ÇARŞAMBA İĞNELERİ – 21 Mart 2018

ÇARŞAMBA İĞNELERİ – 21 Mart 2018

Türk Vatandaşı Naci BEŞTEPE

(AS: Bizim katkılarımız yazının altındadır..)

SEBEP
Ertuğrul Özkök, şeker fabrikalarının özelleştirmesinden yana olduğunu yazdı.
Özel bir sebebi var mıdır?…

SEN
Memur-Sen Gen. Bşk. Ali Yalçın, kamu görevlilerinin AKP’li vekiller gibi kravat yerine sakallı olmalarını istedi.
Sendikacı mı, tarikatçı mı?…

YÜREK
RTE, İstiklal Marşı’nın bestesinin güfteyi yüreklere nakşetmediğini söyledi.
“Türküm” diye atan yürek olmayınca güfte kar eylemez…

SIĞIR
Çiftlik Bank kurup internetten sığır satan İHL’li vatandaş 500 milyonu hortumlayıp kaçtı. “Paranızı kurtaralım” diyenler ikinci vurgunu yaptı.
Memleketin çok sığır çiftliğine gereksinimi var…

ANAHTAR
Cumhurbaşkanı danışmanı İlnur Çevik, ABD’nin İran kilidini açması için Türkiye ile ilişkileri geliştirmesi gerektiğini yazdı.
ABD’nin maymuncuğu bile var!..

ÖRTÜ
Bartın’da “aylık imamlar toplantısı” na katılan İl Milli Eğitim Müdürü Yusuf Demir,
“Başı açık öğrencileri görünce sinirleniyorum” dedi.
Öğrenim hakkından başörtüsü (türban)’ne özgürlüğe, oradan başörtüsü mecburiyetine doğru

SAPIK
Abdullah Yolcu adlı bir sapık, tek kadınla doyan erkeğin sapık olduğunu iddia etmiş.
Kadın erkek sayısı eşit olduğuna göre; bu sapığın annesi, eşi, kız kardeşi kaç kişinin eşi oluyor?… (AS: Biz ekleyelim; kızı ??)

ÇANAKKALE
“Çanakkale geçilseydi daha iyi olurdu” diyen mi ararsınız,
Atatürksüz Çanakkale uyduran mı dersiniz,
Bunlara vatansız mı, yobaz mı, dinsiz mi dersiniz?…

NEFRETE
AKP’li Mahir Ünal, Kurtuluş savaşı ile Fırat Kalkanı ve Zeytin Dalı’nı karşılaştırıyor
ve “Atatürk’e sahip çıkanlar neden T. Erdoğan’dan nefret eder?” diyor.
Sebebi anlaşılıyor…

KONUŞMA
TÜGVA yayın organında “Zaruri bir durum olmadıkça karşı cinsle konuşmaktan kaçınmak gerekir. Çünkü muhabbetin nereye gideceğini kestirmek zordur.” yazıldı.
Bakma, dokunma, konuşma,
Nedir bu kadından korkma?…

ÖNCELİK
İBŞB Bşk. Uysal, metro yapımında önceliklerinin AKP’ye çok oy veren yerler olacağını söyledi.
Vergi verirken herkes vatandaş, hizmete gelince önce yandaş…

BORSA
AKP’li Şamil Tayyar; “FETÖ’cü borsası var. Milyonları veren kurtuluyor”

Beraber yürümeye / büyümeye devam ediliyor… (AS: Başbakan B. Yıldırım, Tayyar’ı üstü kapalı uyarıyor!)

 BAĞIMSIZ
AİHM hak ihlali deyince AYM yeniden karar aldı, daha önce uymayan mahkeme ve AKP iktidarı kuzu kuzu uyguladı.
Yargı bağımsızdır diyen…

ÇEKİŞ
Hakim ve savcı atama kuraları sarayda çekildi.
Kura çekimi mi, kulak çekimi mi?…

KONUŞ-MA
Çanakkale Belediye Başkanı RTE’nin emriyle 18 Mart törenlerinde konuşturulmadı.
Milli iradeye saygı…

AL-VER
TRT bandrol ve elektrikten iki yılda 2.1 milyar kazandı. Dışardan hizmet alımına 2.1 milyar harcadı.
Vatandaştan al, yandaşa ver…

ANSIZIN
RTE, “Bir gece ansızın Sincar’a da girebiliriz.”
Haber vere vere ansızın!…

SINIR
ABD’li bir albay, Türkiye’nin operasyonlarının sınır ötesine geçmemesi gerektiğini söyledi.
Sanki Suriye’de kendi sınırları içindeler. Utanmazlıkta da sınırsızlar…

KAMPANYA
Fransa eski Cumhurbaşkanı Sarkozy, 2007’deki seçim kampanyasında Libya lideri Kaddafi’den 50 milyon avro aldığı gerekçesiyle yürütülen soruşturmada gözaltına alındı.

  1. Sarkozy götürmede Fransız kalmış,
  2. Libya’ya saldıranların başında Fransa vardı, borç ödeme şekli de Fransız olmuş,
  3. Bize örnek olmaz, malı götüren yargısını hazırlar…

KAZA (Sayın Orhan TAN’dan)
Trump’ın kızı özel bir helikopterle Washington’dan  New York’a giderken kaza atlattı ve ölümden döndü.
Kızım sana biz mi öğreteceğiz, bin devletin helikopterine, emniyetle git gideceğin yere…
====================================================

Dostlar,

Sayın E. Tümg. Naci Beştepe dostumuzun Çarşamba İğneleri her zamanki gibi gene acı acı düşündürüyor.. Yazı içinde küçük iki ekleme yaptık :
– (AS: Biz ekleyelim; kızı ??)
– (AS: Başbakan B. Yıldırım, Ş. Tayyar’ı üstü kapalı uyarıyor!)

AKP artık ülkemizi yönetemiyor…
Her yerinden dökülüyor ve yama tutmuyor..
Dolar 4 TL’yi buldu.. Yoksullaşma sürüyor ama AKP’li Cumhurbaşkanı, devletin tüm olanaklarını kullanarak partisinin ilçe kongrelerine bile katılıyor ve örgütüne ayar veriyor. Ateş bacayı sarmış, %50 bir serap gibi..

Önlemler de bu panik havasına uygun. Ne Jakobenler, ne Machiavelli, ne de Gobels…Bunlar artık eskiyen örnekler.. Yazık, çok yazık..

Demokrasilerde seçimle gelinir, seçimle gidilir. Nedir bu korkunç iktidar hırsı? Tek başına iktidar 15 yılı geçti. 23/24 Mart 2018 gecesi Halk TV’de (Halk Arenası programında) ”Teğmen Mehmet Ali Çelebi” yarım saati aşan bir süre, Seçim İttifakı yasası ile getirilen akıl dışı sistemde hilelerin nasıl önlenebileceğini açıklıyor.. İnsanlara ciddi ciddi çağrılar yapılıyor..

