Taklitler, mukallitler…

Zafer Arapkirli
Zafer Arapkirli
Cumhuriyet, 08 Ekim 2021

 

Yurdum insanının en sevdiği amatör uğraşlardan biri şiir yazmak, diğeri de taklit yapmaktır. Şive taklidi, ama ille de ünlülerin taklidini yapmaya bayılırız.

Ve ilginçtir… “Ünlüler” derken, on yıllardır “ünlü” ve hatta “güçlü” siyasetçilerin taklitleri, en revaçta olanlarıdır.

Mesela, bu topraklarda yaşayan herkes, hayatının bir aşamasında mutlaka Zeki Müren ya da Süleyman Demirel taklidi yapmıştır. Gençler, yani 30 yaşın altındakiler belki bilmez ama bu ülkede 40 yılı aşkın bir süredir “en güçlü adam” konumundaki merhum Demirel, taklidini yapanlara kızmaz, hatta gülerek izlerdi bile. Yılların acar muhabiri sevgili meslektaşım Musa Ağacık, bu konuda yani “Baba taklidi” konusunda “eline su dökülemeyecek” büyük bir yetenektir. Demirel’in kendi huzurunda bile, defalarca taklit yapmıştır.

“Bakınızbensizebişiisööliim…” diye başlayan Demirel replikleri en sevdiklerimizdendi.

Aradan geçen yıllarda siyasetin rengi de, kokusu da, doğası da maalesef negatif anlamda değişti. Bugün, muktedirin taklidini yapmak değil, bunu aklından geçirmek bile neredeyse suç sayılacak. Adamın aklını alırlar vallahi.

Ama halk bu… Yine bir yolunu bulup bu toprakların adeta “genlerine işlemiş” yeteneğine gem vurdurmuyor. Son haftalarda birkaç örneğini gördük. Bazı ilk ve ortaöğretim okullarında “sınıf başkanlığı seçimi” sırasında, küçük yetenekler “Seçim rüşveti olarak çay dağıtma” sahneleri oynayıp videoya çektiler ve paylaştılar.

Güldük. Eğlendik. Ve tabii ki şapka çıkarttık, çocukların bu yetenek ve cesaretlerine.

Her ne kadar Milli Eğitim yetkilileri çocukların bu hoşluklarına medeni seviyede bir tolerans göstermeyi kendilerine yedirememiş ve soruşturma başlatmış olsalar da millet o çocukları vicdanında çoktan ödüllendirdi bile.

Ama, şunu da not almadan geçmeyelim.

O ufacık öğrenci çocukların gösterdiği cesareti, keşke sahneye veya ekrana her çıktığında “zrilyonlarca” para kazanan, özel uçaklar ve mülti milyonluk villalarda “Dolce vita” tatlı hayat yaşayan anlı şanlı komedyenlerimiz de gösterebilselerdi.

Biri de çıkıp Cumhurbaşkanı, Başbakan, bilmem ne bakanının taklidini yapıp, milletten alkış almayı deneseydi. Benim de pekâlâ yapabileceğim Fatih Terim ve Bülent Ersoy taklidi yapmakla yıllardır idare ettiler durumu. Laz şivesi, Kürt şivesi, Roman şivesi filan. Kolay değil mi?

Rahmetli Levent Kırca’yı tenzih ederim. Bir tanesinin yüreciği “Yau Bay Kemal!.. Bi defa, sen ne anlarsın bu işlerden yauu” diye başlayan bir tirajla, kitleyi gülmekten kırıp geçirmeye yetmedi ya.

Bunu da tarih, iri puntolarla ve ibretle not almıştır.

Kavga değil, bedelsiz aşı istiyoruz!

Emre Kongar
Emre Kongar18 Aralık 2020, Cumhuriyet
ekongar@cumhuriyet.com.tr

Kavga değil, bedelsiz aşı istiyoruz!

