Her devirde adam: Soner Polat!

Her devirde adam: Soner Polat!

İsmet Özçelik

İsmet Özçelik
Aydınlık, 03.10.1

(AS: Bizim katkımız yazının altındadır..)

Adını Balyoz kumpası döneminde duymuştum. Mahkemelerdeki dik duruşunu anlatmışlardı. Sızlanmayanlardandı. Arkadaşlarına nasıl etkilediği konuşuluyordu. Mütevazi, zeki ve vatansever…
Lider özelliği hemen göze çarpıyordu.

VATAN PARTİSİ KONGRESİ

İlk kez Vatan Partisi kurultayında yüz yüze geldik.
Sonrasında sık sık görüştük.
Ankara siyasi kulislerini çok merak ederdi.
Her buluşmamızda ayrıntılı sorular yöneltirdi.
Ortak dostlarımız vardı.
Biraraya gelmeyi kararlaştırmıştık, ama olmadı.
Kurultay’da Divan Başkanı seçilmişti.
Yaptığı konuşma tüm salonu ayağa kaldırdı.
Salonda kendisine, Bu hareketi sizin kadar özlü anlatan olmamıştı dedim.

Çok duygulandı. Ölüm haberini alınca internette tekrar dinledim.
O günkü gibi heyecanlandım.

HERKES SAYGI DUYUYORDU

Önü açıktı. FETÖ kumpas kurdu.
Ama bu saygınlığından hiçbir şey kaybettirmedi.
Emekli, muvazzaf hangi denizci ile konuşsam aynıydı.
Adı geçince hemen dikkat kesiliyorlardı.
Kıbrıs’ta Doğu Akdeniz’de tatbikata katıldım.
Orada da hep anıldı. Hiç olumsuz bir şey duymadım.
Hep takdir ve övgü vardı. Birlikte çalışanlar gururla anlatıyordu.
Onunla çalışmak ayrıcalıktı.

YAŞ SONRASI

Hastalanmıştı. Telefonlara bakamıyordu. Sağlık durumunu dolaylı öğrenebiliyordum.
“Uyutulduğu” söylenmişti. Bu yılki YAŞ sonrası Gazi Orduevinde bir resepsiyon vardı.
Ankara’daki komuta kademesinin tamamına yakını oradaydı. Aydınlık’tan olduğumu öğrenenler hemen O’nu sordu. Sade denizciler değil, öbürleri de!

DOĞU AKDENİZ

Son dönemde Doğu Akdeniz’i konuşuyoruz. Her sohbette iki isim öne çıkıyor.
Soner Polat, Cem Gürdeniz.
Mavi Vatan konusunda uzmanlar.
Derin izler bıraktıkları hemen anlaşılıyor. Askerin de, sivilin de referansları…

AYDINLIK YAZARI

Silivri duvarları yıkılmıştı.
Aydınlık’ta düzenli yazılarına başladı.
“Bismillah Vira” dedi.
Aydınlık için “Karanlığa tutulan el feneri” tanımı yaptı.
“Aydınlık’ta yazmak hayatımda almış olduğum en büyük ödüllerden birisidir” diye yazmıştı. Aydınlık’ta savaş vardiyasına girmişti.
Gelen telefonlardan biliyorum. En çok okunan yazarlardan biriydi.

TARAFTI

Hasan Yalçın’ın deyimiyle; Mıknatısın orta yerinde durmadı. İlk yazısında açık açık yazdı.

“Tarafım” dedi.

“Atatürk ilke ve devrimlerinden;
Cumhuriyet değerlerinden;
Türkiye’nin milli bütünlüğünden:
Tam bağımsızlıktan;
Mehmetçikten;
İşçinin, emekçinin ve ezilen halkın kavgasından;
Emperyalizm ile boğuşan tüm milletlerden;
Üretime dayanan milli bir ekonomiden” yana taraftı.

“Vatan, millet, bayrak kavgası varsa” sapına kadar taraftı.

GÜVENİN TİMSALİ

Karşılaştığı herkese güven veriyordu. Karamsarlık yoktu.
Konuştuklarını hemen ikna ediyordu. Çok dikkat ettim. Yanından ayrılan herkesin yüzü gülerdi.
Umutlanırdı. Amiral Soner Polat böyle biriydi.
Her devrin adamı değil; Her devirde adamdı.
Yüreği hep Türkiye için çarptı.
Aramızdan erken ayrıldı. Ruhu şad olsun..!
=======================================
Dostlar,

soner polat ile ilgili görsel sonucu

Biz de çoook üzüntülüyüz.
Gerçek ve yiğit bir yurtseveri çoook erken yitirdik.
O, Mustafa Kemal ATATÜRK‘ün Ordusu’nun amirali idi.
Tutarlıydı, yiğitti, yürekliydi, çalışkan ve çoook cesurdu..
Çok ağır bedeller ödetti O’na FETÖ kumpas davaları.
Deniz Kuvvetleri Komutanı olabilecek konum ve birikimdeydi ama önü kalleşçe kesildi.
Silivri zindanlarına atıldı yıllarca. Aklandı ama emekli edildi önü kesildi.

Herkes biliyor; FETÖ kumpasında AKP suç ortağıdır. Yıllarca her istediklerini verdiğini AKP = Erdoğan kameralar önünce açıkça itiraf etmiştir.

Amiral Polat neden kanser oldu 60’lı yaşının başlarında?

Kesin bir şey söylemek olanaksız ama, bir hekim olarak altını çizelim ki;

  • Kanserin en temel nedeni bağışıklık sisteminin hastalıkla başedecek güçte olamayışıdır.
  • Bağışıklık sistemini çökerten / zayıflatan etmenlerin başında ise “stres” geliyor..

    Acaba, merhum Tümamiral Soner Polat, bunca ağır stres – gerilim – travma yaşamasa kansere yakalanır ve çoook erkenden yaşama veda eder miydi?

Bu soruyu sormak bizim hakkımız, malum birilerinin ise yanıtını vermek namus borcudur.

Size çoook borçluyuz Saygın ve merhum Amiral Polat, ancak şunu söyleyelim ki;

ATATÜRK AYDINLANMASI Anadolu topraklarında mutlaka sürdürülecek ve hedefine eriştirilecektir, gözünüz arkada kalmasın. Vatanseverliğiniz örnek ve güç kaynağıdır.

