Çanakkale Zaferi: Kurtuluş Savaşı’nın öncüsü

Çanakkale Zaferi:
Kurtuluş Savaşı’nın öncüsü

Çanakkale Savaşı, İngiltere ve Fransa’nın sömürgelerindeki askeri ve siyasi prestijini sarstı, bağımsızlık hareketlerine neden oldu. Avustralya ve Yeni Zelandalıların milli bilinçlerinin oluşmasında da etken oldu. En önemlisi ise Çanakkale, Kurtuluş Savaşı’nın öncüsü ve başlangıcı oldu.
(AS: Bizim kapsamlı katkımız yazının altındadır..)

Çanakkale Savaşı sadece Türk tarihinin değil, dünya tarihinin de en önemli olaylarından biridir. Çanakkale muharebeleri, dünyanın en büyük ordularının kara, hava, deniz ve denizaltı unsurlarıyla saldırıları karşısında, çok sıkıntılı bir dönem geçirmekte olan Osmanlı Devleti’nin gerçekleştirmiş olduğu büyük direnişi simgeler. Birinci Dünya Savaşı’nın başlamasından sonra, İtilaf devletleri Çanakkale cephesini açarak savaşı kısa sürede bitirme çabası içine girmişlerdi. Onlara göre, Çanakkale Boğazı’nı ele geçirmek İstanbul’u ele geçirmekle eşanlamlıydı. İstanbul’un düşmesi ise Osmanlı Devleti’nin savaş dışı kalması demekti. Bu da müttefiklerin işini büyük oranda kolaylaştıracak, Almanya ile daha rahat mücadele edebilecekler, savaşı da kısa sürede kazanabileceklerdi. Dünyanın en güçlü donanmasına sahip İngilizler, Çanakkale’den zorlanmadan geçebilecekleri inancındaydılar. İngiltere Deniz Bakanı Churchill, donanmanın Boğaz’dan zorla geçerek İstanbul’a ulaşmasının fikir babasıydı. Bir iki yıl önce Balkan devletlerine kolayca yenilen Osmanlı Devleti’nin hemen teslim olacağını düşünüyordu. Churchill’e göre, zırhlıların büyük topları karşısında Türk askeri cepheden hemen kaçacaktı.

Büyük direniş

Fakat gelişmeler hiç de müttefiklerin bekledikleri gibi olmadı. Zırhlı gemilerin topları görülünce hemen cepheden kaçacağı düşünülen Türk askeri, ülkesini kahramanca savundu. Öyle ki, 18 Mart 1915 tarihinde kesin sonuç almak üzere var güçleriyle Çanakkale Boğazı’na saldıran müttefik donanması, büyük kayıplar vererek geri çekildi. Yenilmez armada olarak nitelenen İngiliz donanması, Fransızlardan da destek almasına rağmen, tarihi bir mağlubiyete uğradı. Sonrasında Çanakkale’nin karadan aşılması planları hayata geçirildi. 25 Nisan 1915 tarihi itibarıyla Gelibolu Yarımadası’na çıkartma harekâtı başlatıldı. Aynı deniz savaşlarında olduğu gibi, burada da Türk askeri ve subayının kahramanca mücadelesi ön plana çıktı. Denizden sonra kara savaşlarını da kaybeden İtilaf devletleri, Çanakkale cephesinden geri çekildi.

Balkan Savaşı travması

Çanakkale Zaferi, Balkan Savaşlarıyla içte ve dışta sarsılmış olan milletin ve devletin prestijini kurtarıp güçlendirdi. Müttefikler, Balkan Savaşı hezimetini göz önünde bulundurarak Türk ordusunun savaş kabiliyetini yitirdiğini zannediyorlardı. Ancak böyle olmadı. Türk askeri ve subayı, müttefiklerin öngördüğü gibi kaçmak yerine, Çanakkale’yi Balkan Savaşı’nın hezimetinin utancının ve lekesinin temizleneceği bir yer olarak gördü, ölümü hiçe sayarak savaştı. Bunun çok sayıda örneği var. Mesela Mustafa Kemal Atatürk 1 Mayıs 1915’te Arıburnu cephesinde emrindeki birliklere yaptıracağı hücum öncesi birlik komutanlarına yaptığı konuşmada;

