AKP’NİN TEVHİD-İ TEDRİSATI

AKP’NİN TEVHİD-İ TEDRİSATI

Zeki Sarıhan
zekisarihan.com 3 Mart 2019
Bundan 95 yıl önce Türkiye Büyük Millet Meclisi’nden sessiz sedasız üç yasa birden geçti.
Bunlardan biri Halifeliği kaldırarak Osmanlı aile mensuplarını ülkeden çıkarıyor, biri Erkânı Harbiye Vekâletiyle Şer’iye Vekâletini kaldırarak ilkini Genelkurmay Başkanlığına, ikincisini Diyanet İşleri Başkanlığına indiriyor, üçüncüsü ise kaldırılmış Şer’iye ve Evkaf Vekâletine bağlı okulları Maarif Vekâletine bağlıyordu.
Bu üç yasa, yeni Türkiye’nin kurulmasında temel taşlarından biri olacaktır. Tevhid-i Tedrisat Kanununun amacı, Ortaçağ’ın bir kalıntısı olan medreseleri kaldırarak bütün eğitimi, Maarif Vekâleti’ne bağlamaktı. Kanunun gerekçesini şu cümle anlatır:
– “Bir millet bireyleri ancak bir eğitim görebilir. İki türlü eğitim bir ülkede iki türlü insan yetiştirir. Bu ise, duygu ve düşünce birliği ile dayanışma amaçlarını tamamen yok eder.”
Aslına bakılırsa imparatorluğun son zamanlarda Türkiye’de iki değil üç çeşit insan yetişiyordu. Bunlardan medreseler artık miatlarını doldurmak üzere idiler. Yükselen yeni burjuva sınıfının değil feodallerin dünya görüşüne göre insan yetiştiriyorlardı.
Tanzimat’tan beri medreselerde bazı reformlar yapılmaya çalışılmışsa da kökünü söküp atmak mümkün olmamıştı. İkinci tür, 2. Mahmut zamanında Batılılaşma için adımlar atıldığı dönemde askeriyeden başlayarak adım adım kurulan laik eğitim sistemiydi. Devleti yönetenler, eğer eğitimi Batıdan alınan model üzerinde laikleştiremezlerse Mülkün (AS: Ülkenin) ayakta kalamayacağını anlamış bulunuyordu. Bu o denli köklü bir inançtı ki, ne Tanzimat, ne 1. Meşrutiyet ne de 2. Abdülhamit döneminde zaafa uğradı. İttihatçılar da bu yolda epey mesafe aldılar. Bu okullarda yetişen aydınlar Kurtuluş Savaşı’na önderlik yapacak bir düzeyde idiler.
3. bir okul tipi daha vardı ki bunlar yabancı ve azınlık okullarıydı. Bu okullar da esas olarak modern eğitim yapıyorlardı ama yabancı hayranı insanlar yetiştiriyordu.
Tevhidi Tedrisat Kanunu teklifinin gerekçesinde yalnız medrese – mektep ikiliğine atıf yapılıp yabancı okullardan söz edilmeyişinin nedeni, bu okulların statüsünün Lozan Anlaşmasıyla çizilmiş olmasıydı. Kurtuluş Savaşı sırasında yabancı okullar Anadolu’da faaliyetlerine son vermişler, yalnız İstanbul’da kalmışlardı. Onların çalışmaları da sınırlandırılmış bulunuyordu.
Tevhidi Tedrisat Yasası çıkarılırken toplumda bir hayli taraftarı olan “Çocuklarımız, dinlerini nerede öğrenecekler?” sorusunu yatıştırmak için 4. maddeye “yeteri kadar din hizmetlisini yetiştirmek için Maarif Vekâletinin imam hatip okulu ve ilahiyat fakültesi açacağı” hükmü kondu. İlk yıllarda açıldı da. Fakat on yıl içinde “öğrenci kaydı olmadığı” gerekçesiyle bu okullar kapatıldı. Din dersleri okullardan çıkarıldı.
Din öğretimi gene de feodal bir üretim biçiminde yaşayan ve nüfusun en az % 80-90’ını oluşturan köylü için bir ihtiyaç olmaya devam etti. Kanunen yasak olmasına karşın medreseler kâh yasaklı olarak, kâh görmezden gelinerek, hemen bütün Sünni köylerinde asıl amacı Kur’an okumayı öğretmek olan izinsiz mahalle mektepleri devam etti. Aleviler de kapılarına gözcü koyarak kendileri için bir tür okul görevi gören Cem ayinlerine devam ettiler.
