Hiroşima ve Nagazaki faciasının 72. yıldönümünde Nükleer Çağın kısa dökümü

Vatan’ı savunmak dışında Savaş cinayettir…
Yurtta barış, Dünyada barış. 
Mustafa Kemal ATATÜRK

portresi, Gülümseyen
Prof. Dr. D. Ali ERCAN
Nükleer Fizik Uzmanı

 

Hiroşima ve Nagazaki faciasının
71. Yıldönümünde 
Nükleer çağın
kısa dökümü

unnamed

 

İlk Atom testi. 16.7.1945

 

 

71 yıl önce ABD, Japonya’nın iki kentine,  6 Ağustos 1945’te  Hiroşima‘ya ve 3 gün sonra da  Nagazaki‘ye 2 atom bombası attı. İlki 15 bin, ikincisi 20 bin ton TNT eşdeğeri olan ve 3 km çaplı bir alanda her şeyi yakıp yıkan bu iki bombalı saldırıda 200 bine yakın insan öldü.
* Bu insanların yaklaşık yarısı hemen 1. günde yanarak öldüler; geri kalanı
yanık yaraları ve çoğu da radyasyon etkisiyle oluşan kanserden 1-2 yıl içinde öldüler.

Displaying

Atom bombalarının, Hiroshima (solda) ve Nagasaki (sağda) üzerinde yükselen bulutları (pilotlar tarafından çekilmiş orijinal fotoğraflar) 

Japonya 2 Eylül 1945’te Müttefik Kuvvetlere (USA, Kanada, UK) koşulsuz teslim oldu (Almanya 3 ay önce teslim olmuştu). Böylece, Adolf Hitler’in başında bulunduğu Almanya tarafından 1 Eylül 1939’da Polonya’nın istila edilişi ile başlayan ve 6 yılda, yarıdan çoğu siviller olmak üzere, yaklaşık 80 milyon insan yitimine neden olan korkunç savaş da resmen bitmiş oluyor ve Dünya yeni bir çağa, ‘nükleer çağ’a giriyordu. Bu dramatik yeni başlangıçla birlikte, ABD emperyalizmi dizginlenemez militarist yükselişini sürdürmeye başladı…

Kore, Vietnam, Afganistan ve Irak Savaşlarında ve Dünyanın dört bir yanındaki
anti-kapitalist devrimci hareketleri bastırmakta kullanılan ABD silahlı kuvvetleri,
Dünyadaki bütün ülkelerin askeri güçlerinin toplamına eşdeğer güçte büyük bir
Savaş makinesidir.
  

Japon Dışişleri Bakanı Mamoru Şigemitsu, ABD Savaş Gemisi USS Missouri üzerinde, ‘Kayıtsız-Koşulsuz Teslimiyet’ Belgesini imzalıyor.. (2 Eylül 1945) 

Artık bundan sonraki savaşlarda, özellikle Nükleer silahların kullanılacağı savaşlarda askerlerden çok sivil halk kitlelerinin ölümle karşı karşıya kalacağı anlaşılmış oldu.
Bu nedenle Fizikçi Albert Einstein, olası bir Nükleer Savaş sonrası insanlığın düşeceği perişan duruma vurgu yaparak, “3. Dünya savaşından sonraki savaşlar herhalde taş ve sopalarla yapılır.” demişti…

6 Ağustos 1945’te Hiroşima’ya atılan ~15 kTon TNT eşdeğeri Uranyum Bombasında
(Little Boy) 64 kg U-235 kullanılmıştı. Bombanın toplam ağırlığı 4400 kg.

9 Ağustosta Nagazaki’ye atılan ~20 kTon TNT eşdeğeri Plutonyum Bombasında
(Fat Man) 6,2 kg Pu-239 kullanılmıştı. Bombanın toplam ağırlığı 4700 kg.

ABD’nin 1942-46 arası gizli olarak sürdürdüğü “Manhattan Projesi”nde  (Atom Bombası yapım Projesi)  görev alan Robert Oppenheimer, Enrico Fermi, Ernest Lawrence, James Chadwick… gibi dönemin ünlü fizikçileri 16 Temmuz 1945’te başarıyla gerçekleştirdikleri
nükleer denemede (Trinity Deneyi) Nükleer Bomba dehşetinin de yakından tanığı oldular.