Artık herkes, siyasetteki bu kavgacı, suçlayıcı, dışlayıcı, bölücü, azarlayıcı dilden bıktı:
Örneğin koronavirüs salgını ile ilgili şeffaf ve doğru bilgi istiyorsunuz… Bu istek karşılığında, ya gerçek olmadıkları belli birtakım birbirini tutmaz bilgilere ya da siyasal kavga söylemlerine ve hatta ihanet suçlamalarına muhatap oluyorsunuz!

Benim de çok karşı olduğum siyasetteki bu kavga diline örnek vermek için, Yılmaz Özdil’in “Parodi” başlığıyla, sevgili Levent Kırca üzerinden yazdığı mizahi ama belgesel bir eleştiriyi, aşağıya alıntılıyorum.
***
Ayyaş” diyor.
İsmet İnönü’ye “Hitler” diyor.
CHP’ye “geçmişi lekeli” diyor.
Tezek” diyor.
Cibilliyetsiz, sicili bozuk” diyor.
Kanalizasyon çukuru, çöplük, pislik” diyor.

Siyasi rakiplerine “soysuz, kirli dudaklı, terörist, ahlak yoksunu, siyasi sapık, bahtsız bedevi, tinerci, çirkef, vampir, kan emici, ırkçı, kafatasçı, faşizm bunların ruhuna işlemiş, darbeci, cüce, ağzından salyalar akıyor, vatan haini, alçak, adi, ezanımızı hazmedemezler, evladı yok bunun aile nedir bilmez, maymun, namert, namussuz, zerdüşt, ateist, iblisin yolundan yürüyenler, nekrofiller, ölü seviciler, bunlar nebbaş, bunlar mezarlık soyguncusu, şerefsiz, haysiyetsiz, müptezel, hasta kafa, contaları yakmış, şizofren tip, kudurmuştan beter, zavallı kemirgen, soytarı, beyinsiz” diyor.

“Hayır diyen darbecidir” diyor.
Okullarımızda Andımız’ın okunmasını isteyenlere “azgın azınlık” diyor, “histeri” diyor, “psikiyatrinin konusudur” diyor.
Ulan” diyor.
Be” diyor.
Profesör müsveddesi” diyor.
Sözde profesör” diyor.
“Aydın müsveddeleri, cahiller” diyor.
Öğretmen kılığında insan müsveddeleri” diyor.
“Eğitim için Batı’ya gidenler ajan oluyor” diyor.
Gazetecilere “akbabalar, tasmalılar, maaşlı şarlatanlar, terörist, ajan” diyor.
Bekir Coşkun’a “kaleminden pislik akıyor” diyor.
Mine Kırıkkanat’a “provokatör, kin ve nefret kusuyor” diyor.
Fatih Portakal’a “mandalina mıdır narenciye midir nedir, ahlaksıza bak, millet enseni patlatır” diyor.
Benim için “insan müsveddesi, sürüngen” demişti.
Karakteri bozuk şehit babaları var” diyor.
Ananı da al git” diyor.
Heykele “ucube” diyor.
Baleye “belden aşağı” diyor.
Tiyatroculara “despot” diyor.
Feministlere “bizim dinimizle senin ilgin yok” diyor.
Afedersin çok daha çirkin, Ermeni diyenler oldu” diyor.
Bunlarda yalan var, iftira var, fitne var, fesat var, bunlar Şiayı geçmiş vaziyette, Şia bunların eline su dökemez” diyor.
“Çankaya, Beşiktaş, Kadıköy, Şişli, buralardaki seçmen profili Türkiye pastasının kaymağını yiyen kesimden oluşuyor, Türkiye yansa bunların umurunda değildir” diyor.
Varlığıyla onur duyduğumuz Metin Akpınar’a Müjdat Gezen’e “sanatçı müsveddeleri, zehirli, alçak zihniyet, imansızlar” diyor.
Gelmiş geçmiş tüm siyasi tarihimiz boyunca “bana hakaret ediyorlar” diyerek, kendi vatandaşlarını en çok mahkemeye veren kim?

