Erdoğan Herkesle savaşıyor!

Erdoğan'ın görüştüğü yatırımcılar 'şoke olup kulaklarına inanamamış': Herkesle savaşıyor

Erdoğan’ın görüştüğü yatırımcılar ‘şoke olup kulaklarına inanamamış’:

Herkesle savaşıyor!

16.05.2018 BİR GÜN
https://www.birgun.net/haber-detay/erdogan-in-gorustugu-yatirimcilar-soke-olup-kulaklarina-inanamamis-herkesle-savasiyor-216172.html

(AS: Bizim katkımız yazının altındadır..)

Erdoğan’la İngiltere ziyaretinde sırasında görüşen uluslararası yatırımcılar, Reuters‘e konuştu. Duydukları karşısında ‘şoke olduklarını, kulaklarına inanamadıklarını‘ söyleyen yatırımcılar, ”Piyasalar dahil herkesle savaşıyor, ama bu kazanılabilir bir savaş değil’‘ değerlendirmesini yaptı.

AKP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın 3 günlük İngiltere ziyaretinde biraraya geldiği uluslararası yatırımcılarla küresel fon yöneticileri, Reuters haber ajansına şaşkınlıklarını ifade etti. Erdoğan’ın söyledikleri karşısında ‘şoke olduklarını, kulaklarına inanamadıklarını’ dile getiren yatırımcılar, Cumhurbaşkanı’nın bir yandan artan enflasyonu
aşağı çekmeyi, TL’deki değer yitirmenin önüne geçmeyi, öbür yandan faizleri düşürmeyi
nasıl başarmayı planladığı konusunda şaşkınlık içinde kaldıklarını belirtti.

Erdoğan, gelecek ay yapılacak cumhurbaşkanlığı ve parlamento seçimlerinin ardından ekonomi yönetiminde ağırlığını artırmayı planlandığını açıklamıştı. Bazı yatırımcılar, Erdoğan’ın yurtiçindeki hasımlarını etkisizleştirmiş olmasına karşın, uluslararası finans piyasalarına ekonomide alışılagelmiş kurallara ters düşen politikalarla meydan okumada çok zorlanacağını savundu.

Görüşmelerin siyasal duyarlılığı nedeniyle adlarının açıklanmasını istemeyen yatırımcılar, Erdoğan’ın yaklaşımından ve böylesine kırılgan bir dönemde piyasalarla savaşa girmeye
hazır olması karşısında afalladıklarını dile getirdi.

‘DÜŞMAN LİSTESİ ÇOK UZUN’

Büyük ölçekli bir varlık yönetim şirketinde çalışan bir fon yöneticisi,
Erdoğan’ın düşmanlardan oluşan uzun bir liste tuttuğuna dikkat çekerek şöyle konuştu:

  • Herkesle savaşıyor
  • Muhalefetle savaşıyor,
  • (Fethullah) Gülen’le savaşıyor,
  • radikallerle, başarısız darbe girişimiyle savaşıyor;
  • şimdi de piyasalarla savaşıyor ve bu da tehlikeli.”

‘FİNANS PİYASALARIYLA SAVAŞI KAZANAMAZSINIZ’

Erdoğan’ın beraberindeki kurulda bulunan Başbakan Yardımcısı Mehmet Şimşek‘le
basına kapalı toplantıya katılan bir yönetici de “Yurtiçinden istediğiniz kadar düşman bulun.
Ancak finans piyasalarına çatarsanız bu savaşı kazanamazsınız.” dedi.

‘ERDOĞAN ÇOK NET KONUŞTU, AMA KENDİSİNE KATILMIYORUM’

Erdoğan’la toplantıya katılan bir portföy yöneticisi, Cumhurbaşkanı’nın ‘son derece dürüst’ olduğunu, 24 Haziran seçimlerini kazanması durumunda faizlerin izleyeceği gidiş hakkında
çok net konuştuğunu aktararak şöyle devam etti:

”Erdoğan tekrar cumhurbaşkanı seçilmesi halinde faizlerin yüksek değil düşük olmasını sağlayacağını söyledi… Yüksek faizlerin yüksek enflasyona yol açtığı görüşünde;
ben bu görüşe katılmıyorum.”

‘MADEM ÖYLE, LONDRA’YA GELİP BU MESAJLARI NEDEN VERİYOR?’

Erdoğan’la yapılan görüşmeye katılan üçüncü bir fon yöneticisi şu değerlendirmeyi yaptı:

“Piyasanın bir avuç spekülatörden oluştuğunu düşünüyor ve hedef kitlesi de onlar değil.
Hedef kitlesi, Türkiye’deki sıradan insanlar ve onların da düşük faizlere gereksinimi var.”