Parçacık hızlandırıcısı “Siklotron”u icadından ötürü Nobel ödülü almış olan Ernest Lawrence, Japon elçisinin de yapılacak Nükleer deneye davet edilmesini, Elçinin Nükleer bombanın gücünü bizzat görmesini, dehşetini doğrudan yaşamasını istemiş ve böylece bombanın Japonya kentlerine atılmasına gerek kalmadan, Japonya’nın teslimiyete ikna edilebileceğini, Savaşın daha az insan yitimi ile sonlandırılabileceğini söylemişti. Ne yazık ki Lawrence’in bu insancıl önerisi Amerikan yönetimince kabul görmedi ve Roosevelt’in ani ölümü sonrası Başkan olan H. Truman Japonya’ya Nükleer bomba atılmasına onay verdi.

İlk Atom Bombasını Marina adalarındaki ABD üssünden Japonya’ya (~2500 km) uçuran Pilot Paul Tibbets, annesinin adını (Enola Gay) taşıyan B-29 Uçağının önünde. (Boing yapımı bombardıman uçağı)

O günden bu yana 71 yıldır barış amaçlı olsun, savaş amaçlı olsun nükleer teknolojiler sürekli geliştirildi (genelde her savaş amaçlı teknolojiye ‘Ulusal Güvenlik amaçlı’
biçiminde 
bir kılıf geçirilir)… Yaklaşık 1/4’ü atmosferde, öbürleri yer altında olmak üzere 2 binin üzerinde Nükleer deneme gerçekleştirildi. Bu denemelerin en büyüğü Rusya tarafından yapıldı. Rusya’nın 1961’de patlattığı Çar Bombası 50 Mega Ton (210 Pt) gücünde idi. Sivil alanlarda da nefes kesen teknolojik gelişmeler ardı ardına geldi.

Tomografi Aygıtı

Tarımda ve Tıp alanında insan sağlığına yararlı nükleer teknikler (Sterilizasyon, Röntgen, MR, Tomografi, SPECT, PET, Radyoterapi... ) çağımızın vazgeçilmezleri oldu. Bunun yanı sıra Elektrik enerjisi üretmek için, toplam 370 GWe gücünde, 400’den çok Nükleer santral inşa edildi. Dünyadaki tüm Nükleer santrallerin 1/4’ü, güç olarak 1/3’ü) ABD’de bulunuyor. Gerçi bu santraller Dünyanın elektrik enerjisi gereksiniminin yaklaşık %15’ini karşıladı ama elektrik enerjisi üretiminin yanı sıra, “yan ürün” olarak, Nükleer bomba yapımında kullanılabilecek Plütonyum da elde edildi.

~0,2Ton/GW.yıl  ölçeğinde, yani 1000 MW gücündeki bir nükleer reaktörde bir yılda kabaca 200 kg. Plütonyum elde edilebiliyor. Örneğin Yap-İşlet modeline göre mülkiyeti Rusya’nın olan 4800 MW gücündeki Mersin-Akkuyu Nükleer santralı da kuramsal olarak bir yılda her biri 150 bin Ton TNT gücünde 16 nükleer bombaya yetecek miktarda, 960 kg Plütonyum üretebilecektir (Tabii Nükleer patlayıcı üretmek için ille Nükleer santral olması gerekmiyor.).

Şimdiye dek Dünya nükleer reaktörlerinde patlayıcı olarak kullanılabilecek nitelikte olasılıkla ~1000 ton Pu-239 elde edilmiş olmalı. Yüksek enerjili a-ışını (alfa) salarak bozunan (Yarılanma süresi 24 bin yıl) ve radyasyon etkisinden çok kanserojen ‘toksik’ etkisiyle tanınan bu yapay element Plütonyum’un parasal değeri yaklaşık milyon $/kg dır.

Bugün Dünyada Nükleer silahlara sahip olan ve “Nuclear Powers” olarak tanınan 8 ülke var… (ABD, Rusya, Çin, İngiltere, Fransa, Hindistan, Pakistan, K. Kore) bunlara 100 dolayında nükleer başlık sahibi olduğu bilinen İsrail’i de eklemek gerek. ABD’nin fisyon tipi (Uranyum-235 veya Plutonyum-239 atom çekirdeklerinin parçalanması) Nükleer patlamayı gerçekleştirmesinden 4 yıl sonra, 1949’da Rusya da Atom bombasını patlattı. Rusya’nın Atom programının başında ünlü Rus fizikçileri Andrei Saharov ve İgor Kurçatov bulunuyordu. Arkasından İngiltere, Fransa ve Çin Atom Bombalarını patlattılar…

1952’de ABD ilk Füzyon tipi (döteryum ve trityum atomlarının birleşerek Helyum atomunu oluşturması) Termo-nükleer bombayı patlattı. Halk arasında Hidrojen bombası olarak da bilinen bu daha yüksek enerjili Bomba, Atom bombası olarak bilinen bombadan kat be kat daha güçlü bir bombadır… Bunun üzerine öbür 4 ülke de hemen harekete geçti ve ardı ardına bu zor teknolojiyi başararak Termo-nükleer kulübe üye oldular… (Termonükleer bombanın patlaması için gerekli tetikleme enerjisini küçük bir nükleer bomba sağlıyor.)