UYGULAMA SÜRDÜRÜLEMEZ DURUMDAYDI
Uygulama sürdürülemez durumdaydı. Bu nedenle 2. Dünya Savaşından sonra yasaklar gevşetildi ve CHP hükümeti okullarda din derslerinin temellerini attı. DP, CHP’den devraldığı din eğitimini genişletti. Daha sonraki iktidarlar da bunu teşvik ettiler.
AKP iktidarıyla hedef bütün eğitimi dincileştirmek haline geldi. Medreselerin yerini İmam Hatipler almakla kalmadı; kör topal bir laik eğitimin uygulandığı, anaokulundan üniversiteye dek bütün okullarda inanç eksenli eğitim için büyük bir mesafe alındı.
1923’te muhafazakârları Meclis’ten tasfiye etmiş olan CHP’li mebuslar:
“İki tür eğitim olmaz, eğitimi teke indirmemiz gerekir” diyerek laik okulları işaret ediyorlardı.
95 yıl sonra, liberal ve demokratları Meclis’te etkisizleştirmiş olan AKP (Erdoğan) hükümeti şimdi şunu anlatmak istiyor:
* “Bir ülkede 2 tür eğitim olmaz. Eğitim teke indirilmelidir ve bu İslami eğitim olmalıdır.”
Yabancı okulların yerini ise çoktandır yabancı dilde eğitim yapan okullar almış bulunuyor.
Dolayısıyla Türkiye’de bugün Cumhuriyet’ten önce uygulanan 3 tür eğitim sistemi yürürlüktedir.
NEDEN BÖYLE OLDU?
Bütün bu gelişmeler, medreseden mektebe, mektepten tekrar medreseye ve yabancı okullara dönüş, ülkeyi yöneten sınıfların konumu ve güçleriyle ilgilidir. Şöyle ki: 1924’te iktidarı elinde bulunduranlar, bütün nüfusun küçük bir bölümü idiler. İktidarın dayandığı taban genişledikçe, bu tabanın sözcüleri din eğitimini devlete taşıdılar. 1923 rejiminin varisleri Mecliste azınlığa düştüler. Siyaset yapma sınırlarının genişletilmesi muhafazakâr-gericilerin işine yaradı.
Buna bakarak bazıları Türkiye’nin çok partili yaşama erken geçtiğini, İnönü on yıl daha iktidarda kalsaydı şimdiki sonuçla karşılaşılamayacağını ileri sürüyorlar. İşin aslı ise şöyledir:
Tek parti iktidarları medrese, tekke ve zaviye gibi feodalizmin üst yapı kurumlarına savaş açarken geniş halk yığınlarının yaşamını kolaylaştıracak önlemler almamış, köylüyü ve kent yoksullarını ağaların, tefecilerin, gerici esnafın insafına terk etmiştir. Bu kitleler, devlete küsmüşler ve kendilerine daha yakın gördükleri ve manevi ihtiyaçlarını doyuran ağaya, şeyhe, dedeye, tarikatlara sığınmışlardır.
Amerika ve Avrupa’nın isteğiyle çok partili yaşama geçilirken iktidardaki burjuvazi, emekçilerin iktidar yollarını tıkamaya onların örgütlenmelerini şiddetle yasaklamaya devam etti. Buna karşılık kendi içindeki sağcı burjuvaziye iktidar kapılarını açma yolunu tercih etti. İşte o tüccar “burjuvazi”dir ki, Tayyip Erdoğan kadrolarıyla kendini iyice tahkim etmiştir (AS: pekiştirmiştir), geniş emekçi yığınları tepe tepe kullanmaktadır. Umarız ki bunun sonuna gelmiş olsun.
Tevhid-i Tedrisat’ın 95. yıldönümünde yapılan konuşma ve yayınlarda konu kişiler üzerinden değerlendiriliyor. Onlara göre tarihte ve günümüzde iyi ve kötü insanlar vardır. Bunun sınıfsal karakteri üzerinde durulmuyor. Ne de olsa Türkiye aydınının “İmtiyazsız sınıfsız kaynaşmış bir kitle” olduğumuz gibi bir amentüsü vardır! İşin içine “sınıf” gibi sol ve emekçi kokan bir kavramı sokmaya ne gerek var?

