Etiket arşivi: İrtica

Şeriatçılık ve Kürtçülük

Örsan K. ÖymenÖrsan K. Öymen
Son Yazısı / Tüm Yazıları

Mustafa Kemal Atatürk’ün kurduğu Türkiye Cumhuriyeti’ne yönelik iki büyük tehdit vardır :

  1. Bunların birisi şeriatçılık, dincilik, köktendincilik, İslamcılık, irtica olarak da adlandırılan laiklik karşıtı harekettir,
  2. Öbürü de Kürtçülük olarak da adlandırılan bölücü harekettir.

Laiklik karşıtı hareketler demokrasi yerine teokrasiyi kurmayı hedefler.

Bölücü hareketler de üniter (AS: tekil) yapıyı yıkarak Türkiye’nin toprak bütünlüğünü tehdit eder.

Laiklik karşıtı hareketler din ve mezhep üzerinden, bölücü hareketler etnik kimlik üzerinden siyaset yapar.

Türkiye’yi bir kanser tümörü gibi saran bu iki hareket, emperyalizme hizmet eder. Türkiye’yi zayıflatmak için mücadele edenler, bu hareketleri kullanırlar. Dünyada Türkiye’nin kötülüğünü isteyen ne kadar güç varsa, bu hareketlerden birisini veya ikisini birden destekler. Emperyalizm, bir ülkenin dışarıdan değil, içeriden yıkılabileceğini bilecek kadar kurnazdır. Emperyalizmin bu kumpası, Kurtuluş Savaşı’ndan beri sürmektedir.

Din, mezhep ve etnik kimlik, emperyalizmin en büyük silahlarıdır.

O nedenle emperyalizm, sömürdüğü ülkelerde, anayasaya ve vatandaşlık bilincine düşmandır. Çünkü . Din, mezhep ve etnik kimlik ise siyasallaştığı zaman bölücü, yıkıcı ve parçalayıcıdır.
***

İsmail Kahraman adlı cumhuriyet, laiklik ve demokrasi düşmanı AKP’li zattın, halkın istemesi durumunda laiklik ilkesinin anayasadan çıkarılabileceğini söylemesi, Türkiye’nin temellerine dinamit yerleştirmektir!

Birincisi, yapılan kamuoyu araştırmalarına göre, halkın büyük çoğunluğu laiklik ilkesini savunmaktadır ve bir din devletini, teokratik bir rejimi istememektedir.

İkincisi, halkın çoğunluğu laiklik ilkesinin anayasadan çıkmasını savunacak olsa bile bu durum, laiklik ilkesinin anayasadan çıkmasını haklı çıkarmaz ve meşrulaştırmaz.

Çünkü dünyada hiçbir anayasal demokraside, halkın çoğunluğunun demokrasinin ortadan kaldırılmasını istemesi üzerine, demokratik düzene son verilmez.

Halkın çoğunluğu faşizm isterse faşist düzen kurulmaz; halkın çoğunluğu monarşi isterse monarşik düzen kurulmaz; halkın çoğunluğu teokrasi isterse teokratik düzen kurulmaz; halkın çoğunluğu diktatörlük isterse diktatörlük kurulmaz. Kurulursa onun adı halkın egemenliğine dayalı demokrasi olmaz.

Halkçılık ile popülizm aynı şeyler değildir. Halkın egemenliği popülizm değildir. Faşizmin, monarşinin, teokrasinin, diktatörlüğün geçerli olduğu düzenlerde, halk egemen olamaz. Diktatör, padişah, kral, halife, papa, ruhban sınıfı egemen olur!

Almanya’da 1933 yılında Nazilerin ve Adolf Hitler’in oyçokluğuyla iktidara gelerek faşist bir diktatörlük kurması, nasıl haklı ve meşru görülemezse, laiklik ilkesinin oyçokluğuna dayanarak kaldırılması da haklı ve meşru görülemez!

Laiklik karşıtlığı İslamofaşizmdir. İslam dini siyasallaşmadığı sürece, laiklik ilkesiyle barışık bir biçimde, demokratik bir düzende varlığını sürdürebilir, siyasallaştığı zaman da İslamofaşizme dönüşür.
***
Son haftalarda olduğu gibi, “Kürt sorunu” söylemi üzerinden siyasal partilerin içinde bir tartışmayı açmanın da Türkiye’ye bir yararı yoktur.

Türkiye’de Kürt kökenli vatandaşların dili, onlarca yıl baskı altında kalmıştır ve asimile edilmeye çalışılmıştır. Bu, elbette yanlıştır. Ancak bu sorunların çoğunluğu çözülmüştür. Halen devam eden bazı eksikler de giderilmelidir.