Ne çok kaygı ve utanç verici, hatta zul değil mi?
Tüm bunları yapan bir iktidarın hala meşruluğunu koruduğu söylenebilir mi?

Sevgi ve saygı ile. 24 Mart 2018, Tekirdağ

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

 

 

 

 

 

 

‘Ekonomiye dair bildiğiniz tüm gerçekleri unutun!’

‘Ekonomiye dair bildiğiniz tüm gerçekleri unutun!’

ASLI AYDINASLI AYDIN

(AS: Bizim kapsamlı katkımız yazının altındadır..)

TÜİK büyüme verilerini ne kadar değiştirirse değiştirsin, dış dünya bu suni iyimser havaya
pek ikna olacağa benzemiyor. Nedeni ise basit; üretim, yatırım ayağı çökmüş bir ekonomi

Güne bir uyanıyoruz, bir de bakıyoruz ki geçmişe dair bütün veriler neredeyse sıfırlanmış.
2015 yılındaki kişi başına milli gelir 9,2 bin dolardan 11 bin dolara fırlamış, uluslararası kuruluşların ve derecelendirme kuruluşlarının durgunluk tespitleri dış kamuoyuna yerleşmişken, tek bir gecede en hızlı büyüyen ekonomiler arasına oturmuşuz. Bildiğimiz tüm gerçekleri unutmamızı buyuran bir yöntem değişikliği ile ekonominin gerçekleri ile göstergeleri arasındaki bağ daha da kopmuş durumda.

Neler değişti?

Türkiye İstatistik Kurumu, Gayri Safi Yurtiçi Hasıla (GSYH) hesaplarında ciddi bir yöntem değişikliği yaptı. Öncelikle neredeyse tüm kalemlerde değişikliğe gidildi. Sanayinin, tarımın ve diğer sektörlerin milli gelir içindeki payları, kamu harcamaları ve tasarruflara kadar birçok hesap, yeni yöntemle değişti. Eski seriler artık tarih oldu, kullanışsız hale getirildi. Eskiyle bugünün arasındaki bağı koparan yöntem değişikliği, dönemsel analizi de olanaksız hale getiriyor. TÜİK’in zaman zaman önemli göstergeler üzerinde yaptığı bu tür revizyonlar,
dikkat ederseniz hep ekonomiyi olduğundan daha iyi göstermeye yönelik oluyor.
“Uluslararası standartlara uygunluk” gerekçesi ne var ki işler hep çok ters gittiğinde ortaya çıkıyor ve sorunu çözmek yerine “bir sorun yok” anlayışını bir kez daha karşımıza çıkarıyor.

ekonomiye-dair-bildiginiz-tum-gercekleri-unutun-222107-1.

Çok uzun zaman önce değil, bir başka can yakan reel gösterge olan işsizlik hesaplamasında da hatırlanacağı üzere revizyona gidilmişti. 2014’ün şubat ayında yeni bir hesaplama serisi kullanmaya başlayan TÜİK, temel olarak işsizliğin tanımını değiştirdi, işsizlik kapsamına daha az işsizin girmesine yola açacak yöntem değişikliğini hayata geçirdi. Önceki uygulamada son üç ay içinde iş arama kanallarından en az birini kullanmış durumda olanları işsiz sayarken, yeni uygulamayla birlikte üç ayı bir aya indirdi, geri kalan işsizleri işsiz bile saymamaya başladı.

Şimdi milli gelirdeki yöntem de aynı anlayışla değiştirildi. Tasarruf oranı % 24’lere fırladı,
reel büyümenin yerini üçer aylık milli gelir rakamları ortalaması şeklinde “Zincirleme Hacim Endeksi” aldı, büyüme arttı; cari açığın, dış borcun, bütçe açığının milli gelire oranları azaldı!

Yeni seriye göre geçmiş yılların büyüme verisi yukarı taşınırken ne var ki 2016 üçüncü çeyrek verilerine bu iyimser hava yansımadı. Hanehalkı tüketim harcamalarında bir önceki yılın aynı dönemine göre (zincirleme hacim endeksi) % 3,2 düşüş gözlenirken, sanayi sektörünün toplam katma değeri % 1,4 azaldı. 2016’nın üçüncü çeyreğinde sektörler arasında tek yukarı yönlü olan inşaat sektörünün olması elbette kimseyi şaşırtmadı, sanayinin azalan payını kapmışçasına katma değerini % 1,4 artırdı.

Kimse ikna olmuyor…
TÜİK büyüme verilerini ne kadar değiştirirse değiştirsin, Dünya Bankası, OECD gibi kurumlar başta olmak üzere dış dünya bu suni iyimser havaya pek ikna olacağa benzemiyor. Son olarak JP Morgan Türkiye’ye ilişkin beklentilerini aşağı yönlü revize etmekle bu olumsuz beklentileri sürdürmüş oldu. JP Morgan’ın geçtiğimiz günlerde bu revizeye ilişkin açıklaması dikkat çekiciydi; “3. çeyrek GSYH verisinin yarattığı büyük hayal kırıklığı bize 2016 ve 2017 için büyüme tahminlerimizi revize etmeye zorladı.” ifadelerini kullanan JP Morgan, 2016 için GSYH büyüme tahminini % 2,8’den 2,5’e düşürdü.

Nedeni ise basit; üretim, yatırım ayağı çökmüş bir ekonomi
– Dış borçla bugüne kadar yelkenini şişirmiş ve şimdi alabora olmaya doğru ilerliyor.
– İhracatı gerileyen, buna rağmen yüksek dış bağımlılık nedeniyle ithalatı artan,
– Gelirden çok gideri olan,
– Açığını borçla kapatan,
– Her geçen gün artan riskler nedeniyle borçlarına daha fazla faiz ödeyen

bir ekonomi kime ne vaat etsin ki? Vaat konusunda seslendiği tek yer yüksek volatilite nedeniyle kısa zamanda yüksek getiri arayan finans spekülatörleri. Yeni yöntemin getireceklerinden birine ilişkin ekonomi yönetiminden gelen ‘artık büyüme de daralma da daha yüksek olacak’ açıklaması da buna ilişkin. Bizlere bu iniş ve çıkışların daha sert olacağına şimdiden alışmamızı söylerken, aynı zamanda Dolar üzerinde de bu oynaklığı göreceğimizi şimdiden tayit ediyorlar. Bu bizlere bir uyarıyken aynı zamanda spekülatörlere de çağrı niteliğindedir. Fakat orada bile çok işe yaramış gözükmüyor orası ayrı.
(http://www.birgun.net/haber-detay/ekonomiye-dair-bildiginiz-tum-gercekleri-unutun-139567.html)
===================================
Dostlar,

Türkiye’nin son 45 yılını, 1971’de Hacettepe Tıp Fakültesinde eğitime başladığımızdan bu yana aklımızın erdiğince izliyoruz.
Bu denli kötü yönetim görmedik!
Bunca kritik bir duruma Türkiye’nin düşürüldüğünü de..
Öte yandan itiraf edelim ki, AKP – RTE, her zor duruma kendilerince “çare” üretiyorlar!
Ülke darbe ile karşılaşıyor, “beraber yürüdükleri yolda” paylaşım kavgası iç savaşa sürüklüyor halkı ama “Milletim ve Allah bizi affetsin..” deyip müthiş bir pişkinlikle sıyrılmaya çalışıyorlar.

