Şehir Hastaneleri : “Yap, İşlet, Ben Öderim. Bir Koy Üç Al”

Şehir Hastaneleri :
“Yap, İşlet, Ben Öderim. Bir Koy Üç Al”

(AS: Bizim katkımız yazının altındadır..)

Şehir Hastaneleri ile gerçekleşen kazanım ve kayıplar ülke gündeminde. 10 Şehir Hastanesi açıldı, 11 hastane de açılmak üzere yapım aşamasında. İlk göze çarpan sorular;
şehir hastaneleri devlet hastanesi mi?
– Neden devlet hastanelerini kapatıyoruz ?
Devlete ait sağlık hizmetini neden şirketlere devrediyoruz?”

“ Yap, işlet, ben öderim. Bir koy üç al”

Dr. Ceyhun İrgil

Şehir Hastaneleri sürecine kadar AKP hükümetlerinin sağlık politikalarını kısaca gözden geçirmek gerekir. Başlangıçta kamu sağlık hizmetlerini rehabilite etmek ile başlayan hükümetler zaman içinde liyakatsiz ve kifayetsiz kadroların elinde yap boza dönen sağlık sistemini içinden çıkılmaz hale getirince, her alanda olduğu gibi salt izlemci koltuğuna çekilip, hizmet üretimi ve yönetimini özel sektöre devretmenin kolaycılığına teslim oldular.

Global sermayenin, neoliberal ekonominin baskıları ile hem inşaat hem yeni rant alanı hem de popülist siyaset için verimli sonuçları olan “sağlık sektörü” enerji, eğitim gibi patronların yeni oyun sahası oldu.

Şehir hastaneleri devlet hastanesi midir?

Bu yapılanma ile değildir. Her ne kadar yönetim erki ve denetimini Sağlık Bakanlığı yapacak deniyorsa da, “parayı veren kuralı koyar”. Yani hastanenin bir sahibi var. Devletin kira ödediği bir patronu olan hastanelerin asıl yöneticileri hiç kuşkusuz şirketin yöneticileri olacak. Kiracısı olduğunuz evde hükmünüz ne kadarsa o kadar… Şirket devlet değildir. Kazancı gözetir. Kar elde edemeyen şirket batar. Yöneticinin işine son verilir. Açmaz burada. Devlet eliyle şirkete verilen hastanenin batmaması, iktidarın siyasi açmaza düşmemesi, popülist siyasetin devamı için “ne olursa olsun”, “ne pahasına olursa olsun” bu hastaneler (şirketler) kazanmak zorunda. Oysa devlet eli ve aklıyla yürütülen sağlık hizmetlerinde kar amacı güdülmez. Sağlık, eğitim, güvenlik, hatta bir parça ulaşım kamusal hizmettir. Sosyal devletin gereği ve görevidir.

Sağlıkta dönüşüm rüyası ile başlayan KHB fiyaskosu ile sonuçlanan kabus süreci bir gecede masal oldu

Sermayenin yeni rant kapısı şehir hastaneleri iktidarın çok öğündüğü sağlık yatırımları. AKP iktidarının ilk yıllarındaki kamusal sağlık hizmetlerinin ortaklaştırılması gibi yıllardır beklenen hizmetler başlangıçta kamusal sağlık hizmetlerine “ulaşılabilirlik” konusunda rahatlama getirirken, sağlık kalitesi, çalışma huzuru, çalışanların özlük hakları gibi konular göz ardı edildi.

Siyaseten çokça ekmeğini yedikleri ve çok övündükleri ”sağlıkta dönüşüm” projesini sessiz sedasız bir gecede KHK ile kaldırdılar. Yıllarca reklamı yapılan, emek harcanan ve sağlık sistemini alt üst eden Kamu Hastaneleri Birliği gibi yapılanmalar bir gecede yok edildi.

