Rifat SERDAROĞLU : YSK; SUSKUN KALAMAZSINIZ!


YSK; SUSKUN KALAMAZSINIZ! 

portresi3

Rifat SERDAROĞLU

“Devlet Adamı” kalitesindeki siyasetçi, öngörü sahibi olmalıdır.
Sosyal-Siyasal-Ekonomik olaylardaki olası gelişmeleri çeşitli yönleriyle inceleyip,
çeşitli senaryolar üretmek ve toplumu korumak onun görevidir.

Olay gelip kafanızda patladıktan sonra, çare üretmek için çabalayanlar
yalnızca ve yalnızca beceriksiz particilerdir…

Yasal sorumluluk üstlenmiş, Yargı erkinin tepe noktalarında bulunan “Hukuk Adamı” kalitesindeki Yargıçlar da, yasaları eğmeden-bükmeden-kişiye göre yorumlamadan uygulamalıdırlar.

Bu kişiler Türk Tarihinin en güzel makamlarında yer bulurlar.
Öbürleri ise, görev süreleri biter bitmez, kendileri de biter ve unutulurlar…

Türk Milletinin yanıldığı olay, AKP’yi normal bir siyasal parti olarak kabul etmesidir.

Eğer AKP’yi Türkiye’nin hizmetinde olan normal bir siyasal parti olarak varsayarsanız, onun sizi teker-teker yemesine, sonunda ülkeyi bitirmesine engel olamazsınız.

  • AKP ve Erdoğan, Türkiye Cumhuriyeti Devletini, Federe İslam Devletine dönüştürmekle görevli dıştan kurgulu-cemaat ve tarikatlardan destekli
    bir yıkım koalisyonudur.

Adam kullanmak – çalmaya göz yummak – tehdit etmek dahil
her yola başvurmaktan çekinmezler.

Önümüzdeki günlerde AKP ve Erdoğan’ın son oyunu karşısında
Yüksek Seçim Kurulu ve Muhalefet Partileri Liderlerinin nasıl bir sınav vereceğini birlikte göreceğiz. Bakalım hala uyumaya devam ediyorlar mı?

*Yüksek Seçim Kurulu suskun kalamaz, mutlaka bir karar vermelidir.

Cumhurbaşkanı adayı olan Başbakan Erdoğan bir
KAMU GÖREVLİSİ MİDİR / DEĞİL MİDİR?”

Cumhurbaşkanı Seçimi Yasası hazırlarken, herkesi uyutan AKP’nin savunması, “Yasada Başbakan istifa eder, diye yazıyor mu? Yazmıyor, o zaman derdiniz ne?” demektedir.

Başbakan Erdoğan maaşını nereden almaktadır?
Deniz Feneri Derneğinden mi, T.C. Devletinden mi?

T.C. Devletinden maaş alan herkes “Kamu Görevlisidir.”

Örneğin, Başbakan Erdoğan’ın Koruma Müdürü aday olmak isterse,
istifa etmek zorunda ama tüm kamuya emir verebilen, tek sözüyle devletin trilyonlarını yönlendirebilen, örtülü ödeneği ve devletin tüm olanaklarını kullanabilen
Başbakan Erdoğan, aday olunca istifa etmeyecek ha!

Hadi oradan, hadi…

Suskun kalamazsınız YSK. Karar verin ve lütfen Türk Milleti ile paylaşın.
Başbakan Erdoğan “KAMU GÖREVLİSİ MİDİR / DEĞİL MİDİR?”
Yanıt bekliyoruz…

*Muhalefet Partilerinin Sayın Liderleri;

Sizler suskun kalıp “HUKUKSUZLUĞU” kabullenemezsiniz.
Erdoğan, Cumhurbaşkanlığı seçimine “BAŞBAKAN” olarak girerse,
bu seçim eşit – dürüst – adil bir seçim olmaz!

  • Başbakan Erdoğan zaten şu an dünyanın en zengin
    sekiz siyasetçisinden biridir. 

Cumhuriyet Tarihi boyunca tüm Başbakanların (Askeri dönemler dahil)
harcadığı örtülü ödenek toplamından çoğunu tek başına harcamıştır.

Bu seçim için devletin maddi manevi her olanağını kullanmaktan çekinmeyecektir.
Yapacağınız iş basittir : 11 Temmuz’a dek YSK’yı karar vermesi için zorlayınız.
Eğer YSK, baskı altında kalıp hukuksuzluğa alet olursa,
SEÇİME KATILMAMA kampanyası başlatınız.