1970’ten bu yana Dünyada artık 5 “Super Nuclear Power”  ülke var ve 24.10.1945’te kurulmuş Birleşmiş Milletlerdeki 193 eşit üye ülke arasında bu 5 ülke “öbürlerinden daha eşit” (AS: Primus inter pares) olarak sürekli veto” hakkına sahip oldular (AS: Sürekli 5’ler, Permanent Fives- 5Ps). İşe en geç başlayan Çin en becerikli çıktı; normal Nükleer Bomba yapımından 3 yıl sonra, Fransa’dan 1 yıl önce, Termo-nükleer Bomba (AS: Hidrojen bombası) üretimini başardı.

Ülke Atom Bombası Hidrojen bombası
ABD 1945 1952
Rusya 1949 1953
UK 1952 1957
Fransa 1960 1968
Çin 1964 1967

Aslında Anayasaları izin verse (ve isteseler) 2. Dünya savaşının yenik ülkeleri Japonya ve Almanya da bu listeye çoktan dahil olabilecek düzeyde Bilimsel ve Teknolojik olanaklara
sahip ülkelerdir. Son zamanlarda Uluslararası önemli yaptırım kararlarında, “5+1” şeklinde bir diplomatik formülasyonla, artık Almanya da 5’li Veto Grubuna dahil ediliyor.

Özetleyecek olursak                   :

  1. Dünya Savaşı tüm İnsanlık için çok pahalı bir ders oldu. İnsanlık yalnızca Nükleer dehşeti değil, kimyasal silah dehşetini de yaşadı. Genel geçer kanı o ki; yeni bir küresel (nükleer) savaşı engelleyecek küresel (nükleer) denge artık kurulmuştur; bir nükleer savaş olasılığı çok düşük görünüyor. (AS: Dehşet dengesinin caydırıcılığı; “detant”)

Ama yeni dönemde yeni risklerle karşı karşıya kalındı;

1-Nüfus Patlamasının ve Savurgan Tüketimin Çevre Felaketine yol açan kirlilik ve yıkım etkisi, ağırlıklı olarak fosil yakıt kullanımından kaynaklanan olumsuz iklim değişikliği (küresel ısınım, su baskınları, kuraklık, açlık, susuzluk, hastalıklar…)

2-Gelir dağılımında gittikçe artan adaletsizlik (Zenginin daha zengin, yoksulun
daha yoksul oluşu) ve küresel Yaşam kaynaklarının dengesiz dağılımı, sonuçta kaos, göç, terör, bölgesel savaşlar…

Umarız ki               :

  • Beşiğimiz ve Mezarımız olan Mavi Gezegenimizin, İnsanlık için tek barınak yeri olduğu
    ve bu Gezegenin çok kırılgan yaşam ortamını korumak gerektiği bilinci giderek yayılır.
  • Liberal Ekonominin Dünya yaşam kaynaklarını sömüren umursamaz üretim furyası
    son bulur;
  • “tüketim toplumuna” doğru evrimleşen insanlık, çok geç kalmadan, Gezegeni yaşanamaz duruma getiren savurgan yaşam biçiminden vazgeçer, Nüfus artışını dizginler
    (kadın başına 1 çocuk!) ve
  • Kapitalist ekonominin uydurduğu “Sürdürülebilir kalkınma” peşinde koşmaz, “Doğayla uyumlu sürdürülebilir yaşam modeli” arayışına koyulur.

Aksi takdirde bu yüzyıldaki kıyım 2. Dünya savaşını 50’ye katlayacaktır… æ
________
*1915’te Çanakkale Boğazını, Gelibolu yarımadasını savunan Türk askerlerinin üzerine
İngiliz ve Fransız donanmalarından yağdırılan ve yaklaşık 100 bin askerimizin ölümüne
neden olan konvansiyonel (klasik) bombalar da toplamda 1-2 Hiroşima bombası
eşdeğerindeydi!…

15 kT Nükleer Bomba demek, patladığı zaman 15 bin ton TNT patlamasına eşdeğer yıkım gücü (ısıl enerji) ortaya çıkaran bomba demektir…

Nükleer bombaların ayrıca çok tehlikeli, mutasyon ve kanser yapıcı, ışın (radyasyon)
etkisi vardır.