Ücretsiz denilen sağlık hizmetlerinde 10’dan çok aşamada ödeme ve katkı payı getirildi. Özel hastaneler teşvik edilirken, kamu hastaneleri salt modern bina (inşaat işleri) olarak görüldü. Sağlık hizmetinin niteliği düştü. Binlerce uzman doktor istifa ederek ya emekli oldu ya da özel sektöre geçti. İlçe hastanelerinde yalnızca küçük ve orta ameliyatlar yapılabilirken, büyük kent hastanelerinde bile büyük ve özellikli ameliyatlar sekteye uğradı. Özel hastane katkı payları %200’e çıkartılırken, devletin mücadele etmesi gereken, mücadele ettiğini iddia ettiği “ek ödemeler” (bıçak parası vb.) legalize edildi. Bizzat devlet eliyle tarifeye bağlandı. Sağlık atamalarındaki liyakat terkedildi. 2005 sonrası artan istifalar ile liyakatli ve deneyimli kadrolar kamu sağlık hizmetlerini terk ettiler.

  • Sağlık Bakanlığı cemaatlerin, siyasetin koşu alanı oldu.

Deneme yanılma yolu ile sağlık sistemi yürüyen ama işlemeyen bir yapıya büründü.

  • Sağlık Ocaklarının kapatılması kırsalda sağlık hizmetlerini felç etti.

Köyünde, beldesinde insanlar bir iğne yaptırmak için ilçe veya kente gelmek zorunda kaldılar. Kentte reçete yazdırma gibi sağlık evrak işlerinin ulaşılabilir ve kolay olması gibi basit bürokratik konular mesele edilip düzenlenen anketlerde sağlıkta memnuniyet algısı çokça işlendi. Oysa 2. ve 3. Basamak tedavilerde sağlığın bürokratları ve siyasiler de dahil olmak üzere, olanağı olan herkes özel sağlık kurumlarını veya üniversite hastanelerini öncelediler. Kasabasında hatta kendi yaşadığı kentin devlet hastanesinde büyük ve özellikli ameliyat olan kaç siyasi, varsıl veya bürokrat vardır?

Köyden sağlık ocağını kaldırıp yurttaşı kente göçüren iktidar, şimdi de kentte devlet hastaneleri kaldırıp kentliyi ya kent dışındaki şirket hastanelerine ya da kentin içindeki özel hastanelere zorunlu bırakıyor. Ya devlet başa, ya kuzgun leşe…

bursa-sehir-hastanesi

Nüfus 80, acil 110..

Sonuç olarak; Birinci Basamaktaki hizmetlerin aile hekimlerinin, toplum hekimlerinin çabası ve özverileri ile memnuniyet algısı ve bu algının medya, siyaset eliyle köpürtülmesi ile iktidar sağlığın geçmiş dönem günahlarının da yaygarası ile tepe tepe kullandı. Bu kadar reklam, performans uygulamaları ve iktidarın skora dayalı politikaları ile sağlık talebi (zorunsuz talep) arttı. Performans dayatmaları ile istenen skorlar oldu ama gereken tedaviler olunamadı. Gereksiz tetkik, gereksiz muayene, zorunlu olmayan girişim, yazılan ilaç, yatılan gün, doktora başvuru sayıları arttı. Öyle ki doktora başvuru sayısı 8 kat artınca, iktidar ek para isteyerek yolu kesmek istedi. Yurttaşlar ek ödeme yapmamak için acil olsun olmasın acil servislere akın etti. Ve ülke kendi nüfusundan daha çok acile başvuru yapılan ülke rekorunu kırdı( 2015 yılında Türkiye’de acile başvuru sayısı 110 milyon – 324 milyon nüfuslu ABD’de acil servise başvuruların sayısı yıllık 130 milyon. 53 milyonluk İngiltere’de bu rakam yılda 25 milyon. 2015 yılında 78.7 milyon nüfuslu ülkemizde bir yılda 110 milyon acil başvurusu yapıldı)