Levent Kırca.
***
Ben, kimseye “hain” bile diyemeyen, örneğin bu vatana, bu millete gerçekten ihanet etmiş, Atatürk ve arkadaşlarının idam fermanını imzalamış, sonunda İngiltere’ye sığınarak, bir İngiliz savaş gemisiyle ülkeden kaçmış olan Vahdettin’e bile “hain” diyebilmek için sekiz defa yutkunan bir insanım.

O nedenle sevgili Yılmaz Özdil’in yazısında örneklerini verdiği dili hiç kullanmadığım gibi kendimi de bu dilin dışında tutmaya, bu dile muhatap olmamaya çalışıyorum.

Şimdi çok masum bir isteğim var:

  • İngiltere, ABD gibi ülkelerin uygulamaya başladıkları COVID-19 aşısının Türkiye’de de elbette başta sağlıkçılar olmak üzere, risk grupları da dikkate alınarak, bütün halka BEDELSİZ OLARAK yapılmaya başlamasını ve bu konuda kamuoyunun aydınlatılmasını istiyorum.

LÜTFEN İLGİLİLER BU MASUM İSTEĞİME, BENİ DE BU UTANDIRICI SİYASET DİLİNE MUHATAP ETMEDEN YANIT VERSİNLER!

(Önemli not: Bu isteğim kişisel de olabilirdi ama değil! Ben COVID oldum ve iyileştim, altı aylık bağışıklığım olduğu söyleniyor.)

Hüsnü MAHALLİ : LAMI CİMİ YOK

LAMI CİMİ YOK

portresi

Hüsnü MAHALLİ
YURT Gazetesi
, 27.10.2016

Suriye’ye destek veren İran’ın etkin olduğu Bağdat’a kızan ve başından beri IŞİD, Nusra ve benzeri Sünni örgütlere destek veren bölgenin Sünni iktidarları 9 Haziran 2014’te IŞİD’in Musul ve diğer kentleri işgal etmesinden büyük sevinç duymuştu. Şimdi aynı ülkeler ve özellikle Türkiye Musul’un kurtarılmasına kızıyor.
Gerekçe aynı: Şii İran destekli Şii Irak Ordusu ve Şii gönüllüler Sünni Musul’u Şiileştirecek.
Acayip bir mantık. Geri kalan her şey teferruat.
Yani Musul ile ilgili duyduğunuz ya da okuduğunuz hemen hemen her şey yalan ya da algı operasyonuna dönük. Hızla bakalım:
TSK 24 Ağustos’ta (AS: 2016) başta ÖSO olmak üzere birçok terör örgütüyle Cerablus’a girdi.
Hedef ‘IŞİD’in el-Bab ve PYD’nin Menbiç kasabası’ denildi. IŞİD ve PYD birbirine düşman.
Ankara her ikisinden gıcık alıyor. ABD ve müttefikleri PYD’yi seviyor. Fırsat bu fırsat PYD ve IŞİD orada duruyor. Tam bu sırada Cumhurbaşkanı Erdoğan Lozan’ı tartışmaya açtı. Sonrasında Misak-ı Milli sınırları. Yani ‘Halep ve Musul bizim’ modu. ‘Misak-ı Milli’de Batı Trakya da bizimdi’ ama oradan söz eden yok. Cesaret ister. Varsa yoksa Müslümanlar Müslümanlar’ı kırsın.
Yandaş medyanın palavracı hamaset manşetleri işin ne denli laçka olduğunu yeterince kanıtlıyor. MHP lideri Bahçeli de dünkü grup toplantısında kendini bu hamasete  kaptırmış olacak ki Osmanlı’nın bütün topraklarına talip oldu.
Türkiye içi bu tartışmalar bölge ve dünya medyası ve siyasal çevreleri tarafından şaşkınlıkla izleniyor. Batıda bazı çevreler ve İsrail bu süreçten çok mutlu.
Araplar; Türkler, Acemler, Kürtler, Şiiler, Sünniler, Aleviler, Ezidiler ve diğerleri birbirini kırsın biz de rahat edip zengin olalım modundalar. Bir düşünün bütün dünya IŞİD, Nusra ve benzeri ruh hastası tiplerle uğraşıyor. Emperyalist ülkeler ve onların bölgesel işbirlikçilerinin Alevi Esad’dan kurtulmak için yarattığı canavar yaratıklar. Söylemde değişiklik olabilir ama özünde ideoloji ve amaç aynı.
Bölgenin Sünni kral, emir ve şeyhleri ve onların emrindeki binlerce din adamı ve onların etkisindeki  yüz milyonlarca sosyal medya hesabı bu işten çok memnun. Kafalar, vicdanlar ve ruhlar beton.