TNT patlaması ile (yani Dinamiti oluşturan moleküllerdeki Atomların ayrışmasıyla) ortaya çıkan güce aslında “Atom bombası”, Atom Çekirdeklerinin bölünmesi ile ortaya çıkan güce de “Nükleer Bomba” demek gerekirdi. 1 kg U-235 ‘in nükleer parçalanmayla teorik olarak 75 trilyon Joule (75 GJ) enerji açığa çıkar. 1 kg TNT patlamasında 4,2 milyon Joule (4,2 MJ) enerji açığa çıkar; dolayısıyla, “Nükleer Güç, Atom gücünün yaklaşık 17 milyon katıdır” diyebiliriz, (17 kTon/kg) ancak pratikte Atom çekirdeklerinin % 1-20 kadarı zincirleme reaksiyona girer ve öbür teknolojik kısıtlar nedeniyle Nükleer bombaların kuramsal etki/kütle üst sınırı vardır: ~ 6 kTon/kg

Bugün Dünyada, % 90 kadarı ABD ve Rusya envanterinde olmak üzere, her biri ortalama
150 kTon gücünde yaklaşık 16 bin Nükleer Başlık bulunduğu
sanılıyor.
Hiroşima bombasından 10 kat daha güçlü ama yüz kat daha kompakt olan bu başlıkların
dörtte biri her an için kullanıma hazır bekliyor. Kısacası, kullanım riski tümden sıfırlanmıştır” diyemeyeceğimiz Nükleer silahlar tüm insanlığı birkaç kez öldürecek güçtedir; bunun yanında bir o denli de konvansiyonel (AS: klasik) silah gücünü hesaba katmak gerekir.

http://www.youtube.com/watch?v=PB-atl3YBSQ

2. Dünya Savaşındaki başat Ülkelerin Liderleri
ABD-İngiltere-Rusya/Japonya-Almanya
F. D. Roosevelt 1882-1945  H. S. Truman 1884-1972
W. Churchill 1874-1965   J. Stalin 1878-1953
Hirohito 1901-1989   A. Hitler 1889-1945

Preview YouTube video Little Boy – Atom Bomb – Hiroshima

Little Boy – Atom Bomb – Hiroshima
============================================
Dostlar,

Seçkin Nükleer Fizik uzmanı Sayın Prof. Dr. D. Ali Ercan hocamız, ricamızı kırmayarak kapsamlı bir 72. Yıl yazısı yazmış Hiroşima kıyımı gününde.. Kendisine engin bilgisi ve nükleer dayatılan enerjiye seçenek son derece yerinde önerileri için teşekkür borçluyuz..

ABD emperyalizmini ve Japon Faşizmini bir kez daha lanetlerken, masum kurbanların anısını saygı ile selamlıyoruz.

Sayın Ercan, bir nükleer savaş olasılığının karşılıklı dehşet dengesine dayalı olarak “epey” caydırıcı (Nuclear deterrence) olduğunu yazıyor.. Dileriz “haklıdır” ve 2,5 serseri,
sonu olmayan bir nükleer intihar serüveni insanlığa nükleer cehennem yaşatmaz..

Anımsayalım; Çernobil faciası, 2 kafadar teknisyenin santralın soğutma sistemiyle sorumsuzca oynamaları sonucu başımıza geldi (26 Nisan 1986).

Fukuşima yıkımı (felaketi) 1 Mart 2011’de idi ve deprem sonrası tsunami için 6 m olarak öngörülen duvarlar, 10 m’yi bulan dalga yüksekliği nedeniyle etkili olamadığı için yaşandı.

Riskleri sıfırlamak olanaklı değil.. Her zaman “beklenmedik – hesaba katılmadık” bir güvenlik zayıflığı olabiliyor ve bedeli son derece ağır oluyor..

Ayrıca halktan gizlenenler de var… İngiltere’deki Windscale Nükleer Güç Santralının 1957’deki patlaması halktan tam çeyrek yüzyıl gizlenmiş, taa 1982’de açığa çıkarılmıştı!