Aynı fon yöneticisi, “Peki, o zaman neden Londra’ya gelip de kurumsal yatırımcılara
tam da duymak istemedikleri bu mesajı veriyor?” sorusunu yöneltti.
===========================================
Dostlar,

Bu yazıda saptanan Erdoğan’ın kişiliği, tutum ve davranışlarına ilişkin gerçekler son derece önemlidir.

Temelde, Türkiye’nin içine sürüklendiği çıkmazın da tanısı ve açıklamasıdır.

Bu kişilik – tutum – davranış – inat ve kadronun Türkiye’yi bataktan çıkarması olanaksızdır.

En hayırlısı AKP = Erdoğan’ın en azında  bir dönem muhalefete düşmesidir. Bu arada çok yönlü bunalımın yaraları biraz sarılabilir ve AKP = Erdoğan da muhalefeti tadarak demokratik terbiye – sabır vb. bakımlardan biraz daha olgunlaşabilirler. Hatalarını görme, ders çıkarma olanakları olabilir. Sonrasında belki gene iktidara gelirler. Demokrasi böyle bir şeydir, iktidar da muhalefet de olağandır. Bu olgunun herkesin içine sinmesi gerekir.

  • Türkiye’de herkesin, Erdoğan’ın ileri derecede narsisitik kişilik yapısının
    bu sorunların başlıca kaynağı olduğunu artık görmesi gerekiyor.

Bu sitede belki yüz kez yazdık; en büyük görev de 1. derece akrabalara – AKP kurmaylarına düşüyor.. Ne yapıp edip bir yolunu bularak Erdoğan’ı frenlemek ve en azından bir dönem muhalefette kalarak sağlıklı gözlemle toparlanmasını sağlamak.

Türkiye için yaşamsal bir kavşaktayız..

Seçmen kitlelerinin, AKP’ye OY veren – vereceklerin bu yakıcı gerçeği görmesi gerek..

Kısa erimli hesaplarda boğulmadan..

Biz 24 Haziran ve 8 Temmuz 2018 için umutluyuz..
Seçimlere HİLE katılmaması ve
OLAĞANDIŞI BİR SENARYO yazılıp oynanmaması koşullarıyla..

Sevgi ve saygı ile. 17 Mayıs 2018, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

RESMİLEŞTİRİLEN YALAN: “PARLAMENTER HÜKÜMET SİSTEMİ YERİNE CUMHURBAŞKANLIĞI HÜKÜMET SİSTEMİ”

RESMİLEŞTİRİLEN YALAN: “PARLAMENTER HÜKÜMET SİSTEMİ YERİNE CUMHURBAŞKANLIĞI HÜKÜMET SİSTEMİ”

Prof. Dr. İbrahim KABOĞLU
http://ibrahimkaboglu.org/resmilestirilen-yalan-parlamenter-hukumet-sistemi-yerine-cumhurbaskanligi-hukumet-sistemi.html/

(AS : Bizim katkımız yazının altındadır..)

Başbakan tarafından TBMM’ye 8.5.18’de sunulan “6771 sayılı Kanunla Türkiye Cumhuriyeti Anayasasında Yapılan Değişikliklere Uyum Sağlanması Amacıyla Çeşitli Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Konusunda Yetki Kanun Tasarısı” (30.04.18) ne anlama geliyor?

Kanun yerine KHK  düzenlemeleri ile uyum sağlama yolu;
Önce, Anayasa’nın emredici hükmünün ihlali anlamına geliyor.
Sonra, “tasfiye”nin de Anayasa’ya aykırı yol ve yöntemle kotarılacağı için “yeni dönem”in mevzuata ilişkin temeli konusunda fikir veriyor.
Nihayet, “yeni dönem”in resmi yalanlara dayandırılacağını gösteriyor.

ANAYASA’NIN AÇIKÇA İHLALİ

6771 sayılı Anayasa değişikliğine ilişkin Kanun Geçici md. 21/A’ya göre,

  1. Bu Kanunun yürürlüğe girmesinden itibaren en geç altı ay içinde Türkiye Büyük Millet Meclisi bu değişikliklerin gerektirdiği Meclis İçtüzüğünü ve kanuni düzenlemeleri yapar”.
  2. Türkiye Büyük Millet Meclisinin 27 nci yasama dönemi milletvekili genel seçimi ve Cumhurbaşkanlığı seçimi 3/11/2019 tarihinde yapılır.”
  3. Meclisin seçim kararı alması halinde 27 nci yasama Dönemi milletvekili genel seçimi ve Cumhurbaşkanlığı seçimi birlikte yapılır”.