12 Mart’a ve 12 Eylül’e sürüklenirken yaşanandan daha çok can yitiği bu siyasal kadroların
15. yılına giren tek başına iktidarlarında yaşandı. Bütün komşularla kavgalı oldu,
PKK ile masaya oturdu bu iktidar.. Yüzü aşkın gazeteci hapiste, aykırı sesler hemen boğuluyor! Hüsnü Mahalli bile.. Oysa dış politika danışmanı yapılması gereken bir Ortadoğu uzmanı!
Kimi genel yayın yönetmenleri yurt dışına kaçmak zorunda bırakıldı, adeta sürgün edildi!
En son İstanbul’da 44 yurttaş teröre kurban verildi, Tayyip bey, bilmem kaçıncı muhtarlar tiyatrosunda bu kez de sorumluluktan kaçtı ve “sefereberlik” çağrısı yaptı!
Oysa ülke OHAL rejimi altında inletiliyor.. ama rejim değişikliği getiren anayasa değişikliği dayatılıyor; Tayyip bey padişah yetkileri istiyor, 3. Abdülhamit rüyaları görüyor.!?

Şimdi sıra ekonomideki perişan çöküşü ve yangını makyajlamaya geldi..
TL, hastalıklı, cılız, üretemeyen, borca ve yolsuzluklara batmış bir ülkenin parası olarak
hızla eriyor hemen hemen tüm yabancı paralar karşısında ama utanmaz bir algı saptırması ile “Dolar rekora doymuyor” benzeri şizofrenik tümceler kuruluyor. Bu çarpıcı gerçeklik bile Batı’nın AKP – RTE’ye operasyonu gibi sunulup mağdur rolü oynanıyor..
Nicoolo Machiavelli bile bu denli siyaset ustası (!) olamazdı!
*****
Efendiler, ne yaparsanız yapın; bu mızrak bu çuvala sığmaz.. Ekonomiyi tükettiniz.
Ekonominin nabzı TÜİK’in süslü raporlarında ve alacalı tablolarında – grafiklerinde değil,
çarşı pazarda atıyor. Cüzdanlardaki madeni paralarda atıyor, birkaç ekmek parasını bile
kredi kartı ile öteleyen insanlarımın dramında….. atıyor..

TÜİK’in bu davranışı açıkça etik dışıdır; Bilim ahlakına sığmaz!

Halkın bilme hakkını çiğnemektir, demokrasiye ve saydam yönetime aykırıdır;
halkı – dünyayı kendi küçük aklınca aldatmaya çalışma kurnazlığı ve zavallılığıdır.
Devekuşu tavrı çok masum kalmaktadır bu tutumun yanında.
Ayrıca geçmişe – geleceğe dönük karşılaştırmalı iktisadi analizi olanaksız kılarak
iktisat tarihi belleğimizi sıfırlayan bir tehlikeli ve sorumsuz bir ucubedir yeni teknik (!).
TÜİK yöneticileri, siyasal otoritenin direktifine uymak zorunda kaldıkları masalına sığınmasınlar sakın; İSTİFA diye insan onurunu ve halkı koruyan saygın bir kurum vardır.
Merhum Genelkurmay Başkanı Necip Torumtay, dönemin cumhurbaşkanı T. Özal’ın “1 koyup 3 alma” serüvenciliğine karşı çıkarak TSK’yı Irak’ta savaşa sürmemiş, istifa ederek ülkemizi
bu kanlı tuzaktan korumuştu (1991). Irak’a o saldırı yapılsa idi belki yüzlerce – binlerce Mehmetçik telef edilecek ama halkımıza da “şehit” masalları anlatılacaktı.. Halen yapıldığı gibi..
*****
Akademik yılın açılışında bile kaçak sarayda rektörlere, dekanlara, YÖK üyelerine 2023’te Türkiye’nin ilk dünyada 10 ekonomi içine gireceği masalı anlatıldı ve ne hazindir ki, hocalardan alkış aldı!? Birkaç yıl önce biz, bu masalın matematiksel olarak olanaksızlığını hesaplayarak sitemizde yayımlamıştık :

10 yıl boyunca kesintisiz %19-20 hızla büyümesi gerekiyordu Türkiye’nin başkaca her şey sabit sayıldığında (iktisatta ceteris paribus varsayımı) ..
Hindistan %7 büyümeyi sürdürecek ve Türkiye Hindistan’ı yakalayıp onun yerine geçecek..
Son birkaç yıldır bırakalım %19-20 büyümeyi %5’i bulabildik mi?
Haberiniz olsun; bu kez dipten gelen kocaman bir dalga ekonomideki yıkım..
Korkarız katıp önüne götürecek her bir şeyi.. Bu yıl reel büyüme “negatif” bile olabilir!

Öylesine kirlendiniz ve kirlettiniz ki; sizi tarih baba bile asla bağışlayamayacak..
Yazıklar olsun yazıklar!

Sevgi ve saygı ile.
15 Aralık 2016, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak.
Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net

profsaltik@gmail.com

SARIHAN: BİLİM VE İNANÇ İKİ AYRI KAVRAMDIR

SARIHAN: BİLİM VE İNANÇ İKİ AYRI KAVRAMDIR

Ankara Milletvekili Şenal Sarıhan hastanelerde başlatılmış olan “Din Psikoloğu” adı altında ihdas edilen kadroları meclis gündemine taşıdı.İstanbul, Ankara, Kayseri, Ordu, Samsun ve Erzurum’da pilot uygulama olarak hastanelerde “Manevi Destek Birimleri” oluşturulmuş ve bu birimlerde din psikolojisi ve çeşitli sosyal bilim alanlarında yüksek lisans ve doktora mezunu isimlerden oluştuğu iddia edilen 20 uzman, Diyanet İşleri Başkanlığı bünyesinde gördükleri eğitim sonrasında göreve başlamışlardır. Hastalara, hastalığın yarattığı olumsuz duygulardan uzaklaşma, farkındalık, moral ve motivasyon desteği sağlama amacıyla ve “Din Psikoloğu” sıfatıyla atanan bu görevliler, Ankara’da Numune, Demetevler Onkoloji, Ulus ve Etimesgut Devlet Hasteneleri’nde; İstanbul Başakşehir, Kayseri, Ordu, Samsun, Erzurum Devlet Hastaneleri’nde görev yapmaya başlamışlardır.