Suriye’yi bir yana bırakalım dönelim Musul’a. Irak ve bölge medyasını özetleyerek:
Musul operasyonu henüz başlamadı. Bu operasyon aylarca sürebilir çünkü IŞİD bin kadar intiharcı ile şehri savunmaya hazırlanıyor. Üstelik şehrin bütün köprüleri, yolları ve önemli merkezleri mayınlanmış.

Irak Ordusu belli bir plan çerçevesinde  hazırlıklara ve operasyonlara devam ediyor.
Şii gönüllüler olası tüm gelişmeleri karşılamak üzere birçok bölgede hazır durumda bekliyor.
IŞİD, Musul dışında da etkinliğini sürdürüyor.
Başika’daki Türk askeri iki adet top atışı dışında operasyonlara hiç katılmadı. 
Uçaklar henüz uçmadı. Başika’daki Türk askerinin amacı Musul’da bulunan Türk kökenli iki bin IŞİD’çiyi kurtarmakmış. Başika’yı kuşatan 20 bin kadar Peşmerge’nin yarısı Barzani’ye diğer yarısı Talabani’ye bağlı. Bunlar birbirine güvenmez. TSK Barzani’ye bağlı olanlarla işbirliği yapıyor çünkü her iki taraf PKK ve PYD’ye karşı.
PKK ve PYD Musul’un batısında yani Suriye sınırına yakın bölgelerde güçlü.
Örneğin Mahmur, Duhok, Şangal, Sincar ve Şii Türkmenler’in yaşadığı Telafer çevresinde.
Başka yerlerde de varlar. Örneğin Kerkük bölgesinde.

Musul’dan çok uzakta bulunan Kerkük saldırısını gerçekleştiren 100 kadar intiharcı IŞİD’çinin kente sızması tüm Irak’ta güvenlik sorununun ne denli ciddi olduğunu kanıtlıyor. Bazı Peşmergeler IŞİD ile işbirliği yapmış. Bu durum karşısında şaşkına dönen Irak ordusu ve Peşmerge, İran Devrim Muhafızları komutanlarından Kasım Süleymani’den yardım istedi. Özellikle Halep’te Suriye Ordusu’na da yardım eden Süleymani önceki gece aniden Erbil’e geldi. Yani Mesut Barzani Türk generallere değil İranlılar’a güveniyor. Bunu bilen Tahran Ankara’dan farklı olarak her şeyi yaygarasız sakin bir şekilde izliyor ve attığı her adımdan sonuç alıyor. “Bir zamanlar dünyanın şu kadarı bizimdi..” hiç demiyor!
Örneğin Bağdat merkezli ve Irak, Suriye, Rusya ve İran’ın katıldığı IŞİD’e karşı ortak istihbarat kurulu çok iyi çalışıyor. Musul operasyonu Suriye’de IŞİD, Nusra ve diğer gruplara karşı sürdürülen mücadeleden ayrı düşünülemez.
Suriye’de Alevi Esad’a karşı mücadele eden bu gruplara destek veren uluslararası ve bölgesel ülke ve güçler nasıl olacak da Irak’ta Şii Abadi ve İran düşmanı IŞİD’e ve onun destekleyicileri yerel Sünni aşiretlere karşı savaşacak?
Sorun bir ideoloji sorunudur. IŞİD, Nusra ve diğerleri belki yok edilebilir ama bu anlayış çok geniş tabanlara yayılmıştır. Türkiye’de belki henüz değil ama Müslüman ülkelerin büyük bölümünde bu ideolojik tartışma ve izler çok tehlikeli boyutlarda.
Özetle Musul ve Musul’a bağlı her şey giderek çok daha karmaşık bir hal alıyor. Bu konuyla ilgili olarak çok ilginç  ve bir o kadar tehlikeli hikâyeler anlatılıyor. Türk medyasında bunları anlayacak ve anlatacak hiç kimse yok. Varsa yoksa Lozan, Misak-ı Milli, Osmanlı ve içi boş hamasi söylem ve tartışmalar. Üç ay öncesinde Putin’e söylemediğini bırakmayanlar şimdi onu ‘en büyük Türk dostu’ olarak kendi yandaşlarına takdim ediyor.