TBMM’de 24/4/18 tarihli seçim kararı, bu anayasal düzenlemeye açıkça aykırı. Altı aylık sürede düzenleme yükümlülüğünü 12 ayda bile yerine getirmeyen Meclis, seçimleri 16 ay öne çekmekte sakınca görmedi. Anayasal yükümlülüğü yerine getirmemesi, ihmal yoluyla anayasaya aykırılık oluşturmakta; bu ihmali gecikmeli de olsa telafi etme yerine seçimleri yenileme kararı alması, “eylemli” anayasaya aykırılık durumu oluşturmakta.

ANAYASA’YA AYKIRI TASFİYE KARARNAMESİ

Yasa tasarısı ile, “yasama yetkisi”nin, yani  “Meclis İçtüzüğünü ve kanuni düzenlemeleri yapma” yetkisinin,   Anayasa md. 7’ye aykırı bir biçimde Hükümete devri istenmekte .

Kanun-i Esasi’den bu yana oluşan anayasal kurum ve kurallar ile denge-denetim düzeneğini tasfiye için, “ilkeler ve yetki süresi” başlıklı md. 2; “Bakanlar Kurulu bu Kanuna göre verilen yetkiyi kullanırken; yürürlükteki kanun ve kanun hükmündeki kararnamelerin 6771 sayılı Kanuna uyumlu hale getirilmesini, kamu hizmetlerinin verimli, süratli ve etkin bir şekilde yürütülmesi ile hizmetin özelliği ve gereklerine uygun düzenlemeler yapılmasını,…” öngörüyor. Burada, başlıca üç temel sorun öne çıkıyor:

-TBMM, 12 aydır ihmal ettiği ve kullanmadığı yetkisini, Bakanlar Kurulu’na bir ay gibi sıkıştırılmış bir zaman diliminde kullanması için devrediyor. (Haliyle bu yetkiyi, tıpkı OHAL KHK’lerde olduğu gibi fiilen bürokratlar kullanacak).
-TBMM, yetki kanununa dayanılarak çıkarılacak kararnameleri denetleyemeyecek ve yasalaştıramayacak.
-Anayasa Mahkemesi, yetki kanunu ve bu çerçevede çıkarılacak kararnameler üzerinde -iş işten geçmeden- anayasallık denetimi yapamayacak.

CUMHURBAŞKANLIĞI HÜKÜMET SİSTEMİ: TAM BİR YANILSAMA

Kanun Tasarısı genel gerekçesine göre; “21/1/2017 tarih ve 6771 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasasında Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun ile 18/10/1982 tarih ve 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasasında değişiklik yapılmış ve yapılan değişiklikle, parlamenter hükümet sistemi yerine cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi getirilmiştir”.

Seçimler için en güçlü slogan olarak kullanılan ‘Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’ kavramının resmileştirilmesi, gerçek durumu değiştirmez.  Çünkü;

– Bir kez, anayasa hukukunda böyle bir kavram yok. Ama olsa da fark etmez; çünkü Hükümeti ortadan kaldırmak, 6771 sy. lı Kanun’un öncelikli amacı.
Cumhurbaşkanlığı ise, örtülü bir biçimde kaldırıldı. “Cumhur” başkanlığı, “parti” (halkın bir kısmı) başkanlığına indirgendi. Uygulama ise, bunun teyidi.
-Ya sistem? “Eşgüdüm içinde bulunan kurumlar bütünü” şeklinde tanımlanan sistem ile 6771 sayılı Kanun düzenlemesi arasında bir ilişki yok. Zira bu metnin özü, kurumlar eşgüdümünü değil, bütün kurumları bir kişinin güdümüne koyma hedefini yansıtıyor. Anayasal düzlemde hukuki öngörülebilirlik ve  hukuki güvenlik ilkelerinin ikinci plana atılması da, güdümlü yapıyı pekiştiriyor.

Özetle; hükümetin, cumhurbaşkanlığının ve sistemin olmadığı bir düzenlemeyi, Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi olarak adlandırmak, bir yanılsama, hatta yalanın resmileştirilmesi ötesinde bir anlam taşımaz.

MONOKRASİNİN TEMEL TAŞLARI

Yaşadığımız süreç ve değinilen sorunlar, 24 Haziran seçimlerinde “cumhur ittifakı”nın çoğunluğu alması durumunda ülkemizi nelerin beklediğini göstermesi bakımından işlenmeye değer.

