SOĞAN KUYRUĞU

SOĞAN KUYRUĞU

Mustafa AYDINLI
Eğitimci – Yazar

Ülke bütün boyutları ile yerel seçim sarmalında. 31 Mart (2019) yaklaştıkça söylemler sertleşmeye başladı. Aslında bu seçimle yalnızca yerel yöneticiler belirlenecek. Fakat genel seçim havasına sokuluyor. İktidarın yitirmeye tahammülü yok. Görülen gerçek ise yitiriyor.

İktidar açısından bu yerel seçimleri yitirmenin bütün koşulları var. O da bunun bilincinde ki MHP ile ittifak yaparak seçime giriyor. AKP – MHP Cumhur İttifakı, doğallıkla, karşıtı olan Millet İttifakını doğurdu. Görülen o ki, Cumhur İttifakı inişte iken Millet ittifakı yükselmekte.

AKP, son zamanlarda Cumhur İttifakı ülkemizi 16+ yıllık yönetimin sonunda, ithal kuru soğan kuyruğuna mahkum etmiştir. İşsizlik, enflasyon, pahalılık doruk noktada, eğitim geri gitmiş, bozulmuş. Paramız devalüasyonla neredeyse %40 değer yitirmiş. Tencere ferman dinlemiyor. Halkın yüzünü güldürecek ne söyleyebilirler ki? Belki ülkede yüzü gülenler var ama bu durum büyük kitleleri ilgilendirmiyor. Onlar mutlu bir azınlık ve çoğu yandaş. Kimi AKP’li seçmenler bile yakınmacı ve mağdur.

Tüm bu olumsuzlukların toplamı, iktidarı zorlayıcı yan yollara saptırıyor. Ezan, Bayrak konusunu gündeme taşıyor. Provokatörleri bir yana bırakırsak, gerçekte kimsenin Ezan ve Bayrakla sorunu yok. Ne var ki, daha önce Kabataş senaryosunda da böylesi bir film izlemiştik. Türkiye bu tür kışkırtmalardan çok çekti, halkımız asla bu tip oyunlara gelmeyecektir. İnsanları birbiri ile, komşuları ile veya faklı düşüncelerle şiddete yönelten bir sorun yoktur. Özgür, mutlu, gönenç (refah) ve barış içinde yaşamak istiyor Ulusumuz. Uygar bir yaşam biçiminden, başka ne beklenir ki?

AKP, iktidara gelmeden vadettiği “3 Y” (Yasaklar – Yoksulluk ve Yolsuzluk) sorunlarının hiçbirini çözemedi. Tersine, bu 3 temel sorun katmerli biçimde büyü(tül)dü! Türk halkı bu çarpıcı gerçeklerle günlük yaşamında giderek daha somut yüzleşmektedir. “Oy”u ile 31 Mart’ta bu kötü gidişe “Dur!” demek istiyor gerçekte. Bu olgunun ayırdında olan iktidar ise, Millet İttifakı partileri genel başkanları Kılıçdaroğlu ve Akşener’e açıkça gözdağı veriyor, hatta hapis tehdidinde bulunuyor.

İçişleri Bakanı Soylu, politik nezaket sınırlarını ağır biçimde çiğneyen söylemleriyle Erdoğan’ın başlatmak istediği yangına adeta körükle gidiyor. Kılıçdaroğlu için kullandığı burada yineleyemeyeceğimiz  ölçüde ağır hakaretleri ne yazık ki Başsavcılıkça “eleştiri” sınırları içinde görülürken, Anamuhalefet liderinin Soylu’nun ağır – çirkin hakaretlerine yanıt olarak “5 paralık adam” sözleri nedeniyle Soylu’nun yakınması üzerine fezkeke düzenlenerek TBMM’ye gönderiliyor ve yargılanmak üzere dokunulmazlığının kaldırılması istenebiliyor!?

Yalpalamalar, öfke patlamaları, baskılar, mizansenler, Ankara BŞB Başkan adayı Mansur Yavaş’a dönük ellerinde patlayan salvolar, iktidarın 8 Mart provokasyonu… toprağın ayaklarının altından hızla kaydığını algıladıklarını açıkça gösteriyor.