Zavallı insanlar hangi söyleme inanacaklarını bilmiyor ya da artık umursamıyor. ‘Cumhurbaşkanı Erdoğan ne derse doğrudur’ modundalar. Dışarda herkes Erdoğan’ın ne yapacağına bakıyor. Ankara
– Ya  2011 sonrasındaki tüm politikalarından vazgeçer  ve coğrafyamız kurtulur
– Ya da 2011 sonrasında kapıldığı mezhepsel içerikli hilafet ve saltanat hayalleriyle kin, nefret ve kan politikalarına devam eder.
Ya savaştan ya da barıştan yana olacaksınız. Ben olsam barıştan yana olurum. Çünkü benim çağ dışı, ilkel, bağnaz kral, emir ve şeyhlerle çetrefilli ve cukkalı alakam yani ilişkim yok. Çünkü ben ruh hastası, sapık ve katil sürülerini çok iyi tanır ve onların ‘özel ama defolu üretim’ olduklarını bilirim.

Bu işin lamı cimi yok. Hele şakası hiç yok.
Beş yılda yaşananlar ortada. Yetmiyorsa 15 yıl daha alın.
Ama sonunda akrep sizi de sokar. Adamlar dostunuz Fetö’ye de benzemez!
Vallahi de billahi de ben sizi düşünüyorum.
====================================

Çooook teşekkürler değerli yazar Hüsnü Mahalli..
Sabır, sebat ve yüreklilikle acı gerçekleri yazmaya, kamuoyu ve iktidarı aydınlatmaya, uyarmaya devam… Asla boşa değil..

Merhum Levent Kırca‘nın dediği gibi sabırlı olmak ve enerjinizin etkili olmasını beklemek gerek.

Bu son yazınızı yarım saat önce 41 bini aşkın insan internetten okumuştu. Gazeteden okuyanlar da var.. Hiç de fena sayı değil.. Pek çok gazetenin tirajından fazla..

Durmak yok, yola devam.. Çarpıcı gerçekleri kavramak öyle kolay değil. Pek çok ısrarla yinelemek gerek. İnsanın doğası böyle..

Sevgi ve saygı ile.
27 Ekim 2016, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net
profsaltik@gmail.com

GÜLE GÜLE ÇAĞDAŞ NASREDDİN HOCA


GÜLE GÜLE ÇAĞDAŞ NASREDDİN HOCA

portresi

 

Av. Hüseyin Özbek
(İstanbul Barosu Genel Yazmanı)
 

Geleneksel Türk mizahının son büyük temsilcisini uğurladık. Hayal perdesinin Karagöz’ü, Ortaoyunun Kavuklu’su, masal dünyamızın Keloğlan’ı, kolektif dehamızın simgesi
Hoca Nasreddin’i geçmişten günümüze taşıyan o büyük sanatçı artık yaşamıyor!

Mizah egemenler karşısında ezilen halkın kimi kez savunma kalkanı, kimi kez de saldırı mızrağı olur. Halkın ortak dehasının, kolektif yaratıcılığının, derin bilinçaltının, geçmişi geleceğe taşıyan ortak kültürünün çok önemli bir ögesidir.

