Suriye ordusu Doğu Guta’da zaferi ilan etti

Suriye ordusu Doğu Guta’da zaferi ilan etti

AYDINLIK, 31.3.2018 19:36
https://www.aydinlik.com.tr/suriye-ordusu-dogu-guta-da-zaferi-ilan-etti-dunya-mart-2018-1 

(AS: Bizim kapsamlı katkımız yazının altındadır..)

Suriye Silahlı Kuvvetleri komuta merkezi, ordunun Doğu Guta’daki tüm yerleşim birimlerini terör yanlılarından kurtardığını açıkladı. Suriye Silahlı Kuvvetleri komuta merkezinden yapılan açıklamada, Suriye hükümet ordusunun müttefik güçlerin desteğiyle Şam’a çok yakın bir konumda olan Doğu Guta bölgesindeki tüm kentleri ve yerleşimleri terör yanlılarından kurtardığı belirtildi.

Açıklama metninde, “Dost ve müttefik kuvvetlerle işbirliği halinde silahlı kuvvetlerimiz tarafından titizlikle planlanan ve uygulanan bir dizi çatışmanın ardından Şam dolaylarında yer alan Doğu Guta bölgesindeki tüm kent ve yerleşimlerin kontrolü geri alındı.” ifadelerine yer verildi. Açıklamada, operasyonlarda aralarında belirgin tehlikeli isimlerin bulunduğu yüzlerce teröristin öldürüldüğünü, karargahları, siperleri ve ekipmanlarının (AS: donanımlarının)  da imha edildiğini kaydedildi. Suriye ordusu, teröristlerin Şam ve kırsalında sivil yerleşim alanlarını hedef almada kullandıkları havan topları, roket ve füzeleri imal ettikleri atölyelerin imha edildiğini ifade etti.

Bölgede teröristlerin son karargahı Duma kenti ve sivil halkı kurtarma amacıyla ordu birliklerini kent dolayında teröristlere karşı operasyonlarını başarıyla sürdürdüklerini vurguladı.

ŞAM’IN ANA OTOBANI 7 YIL SONRA İLK KEZ AÇILDI

Metinde ayrıca Suriye hükümet güçlerinin başkent Şam’ı ülkenin ana eyaletleriyle bağlayan ana otobanı 7 yıl sonra ilk kez açtıkları ifade edildi. Açıklamada, “Bu başarı (Doğu Guta’nın kurtarılması) Şam ile orta ve kuzey bölgeleri, kıyı bölgeleri ve çöl üzerinden Irak sınırına kadar olan bölgelerin arasındaki ana otoyolların açılmasını sağladı.” dendi.

150 BİNDEN FAZLA SİVİL GÜVENLİ BÖLGELERE GEÇTİ

Suriye Arap Haber Ajansı’nda (SANA) yer alan haberde Doğu Guta’nın Cobar, Ayn Terma, Zemelke ve Irbin bölgelerinden bugün aralarında 497 teröristin bulunduğu 1706 kişiyi taşıyan 38 otobüsün İdlib’e gönderildiğini belirtti. Suriye ordusuna bağlı askeri bir kaynak, ordunun Doğu Guta’da yıllardır teröristlerin silah zoruyla tutup canlı kalkan olarak kullandıkları sivillerin tahliyesi (AS: boşaltılması) amacıyla 27 Şubat tarihinden itibaren (AS: bu yana) açtığı insani koridorlar üzerinden şu ana dek 150 binden çok sivilin tahliye edilip geçici ikamet (AS: yerleşim) merkezlerine aktarıldıklarını belirtti.
=======================================
Dostlar,

DOĞU GUTA’da
EMPERYALİST CEPHE YENİLDİ!

Çok sevindirici bir gelişme..