  • “İçimizde ve kumanda ettiğimiz askerlerde Balkan hacaletinin (utancının) ikinci bir safhasını görmektense burada ölmeyi tercih etmeyenlerin bulunacağını kat’iyen kabul etmem

diyerek bu duyguyu açığa vuruyordu. Balkan Savaşı yenilgisi Türk askeri ve subayı üzerinde derin bir travma yaratmıştı. Bu travma atlatılmalıydı. Benzer şekilde, Hamdullah Suphi’nin aktardığına göre Çanakkale’yi ziyareti sırasında hastanede yaralı bir subay yarasını sarmaya çalışan sıhhiye erine şöyle diyordu:

  • “Ko aksın! Balkan lekesini ancak bu kan temizler”.

Türk askerinin yüksek ruhu

Çanakkale Zaferi ile, Balkan Savaşı’nın yarattığı eziklik ve travma, üzerinden daha iki sene geçmeden atlatılmıştı. Çanakkale’de savaşan askerlerin manevi anlamda son derece güçlü olduğunu da bilmek gerekir. Türk askerinin üst düzeyde manevi güce sahip olarak gösterdiği kahramanlıkların bir örneğini Mustafa Kemal Atatürk şöyle anlatıyor:

  • “Biz ferdi kahramanlık sahneleriyle meşgul olamıyoruz. Yalnız size, Bombasırtı olayını anlatmadan geçemeyeceğim. Karşılıklı siperler arasındaki mesafe sekiz metre, yani ölüm muhakkak, muhakkak… Birinci siperdekilerin hiçbirisi kurtulamamacasına kamilen düşüyor, ikincidekiler onların yerine gidiyor, fakat ne kadar imrenilecek bir itidal ve tevekkülle biliyor musunuz!.. Öleni görüyor, üç dakikaya kadar öleceğini biliyor ve en ufak bir fütur bile göstermiyor. Sarsılmak yok!.. … Emin olmalısınız ki, Çanakkale muharebesini kazandıran,
    bu yüksek ruhtur.”

Conkbayırı ve sonuçları

10 Ağustos 1915’te gerçekleşen Conkbayırı Süngü Hücumu da Türk askerinin üstün manevi gücüne emsalsiz bir örnek teşkil eder. Conkbayırı üzerinden düşmana uçarcasına atılan Mehmetçik, Türk tarihine yeni bir destan yazmıştı. Burada da askerin yüksek manevi gücü kendini göstermişti. Bu konuşmadan sonra hücum başladı ve Conkbayırı zaferi kazanıldı. Müttefikler bundan sonra yenilgiyi kabul edecek ve bir süre sonra cepheyi terk edeceklerdir. Çanakkale Savaşı, İngiltere ve Fransa’nın sömürgelerindeki askeri ve siyasi prestijini sarstı, bağımsızlık hareketlerinin doğmasına neden oldu. Avustralya ve Yeni Zelandalıların milli bilinçlerinin oluşmasında da etken oldu. Diğer taraftan, savaşın en büyük planlayıcısı ve destekçisi Churchill yenilgi üzerine istifa etmek zorunda kaldı ve bir süre politika sahnesinden çekildi. Çanakkale Savaşı, Türkiye’nin ve Türk milletinin hâlâ gücünü ve dinamizmini koruduğunu gösterdi. Çanakkale, Kurtuluş Savaşı’nın öncüsü ve başlangıcı oldu.

Kahramanlar çıkarttı

Nitekim Çanakkale’de savaşan ve çok güçlü düşman ordularını mağlup etme başarısını gösteren birçok komutan buradan kazandıkları tecrübe ve güvenle Kurtuluş Savaşı’nda da başarıyla görev yaptı. Bunlar arasında başta Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere Fevzi Çakmak, Kazım Karabekir, Cafer Tayyar, Fahreddin Altay, Selahaddin Adil, İzzettin Çalışlar, Şükrü Naili Gökberk gibi subaylar vardır.