Hiç kimse hayal görmesin. Kimse devlet ile baş edemez.
Hele başında Tayyip gibi biri olan bir devlet ile hiç kimse baş edemez.

Erdoğan Başbakanlıktan istifa etmeyip, yasayı çiğnemeye devam ederse,
O’nu tek başına bırakın.

Sizler de Milletvekilliğinden istifa ediniz ve Türk Milletinin yanında yer alınız!

Bırakın sarhoşu, devrildiği yerde kalsın. Bırakın işkembe b.ku ile kaynasın.
Servetinin hesabını veremeyen, sırtında onlarca yolsuzluk – hırsızlık dosyası bulunan birinin T.C. Devletinin başına geçmesine nasıl izin vereceksiniz?

Sadaka dolandırıcılığı yapanlar, milletin oyunu haydi – haydi çalarlar.
Devlete tek kuruş vergi vermeyen, PKK Narko-Terör çetesini öven,
bir de utanmadan Türkiye’nin petrolünden pay isteyenlerle işbirliği yapacak olan..

İslam Devleti özlemcileri mi Türkiye’yi aydınlığa çıkaracak?

Bunlar mı bizim demokrasimizin standartlarını yükseltecekler?
Böyle Demokrasi de, böyle Cumhuriyet te olmaz.

1923 ruhuyla yenisini baştan, beraberce kurarız.

Sağlık ve başarı dileklerimle.
(04 Temmuz 2014)

Rifat Serdaroğlu : KANA DOYMADINIZ MI?

 

KANA DOYMADINIZ MI?

portresi3

Rifat Serdaroglu

Kürtçü-Bölücü- Marksist-Leninist PKK Narko- Terör Örgütü ve onu destekleyen iç ve dış güçler, son 30 yılda 54 bin insanımızın ölümüne, sakat (AS: Engelli) kalmasına, yaşamdan kopmasına nden oldular.

Geleceğimiz olan çocuklarımızın daha iyi eğitim almalarını, daha sağlıklı beslenmelerini, birer “Dünya İnsanı” olarak yetiştirilmelerini sağlayacak olan
çok ciddi ekonomik kaynaklarımızı, yani çocuklarımızın geleceğini çaldılar.

2002 yılında (AS: 14.11.2002) AKP iktidara geldiğinde T.C. Devleti, eli kanlı çocuk katili terör örgütünü, bitirme noktasına getirmişti.

AKP ve Erdoğan, bilerek yanlış strateji uygulayarak, terör örgütünün yeniden toplanmasına-güçlenmesine neden oldu. Alan egemenliği, yapılan yasal düzenlemelerle PKK’nın buyruğuna verildi. Türk Askeri kışlasından – Türk Polisi de Emniyet binalarından çıkamaz hale getirildi. Taşlar bağlandı, itler serbest bırakıldı.

Yakın tarihimizi doğru olarak bilmeyen Erdoğan ve danışmanları, kişiliği hakkında
çok ciddi kuşkular bulunan bir istihbaratçıyı, doğrudan terör örgütü ile muhatap yaptılar. Oslo’da T.C. Başbakanının emri ile yapılan görüşmelerin iğrençliği,
PKK yetkilileriyle yapılan görüşmelerindeki çirkin üslup hala belleklerimizdedir.

Gerek Osmanlı zamanında, gerekse Cumhuriyet döneminde yapılan ve çok sayıda insanımızın yitirilmesine neden olan silahlı isyanlara baktığımızda,
istisnasız her olayda iki kesimin işbirliğini net olarak görürüz.

Birincisi; özellikle İngilizlere ve öbür yabancılara uşaklık yapmaktan zevk alan
Kürtçü- Bölücüler,
İkincisi; Hilafet ve Şeriat düzenini isteyen dinci yobazlar.

Birinci grup, bölgedeki feodal yapıyı korumak isteyen toprak ağaları, aşiret reisleri ve kaçakçı çetelerinin önderleri,

İkinci grup, Tarikat ve Cemaatlere Osmanlı zamanında tanınan “Özel Hakların” korunmasını isteyenler. (Vergi vermeme-Askerlik yapmama- Para toplama gibi)

Dün Şeyh Sait’in yaptığını, günümüz formatında PKK Narko-Terör örgütü yapmaktadır.

Dün “İngiliz Muhipleri Derneği”nin yaptıklarını, onların torunları ve
AKP’nin Kürtçü Prensleri yapmaktadırlar.