Levent Kırca, Türk halkının kolektif mizah kodlarını, neye gülüp neye ağladığını,
neyi benimseyip neyi dışladığını bilen adamdı. Geleneğin günümüzdeki kopyacısı olmanın
çok ötesindeydi. Geleneği günümüze taşıyıp, çağdaş ölçülerde yeniden üreten,
harmanlayan adamdı.

Hayal perdesinden aramıza fırlayıverip, hepimizin ortasında seyirlik oyununu icra etmeye başlayınca Karagöz Kavuklu’ya, Hacivat Pişekar’a dönüşür. Patavatsız Kavuklu ile
dişi konuşan Pişekar’dan oluşan iki ana karakterin sentezinden ise Levent Kırca çıkar!

Anadolu’nun en ücra köyünden, metropol kentlere dek her hanenin kapısından teklifsiz giriveren bu sevimli adamı halkımız yıllarca gönlünün baş köşesine konuk etti. Yıllar boyu haftanın
tez bitip, Olacak O Kadar programının yeni bölümünün ekrana gelmesini iple çeker oldu.

Halkın karşılıksız gönülden sevgisini kazanmak kolay değildir. Batı’nın stand up’ının,
kakara kikirisinin, sabun köpüğü gibi sığ esprilerin, yapıldığı an uçuveren, akılda kalmayan taklit şovların dışında bir adamdı. Halkın ne istediği bilen halk adamı, halkın sanatçısıydı.

Mizah yaptığını sanan kimi sanatçı karikatürleri gibi gülme efektlerine ihtiyacı yoktu.
Şekli şemali, vücut dili, bakışı, yüzünü kullanması, sanat dehasıyla birleşen mimikleriyle doğuştan gelen mizah dehası bizleri kahkahadan kırmaya fazlasıyla yetiyordu.

Levent Kırca’yla birlikte Çağdaş Hoca Nasreddinimizi, Kavuklumuzu, sevimli Karagözümüzü yitidik. Hepimizin başı sağ olsun!
Güle güle Nasreddin Hoca,
Güle güle Kavuklu!
Güle güle Keloğlan!
(16 Ekim 2015)

====================================

Dostlar,

Levent Kırca üstadı birkaç günde anıp unutmayalım diye,
Sayın Av. Hüseyin Özbek dostumuzun güzelim yazısını biraz geciktirerek sunuyoruz..

LEVENT_KIRCA'nin_OLUMU-1_12EKIM2015

O’nu –Levent Kırca‘yı elbette!- daha şimdiden özledik..
Yeri dolmaz ama bu kadim Anadolu halkı da bir çaresine bakar..

Sevgi ve saygı ile.
28 Ekim 2015, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net
profsaltik@gmail.com

DİSK – KESK – TMMOB – TTB yöneticilerine…

 

Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu DİSK’in…
Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu KESK’in…
Türkiye Mimar ve Mühendis Odaları Birliği TMMOB’un…
Ve Türk Tabipleri Birliği TTB’nin o alanda ne işi vardı?
PKK’nın siyasi kanadı HDP’yle neden kol kola girdiler?
Neymiş, savaşa tepki gösteriyorlarmış, barış istiyorlarmış!
Hadi oradan Allah aşkına! Çocuk mu kandırıyorsunuz?
***
Eğer samimiyseniz; barışı kimden istediğinizi de söyleyin o zaman…
Ya da dilinizin altındaki baklaları çıkartın; oyunu “delikanlı” gibi açık oynayın!
Bugüne kadar bir kez olsun PKK’yı eleştirebildiniz mi?
Bu örgün bir katiller topluluğu olduğunu söyleyebildiniz mi?
“Derhal silah bırak PKK” diyebildiniz mi?
Hayır…
Tek yaptığınız şey; ülkeyi bölmek isteyen bu terör örgütüne askerin, polisin aynı yöntemle
yanıt verdiği günlerde; onların yasal temsilcisi HDP ile kol kola girip “Barış istiyoruz” diye çığlık atmak.
Barış istiyorsanız; önce yumruk atanı durdurun beyler;
o yumruklardan korunmaya çalışanı değil…
PKK, Dağlıca’yı basıp onlarca askerimizi öldürdüğü zaman neden ortalıkta yoktunuz?
Polislerimize pusu kurulduğu günlerde neredeydiniz?
Sivil vatandaşlar katledildiğinde niçin susuyordunuz?
“Barış güvercinliği”niz neden böyle günlerde hiçbirinizin aklına gelmiyor da…
Hep terör örgütü dayak yemeye başladığında devreye giriyorsunuz?
***
DİSK’in…
KESK’in…
TMMOB’un…
Ve TTB’nin başkanları, yöneticileri…