Sağlık Dönüşüm Projesi olmadı “Şehir hastanesi” deneyelim

Sağlığın vazgeçilmez, kullanışlı, karlı bir alan olduğunu anlayan ve deneme – yanılma yöntemleri ile sorunu anlayan iktidar, sağlığın ciddi bir rant alanı olabileceğini gördü.
“Kamu sağlık hizmeti kötüdür, sağlığın özeli iyidir” ön yargısı ve ön koşulu ile AKP, daha önce İngiltere’de denenen ancak başarılı olamayan Kamu-Özel Ortaklık modeli (KÖO) adı altında Şehir Hastaneleri projesini, aynen 2-3 yılda iflas eden “sağlıkta dönüşüm” gibi topluma büyük bir hizmet ve siyasetin yeni algı aracı olarak sundu.

2003 yılında başlatılan Sağlıkta Dönüşüm Projesi için en güzel saptamalardan biri, Şehir Hastaneleri konusunda çalışan, Sağlıkta Dönüşüm politikalarına karşı mücadelesi ile bilinen akademisyen Prof. Dr. Kayıhan Pala’nın saptamasıdır;

“Sağlıkta Dönüşüm Programı adıyla yürürlüğe konulan neo-liberal sağlık reformları temel olarak, sağlık hizmetlerinin finansmanının genel sağlık sigortası ile sağlanması, kamusal Birinci Basamağın tasfiye edilerek Sağlık Ocaklarının kapatılması ve bunun yerine Birinci Basamağın özelleştirilmesi yaklaşımına uygun bir aile hekimliği modeline geçilmesi ve kamu hastanelerinin işletme haline dönüştürülerek piyasalaştırılması uygulamalarını içermektedir. Sağlıkta Dönüşüm Programının propagandası yapılırken Sağlık Bakanlığı tarafından dile getirilen “Yaygın, erişimi kolay sağlık hizmet sistemi” iddiası gerçekleştirilememiş; Sağlıkta Dönüşüm Programı uygulamaya konduğu ilk on yılda sağlık hizmetlerinde eşitlik ve sağlık hizmetlerine erişim açısından başarısız bir sınav vermiştir.”

“Yap, işlet, kırışalım” mı? Yoksa “bir koy üç al mı?”

Devasa, cafcaflı binalar, ışıl ışıl görüntüler ile bina, inşaat ve maketlerle toplumda algı yaratmayı başardılar. Çok inşaat az insan, büyük ama niteliği (kalitesi) sorunlu projeler bir bir açıklandı.

Önce “yap – işlet – kırışalım” mantığı ile planlanan Şehir Hastanelerinin ayrıntılar sızdıkça (sızdıkça diyorum çünkü iktidar sözleşmeleri gizliyordu) “bir koy üç al” projeleri olduğu anlaşıldı. Üstelik Hazine garantili… İnşaat ve yollardan yolunu bulan, sağlıktaki ballı kazancı gören şirketler, inşaat krizi riskine karşı, kar için yeni yollar ararken, hastane yolunu buldular. Devletin sağladığı tuhaf ve inanılması zor imtiyazlar, inşaat maliyetine sağlık gibi bir tekeli ele geçirme, garantili kazanç ve güvenceler ile, hastalıktan dertten deva değil, kazanç çıkacağını anlayan şirketler bu sisteme “hasta” oldular.

İnşaat dışında deneyimi olmayan bu şirketler zaten bildikleri inşaatı yapıp devlete devretmektense, garantili devlet desteğiyle, yandaş ve taşeron firmalar aracılığı ile bu hastaneleri işletmeyi değil “yap, işlet, kırışalım” modeli ile kazancı kırışmayı, salt inşaat maliyeti ve cefası ile en az çeyrek yüzyıl hazinenin ve işletmenin akıtacağı paranın sefasını sürmeyi planlıyorlar.