Tarihin gidişini değiştirdi

Çanakkale Savaşı I. Dünya Savaşı’nın üç yıl daha uzamasına neden oldu. Müttefikler I. Dünya Savaşı’nda en büyük itibar kaybına Çanakkale’de uğradılar. Çarlık Rusya’nın Boğazlara hâkim olma hayali gerçekleşmedi. Müttefiklerinin yardımından yoksun kalan Çarlık Rusya’sında iç karışıklıkların artmasıyla, Bolşevikler 1917 İhtilâli ile Çarlık devrini kapadı. Yerine Sovyetler Birliği’’nin kurulması ile ileriki yıllarda dünya tarihinin gidişatı değişti.

Mustafa Kemal Atatürk

Çanakkale Zaferi’nin Türk milletine en büyük armağanı, şüphesiz Mustafa Kemal Atatürk’tür. Mustafa Kemal, yeni kurulan bir tümeni kısa zamanda modern bir kolordu ile muharebe edecek bir duruma getirmekle, yüksek bir teşkilatçı ve yetiştirici olduğunu gösterdi. Durum ve araziyi kavramaktaki ustalığı, seri ve isabetli kararlar vermesi ve bu kararları azimle uygulaması, Mustafa Kemal’in sahip olduğu yüksek irade, bilgi ve kendine güvenin göstergesidir. Sahip olduğu üstün yetenekleri önce Çanakkale’de gösteren Mustafa Kemal Atatürk, bilahare milli mücadelenin liderliğini yürütecek ve modern Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulmasını sağlayacaktır.
==============================================
Dostlar,

ÇANAKKALE GERÇEĞİNİ ÇARPITMA SEFİLLİĞİ

Marmara Üniversitesi Tarih Bölümü öğretim üyesi Sayın Prof. Dr. Vahdettin Engin‘e ve bu güzelim yazıya yer veren Cumhuriyet Gazetesine teşekkür ederiz..

Çanakkale’yi geçemeyen üzerinde güneş batmayan İngiltere İmparatorluğununDeniz (Donanma) Bakanı Churchill değil salt istifa etmek zorunda kalan.. Bu imparatorluğun Başbakanı Lloyd George da istifa etmek zorunda kalmıştır yenilgi nedeniyle. İngiltere Hükümeti düşmüştür Çanakkale Utkumuz nedeniyle (19 Ekim 1922, http://www.atam.gov.tr/dergi/sayi-45/canakkale-krizi-ve-lloyd-georgeun-iktidardan-dusmesi-eylul-ekim-1922).

Çanakkale utkumuzun baş mimarı ve kahramanı, Conkbayırı Gazisi Yarbay Mustafa Kemal‘i görmezden gelmek sefilliktir. O’nun askeri ve sevk- yönetim dehası, ölçüsüz vatan aşkı, benzersiz savaş stratejileri olmasaydı Çanakkale geçilmiş olabilirdi. İnsaflı, vicdanlı, gerçekçi ve tarihin gerçeğine saygılı bilim namusu ile davranmak insan olan herkesin boynunun borcudur.

İnsanlık tarihinin akışını değiştiren böylesi görkemli bir askeri – politik utkunun 103. yıldönümünde, uluslararası ölçekte gururunu yaşamak yerine kendi içimizde böylesine saçmalıklarla uğraşmak ne denli acı verici! Avuç içi kadar topraklarda, Gelibolu yarımadasında toprağa verdiğimiz 250 bin dolayında şehidimizin – gazimizin aziz hatıralarına çok büyük saygısızlıktır. Bu tür yersiz tartışmaları yapay olarak yaratanlar için “gaflet  – gafil” sözcükleri çok hafif kalmaktadır. Bunlar olsa olsa yerli – yabancı vatan hainlerinin, onların işbirliklerinin kara propaganda çabası – görevi olabilir.

Osmanlı Devleti, son zamanlarında insanlık tarihine yön veren devasa bir başarıya imza atmıştır ve bu görkemli başarının haklı gururunu Türkiye olarak bizler taşımalıyız.

  • .. Uluslararası alanda başı dik ve onurlu durarak, biz yeryüzünün – insanlığın en büyük devletlerinden – uluslarından biriyiz..

konumu almak yerine aptalca iç çekişmeler.. Çok yazık.. Bu saçmalığa “safiyane“(!)  bulaşanlara anımsatmak isteriz..