Batı emperyalizmi ve ülkemizde bu çevrelerin borazanlığını yapan medya, aylardır Doğu Guta’da (Eastern Guta) Suriye’nin soykırım yaptığını, kimyasal silah kullandığını…. inanılmaz bir yaygara düzeyinde ve kara propaganda olarak sürdürüyordu. Bu çevreler Suriye’nin uluslararası hukukta meşru, BM’ye üye “Suriye Devleti” yerine “Suriye rejimi”, Türkiye’den yandaş ağız ve kaynaklar ise daha da ileri giderek, meşru Suriye Devletini tanımazcasına salt “rejim” sözcüğünü kullanıyordu. “Rejim” (!), Doğu Guta’yı sürekli bombalıyor, kimyasal silah bile kullanıyor, her gün onlarca, kimi günler yüzlerce insanı öldürerek insanlık suçu işliyordu!

Oysa başta ABD olmak üzere uyduları, Suriye’de iç savaş çıkarmışlardı Mart 2011’de ve her türlü aracı kullanarak iç savaşı kışkırtmaktaydılar. Doğu Guta’da, başkent Şam’ın burnunun dibine dek sokulmuşlardı. Silahlı çapulculara – çetelere Batı emperyalizmi her tür silah ve lojistik desteği cömertçe ve yıllardır sağlamaktaydı.

Şam’ın – Başkan Esad‘ın yaptığı, hem ulusal hem de uluslararası hukuk katında meşru savunmadır. En az, Türkiye’nin, güvenliği için sınırları ötesinde Afrin‘de yaptığı operasyon ölçüsünde uluslararası hukuka uygun ve meşrudur. Tıpkı Fırat Kalkanı operasyonu ve ülkemizin doğu – güneydoğusunda PKK’ya karşı yürütülen Hendek operasyonu denli yasal ve Suriye devletinin beka refleksidir.

Dileğimiz Batı emperyalizminin kanlı ellerinin bölgeden hızla çekilmesidir.

Bunun için bölge ülkelerinin kararlı biçimde ortak davranması gerekir. Rusya, İran, Azerbaycan, Ürdün, Lübnan, uzaklardan Çin ve elbette Türkiye.. Ancak Türkiye başlangıçta Batı emperyalizmi ile ortak davrandı ne acı ve ne utandırıcı ki! İran ve Rusya’nın sabırlı – olgun – tutarlı politikaları ile ancak AKP = RTE acı gerçekleri yıllar sonra gördü ve 180 derece rota değiştirdi. Erdoğan gene kandırılmıştı!?

Artık Suriye devletinin meşru hükümeti ile resmi işbirliği kurma zamanı gelmiş ve geçmektedir. Türkiye, ÖSO (Özgür Suriye Ordusu) denilen çapulcularla sınır ötesi operasyon yapmak yerine, bu güvenliğin sağlanması için meşru Esad yönetimiyle ilişki kurmalıdır. Türkiye Afrin’de sonsuza dek kalacak değildir. Geri çekildiğinde bölgede güvenlik kaçınılmaz biçimde Suriye hükümetince sağlanacaktır. Daha şimdiden Suriye hükümeti birkaç kez Türkiye’nin Afrin’den çekilmesini istemiş, BM’ye başvurmuş ve lehine kararlar sağlamıştır. Türkiye gerekiyorsa teknik desteği Suriye hükümetine vermelidir.

Kaldı ki, Suriye’nin açıklamasında “Suriye hükümet ordusunun müttefik güçlerin desteğiyle” ifadesi kullanılmaktadır. Gerçekte Türkiye’nin askeri – teknik hele hele istihbari desteğine hiç de / pek de gereksinimi yoktur Suriye’nin. Rusya, İran, Lübnan Hizbullahı… açık destek vermektedir. Irak hükümeti ile yapıldığı gibi, teröre karşı savaşım için (savaş değil mücadele!) yasal Suriye hükümeti ile resmi işbirliğine girilmelidir. Afrin sonrası benzeri operasyonlar ilgili ülkenin (Suriye ve Irak) işbirliği ile yürütülmelidir. Bunun tersine politikalar ülkemize her bakımdan çok pahalıya malolduğu gibi, giderimi (telafisi) olanaksız can yitiklerine, yaralanmalara (şehit ve gazilere) nedendir. Üstelik kalıcı da olmayabilir sağlanan güvenlik. Bunların vebali çok ağırdır.. Hele hele seçenek (alternatif) politikalar izlemek olanaklı iken.