AKP yerel seçim bildirgesinde planlı kentler, altyapı ve ulaşım, kentsel dönüşüm, akıllı kentler, çevreye saygılı kentler, sosyal belediyecilik, yatay kentleşme, halkla birlikte yönetim, tasarruf ve saydamlık, değer üreten kentler… vaatlerine yer veriyor. Ancak AKP’li Cumhurbaşkanının partisinin propagandası için yoğun biçimde meydanlara inmesi, ortamı genel seçim havasına dönüştürüyor. İyi de 17 yıldır tek başına iktidarınızda neredeydiniz, ne yaptınız bu bağlamda? Kendi ağzınızla itiraf ettiniz;

  • Biz İstanbul’a biz ihanet etmişiz, bundan ben de sorumluyum..

Üstelik 1994’ten bu yana 25 yıldır ya da çeyrek yüzyıldır İstanbul ve Ankara belediyesi Erdoğan ve partisinin yönetiminde! İstanbul ülkenin kalbidir, bu görkemli kente ihanet ettiyseniz, hala başarı masalları uydurmanın savunulabilir yanı olabilir mi??

Kırka yakın ülkede heykelleri dikilen, büyük saygı duyulan, okullarda çocuklara devrimleri öğretilen Mustafa Kemal ATATÜRK’ün, yok olmaktan kurtardığı ülkesinde heykelleri yıkılıyor, stadyumlardan, havalanlarından, kent meydanlarından adı – yontuları kaldırılıyor. İdealleri, çağdaşlaşma hedefleri, görkemli devrimleri unutturulmaya çalışılıyor…

Türkiye’yi 2023’te ilk 10 ekonomi içine sokacağız masallarını yıllarca her yerde yinelemenize karşın 2018 sonunda ilk 20’nin (G20’nin) dışına siz düşürmediniz mi? Kişi başına gelir son 6 yıldır sürekli azalıyor ve 2018 sonunda 10 bin Doların da altına düştü.. Oysa yandaş Dolar milyarderleri üretmeyi sürdürüyorsunuz. İşsizlik geçen yıl 700 bin arttı ama akıl dışı biçimde nüfus artışını teşvik etmeyi sürdürüyorsunuz.. İktidar olduğunuzda (2002 sonu) 230 milyar Dolar olan ulusal gelir 3 kat olarak 700 milyar dolara yaklaştı. Toplam borçlar ise 129 milyar dolardan 476 milyar dolara tırmandı. Ulusal gelirdeki artış neredeyse dış borç kadar.. Ülkenin yarım trilyon dolar servetini betona ve dikey kentleşmeye, imar rantlarına gömdünüz..

Artık deniz bitti ve çok yönlü ekonomik – politik – hukuksal – toplumsal bunalım ağırlaşarak sürüyor. Hikâyeniz bitti, ne sizin yeni bir hikâye yazacak gücünüz var, ne de Türkiye’nin bunu bekleyecek sabrı – gücü.. İçinize sindirin ve seçimle geldiğiniz gibi seçimle paşa paşa gitmeyi kabul edin..

  • Beka masalların halkı aptal yerine koymaktır.

16+ yıldır tek başına iktidar olduğunuz bir ülkede gerçekten “beka” sorunu çıktı ise bunun nedeni yalnızca ve yalnızca siz olabilirsiniz. Sorunu yaratan mı çözecek? Hadi canım sen de,, “Beka sorunu” sizin, iktidarınızın – partinizin – sarayınızın – ittifakınızın – dosyalarınızın sorunudur; işte o kadar..

Kısaca sorumuz şudur : Mustafa Kemal ATATÜRK‘ün 15 yılda yaptıklarını, siz 16+ yılda Cumhuriyetin tüm iktisadi kurumlarını haraç – mezat satmanıza karşın, ülkeyi ithal kuru soğan, patates, “terörist biber – patlıcan – domates” (!) vd. kuyruğuna sokmadık diyebiliyor musunuz? Akıl almaz biçimde laf kalabalığı ile çarpıtarak bu kuyruklara “varlık kuyruğu” diyebiliyorsunuz!? Oysa düpedüz üretim kıtlığı sonucu bu hazin tablo, tarımı da çökerttiniz!