Sevgi ve saygı ile. 05 Ekim 2019, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK MD, MSc, BSc
Siyaset Bilimci, Mülkiyeliler Birliği Üyesi
Sağlık Hukuku Bilim Uzmanı
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

 

 

 

 

Deprem Seferberliği İlan Edilsin      

Deprem Seferberliği İlan Edilsin
     

(AS: izim kapsamlı katkımız yazının altındadır..)

Ben Prof. Dr. Mikdat Kadıoğlu, yıllardır Marmara Depremi üzerine çalışan bir afet yönetimi uzmanı olarak bu konuda yetkilileri ve herkesi uyarma sorumluluğunu hissediyorum. Yetkilileri acilen DEPREM SEFERBERLİĞİ ilan etmeye çağırıyorum.

Deprem Seferberliği İlan Edilsin      

Prof. Dr. Mikdat Kadıoğlu, kampanyasını bu muhataba yönelik başlattı: AFAD Başkanlığı, İstanbul Valiliği, Ekrem İmamoğlu, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, İçişleri Bakanlığı.

  • İstanbul’da er ya da geç büyük bir deprem olacağını biliyoruz.

Gündelik işler arasında bu deprem için bir hazırlık yapamayız. Depremden en az zararla çıkabilmek için, hazırlık çalışmalarını bir seferberlik içinde yürütmemiz gerekiyor. Bu konu her depremde gündem olup sonra unutulmaya bırakılacak basit bir konu değil.

Marmara’da dört parça fay hattı var. 1509’da bir parçası üzerinde deprem oldu, buna ‘küçük kıyamet’ denilmiş. Her 100 kişiden 5’i ölmüş… Şu anda ise nüfus yoğunluğu itibariyle depremin bugün tekrarlanması halinde ne canlar gideceği hesaplanamaz ama büyük bir kıyamet işareti gözüküyor.

  • Türkiye’nin GSMH’nın üçte birinin yok edilmesi tehlikesi ile karşı karşıya kalabiliriz.

Büyük bir kaos yaşanıp büyük bir ekonomik sorun ortaya çıkacaktır. Bu nedenlerle böyle bir deprem için ulusal seferberlik başlatmamız gerek. Seferberlikte neler yapılması gerektiğini aşağıda belirttim. Lüften okuyun ve yetkililerin bir an önce harekete geçmesi ve bu konunun unutulup gitmemesi için herkesle paylaşın.

Seferberlik kapsamında neler yapılmalı

Yaşadığımız binalar güvenli duruma getirilmeli. Yıkılmayı bekleyen bir sürü bina var, bir de bunun yanında satılmayı bekleyenleri de dikkate almamız gerekiyor. Bunları takasla işe başlamalıyız.

Okul, sağlık, askeri ve kamu binalarının güvenliği için gerekli önlemler alınmalı. Bunun için bir saatlik eğitim, bilgilendirme değil, esas beceri eğitimi ve uygulama (tatbikat) yapılmalı.

İnsanlar küçük yangınları söndürebilmeyi, kanamayı durdurmayı, elektrik ve su hatlarını kesebilmeyi öğrenmeli. Herkesin bu gibi temel ilk yardım bilgilerini öğrenmeleri zorunlu olmalı. Devlet bir anda 20 milyon kişiye müdahale edemez. Çünkü ölüm olayları ilk saatlerde gerçekleşiyor.

Halk depreme hazırlık ve temel afet bilinci, güvenli yaşam vb. konularda (CD, kitap, seminer, söyleşi, tiyatro vb. ile) sürekli eğitilerek bilinçlendirilmeli

Mahalle, sokak, site ve kurum-kuruluş ölçeğinde “Yerel Afet Gönüllüleri (YAG)” şeklinde birimler oluşturularak halkın ilk yardım, yangın söndürme ve hafif arama kurtarma konusunda beceri sahibi olmasını sağlanmalı.

Mahalle ölçeğinde yaralı toplama, ilk yardım, sahra hastanesi, aş evi, barınma, toplanma, haberleşme, bağış dağıtımı, ailelerin toplanması gibi acil durum yolları ve alanlarının belirlenmeli / oluşturmalı VE bu yerler konusunda halk bilgilendirilmeli.

Yılda en az iki kez mahalle ölçeğinde haberli, kurumlar ölçeğinde ise haberli / habersiz çeşitli düzeylerde tatbikatlar yapılmalı.

Afet sırasında kullanılabilecek okul, spor salonu gibi sağlamlığından ve güvenliğinden kuşku duyulmayacak binalar belirlenerek bu alanlarda ve parklarda acil durumlarda kullanılacak her türlü malzeme depolanmalı.

Tehlikeli binaların neden olabileceği can ve mal kaybı riskleri halka iyi anlatılmalı ve kentsel dönüşümle yapısal riskler olanak olduğunca çok / yaygın ve çabuk azaltılmalı. (Dikkat! Yapı denetim sistemine ek olarak belediye denetimlerinin de özellikle sürdürülmesi gerekmektedir.)

Afet öncesi ve sonrasında valilik, büyükşehir belediyesi, STK gibi birimlerle kendi kentlerindeki afet yönetimi çalışmalarını eşgüdümleyecek (koordine edebilecek) AKOM vb. bir birim ve ekibi kurulmalı kapasitesi geliştirilmeli.

Yapılan çalışmalar konusunda halk duyurularla, toplantılarla, okul ve konut ziyaretleriyle bilgilendirilmeli.

Bütün bu çalışmalar, el yordamıyla ya da oradan buradan kopyala yapıştır biçiminde değil; uluslararası standartlara ve yeni yönetmeliklerimize uygun olarak hazırlanacak olan

– afet risk azaltma,
– afet müdahale ve
– afet iyileştirme planları
na göre yapılmalı.

Yukarıda söz ettiğimiz konuların önemli bölümü Belediye Başkanlarının sorumluluğundadır. 5353 Sayılı Belediye Yasasının 53. maddesi’ne göre öncelikle ve özellikle aşağıdaki çalışmaları yapmakla yükümlüdürler:

*Halkın depreme hazırlık ve temel afet bilinci, güvenli yaşam vb. konularda (CD, kitap, seminer, söyleşi, tiyatro vb. ile) sürekli eğitilerek bilinçlendirilmesi.