Bu bakımlardan; Türkiye’nin Akkuyu ve Sinop nükleer güç santrallarından vazgeçerek temiz – güvenli ve yenilenebilir enerji kaynaklarına yönelmesi ve ulusal enerji seferberliği ilan etmesi gerekir. Son yıllarda güneş enerjisinden, rüzgar enerjisinden yararlanma alanında epey teknolojik ilerleme sağlanmıştır ayrıca..

Almanya’nın 2030’a dek nükleer enerjiden çıkacak olması son derece öğreticidir.

Sevgi ve saygı ile. 6 ve 9 Ağustos 2017, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net       profsaltik@gmail.com                      

Notlar : Sitemizde daha önce yayımladığımız ve güncellediğimiz aşağıdaki 2 dosyanın da incelenmesini öneririz : Radyasyon_ve_Toplum_Sagligi_2011
http://ahmetsaltik.net/2015/08/07/hirosima-ve-nagasaki-vahsetinin-67-yili/

 

Dünyada Nükleer enerji gözden düşüyor! Ya Türkiye de??

Dünyada Nükleer enerji gözden düşüyor!
Ya Türkiye de??

Fukuşima nükleer felaketinin üzerinden neredeyse dört yıl geçti (AS: 11 Mart 2011).
Facia, dünya çapında nükleer enerjiye bakışı önemli ölçüde etkiledi.

“Fukuşima faciası nükleer enerji konusunda küresel bir kilometre taşı.”

Çevre örgütü Greenpeace tarafından facianın dördüncü yıl dönümü öncesinde açıklanan
bir rapora göre, nükleer enerji sektörünün ekonomik ağırlığı ve önemi giderek azalıyor.
Dünya çapındaki nükleer santrallerde üretilen elektrik miktarının 2011’de %4, 2012’de de %7 gerilediğine dikkat çekilen raporda, özellikle Japonya’daki tüm santrallerin kapatılmasının etkili olduğu, ancak buna ek olarak Almanya, Fransa, Finlandiya, Güney Kore ve ABD’nin de aralarında bulunduğu toplam 16 ülkede söz konusu miktarda azalma kaydedildiği belirtiliyor.

Nükleer santrallerin faturası kabarıyor

Greenpeace, birçok ülkenin Fukuşima sonrasında nükleer enerjiye geçiş planlarından vazgeçtiğini veya bu planları ertelediğini anımsatıyor. Raporda ayrıca güvenlik konusundaki yasal düzenlemelerin sıkılaştırılması nedeniyle, santrallerin işletmesinin de giderek daha pahalı olduğu vurgulanıyor.

“Yenilenebilir enerji ciddi rakip”

Her yıl açıklanan Dünya Nükleer Endüstri Durum Raporu‘nun hazırlanmasına da öncülük eden bağımsız enerji ve nükleer politika analisti Mycle Schneider ise küresel trendleri şöyle özetliyor:

“Nükleer santrallerden gelen elektriğin üretim giderleri son yıllarda önemli ölçüde arttı.
Bu önemli bir gelişme, çünkü başta yenilenebilir enerji kaynakları olmak üzere tüm öbür teknolojilerin masrafları azalıyor. Yenilenebilir enerji ciddi bir rakip, ayrıca Avrupa’da elektrik tüketimi de geriliyor.”

Finansmanı zor

1997’de “alternatif Nobel” olarak bilinen Doğru Yaşam Ödülü‘ne layık görülen enerji analisti Mycle Schneider, 1970’li yıllarda altın bir geleceği olduğuna inanılan nükleer santrallerin, günümüzde finansmanının bile zorlaştığına dikkat çekiyor.

“Bugün nükleer santrallerin finansmanını üstlenen tek bir büyük ticari banka bile kalmadı.
Tüm kredi derecelendirme kuruluşları yeni bir nükleer santrale yatırıma olumsuz not veriyor.” diyen Schneider, buna karşılık, Siemens örneğinde olduğu gibi nükleer enerjiye vedanın da,
bu kuruluşlardan olumlu not kazandırdığını hatırlatıyor. Nükleer santral inşaatlarının sayısının ise çok az olduğunu ve yalnızca belli sayıda inşaat şirketinin ayakta kalmayı başarabildiğini belirten enerji analisti, son olarak, kendini dünyanın bir numarası olarak lanse eden Fransız Areva şirketinin kredi notunun 2014 sonunda ıskarta düzeyine indirildiğine dikkat çekiyor.
Rus Atomenergoprom şirketinin notunun da, birkaç gün önce aynı biçimde ıskarta düzeyine çekildiğini kaydeden Schneider,

“Yani özetle finans dünyası, hangi ülkeden olursa olsun, nükleer enerji şirketlerine
kötü not veriyor
.” tespitinde bulunuyor.