Bir kez daha altını çizmek isteriz ki;

  • “HEY 15’li 15’li” ezgisi bir ağıttır!

çanakkale savaşı ile ilgili görsel sonucu

çanakkale savaşı ile ilgili görsel sonucu

çanakkale'de 2 pilot çocuk ile ilgili görsel sonucu

Düğün vb. eğlencelerde oyun havası olarak çalınması ne denli alçaltıcıdır! Bir Ulus kendi yakın tarihine bu denli yabancılaşabilir mi?? Dün katıldığımız bir kapalı salon düğününde bu ezgi gene oyun havası olarak çalınmaya ve necipler necibi milletimiz şıkıdım şıkıdım kurtlarını dökmeye başladığında kanımız beynimize sıçradı.. Koşarak çalgıcı başının (orkestra şefinin) kulağına eğildik ve

  • Arkadaşım bu oyun – eğlence havası değil, AĞIT, AĞIT!. Lütfen kısa kesiniz ve bir daha da bu amaçla çalmayınız!

diye rica ettik, uyardık. Sağ olsunlar uygun yerde kestiler. Biz de bu arada salonu yöneticilerini bularak durumu anlattık. Genç yönetici bu gerçeği bilmediğini söyledi, üzüldüğünü belirtti. Bir daha o acılı ezgiyi bu yönde çalmayacaklarını söyledi..

Yukarıdaki fotoğraflarda Tokat’tan (ilki)….. yollanan “15’liler” görülüyor.. 15 yaşında ya da ağırlığı 45 kg’ı aşan tüm erkek çocukları savaşa sürüldüler.. Anadolu halkı, Mustafa Kemal Paşası’na güvendi ve kınalı kuzucuklarını bir daha dönmeyeceklerini bile bile Çanakkale cehennemine yolladı.

*****
Çanakkale törenlerini çarpıtan, Atatürk’ü önemsizleştirmeye çabalayan, Hz. Muhammet’i bile utanmadan alet eden, hurafeler yakıştıran… Çanakkale halkının seçilmiş temsilcisi Belediye Başkanı Sayın Gökhan’ın ve Başkan Vekilinin bile konuşmasını engelleyenleri, Gelibolu’da temel atma törenlerine ilçe belediye başkanının alınmamasını da kınıyoruz. Tarih önünde teşhir ediyoruz. Eminiz tarih de bu nankörlükleri bağışlamayacak ve hak ettikleri biçimde notunu düşecektir.

Bir işe yarar mı çok umutlu değiliz ama biz yapıcı görevimizi yerine getirerek; bir kez daha bu utandırıcı yoldan çekilmeye, tarihe – şehitlere saygılı olmaya ilgilileri çağırıyoruz.

Çanakkale savunmasında tümü askere alınan ve tümü şehit düşen İstanbul Tıp Fakültesi’nin 1. sınıf öğrencilerini de sınırsız bir şükran ve minnetle anıyoruz (bu onurlu tarihsel Fakültenin 1977 mezunu olarak..)  6 yıl sonda 1921’de yapılan bitirme (mezuniyet) töreninde tek 1 doktor mezun olamamış.. gözyaşları sel olmuştu.

Şimdi tüm bu Türk Ulusunun tarihte benzersiz özveri ve kahramanlığını çarpıtarak siyasal rant elde etme çabasına ne ad konabilir?

Yüce Tanrı’nın bile sabrının çoooooook zorlandığından eminiz ve böyle olmasını diliyoruz..

Sevgi ve saygı ile. 18 Mart 2018, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

Asrın liderimiz bile isyan etti ama…

Asrın liderimiz bile isyan etti ama…

Yılmaz ÖZDİL
SÖZCÜ, 10.03.2018

(AS : Bizim kapsamlı katkımız yazının altındadır..)