* Mahalle, sokak, site ve kurum-kuruluş ölçeğinde “Yerel Afet Gönüllüleri (YAG)” birimleri oluşturularak halkın ilk yardım, yangın söndürme ve hafif arama kurtarma konusunda beceri sahibi olmasını sağlamak.
================================
Dostlar,

BEKLENEN ŞİDDETLİ MARMARA DEPREMİ ve 
AKP = ERDOĞAN’ın TARİHSEL SORUMLULUĞU

Sayın Prof. Dr. Mikdat Kadıoğlu’nun yukarıdaki saptama ve önerileri, özellikle UYARILARI son derece yerinde. Altını çizmek gerekirse;

  • İstanbul’da er ya da geç büyük bir deprem olacağını biliyoruz.
  • Türkiye’nin GSMH’nın üçte birinin yok edilmesi tehlikesi ile karşı karşıya kalabiliriz.
  • Yıkılmayı bekleyen bir sürü bina var, satılmayı bekleyen de. Bunları takasla işe başlamalıyız.

Özellikle 3. sıradaki TAKAS önerisi son derece yerinde, akıllıca ve yaratıcı bir çözümdür. Hızla uygulamaya konabilir. Kentsel dönüşüm TOKİ eliyle umut verici biçimde başlatılmış ancak hedefinden saptırılmıştır. Rant hırsı ve İslami elit yaratma tutkusu ile, onlarca yıl öncesinden kent merkezinde bir biçimde tutunabilmiş kent yoksulları, bu “Kentsel dönüşüm“ oyunu ile kent çeperlerine adeta sürgün edilmişlerdir. Yenilenen yapı stoku kısa sürede depreme dayanıklı olma ana hedefinden saparak lüks yapılaşmaya, dolayısıyla kâra yönelmiştir. Asıl mülk sahipleri, nakit kazanımının çekiciliğine kapılarak yenilenmiş konut edinmekten geri durmuştur. Kent merkezleri üst katmanlara lüks konutlarla sunularak acımasız bir sosyolojik dönüşüm ve sosyal dışlanma dayatılmıştır.

  • Bedel yine yoksullara ödetilecektir.
  • Olası Marmara depreminin kurbanları gene yoksullar olacaktır!

TOKİ ve özel sektör, ülke genelinde 2 milyona yakın konut fazlası yaratarak kabul edilemez bir öngörüsüzlük – plansızlık örneği vermişlerdir. Her neyse!

  • Şimdi zaman geçirmeden, bugüne dek yıkılması gereken ama yıkılmayan konutlar derhal, TOKİ’nin elindeki “depreme dayanıklı“ olması umut edilen yapılarla takas edilmeli, riskli binalar boşaltılmalıdır. Özel sektörün elindeki stok fazlası konutlar için de TOKİ ile protokollerle benzer işlem yapılabilir. 

Öte yandan 5,8 düzeyinde orta derecede şiddetli bir depremde cep telefonu iletişiminin saatlerce kesilmesi kabul edilecek bir durum değildir. Başta TÜRK TELEKOM, TURKCELL ve VODAFONE hiç ama hiç iyi sınav verememişlerdir. Bu altyapı sorununu hızla gidermek zorundadırlar.

Kentte toplanma alanları, sayıca 77 dolayındadır. Ama AKP’li Cumhurbaşkanı, onbinlerce toplanma alanı varlığından söz etmektedir!? Bu durum çok üzüntü ve kaygı vericidir. Devlet başkanının doğru bilgilendirilmesi ve O’nun da halka güvenilir bilgi aktarması son derece önemlidir. Erdoğan, bir kez daha mı kandırılmıştır? Bu durum hiçbir gerekçe ile kabul edilemez ve sürdürülemez.

  • Erdoğan, danışmanlarını köktenci biçimde gözden geçirmeli, kendisini yanıltanları cezalandırmalı ve azletmelidir.
  • İstanbul’da onbinlerce toplanma alanı olduğu gerçek dışı bilgisini kendisine kimler vermiştir, açıkla(n)malıdır. 

Deprem fonunda 20 yıldır biriken / birikmesi ve enflasyondan korunmuş olması – nemalandırılması gereken nominal değeri ile 66 milyar TL nerededir? İvedilikle DEPREM SEFERBERLİĞİ İÇİN kaynak yaratılmalı ve etkin – saydam – verimli – hesabı verilerek kullanılmalıdır.

İstanbul Üniversitesi’nin 2 dev ve tarihsel Tıp Fakültesi Çapa ve Cerrahpaşa hastaneleri binaları özellikle ve öncelikle gözden geçirilerek teknolojinin en son olanakları ile hızla güvenli duruma getirilmelidir. Beş bine yakın yatak kapasiteli ve yüksek teknik ve sağlık insangücü donanımına sahip bu 2 kadim sağlık kurumu, olası şiddetli depremde mutlaka hizmet verebilir durumda tutulmalıdır.

Beklenen şiddetli Marmara depremi ve çok ağır sonuçları ulusal bir sorundur. Sığ ve dar particilik anlayışı asla kabul edilemez. İstanbul’da yapılan olağanüstü deprem toplantısına seçilmiş ve yasal olarak yetkileri – sorumlulukları olan BŞB Başkanı İmamoğlu’nun çağrılmaması bağışlanacak bir davranış olmadığı gibi, devlet ciddiyeti ile de asla bağdaşmaz. Bu tür siyasal miyopluklar kesin olarak son bulmalıdır.

AKP = Erdoğan, bu çok kritik sorunsalı (problematiği), alışageldikleri alaturka – kendilerine özgü yöntemleri terk ederek tümüyle bilimsel planlama ile yönetmek zorundadır.

Sevgi, saygı ve kaygı ile. 30 Eylül 2019, Datça

Prof. Dr. Ahmet SALTIK MD, MSc, BSc
Halk Sağlığı – Toplum Hekimliği Uzmanı, AÜTF Halk Sağlığı AbD
Sağlık Hukuku Bilim Uzmanı, Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net   profsaltik@gmail.com

 

 

 

 

 

DENİZE DÜŞEN…

 

 

DENİZE DÜŞEN…

Zeki Sarıhan
29 Eylül 2019

(AS: Bizim kapsamlı katkımız yazının altındadır..)

CHP’nin düzenlediği Suriye Konferansı, umarım aşağıdaki anlayışın da dile getirilmesine vesile olmuştur.

Yılan öyküsüne dönen Suriye sorununda can sıkıcı birçok husus var. Bunların en başında egemen bir ülkeye, başka devletlerin müdahalede bulunarak ülkenin rejimini değiştirmeye, hatta bu ülke topraklarını nüfuz bölgesi gibi adlarla şurasından burasından el koymaya kalkmasıdır.