Anayasa değişikliği: TBMM’deki oylama şeklinden 16 Nisan halkoylamasına kadar “meşru olmayan” bir süreç.
-Uyum yasaları: Uyum yasalarının çıkarılmaması ve bu görevin Anayasa dışı yol ve yöntemle, yetkili olmayan organlara  bırakılması, “meşru olmayan” bir geçiş tarzı.
Tek kişi yönetimi: OHAL ortam ve koşullarında dayatma yöntemiyle değiştirdiği Anayasa’ya kendilerinin koyduğu bir kurala bile uymayan bir yönetim, meşru olabilir mi? Hele bu, “gerçek iktidarın Devlet başkanının iradesine dayandığı yönetim” (monokrasi) ise!
================================================
Dostlar,

Sayın Prof. Dr. İbrahim Kaboğlu saygın bir Anayasa Hukuku uzmanıdır.
CHP’den milletvekili adayı olması yakışır, dileriz vekilliği de gerçekleşir.
Kaboğlu hoca, 67 yaş emekliliğine çok kısa süre kala, bir OHAL KHK’sı kamu görevinden (Marmara Üniv. Hukuk Fak.) uzaklaştırılmış, emekli olma hakkı da gasp edilmiş ve pasaportuna el konmuştur. Prof. Kaboğlu, geçimini sağlamak için yurt dışı üniversitelerinde de ders verememektedir. Ayrıca terör örgütü ile ilişkilendirilerek ağır cezada yargılanmaktadır….

Bu kuşatmaya ne demeli?
SİVİL ÖLÜM?
SOSYAL ÖLÜM?
YAVAŞ YAVAŞ CİNAYET??
….

Hukuka ve evrensel insan haklarına uyar zerre yanı var mıdır??

– Hayır, yoktur!

Kaboğlu hocamızın yukarıdaki yazısı çok önemlidir. AKP = RTE gider ayak bir kez daha Anayasayı çiğnemekte ve buna TBMM’ni de alet ve suç ortağı kılmaktadır. Bu kısa sürede, gerçekte doğrudan  TBMM yerine, Bakanlar Kurulu KHK’leri ile yapılacak düzenlemeler korkunç bir silah durumuna ge(tiri)lebilir. Hem içeriği bakımından hem de AYM denetimi fiilen ol(a)mayacağı için! (zaman darlığı!)

  • Demokrasiye – hukuka zerre kadar saygısı – bağlılığı olmayan bir siyasal kadro gözünü karartmıştır.
  • Ne yazık ki, iktidarı asla ve kat’a vermemek üzere koşullanmış bu kadrolar, her yaptıklarını sınırsız biçimde rasyonalleştirme psikolojk savunma düzeneklerini de sonuna dek ve sınırsız biçimde kullanagelmektedirler.
  • Akılcı biçimde ikna edilmeleri ve sağduyulu davranmalarını beklemek anlamsızlaşmıştır ve olanağı da gözükmemektedir.
  • Bu durum başlı başına bir politik tıkanma ve hukuksal kördüğümdür..

Ancak tarihte, Gordion’un kördüğümünü kılıcıyla parçalayan Büyük İskender örnekleri de vardır!

Sevgi ve saygı ile. 16 Mayıs 2018, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

 

ALİ ERCAN : HATA

HATA !

Değerli arkadaşlar,

CHP Demokrasi adına örnek bir çıkışla İYİP’yi 15 MV ile desteklediğinde sevinmiş, alkışlamıştık. Ancak CHP’nin bütün çabalarını bir anda sıfırlayabilecek bir hareketini, HDP’ni dışlayan acemice hareketini (en azından ben) şaşkınlıkla ve kaygı ile izliyorum.

Satrançta da öyledir, yapacağınız bir kötü hamle, önceki bütün iyi hamlelerinizi bir anda sıfırlar ve yenilirsiniz.

RTE’nin kurnazca taktiği tuttu; 5 milyon (AS: 6,5 milyon!) oy alan HDP’ni, emrindeki “Algı operatörü” Basın ve Medya aracılığı ile “Terörün temsilcisi Parti” olarak lanse etti ve bu HDP=PKK zokasını CHP de yuttu. (AS: HDP’nin net ve içtenlikli olarak terör bağını koparması gerek!)

Bir taraftan “Kürt kardeşlerimizin büyük çoğunluğu Terörle ilişkili değildir, Dağa çıkanlar emperyalizmin yanılttığı bir avuç sapkındır…” falan ” diyoruz, bir yandan da Kürtlerin Oy verdiği Partiyi, yani HDP seçmenlerini toptan “Terörist” kefesine koyuyoruz…. Bu ne denli yanlış ve bir o ölçüde de tehlikeli bir yaklaşımdır; anlamak olanaklı değil.

Bu kompleksle CHP de, yarısı AKP öbür yarısı MHP seçmeni olan İYİP’ye gösterdiği sempatinin onda birini bile HDP’ne gösteremeyerek tehlikeli sonuçlar doğurabilecek bir yanlış yaptı..

Burada yakın tarihimize bakalım: Mustafa Kemal Bağımsızlık Savaşının başarıyla yürütülmesi için dişlerini sıktı, kendisiyle %100 karşıt görüşte olanlarla, hatta canına kast edenlerle, Osmanlıcı, gerici, Laiklik ve Cumhuriyet Düşmanlarıyla bile “Söz konusu Vatansa, gerisi (ayrıntıdır) teferruattır” diyerek Savaşın bitimine dek ittifak (AS: dayanışma) yapmıştı… Anlaşılan o ki, CHP Atatürk‘ten zerre kadar ders almamış. (AS: Bunca katı olamayız tek bir ölçütle!)