EĞİTİM – İŞ İlkokulda Türban Yönetmeliğini Danıştay’a Taşıdı


EĞİTİM – İŞ İlkokulda Türban Yönetmeliğini Danıştay’a Taşıdı

logo

 

 

 

 

 

Dostlar,

Bizim de üyesi olduğumuz Eğitim-İş, türbanı ortaöğretimde serbest bırakan,
“Milli Eğitim Bakanlığına Bağlı Okul Öğrencilerinin Kılık ve Kıyafetlerine Dair Yönetmelikte Değişiklik Yapılması Hakkında Yönetmelik” in yürütmesinin durdurulması ve iptali istemiyle Danıştay’da dava açtı.

Başvuru dilekçesinin Danıştay 8. Dairesi’ne verilmesinin ardından, Eğitim-İş Genel Başkanı Veli Demir, Danıştay önünde basın açıklaması yaptı. Basın açıklaması şöyle:

Bakanlar Kurulu’nun 2014/6813 karar sayısı ile 27 Eylül 2014 gün ve 29132 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren, “Milli Eğitim Bakanlığı’na Bağlı Okul Öğrencilerinin Kılık ve Kıyafetlerine Dair Yönetmelikte Değişiklik Yapılması Hakkındaki Yönetmeliğin 1. maddesine göre;

“…26/11/2012 tarihli ve 2012/3959 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile yürürlüğe konulan Millî Eğitim Bakanlığına Bağlı Okul Öğrencilerinin Kılık ve Kıyafetlerine Dair Yönetmeliğin 3 üncü maddesinin altıncı fıkrası yürürlükten kaldırılmış ve
4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (d) ve (e) bentleri aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.  d) Okullarda yüzü açık bulunur; siyasî sembol içeren simge, şekil ve yazıların yer aldığı fular, bere, şapka, çanta ve benzeri materyalleri kullanamaz; saç boyama, vücuda dövme ve makyaj yapamaz, pirsing takamaz, bıyık ve sakal bırakamaz, e) Okul öncesi eğitim kurumlarında ve ilkokullarda okul içinde
baş açık bulunur…”
denilerek değiştirilmiştir.

Yani dava konusu yönetmelik değişikliği ile; “Okul öncesi eğitim kurumlarında ve ilkokullarda okul içinde başın açık bulunacağı” belirtilerek, ortaokul ve ortaöğretim kurumlarının tamamında kız öğrencilerin 9 yaşından başlayarak başlarını örterek derslere girmelerinin önü açılmıştır. Davalı Milli Eğitim Bakanlığı, bu yönetmelik değişikliği ile ortaokul ve ortaöğretim kurumlarında kız öğrencilerin derslere başlarını örterek türban ile girebilmesini amaçlamıştır. Aynı düzenleme ile yasakları genişleterek, öğrencilerin saçlarını boyamalarını, vücutlarının herhangi bir bölümüne dövme ve makyaj yapmalarını, pirsing takmalarını da yasaklamıştır.

Dava konusu düzenleme ile insan hakları, çocuk hakları ve kadın hakları
ihlal edilmektedir. Bu yönetmelik değişikliği ile

– Anayasa
– 1739 sayılı Milli Eğitim Temel Kanunu,
Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesi
– Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Bildirgesi,
– Kadın Haklarına Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Kaldırılması Sözleşmesi,
– Anayasa Mahkemesi kararları ve
– Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararları ihlal edilmiştir.