AB, ilişkileri dondurma kararı aldı, kararın gerekçeleri çok ağır Türkiye’nin onurunu kırıcı ama ne yazık ki gerçek.. Bu sefil duruma ülkemizi siz sürüklediniz ama hala, inanılmaz bir pişkinlikle “hükümsüz, itibarsız, değersiz..” diyebiliyorsunuz bu karar için. Feraseti bu derecede bağlanan bir siyasal kadro oldu AKP – MHP ittifakı ve tam da bu nedenlerle artık sürdürülebilirliği kalmadı diyalektik olarak..

Sahi, 1955’te hizmete giren Ankara Esenboğa havalanını da “biz yaptık biiizz!” demenize ne demeli??

 

Devlet ve bayrak

Devlet ve bayrak

Örsan K. Öymen
Cumhuriyet
, 04.03.2019
AKP’li Bursa Belediye Başkanı Alinur Aktaş geçen hafta, “Arkadaş hangi caddeye, hangi kültür merkezine bir tane Allah dostu, bir tane padişahın ismini verdin? Nerede bu devlete ve bayrağa savaş açmış, Türkan Saylan, Uğur Mumcu, Bahriye Üçok, Nâzım Hikmet gibi, nerede dinle diyanetle problemi olan insan varsa, onların ismini verdin” biçiminde skandal bir açıklama yaptı. AKP’nin yeniden Bursa Belediyesi başkan adayı yaptığı bu şahıs, Nâzım Hikmet’i, Uğur Mumcu’yu, Bahriye Üçok’u ve Türkan Saylan’ı devlete ve bayrağa savaş açan insanlar olarak tanımladı!
Bu açıklama aslında, AKP’nin kendi çarpık, dogmatik ve despotik zihniyetinin sonuçlarından birisidir. 1789 Fransız devriminden önce, monarşinin, feodalizmin ve teokrasinin geçerli olduğu dönemde, Fransa kralı, “ben devletim” ifadesiyle, kendi şahsı ile devleti özdeşleştirmişti. Aynı yaklaşımı Rusya’da Çar, Osmanlı’da Padişah göstermekteydi.
Neo-Osmanlıcı AKP de, devleti ve bayrağı AKP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile özdeşleştirdiği için, devleti ve bayrağı Erdoğan’a indirgediği için, AKP’nin ve Erdoğan’ın yanında olmayan, AKP’nin ve Erdoğan’ın İslamcı zihniyetini paylaşmayan herkesi, devlet ve bayrak düşmanı olarak ilan etme noktasına gelmiştir.
Bu talancı ve fetihçi zihniyet, devleti babasının çiftliği sanmakta, devleti kendi kişisel tapulu malı gibi görmektedir. Cehalete, dogmatizme ve despotizme devleti yönetme yetkisi verildiğinde olacak olan da budur.
* Devleti yönetmek niteliğinden yoksun kişilerin becerebildiği tek şey, devleti işgal edip talan etmektir.
Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu olan Mustafa Kemal Atatürk’e ve başta laiklik olmak üzere, cumhuriyetin kuruluş ilkelerine meydan okuyanlar, vatandaşlara devlet ve bayrak dersi vermeye kalkıyorlar, bunu yaparken de vicdansızlığı, yalanı ve iftirayı bir bayrak haline getirmekten çekinmiyorlar!
Alinur Aktaş’ın hedef haline getirdiği Nâzım Hikmet, Uğur Mumcu, Bahriye Üçok ve Türkan Saylan gibi kişiler, Türkiye’nin onuru, namusu ve şerefi olan insanlardır. Onlar yaşamları boyunca halk için, adalet için, özgürlük için, bağımsızlık için, vatan için mücadele vermiş olan kişilerdir.
Alinur Aktaş’ın hayranlık duyduğu insanlar cehalete ve emperyalizme hizmet ederlerken, Nâzım Hikmet, Uğur Mumcu, Bahriye Üçok ve Türkan Saylan, devletin ve bayrağın bağımsızlığı için, bu devlet ve bayrak altında birleşmiş olan halkın aydınlanması ve kalkınması için mücadele veriyorlardı.
Üstelik bu insanlar, mücadelelerinden dolayı büyük bedeller ödediler. Nâzım Hikmet yıllarca hapis yattıktan sonra sürgünde yaşadı, vatandaşlıktan atıldı ve bir daha ülkesine dönemedi. Uğur Mumcu ve Bahriye Üçok suikasta uğrayıp öldürüldüler. Türkan Saylan gözaltına alındı, hakkında soruşturma başlatıldı. Öğretim üyesi ve Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği Başkanı Prof. Dr. Türkan Saylan hakkında soruşturma başlatan, kendisi kanserle mücadele ederken evini basıp onu gözaltına alanlar kimlerdi?
AKP destekli İslamcı Fethullah Gülen çetesinin üyeleri, FETÖ’nün savcıları, yargıçları ve polisleri!
Öğretim üyesi ve SHP Parti Meclisi üyesi Doç. Dr. Bahriye Üçok’u ve gazeteci-yazar Uğur Mumcu’yu öldürenler kimlerdi? İslamcı terör örgütleri ve onların devlet içindeki uzantıları!
Nâzım Hikmet’i hapise attıran kimlerdi? Tek parti döneminde CHP’nin içindeki bazı köşeleri kapmış olan sosyalizm düşmanları!
Nâzım Hikmet’i vatandaşlıktan çıkartan kimdi? Demokrat Parti lideri ve Başbakan Adnan Menderes!
Kimler bu devlete ve bayrağa savaş açmış, kimler bu devlet ve bayrak için savaşmış, bunu ancak kişilerin eylemleri, olgular ve tarih belirler!