Örneğin Kürt kökenli vatandaşların çoğunlukta olduğu illerdeki tüm okullarda seçmeli Kürtçe dersleri olmalıdır; bu illerdeki tüm üniversitelerde Kürt Dili ve Edebiyatı bölümleri kurulmalıdır; arzu eden vatandaşlar köylerin, kasabaların, kentlerin Kürtçe adlarını kullanabilmelidir; HDP üzerinde uygulanan bazı hukuka aykırı baskılar ortadan kaldırılmalıdır.

Ancak Kürt sorununun çözülmesinden, bağımsız bir ülke olarak Kürdistan’ın kurulması veya federasyon, özerklik, anadilde eğitim gibi uygulamalar anlaşılıyorsa, bunun Türkiye’nin anayasasına ve
üniter yapısına aykırı olduğu açıktır. 

Dini, mezhebi, etnik kimliği, dünya görüşü ne olursa olsun, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olan herkes, mevcut anayasaya göre de anayasa ve yasalar önünde eşittir. Önemli olan, devletin bunu uygulaması ve vatandaşların da vatandaşlık bilincine ulaşmasıdır.

Önceki Genelkurmay Başkanlarından Org. İsmail Hakkı Karadayı’nın İbretlik Anısı


Dostlar,

Önceki Genelkurmay Başkanlarından Org. İsmail Hakkı Karadayı,
aşağıdaki anısını 2000 yılında basına aktardı.. Çubuk’taki bir askeri birlikte
kendisi (Kradayı) Tuğgeneral rütebesinde iken, İran’da yaşanan gerici – irticacı darbe nedeniyle Türkiye’ye sığınmak zorunda kalan bir generali karargahında konuk ederken aralarında geçen bir söyleşiydi aşağıdaki ve yankıları hala sürüyor..

Sevgi ve saygı ile.
13 Ocak 2014, Ankara

Dr. Ahmet Saltık
www.ahmetsaltik.net 

=================================

Önceki Genelkurmay Başkanlarından Org. İsmail Hakkı Karadayı’nın
İbretlik Anısı 

Hikmet_Karadayi

Önceki Genelkurmay Başkanlarından
Org. İsmail Hakkı Karadayı, 30 Ağustos Zafer Bayramı’nın 74. yıldönümü nedeniyle verilen resepsiyonda, şu anısını aktarıyor:
  
“…İranlı Komutana* dayanamayıp sordum:”Peki, Siz Ülkenizdeki bu büyük irticai gelişmeyi önceden görmediniz mi?
Komutan şu yanıtı verdi:

– Sayın General, devamlı bir çiçeğe bakarsanız, o çiçeğin büyüdüğünü göremezsiniz.
Örneğin, tomurcuk bir gülün nasıl açtığını fark edemezsiniz; işte bizde de öyle oldu.-
Yani hiç mi kavrayamadınız, hiç mi algılayamadınız? diye üsteledim.
Bu kez şöyle yanıtladı:

– “Biz onların, her gün, yavaş yavaş, milim milim getirip ortaya koydukları dini şeyleri,
halkımızın masum duyguları diye düşündük. Sonuçta böylesine bir durumla karşılaşacağımızı hiç tahmin edemedik. Ama bir de baktık ki, halkımızın temiz duygularından kaynaklandığını zannettiğimiz masum görünümlü istekler aslında irticanın taa kendisiymiş.”

Komutan böyle tarif edince,

– “Demek ki, siz de görevinizi tam yapmamışsınız..” dedim ve- “Humeyni için
Tahran’da 500 bin kişiyle miting yapıldığında da mı fark etmemiştiniz?” diye sordum.
Komutanın verdiği o yanıt hiçbir zaman kulaklarımdan silinmedi. Bana şöyle dedi:

– “Sayın General o zaman fark ettik; fark ettik, ama iş işten geçmişti…”

ORG. ÇETİN DOĞAN ve 28 ŞUBAT DAVASI


ORG. ÇETİN DOĞAN ve 28 ŞUBAT DAVASI

28 Şubat Davası’nda savunmalar sürüyor.

İkinci sırada E. Org. Çetin DOĞAN savunma yaptı.

Bana göre en önemli savunma idi. Çünkü davaya adını veren BATI ÇALIŞMA GRUBU (BÇG)’nu oluşturan kişi idi Org. DOĞAN.

Savunması; son derece tutarlı, belge ve bilgiyle destekli, yasal zemine oturtulmuştu.