Şenal Sarıhan Başbakan’ın yanıtlaması istemiyle verdiği önergesinde;

* “Adı geçen Manevi Destek Birimlerinin kurulması kararını ne zaman ve hangi kurum tarafından alındığını, bu birimlerin oluşturulacağı pilot uygulama illerini ve bu illerdeki hastanelerin neye göre belirlendiğini, Ülke çapında da bu birimler tüm hastanelerde oluşturulacak mı?” diye sordu.

Ankara Milletvekili Şenal Sarıhan çok sayıda üniversitelerin psikoloji bölümünden mezun varken ve bu kişiler atanamamışlarken, manevi destek birimi adı altında kadro ihdas edilen böyle bir birime tepkisini ‘’Psikologlar psikoloji eğitimi, İmamlar ise din eğitimi alırlar. Görevler karıştırılmamalı! Manevi Destek Birimleri oluşturulacaksa, burada alanında bilimsel eğitim almış Psikologlar istihdam edilmeli’’ dedi.Sarıhan önergesinde; şu sorulara yer verdi:

* Uzman sıfatıyla toplam kaç kişinin alınacağını, bu kişilerin görev tanımının ne olacağını, İstihdam edilen kişilerin kadrolu olarak mı sözleşmeli olarak mı görev yapacağını, kadro duyurularının nasıl yapıldığını, Görevlendirilen bu kişiler neden Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından bir eğitime tabi tutulduğunu, Türkiye’de her yıl sayıları artan psikoloji bölümü mezunlarının bu ve benzeri kadrolara atanmasının sağlanması yerine, neden özellikle din alanında, hatta belli bir dinin belli bir anlayışı temelinde eğitim alanların bu kadrolara alınması sağlandığını, Farklı din ve inanç mensubu hastaların, ataistlerin ve agnostiklerin böyle bir hizmeti kendi din, inanç ve felsefi anlayışlarına göre alabilme olanakları yaratılacak mı ve 7 Ocak 2015’te Diyanet İşleri Başkanlığı ile Sağlık Bakanlığı arasında imzalanan protokol uyarınca Diyanet İşleri’nde görevli ve pedagojik eğitim almış din görevlileri zaten hastalara manevi destek ve moral vermek amacıyla hastanelerde görev yapmakta iken din psikoloğu adı altında böyle görevlendirmeler yapmaktaki kamusal yarar nedir?
(http://chp.org.tr/Haberler/4/sarihan-bilim-ve-inanc-iki-ayri-kavramdir-19933.aspx, 18.4.2016)

=============================================

Yürrüüüü ey AKP!

Senin için sınır yok..
Kadrolaş çaycıya, kapıcıya dek..
Telekomünikasyon İletişim Başkanlığında (TİB) öyle yapmadınız mı?
“Gene de” (!?) 50 milyon insanın kişisel verilerini sızdırmadınız mı??
Bütün okulları imam-hatip yap..
Bütün millet öncen imam – hatip eğitiminden geçelim..
İslam dininde kadın imam olmazmış; boşver.
Burası cihat ülkesi.. Dar-ül harp bölgesi Mustafa Kemal ATATÜRK’ün
caaanım Türkiye Cumhuriyeti. Cihat kadrolarını yetiştir, acele et, sakın ödün verme!
Hedefe giden her yol mübah.. N. Machiavelli halt etmiş, O senin eline su bile dökemez..
Hem Bakan Prof. Veysel Eroğlu’na göre biz NASA’dan daha iyiyiz!?

Yaşasın AKP ve sınırsız, duraksamasız, çekinmesiz… dinci kadrolaşması!

Qou vadis RTE?
Qou vadis AKP?

Sevgi ve saygı ile.
18 Nisan 2016, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net
profsaltik@gmail.com

CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu’ndan Açıklamalar ve Düşündürdükleri…

CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu’ndan Açıklamalar ve Düşündürdükleri…

Kılıçdaroğlu: AKP Başkanlık İçin HDP Çevreleri ile Temasta

Dostlar.

Sayın Kılıçdaroğlu’nun aşağıdaki aşağıdaki açıklamaları basında yer aldı..
(http://www.haberler.com/kilicdaroglu-akp-hdp-pazarlik-yapiyor-8060922-haberi, 14.01.2016)
Onları değerlendirmek istiyoruz..

*****

CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu, akademisyenleri hedef gösteren Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan‘ın tavrını, “Almanya’da ‘Führer’e doğru’ diye bir kavram vardır. Bu kavramı ‘Erdoğan’a doğru’ diye tanımlayabiliriz. Erdoğan ne diyorsa hâkim, savcı ona göre kararını verecek, sanatçı ona göre eserini yazacak” sözleriyle eleştirdi.

Bize ne düşündürdü      ?