ÇIĞLIK

ÇIĞLIK

Mustafa AYDINLI
Eğitimci – Yazar
24 Şubat 2019

(AS: Bizim katkımız yazının altındadır..)

Tokat İŞKUR’da, çeşitli kurumlarda 6 ay süreyle geçici olarak çalıştırılmak üzere 1500 kişinin işe alımı için yapılan kura çekiminde, kucağında çocuğu ile birlikte, işsiz bir kadın emekçinin

  • ‘Açım aç, ekmek istiyorum!’

diyerek isyan etmesinin yankısı kulaklarımızdan gitmiyor.
Olay önceki hafta yaşandı ancak gündemden düşürülmemesi gerekiyor.
Hiç kuşku yok; azıcık düşünebilen, azıcık vicdan sahibi, azıcık toplumsal sorumluluğu olan, ülkesini ve insanını yürekten sevme tutku ve idealine sahip olan olanların, o “feryat” yüreklerini dağlamıştır. Kim bilir duyarlı kaç şair şiirler yazdı – yazacak o “çığlıklar” üzerine, öyküler yazılacak kuşkusuz, yazılmalı!

Çığlık; acı, ince ve keskin ses, feryat, figan demek sözcük anlamıyla. Ünlü şair Nazım ne demişti Ressam Abidin Dino’ya;

Sen, mutluluğun resmini yapabilir misin Abidin?
İşin kolayına kaçmadan ama
Gül yanaklı bebesini emziren
Melek yüzlü anneciğin resmini …
Mutluluğun  resmini yapabilir misin Abidin
Hürriyet sözcüğünün resmini ama yalansızının..

Acaba hangi ressam, kucağında yavrusuyla

  • “Açım aç, ekmek istiyorum”

diyen annenin resmini çizebilir?
Hangi romancı bu öykücü tasvir edebilir o salonda yankılanan acı, ince ve keskin feryadı?

Hangi şair anlatabilir şiirlerinde, feryat ederken hıçkırıklara boğulan sesi, hangi fotoğrafçı yakalayabilir o anlık kareleri?