Yöneticisi olduğunuz meslek örgütlerini HDP’nin çiftliği haline getirdiniz!
Kim bilir; belki safsınız, kandırıldınız… Belki de size verilen rolü seve seve oynuyorsunuz…
Solculuk; her türlü etnik ve dinci siyasete “Hayır” demeyi gerektirir…
Siz ise Kürtçülük üzerinden siyaset yapan HDP’nin ve
onun silahlı örgütü PKK’nın maşası haline geldiniz.
Bu yüzden, solculuk, sosyalistlik ayağına yatmayın; yemeyiz…
***
Kısacası… Barışa değil; ayrışmaya hizmet ediyorsunuz.
Meslektaşlarınızın size verdiği yönetim yetkisini, “ülkeyi bölmeye çalışanlar”ın yanında
yer alarak kötüye kullanıyorsunuz.
Eğer haksızsam…
Eğer sizi boş yere suçladığımı düşünüyor ve iddia ediyorsanız…
Hemen bir basın bülteni yayınlayın ve beni kınayın…
Bunu yaparken de…
“PKK şiddetine karşı olduğunuzu…”
“PKK’nın işlediği cinayetleri lanetlediğinizi…”
“Bu terör örgütünün cinayetlere ve katliamlara hemen son vermesi gerektiğini…” haykırın.
***
Eğer bunu yapamıyorsanız…
Ben haykırıyorum:
Hepiniz katillere yardım ve yataklık yapıyorsunuz!
Sözüm ona “Barış” diyorsunuz ama mağdurun elini tutarak, saldırgana hizmet ediyorsunuz!
Gerçekten barışçı, masum üyelerinizi de aldatıyorsunuz!
Yani… Kirlisiniz beyler…
Ve tarih elbette bir gün sizden de hesap soracak!

**********

MİT BÜTÇESİ!
Milli İstihbarat Teşkilatı’nın 2016 bütçesi bu yıla göre %36.3 artırılarak 1 milyar 636 milyon 803 bin liraya çıkarılmış…
Bu MİT yıllardır PKK’nın bir tane bile üst düzey yöneticisini paketleyip Türkiye’ye getiremedi.
Suruç’taki, Diyarbakır’daki ve son olarak da Ankara’daki patlamaların bilgisini önceden alamadı, faciaları önleyemedi.
MİT Müsteşarı’nın yaptığı tek şey AKP iktidarı adına “açılım süreci”ni yürütmek ve İmralı’da eli kanlı terörist başıyla sohbet etmek…
İyi de emekliye, yetime, dula %5 zam yapılırken hiçbir işe yaramayan bu kurumun ödeneği neden %36 artırılıyor? Yoksa MİT Müsteşarı için İmralı’ya saray mı kuruluyor?

**********

GÜNÜN SORUSU
Sorum Ankara’daki, katliama dönüşen “Barış Mitingi”ni düzenleyen HDP, DİSK, KESK, TMMOB ve TTB yöneticilerine:
O gün mitinge katılanların elinde neden bir tane bile Türk bayrağı yoktu?
Bu, düzenleyiciler kurulu olarak ortak kararınız mıydı?
Yanıtınız “Evet” ise, neden böyle bir karar aldınız?