Erdoğan’ın davranışlarındaki üslup ne yazık ki agressif ve suçlayıcı.
Hatta ayrıştırıcı ve toplumu kutuplaştırıcı.. “Bunlaaarrr…. onlaaaarr…” biçiminde başlayan” tümceler hiç kimseye yakışmadığı gibi, Devletin başı ve toplumun birliğinden Anayasal olarak sorumlu, bunun için yemin etmiş biri olarak bu makamlarda oturanların hiç kullanmaması, özellikle kaçınması gereken söylemler. Ancak Tayyip bey kamuoyu önünde “Öfke de bir hitabet sanatıdır..” tümcesini kurarak tarzını savunmuştur. Bir anlamda denetleyemediği öfkesinin ürünü demeçlerini de kendince meşrulaştırmaya çabalamış ve bu tarzı bilerek ve isteyerek kullandığını açıklamıştır. Ancak bu seçimi, doğru – yanlış bir yana; terbiyeli – nezaketli olmalı ve asla kimsenin kişilik haklarına saldırı niteliği taşımamalıdır. Buna hiç kimsenin hakkı yoktur, Cumhurbaşkanının da! Devlet Başkanı RTE olmuş olmamış, hiçbir şey değişmez, değişmemesi gerekir çünkü hukukun evrensel kabul gören temel ilkeleri arasında YASA ÖNÜNDE EŞİTLİK de vardır ve bu kural bizim Anayasamızda yer bulmuştuR (m. 10). Bu bakımdan, RTE’nin 1158 dolayındaki Aydın’ın açıklamasına tepkisi kendi düşünce özgürlüğüdür.
O Aydınların da olduğu gibi!
Şiddet içermeden, zora çağrı yapmadan, temel insan hak ve özgürlüklerine ters düşmeyen her tür görüş ve düşünce demokratik toplumlarda açıklanabilmelidir. Düşünce özgürlüğü de demokrasinin üstün değerlerinden biridir ve aynı kapsamdadır; neredeyse 2 bin yıldır, Romalılardan bu yana JUS COGENS‘tir (hukukun evrensel kabul gören temel ilkeleri). Düşünce özgürlüğü, düşüncelerin ancak açıklanması ile kullanılabileceğinden, bu hak, yukarıdaki kapsamda mutlaka kullanılmalıdır. İçeriğinden bağımsız olarak, RTE’nin açıklamaya saygılı olması ve eleştirisini suç işlemeden yapması, topluma bu bağlamda da örnek olması gerekir. Tayyip bey bize göre 1158 Aydın’ın kişilik haklarına saldırmış ve hakaret etmiş, onları küçük düşürmeye – suçlu ilan etmeye, kamuoyunun gözünden düşürmeye çalışmıştır. Bu eylemlerin Ceza yasamızda suç olarak net tanımları vardır ve söz konusu kişiler kişilik haklarının ihlali nedeniyle RTE hakkında ceza ve tazminat davası açma hakkına sahiptirler. Burada Cumhurbaşkanlığı dokunulmazlığının geçerli olmayacağı görüşü baskındır. Nitekim YÖK ve kimi üniversiteler durumdan görev çıkarmışlardır. Bu tablo ülkemizi cadı avına, ABD’nin karanlık McCarthy dönemlerine sürükleyebilir; reddedilmelidir.
Başbakan Davutoğlu daha ılımlı bir söylem kullanmıştır. Akademik kimliği başka türlüsüne izin verebilir miydi acaba? Aydınların açıklamasında suç ögesi olup olmadığının soruşturulması, demokratik hukuk devletlerinde bağımsız yargının bileceği bir iştir. RTE’nin ve Başbakan’ın söylem ve eylemleri ne yazık ki Yargıyı etkilemeye hatta yönlendirmeye dönüktür ve kabul edilmesi olanaksızdır. Ne yazık ki, Yargının dava açma ve karar eylemlerinde bu etkilenme
açık olarak görülmektedir ve Bağımsız Yargı adına son derece sakıncalıdır, talihsizliktir.

Benzer bir Aydınlar Dilekçesi (şimdiki açıklama) 12 Eylül döneminde de gündeme gelmiş ve Kenan Evren sayesinde çok sayıda Aydın yargılanarak hapis yatmışlardı. AKP- RTE bir yandan 12 Eylül Anayasasından kurtulalım (!) derken bir yandan daha koyu faşist baskı içindedir!
Söz konusu açıklamaya biz ilke olarak içerik bakımından katıl(a)mıyoruz.
Ülkemiz elbette meşru savunma hakkımı kullanacaktır ancak HUKUK DEVLETİ SINIRLARI DIŞINA ASLA ÇIKMADAN!

*******
Kılıçdaroğlu dedi ki :

HDP ve AK Parti‘nin başkanlık için temas halinde olduğunu öne süren Kılıçdaroğlu,
“HDP’nin çok açık ve net başkanlık sistemine karşı olduğunu açıklaması lazım. AKPkanadından HDP ile yakın temasa geçildiğini biliyoruz. Bölgesel özerklikte güvence verileceği ve başkanlık sisteminde AKP‘nin desteklenmesi gerektiği, böyle bir pazarlığın olabileceği yönünde güçlü işaretler var” dedi.

Bize ne düşündürdü      ?

Sitemizde benzer kaygılarımızı yazdık daha önce.. Perde gerisinden HDP’nin teslim alınmasına, masaya kolu – kanadı kırık oturtulmaya çalışıldığını belirttik. Bir anlamda Başkanlık – Özerklik pazarlığına AKP elini güçlendirerek girmeye çabalıyor.. görüşümüzü
ileri sürdük. Bu kanımızı ne yazık ki koruyoruz.. Nitekim AÇILIM, AKP sözcülerine göre buzdolabındadır; dize getirilmiş bir HDP, Başkanlık içeren bir Anayasa değişikliğine

daha az maliyetle “evet” demeye sürüklenmektedir.. Türkiye’nin genel olarak çok da
itiraz etmeyeceği öngörülen özerk yönetimsi..” bir oldukça “light” modele HDP – PKK
razı edilebilsin diye. Nitekim süregelen kanlı çatışmalar, toplumu “yumuşatma” dün asla
kabul edemeyeceği çözümlere taşıma – ikna etme- teslim alma – “pes sendromuna düşürme” politikalarıdır da aynı zamanda. İleride, başlangıç için tanınan bu oldukça light “özerk yönetimsi” model daha ileriye taşınabilir.. Yeter ki Kürtçü parti HDP “uslu olsun”.. Eşbaşkan Demirtaş, “seni asla başkan yaptırmayacağız” söylemini, konjonktürel gerekçelerle,
binbir yöntemle kolayca esnetebilir. Bu saklı pazarlıklar çoook çirkindir elbette.. Edep ve ahlak dışıdır.. Sanırız Nicola Machiavelli mezarından çıkıp gelse ve bunları görse idi, İl Principe adlı yüzyılların klasiğini yakar ve
“AKP – HDP; siz alâsını yazın, yazmışsınız zaten.. ” derdi!
*****

Kılıçdaroğlu dedi ki :

Kılıçdaroğlu, hafta sonu yapılacak 35. Olağan Kurultay öncesinde gazetecilerin sorularını yanıtladı. Kılıçdaroğlu‘nun sorulara verdiği yanıtlar şöyle:

AKADEMİSYENLERE YÖNELİK ELEŞTİRİLER

“Aydınlara, akademisyenlere yönelik sert eleştirisi, Cumhurbaşkanlığı makamı açısından çok büyük bir talihsizlik. Aydınların farklı düşüncelerine siyasetçilerin saygı göstermesi lazım. Elbette ki bu bildiri tartışılmayacak anlamına gelmemeli. Görüşülebilir, tartışılabilir. Ama günlük politik bir dilin o makam tarafından kullanılması Türkiye açısından büyük bir talihsizlik olmuştur.

12 EYLÜL SÜRECİ

12 Eylül dönemine geri dönüyoruz. Bunu artık hepimiz görüyoruz. Orada da üniversitelerden yüzlerce insanın görevlerine son verilmişti. Bunların bir kısmı çok daha sonra tekrar üniversitelerine dönebildiler. Şimdi tekrar böyle bir süreci başlatırlarsa şaşmamak lazım. Çünkü bunların derdi, farklı görüşleri dinlemek değil. ‘Kim benim görüşüme itiraz ediyorsa, onun bu ülkede yaşama, konuşma hakkı yok’ anlayışı.