Dava konusu yönetmelik değişikliği, yalnızca bir mezhebin inançlarına yöneliktir ve
laik devlet ilkesine aykırıdır. Laik devlet sisteminde bir dine, bir mezhebe ya da
bir inanış biçimine ayrıcalık tanınamaz. Devlet, tüm inançlara aynı uzaklıkta olmalıdır. Dava konusu yönetmelik değişikliği ile laik bir ülkede yalnızca tek bir dinin, bir mezhebinin inançlarına yönelik ayrıcalık yapılmıştır. Böylesi bir düzenleme toplumda ayrışmalara neden olacak niteliktedir. Dava konusu düzenleme ile ülke genelindeki eğitim öğretim birliği ve bütünlüğü bozulmuş, laik Cumhuriyet ilkelerine aykırı hareket edilmiştir. Uygulamanın aynı şekilde devam etmesi halinde, ülkemizdeki okullarda siyasal kutuplaşmalar başlayacak ve laik devlet düzeni yok edilmeye çalışılacaktır.
Milli Eğitim Bakanlığı başörtüsünü istismar etmiş (kötüye kullanmış) ve okullarda
siyasal simge olarak kullanılmasına neden olmuştur. Bu şekilde, okullarda başörtüsü kullanımı ile siyasal kümeleşmelerin önü açılmıştır.

Anayasanın 41. maddesine göre, 18 yaşın altındaki insanların dinsel duygularına,
inanç biçimlerine karşı yapılacak her türlü istismara karşı Devlet koruyucu önlemler almakla görevlidir. Dava konusu yönetmelik değişikliği ile 9 yaşından büyük çocukların inançları, yaşam biçimleri ve giyim kuşam özgürlükleri istismar edilmiştir.

Atatürk İlke ve Devrimlerine açıkça aykırı Yönetmelik değişikliği yapılmıştır.

Kız öğrencilere; örtünmeleri için baskı yapılmaması, dinsel duyguların hiçbir yerde sömürü malzemesi yapılmaması ancak laik eğitim sistemi ile sağlanabilir.

  • Tevhid-i Tedrisat Kanunu laik eğitimi benimsemektedir.
    Bu yasa Türkiye Cumhuriyetinin temel taşlarından biridir.

Ülkemizin imzaladığı ve 27 Ocak 1995’te Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren Çocuk Hakları Sözleşmesi, Anayasa’nın 90. maddesi gereğince yasa gücündedir. Ancak dava konusu bu düzenleme ile çocuklar arasında belirli bir mezhebin anlayışı ön plana çıkarılmış, çocuklar arasında ayırımcılık yapılmış, çocuğun özgürlüğü elinden alınıp, başörtüsü takıp takmaması velisinin isteğine bırakılmış, çocuğun yüksek yararı gözetilmemiş, çocuğun düşünce, vicdan ve din özgürlükleri hakkına saygı gösterilmemiştir. Bu şekilde dava konusu yönetmelik değişikliği, Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesine açıkça aykırıdır.

222 sayılı İlköğretim Temel Kanunun 3. maddesinde; “Mecburi ilköğretim çağı 6-13 yaş grubundaki çocukları kapsar. Bu çağ çocuğun 5 yaşını bitirdiği yılın eylül ayı sonunda başlar, 13 yaşını bitirip 14 yaşına girdiği yılın öğretim yılı sonunda biter.” denilmektedir. Yani bireyin 6-13 yaş arası çocukluk dönemi, 13-18 yaş arası ergenlik dönemidir.
Bütün bu durumlar karşısında, dava konusu yönetmelik değişikliği ile kız çocuklarının
9 yaşından başlayarak ilköğretim ve ortaöğretim kurumlarında türban takması serbest hale gelmektedir. Bazı çocuklarımız, velilerinin baskısı ile türban takmak zorunda kalacaklardır. Çocuk ve ergenlerin ruhsal gelişimini inceleyen bilimsel araştırmalar göstermiştir ki; beşinci sınıfa başlayan çocukların (9 yaş) henüz soyut düşünme becerileri gelişmemiştir. 9-18 yaş arası çocuk ve ergenler kimlik ve kişilik oluşumu açısından kendi kendilerine karar verme yetisine henüz sahip değildirler. Bu nedenle soyut bir konu olan dinin ve dinel kavramların 9-18 yaş arasındaki çocuklar ve ergenler tarafından özümsenmesi ve kendi yaşamlarıyla ilgili kararları vermeleri beklenmemelidir. Soyut düşüncenin gelişimi genel olarak 11 yaşından sonra başlamakla birlikte, bu süreç her çocukta 11 yaşında başlamayabilir. Birey 18 yaşına kadar çocuktur. Böyle bir durum, çocukların ruh dünyalarında ilerde telafi edilemeyecek psikolojik travmalara neden olacak, okullarda, sınıflarda ve toplumda ayrımcılığa yol açacak, çocuklar ve toplum kamplara ayrılacaktır.