Asansörde halvet. Battaniyeden tahrik. Ketçaptan şehvet. Kadın dayak yiyorsa şükretsin. Altı yaşında kızlar evlenebilir filan.
*
Asrın liderimiz bile dayanamadı, Diyanet’i göreve çağırdı… “Meydanı bunlara bırakmamalı, Din İşleri Yüksek Kurulumuz bunlarla bizzat ilgilenmeli, tefsirde fıkıhta yetki sahibi, vasıflı hocalarımız var” dedi. Asrın liderimizin kalbini kırmak istemem ama, maalesef gene yanlış düşünüyor.
*
“Battaniye ve yorgan erkeği gıdıklamamalı, cinsel dürtüleri rahatsız eden yapıda olmamalı” diyen herifin sıkıntısı “dini” değildir, “psikolojik”tir. Diyanet’e değil, Profesör Üstün Dökmen’e, Profesör Doğan Cüceloğlu’na, Profesör Arif Verimli’ye sorulmalı.
*
“Ketçap, kahve, kakao, gazlı içeçekler şehveti uyandırır” diyen zihniyetin doğru cevabı Diyanet’te olamaz.Profesör Yankı Yazgan’a, Profesör Özcan Köknel’a, Profesör Bengi Semerci’ye sorulmalı.
*
Asrın liderimiz imam olduğu için, her sorunun imamlar tarafından çözülebileceğini sanıyor.
Gel gör ki… “Kendimi yakmak için üstüme tiner döktüm, orucum bozulur mu?” diye soran sayın ahalimize, imam ne yapsın, müezzin ne yapsın?
*
Eğer diyanet işleri başkanlığı, asrın liderimizin söylediği gibi “İslamiyet’i güncellemek, günümüze uyarlamak” istiyorsa… Kadın, erkek, çocuk, ergenlik, cinsellik, aile kavramları üzerine, rahmetli bilim insanlarımız Profesör Çiğdem Kağıtçıbaşı’nın, Profesör Muzaffer Şerif Başoğlu’nun, Profesör Atalay Yörükoğlu’nun kitaplarından alıntılar yapmalı, vaazlarında kullanmalı.
*
AKP’nin kontrolünde yüzden fazla televizyon var. Eğer hakikaten memlekete faydalı işler yapmak isteniyorsa, “terbiyesiz hamileler” diyen tipleri TRT’ye çıkaracağına, Profesör Binnur Yeşilyaprak, Profesör Gelengül Haktanır, Profesör Nevzat Tarhan, Profesör Kemal Sayar, Profesör Haluk Yavuzer gibi vasıflı biliminsanlarını çıkarmalı.
*
Bunca kadın cinayeti, bunca tecavüz, bunca çocuğa musallat…
Dini cehaletle alakası yok kardeşim. Toplumun ruh sağlığı bozuk. Gerçek budur.
*
Teşhisi yanlış koyuyorsun. Tedaviyi imamdan beklemen nafiledir. Ekstra hazin tarafı… Asrın liderimizin Diyanet’e yaptığı çağrının sorgusuz sualsiz doğru kabul edilmesi, manşet yapılması, aslında Türk medyasının akıldan bilimden ne kadar uzaklaştığının, dogma’ya ne kadar teslim olduğunun kanıtıdır. Sayın basınımızın, toplumsal sorunlarda yetkin biliminsanlarına başvurmak yerine, Ulemadan medet umduğunun göstergesidir.
*
Halbuki, ilahiyatçı adı altında sapık supuk fetva verenlere karşı, bugün anca kafalara dank eden teşhisi, tee 93 sene önce Mustafa Kemal Atatürk koymuştu…

  • “Efendiler, iyi biliniz ki, Türkiye Cumhuriyeti şeyhler, dervişler, müridler, mensuplar memleketi olamaz, en doğru, en hakiki tarikat, medeniyet tarikatıdır!”

======================================
Dostlar,

Erdoğan, ölçüsüz yobazlıklara bir sınırlama zorunluğu duydu. oy” kaygısıyla.
Ancak konuşması sırasında “ölçüyü kaçırdı” (!?) ve İslamda Reforma’a dek getirdi sözü.
Dilin kemiği yok. Saatler geçmeden yurt içi ve dışı din baronlarından / İslam kardinallerinden paparayı yedi ve net biçimde geri adım attı..