Şimdi bütün İttifak Partileri Baraj sorunu olmaksızın seçime girerken salt HDP (ve VP) %10 Barajı ile karşı karşıya…  İki olasılık var:

1-HDP Baraj altında kalır; HDP’nin alabileceği 80 dolayında Milletvekili AKP hesabına yazılır ve AKP muhtemelen 360 MV ile Mecliste %60 çoğunluğa erişir.
2-HDP Barajı geçer; ancak HDP seçmenleri dışlanmışlık duygusuyla tepkilerini gösterir, “ne haliniz varsa görün” diyerek 2. turda sandığa gitmeyebilirler.

Hem dışlıyorsun, hem de sıkıştığında “elini ver kardeş” diyorsun… Bu bir kez olur, 2. kez olmaz. (örn. Referandumda %49 Hayır oyları HDP’siz %39’da kalırdı..)

15 gün aradan sonra, 3., 4. ve 5. sıradaki Partilerin seçmenlerinin 1/3 kadarının “yarıştan kopmuş” olmanın psikolojik etkisiyle sandığa gitmeme riskini de eklersek (ki bütün iki Turlu seçimlerde bu etki gözlenir) üzülerek söyleyeyim, Demokrasi ittifakı Adayının HDP katkısı olmadan en çok %41’de kalacağını söyleyebiliriz.

Sonuçta, en çok %46 dolayında Oyu olan Cumhur İttifakı, yani RTE, 2. turda oylarını artırmasa bile, seçimi 46 / (46+41) = %53 ile kazanmış olur…

Umarım, bütün söylediklerim yanlış çıkar değerli Dostlar ve ben yanılmış olurum….
Ve sizlerden 25 Haziranda (memnuniyetle) özür dilerim. (æ 02.05.2018)
________
not. Beğenen dostlarımın paylaşmalarını da bekliyorum. æ
======================================
Dostlar,

HDP hemen, sürekli, kararlı biçimde, zikzak yapmadan, PM (parti meclisi) eliyle karar almalı ve terörle, başta PKK terör örgütleriyle olmak üzere her türlü bağını kestiğini kamuoyuna açıklamalıdır. İspanya’daki 60 yıllık ETA gibi örneğin. Etnik temelli olmayan uygar siyaset yapmak üzere politik yelpazede yer almalıdır. Bu kararını ilk Kongrede tüm delegelerine onaylatmalıdır. Her şey çok hızla ve çok etkili olarak değişir, ülke normalleşir ve ceberrut iktidardan kurtulur.. Bunu yapmak için vakit hala geç değil. Öbür türlü, PKK ile bağını net olarak koparmayan bir siyasal parti, günümüz koşullarında Türkiye’de baraj altında kalır. Hem HDP parlamentoda temsil edilemez, hem de AKP iyi ama haksız bir çoğunlukla yeniden iktidar olur. AKP bir daha “açılım – saçılım” yapabilir mi; baraj altında kalan HDP ile değil herhalde! Bu bakımdan 2. turda HDP  o denli mutlak – özerk falan da değil.

Anahtar, uygun olmayan kilitte kırılarak tasfiye olmasın..

Sevgi ve saygı ile. 14 Mayıs 2018, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

 

 

24 HAZİRAN’A DOĞRU

24 HAZİRAN’A DOĞRU 

Suay Karaman

24 Haziran seçimlerine doğru önce seçim birliktelikleri, sonra cumhurbaşkanı adayları belli olmaya başladı. Yeni seçim yasasına göre AKP, MHP, BBP ‘Cumhur İttifakı’ kurarken; CHP, İyi Parti, Saadet Partisi ise ‘Millet İttifakı’ kurdu. Öncelikle cumhurbaşkanlığını almak isteyen ve bu yüzden Cumhur İttifakı yapan AKP, Millet İttifakından korkmuş şekilde, hırçınca yoluna devam edecektir.

Yeni sistemde her şeyin başı olan cumhurbaşkanı için, Meral Akşener, Tayyip Erdoğan ve Muharrem İnce partileri tarafından aday gösterilmişlerdir. Erdoğan’ın ülkeye ne getirip, neler götürdüğü ortadadır. Bu bağlamda Akşener ile İnce’nin  söylemleri, eylemleri ve kuracakları ekipler çok önem taşımaktadır. Özellikle parlamenter demokrasiye döneceklerinin güvencesini vermeleri, toplumu büyük ölçüde rahatlatacaktır ve böylelikle 16 Nisan 2017’de yapılan halk oylamasının üzerindeki şaibe de ortadan kaldırılacaktır.