Tam bir devrimin ortasındayız”

30 yılı aşkın süredir nükleer enerji alanındaki gelişmeleri izleyen Schneider, gelecek yılların enerji sektöründe ne gibi değişikliklere gebe olduğu sorusuna ise şu yanıtı veriyor:

“Tam bir devrimin ortasındayız. Deutsche Bank ya da İsviçre’nin en büyük bankası olan UBS’in en yeni analizleri oldukça ilginç. UBS, binanın çatısına konacak bir güneş enerjisi sisteminin ve elektrikli bir taşıtın 2020 yılında birçok insan için karlı olacağını hesaplamış. Bu tür gelişmeler tüm enerji sistemini baştan aşağı değiştirecektir. Deutsche Bank’ın tahminlerine göre ise, tüketicilerin güneş enerjisi ile kendi ürettikleri elektrik birçok ülkede şimdiden şebekeden gelen elektrikten daha hesaplı. Bu da, geleceğin enerji piyasasında geçerli olacak kuralların günümüzdekiler ile yakından uzaktan ilgisi olmayacağı anlamına geliyor.”

Nükleer enerji sektörünün geleceği

Bağımsız enerji ve nükleer politika analisti Mycle Schneider, tüm bu gelişmelerin nükleer enerji sektörü için ne anlama geleceğini tek bir kelimeyle özetliyor, “felaket!”.

© Deutsche Welle Türkçe, Gero Rueter
(http://www.dw.com/tr/n%C3%BCkleer-enerji-g%C3%B6zden-d%C3%BC%C5%9F%C3%BCyor/a-18304747)

========================================

Dostlar,

Herkes gider Mersin’e, biz tersine.. benzeri bir tekerleme vardı değil mi??

Almanya_nukleerden_vazgeciyor

AKP iktidarı Akkuyu ve Sinop nükleer güç santrallari için “dayatmayı” sürdürüyor..
Arka yüzünü biliyoruz ama yazarsak suç olacak..
Bu da AKP’nin “ileri demokrasi” si değil mi..
Kediye kedi, haine hain, hırsıza hırsız, adama cüdam.. diyemiyorsunuz.
Müddei iddiasını ispatla mükelleftir..” diye 140 dB öfke patlamasıyla yanıt / gözdağı
tepelerden geliyor..

Bir de siz “öyle olmadığını” kanıtlamak için adım atsanız??
Örneğin İsviçre bankalarında milyarlarca Dolar serveti olmakla suçlanan bir ülke yöneticisisiniz.. “İspatlamayan müfteridir..” çığlıkları yeter mi?? Yoksa suçluların telaşı mıdır?
Yetiyor herhalde ki o partilere, ahlakı bozularak yolsuzluğa ortak edilenler
milyonlarca oy yağdırıyor!?

Biliyoruz ki bu ülke (İsviçre) kişilerin banka hesap bilgilerini 2. ülke ya da kurumlara vermiyor..
Yaz bir yazı bu bankalara ve kamuoyu önünde çık açıkla, bu bankaları senin hesaplarını
resmen açıklamaya yetkili kıl.. Durum ortaya çıksın.. (Deniz Baykal aynen böyle yapmıştı!) Varsa milyar Dolarlar biz de bilelim ve mal bildiriminde gösterip göstermediğine bakalım, “nerden buldun?” diyelim, “neden bildirmedin?” diyelim vs. “Neden Türk bankalarında değil servetin?” diye soralım.. Ya da yersiz damgalamaya kalkanları hep birlikte ayıplayalım..

Yaygın söylem – bilgi o ki; nükleer güç santrali yapımında %20-25 arası maliyet,
o ülke yöneticilerine verilen “komisyon” (= post-modern rüşvet!)..

Türkiye’de “haşa”, böyle olmadığını kanıtlamak, şayiayı defetmek kime düşüyor??

Akkuyu’da ÇED raporu mahkemede iken inşaatı sürdürmek, olmadı mahkeme iptal etse bile geriye dönüşün olanaksızlığı durumu yaratmak, olmadı Çevre Yasası’nı değiştirip istenen projeleri ÇED Raporundan bağışık tutmak… Yargısından Yasamasına hepsi Yürütme’nin emrinde.. Güçler ayrılığı değil, Güçler birliği! Bu rejimin adı ne? Totaliter rejim..
Yani? “Total” tüm – toplam yetkiler 1 kişide..
Peki bu kişinin sıfatı o zaman “Diktatör” olmaz mı? Söyleyin de görün, hemen hakaret davası
ve ertelenmeyen cezalar, fiilen infaz edilerek insanların hapse atılması..