SURİYE SURİYE’LİLERİNDİR

Anti-emperyalist bir bağımsızlık savaşıyla kurulan ve bunu yüz yıldır övünç vesilesi sayan bizim gibi bir ülkenin buna şiddetle itiraz etmesi gerekir. Suriye Suriye’lilerindir ve ayrıca nasıl bir rejim içinde yaşayacaklarına Suriyeliler karar verir. Bir ülkenin rejimi hoşumuza gitmeyebilir. Bunu ileri sürerek başka bir ülkenin iç işlerine karışmanın, dünyaya çeki düzen verme hevesinin sonu yoktur. (AS: BM Anlaşmasına da aykırıdır!)

Türkiye’nin nasıl bir rejim altında bulunacağına da bu ülkede yaşayan bizler karar veririz. Hangi bahaneyle olursa olsun, başka bir ülkenin Türkiye’ye karşı güç kullanması kabul edilebilir bir tutum değildir. Bu ilke, başka ülkeler için de geçerlidir. Bu nedenledir ki, savaş politikasını savunanlara “Ne işin ver Suriye’de, Irak’ta?” diye sorup duruyoruz.

Ülkemizde anti-emperyalistlerinin canını sıkan başka bir durum da ABD’nin Suriye’de PYD’ye yaptığı silah yardımı ve IŞİD’e ve Suriye Hükümetine karşı mücadele adı altında PYD ile kurduğu ittifaktır.

  • Suriye’de Kürtler için bir bağımsız veya özerk yurt kurmak isteyen Kürtler, nasıl olur da dünyanın bir numaralı emperyalist devletiyle ittifak kurabilir, hatta onun himayesini kabul edebilir? Belli ki, denize düşen yılana sarılmıştır. (AS: Bizce böylesi bir gerekçe de olamaz!)

“AÇILAN KAPILAR ŞAH’A GİDELİM”

Bir ülkede yaşayan ve azınlıkta kalan kimi dinsel ve millî (AS: etnik!) azınlıkların başka bir ülkeden medet ummaları yeni değildir. İnsanlık tarihi bunun örnekleriyle doludur. Başka bir devletten medet ummak ve hatta o devletin işgal hareketine ses çıkarmamak, bu tür olgulardandır. Osmanlı devletinin daha beylikler döneminde Batıya doğru kolayca genişlemesinde, Bizans halkının ağır vergiler altında ezilmekte oluşunu, bu nedenle Rumların Osmanlıların fetih hareketine direnmediklerini bizim tarihçiler yazıyorlar.

Aynı olay Osmanlıların gerileme döneminde tersine dönmüş, Balkanlardaki azınlıkların Osmanlı’dan kurtulmak için büyük devletlerden medet ummasıyla da yaşanmıştır. Yunanlılar (AS: Yunanlar), Sırplar, Bulgarlar, Arnavutlar, Müslüman Osmanlılardan daha önce modernleşme sürecine girmiş ve Osmanlılardan kurtularak bağımsız bir devlet kurmak istemişler, bunun için Avrupa devletlerini yardıma çağırmışlardır. Araplar da 1. Dünya Paylaşım Savaşında Osmanlı’ya karşı İngiliz ve Fransızlara başvurmuşlar, onlardan yardım almışlardır. Bir süre onların mandası altında yaşadıktan sonra bağımsızlıklarına kavuşmuşlardır. Osmanlı İmparatorluğunu kurtaracak tek çözüm, demokratik bir federasyona gitmekti. Devlet buna yanaşmayınca azınlıklar tek tek ayrılarak kendi devletlerini kurmuşlardır.

Osmanlı İmparatorluğunda yaşayan Alevilerin, devletten zulüm gördüğünü, buna karşılık zaman zaman ayaklandıklarını biliyoruz. Türkiye’deki Aleviler, Şii İran’a sempati ile bakıyorlardı. Pir Sultan Abdal’ın “Açılan kapılar Şah’a gidelim” dizesi, bu tercihi ifade ediyordu. (AS: Tercih değil medet, çare, yardım umma; belki de oraya sığınma!)

Bir devlete karşı başka bir devletten yardım beklemek yakın tarihimizde Türkiye için de geçerlidir. 1. Dünya Savaşında emperyalist İtilaf Devletleri blokuna savaş açan Türkiye, öteki emperyalist Almanların korumasına sığınmış, savaşı Alman komutanların yönetiminde ve Alman silahlarıyla yürütmüştür. Mütareke döneminde ülkenin parçalanma tehlikesine karşı Amerikan mandasının istenmesi, bu seçeneğin devre dışı kalmasından sonra Sosyalist Rusya ile İttifaka geçilmesi aynı nedenledir.

İkinci Dünya Savaşından sonra da Rusların Türkiye’den Kars ve Ardahan’ı istediği gerekçesiyle ABD himayesinin (AS: korumasının) kabul edilmesiyle, bugün Suriye Kürtlerinin ABD’den önemli miktarda silah yardımı alması arasında benzerlik vardır. ABD, Türkiye’nin her yanını üsleriyle donatmıştır. 1965’te askerliğimde kullandığımız silahlar ABD malıydı. Askere dağıtılan peksimetler de ABD’den gelmeydi.

SURİYE’ye DÜŞEN GÖREV

Suriye Kürtlerinin ABD ile ittifakını önlemek, Suriye Hükümetinin elindedir. Suriye, kendi vatandaşlarından bir bölümünün başka bir ülkeden medet ummasına yol açan uygulamalardan vazgeçerek Kürtlerle birlikte anti-emperyalist bir cephe kurmalıdır. Bu olasılık zaman zaman gündeme gelse de, Suriye Hükümetinin inadı yüzünden gerçekleşememiştir. Suriye Hükümetinin ABD’ye karşı Rusya’ya yaslanmaktan başka, Kürtlerle ilgili de bir planı olmalıdır.