Ülkenin cumhurbaşkanı olacak kişinin bilgisi, birikimi, kültürü ve düzeyi yüksek olmalıdır. Bunun yanında geçmişi temiz olmalı, karanlık ilişkileri bulunmamalıdır. Atatürk ilke ve devrimlerine bağlı, yurtsever, ülkesinin ve halkının çıkarlarını koruyan, bulunduğu makamı dolduracak olgunlukta olması gerekir. Eğer seçmenler bunları göz önüne alırsa, toplumun baskı ve sıkıntıdan kurtulabilmesi sağlanmış olacaktır.

Meral Akşener, uzun bir süreden beri çalışmalarını yürütmektedir ve siyasi iktidar karşısında yeni kurulan partisiyle ivme kazanmış, umut olmuştur. Seçime 42 gün kalmışken CHP, cumhurbaşkanı adayını açıklamıştır. Öncelikle partinin içinden biri olması, partilileri sevindirmiş ve büyük bir coşku yaratmıştır.

Muharrem İnce’nin iyi bir hatip olduğu bilinmektedir ancak önemli olan çok konuşmak değil, etkili konuşmaktır. İdeolojik temele dayanan, sağlam konuşmalar yapmaktır. Adaylık açıklaması sonrasında, Hacı Bayram Veli türbesini ziyaret edip, ardından cuma namazı kılması, basit politik manevradır. Aslı varken, kimse suretine bakmaz. Özellikle CHP’li bir adayın asıl gitmesi gereken yer Anıtkabir olmalıydı. (AS: Oraya da gitti!)

Büyük şairlerimizden Orhan Veli Kanık, çıkardığı Yaprak dergisinde 15 Mayıs 1950’de şöyle yazmıştır: “Seçimler bitti. Demokrat Parti, Halk Partisi’ni korkunç bir bozguna uğrattı. Oysaki Halk Partisi, halkı kazanacağını umarak fikirleriyle ilkelerinden son zamanlarda ne fedakarlıklar etmişti. Bütün yayınlarına göz yumulan din dergileri, okullara konan din dersleri, yeniden açılan ilahiyat fakülteleri, imam hatip kursları, türbeler, sermayeye sağlanan imtiyazlar, her türlü irticaya tanınan haklar; hiçbiri kar etmedi.” Tarihten ders alınmaz ve aynı hatalara tekrar düşülürse, değil iktidar olmak, ana muhalefet bile olunamaz.

Üstelik İnce’nin adaylık açıklamasından dokuz gün önce söylediği sözler, toplumun bölünmesine hizmet eder niteliktedir: “Cumhurbaşkanı yardımcılarını baştan ilan edeceğim: Bir yanıma muhafazakar bir ismi, bir yanıma milliyetçi bir ismi, bir yanıma bir Kürt’ü, bir yanıma bir Alevi’yi alacağım Cumhurbaşkanlığı yardımcısı olarak.” CHP’nin cumhurbaşkanı adayı, yardımcılarını bu şekilde istediğine göre Lübnan gibi, Irak gibi bir modelde federatif devlet ihalesine uygun görünüm sergilemektedir. (AS: buna katılamıyoruz..)

Eğer ortak düşünce AKP’yi iktidardan indirmek ve yeni bir cumhurbaşkanı seçmek ise, o halde yapılan seçim birlikteliğinin gereği olarak, cumhurbaşkanlığı için de ortak hareket etmek gerekir. İnce’nin aday yapılmasıyla, Akşener’e gidecek CHP oylarının gidişi durdurulmuştur. Dış güçlerin yaptığı yeni proje çerçevesinde İnce’nin aday gösterilmesi sonucunda, Akşener’e gidecek oylar engellenerek, ilk turda Erdoğan’ın seçtirilmesi sağlanmak istenmiş olabilir. (AS: CHP vargücüyle adayı İnce için çalışıyor!?)  Bunun benzeri Ekmeleddin olayında yaşanmıştı. Dış güçlerin desteğiyle dayatılan yanlış aday sonucunda, ilk turda Tayyip Erdoğan’ın seçtirilmesi sağlanmıştı.