Gözlerden süzülen boncuk boncuk göz yaşlarını ve o gözlerdeki isyan yüklü acıyı buğuyu hangi objektif algılayabilir?

Biz dışarı dökülen göz yaşlarını gördük, bir de onun içeri döküleni var ki, onu kimse bilemez. Acıyı tatmayan acıyı bilemez, çaresizliği yaşamayan o dramı anlamaz. Ne yazık ki o annenin sesini dünya duydu, duyulmayan ve sesini duyuramayıp kara yazgısına boyun büken, yüzbinlerce anne var bu ülkede.

Kimbilir, o gün o sesi duyan din adamlarımız, imamlarımız – vaizlerimiz dini kurumlarında vaazlarını bu konuya ayırmışlardır. Olasıdır ki sevgili peygamberimizin “Komşun açken sen tok yatamazsın” sözünü anımsatmışlardır. Bu ülkede dinsel inancı güçlü çok sayıda ‘mütedeyyin’ insan olduğu da bir olgu

İnanıyoruz ki Tokat valimiz de hepimizi utandırması gereken bu “Kral Çıplak!” uyarısını  duymuş ve “algılamış” olsun.. Bizim bin km uzaktan duyduğumuz, uykularımızı kaçıran bu acılı tınılar, iktidarın da uykusunu kaçırmış olsun… Ancak ne yönde? Bir an önce bastırılarak gündemden düşürülmesi için mi? Altta yatan nedenlere inme fırsatı olarak değerlendirilmeden mi? Ne yazık ki, AKP iktidarı bunca sabıka biriktirdi 17 yılı bulan tek başına iktidarında!

Dileriz ki iktidar, bu elim olaya da bir kılıf uydurarak “muhaliflerin – dış güçlerin işi..” gibisinden saçma sapan savunmalara girmesin.. Toplumun içine düşürüldüğü yaygın ve ağır yoksullaştırmanın net bir göstergesi olarak görülsün ve yapılan ürkünç (vahim) yanlışlardan bir an önce dönülsün.

Varsın AKP, “her musibette bir hayır vardır” raconu ile karşılasın ama artık mutlaka “sürgit ve ağır irrasyonalite” den kendisini kurtarsın, “sosyal devlet” sorumluluğunu anımsasın.

Yedi düvele meydan okuyup, 600 yıllık imparatorluğun küllerinden saygın ve onurlu Türkiye Cumhuriyetini yaratan bu Ulus, Cumhuriyet’in 100. yılına koşarken, hiçbir annesinin

“Acım, aç, ekmek istiyorum!”

zilletine düşmesine izin vermeyecektir. Gerekirse AKP’ye ve asla insancıl olmayan politikalarına karşın da!

Ülkemizi yönetenler bizden iyi bilirler ki, yalnızca “YAVRULARIYLA BİRLİKTE AÇ BIRAKILAN ANNELERİN” dramlarından değil, ormanlarımızdaki iki tavşan yavrusundan bile sorumludur. Gerçekte, Türkiye’yi çağdaş dünyaya deyimi yerinde ise “rezil” eden o birkaç saniyelik trajedi, AKP politikalarının ağır dinci sömürüye – baskıya karşın iflasının kanıtıdır.

Somut olarak yaşadıkları, az eğitimli kitleleri de bileyecek ve insana saygısız sömürü politikaları güden siyasal kadroların tasfiyesine diyalektik itki sağlayacaktır. Ne denli direnseler ve vicdanları taşlaşmış olsa da iktidar kanadında da sorgulamalar başlasın dileriz.
=========================================

Dostlar,

Sayın Aydınlı, Tokat’ta 6 Şubat 2019 günü yaşanan yürek sızlatan olayı 2-3 hafta sonra yeniden gündeme getirmekte. Bu acı olaydan herkes ders çıkarmalıdır, kuşku yok en başta iktidar partisi AKP! İktidar, bu elim olayı doğru okumalı ve mesajı almalıdır, artık mızrak çuvala sığmıyor!