AKP = Erdoğan‘ı, Suriye’ye ilişkin baştan sona ürkünç (vahim), mezhepçi… yanlışlarına artık bir son vermeye; hele hele bu tür ulusal konuları iç siyasete – seçime asla alet etmemeye ve de OHAL’i artık sündürmemeye çağırıyoruz.

Sevgi ve saygı ile. 31 Mart 2018, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

 

 

SAVAŞ ÇIĞIRTKANLIĞI


SAVAŞ ÇIĞIRTKANLIĞI

 portresi

Suay Karaman

 

 

 

Geçen hafta, 16 Eylül günü (2013) Türkiye, Suriye’ye ait bir helikopteri düşürdü. Genelkurmay Başkanlığı’nın F-16 savaş uçağımızdan atılan füze ile düşürüldüğünü açıkladığı Suriye’ye ait Rus yapımı eski model M-17 helikopterinin, vurulduktan sonra yaklaşık iki kilometre daha uçabilmesi ilginçtir. Füze ile vurulan bir helikopterin anında havada parçalanması gerekir. Otomatik fırlatma sistemi olmayan bir helikopterden,
füze yedikten sonra pilotların kapıları açıp paraşütle atlayabilmeleri ise daha da ilginçtir.

Türk uçaklarının Suriye sınırının öte yanına düşürdüğü helikopterin, paraşütle atlayarak kurtulan pilotlarının, o bölgedeki El Nusra teröristleri tarafından ‘Allahü Ekber’ sesleriyle vahşice öldürülmeleri karşısında, savaş çığırtkanlığı yapanlar suskunluklarını bozmamaktadırlar.

  • Her koşulda dinci teröristleri destekleyen AKP iktidarı
    bu insanlık dışı suça ortaktır.

Kültürsüzlük, bilgisizlik, ideolojik saplantılar, emperyalist devletlerin hizmetinde eşbaşkanlık görevini yapma ve tek adam olma isteği, insanı dünyanın en cani örgütleriyle kol kola yürümeye mecbur bırakmaktadır.

Suriye Genelkurmay Başkanlığı, bir keşif helikopterinin Türkiye’den ülkeye giren teröristleri takip ederken teknik bir hata sonucu Türkiye sınırını kısa bir süre için
ihlal ettiğini, Türk savaş uçaklarının ise aceleci bir davranışla helikopteri düşürdüğünü bildirmiştir. Ayrıca bu olayın AKP hükümetinin Suriye’ye karşı düşmanca tavrını
bir kez daha gösterdiğini açıklamıştır.

Suriye helikopterinin düşürülmesi, AKP içinde açık bir sevinç yaratmıştır.
Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu sevincini şöyle bildirmiştir:

“Kimse bir daha Türkiye’nin sınırlarını ihlal etme cüretini gösteremeyecektir.”

Geçtiğimiz günlerde Şanlıurfa Valisi, “sınırımızı kontrol edemiyoruz” diye açıklama yapmıştı. PKK terör örgütü Güneydoğu sınırını ihlal ederken, Suriyeli terörist militanlar elini kolunu sallayarak Cilvegözü sınır kapısında ve Reyhanlı’da bombalar patlatırken, Yunan uçaklarının ve İsrail jetlerinin hava sahamızı ihlal etmelerine sessiz kalanların, helikopterin düşürülmesinin altında başka hesaplarının bulunduğu anlaşılmaktadır.

Suriye helikopterinin düşürülmesinin zamanlaması, Paris’te yapılan ABD, Fransa ve İngiltere Dışişleri Bakanlarının toplantısına rastlaması tesadüf değildir. Suriye’ye müdahale etmek istemeyenlere AKP iktidarı ‘siz savaşmasanız bile biz savaşırız’ diyerek, savaş kışkırtıcılığı yapmaktadır. Rusya’nın akılcı ve sorumlu girişimleriyle, Çin ile birlikte elde ettiği diplomatik zafer, Suriye’de savaşın önlenerek, şimdilik barışa yaklaşılmasını sağladı. Ancak bu girişim özellikle AKP iktidarını rahatsız etti. ABD ve Avrupa ülkeleri, Suriye’ye müdahale düşüncesinden vazgeçince AKP iktidarı yalnız kaldı. Yalnız kalan AKP iktidarı, El Kaide ve El Nursa gibi terörist gruplarla
savaş çığırtkanlığı için güçbirliği yapmaya başladı.