Dava konusu yönetmelik değişikliği ile konulan katı kurallar nedeniyle çocukların kimlik ve kişilik gelişimi sağlanamayacaktır. 9 yaşından başlayarak türban takan çocuk,
o yaşta çocukluğunu unutarak, kendisini yetişkin ve olgun hissetmeye başlayacaktır. Erken yaşta cinsel kimliği ile ön plana çıkacaktır. Cinsiyet farkının yeni yeni fark edildiği bir dönemde, türban takan kız çocukları daha belirgin hale gelecektir. Toplum da, çocuğu yetişkin birey olarak görecektir. Bu durum ise çocukta psikolojik travma yaratıp, gelişim bozukluğuna yol açacaktır. Her şeyden önce çocuk, türban takmasını isteyen kendi anne-babasının, aile büyüklerinin ve okuldaki erişkinlerin baskısı altında kalacaktır. Çocuğun özgür iradesiymiş gibi gösterilen yönetmelik değişikliği, aslında ailenin ve öbür erişkinlerin iradesi olacaktır. İlköğretim ve ortaöğretim çağındaki çocuk, baş örtmenin soyut dinsel gerekçelerini henüz tam olarak kavrayamayacağından,
ailesi ve/veya okulundaki erişkinlerin etkisi altında kalarak baş örtme gerekçelerini benimsemek zorunda kalacaktır. Gerekçelerini kavramadan uygulayacağı bir karar ise, çocuğun ilerleyen yıllarda kimlik gelişimini olumsuz yönde etkileyecektir.  Sınıf içinde birkaç çocuk türban takınca,  diğer çocuklarda baskı olacaktır. Çoğunluk türban takmaz ise, bu defa da türban takan çocuklara baskı olacaktır. Mahalle baskısı benzeri bir durum ortaya çıkacaktır. Yani sınıf ortamında başı açık ya da kapalı olanların sayılarına bağlı olarak azınlıkta kalanlar, çoğunluk tarafından dışlanacak ve duygusal anlamda incineceklerdir.

Eğitimin dinsel kurallara göre biçimlendirilmesi okullardan başlayarak toplumda giderek derinleşen ayrışmalara neden olacaktır. Bu şekilde milli eğitim ve toplum, kargaşaya ve karmaşaya (kaosa) sürüklenecektir.

  • Eğitim-İş olarak, eğitimde ayrımcılığın, eşitsizliğin, ötekileştirmenin karşısında olmaya, eğitim sisteminin dinselleştirilmesine ve tek tipleştirmeye karşı
    mücadele etmeye devam edeceğiz.
    (http://www.egitimis.org.tr/haber-arsiv/trban-ynetmelnn-ptal-n-danitay-a-bavurduk#.VDG-8vl_uCk)

Söz konusu dilekçenin metni için (10 sayfa) lütfen erişkeyi (linki) tıklayınız..

TURBAN_YONETMELIGI_DANISTAY’A_IPTAL_DAVA_DILEKCESİ

Yargıçlar Sendikası Başkanı Ömer Faruk Eminağaoğlu da Türban düzenlemesini Danıştay’a taşıdı.

Bu güçlü ve ustaca yazılmış dilekçeyi de web sitemizde yayımladık.
Mutlaka bakılmasını öneririz, önemli tezleri var..

http://ahmetsaltik.net/2014/10/06/yargiclar-sendikasi-baskani-omer-faruk-eminagaoglu-turban-duzenlemesini-danistaya-tasidi/

Sevgi ve saygıyla.
06.10.2014, Manavgat

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net