63 saniyelik bu enstantane kezlerce ve dikkatle izlenmeli ve tez elden bu ağır ve yaygın yoksullaştırmanın nedenlerine dönük kalıcı – insancıl – sosyal adalete – hakça paylaşıma dönük sistemli önlemler yaşama geçirilmelidir.

Yani AKP, şimdiye dek yapageldiklerini (örn. her yıl en az 1 yandaş Dolar milyarderi yaratmayı!) bir an önce terk etmeli ve Mustafa Kemal ATATÜRK‘ün

  • Cumhuriyet bilhassa kimsesizlerin kimsesidir..”

    eşsiz tanımının rotasına girmelidir.

Sevgi ve saygı ile. 24 Şubat 2019, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK 
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

ATATÜRK’ÜN İŞ BANKASI HİSSELERİ

ATATÜRK’ÜN İŞ BANKASI HİSSELERİ

Konuk yazar : Mustafa AYDINLI
Eğitimci- Yazar

Cumhurbaşkanı, Türkiye’nin en büyük özel bankası olan İş Bankası’ndaki Atatürk’ün vasiyeti olan Cumhuriyet Halk Partisince temsil edilen hisselerinin Hazine’ye devrini yeniden gündeme getirdi.

AKP’nin TBMM grup toplantısında konuşan Cumhurbaşkanı Erdoğan, Meclis’in çıkaracağı “tarihsel” (!) bir yasayla CHP hisselerinin Hazine’ye geçirileceğini söyledi; CHP tarafından belirlenen İş Bankası yönetim kurulu üyeleri eliyle yolsuzluk yapıldığını da öne sürdü. Oysa söz konusu İş Bankası Yönetim Kurulu 11 kişiden oluşmakta, karar yeter sayısı en az 6, gerçek hisse sahibi Mustafa Kemal Paşa adına CHP’ye bırakılan temsil yetkisi 4 yönetim kurulu üyesi ile yürütülüyor.
Hemen burada şu soruyu sayın Cumhurbaşkanına sormak isteriz : 17 yıldır iktidardasınız, CHP’nin “bu yolsuzluğu” (!?) neden ortaya konul(a)mamıştır şimdiye dek?? Yoksa bu sav (iddia) havada kalır. Pek çok ekonomistin belirttiği gibi dikkatleri enflasyon ve ekonomik krizden çekip başka yöne çekmek olarak almak gerekir. Kaldı ki, CHP’nin belirlediği 4 üye, İş Bankası yönetim kurulunda karar yeter sayısı olan 6’nın altındadır. Usulsüzlük ancak en az 2 üyenin daha katılımı ile olanaklıdır. Bu durumda azınlıkta kalan üyelerin karşı oy yazıları hatta savcılığa suç duyuruları gündeme gelir. Kaldı ki kararlar genelikle, tüm üyelerin birbirini ikna etmesi ile oybirliğiyle alınmaktadır. Yönetim kurulları, denetleme kurulları raporları eliyle genel kurullarda aklanmaktadır (ibra edilmektedir).

Ayrıca İŞ Bankası da öbür bankalar gibi, BDKK denetimindedir ilgili yasalar gereği.
****

Cumhurbaşkanı’nın açıklamaları sonrası Borsa İstanbul’da işlem gören İş Bankası C hisseleri %5,5 dolayında değer yitirdi. Onbinlerce paydaşa (hisse sahibine) haksızlık değil midir bu?

Atatürk’ün vasiyeti gereği hisselerini CHP temsil ediyor, Atatürk’ün %28 dolayındaki bu hisselerinden CHP temettü (kâr payı) geliri elde etmiyor. Mustafa Kemal Atatürk’ün vasiyeti uyarınca temettü ödemeleri, yasal mevzuat çerçevesinde Türk Dil Kurumu ve Türk Tarih Kurumu’na yapılıyor. O Türk Dil Kurumu Derneği ve Türk Tarih Kurumu Derneği ise ne yazık ki, 12 Eylül 1980 sonrasında Atatürk’ün koyduğu gerçek rotadan çıkarılmış olup, devlet dairesine dönüştürülerek yozlaştırılmıştır.