Erdoğan ve AKP Hükümetinin T.C. Devletini düşürdükleri durumu,
Türk Milleti görmüyor mu?

T.C. Devletinden maaş alan, Anayasada ve makama gelirken ettikleri yeminde görevleri açık-net olarak yazan askeri-sivil üst bürokratlar bu durumu içlerine sindirebiliyorlar mı?

*İstihbarat raporları ve basında çıkan haberlere göre, PKK militanları bölgede örgütlenmişler ve AKP Hükümetine

  • Haydi, Öcalan ile yaptığın anlaşma koşullarını yerine getir,
    yoksa yakar-yıkarız!
    ” diye dayatmada (AS: Tehditte!) bulunmaktadırlar.

*Erdoğan’dan cesaret alan örgüt yöneticileri, T.C. topraklarına “Kürdistan” demektedirler.
*BDP’li Belediyeler, fiili olarak “Özerklik” ilan etmektedirler.
*Petrolden pay isteyen mi ararsınız, bölgedeki barajlardan pay isteyen mi ararsınız, vatandaştan “Vergi” adı altında haraç toplayan mı ararsınız,
özel giyimli kendi asayiş gücünü oluşturan mı ararsınız,
özel mahkeme kuranlar mı ararsınız, hepsi Erdoğan ve AKP desteğiyle
bölgede cirit atıyorlar.

  • Herkesin aklını başına alma zamanı gelmiştir.

– AKP Hükümeti ve Erdoğan, bu tutumlarıyla “Vatana İhanet” suçlamasıyla
karşı karşıya kalacaklarını görmeli ve geri adım atmalıdır.

– BDP ve Bölücü-Kürtçüler etnik kimliklerini öne çıkarıp terör örgütünü desteklemeye devam ettikçe,

  • Vatan topraklarına Kürdistan demeyi sürdürdükçe,
    tüm Kürt kökenli vatandaşlarımızı felakete sürüklemektedirler.

Ama bizler, yani etnik kökenimiz ne olursa olsun, “Türk Milleti” adında yaşamaktan onur duyanlar, onların bu tuzağına bu güne kadar düşmedik.
Bundan sonra da düşmeyeceğiz.

Türk Tarihi ve Türk Milleti önünde bildirmek, açıklamak istiyoruz ki;

– Artık bölücülüğü bırakın.
– Kürt kimliğini çıkar ve bölünme aracı olarak kullananlar, ülkemizin cennet köşesine  Kürdistan diyenler,
PKK Narko-Terör örgütünü destekleyenler,
– Teröristbaşı ve bebek katili Öcalan’a “Kürtlerin Lideri” yaftasını takan
Erdoğan, Beşir Atalay ve Hakan Fidan gibiler;

İyi bilin ki Türk Milleti sabrının sonuna gelmiştir.

Bu ülke sizlere iyilikten başka ne yaptı ki?
Dökün eteğinizdeki taşları, her şeyi Türk Milletinin önünde konuşalım.
Kararı Türk Milleti versin.

Duydunuz mu Başbakan Erdoğan;
Türk Milleti bu ikiyüzlülük oyunundan bıktı artık. Bir taraftan “Tek Millet-Tek Devlet- Tek Bayrak” diyeceksiniz, diğer taraftan “Kürdistan” diyeceksiniz, üç-beş oy uğruna bölücülere destek vereceksiniz.
Yetti artık. Hayatınızda bir kez olsun cesur olun, televizyon canlı yayınında bu konuyu tartışalım. Yürek mi o, göğüste taşıdığınız yoksa et parçası mı?

Sağlık ve başarı dileklerimle 16 Nisan 2014
Rifat Serdaroğlu

Direniş ve Başarıyı Iskalamamak


Dostlar,

Türkiye ayakta..
Can yitikleri var, bilinen 4 can..
Göz yitikleri var, 10’u aşkın insanın..
Ağır yaralı var, 50 dolayında..
7-8 bin dolayında fiziksel – bedensel yaralı ve
Milyonlarca da onuru – gururu zedelenmiş manevi yaralı yurttaş..
Okyanusun ötesinde de Brezilya yönetiminin uygarca, insanca, demokrat davranışı..
Birileri hiç ders almıyor ve Türkiye ağır bedel ödüyor.
Kuşku yok diktatör gidecek ve yasal  hesabı da sorulacak..
Bunca akıldışılığın başkaca açıklaması olabilir mi?