ABD ile Rusya, Suriye’de kimyasal silahları denetime almak için uğraşırken,
Suriye’de iç savaş bütün hızıyla devam etmektedir. AKP iktidarının yanlış politikaları sonucunda, ülkemiz bu savaşın içine her geçen gün biraz daha gömülmektedir.
Esad’ı devirme hayali peşinde koşanlar, kendi ülkelerindeki kötü ve insanlık dışı uygulamaları unutarak, kurtarıcı olarak savaşa sarılmaktadırlar.

TBMM, Suriye ile ilgili bütün bu konuların kapsamlı biçimde tartışılacağı yerdir.
İlgili bütün ülkeler parlamentolarında Suriye konusunda görüşmeler yaparak,
kararlar almışlardır. Ancak tek adam yönetimindeki ve savaştan en çok etkilenecek olan ülkemizde ise henüz TBMM toplantıya çağrılmamıştır.

İç politikada sıkışan ve dış politikada yalnız kalan AKP iktidarı, kendini kurtarmak için savaş çıkartmak niyetindedir. Suriye helikopterinin düşürülmesi bunun ilk adımıdır. Ancak bu komplo fark edilmiştir. Bu olayın aydınlatılması ile, savaş komplosu önlenebilecektir. AKP iktidarı, yalnız Suriye’nin helikopterini bombalamadı; insanlığı, vicdanları ve barışı da bombaladı. Bu olumsuzluğa asla izin vermemek gerekir..

(İlk Kurşun Gazetesi, 23 Eylül 2013)

TÜRKİYE NEREYE? QUO VADIS TURKIYE ?


TÜRKİYE NEREYE?
YA DA BUNLAR KİMİN ESERİ…

portresi

 
Dr.Alper AKÇAM

 

 

HABER: “Suriye’de iç savaşın başlangıcından beri Ege Denizi de bu korkunç savaşın cephelerinden biri olmuş durumda… Suriyeli aileler taş taş üstünde kalmayan ülkelerinden kaçmak, Avrupa’ya ulaşmak için Ege Denizi’ni çare olarak görüyor. Tekneye binebilenler şanslı olanlar… İster inanın ister inanmayın bazen bir şişme botla Yunan Adaları’na ulaşmaya çalışıyor kaçak Suriyeliler… Çoğu zaman da yeni bir yaşam ümitleri Ege’nin mavi sularında son buluyor… Şu ana dek toplam kaç kişinin Ege Denizi’nde yaşamını yitirdiğini kestirmek çok güç… Yetkililer savaşın başından bu yana bu rakamın 500’e yaklaşmış olabileceğini söylüyor.” 

Fotoğraftaki 3 kardeş de bu korkunç rakamın içinde…

suriyelicocuklar

 

 

 

Bu çocukların günahsız yüzlerinden vicdan azabı duymayan çirkin politikacılara yazıklar olsun!

SURİYE’de iç savaşın başından beri yüz binlerce kişi öldü, milyonlarca kişi evini barkını terk etti.

Bir zamanlar dostumuzdu Suriye… 700 km’lik sınırımız güvenli, sınır illerimiz barış içinde idi. Bugün Hatay’ın, Ceylanpınar’ın, Reyhanlı’nın gireni çıkanı belli değil.
Paralı askerler, El Nusra militanları kol geziyor.

Suriye tarafındaki birçok kasaba PYD denetimine geçti.

HABER 26 Temmuz 2013, Cuma): “Özgür Suriye Ordusu’na (ÖSO) bağlı farklı tugay ve birliklerden 70 komutan Gaziantep’te bir araya geldi. Bülbülzade Kültür ve Dayanışma Vakfı’nın düzenlediği toplantıya Özgür Suriye komutanlarının yanı sıra ilim adamları da katıldı.”

Suriye’de çarpışan taraf olan ve Reyhanlı patlamasından Türkiye’nin
güney illerinde yaşanan birçok olayda üzerinde kuşkular bulunan bir savaş örgütünün toplantısı neden Türkiye’de yapılıyor?