21. Yüzyılın bu ilk çeyreğinde ayaklarını uzatacak bir yurttan yoksun bırakılan ve oradan oraya sürülmekte olan Kürtlerle ilgili bu politika uzun süre geçerli olamaz. Kuşkusuz, ABD emperyalizminin Ortadoğu’da bir bölgeyi himayesine (AS: korumasına) alması, uzun süremez. Suriye’de ABD, Rusya ve öteki ülkeler geçici; Araplar ve Kürtler kalıcıdır. ABD, nasıl İncirlik üssünü boşaltacaksa Suriye’nin kuzeyinden de çekilecektir.
*****
CHP’nin 28 Eylül 2019 günü İstanbul’da düzenlediği Suriye Konferansı umarım ki bu anlayışı da kapsamaktadır. Tarihin ders olarak verdiği yüzyılımızın akıl ve mantığı bunu gerektirmiyor mu?
===============================
Dostlar,

CHP’den SURİYE SORUNUNA ÇÖZÜM ÖNERİLERİ ÜZERİNE

  1. Ankara ile Şam arasındaki yolun barışa giden en kestirme yol olduğunu ve Suriye’nin geleceğine ancak Suriye halkının karar verebileceğini hiç unutmamalıyız,
  2. ABD ve Rusya’nın çıkarları arasında savrulmamak için, toprak bütünlüğü, siyasal bağımsızlık, egemenlik ve iyi komşuluk ilişkileri ilkelerine dayanan, bütünlüklü ve uyumlu tek bir Suriye politikası izlemeliyiz.
  3. Suriye yönetimi başta olmak üzere, uluslararası hukuka ve ilişkilere dayalı, meşruluğu olan bütün aktörlerle, tıpkı burada olduğu gibi konuşarak diplomasiyi etkin kılmalıyız,
  4. Bugüne dek, uluslararası hukuk ve meşruiyete aykırı bütün hamlelerimizi yeniden gözden geçirmeliyiz.
  5. Suriye yeniden güvenli ülke olduktan sonra ülkemizdeki sığınmacıların gönüllü geri dönüşlerini teşvik etmeli ve bu amaca uygun politikalar geliştirmeliyiz.Yaşamak bir ağaç gibi tek ve hür ve bir orman gibi kardeşçesine, bu hasret bizim…Türkiye ve Suriye halklarının barış içinde, bir orman gibi kardeşçe yaşamaları için çalışmaya devam edeceğiz!
    *****
    Bu saptama ve önerileri son derece yerinde, gerçekçi ve uygulanabilir bulduğumuzu belirtmek isteriz.Kimse kimseye durup dururken yurt, toprak, bağımsızlık ikram etmez, etmemiştir.Kürt kardeşlerimiz geçmişte hiçbir bağımsız devlet kuramamışlardır. Günümüzde de kendilerine böylesi bir ihsanda – lütufta bulunulması beklenemez, tarihsel diyalektiğe aykırıdır. Ancak emperyalizm, çıkarlarına uygun kukla – karakol – istasyon Kürt devletçikleri kurmayı yordam (strateji) olarak belirleyebilir ki bu durum gerçekte şimdiki konumdan daha çok özgürlük – bağımsızlık – özerklik anlamına asla gelmez. Boyunduruk baştan vurulmaktadır. 4 ülkeden koparılacak topraklarla Irak’tan Doğu Akdeniz’e uzanan 1200 km uzunlukta, …. km derinlikte bir yapay parselde, peşinen uydu bir Kürt devleti.. BOP kapsamında İsrail’in güvencesi ve bölge enerji kaynaklarının bekçisi.. Bölgedeki 4 devleri de zayıflatarak..

    Başka ülkelerin topraklarında neler olur bilemez ve karışamayız. Ancak Türkiye Cumhuriyeti, Anayasasına ve Kuruluş felsefesine göre tekil (üniter) bir devlettir. Federasyon vb. yönetim biçimlerine, özerk bölgelere… kapalıdır. İlk 3 madde değişmez kılınmıştır Kurucu anayasa yapıcı irade tarafından..

    T. C. Anayasası :
    II. Cumhuriyetin nitelikleri
    Madde 2 – Türkiye Cumhuriyeti,
    toplumun huzuru,
    milli dayanışma ve
    adalet anlayışı içinde,

    1. İnsan haklarına saygılı,
    2. Atatürk milliyetçiliğine bağlı,
    3. Başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan,
    4. Demokratik,
    5. Laik ve
    6. Sosyal bir
    7. Hukuk Devletidir.
    *****

    Bu sitede kezlerce yazdık ve emperyalizmle işbirliği yapılarak bağımsızlık savaşımı verilemeyeceğini, bu politikanın akıl dışı (irrasyonel) ve onursuz olduğunu, ayrıca sonuca erişmesinin de tarihsel eytişim (diyalektik) açıdan olanaksız, hayalci ve serüvenci olduğunu… belirttik.

    * Dolayısıyla Türkiye’de yaşayan tüm etnik – dinsel küme ve azınlıklar için tek yol;

    * Ülkemizde evrensel standartlarda demokratik bir cumhuriyet rejiminin yaşama geçirilmesidir.

    Bu bağlamda 7 temel Anayasal koşul ve felsefi çerçeve, yukarıda verildiği üzere, yürürlükteki Anayasanın Başlangıç bölümünde ve ilk 3 maddesinde kayıt, güvence ve kesin koruma altına alınmıştır.

    İçini doldurmak, AKP’nin dinci – ayrıştırıcı – gerici – Kürt yurttaşlarımıza ve FETÖ’ye dönük ikiyüzlü yıkıcı politikalarından bir an önce kurtulmak gerekiyor. (AKP’nin utanç veren, ibretlik FETÖ bağlantılarını kendi ses ve görüntüleri ile izleyin ve https://youtu.be/KKxkccTS1DI; AKP’nin PKK-Kürdistan İKİYÜZLÜLÜĞÜ
    Tarihsel birer belge olan 28 fotoğrafı görmek için lütfen tıklayınız)

    31 Mart ve ardından 23 Haziran 2019 dayanışması – birlikteliği somut başarı örneğidir.

    Kürt yurttaşlarımızın ezici bir çoğunluğunun beklentisi de bu eksendedir yapılan bilimsel çalışmalarda.. Bölücü silahlı örgüt (PKK ve türevleri) ayrıştırılmış, marjinalleştirilmiş ve hatta dışlanmıştır gerçekte. Ne var ki emperyalizmin en azından de-stabilizasyon ve yıldırma – yıpratma politikası çerçevesinde, başta silah olmak üzere her türlü akçal (mali) ve lojistik, politik.. destek ABD – AB tarafından inatla ve ısrarla, cömertçe sağlanarak post-modern vekalet savaşı (proxy war) sürdürülmektedir ülkemizdeki Türk ve Kürt… yurttaşlarımıza karşı.

    Ciddi ve ağır stratejik sorunsalın (problematik) böylesine görülüp betimlenmesi (tasviri), “Kürt sorunu“ yanılsamasından – tuzağından sıyrılınması, çözümü gerçekten çooook kolaylaştıracak ve hızlandıracaktır.

    Artık adını koyalım :

    ABD – AB stratejik müttefik asla değildir.

    Dış politika seçenekleri, NATO üyeliği ve ABD üsleri, AB üyelik başvurusu hayali dahil, köktenci biçimde gözden geçirilmeli ve hızla

    Atatürk’ün TAM BAĞIMSIZ – YURTTA BARIŞ DÜNYADA BARIŞ politikalarına dönülmelidir.