Mağripten başmüderris (Prof. ve de rektör!) Ahmed Akgündüz hazretleri “haddinizi aşmayın” diye gürledi.. Fesli Kadir efendi “Allah düşmanlarını sevindiriyorsunuz, yanlış yoldasınız..” fetvası verdi… (Her 2 muhterem zat ile Cevizkabuğu programlarında saatlerce tartıştık; youtube’dan erişilip izlenmesi çok yerinde olacaktır.. Prof. Akgündüz bize 9 kez “ben hafızım, Kuran’ı bilirim, sen bilmezsin..” diye kükremiş ve nasıl da belleği kendisini yanıltmıştı; hafızlığı bilgisayarımızda yüklü Kuran mealleri karşısında işe yaramamıştı..)

Erdoğan süklüm püklüm “Haddimiz mi?” diye dize geldi..
Karizma çok fena çizildi..

Anayasa’nın 24. maddesi AKP ile epey zamandır ayaklar altında..

Din ve vicdan hürriyeti
Madde 24 –  ….
Kimse, Devletin sosyal, ekonomik, siyasi veya hukuki temel düzenini kısmen de olsa, din kurallarına dayandırma veya siyasi veya kişisel çıkar yahut nüfuz sağlama amacıyla her ne suretle olursa olsun dini veya din duygularını yahut dince kutsal sayılan şeyleri istismar edemez ve kötüye kullanamaz.

Dolayısıyla, AKP = RTE‘nin ülkeyi içine sürüklediği dinci – yobaz bataklıktan Diyanetin hurafeleri ile çıkılamaz; bu süreçte DİB’na tazelenen bir meşruiyet sağlanamaz.

Anayasa md. 24 çooook açıktır, yineleyelim :

  • … Devletin sosyal, ekonomik, siyasi veya hukuki temel düzenini kısmen de olsa,
    din kurallarına dayandırılamaz! 

Dinde reform yapacaksınız, buna mah – kum – su – nuz; esasen Allah’ın emri bu!
– Tekke, zaviye, türbe, tarikat…. ka – pa – ya -cak -sı – nız..
Anayasa md. 174’teki 8 Devrim Yasasına, başta ÖĞRETİMDE BİRLİK, u-ya-cak-sı-nız..
– Din ve dince kutsal her şeyi siyaset dışı bırakıp asla istismar et-me-ye-cek-si-niz..
– Toplumu, saf – mütedeyyin – iyi niyetli insanları ALLAH ile al-dat-ma-ya-cak-sı-nız..
– …….. çooooooooook günah işlediniz; geri dönüp tövbe edeceksiniz; Halktan af dileyeceksiniz..

Oysa çareyi Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK 1 asır önce çok net koydu, u-ya-cak-sı-nız :

  • “Efendiler, iyi biliniz ki, Türkiye Cumhuriyeti şeyhler, dervişler, müridler, mensuplar memleketi olamaz, en doğru, en hakiki tarikat, medeniyet tarikatıdır!”

Yaşamda en gerçek yol göstericinin AKIL ve BİLİM / BİLİMSEL AKILCILIK olduğunu, tersinin ise gaflet – dalalet ve hatta hıyanet olduğunu öğ-re-ne-cek-si-niz..
Yaşamın diyalektiği öğretecek.. Başka hiçbir çare yok…

Bu bağlamda daha önce de bu sitede epey yazı yayınlandı, 4’ünü anımsatalım :

1. Bütün dinler GÜLERYÜZLÜ ve AKILCI – BİLİMSEL olmak zo-run-da-dır!

2. ÇANLAR KİMİN İÇİN ÇALIYOR ?? İSLAMDA REFORM KAPIYA DAYANDI

3. ÇOCUKLARINA TECAVÜZ EDEN %95’i MÜSLÜMAN BİR TOPLUM…

4. İSLAMDA REFORM ZORUNLULUĞU

Kızmadan, köpürmeden, küfür etmeden.. Müslümana yakışır olgunlukla okuyun;
size ve dine iyilik yapmaya çalıştığımızı anlayacaksınız..

Erdoğan’ın gündem oyunlarına ve her zamankinden daha çok mahkum olduğu
oy artırma” çaresizlikleri manevraları
na, kıvranışına… alet olmadan..