“FÜHRER’E DOĞRU”

Daha büyük bir talihsizlik, konuyu atlayarak ‘bunu araştıracağız, soruşturacağız’ demiş olmasıdır. Almanya‘da ‘Führer’e doğru’ diye bir kavram vardır. Führer bir şey söyler, devletin ilgili kademeleri derhal harekete geçer. Bu kavramı ‘Erdoğan’a doğru’ diye tanımlayabiliriz. Erdoğan ne diyorsa hakim, savcı ona göre kararını verecek, sanatçı ona göre eserini yazacak. Aydınlar, O’na göre konuşacak, üniversiteler O’na göre şekillenecek. Hızla böyle bir yapı içinde gidiyoruz.

“GÜL İTİRAZ ETMELİ”

YÖK bu konuda soruşturma başlatamaz, öyle bir yetkisi yok. Üniversiteler başlatabilir. Mesela Abdullah Gül Üniversitesi, bir hocanın istifasını istemiş. Sayın Gül’ün derhal müdahale etmesi ve böyle bir olaya izin vermediğini açıklaması lazım. Adını taşıyan bir üniversite kendi adına gölge düşürmemeli. Buna açıkça karşı çıktığını kamuoyuna açıklamalı. Barışın cezalandırıldığı bir ülke olabilir mi?
*****

Bize ne düşündürdü      ?

Büyük ölçüde yukarıda açıklamış olduk. Ancak Abdullah Gül, adı verilen Üniversite yönetiminin vasisi değildir. Bu üniversitenin yönetimine herhangi bir karışma hakkı ve yetkisi yoktur. Üniversiteler, Anayasa m. 130-132 hükümleri kapsamında, 2547 sayılı yasa ile yönetilmektedir. Abdullah Gül üniversitesi, üstelik, bir Devlet üniversitesidir. Böylesi bir müdahale kapısı açmak, iyi niyetle de olsa, zaten güdük üniversite özerkliğine zarar verebilir. Kaldı ki, bu Anayasa maddeleri, 12 Eylül döneminin düzenlemesidir ve 17-18 kezde 113 kez madde değişikliği gören 82 Anayasasında hiç ellenmemişlerdir. AKP bu sayede tüm yüksek öğrenim kurumlarını – sistematiğini fütursuzca ele geçirmiştir.
*****

Kılıçdaroğlu dedi ki :

DARBE YASALARI

Olay, yalnızca anayasa penceresinden bakmadığımızı açıkladık. Biz darbe hukukunun değişmesi gerektiğini söyledik. Anayasa da darbe hukukunun bir parçası zaten. Darbe yasalarını değiştirmeden anayasanın neyini değiştireceksiniz? ‘Basın hürdür, sansür edilemez’ yeni anayasada ne yazacağız? Aynı şeyi yazacağız. Peki basın hür müdür? Hayır. Sansür ediliyor mu? Ediliyor. Peki nedir bunu yapan? Yürürlükteki darbe yasaları. Bu hükümet döneminde de darbe yasaları tahkim edildi. Biz onların değişmesini istiyoruz. Getirsinler hepsini değiştirip bu ülkeye birinci sınıf demokrasi getirelim.

Bize ne düşündürdü      ?

O zaman CHP Anayasa pazarlığı masasından derhal kalmalıdır!
Önce yasa, KHK, tüzük, yönetmelik, Bakanlar Kurulu Kararları.. gibi metinlerde yer alan ve 
demokratik hukuk devletine yaraşmayan içerikler ayıklanmalıdır. Başta Siyasal Partiler Yasası olmak üzere.. Seçim Yasasındaki % 10 baraj olmak üzere… Bunlar TBMM’de, Hükümette, Bakanlıklarda yapılıp bitsin, sonra oturup bakalım Anayasa değişikliği olarak ne gerekiyor diye.. İlk 4 madde ve bağlantılı sistematiği koruyan maddelere dokunmamak üzere..
Sanırız pek bir şey kalmayacak geride. YÖK sistemi bile, Anayasadaki maddelere karşın,
yasal düzenleme ile büyük ölçüde özerk kılınabilir. Örn. Üniversiteler Rektörünü seçer, YÖK CB’na yollar, O da biçimsel olarak atar.. Fakültelere tüzel kişilik yasa ile verilir, Anayasa ile değil.. (AY md. 123/2).. Önce ülkenin ikliminin değiştirilmesi gerek. En katı yasalar bile demokrat ruhlu – kişilikli yönetimler elinde sorun yaratmayabilirken; en demokratik yasalar bile despot kafalar elinde ülkeye ve insanına karabasan (kabus) olabilir.. Günümüzün Türkiye’sinde olduğu gibi.. 

*****
Kılıçdaroğlu dedi ki :

“GİDİP GEZSİNLER”

Başkanlık konusunu tartışma konusu bile yapmayacağız. Geçen dönem de yapmadık.
Dünya diktatörlerden çok çekti, hâlâ çekiyoruz. Türkiye de daha fazla yük taşımamalı.
Biz bunu tartıştırmayacağız, gitsinler gezsinler. Biz, güçlendirilmiş parlamenter sistemi savunacağız. 200 yıllık bir deneyimimiz var. Aksıyor mu? Evet aksıyor. Nasıl aksıyor?
12 Eylül döneminde çıkan yasalar yüzünden aksıyor. Örneğin siz bir yasa çıkarmışsınız,
Siyasi Partiler Yasası, genel başkan oturup milletvekillerini tek tek yazıyor. Bu nedir? ‘Eğer milletvekili genel başkanın söylediğinin aksine bir görüş beyan edilirse üstü çizilir’ diyor. Yasama organı, yürütmenin arka bahçesine dönüşmüş oluyor. Gelin bunu değiştirelim.
Bunu Davutoğlu’na bu örnekle anlattım. &10 seçim barajı aynı biçimde değişmesi gerek.
*****
Bize ne düşündürdü      ?

Yukarıda da yazdık.. Önce yasa, KHK, TBMM İçtüzüğü, Tüzükler, Yönetmelikler, Bakanlar Kurulu Kararları… gibi..
Bunlardan başlayın demokratikleştirmeye ..
AKP önce buna EVET desin..
Sonra geriye Anayasa değişiklikleri kalır..
O zaman salt BAŞKANLIK oyuncağı kalır AKP – RTE’nin elinde..
Onu da MASAYA OTURMAYARAK engellersiniz..
Ama önce ANAYASA denirse, AKP istediğini yapar, yasalar vd. öylece kalır ve
Türkiye AKP – RTE karanlığına boğulur..