Bu ülkede, kızları okutmaya, öğrencilere burs vermeye çaba gösteren
Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği’nden güzelleştirme derneklerine,
meslek odalarına dek birçok demokratik kuruluş savcılık izlemlerinden,
maliye denetimlerinden, polis baskınlarından yakasını kurtaramazken,
adı savaşla anılan bir yabancı güç ve bu güce ev sahipliği yapan
bilmem ne vakfıyla ilgili bir soruşturma neden yapılmıyor.

Nasıl bir hukuk devletinde yaşıyoruz?  

Bu tablo kimin eseri? Yalnızca savaş çıkararak bölgeye egemen olmak ve
yer altı-yerüstü zenginliklerine konmak isteyen Batılı ülkelerin mi?

Suriye tarafında yüksek binalarda dalgalanan PYD bayrakları için,
“Suriye’nin toprak bütünlüğüne zarar verecek oldubittileri kabul edemeyiz.” diyen Hükümet Sözcüsü Bülent Arınç, kimleri güldürmek istiyor acaba?

HABER: TRT 1’in iftar programına konuk olarak katılan tasavvuf düşünürü
Ömer Tuğrul İnançer, gebe kadınlar hakkında yaptığı yorum ile şaşırttı

TRT 1 ekranlarında iftar saatlerinde yayınlanan ‘Ramazan Sevinci’ programı tasavvuf düşünürü ve avukat olan Ömer Tuğrul İnançer’i konuk etti.
Programda Şeyh Vefa’nın menkıbelerinden bahseden İnançer, gebe kadınlar hakkında yaptığı sert yorum ile herkesi şaşırttı.

“BUNUN ADI TERBİYESİZLİKTİR” dedi!”

Türkiye Cumhuriyeti’nin devlet televizyonunun konuk “Düşünür”ü öfkeliydi de…
Bir dövmediği kaldı gebe olup sokağa çıkanları…”

HABER: Turgutlu Çaldağı’nda sülfürik asitle nikel madeni çıkarılması…
Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel EROĞLU’nun verdiği izinle 200.000 ağaç katledilmiştir. Maden şirketi için 1.000.000 ağacın daha kesileceği
ifade edilmektedir.

Atatürk Orman Çiftliği’ni (AOÇ) yapılaşmaya açarak yok etmek için uğraşanların başında gelen AKP’li Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek’in AOÇ’de yok ettiği ağaç sayısının 10 bine yakın olduğu resmen açıklandı.

Atatürk’ün adını taşıyan aynı yeşil alanda Başbakanlık binası yapımı için kesilen ağaç sayısı da 3.000!

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın Atatürk Orman Çiftliği’ne (AOÇ) yaptıracağı Beyaz Saray benzeri Başbakanlık binasına ilişkin çalışmalar gizli bir biçimde sürdürülürken, sarayın yapılacağı alandaki Orman Genel Müdürlüğü (OGM) binalarının tümünün yıkıldığı, onlarca dönümlük alanda büyük bir ağaç katliamı yapıldığı uydudan belgelendi.

Orman Mühendisleri Odası’nın ağaç kesimini fotoğraflayarak belgelediği arazide inceleme yapmak isteyen Mimarlar Odası Ankara Şubesi, kendilerine giriş izni verilmeyen araziye adeta uydudan indi. Şube, bir uydu şirketiyle anlaşarak, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın “Ak Saray” olarak da nitelenen
Başbakanlık binasını kurmak istediği arazinin fotoğraflarını çektirdi.”

HABER: “Başbakan Barbaros’tan geçerken yol kenarında duran gençler
yere tükürdükleri gerekçesiyle gözaltına alındı.”

HABER: “TÜRKİYE’DE YARGI DURUMDAN VAZİFE ÇIKARMA USTASI

Gezi Parkı eylemleri sırasında “İstanbul kurtarılmıştır” diyen Levent Kırca’yı
hedef alan Başbakan Erdoğan’ın, partisinin grup toplantısında

“Asla cezasız kalmayacak, bunun hesabını vermesi lazım.”

sözleri üzerine yargı harekete geçti. Savcılık tarafından Levent Kırca hakkında soruşturma açıldı.”