Sevgi ve saygı ile. 10 Mart 2018, Ankara

 

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

 

 

78 Yaşındaki Çiftçiden 2 bin fotoğrafla Atatürk Evi

 

Atatürk ile 15 yıl AKP ile 15 yıl…

Atatürk ile 15 yıl AKP ile 15 yıl…

Erdal Atabek
Cumhuriyet, 13.11.2017,

Türkiye, Mustafa Kemal Atatürk ile 15 yıl iktidar dönemi yaşadı, 1923-1938. 
Bu iki dönemde bakalım neler oldu?
1. Atatürk, siyasal iktidarı sultan ve halife olan tek adamın elinden alıp kurduğu Büyük Millet Meclisi’ne devretti.
AKP ise, Büyük Millet Meclisi’nin yetkilerini “Tek Adam Olarak Cumhurbaşkanı”na devretti.

2. Bağımsızlık Ata’nın karakteri, Cumhuriyetin siyaseti oldu.
AKP, Amerika himayesinde İslamcılıktan, Rusya himayesinde İslamcılığa savruluyor. 

3. Hukuk alanında uygar Batı’nın laik hukuku temel alınarak devrim yapıldı.
AKP, adım adım Sünni İslam hukukunu geri getirmeye çalışıyor. 

4. Eğitim laik temelde köylerden üniversiteye kadar bilimsel yapıda yeniden kuruldu.
AKP, imam hatipler yoluyla Sünni İslam temelli eğitimi yaygınlaştırıyor.
5. Halkevleri kurularak halkın bilimsanat alanında bilinçli eğitimi yaygınlaştırılıyordu.
AKP, camiler, imamlar ve Kuran kursları yoluyla halkı tarikatların elinde inanç alanına yönlendiriyor.
6. Atatürk, halkın dinini öğrenmesini, aracılık yapan yobazların etkisiz kılınmasını amaçladı. Laikliğin amacı buydu.
AKP, tersine, halkı tarikatların, şeyhlerin, şıhların eline bıraktı, onlardan siyasetinde yararlanmayı esas yaptı.
7. Atatürk köylüyü milletin efendisi kabul etti. Kalkınmayı, eğitimi köyden başlattı.
AKP, köyü kente getirdi, varoşları yarattı. Onlardan oy deposu olarak yararlandı. Kentleri betona çevirdi.
8. Atatürk, tarımı kendine yeterlilik amacına göre destekledi. Ülke, her ürünü üretti, ihraç etmeye başladı.
AKP tarımı yok etti. Artık buğday ve saman dahil her ürünü dışarıdan getirip dövizle ödeyen ülke olduk.
9. Atatürk, yerli sanayi hamlesi başlattı. Bankalar kuruldu, yerli sanayi desteklendi. Karma ekonomi esas alındı.
AKP, kapitalist özelleştirmeyi temel yaptı, her şeyi satarak bugün halkı şirketlerin eline bırakan ortamı yarattı. Hiçbir şey artık ‘yerli’ ve ‘milli’ değil.
10. Atatürk, ülkeyi savaştan barışa taşıdı. Komşularla barış antlaşmaları gerçekleştirdi.
AKP ise ülkeyi barıştan savaşa soktu. Bugün, ülke içeride de dışarıda da savaşıyor. Geleceği belirsiz bir dönem yaşanıyor.
11. Atatürk, dost komşuları olan bir ülke yaratmıştı.
AKP döneminde ülkenin hiç dostu kalmadı. Her komşu bir anlaşmazlık konusu ile kavgalı hale geldi.
12. Atatürk dönemi, bütün çağdaş sanatların toplumun içinde yaşadığı bir dönem oldu. Klasik müzik, tiyatro, opera, bale, resim, heykel, mimarlık toplumun can damarı oldu.
AKP dönemi, sanatın küçümsendiği, önemini yitirdiği bir dönem oldu. Resim, heykel sanatı terk edildi. Müzik bir yana bırakıldı. Opera, bale geleneğe uygun bulunmadı. Böyle de sürüp gidiyor.
13. Atatürkkadın’ gerçeğini toplumda layık olduğu yere yüceltti. Kadını kafesten ve peçeden kurtardı. Erkekle eşit yerine koydu.
AKP kadının erkeğe itaatini esas olan bir din temelli sistem yarattı. Örtünme, çarşafa girme geri getirildi. Kadın cinayetlerinin böyle yaygınlaşması rastlantı değildir.
14. Atatürk döneminin Köy Enstitüleri salt bir eğitim kurumu değildir. Köyden başlayan kalkınmanın simgesidir.
AKP için ise, köy bir propaganda alanıdır. Muhtarlar toplantıları, kutsal söylemler eğitilecek topluluklar değil, destek verecek alanlardır.
15. Atatürk, Türkiye için “çağdaş uygarlık” hedefini göstermişti.
AKP için “çağdaş uygarlık”, İslam ülkelerinin birleşmesi, İslami yaşam biçiminin topluma kabul ettirilmesidir.
***
İşte, Mustafa Kemal Atatürk ile yaşanan 15 yılın,
AKP ile yaşanan 15 yılla, 15 maddede özetlenen karşılaştırması.
Öyle Anıt-Kabir’e zoraki gidip Atatürk’e içinden gelmeyen saygı gösterişi ile aslında bir şey yapılmış olmuyor.
Olan biten, Atatürk’ün yattığı yerden AKP zihniyetini yenmiş olduğudur.
Bu gerçek de sizin kabul edip etmemenize bağlı değildir.
Atatürk mü? Sonsuza kadar…
====================================
Dostlar,