Oyuna gelmeyin!
*****
Kılıçdaroğlu dedi ki :

“14 KARAKTERSİZ ÇIKACAĞINI SANMIYORUM”

Başkanlık sistemine destek için 14 karaktersiz çıkacağını zannetmiyorum.

HDP NET OLSUN”

HDP‘nin çok açık ve net başkanlık sistemine karşı olduğunu açıklaması lazım. AKPkanadından HDP‘nin belli çevreleriyle Başkanlık sistemi için yakın temasa geçildiğini biliyoruz. (Neyin karşılığında sorusu üzerine) Hepimiz üç aşağı beş yukarı tahmin ediyoruz. Bölgesel özerklik konusunda güvence verileceği ve başkanlık sisteminde bu bağlamda AKP‘nin desteklenmesi gerektiği, böyle bir pazarlığın olabileceği yönünde güçlü işaretler var.
*****
Bize ne düşündürdü      ?

Söylemeyle olmuyor Sayın Kılıçdaroğlu.. HDP kıskaçta.. AKP’nin büyük oyunu görmüyor musunuz?? Yarın alır bir parça özerkliği, verir Başkanlığı..

Anayasa masasından kalkın!
Önce yasalar ve alt hukuk metinleri demokratikleştirilsin..
Sonra gerek kalırsa Anayasa..

Hem seçkin Anayasa Hukuku uzmanı Prof. Süheyl Batum’u neden partiden attınız??
Mahkemeyi kazanıp geri döndü.. Neden özür dileyip yeniden aday yapmadınız?
Başkaları da var böyle harcadığınız ulusalcılar..
Yazık değimi bu ülkeye – halka ve CHP’ye??
Bu insanları geri çağırın Partiye..
Bu zor dönemde etkin görevler verin. 
Vekil olmasalar bile PM’ye, MYK’ye girmelerin engel yok..
İyiniyetle yakın danışmanınız yapın..
İçtenliğinizi kanıtlayın, size dönük bu bağlamda ağır eleştirileri boşa çıkarın..
*****

Kılıçdaroğlu dedi ki :

SALDIRGANA BİYOMETRİK KİMLİK Mİ VERİLDİ?

(Sultanahmet saldırganı) Bu kadar kısa sürede failin belirlenmesini hükümet kamuoyuna açıklamalıdır. Hangi bulgulardan yola çıkarak bu kadar kısa süre içerisinde açıklandı? Acaba o Suriyeliye biyometrik kimlik mi verilmişti daha önce? MİT tümüyle itibar kaybetmiştir. Başındaki kişi bir siyasal partinin temsilcisi konumundadır. Millilik niteliğini büyük ölçüde yitirmiştir MİT. Başındaki kişi değişmedikçe, oraya sarayın çıkarlarını değil,Türkiye‘nin çıkarlarını savunan, koruyan bir kişi gelmedikçe millilik vasfı her zaman tartışılır. MİT‘in bir grubu kaçak sarayla işbirliği halinde çalışıyor. Asıl vahim olan bu. Ben bunu Hitler‘in Gestaposu’na benzetiyorum. Onlar da doğrudan Hitler‘e hizmet eder, onun taleplerini yerine getirirdi.

“İHANET OLUR”

Bakan, ‘milli menfaatlerde partiler bir araya gelmeli’ diyor. Haklı. Ama, Suriye, Mısır, Irak politikaları bizim milli menfaatlerimize uygun politikalar değil. Biz kendi ülkemizin ulusal çıkarlarına açıkça aykırı olan bir politikayı milli politika diye, desteklersek kendi ülkemize ihanet etmiş oluruz. En basit örneği Ortadoğu terörünü Türkiye‘ye getirdiniz. Bu politikaların bedelini vatandaş ödüyor. Bıraktık Türkiye‘yi şimdi turistler ödüyor. Bunun milli menfaatle bir ilgisi yok. Dışişleri Bakanı önce milli menfaat nedir, ne değildir ona bakmalı.”Kurultayın ana mesajı: Kurultayda ana mesaj demokrasi üzerine olacak. Çünkü bugün toplumun her kesiminin ortak talebi demokrasi ve özgürlükler. Türkiye baskıcı bir anlayışla yönetiliyor. Türkiye‘nin bu girdaptan çıkması lazım.

TÜZÜK KURULTAYI

Kurultaydan hemen sonra bir tüzük kurultayı gerçekleştireceğiz. O da kısa süre içinde olacak. Orada önemli değişiklikler yapacağız. Hem partiye dinamizm katmak, hem partinin iç yapısıyla ilgili ortaya çıkan sorunları daha objektif kurallara bağlayarak çözümlemek adına ciddi değişiklikler yapmayı düşünüyoruz. Onu yine parti kendi içinde tartışacak. Gençlerin ve kadınların partiye daha fazla ilgi göstermeleri için değişiklikler yapacağız. Örgütlenme yapısına ilişkin çalışmaları kurultaydan hemen sonra tüzük kurultayını beklemeden yapacağız.

3 DEĞİŞİKLİK

Üç maddelik değişikliği bu kurultayda getiriyoruz. Birincisi kontenjan düzenlemesi olacak. İkincisi, 17 kişilik bir MYK‘miz var. Bunun tamamını Genel Başkan kullanmayabilir.
Bazı görevleri birleştirebilir diye bir tüzük değişikliğimiz var. Parti Meclisi ile ilgili düzenleme ise daha sonra. Bu konuda farklı görüşler var. Üçüncü olarak YSK‘nin aldığı bir karar vardı, önseçimden gelenlerin, tekrar bir kez daha önseçime girmemeleriyle ilgili. Onu da tüzük maddesi haline getireceğiz. Ardından tüzük kurultayında örgütlere ağırlık vereceğiz.

“LİSTELERE DELEGE KARAR VERİR”

Blok liste, çarşaf listesinde kararı delegeler verecek, gelecek teklif olursa oylanır, hangisine karar verilirse ona uyulur. Benim özel bir tercihim yok.

“KENDİSİ VARSA CHP SOLDA”

Değişimi aslında kişilere indirgemekten çok, düşünsel olarak söylemlerde gerçekleştirmek gerekiyor. Kişilere indirgediğiniz zaman farklı bir şey ortaya çıkıyor. Bazıları diyor ya ‘CHP sağa kaydı’ diye; eğer kendisi yer alırsa CHP solda, yer almazsa sağa kaymış oluyor. Bu söylem tarzından da özenle kaçınmak lazım.
*****
Bize ne düşündürdü      ?

Son sözlere toptan yanıt…

Bu toplu insan kıyımlarının sorumlusu yanlış Suriye politikası ile doğrudan AKP- RTE’dir..
Bunu haykırıp durun..
TBMM’de genel görüşme isteyin..
Gensoru verin..
Reddedilsin.. Olsun.. Tartışmaları görelim..
TRT yayımlasın TBMM oturumlarını, bunun uğraşını verin..