Macera ve yağma 2013 yılında çıkarılan yasa ile başladı (AS: 6428 sayılı yasa!). Bu yasa ile yaşama geçen Şehir Hastaneleri ile artık sağlık hizmeti veren devlet yerine, emlakçı ve pazarlamacı devlet modeline geçildi. Devlet temel ve vazgeçilmez görevi olan eğitim, sağlık, güvenlik gibi alanları özel sektöre devrettiği ölçüde devlet olmaktan çıkar.

Kamu Özel Ortaklığı (KÖO) anamalcı Milton Friedman’ın fikridir. KÖO kitleler uyanmadan, üstelik şaşalı hizmet alırken sermayenin çarkını döndürmesi için bulduğu devlet kaynaklarının sermayeye pazarlanmasının incelikli bir yoludur. Neo-liberal yamyamlar için artık

– devletler şirket,
– siyasi erk CEO,
– bürokrasi ve çalışanlar taşeron,
– halk müşteridir.

Küresel sermaye ve pazarlamacıları 1970 – 80 sonrası yoğun bir biçimde kamu kaynaklarına yöneldiler. Ulusal boyuttaki sermaye için büyük lokmalara yönelen Neo-liberal şirketler;

– ulusal şirketlere kazancın kırıntılarını,
– projelerini onaylayan ve ödemelerini yapan erklere de böbürlenmeyi,
– siyasette kullanılacak algıyı,
– siyasetin finansmanını paylaştırdılar.

Pastanın kek tabağını getirip, neredeyse pastanın tümünü alacak (üstelik Hazine güvenceli) şirketler için Şehir Hastaneleri bulunmaz fırsattır.

bursa-sehir-hastanesi

Kamu – Özel Ortaklığı lafın gelişi

Aslında ortaklık yok!

  • İşleten kazanan şirkete karşın her koşulda ödeme yapan devlet var.

Hastane yeri, personeli devletten, üstelik hasta “garantili”, bir de üstüne kira vermeyecekler, kira alacaklar, hastane içindeki tüm işletmeler, tetkikler, laboratuvarlar aklınıza gelen gelmeyen para kazandırabilecek her türlü iş, hizmet ve işletme hastaneyi yapan şirketin olacak. 25 yıl garanti, 49 yıla kadar senin… 1 maliyet 3 kazanç… Güzel iş. Risk yok. Yalnızca inşaatı yap, gerisini devlete bırak. Ödemeni al, keyfine bak. Sistem aksarsa, zarar ederse sorun yok alınan yurt dışı krediler devlet garantisi altında (AS: Kur garantili olarak üstelik!). İşler yolunda giderse de gitmezse de faturayı kim ödeyecek? Elbette halk… Hatta çocuklarımızı da aşarak torunlarımıza dek yansıyacak bir borç olduğu ortada. Kalkınma Bakanlığı’nın Ocak 2016’da yayınladığı verilere göre; 17 hastane için şirketler 9 milyar 869 milyon $ (yaklaşık 10 milyar USD) harcayacaktı. Buna karşın devlet şirketlere (2015 rakamlarıyla) 27 milyar $ ödeyecek (yazı ile yirmi yedi milyar $ – S-400’ler için 2.5 milyar $ ödediğimizi, 50 milyon $ bulunamadığı için Tank Palet Fabrikasının, Şeker Fabrikaları gibi yüzlerce fabrikanın satıldığını anımsayalım).
Örneğin; Isparta Şehir Hastanesi’nin yatırım bedeli dikkate alınırsa, 25 yıllık kira ödemesi ile 50 adet Devlet Hastanesi yapılabilirdi.

Bir başka örnek ise; Erzurum Devlet Hastanesi devlet eliyle tam donanımlı olarak 193 milyon Türk lirasına (TL) yapıldı. Oysa Adana’da aynı çaptaki hastane için şirketler 430 milyon Euro ( dikkat TL değil) fiyat çıkardılar. Buna şaşırmak gerek, şirketler bu hastane işine neden balıklama atlıyor ki? Elbette kazançlı olduğu için. Sermayenin amacı kar etmektir. Gereğini yapıyorlar.

