kişiler
gerekli olduğunda seçilmiş Cumhurbaşkanı’nın yetkilerini kullanarak bizi yönetecek.

3) Partili Cumhurbaşkanı’nın seçtiği bakanlar (AS: sekreterler!), Meclis tarafından denetlenemeyecek.
4) Partili Cumhurbaşkanı, ülkeyi Meclis’in çıkardığı kanunlara gerek duymadan kararnameler ile yönetebilecek.
5) Partili Cumhurbaşkanı, devletin bütün yöneticilerini atayacak, yeni vilayetler kurabilecek.
6) Partili Cumhurbaşkanı, Anayasa Mahkemesi üyelerini ve HSK üyelerini seçecek.
Seçtiği HSK üyeleri de yargıçları tayin edecek. Anayasa Mahkemesi ve HSK ile birlikte Danıştay ve Yargıtay da, yani tüm adalet mekanizması da partinin emrine girecek.
***
Türkiye bu noktaya nasıl ve neden geldi?
1) Çok partili düzene geçildiğinde Demokrasi’den yararlanacak olan sermaye sınıfı ve işçi sınıfı gelişmemişti. İktidara toprak ağalarının temsilcisi olan Demokrat Parti geldi ve temel hak ve özgürlükleri sınırlayıp kısıtlayarak Demokrasiyi yozlaştırdı.
2) 1950’den beri Türkiye’yi yöneten sağ parti ve askeri darbe liderleri demokrat olmaktan çok demagogdular. Temel hak ve özgürlükleri savunmak yerine halkın duygularını okşayarak çoğunluk baskısı oluşturdular.
3) Muhalefet hakkı ve özgürlüğü, ifade hakkı ve özgürlüğü gibi temel hak ve özgürlüklerin, sınıfsal destekten yoksun olması, Demokrasiye inanmayan iktidarların önünü açtı.
4) Toplumun mevcut değerler sisteminin, çok hızlı değişmesi, bir Anomi durumunu (değersizlik, kuralsızlık durumu) doğurdu, bu durum iktidarların siyasal/ ahlaki değerleri kolaylıkla yozlaştırmalarına yardımcı oldu.
Bu 4 maddede özetlediğim gibi, “Parti Devleti” önerisi, uzun dönemli sınıfsal gelişme, siyasal ve kültürel/sosyo- ekonomik kalkınma, eğitim ve örgütlenme yetersizliklerinin bir sonucu olarak ortaya çıkmıştır!
***
Parti Devleti önerisi, başarısız olduğu için gittikçe zayıflayan bir iktidarın, kendisini güçlendirmek için attığı son bir adım olarak ülkenin önüne konmuş izlenimi veriyor.
15 yıldır iktidarda olanların artık ülke sorunları için önerebilecekleri hiçbir yeni çözüm kalmadığı için de, kişisel iktidarlarının güçlendirilmesine yönelik değişiklik önerilerinin halka açıklanması ve anlatılması yerine, “Hayır” diyenlerin suçlanması gibi çok yanlış ve tehlikeli bir yol seçilmiş görünüyor.
Türkiye’deki demokrasi bilincinin, insanlık tarihinde bir kara leke olan, “Parti Devleti” önerisine “Hayır” diyecek bir düzeye eriştiğini düşünüyorum.
==========================
Dostlar,

Sayın Kongar’ın siyasal irdelemesine ve öngörüsüne büyük ölçüde katılıyoruz.
Halkımız sağduyusu ile önüne konan deli gömleğini giymeyi rededecektir.
16 Nisan 2017 gece yarısına doğru “HAYIR” lı sonucu alacağız ve AKP – RTE’nin ülkemizi doladığı kördüğüm çözülmeye başlanacaktır. Bu sonuç AKP – RTE için de “hayırlı” olacaktır. Kampanyayı uygarca götürmek, ulusu kamplaştırmamak büyük önem taşıyor.
Bu arada da sabırla bu Anayasa değişikliğinin ülkemiz için ne büyük yıkımlar ve riskler doğurabileceğini halkımıza, birbirimize anlatmayı sürdürmeliyiz.

Oy sandıklarına sahip çıkmamız da vazgeçilmez görev.. Sandık sayım sonuçlarını fotoğraflamak, oy torbasını ilçe seçim kuruluna teslim edene dek sandık kurulu başkanına
eşlik etmek, teslim tutanağının da örneğini almak ve partilere iletmek gerek..
YSK da önceki seçimlerde olduğu gibi 160 bini aşkın sandığın sonuçlarını teker teker
web sitesinde yayımlamalı, partiler tarafından sandık temsilcilerinin getirdiği tutanaklarla karşılaştırılmalıdır.

AKP – RTE’yi de mert ve dürüst, adil, eşitlikçi bir oylama için gereğini yapmaya çağırıyoruz.

Bu akıl dışı oylamayı geri çekmek için AKP – RTE’nin hala olanağı var…
Kamuoyu yoklamalarında yitireceklerini kesin olarak gördüklerinde bile..
Yeter ki halka “iç savaş” şantaj ve tehdidi yapmayın; “terörist”, “PKK’lı”, “FETÖ’cü” vb. suçlamalarla milleti kutuplaştırmayın..

Sevgi ve saygı ile. 17 Şubat 2017, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com