Yaşasın AKP iktidarı ve bu bezirgan saltanatına son olarak 7 Haziran 2015’te 18+ milyon oy yağdıran “necip milletimiz”.. Toplam kayıtlı oyların %32’si ama seçim sistemi cilveleri,
seçime katılmayan %14, iptal edilen – geçersiz oylar ve net %41 olarak yansıyan oran..
Ve de TBMM’de 258/550 = %47 oranı ile temsil gücü..

Daha ne denli ve nereye dek Heyy Lordum!??

Sevgi ve saygı ile.
13 Ağustos 2015, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
NÜSED Önceki 2. Başkanı
www.ahmetsaltik.net
profsaltik@gmail.com

Akkuyu ve Sinop Nükleer güç santralları..

Akkuyu ve Sinop Nükleer güç santralları

Dostlar,

Türkiye gözü kara, Akkuyu ve Sinop Nükleer güç santrallarının yapımına hız verdi.
Geçtiğimiz hafta Rusya Devlet Başkanı V. Putin‘in ziyaretinde konu masadaydı.
ÇED raporu alelacele tamamlanarak uygunluk izni verildi.

Türkiye, ABD’nin 90 dolayında nükleer başlığına ABD – NATO üslerinde ev sahipliği yapıyor.

Bu ciddi risk yetmezmiş gibi, 2 nükleer güç santralı devreye alınacak.

Almanya ise 2022’ye dek 17 nükleer santralını kapatarak “YENİLENEBİLİR” enerji kaynaklarına yöneliyor.. Kömürü bitmiş, güneşi çok az, toprakları ülkemizin yarısından az, nüfusu bizden az fazla ama dünyanın 4. büyük ekonomisi, muazzam enerji gereksinimini yenilenebilir kaynaklardan sağlayacak..

Bilmeyiz ibret olur mu, bizim de üyesi olduğumuz, (geçmişte 2. Başkanlığını da yaptığımız) Nükleer Tehlikeye Karşı Barış ve Çevre için Sağlıkçılar Derneği (NÜSED)
basın açıklamasını (5.8.14) bir kez daha paylaşmak istiyoruz..

Sevgi ve saygıyla.
18.12.2014, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net

Hiroşima – Nagazaki 6-9 Ağustos 2014 Basın Açıklaması

Hiroşima ve Nagazaki’nin 69. Yılında
Nükleer Silahların Yasaklanması ve Yok Edilmesi Çağrısı 

  • On altı yaşında bir erkek çocuğuydum Nagazaki’de… O gün, yani 9 Ağustos 1945 sabahında, cadde boyunca bisikletimi sürüyordum. Sabahın erken bir saatinde çıkmıştım evden. Aklımdan neler geçiyordu, anımsamıyorum. Çocuk aklından neler geçebilir ki? Saatime baktım; 11.02’yi gösteriyordu. Tam o sırada patladı atom bombası; 1,8 km ötedeymiş. Bombanın etkisi o anda sırtımı yaktı. Sağ kolumun derisi omzumdan parmak uçlarıma kadar sarkıyordu. Çevreden geçen insanlar “su, su” diye yalvararak koşuyorlardı. Kimsenin başkasına bakacak durumu yoktu. Dağın eteklerinde iki gece geçirdim. Beni ancak üçüncü günün sabahında bir kurtarma ekibi bulabildi ve 28 km ötedeki ilk yardım istasyonuna götürüldüm. Aylarca, yıllarca hastanelerde kaldım. Sonunda taburcu olduğumda tarih Mart 1949’du. Bu süre içinde öyle acılar çektim ki, sık sık “Beni öldürün, lütfen” diye bağırdığımı anımsıyorum. Bu süre içinde benzer durumdaki pek çok insan canına kıydı. Bir bölümü yeni bir operasyona dayanamayacağını bildirerek ölümü seçti. Ben zor da olsa, yaşamımı sonuna dek sürdürmek gibi bir sorumluluğum olduğunu düşünüyorum. Bu dünya üzerindeki tüm nükleer silahlar yok edilinceye değin mücadele edeceğim. Bu satırları okuyan herkes;
    lütfen gelecek kuşakları korumak için siz de bir adım atın.”