Bu cenderenin kırılmasını, giderek totaliterleşen siyasal iktidarın bırakıp gitmesini istiyor.
Kısır döngü sürüyor. Ülke polisini, polis şefi gibi en tepe yöneticiler yönetiyor ve
ülke şiddet sarmalından yakasını kurtaramıyor..

Sayın Merdan Yanardağ‘ın önemli yazısını birkez daha dikkatle okumak gerek,

“Direniş’te başarıyı ıskalamamak” için..

Sevgi ve saygı ile.
22.6.2013, Ankara

Dr. Ahmet Saltık
www.ahmetsaltik.net

======================================

Direniş ve Başarıyı Iskalamamak 

portresi

 

Merdan YANARDAĞ
YURT Gazetesi

 

Bilindiği gibi, AKP iktidarına karşı giderek siyasal talepleri öne çıkan bir
halk isyanına dönüşen Gezi Parkı direnişine “devam” kararı alındı.
Bu direniş, Hükümetin ve Başbakan Tayyip Erdoğan‘ın bütün dengelerini ve kimyasını bozmuş görünüyor. Direnişin kapsamı, bileşimi, Uluslararası desteği onu daha da büyütüyor ve Hükümeti temellerinden sarsıyor.

Birbiriyle örtüşen çok özel ulusal ve uluslararası koşulların iktidara getirdiği
AKP ve Erdoğan, kendilerine sunulan olanağı rejim değişikliği gerçekleştirmek için bir fırsata dönüştürmeye kalkıştı. Ancak öyle anlaşılıyor ki, kendisine biçilen rolü abartarak özerklik alanını bütün sinsi siyasal İslamcı sağ hareketler gibi
fazlasıyla abarttı. Çünkü, bugüne kadar AKP iktidarına kayıtsız şartsız destek veren ABD ve AB sanki bir kıvılcım çakmış gibi bu desteklerini geri çekmeye başladı.

Gerçekte Türkiye’de % 10-15 aralığında bir oy potansiyeline sahip olan siyasal İslamcı hareket, merkez sağın çökmesi ve bu alandan gelen siyaset sınıfının yolsuzluklara batarak tasfiye olması sonucu birden bire kendisini iktidarda buldu. Başlangıçta uzlaşmacı bir tutum izleyerek tepkileri yumuşatmayı başaran AKP, Batı’nın ve ABD’nin bölgeye yönelik stratejik çıkarlarının savunulmasında rol üstlendi. Ancak, bu rolü
kendi özel hesapları için kullanmaya kalktı.İşte Gezi Parkı direnişi bütün kartların yeniden karılmasına ve dizilmesine yol açtığı için gerek Türkiye’de gerekse dünyada Türkiye ile ilgili bütün güçler kendi pozisyonlarını yeniden düzenlemeye başladı. ‘Taksim Dayanışması’ isimli platform tarafından
Gezi Parkı direnişine devam kararı açıklanırken şöyle deniyor:
  • “Taksim Gezi Parkı direnişçileri ve Taksim Dayanışması olarak bu süreç boyunca öğrendiğimiz en önemli şey mücadelenin zaman ve mekânla sınırlandırılamayacağı ve bundan sonra da hayatın, kentin ve ülkenin
    her metre karesinde ve her anında devam edeceğidir. Bu süre içinde üzerimizde yürütülen şiddet politikalarına rağmen farklı eğilimlerin zenginliği ile bir araya gelebildiğimizi, tartışabildiğimizi, ortaklıklar yaratabildiğimizi ve
    birlikte mücadele edebildiğimizi gördük.”
Evet, en önemli kazanım budur. Onurları kırılmak istenen, aşağılanan, ezilen, sömürülen görmezden gelinen kitleler, gerici-faşizan bir polis rejimi kuran AKP İktidarının yenilebileceğini gördü ve korku duvarını aştı.
***
Hâlâ devam eden, kırılamayan yakın tarihimizin en görkemli halk direnişine Türkiye genelinde 10 milyon yurttaşın katıldığı belirtiliyor. Halkın çok büyük bölümü 11 yıldır kendilerine hakaret edilmesine, aşağılanmalarına, adaletsizliğe, yaşam tarzlarına müdahale edilmesine, değerlerine saldırılmasına, yağma düzenine, sömürüye isyan ettiler. Gezi Parkı direnişi işte bu isyanın fitilini ateşledi. Çünkü insanlar, son 11 yıldır nerede bir ağaç kesiliyorsa orada bir yağma olduğunu biliyor. Çevre bilinciyle buluşan politik düzeyi yüksek bir halk direnişi ile karşı karşıyayız.