Bu konu miras hukuku ve mülkiyet hakkını ilgilendiren bir konudur. Mustafa Kemal Atatürk, Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu ve “gerçek bir hukuk kişisi” dir.. Kişilerin özgür istenci (iradesi) ile mirasını kimlere, nasıl bırakacağı Medeni Yasa’da kurallara bağlanmıştır. 1938’den bu yana söz konusu vasiyetin gereği, hukuka uygun olarak yerine getirilmektedir. Atatürk’ün ölümünden 80 yıl sonra bunun tersini ileri sürmek, sürecin 80 yıldır hukuksuz yönetildiği savıdır, “ben düzelteceğim” demektir. Böylesi bir savın kesin ve tartışmasız kanıtlara dayanması gerekir; hele bir Cumhurbaşkanı tarafından iddia ediliyorsa!.. Erdoğan’ın sık kullandığı sözdür :,

  • Müddei iddiasını ispatla mükelleftir.. aksi halde müfteridir.

Erdoğan, bu politik manevrasının altında kalacaktır savlarını kesin olarak kanıtlayamaz ise..

İş Bankasının kamuoyuna açıklamasında;

  • “…Atatürk hisselerinin oranı %28,09’dur. … İş Bankası siyaset malzemesi  yapılamayacak önemde bir kuruluş olup, özellikle ülkemizin yoğun ve hassas gündemi içinde tüm değerlendirmelerin bu önem çerçevesinde yapılması milli menfaat meselesidir. Bankaların güven müesseseleri olduğunu, bu güvenin ulusal ve uluslararası kamuoyu nezdinde hassasiyetle korunmasının bankalarımızdan ziyade milli ekonomimiz açısından önem taşıdığını kamuoyunun bilgi ve takdirine sunarız.” denilmektedir.

Öte yandan CHP Gn. Bşk. Yrd. Av. Muharrem Erkek, “İş Bankası’nı önce Hazine’ye oradan Varlık Fonu’na ve Katarlılara aktarmak istiyorlar..” uyarısında bulunmuştur.

Gerçekte, Atatürk‘ün kişisel mirası gerekçe yapılarak İş Bankasına operasyon yapmak istedikleri açıktır. Gerek Anayasada (md. 35) gerek İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi (İHEB md. 2/1) ve İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına İlişkin Sözleşme’ye Ek Protokol md. 2, kişisel mülkiyetin dokunulmazlığını açıkça vurgulamaktadır.

İŞ Bankası’na dönük böylesine bütünüyle HUKUK DIŞI bir operasyon ulusal ekonomiye çok büyük zarar verir. Zarar ne söz, ekonomik çöküşü daha da hızlandırır ve bunun altında AKP de kalır. Çıkmaz sokaktır! Pek çok kamu bankası milyarlarca TL görev zararı içinde iken İŞ Bankası’nın 6 milyar TL’ye varan 2018 kârlılığı iştah mı kabartmaktadır? Ne ve kimler adına? Kasım 2002’de 129 milyar Dolar olan dış borçlar 2018 sonunda 470 milyar dolara tırmandırıldığı ve artık çevrilemediği için ülkenin dağı – taşı haraç mezat satılacak mıdır!?

  • AKP yönetimi artık düpedüz saçmalamaktadır..

Yerel seçim uğruna temel değerler dönüşümsüz biçimde feda edilemez, edilmemelidir. AKP, ülkeye yararlı olamıyorsa bile zarar vermemelidir. Siyasetin de bir ahlakı, etik değerleri vardır.