Saygıdeğer meslek büyüğümüz Dr. Erdal Atabek çok etkili bir karşılaştırma yapmış sağolsun. 18 Kasım 2017’de AKP iktidarı 16. yılına giriyor. Kültürümüze de önemli katkısı oldu AKP’nin! Halk arasında

  • “Yiyo ama çalışıyo; emme alnı secde görüyo..”

    Neciiiip mi necip milletimiz / ümmetimiz psikolojik savunma düzeneklerinden biri olan mantığa bürünme (Rasyonalizasyon) aracını büyük bir ustalıkla kullanmakta ve dünyaya özgün örnekler vermekte..

Sevgi ve saygı ile. 16 Kasım 2017, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

ATATÜRKÜMÜZ DÜNYADA EN AZ 50 YERDE YAŞATILIYOR!

ATATÜRKÜMÜZ
DÜNYADA EN AZ 50 YERDE YAŞATILIYOR!

BİZDE ATATÜRK’Ü KARALAMAK İÇİN HER TÜRLÜ SALDIRI ve SAYGISIZLIK YARIŞI UTANMAZCA ve VEFASIZCA YAPILIRKEN…

Mustafa Kemal ATATÜRK, saptanabildiği ölçüde Dünyada 50 yerde yaşatılıyor..

Yontu (heykel), cadde, meydan, okul… olarak adı verilmiş durumda..

Görselleri görmek için lütfen aşağıdaki erişkeyi (linki) tıklar mısınız??

50_yerde_dunyada_ataturk

Bu güzelim dosyayı bize gönderen değerli dostumuz Sn. Prof. Hasan Pekmezci’ye ve
çalışmanın sahibi gözüken (?) Sn. Şinasi Yavuzer‘e emekli çalışması için teşekkür çook ederiz..

Aramızdan bedensel – fiziksel olarak ayrılışının 78. yılında O’nu çoook özlüyoruz..

En büyük ve kutsal yapıtı (eseri) Türkiye Cumhuriyeti, O’nun tarihe şerh düşen sözleriyle;

  • “.. Türkiye Cumhuriyeti ilelebet payidar kalacaktır!”

Yani,

  • “.. Türkiye Cumhuriyeti sonsuza dek yaşayacaktır!” 

    Özgür ve bağımsız, başı dik ve onurlu, erinç (huzur) ve gönenç (refah) içinde..

  • “Beni inkâr edeceksiniz hatta bühtanla yad edeceksiniz.
    Hint’e, Yemen’e ve Mısır’a giden fikirlerim, orada filizlenerek gelip sizi boğacaktır.”

    Mustafa Kemal ATATÜRK

Sevgi ve saygı ile. 10 Kasım 2017, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com