  • Bu isyanın ‘Geniş Ortadoğu’da “Arap baharı” diye olayla bir benzerliği bulunmuyor.

Çünkü Arap baharı ile bölgede bütün yozlaşmışlıklarına karşın cumhuriyetler yıkıldı. Yerine dinci rejimler kuruldu. Türkiye’de ise halk, gençlik, emekçiler siyasal İslamcı bir iktidara, dinci bir rejime karşı özgürlük ve adalet için ayaklandı.

  • İnsanlar seküler ve demokratik hakları için meydanlara çıktı.
  • İktidar kibri ve güç sarhoşluğu içinde AKP İktidarı ve Erdoğan
    ağır bir bozguna uğradı.
Hesap hatası yaptılar. Laikliğin toplum tarafından sanılanın ötesinde içselleştirildiğini göremediler ve Cumhuriyeti bir avuç seçkinin rejimi sandılar. İdeolojik ön yargılarının kurbanı oldular.

Cumhuriyetin geniş bir kitle tabanının olduğunu anlayamadılar.

Şaşırdılar, ezberleri bozuldu. Cumhuriyetin yerine daha İslami bir rejim kurarak devletle milleti barıştırmaya kalkıştıklarında, kendilerini milletle kavga halinde buldular.

***

  • Gezi Parkı direnişiyle beklenmedik bir siyasal, kültürel ve ahlaki bir yenilgiye uğrayan Tayyip Erdoğan, bir başbakan gibi değil, dar bir
    siyasal İslamcı grubun lideri gibi, AKP de büyük bir ülkenin sorumluluğunu üstlenmiş hükümet gibi değil, cihatçı bir örgüt gibi davranıyor.
Bu nedenle Erdoğan ve AKP demokratik parlamenter rejimlerin yüklediği sorumlulukların gereğini yapmak (örneğin muhalefetin, baskı gruplarının ve yurttaşların eleştirilerini dikkate almak) yerine bin yıllık gerici, karşıtlaştırıcı ve provokatif bir dile ve
yalana başvuruyor. Yenilgiyi hazmedemediği anlaşılıyor. Saldırganlaşıyor.
Bu nedenle AKP’nin dün Ankara’da düzenlediği “Milli İradeye Saygı” mitingi tam bir fiyaskoya dönüşüyor. Bir milyon kişiyi toplamak üzere düzenlenen mitinge katılım
yüz binin altında kalıyor. Öyle ki, sadece kendi partilerine verilen oyları “milli irade” olarak gören bu çarpık ve faşizan demokrasi anlayışı ağır bir yenilgiye daha uğruyor.Toplumun diğer kesimlerini (burada yarıdan fazlasını) milli iradenin bir başka ifadesi olarak görmeyenlerin altından iktidar zemini kaymaya başlıyor.
Ancak, unutmamak gerekiyor ki, AKP sıradan bir merkez sağ iktidar değil.
AKP 11 yıllık iktidarında ABD’nin de desteğiyle rejimi değiştirdi. O nedenle AKP hükümeti düşse ya da bu parti seçimleri kaybetse bile, kurduğu dinci-faşizan rejim nedeniyle iktidarda kalmaya devam edecek. Bu nedenle köklü bir dönüşüm ve rejimi değiştirecek radikal bir siyasal programa sahip olmadan AKP iktidarına son vermek zor.
Daha önce de altını çizdiğim gibi, bütün olan bitenlerin gösterdiği tek şey var;

  • AKP Hükümeti ve Erdoğan’ın siyasi ömrü doldu.

Eğer direniş aynı yaygınlıkta ve kitlesellikte sürdürülür, örgütlü bir karakter ve
disiplin kazanır, daha da önemlisi haklılık zeminini korur, akılcı hareket eder ve
siyasal hedeflerini net biçimde ortaya koyarsa fazla beklememiz de gerekmeyebilir.
Bu durumda AKP’nin gidişi bir takvim meselesi haline gelir.

Direnişe “devam” kararı alanların bütün olasılıkları değerlendirip, durumu doğru
analiz ettiklerini umuyorum.

Gezi Direnişi “kimi hatalar” nedeniyle yenilgiye uğrasa bile,
AKP artık eskisi gibi iktidar olamayacaktır.
Kazanmayı bilmek gerekiyor.
Bu toplumun, bu kuşağın bir başarı hikayesine ihtiyacı var.
Iskalamamak gerekiyor.
(Merdan Yanardağ Yurt, 16.06.13)