**********

Levent Ağabey’in ardından dökülen timsah gözyaşları!
Ölenlerin arkasından dökülen timsah gözyaşlarından nefret ediyorum.
Levent Kırca’yı yitirdik ya şimdi herkes O’nun ne denli büyük, değerli, onurlu vs.
bir sanatçı olduğunu söylüyor, yazıyor.
İyi de Levent Ağabey yaşarken neredeydiniz timsah beyler ve hanımlar?
Örneğin tiyatrosunu yeniden canlandırmak için tırnaklarıyla kazırken neden destek olmadınız?
Neden telefonlarına çıkmadınız?
Kanallarınızda program yapmasına neden izin vermediniz?
“Olacak O Kadar” dan neden korktunuz?
Neden “vebalı” muamelesi yaptınız bu “büyük, onurlu, değerli” sanatçıya?
***
Levent Kırca yaşasaydı; bugün sizin kendisi hakkında yazdıklarınıza ve söylediklerinize bakar, koca bir “Ha….tir” çekerdi… Onun yerine bu görevi ben üstleniyorum:
Hassss….tirin! Çünkü hepiniz riyakarsınız!

**********

156+141
Abdullah Gül’e söylemek istediklerinizi yazıp mustafa0mutlu@gmail.com’a gönderin, yayımlayayım. Bugün sıra Aydın’dan Ahmet Eren’de:
“Abdullah Bey…
Susmak kabullenmekten gelir…
Susmak kabullenmekten gelir…
Susmak kabullenmekten gelir…
Anladınız mı? Yoksa 3 kez daha tekrar edeyim mi?”

**********

GÜNÜN İSYANI
Başbakan Ahmet Davutoğlu dün eşiyle birlikte Ankara Katliamı’nın yapıldığı yere giderek
dua etmiş, karanfil bırakmış… İsyanım kendisine:
Sen ne imamsın ne de sivil toplum örgütü yöneticisi… Sen Başbakansın! Sana düşen ilk görev, böyle katliamların olmasını engellemek; ikincisi ise olduktan sonra katilleri bulmak…
Bu tür cinayetleri ve katliamları bari siyasal şovlarınıza alet etmeyin!

=======================================

Yüreğine sağlık Sayın Mustafa Mutlu…

Biz de benzer bir içeriği, Sayın Mutlu’dan önce EĞİTİM SEN‘in web sitesinde yer verilen bir metne karşılık olarak yazmıştık. Bir bölümünü aşağıya alıyoruz.. Tümünü ise verdiğimiz erişkeden çağırabilirsiniz..

– http://ahmetsaltik.net/2015/10/12/egitim-sen-ankaradaki-katliamin-ve-olumlerin-siyasi-sorumlulari-bellidir/

*****
…….

“İNADINA BARIŞ – HEMEN ŞİMDİ” 
kulağa hoş gelen bir retorik..
Ama semantik hata yüklü, sakat, hedef saptırıyor bilerek ya da bilmeyerek..
Bu kafa karışıklığı mutlaka aşılmalı, emperyalizmin kucağında oturarak – onunla silahlı ittifak yaparak başarılamayacak tek iş, bir halka – etnik kümeye özgürlük – bağımsızlık sağlamaktır..
Ham hayalleri bırakalım..

Yazık oluyor ülkemize ve insanımıza..

Ve dışardaki kan içicilerle yerli işbirlikçileri bu alçakça tuzaktan nemalanıyor ey Kürt ve Kürtçülük yapan kardeşler, entel – dantel enternasyonel ama önce ulusal olamayan solcular.. duydunuz mu, anladınız mı, duydunuz mı, anladınız mı, duydunuz mu, anladınız mı??…….

AKP’ye vurmak yeter mi? O da taşeron ve proje partisi değil mi?
BOP Eşbaşkanı değil mi bu partinin kurucusu 12 yıl Başbakanlık yapan RTE!

  • Asıl sorun PKK’yi silahlandırarak üzerimize süren emperyalizm değil mi, değil mi??

Eyyy ĞİTİM-SEN, DİSK, TMMOB, TTB, KESK… bunu görmez misin sen???

******
Sevgi ve saygı ile.
16 Ekim 2015, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net
profsaltik@gmail.com