ÇARŞAMBA İĞNELERİ – 27 Aralık 2018

ÇARŞAMBA İĞNELERİ – 27 Aralık 2018

Türk Vatandaşı Naci BEŞTEPE

Haftanın tüm iğneleri sanata ve sanatçısına değer vermeyenlere…

PATRİOT
ABD Kongresi Patriot füze sisteminin Türkiye’ye satılmasına onay verdi.
ABD ile savaştığımızın kanıtı!..

TARIM
Tarım Bakanı Pakdemirli, ”Türkiye’nin parası var ki ithalat yapıyor”
Konu ithalatsa tarım bakanı ne işe yarıyor?..

TASARRUF
Lojmana masraf yapılmasını istemeyen Hazine Müsteşarı Osman Çelik’in kiralık evi 223 bin TL’ye döşenmiş.
Zamanın devlet adamı!..

SATIŞ
TSK’ya çok önemli üretimler yapan Adapazarı Askeri Fabrikası, RTE onayı ile BMC’ye satıldı.
Milli güvenlik bile satışta… (AS: Yerli ve milli iktidar!?)

FETÖCÜ
Abdullah Gül’ün başdanışman Ahmet Sever’e  “FETÖ propagandası yapmaktan soruşturma açıldı.
Konumunun gereğini yapmış…

KİTAP
Mücevhere sıfır KDV uygulayan AKP, e-kitap’a %18 KDV koydu.
Okumayanların ferasetine güvenirler de…

MÜSVEDDE
RTE, Metin Akpınar ve Müjdat Gezen’e “Bunlar sanatçı müsveddesi. Bunun bedelini ödeyeceklerdir” dedi. Yargıç karşısına çıkarıldılar.
Demokrasi müsveddesi… (AS: Yurt dışına çıkış yasağı + karakola haftalık imza koşulu ile şimdilik serbestler!?)

SANATÇI
Sanatçı her iktidara karşı muhalefet yapan ve halkı adına en iyi yönetimlerin bile hatalarını söyleyen kişidir.
İktidara yamananlara sanatçı müsveddesi denir…

PİYANGO
Balıkesir Müftüsü Ramazan Topcan, “Domuz eti neyse milli piyango da odur” dedi.
Duyamadım sayın iktidar, ne yanıt verdiniz?…
(AS: Milli Piyango’nun dürüst işlediğine inanan var mı??)

HEMŞİRE
Konya Selçuk Üniversitesi Hemşirelik Bölümü’ne koyunlar üzerinde çalışma yapmış profesör alınacağı ilan edildi.
Bütün üniversiteler için istenirse şaşırmamalı…

 

 

 

 

 

 

 

 