    Bu çağrı da bir kez daha bizden..

    Sevgi ve saygı ile. 30 Eylül 2019, Datça

    Prof. Dr. Ahmet SALTIK​ MD, MSc, BSc​
    Halk Sağlığı / Toplum Hekimliği Uzmanı​ (Ankara Üniv. Tıp Fak.)
    ​Mülkiyeliler Birliği Üyesi​​ – Sağık Hukuku Bilim Uzmanı​
    www.ahmetsaltik.net   profsaltik@gmail.com

Öz Türkçe Sözcükler Neden “Tutmaz”mış?

29 İlkgüz (Eylül) 2019

Bay Atalık. 
Bu günkü yazınıza ilişkin düşünülerim ektedir…
Duru Türkçeli günler dilerim.

Tarık Konal

 

(AS: Bizim kapsamlı katkımız yazının altındadır..)

Öz Türkçe Sözcükler Neden “Tutmaz”mış?

Bay Atalık,
Cumhuriyet güncesi “Satranç” köşesinin yazarı.

Bugünkü yazının başlığında “yaymaca” gibi güzelim bir öz Türkçe sözcüğü kullandıktan sonra, bu sözcüğün “tutacağını sanmıyorum”  demeni çok yadırgadım.

Tutmaz ne demektir?  “Toplumca benimsenmez” mi demek istediniz?

Bir öz Türkçe sözcüğün toplumca benimsenip benimsenmeyeceğini anlamanın yolu-yöntemi, onu topluma sunmaktır.

Cumhuriyet öncesi bu toplumun mekteplerinde “Bir müsellesin mesahayı sathiyyesi, kaidesiyle irtifaının hasılı zarbının nısfına müsavidir ” diye söylenip  yazılırken, Atatürk adlı Bilge Önder’in başardığı Dil Devriminden sonra okullarımızda “bir üçgenin alanı, tabanı ile yüksekliğinin çarpımının yarısına eşittir” diye öğretilir oldu.

Toplumun bu söylemi benimsemeyeceğini sananlar vardı; ancak onların sanı’sı gibi olmadı gelişmeler, değil mi? Toplum öz Türkçeyi benimsedi…

Bay Atalık,

Özü Türk olanların sözlerinin de öz Türkçe olmasınından daha doğal ne olabilir?

Kökü de ekleri de bize özgü olmayan, Arap’ın, Fars’ın İngiliz’in, başka dillerin sözcüklerini bir kakavan (papağan) gibi yineleyip durmak yerine, öz Türkçemizi topluma benimsetmeye çalışmak yaraşır bize…

Türk diline tutkun bir yazar, bir öz Türkçe sözcüğü ilk kez kullanıyorsa, yaymaca (propaganda) biçiminde yazarak, bu güzelim sözcüğü Türk okuruna önerdiği gibi, bir erişkin eğitimi de vermiş olur…

Bu nedenle, Arapça zan değil öz Türkçe “sanı”; İngilizce konsept  yerine Türkçe “kavram”; Arapça hakeza  değil “buna benzerbunun gibi”; platform yerine (burada) “düşün köşesi”; Arapçada “büyük terazi” anlamındaki kıstas yerine öz Türkçe “ölçüt”; Fransızca organizasyon yerine öz Türkçe “düzenleme”; lağvedildi değil “kaldırıldıgeçersiz kılındı”; İngilizce kontrol değil de öz Türkçe “denetim”; lisans yerine (burada) “yetki belgesi”; İngilizce doping değil “yasaklı güç katımı”; Arapça bahsetmek  yerine “söz etmek”; Arapça müptedi  değil de Türkçe “öğrenmeye yeni başlayan”; Arapça şahsi değil de Türkçe “kişiye özgü”; business class değil de “iş adamlarına özgü bölüm”; İngilizce kamp değil de “dinlenek”; Arapça elzem değil de Türkçe “gerekli”; Arapça ziyaret değil de öz Türkçe “konukluk”; lanse değil de (burada) Türkçe “tanıtmak”; İngilizce performans demek yerine öz Türkçe “başarım, başarı” ya da “beceri sergileme”; İngilizce reyting yerine Türkçe “izlenme oranı”; stoik değil de “usçu yaklaşım” deseydin.. el sözcüklerini yaşatacağına Türkçemizi yüceltseydin, olmaz mıydı?

Ben Cumhuriyet’in 65 yıllık okuruyum. Cumhuriyet’in Bilge Önder Atatürk’ün çabasıyla ve Anadolu Aydınlanma Devrimini Türk Ulusuna anlatmak, benimsetmek ereğiyle yayın yaşamına başladığını bilen, unutanlara da anımsatan bir okur’um…

Arapça-Farsça-İngilizce öğreten biri gibi değil, Türkçemize özen gösteren bir yazar gibi yazmanı bekler, duru Türkçeli günler dilerim…

Kutlu Yayıncılıkça basılıp dağıtılan “Bize öz Türkçe yaraşır” adlı betiğin (kitap) yazarı Tarık Konal

=====================================
Dostlar,

TÜRKÇE’miz de EMPERYALİST KUŞATMA ALTINDA

Değerli arkadaşımız Sn. Tarık Konal‘ın saygın çabasını şükran ile karşılıyoruz. Düşüncelerine ve eylemine biz de katılıyoruz öteden beri..

Bu web sitesini izleyenler bilir, elimizden geldiğince, Büyük ATATÜRK‘ün Devrimlerinden ayrılması olanaksız DİL DEVRİMİ’ne de sahip çıkıyoruz. Hatta, kimi makaleleri sitemizde paylaşırken, yer yer sınırımızı aşarak, anlama dokunmadan, arı Türkçeleştirme yapıyoruz!

Ne yazık ki, yandaş basından bir yazar geçtiğimiz günlerde;

  • “Andımız asla geri gelmeyecek, bu memleketi Araplaştıracağız..“ diye yazdı makalesinde.

Bu davranış nasıl açıklanabilir? İlki Türk olmamak ya da Türk olduğu halde anlaşılmaz biçimde, nedense, soyunu yadsımak.. İkincisi gerçekten Arap olmak ve Türkiye’de Arap emperyalizminin militanı olmak.. 3. olasılık ise yabancı güçler adına çalışmak..