Başbakan’ın demeçlerini ve dudak hareketlerini izleyen, 12 Eylül 2010 Referandumu’nun eseri bir yargı sisteminin varlığı her şeye tuz biber ekiyor.

Tüm bunlar Türkiye’nin nasıl bir yol haritası üzerinde bulunduğunun birkaç işareti.

Bu yol haritasının ABD’den, AB’den başlayan kapitalist-emperyalist kamp mimarlarına, Türkiye’deki uygulayıcılarına denecek çok fazla bir şey yok.
Onlar tarihsel işlevlerini yerine getiriyorlar ve tarih önünde hesabını verecekler…

Bu tayfaya “Demokrasi” ya da barış adına alkış tutan akıl budalası sözde aydınlara ve üç kuruşluk çıkar için desteklemeyi sürdürenlereyse, bir yerlerine kına yakmak kalıyor…

Kendilerine fazla gelen demokrasiyi Doğu coğrafyalarına pazarlamaya kalkan
Batılı Şarkiyatçılara ve onlardan esin almayı çok seven sözde kültür adamlarına
çok sevdikleri kendi deyimleriyle soralım:

QUO VADİS TÜRKİYE?

Dr. Alper AKÇAM
25 Temmuz 2013

2005 ANAYASASI

E. Amiral Türker Ertürk

portresi_sade

2005 Anayasası

Irak 10 yıl önce işgal edildi, işgalden önce otori­ter rejime son verileceği demokrasinin getirilece­ği söylendi. Fakat işgal ve sonrası dahil bugüne dek Irak’ta öldürülen Müslüman sayısı 1.455.599′dur. Yani yaklaşık olarak 1,5 milyon­dur.

Bir Allah’ın günü olsun ki, Irak’ta insanlar öl­dürülmesin, bombalar patlamasın ve ağıtlar yakıl­masın. Yalnızca 2012’de bu ülkede öldürülen Müslüman sayısı 5 bindir.
Bugün itibarıyla Irak’ta 1 milyon dul kadın ve 4 milyon yetim çocuk var.

Eğer bu demokrasi ise, batsın böyle demokrasi!

Irak ve Afganistan savaşları için harcanan pa­ra 1,5 trilyon dolar. Bu paralarla neler yapılmaz ki? Ama emperyalizmin kanla beslendiğini bilirseniz bu normaldir.

Irak adım adım iç savaşa sürükleniyor. Bunu en­gellemenin yolu uzlaşma ve diyalog. Fakat ufukta bunun belirtileri yok. ABD ve İsrail, AKP yönetiminde Türkiye ve Körfez ülkeleri mezhepsel iç savaşı az­dırmaya, bu ortamdan faydalanarak Barzanistan’ı Irak’tan koparmaya ve kalanını da Sünni-Şii ekseninde bölmeye çalışıyorlar.

Irak ta huzursuzluğun, çatışmanın, akan kanın ve iç savaşa doğru gidişin önemli bir nedeni ABD işgal gücünün zorlaması ile hazırlanmış olan
2005 Irak Anayasası
’dır. Çünkü bu Anayasa, Irak toplumunu etnik ve mezhepsel kompartımanlara bölm­üştür. Irak Anayasası’nı hazırlatan iradenin ama­cı,
Irak ı 3 parçaya bölmenin hukuki alt yapısını ha­zırlamaktı.


Nikaragua tecrübesi Irak’ta

Irak işgali süresince de bu ülkede etnik ve özel­likle mezhepsel kavganın, kin ve nefretin tohum­ları atıldı. ABD 2004′te işgale karşı direnişi kırmak ve bu ülkede beraber yaşamanın ortak paydasını ortadan kaldırmak için John Negroponte‘yi Bağ­dat’a Büyükelçi olarak atadı. Negroponte dene­yimliydi çünkü 1980’li yıllarda ABD’nin Honduras Büyükelçisi olarak komşu ülke Nikaragua da sol­cu Sandinista yönetimini devirebilmek için iç savaş operasyonunu yönetmiş ve toplam 50 bin insan yaşamını kaybetmişti.