Kamuoyu gerçeği görsün..
Dış politika kökten değiştirilsin..
Türkiye terör ihraç eden ülke olmasın, Suriye’nin içişlerine karışmasın.
BM’de terör suçlusu – insanlık suçu işleyen ülke olmayalım..
HAYDUT DEVLET diye dışlanıp yargılanmayalım..
Bunları anlatın..
Mitingler yapın..
TERÖRLE MÜCADELEDE NE İSTİYORLARSA VERELİM.. teslimiyetçiliğini bırakın.
Atak olun.. Siz ön alın..

AKP – RTE’nin ölümlerden sorumlu olduğunu haykırın sabah akşam..

Muhalefet olun..
Mitingler yapın..
Birleştirici olun.. Partiye katkı verebilecekleri açıkça çağırın ve etkin görevler verin..

Yeter mi..
Biz yorulduk yazmaktan…

Sevgi ve saygı ile.
14 Ocak 2016, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net
profsaltik@gmail.com

AFET ILGAZ : KIYASLAMA


Dostlar,

Değerli site okurumuz Sayın Duran Aydoğmuş, 2 önemli yazı göndermiş.

22.05.2008 Ankaraİlki Sayın Afet Ilgaz‘dan ve aşağıda sunuyoruz.

2. si ise üstad Levent Kırca‘dan.. Özellikle yakın dönemin gerici dönüşüm adımlarının tarih sıralaması ile (Kronolojik). Son derece öğretici, düşündürücü ve uyarıcı..

YORUMSUZ İki Önemli Yazı :

 

İlk yazı      : Afet ILGAZ’dan (Kıyaslama)
İkinci yazı : Levent KIRCA‘dan (Türkiye’nin mevcut ve yakın geçmişteki profili
kronolojik sıra ile verilmiş).
 
Duran Aydoğmuş
**********

Teşekkürler Sn. Aydoğmuş..

Sevgi ve saygı ile.
3 Mart 2014, Ankara

Dr. Ahmet Saltık
www.ahmetsaltik.net

=========================================

  • Atatürk dönemine ve ilkelerine dönmekten başka çaremiz yok!
KIYASLAMA

portresi..


Afet ILGAZ
 
Ekranlara bakıyorum da iki yaşlı adam ve birçok kalabalık, bir de sözcüler, yorumcular… Konu 12 Eylül.
Biz o yılları yaşamış bir kuşağız. Ben Eğitim Enstitüsü ve sonra üniversitesinde öğretmendim. Bir arkadaşımız, kürsüde ders anlatırken kürsünün altına konmuş bombayla öldü. Etrafında ders dinleyen çocuklar yaralandı. Bir arkadaşımız, evinin önünde makineli tüfekle tarandı. Kapılarımızda ders anlatırken subaylar beklerdi.
Giriş çıkış asker denetimindeydi. Birçok yazar, politikacı, bilim adamı arkadaşımız öldürüldü. Sabah evden çıkarken herkes birbiriyle helalleşirdi. Bütün bunların hesabını bu iki yaşlı adam mı verecek şimdi?
Yoksa AKP’nin meşrulaştırmaya çalıştığı kindarlık, “rövanşist”  hareketler
daha bir meşruluk mu kazanacak?
  • Askerin kolu kanadı kırıldıktan sonra şimdi onun iç tüzüğünü değiştiriyorlar. Ülkenin zor durumunda imdadına koşamayacak.
*****

2 B arazilerinin satışını, yağmalanışını takip edebiliyor musunuz?
Bor madenlerinin nasıl deve yapılacağını?
Tayyip Bey’in Harbiye konuşmasından çıkarılan sonuca bakıyor musunuz?

Yeni açılımlar yolda…

Yeni Anayasa için neden o kadar acele ettiklerini anlıyor musunuz?
Bu meseleden bütün Batılılar, Haçlılar el çekmekte iken neden bizim
Libyalı vahşilerden sonra Suriyeli muhaliflere el verdiğimize akıl erdirebiliyor musunuz?
Bilmem kaç yüz bin dolar borcu olan, içi fakir, dışı gösterişli Türkiye’nin, bu katillere nasıl dolarlar yağdırdığını biliyor musunuz? Hem komşu ülkeler hem Haçlılar nezdinde itibarımızın ne hallere geldiğine dikkat ediyor musunuz?

Diyeceğim şu ki; bu sarmalın dışına çıkmanın başka çaresi yok.

1938’de berhava edilmeye çalışılan ama bu yıllara kadar tam berhava edilemeyen

  • Atatürk’ün dâhice devlet yönetimine dönmekten başka çaremiz yok!

Elimizi kolumuzu bağlayan ittifakların, anlaşmaların, sözleşmelerin,  “stratejik ortaklıklar” ın zincirinden kurtulmadıkça 12 Eylül müdahalesini sadece iki yaşlı adama bağlar ve onun üzerinden yanlış hesaplar yapmaya kalkışırız.

İki tarafa da silah veren güçler kimlerdi; bugün Alevi, Sünni diye hem Türkiye’yi
hem Suriye’yi karıştıran karanlık eller kimlerdi? Bunları araştırdıktan sonra o iki yaşlı adama sıra gelir, onları da konuşturursunuz. O saf, temiz çocukların hepsini
“vatanı siz kurtaracaksınız” diye kışkırtan ve bunun için zihinlerini bileyen kimlerdi?
Öteki tarafı düşman gösteren kimlerdi ve bunu neden yapıyorlardı?
Atatürk döneminin bağımsızlık ruhu yine canlanıyor. Artık o yıllara dönülemez demeyin, dönülüyor. İçine düştüğümüz iğrenç karanlığın karşı tarafında aydınlık yürüyüşler var… Bir yanda hızlı bir bilinçleniş, bir yanda aldırışsızlık ve halkın gözünü boyamak için
dinî birtakım reformlar yapmaya kalkışmalar…
Bunları gerçekten; dinî bütün, haramdan kaçan, vatan sevgisi dolu, çalışkan ve bilinçli insanlar yapsaydı, kimsede itiraz edecek hal kalmazdı. Ama bir yanda deveyi havuduyla götürmek varken, inandırıcı olamıyor.
Kurtuluş Savaşı’nda da böyle olmuştu.

  • Atatürk’ün vilayetlere çektiği telgrafları unutmayın.

Yürüyüşler, mitingler öyle başlamıştı bilinçlenme de hatta.
O’nun zamanındaki temiz İslam âlimleri gibi, şimdi de konuşmaya başlayan âlimlerimiz ortaya çıktı. Biraz zor olacak ama başaracağız.

Ağlanacak halimize zil takıp oynuyoruz.