Hangisi bay yazar, hangisi size uyan(lar)!?
****
Dehşetle anımsıyoruz, geçtiğimiz yıl Ankara’da evimize gelen su düzeneği onarımcısı (“su tesisatı tamircisi“ demedik bakın!) “selamın aleyküm“ diye içeri girince biz de “günaydın, iyi günler..“ gibi bir yanıt verdik ve neden Arapça selamlama yaptığını sorduk. Önce, “Allahın selamı bu“ dedi öfkelenerek. Biz yalnızca Arapça selamlaşmak olduğunu, dinle değil dille ilişkili olduğunu söyleyince;

  • Biz zaten Arabız.. “ demez mi!
    Adı Türkçe idi ve gerçekte etnik olarak Arap değildi. Neden kendisini böyle tanımlıyordu? Lise mezunu idi..  ATATÜRK’ün Milli Eğitim Bakanı Dr. Reşit Galip‘in yazdığı Andımız’ın AKP tarafından yasaklanmadığı yıllarda liseyi okumuş olmalıydı.
    *****
    Çok yönlü bir KÜLTÜR EMPERYALİZMİ KUŞATMASI altında olduğumuzu rahatlıkla söyleyebiliriz. Bu kuşatma ile başetmek için önce sorunu tanılamak (teşhis etmek) ve kabul etmek gerekir. Ardından da bütüncül (sistematik) ulusal politikalar geliştirmek ve kararlılıkla uygulamak.

Fransızlar hala, tüm dünyada yerleşmesine karşın AIDS değil SIDA demekteler. Bilgisayar için de hala “kompüter“ değil, “ordinatör“ sözcüğünü kullanıyorlar.

Moskova Dil Akademisi ise tam bir devlet bilinci ile kurulmuş ve çalışmakta olan bir kurum. Bilim ve teknolojiye başka ülkelerin dillerince kazandırılan terimleri, alan uzmanları ve dilbilmciler eliyle, yeni sözcükler “uydurarak“ Rusça’ya kazandırmaktalar. Lütfen, “uydurma“ eyleminin Dilbilimdeki gerçek anlamını dikkate alalım.. Diller zaten bütünüyle “uydurma“ çabasının ürünüdür. Nesnelere, olgulara, süreçlere… insanlar uygun seslendirmelerle sözcükler “uydurarak“ ad verip, dilleri geliştirmişlerdir.

Zor bir eylemdir Dibilimde “uydurma“, yaratıcılık ve birikim ister, Ulusun ekinini (kültürünü) derinlemesine tanımayı ve sürekli takım çalışmasını zorunlu kılar.

Dil = Uydurma“ denklemi rahatlıkla kurulabilir.

Bu amaçlarla, Büyük Atatürk 1932’de Türk Dil Kurumu‘ nu Devletin dışında özerk bir Kurum (Dernek) olarak kurmuş ve Dil Devrimi sürecini kurumsallaştırarak sürekli kılmak istemişti. Kalıtından (mirasından) gelir de bırakmıştı bu Kurumun akçalı (mali) özerkliği için. Ne acıdır ki, 12 Eylül 1980 darbecileri, Türk Dil Kurumunu da, onun kardeşi ve benzer devrimci bilinçle yine büyük Devrimci Mustafa Kemal ATATÜRK tarafından kurulan Türk Tarih Kurumunu da devlet dairesine dönüştürerek işlevsizleştirdi.

Aydınlanma Devrimi karşıtı AKP iktidarı ise, 17 yıldır tüy dikti bu 2 Kurumun ve çalışmalarının üstüne.
****
İlginçtir ki, Cumhuriyet Gazetemizde son günlerde hem Dil yanlışları epey arttı hem de arı Türkçe kullanımı belirgin düzeyde geriledi. Bu sorunu Gazete yönetimine sunmak isteriz, düzeltilmesini dileriz tez elden..
****
Bir sömürge ülkesiymişçesine, okullarında başka dillerde eğitim verilen ve bu durumun giderek yaygınlaştırıldğı  caaanım Türkiye’mizde, bu aşağılanma içimizi yakıyor..

Türkçe aşığı, uluslararası ünlü bilim insanımız merhum Prof. Oktay Sinanoğlu‘nun bu bağlamdaki çabaları ne denli uyarıcı ve değerliydi. Aşağıdaki 2 önemli kitabını mutlaka okumalı, okutmalı. Uyarı çok önemli hatta kritik :

  • Türkçe giderse Türkiye gider!

oktay sinanoğlu türkçe giderse türkiye gider ile ilgili görsel sonucu

oktay sinanoğlu türkçe giderse türkiye gider ile ilgili görsel sonucu

Önceki hafta yayınlanan MEDİKAL EPİDEMİYOLOJİ adlı kitap çevirimizde, elimizden gelen çabayı gösterdik bu alanda Türkçe terimler kazandırmak için Dilimize.. Umarız benimsenir, yerleşir, kullanılır.. Yine “Uydurma“ eylemiydi yaptığımız! Kötü niyetle bu sözcük anlamından saptırılmaz ise.. ki hem ayıp hem bilisizliktir (cehalet) böylesi davranış.

​Sevgi ve saygı ile. 29 Eylül 2019, Datça

Dr. Ahmet SALTIK​ MD, MSc, BSc​
Halk Sağlığı – Toplum Hekimliği Uzmanı​ (Ankara Üniv. Tıp Fak.)
​Mülkiyeliler Birliği Üyesi​​ – Sağık Hukuku Bilim Uzmanı​
www.ahmetsaltik.net   profsaltik@gmail.com

Bütçe sağlığa değil garanti ödemelerine gitti

Bütçe sağlığa değil garanti ödemelerine gitti

BİRGÜN, 25.09.2019 01:05 SAĞLIK BURCU CANSU
(AS: Bizim katkımız yazının altındadır..)
Sayıştay, Kamu Özel İşbirliği Projesi ile hasta garantili şehir hastaneleri yaptıran ve fazla aşı alarak depolarda çürümesine neden olan Sağlık Bakanlığı’nın bir yıllık net zararının 1 milyar 772 milyon 475 bin TL olduğunu belirledi.

Şehir hastanelerinin muhasebe işlemlerinde birçok sorun olduğunu tespit eden Sayıştay, şirketlere taahhüt edilen garanti ödemesi tutarlarının muhasebeleştirilmediğini ve bilanço dipnotlarında gösterilmediğini açığa çıkardı.

Sağlık Bakanlığı’nın bir yıllık net zararının 1 milyar 772 milyon 475 bin TL olduğu tespit edildi. Denetim sonuçları rapora şöyle yansıdı:

Tamamlanmayan şehir hastaneleri: Yüklenici firmanın yerine getirmeyi taahhüt ettiği yapım işlerinin izlenebilmesi amacıyla girişilen ‘taahhüt tutarları’ uygun bir şekilde muhasebeleştirilmedi.