Irak’ta kan davası haline gelen çatışmalar, acı­masız mezhep savaşları, bombalı intihar eylemle­ri, karşılıklı olarak Sünni-Şii suikastları, kutsal yer­leri hedef alan saldırılar,
toplu infazlar, işkence edi­lip yol kenarına atılan cesetler, Negroponte ope­rasyonlarının bir parçası olarak sahneye kondu ve işgale karşı oluşan kuvvetli direniş,
büyük ölçüde kı­rıldı.

Bugün ise, işgale karşı oluşan direnişi kırmak ve Irak’ın bir bütün olarak beraber yaşamasının ko­şullarını ortadan kaldırmak için 2004 sonrası viz­yona konan operasyona yeniden hız verildi.

Suriye’deki durumun da Irak’tan farkı yoktur. Amaç bu ülkeleri etnik ve mezhepsel olarak böl­mektir. Dış destekli iç savaşlarla bunun koşulları
ya­ratılmaya çalışılmaktadır.

2004′te Irak taki iç savaş operasyonunu yö­neten John Negroponte’nin yardımcısı Robert Stephan Ford‘dur. Bu operasyonda tecrübe ka­zanan Ford, Ocak 2011‘de Şam Büyükelçisi ola­rak göreve başlar ve 3 ay sonra Suriye’de iç savaş başlar. Sizce bu tesadüf mü?

  • Başbakan Erdoğan’ın Irak’ın birliğini sağlamaya çalışan Maliki’ye düşmanlığının. Irak merkezi hü­kümetini devre dışı bırakarak Barzanistan ile çok samimi ilişkiler kurmasının, Suriye’ye düşmanlığı­nın ve bu ülkeye yaptığı terör ihracatının ve
    terör suçlusu Tarık Haşimi’yi korumasının altında bölgeye dönük
    emperyalist planların taşeronluğu yatmak­tadır.

ABD, Türkiye de dahil olmak üzere, bölgede bu­lunan ulusal devletlere
son vermek, potansiyel ola­rak bölge gücü olabilme olanağına sahip devletle­ri bölerek küçültmek, tüm bölgeyi etnik ve mez­hepsel olarak yeniden dizayn etmek istemektedir
.

Çözülmenin hukuksal alt yapısı olacak

  • Türkiye’ye dayatılan ve hazırlanmak istenen ye­ni anayasa; 
    emperyalizmin bölge ihtiyaçları için ge­reklidir.
  • Yeni anayasadan beklenen; Türkiye’nin et­nik ve mezhepsel olarak çözülmesinin hukuksal alt yapısını oluşturmaktır.

Tabii ki, bunu yaparken ele geçirilen medyayı da kullanarak geniş halk kesimlerine demokrasi, in­san hakları, özgürlükler ve sivil anayasa gibi kav­ramlarla
algı operasyonu yapılmaya çalışılmaktadır.

Ülkemizde hazırlanmak istenen yeni anayasa­nın Irak için hazırlanan
2005 anayasasından far­kı yoktur.
İkisinin de arkasında olan ve dayatan, böl­ge için planı olan emperyalizmdir.

Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucu ideolojisini, ta­pusu olan Lozan’ı,
Türk devrimlerini ve içeriğin­de Kürdü, Lazı, Boşnağı, Arabı, Arnavutu, Çerkezi, Abazayı, Pomağı, Makedonu, Azeriyi, Tatarı, Türkmeni ve daha nice etnik yapıyı barındıran Türk kimliğini kıyısından veya köşesinden çıkarmaya ve yok etmeye çalışan yeni anayasa benim için yok hükmündedir.

  • Meclisin yeni bir anayasa yapma yetkisi yoktur.
  • Ülkemiz işgal altındadır.

Bu nedenle Türkiye’ye 2005 Irak Anayasası gibi bir anayasa dayatılmaktadır.
Bi­linmelidir ki, bu anayasa ülkemize Irak’ta olduğu gi­bi kan, kin, gözyaşı, nefret, iç savaş ve bölünme­den başka bir şey getirmeyecektir.

Saygılar sunarım. 24.2.13
(İLK KURŞUN)