  • Burada sorunlu olan, temel görevi sağlık hizmeti sunmak olan devletin iktidar eliyle devlet hazinesinden bu işleri şirketler aracılığıyla özel sektöre devretmesidir. Hem de yüksek maliyet ve halka çok pahalıya mal olacak bir yöntemle adeta sağlık hizmetini peş keş çekmesidir.

Kamu-Özel Ortaklığı (KÖO) projesiyle kurulmaya başlanılan Şehir Hastaneleri’nin çoğunda yatak sayısı 1500-2000 arasında. Oysa tüm dünyanın kabul ettiği ölçütlere göre, ideal olan hastane yatak sayısı 200 – 600 arasında olmalıdır. Büyüklük övünme ve algı için yararlı olabilir ancak işletme, maliyet ve kolaylık açısından ciddi bir sorun. Düşünün 200 m2 bir ev size yetebilecek ve kolayca maliyetlerini karşılayabilecekken, sizi 2000 m2 bir evde yaşamaya zorlasalar neler olurdu? Daha çok elektrik, daha çok su, daha çok ısınma ve soğutma, daha çok temizlik, daha çok işletme gideri, daha çok, daha çok maliyet… ve 200 m2 evden alamayacağınız verim, konfor ve rahatlık…

Bakanlık verilerine göre, Şehir Hastaneleri’nde bir yatağın maliyeti 243 bin $. Kuzey Anadolu Kalkınma Ajansı’nın 2016 raporunda 150 yataklı bir özel hastane için bir yatağın maliyeti ise yalnızca bunun 1/4’ü kadardır.

Köprüde “geçiş” hastanede “yatış” garantisi!

Şehir Hastaneleri’nde aynen köprülerdeki “geçiş garantisi” gibi “hasta yatış garantisi” de verilmektedir. Sızan bilgilere göre, hacme dayalı hizmetler için verilen %70 “doluluk” garantisi, iki sorun içeriyor. Hastane dolmazsa devletin ödeyeceği ekstra ücretler ve “ihtiyaç dışı, gereksiz hasta yatışı” gibi etik dışı sorunlara yol açacaktır.

  • Arsa ver,
  • personel ver,
  • imtiyaz ver,
  • hasta ver,
  • garanti ver,
  • işletme hakkı ver,
  • rant sağla ve
  • bir de üstüne kira öde!

modelli Şehir Hastanelerinde bir başka sorun ise hastanelerin kent dışına yapılmasından çok kentteki halkın bildiği, tarihi, işlerliği olan devlet hastanelerinin “zorla” kapatılarak, halkın bu hastanelere zorlanmasıdır. Birçoğunda ulaşım sorunu olan hastanelerin ulaşım sorunları belki zamanla çözülebilir. Ancak onca yıldır zorla kapatılan hastanelerin çevresinde oluşan yaşam (esnaf, işletmeler, taksi durakları, eczaneler vb.) ne olacak? Maalesef büyük sermaye tekeli için kent içindeki yaşam ve binlerce insan feda ediliyor.

Taşeronlaşan sağlık çalışanları

Devlet Hastaneleri ve uzmanlaşmış kimi hastanelerin kapatılması ile Şehir Hastanelerinde çalışmaya zorlanan personelin (doktor, hemşire, ebe, sağlık memuru, sağlık teknisyenleri vd.) durumu çok daha ciddi bir sıkıntı. Hem de hiç konuşulmayan sorun. İstekleri veya isteksizlikleri göz önüne alınmayan binlerce sağlık emekçisi bir kalemde özel şirketlerin kucağına bırakılıyor. Bundan sonraki aşama sağlık emekçilerinin iş güvencesinden yoksun, sözleşmeli, ucuz iş gücü haline getirilmesidir. Zaten genç sağlık çalışanlarını sözleşmeli çalıştırmaya başladılar.