Burada önemli olan, seçimi muhalefetin doğru adayıyla, 2. tura taşımaktır. Seçimin 2. turuna Erdoğan ve İnce kalırsa, büyük olasılıkla Erdoğan seçimi kazanır. İnce’nin seçimi kazanacağını düşünmek ya çok iyi niyetten, ya da saflıktan kaynaklanabilir. (AS: bize çok gerçekçi geliyor..) Ancak 2. tura Erdoğan ve Akşener kalırsa, büyük olasılıkla Akşener seçimi kazanır. Çünkü Akşener, hem soldan, hem de sağdan oy alabilecek güce sahiptir. İşte bu durumda seçmenlere büyük görev ve sorumluluk düşmektedir. Her türlü hukuksuzluğu yapan AKP iktidarı sona erdirilerek, yeni bir yönetim oluşturulması için bilinçli seçim yapılmalıdır. Fakat şunu da aklımızdan çıkartmamalıyız ki, sonuçları ne olursa olsun bu seçim son seçim değildir ve olamaz da. Mustafa Kemal Atatürk’ün ülkesinde, her zaman aydınlığa doğru giden bir yol bulunur, bulunacaktır da…
===================================

Değerli dostumuz Suay Karaman‘a yazısı için teşekkür ederiz..
Yazı içinde 3 yerde çekincelerimizi belirttik (altı çizili)…
Cumhurbaşkanlığı için en güçlü aday Muharrem İnce görünüyor..
Önümüzdeki günlerde umar ve dileriz ki “belden aşağı” vurma olmaz; komplolar kurulmaz ve adaylara haksız çamur  – istifa atılmaz..

  • Uyarmak isteriz ki; iktidar,
    kamuoyunu yanıltıcı gri – kara propaganda yöntemlerine başvurmasın!
    Sevgi ve saygı ile. 14 Mayıs 2018, Ankara

    Dr. Ahmet SALTIK
    Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
    www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

MÜLKİYE İNSAN HAKLARI MERKEZİ AÇILIŞ TÖRENİ

MÜLKİYE İNSAN HAKLARI MERKEZİ AÇILIŞ TÖRENİ

Törene katıldık.. notlarımız yazının sonunda..

Mülkiye’de insan hakları alanında lisans ve yüksek lisans derslerinin işlenmesinin 60 yıla yakın bir geçmişi var. Bu gelenek, 1978 yılında, Soğuk Savaş yıllarında ve henüz “insan hakları” kavramı popüler olmadan önce Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi İnsan Hakları Merkezi’nin kurulmasıyla daha kurumsal bir niteliğe kavuştu. Anılan dönemde bir yandan enstitülere dayanan Mülkiye geleneği bir yandan da Fakültelerin özerkliğinin tanındığı hukuksal alt yapı yeni Merkez’in hızla tanınmasını ve gelişmesini sağlamıştı.

Ne var ki Merkez ilk büyük darbeyi kuruluşundan çok kısa bir süre sonra 12 Eylül 1980 darbesinde aldı. İHM’nin kuruluşunda yer alan çok sayıda akademisyen 1402 Sayılı Yasa uyarınca üniversiteden uzaklaştırıldığı için İHM uzunca bir süre sessizliğe gömüldü.

1990’lı yıllarda tekrar akademik çalışmalara başlayan İHM, 2000’li yıllarda diğer akademik insan hakları merkezlerinden farklı olarak ulusal ve uluslararası alanda insan hakları örgütleriyle yürüttüğü faaliyetlerle insan hakları alanında çalışan çok farklı kesimlerin önemli bir bilgi odağına dönüştü. Bu dönemde gerçekleştirilen çok sayıda panel ve konferans yanında insan hakları savunucularına yönelik yaz okulları, Türkiye’nin her yerinden insan hakları savunucularına ulaşmayı mümkün kılmıştı. İHM’de faaliyet gösteren öğretim elemanları 2011 yılında Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü çatısı altında disiplinler arası bir anabilim dalını kurmuş, akademiyle sivil toplum arasındaki ilişkiyi daha kurumsal bir yapıya kavuşturmuştur.

1970’lerde İnsan Hakları Merkezi’nin kuruluşunda olduğu gibi 2000’lerde alternatif bir insan hakları yaklaşımını, araştırma ve eğitimini mümkün kılan da Mülkiye’nin özgürlükçü ve çok disiplinli akademik ortamı olmuştu. İHM, 2. büyük darbeyi yine bir olağanüstü hal döneminde yaşadı. İnsan Hakları Anabilim Dalı’nın iki araştırma görevlisi yanında, İHM Yönetim Kurulu’nun 3 üyesi ve İnsan Hakları Yüksek Lisans Programının 9 hocası OHAL KHK’leriyle ihraç edildi. İHM’nin kalan haliyle bile rahatsızlık vereceği düşünülmüş olacak ki, 40 yıllık Fakülte Merkezi, 2017 yılında YÖK’ün talebine uygun olduğu gerekçesiyle kapatılmış ve Rektörlük nezdinde yeni bir İnsan Hakları Merkezi teşkil edilmiştir. Yeni Merkez için hazırlanan Yönetmelikte, birçoğu insan hakları alanında çalışan 36 Siyasal Bilgiler Fakültesi üyesinin ihracı için isimlerini Başbakanlığa gönderen Ankara Üniversitesi Rektörü yeni merkezin Müdürü, Yönetim ve Danışma Kurulu’nu seçmekle yetkilendirilmiştir. Prof. Dr. Erkan İbiş, beklendiği gibi bu Merkeze İHM ile ilgisi olmayan Fakülte dışında bir Müdür atamış, Mülkiye’nin on yıllardır devam eden insan hakları geleneğini sonlandırmayı planlamıştır. Anabilim dalı başkanlığı da Siyasal Bilgiler Fakültesi’nden alınarak Merkez’le ilgisi olmayan aynı öğretim üyesine devredilmiştir.