 

 

 

 

Samsun’dan yeniden Kuvayı Milliye

Cumhuriyet, 09 Şubat 2019

2019; Atatürk’ün Samsun’a çıktıktan hemen sonra yurda duyurduğu “Ya bağımsızlık, ya ölüm” çığlığının, halkın örgütlü gücü Kuvayı Milliye’nin 100. yılı.
Bu topraklarda halkın örgütlü gücünü, yani Kuvayı Milliye ruhunu hiçbir odak yok edemeyecek.
Edemediğinin kanıtı da ortada:
100. yılda Samsun’da, ADD Samsun Şubesi, Cumhuriyet Kadınları Derneği, ÇYDD, Samsun Eğitim Derneği ve Atakum Gönüllüleri Derneği’nin öncülüğünde 50’ye yakın yurttaş örgütü; kurtuluşu yeniden anımsamak, bilim, kültür, sanat, bağımsızlık ve devrimi yeniden yüceltmek üzere bir araya geldi. Kendilerini şöyle tanıtıyorlar: 

“Kentimizin ilmini, irfanını, alın terini, kültürünü, sesini ve rengini temsil ediyoruz.
Bu coğrafyanın vicdanını, hoşgörüsünü ve öfkesini temsil ediyor. Vatana, Cumhuriyete, Mustafa Kemal Atatürk’e, ilkelerine ve devrimlerine ölesiye bağlılığı temsil ediyoruz. 

Ne mutlu bizlere ki yüzyıl önce atamız, Atatürkümüz, bu kentin insanlarının gözlerine bakmış ve aynı şeyi görmüştü. O nedenle kentimizin yeni dünya talanından kurtulup da tarih kalabilen her köşesine onun şu sözlerini işledik: 

  • ‘…Samsunluların hal ve durumlarında gördüğüm gözlerinden okuduğum vatanseverlik ve fedakârlık, ümit ve tasavvurlarımı olumlu bir inanca götürmeye yetmişti.’ 

100 yıl sonra bizleri bir araya getiren şey, paydaşlarımızın temsil ettiği Cumhuriyet insanımızın, inançlı yürekleri ve kararlı bakışlarıdır.”

Bilinçle yürüyorlar. 2019’un bir “kutlama” değil, “Atatürk gibi düşünme, yoktan var etme, akıl ve bilgi ile kaybettiklerimizi kazanma yılı olduğunun altını çiziyorlar.
Cumhuriyet’i yeniden kurma istenci, baharda sürgün veren sarı çiğdemler gibi saf ve tazecik onlar için.
Yönetim olarak karar verdik; halkın ve bağımsızlığın gazetesi olarak Cumhuriyet, Samsun’daki yurtseverlerle birlik olacak.
Bu güzelim yurtta, el ele, kurtuluşu ve kuruluşu, Cumhuriyet’i yeniden Anadolu’nun seherinde ışıtacağız!
Bize verilen Atatürk görevini yerine getireceğiz

Mitralyöz
Bir soru:
Dünyada, kendini korumak üzere konutu çevresine uzaktan kumandalı makineli tüfek koyduran devlet başkanı var mıdır?
İnanın vardır…

Standart üzeri
Alaeddin Şahin, 12 Eylül darbesi sonrası Müslüman ülkelerin şeriatla yönetilmesi için kurulmuş Rabıta örgütünün parasıyla yurt dışına gönderilen imamlardandır. AKP döneminde, Nuruosmaniye Camii imamı iken, İstanbul Belediyesi İETT Müşteriler Daire Başkanlığı’na atanmıştır. Aynı zamanda çocuk istismarları ile gündeme gelmiş Ensar Vakfı’nın kurucusudur.
Onun kızı Leyla Şahin Usta, bugün hem milletvekili, hem de AKP Genel Başkan Yardımcısı’dır.

Leyla Şahin Usta; geçmişte Türkiye’yi türban nedeniyle Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne taşıyan ve o davayı yitiren kişidir. 

Leyla Şahin geçenlerde dedi ki:

“Türkiye insan hakları noktasında; Avrupa, ABD ve kendisini özgürlükle insan haklarında ileri olarak niteleyen pek çok ülkenin standartlarının üzerindedir.” 

Dünya Adalet Projesi’ne göre, hukukun üstünlüğü konusunda 113 ülke arasında 101. olan Türkiye’de bu sözlere inansak mı?