Taahhüde bağlanan şehir hastanelerinden bazılarına ait taahhüt tutarları kayıt dışı kaldı. Taahhüt işlemlerinin mevzuata uygun şekilde muhasebeleştirilmemesi nedeniyle bilanço gerçeğe uygun tutarları göstermedi.

Hizmete giren şehir hastaneleri: Şehir hastanelerine ait varlık ve yükümlülükler kaydedilmedi. Kira ödemeleri hatalı muhasebeleştirildi ve muhasebe içi envanter işlemleri yapılmadı. Bu da fiili durumu tam ve doğru olarak göstermedi.

Garanti tutarı muhasebeleştirilmedi: Şehir hastaneleri sözleşmelerine ek belirlenen ve idare tarafından görevli şirkete taahhüt edilen garanti tutarlarının muhasebeleştirilmediği ve bilanço dipnotlarında gösterilmediği tespit edildi.

OLMAYAN TÜP BEBEK BİRİMİ İÇİN GARANTİ BEDELİ

Sayıştay’ın şehir hastaneleri ile ilgili öbür belirlemeleri ise şöyle:

  • Fiilen şantiye halindeki hastaneler için yer ve bahçe bakım hizmet ödemesi yapıldı.
  • Şehir hastaneleri sözleşme ve eklerinde belirlenen cins ve sayıda tıbbi cihaz ve ekipmanlar (AS: donanımlar) bulunamadı.
  • Elazığ Fethi Sekin Şehir Hastanesi’nde Tüp Bebek Birimi bulunmaması ve hizmet alınmamasına karşın laboratuvar hizmetleri altında tüp bebek birimi için garanti bedeli ödemesi yapıldı.
  • Faaliyete geçen kimi şehir hastanelerinde ticari alana ait inşaatlar bitirilmedi.
  • Kullanım Bedeli ve Hizmet Ödemelerine ilişkin, şirket tarafından ödenmesi gereken damga vergisi idare tarafından üstlenildi.

AŞILAR DEPODA ÇÜRÜDÜ

Raporda dikkat çeken bir başka husus da “Aşı Takip Sistemi” ile ilgili. Aşı Takip Sistemi’nin güvenilir veri üretmemesi nedeniyle aşı gereksiniminin sağlıklı belirlenemediği, satın alınan aşıların ömrünün dolduğu belirtildi. Sağlık müdürlüklerinin deposunda 11 332 471 TL değerinde son kullanma süresi biten aşı olduğu saptandı. 2018 yılında 808 380 doz PPD (tüberkülin deri testi), 383 060 doz kızamık, 293 793 doz kızamık, kızamıkçık, kabakulak, 42 682 doz mevsimsel grip ve 32 500 doz Hepatit B aşısının il sağlık müdürlüklerinin deposunda kullanılamaz duruma geldiği bildirildi.
==============================
Dostlar,

  • Türkiye, bırakın iyi yönetilmeyi, açıkça “çökertiliyor“!

İşin özü budur.
Aşı konusunda “fazlalık“ sorunu ayrıca tartışılabilir..
Çünkü Kasım 2015’te bir bireysel başvuru nedeniyle AYM’nin (Anayasa Mahkemesi) dileyen anababaya çocuklarına AŞI YAPTIRMAMA hakkı tanımasından bu yana ülkemizde aşı yaptırmayanlar artıyor.. Bu konuda gerçekleştirdiğimiz SAĞLIK HUKUKU yüksek lisans (master) tezi savunmamızın pp yansıları için tıklayın AHMET_SALTIK_Tez_sunumu_10.08.2018

Sağlık Bakanlığı bu bağlamda verileri paylaşmıyor. Tam bir karartma var.
Bu sitede manşette ÇOCUK AŞILAMALARI SORUNUNU sürekli tutuyoruz..

Türkiye’de Bağışıklama Hizmetlerinin Durumu: Sorunlar Öneriler Konferansı

  • TBMM’den hızla yasa çıkarılarak çocukluk aşıları zorunlu kılınmalıdır; salgın riski var!
  • AŞI REDDİ : ETİK BUNUN NERESİNDE?? tıklayınız..
    Sağlık Hukuku Tezimize dayalı 3 bildirimizin tam metni ve yansıları için  tıklayın
    Anayasa Mahkemesi çocuk aşıları hakkında nasıl yanlış bir karar verdi, kamuoyu görmeli
    “AŞI REDDİNİN SAĞLIK HUKUKU BOYUTU” (35 yansı pdf, tıklayınız..)
    ******

Ek olarak Türkiye’nin 5 milyona varan yabancıları ve her yıl 40 milyona varan turisti var. Yine her yıl, 100 bini aşan, bizden daha geri kalmış ülkelerden ülkemize kaçak girişler var. İpin ucu kaçmış durumda ve TÜİK tutarlı nüfus istatistikleri veremiyor.
Böyle ülke yönetilmez; bir ülke ancak BÖYLE BATIRILABİLİR!
AKP iktidarının 17 yıldır tek başına yaptığı ay-nen budur!

  • Bu iktidar ülkemiz için bir BEKA SORUNU durumuna gelmiştir.

İvedilikle ERKEN GENEL SEÇİM yapılmalı ve bu yıkımdan Türkiye kurtarılmalıdır.

Yineleyelim :

  • TBMM’den hızla yasa çıkarılarak çocukluk aşıları zorunlu kılınmalıdır;
    salgın riski giderek büyümektedir!

Şehir hastanelerini de bu sitede çoooooooooooooooook yazdık.

Açıkça adını koyduk : Şehir hastaneleri TALANI!

Örn. (ve pek çok dosya) : ŞEHİR HASTANELERİ TALANI Konferansımız

Şimdi sıra TALANI – SOYGUNU saklamaya geldi..
Devlet kayıtlarına sokmama..

  • Nereye dek hey Lordum, nereye dek?!

Sevgi, saygı ve KAYGI ile. 25 Eylül 2019, Datça

Prof. Dr. Ahmet SALTIK​ MD, MSc, BSc​
Halk Sağlığı – Toplum Hekimliği Uzmanı​ (Ankara Üniv. Tıp Fak.)
​Mülkiyeliler Birliği Üyesi​​ – Sağık Hukuku Bilim Uzmanı​
www.ahmetsaltik.net   profsaltik@gmail.com