TANIDIK, BİLİNDİK DURUMLAR

Kendisi BALYOZ’da da yargılandığı için,
Özel Yetkili Mahkemeler’in neler yapabileceğini çok iyi saptamış.

Madde başları ile kimi saptamaları;

–        Diğer siyasi davalardan farkı yoktur, tezgahlara ruhsat ve güç veren
aynı merkezdir.

–        BÇG, Bakanlar Kurulu’nun 28 Şubat MGK kararlarını oybirliği ile kabulü ve
14 Mart 1997 genelgesinden sonra kurulmuştur.

–        Savcılık bazı gerçekleri saptırmıştır.

–        BÇG kuruluşu, görevleri, çalışmaları yasaldır.
H. C. Güzel’in açtığı davaya DGM’nin verdiği karar ile tescillidir.

–        Sivillere verilen brifingler, Genelkurmay’ın görevleri içindedir.

–        Suç dayanağı gösterilen CD/DVD’ler yasal nitelikte değildir, sahtedir,
delil sayılamaz.

–        BÇG’nda görev yapanlar arasında örgütsel bağ yoktur.

–        Cebir ve şiddet unsuru oluşmamıştır.

–        Sincan’da tankların yürüyüşü, BÇG teşkilinden öncedir.

–        İrtica ile ilgili bilgilerin çoğu, MİT ve İçişleri Bakanlığı’ndan elde edilmiştir,

–        Başbakan ve yardımcısının irtica tehdidini kabul ettiklerini açıkladıkları
Bakanlar Kurulu Tutanağı dosyaya konmamıştır.

–        Bakanlar Kurulu’nun “İRTİCA İLE MÜCADELE STRATEJİSİ GENELGESİ” sadece Genelkurmay Bşk.lığına değil bütün bakanlıklara gönderilmiştir.

–        Genelge 2010 yılına kadar yürürlükte kalmış ve RTE hükümeti dahil  uygulanması için emirler yayımlanmıştır.                           

CUMHURBAŞKANI DEMİREL’İN İFADELERİ

Savunmanın en ilgimi çeken bölümlerinin biri, Cumhurbaşkanı Demirel’in
TBMM Komisyonu’na verdiği ve iddianameye konmayan ifadesiydi. Özetle;

–        Erbakan’ın kendi isteği ile hiç yakınmadan, 28 Şubat’tan 3.5 ay sonra istifa ettiği,

–        28 Şubat’ın darbe sayılacak yönü olmadığı,

–        Dindar insanları rencide eden hiçbir şey olmadığı,

–        Gerginliği askerlerin yaratmadığını; muhalefet partileri, ADD, sendikalar ve benzeri birçok sivil toplum örgütünün de rahatsızlıklarını belirttiği,

–        Çiller’e görevi kendisinin vermediği yer almıştır.

ŞEVKET KAZAN’IN KİTAPLARI

Diğer bölüm ise zamanın Adalet Bakanı Şevket KAZAN’ın kitaplarından alıntılardı.

“Öncesi ve Sonrası İle 28 Şubat” ve “Refah Gerçeği III” kitaplarında Kazan;

–        Erbakan’ın, baskılar nedeniyle istifa etmediğini,

–        İstifa nedeninin, dilekçesinde belirttiği gibi Çiller ile yaptığı protokol gereği olduğunu,

–        DYP’den istifalar sonucu salt çoğunluğun yitirildiğini onun için yeni bir hükümet kurarak erken seçime gitmenin amaçlandığını yazmış.

İşin ilginç yönü de davalar açılınca kitaplar piyasadan toplatılıvermiş.

DAHA NE SÖYLENEBİLİR?

Org.DOĞAN’ın savunması iddianamenin her satırını sildi attı.

Diğer sanıkların özel durumları dışında savunma yapmasına gerek bile kalmadı.
Org. Doğan’a katılıyorum, ilavem yoktur.” deseler yeter.

AMAÇ BELLİDİR

Bu davayı açanların amacı bellidir.

  • “Dinsiz cumhuriyeti yıkma yolunda en önde giden Sivas’ın
    yiğit Müslümanlarına teşekkürü borç biliriz… Düzeni toptan yıkacak, hakimiyeti milletten alıp Allah’a verecek  Allah’ın askerini aryoruz.”

diyen zihniyeti korumak, karşı duranları mahkum etmektir.

Savunmaların ne işe yarayacağını sonuçta göreceğiz.

Naci BEŞTEPE
02.10.13, AYDINLIK