Oysa yukarıda anlatıldığı gibi Mülkiye’nin insan hakları geleneği; YÖK’ün, OHAL’in veya Üniversite yöneticilerinin keyfi tercih ve kararlarıyla sınırlandırılacak veya sonlandırılacak bir gelenek değildir. Nasıl akademi, OHAL’in ağır koşullarında bile üniversitenin dört duvarı arasına sıkıştırılamazsa, İHM’nin zengin geçmişi de bu keyfiliğe mahkûm olmamalıdır.

Bu keyfiyete karşı koymak için izlenebilecek farklı yollar vardır. Gerçekten de İHM’nin ihraç edilen üyeleri, ihraç edildiklerinden beri akademik çalışmalar yapmaya devam etmektedirler. Bununla birlikte, İHM’nin kurumsal geleneğini yürütecek sürekliliği olan bir çatının varlığının önemi de yadsınamaz. Bu çatı için en doğru adresin, özgürlük ve demokrasi mücadelesine her zaman ev sahipliği yapan Mülkiyeliler Birliği olduğu da açıktır.

Siyasal Bilgiler Fakültesi’nin eski, Mülkiyeliler Birliği’nin ise yeni İnsan Hakları Merkezi’nin hem akademiye hem de sivil topluma yeni bir açılım getireceği umuduyla;

12 Mayıs 2018 günü saat 15:00’te

açılışımızı gerçekleştireceğiz. Sizleri de aramızda görmekten onur duyacağız.

Mülkiyeliler Birliği Yönetim Kurulu

15:00 – I. Oturum: İnsan Hakları Merkezi’nin Kuruluşu ve İlk Yılları
Cem Eroğul – Fazıl Sağlam
16:30 – II. Oturum: İnsan Hakları Merkezi’nin Üçüncü Dönemi ve Kapanışı
Kerem Altıparmak – Feray Salman
18:00 – SBF İnsan Hakları Merkezi Tabelasının Mülkiyeliler Birliği’ne Asılması
18:30 – Kokteyl
===============================================

Dostlar,

İçimiz acıyarak bu duyuru ve çağrıyı, –gerçekte çığlığı!– paylaşmak istiyoruz.
Girişimi son derece yerinde, haklı, gururlu, onurlu, bir duruş – aydın direnişi olarak görüyoruz.
Elimizden gelen dayanışmayı göstereceğiz.
Zaman tanığımız olacak ve tarih tüm özneleri hak ettikleri yere yerleştirecektir.
Mülkiye İnsan Hakları Merkezi‘ne ve çalışmalarına dayanamayan, ona zarar veren ve engellemeye çalışan kişi ve kurumları esefle anıyoruz..
Tersine; direnenleri, saygı ve şükran ile selamlıyoruz..

Sevgi ve saygı ile. 28 Nisan 2018, Ankara
==========================================

Bu törene bu gün (12 Mayıs 2018 ) katıldık.

Devletin engellediği SBF İnsan Hakları Merkezi, çalışmalarını Mülkiye’lilerin kadim örgütü Mülkiyeliler Birliği bünyesinde sürdürecek.
Simgesel tabela, Mülkiyeliler Birliği girişinde duvara çakıldı.
Dr. Öğr. Üyesi Kerem Altıparmak ve Mülkiyeliler Birliği Başkanı Dr. Dinçer Demirkent tarafından.. Oradaydık, ana tanık olduk.
Emeği geçen ve geçecek herkese şükranlarımızı sunuyoruz.
MB-İHM‘nin (Mülkiyeliler Birliği İnsan Hakları Merkezi) başarılı çalışmalar üreteceğine inanıyoruz. Sanal ortamda insan hakları eğitimini sürdürmek, yaz okulları düzenlemek..
Mağdurlara danışmanlık hizmeti vermek.. Bilimsel yayın yapmak..
Şimdiye dek olduğu gibi AİHM içthatlarının oluşmasına katkı koymak gibi..

Bu zor günler de geçecek elbet..
Ülkemizin ve dünyanın seçkin bilim kurumlarından Mülkiye – SBF, kendisine yakışır ağırbaşlılık ve sorumlulukla bilimsel üretimini gerçekleştirmeye, eğitim – araştırmaya devam edecek.

Dr. Ahmet SAL,TIK
Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net    profsaltik@gmail.com