  • Mutsuz ve huzursuz sağlık çalışanları ile mutlu ve huzurlu sağlık hizmeti veremezsiniz.

Sağlık çalışanları mutlu olmadıkça, hastaların ve yakınlarının mutlu olması beklenemez. Bu kaygı ve gerilimli çalışma ortamı hizmetleri aksatır, sorun yaratır. Nitekim sağlıkta şiddete giden yolun köşe taşları bu huzursuzluklar ve mutsuz, güvencesiz çalışma ortamıdır.

Sağlık çalışanları idarenin ve hükümetin baskılarından, takdirsiz, tedbirsiz, tedariksiz, plansız, öngörüsüz, hoşgörüsüz, devamlı tehdit ve performans baskısı ile yaşamaktan/çalışmaktan yorgun düştü. Sağlık çalışanlarına yalnızca “taşeron” gözü ile bakan, bu yöntemle kadrolu kadrosuz herkesi, hatta sağlık idaresi ve bürokrasiyi bile taşerona dönüştüren bu işletme modelini bugün en çok savunan, reklamını ve kalfalığını yapanların, bir süre sonra nasıl çırak çıkacağını göreceğiz. Kısa vadede bu sistemin kurbanı olan veya zararını gören birçok insanın, çalışanın ve bürokratın haberini duyacağız.

  • Orta ve uzun vadede en çok bağıranlar, canı yananlar bugün en çok alkışlayanlar olacak.

“Yap, işlet, ben halka ödetirim”

“Senin beton makinan, işçilerin, çimento fabrikaların boşta kalmasın, gel hastane yap, ben sana para ödeyeyim” Beton ve amele ekonomisi için, süslü algı çağı uğruna, bir hak olan sağlık hizmetinin lüks tatil gibi sunulduğu, sağlık hizmetinin niteliğinden çok, lüks otelcilik hizmetlerinin ön plana çıkarıldığı Şehir Hastaneleri maalesef artık bir realite ve ortada yapısı bitmiş, hatta işletmeye başlamış durumdalar. İktidar daha hastanelerin yarısı bitmemişken bazı yanlışlarını fark etti ve Meclise getirdiği bir torba yasada şimdi revizyon yapmaya çalışıyor. Aynen “Sağlık Dönüşüm Projesi” ve Kamu Hastaneleri Birliği gibi daha on yılını doldurmadan bakalım başka ne dönüşler olacak? Elbette sermaye yaptığı yatırımın karşılığını almak isteyecek, kazanç için veya en azından eldekini tutmak için iktidarları, çalışanları zorlayacaklar. Şehir Hastaneleri gerilimli bir iklimde başladı. Başındaki kara bulutlar ve fırtınalar biter mi? Muhtemelen sistem kezlerce revize edilecek. Şirketlerin güvencesi “hazine garantisi” ve uluslararası “tahkim”… Gelecek süreçte şirketler, devlet, iktidar, çalışanları ve bürokrasi ile sürekli bir gerilim, tartışma içinde olacak gibi görünüyor.

Planlanan Şehir Hastanesi yükümlülükleri yarım yüzyıla uzanacak, en azından garanti 25 yıl kira ödenecek, kamucu sağlık hizmetlerinin özele devredildiği, faturasını halkın ödediği ve bugün yaşayanların torunlarının bile borçlu olduğu, Devlet Hazinesine hep yük olacak, sağlık hizmetlerini gelecekte pek çok tartışmalı konu durumuna getirecek bir yapılanmadır. Zaman gösterecek. Ancak haklıysak devlete de halka da çok pahalıya, çok cana mal olacak. Dilerim bizler yanılırız.
====================================
Dostlar,

Yazı epey uzun ve kapsamlı ancak gene de bizim zorunlu söyleyeceklerimiz var..