Sanat ince iştir

Sanat ince iştir

Ataol Behramoğlu
26 Aralık 2018 Çarşamba

Bana bir şiiri nasıl yazdığım sorulduğunda yanıtlamakta güçlük çektiğim zamanlar vardır.
Çünkü bazı şiirler, üstelik en çok sevilip tanınanlardan ve gerçekten kendimin de en sevdiklerimden, en değerli bulduklarımdan bazıları, umulmadık zamanlarda birdenbire gelir. 
Bu “gelir” sözü (buna içten gelme de diyebiliriz) bu tanıma çok uygundur. 
Örneğin “Ben Ölürsem Akşam Üstü Ölürüm” tam olarak bu tür şiirlerimdendir. 
1970 başlarında Paris’te bir sabah uyandığımda, ne akşamüstünü ne ölümü düşünmezken, aklımda şiirdeki sözcüklerin ve kavramların kırıntısı bile yokken, sanki kulağıma fısıldanmış gibi bir çırpıda yazılmış bir şiirdir… 
Yine örneğin, “Yaşadıklarımdan Öğrendiğim Bir Şey Var” da öyledir…
Bu kez 70’li yılların ortalarında, o sırada yalnız yaşadığım Kadıköy’deki evimde, bir akşamüstü eve gidip daktilonun başına geçerek yine bir çırpıda yazılıp tamamlanmış bir şiirdir… 
Tabii sonradan düşündüğümde, bilinçaltındaki bu oluşumların nedenlerini, kaynaklarını az çok anlayabiliyorum…
Fakat yine de bunlar sanki birer armağan, denebilir ki “yıldızın parladığı” anların olağandışı, olağanüstü ürünleridir… 
Buna karşılık pek çok şiir de uzun araştırmalar, çalışmalar sonunda ortaya çıkmış, tamamlanmışlardır… 
Kimi dizelerin, kimi kez tek bir sözcüğün bulunup yerine konulması için yılların geçmesi gerekmiştir… 
Şairin atölyesi onun duygu ve düşünce dünyası, baştan sona bütün yaşamıdır… 
Bir ressam, bir müzisyen, bir anlatı yazarı, bir tiyatro yaratıcısı, ürünlerinin nasıl ortaya çıktığı sorulduğunda, az çok aynı şeyleri söyleyecektir… 
Sanat bilinmezle bilinenin, sezilenle kavrananın, içten gelenle bilinç ürünü olanın, anlaşılması güç, karmaşık, sanatçının kendisinin bile bütünüyle açıklamakta güçlük çekeceği bir sentez, bir yaratma olgusudur… 
Daha da özetle söylenecek olursa, ince, çok ince bir iştir…

***
Sanatçı duyarlı, duygulu bir kişiliktir… 
Kabalıkla karşılaştığında, yapıtı ve kişiliği küçümsenip hor görüldüğünde, çoğu kez karşı çıkmaksızın kendi içine çekilir… 
Yapılan şey ciddi, doğru bir eleştiriyse, gerçek sanatçı bu eleştirinin doğruluğunu yanlışlığını, kendi içinde tartışır, irdeler, sonuçlar çıkarmaya çalışır… 
Onun en acımasız eleştirmeni zaten kendisidir… 
Siyaset dünyasında olağan sayılan hakaretler, sövgüler, sanat dünyasına yabancıdır. 
Farklı sanat anlayışları arasındaki çatışmalar da, ne kadar sert olursa olsun, kişiliğe saldırı düzeyine inmez, inemez… 
Örneğin hiçbir sanatçı bir başka sanatçı için, onu ne kadar beğenmese de, sanatçı müsveddesi demez, dememelidir… 
Çünkü beğenmediği sanatçının da, yetenek düzeyi ne olursa olsun, zahmetli, çileli bir işin emekçisi olduğunu bilir, bilmesi gerekir…
***

Sanat dünyası ile siyaset dünyası arasındaki ilişki bir başka çetrefil konudur… 
Sanatçı siyaset konusunda düşüncelerini açıklarken, kendi alanı dışında bir konuda kafa yoruyor demektir… 
Bu hele muhalefetteki bir sanatçının iktidara yönelik bir eleştiri ya da suçlaması ise, bunu bir çıkar beklentisiyle değil, tam tersine belayı göze alarak yapıyor demektir. 
Bu nedenle de eleştirilen siyasetçi, hakaret yağdırmak yerine, bu cesarete saygı duymalı, söylenenden incinse de anlayışla karşılayıp ders çıkarmaya çalışmalıdır… 
Bu konudaki sıkıntılardan biri iktidar zehirlenmesi, kendini her türlü eleştirinin üstünde görmekse, bir öteki sanata ve sanatçıya karşı içten içe duyulan bir öfke, bir haset, bir kıskançlıktır. 
Çünkü siyasette yükselmiş herhangi bir siyasetçinin yaşamı irdelendiğinde, zamanında bir sanat dalıyla uğraştığı, genellikle de başarısız olduğu görülecektir… 
Bunun en tipik örneği, resimleri bence pek de kötü olmamakla birlikte akademiye üst üste başvuruları reddedilmiş olan Adolf Hitler’dir… 

Son olarak söyleyeceğim ise;

  • Sanata, sanatçıya karşı hoşgörüsüzlüğün, düşmanlığın hiçbir siyasetçiye iyilik getirmediği, getirmeyeceğidir…