Bu satırlar, Nagazaki bombası kurbanlarından Sumiteru Taniguçi‘ye ait. Korkunç yanıklarının düzelmesi için 17 operasyon geçirdi. Sumiteru, kurbanların yaşayabilenleri arasındaydı. O sırada 7 bin dereceyi bulan yer sıcaklığı sonucunda, anında yaşamını yitirenler, buharlaşıp küllere karışanlar oldu.

Hiroşima’da kullanılan zenginleştirilmiş uranyum ve Nagazaki’ye atılan plutonyum bombalarına bağlı olarak, 1945 sonunda Hiroşima’da 140 bin, Nagazaki’de 74 bin kişi öldü. Dokuz Ağustos 1945 günlü haberlere göre, ABD yaklaşık bir hafta sonra ülkenin diğer kentlerine yönelik olarak nükleer bombardımanı sürdürecekti. Ancak Japonya’nın koşulsuz teslim olması sonucu nükleer saldırılara son verildi.

Sonraki günler sağ kalabilenler için karabasana dönüştü. Kara kara radyoaktif yağmurlar yağdı kentlerin üzerine. Bu yağmurlar günümüze dek, nükleer bomba kurbanlarının hastalık ve ölüm nedeni oldu. Hiroşima’da hekim ve hemşirelerin % 90’ı ölmüş ya da yaralanmıştı. Var olan 45 hastaneden 42’si işlevsiz durumdaydı. Sonuçta Hiroşima ve Nagazaki’de anında ölmeyen kurbanların çoğu da hiçbir tıbbi yardım alamadan yitirildi…
Günümüzdeki bir nükleer patlamada da sonuç, çok daha büyük çapta ama benzer olacaktır.

Örnek vermek gerekirse, bugün herhangi bir büyük kente atılan nükleer bomba sonucu bir milyon kişinin öleceği tahmin edilmektedir. Patlamanın yol açtığı sorunlardan yalnızca biri olan yanıklar için, dünyanın tüm yanık yataklarının yetersiz kalacağı uzmanlarca belirtilmektedir. O nedenle, sağlık çalışanları olarak atom bombasının 69. yıldönümünde, nükleer tehlikeye karşı alınacak tek önlemin, nükleer silahlardan tümüyle kurtulmak olduğunu bir kez daha vurgulamak istiyoruz. Nükleer silahlar insanlık dışıdır ve yıkım gücünün en yüksek olmasına karşın, uluslararası bir anlaşmayla yasaklanmayan tek kitle kırım silah grubudur. Bölgesel bir nükleer saldırı sonucunda bile yaklaşık iki milyar insan açlıktan ölme durumuyla yüz yüze kalacak, çevre koşulları ve iklim değişecek, canlılar yok olacaktır.
Halen dünyada, toplam dokuz ülkenin elinde 17 bin nükleer silah bulunmaktadır (İngiltere, Çin, Hindistan, İsrail, Kuzey Kore, Pakistan, Rusya, ABD).

ABD’nin nükleer silahlarına ev sahipliği yapan ülkeler ise Türkiye başta olmak üzere, Belçika, Almanya, İtalya, Hollanda’dır. Bu silahların tahrip gücü Japonya’ya atılanların yüzlerce, binlerce katıdır. Dünyanın bugünkü çatışmalı durumu, nükleer tehlikenin gerçek bir olgu olduğunu ortaya koymaktadır. Gazze’de Suriye’de, Irak’ta yakın zamanda yaşananlar, Ortadoğu başta olmak üzere, dünyanın pek çok bölgesinde barışı sürdürmenin koşullarının ne denli kırılgan olduğunu gözler önüne sermektedir. İsrail’in resmi kaynaklara göre nükleer silah sahibi dokuz ülke arasında bulunması, Ortadoğu’da nükleer tehlike riskinin ciddiyetini ortaya koymaktadır.

Hiroşima ve Nagazaki’nin yıldönümünde, ülkenin “Nükleer Tehlikeye Karşı Barış ve
Çevre İçin Sağlıkçılar”ı – NUSED
 olarak, nükleer silahların yasaklanmasının,
bu kitle kırım silahlarının tümüyle yok edilmesinin dünya barışı ve insanlığın geleceği için tek çözüm olduğunu kamuoyuna duyurmayı görev sayıyoruz.

Doç. Dr. Özen Aşut
Nükleer Tehlikeye Karşı Barış ve Çevre için Sağlıkçılar Derneği (NÜSED)
Yönetim Kurulu adına,
http://nused.blogspot.com.tr/, 05.08.2014