Dr. Ceyhun İRGİL önceki 26. dönem CHP Bursa milletvekili idi. Çok verimli bir dönem geçirdi TBMM Sağlık ve Sosyal İşler Komisyonunda. Başarılı bir Genel Cerrah olarak iyi sınav verdi. Meslek örgütü TTB ile sürekli iletişim içinde oldu. Sanırız, Bursa Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı öğretim üyelerinden eşi Prof. Dr. Emel İrgil’in de epey katkısı olmuştur..  Milletvekilliği döneminde Dr. Ceyhun İrgil, zamanın Sağlık Bakanı Prof. Dr. Recep Akdağ’ın Bakanlığının bütçe önerisini sunarken verdiği Bebek Ölüm Hızı rakamına itiraz etmişti. Bakan Akdağ, binde 7,3’e indirdikleri (!?) bebek ölüm hızı ile övünüyor ve dünyanın bunu nasıl başardığımızı (!?) kendisine hayranlık ve şaşkınlıkla sorduklarını… aktarıyordu.

DB – IMF – ABD – AB dayatması olan kökü dışarıda Sağlıkta Dönüşümde (Health Transformation!) Türkiye, Akdağ’ın Bakanlığı ile öylesine başarılı (!?) olmuştu ki, dünyanın her yerinden Bakan Akdağ konferansa çağrılıyordu bu başarı öyküsü için ve yetişemiyordu!?

Dr. Ceyhın İrgil söz alarak, Bursa’da Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı’nca yürütülen bir bilimsel çalışmadan veri sundu. Bu çalışmada Bursa’daki mezarlıklar dolaşılmış, bebek mezarları ve mezarlık kayıtları incelenmiş ve bu kentte bebek ölüm hızı, Bakan Akdağ’ın Türkiye için verdiği binde 7,3’ün 4 katı dolayında, binde 28’in üzerinde hesaplanmıştı. Türkiye’nin batısında, ülkenin 4. büyük kenti ve gelişmiş, varlıklı bir kent olan 3 milyonluk Bursa’da bebek ölüm hızı gerçekte en az binde 28 iken, Türkiye genelinde nasıl binde 7,3 olabilirdi ki!? Nitekim izleyen yıllarda bu rakam TÜİK ve Sağlık Bakanlığınca 9-10’un üzerinde yayınlanmaya başlandı. Doğallıkla, Bakan Akdağ’ın verebileceği iler tutar bir yanıt yoktu..
******
Bu gün web sitemize 4-5 belge koyduk ŞEHİR HASTANELERİ TALANI hakkında. Bu söylem bize ait. Türkiye’de ilk olarak;

“Şehir hastaneleri talandır!”

diyen biz olduk. Yineliyor ve AKP iktidarını yıllardır yapageldiğimiz biçimde bir kez daha uyarıyoruz. Hekimlik mesleğinde 43. yılına girmiş, tıbbın Halk Sağlığı dalında yani sağlık hizmetlerinin planlanması, yönetimi, ekonomisi, politikası alanlarında uzmanlaşmış, ek olarak Sağlık Hukuku alanında tezli yüksek lisans yapmış, Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Kamu Yönetimi ve Siyaset Bilimi bölümünden de mezun olmuş çok kıdemli bir akademisyen, çeyrek yüzyıllık bir Tıp Profesörü olarak…  eğer bunlar azıcık LİYAKAT anlamına geliyorsa AKP = RTE için, bizleri de dinlemelidirler.

Daha fazla gecikmeden… Kimi çevrelere söz vermedi iseler, açıkları – tutsaklıkları yoksa!

Erdoğan, “Şehir hastaneleri benim hülyam – rüyam..” buyuruyor!??

En iyimser senaryo ile bir kez daha kandırılıyor! Ancak artık bu gerekçeye kimsenin kanası yok. Erdoğan, Şehir Hastaneleri için ivedilikle bir SAĞLIK KURULTAYI toplamalı ve nesnel olarak sonuçlarını değerlendirmeli ve bu hazin kandırılışına (?!) hızla son vermelidir.

2. senaryo; Erdoğan’ın, bunca uyarıya karşın bildiğini okuması durumunda; gerçekte kandırılmadığını ama bu ağır stratejik suça “ortak” olduğu düşünülecektir doğallıkla.

Tarih tanığımız olacak ve herkes yapıp ettiğinin bedelini kuşku yok, ödeyecektir! Ama ne acı ve ne yazık ki olan caaaanım Türkiye’mize ve necip milletimize olacaktır bu arada ve geciktikçe.

Sevgi, saygı ve DERİN KAYGI ile. 26 Temmuz 2019, Ankara

Prof. Dr. Ahmet SALTIK MD, MSc, BSc
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Halk Sağlığı Uzmanı
Sağlık Hukuku Bilim Uzmanı – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net    profsaltik@gmail.com

 

Orada Bir Hastane Var Uzakta…

Orada Bir Hastane Var Uzakta…

sehir_hastaneleri

Dr. Güzide ELİTEZ

Şehir Hastaneleri  [Özel Sayı]

Tarih: 26/07/2019 –  Sayı: 43

(AS : Bizim katkımız yazının altındadır..)

  • Bursa Şehir Hastanesinin Haziran ayı içinde açılacağı şeklinde söylentiler hekim camiasında dolaşmaya, medyada gündem olmaya başladı. Ama şu güne dek Sağlık Bakanlığının Bursa’daki yöneticilerinden bir açıklama yapılmadı. O zaman aklımıza kimi sorular takılıyor. Kente yeni bir hastane kazandırılırken ve Bursa kentinin hastanelerindeki birçok soruna çözüm olacak, daha konforlu, daha modern belki daha ileri teknolojilere sahip yeni bir hastanenin açılacağını günlerce önceden duyurmamak beklenen teamüllere uyan bir davranış biçimi değil, değil mi?
Ancak sağlık yöneticilerinin herhangi bir açıklamadan uzak durmasının önünde bir gerçek yatıyor. Bursa Şehir Hastanesi açıldığında kentin merkezinde, köklü, hatta tarihsel, halen hizmet veren en az 4 hastanenin kapatılacağı gerçeği kamuoyundan gizleniyor. Bu açıklamanın yapılmasının önündeki en büyük engel, bu kent insanın, uzakta, “kentin 19 km ötesinde bir hastaneden sağlık hizmeti alacağı” gerçeğidir. Yalnızca Bursa Milletvekili Dr. Mustafa Esgin bu konuda kimi açıklamalarda bulundu. Önce iki hastanenin, “Dr. Türkan Akyol Göğüs Hastalıkları Hastanesi ve Ayten Bozkaya Spastik Çocuklar Hastanesinin” kapatılacağı açıklamasını yaptı, sonraki açıklamaya Muradiye Devlet Hastanesi ve Çekirge Devlet hastanesi de eklendi. Çekirge ve Muradiye hastaneleri için kapatılmayacağı ancak “butik hastane” ye dönüştürüleceklerini söyledi.
Bursa’da yaşayan insanların sağlık hizmetini nereden nasıl alacağına ilişkin bir bilgiye gereksinimi vardır ve bu ilin sağlık yöneticileri bu açıklamayı, tüm gerçekleri ile bu kentte yaşayanlara yapmaya zorunludur. Nilüfer İlçesi Doğanköy bölgesindeki, 1355 yatak kapasiteli olduğu söylenen bu hastanenin açılması; Bursa’ya ne kazandıracak, ne kaybettirecek sorusunun yanıtını, Bursalılar sanırım yaşayarak öğrenecek. Bugün Bursa’nın en temel sağlık sorunlarının başında hasta yatağı, yoğun bakım yatağı, hekim sayısının yetersizliği, 112 hizmetlerindeki eksiklikler gelmektedir. Sağlık Bakanlığı verilerine göre, Bursa ili tüm bu verilerde, Türkiye ortalamasının yıllardır altındadır. Bursa’nın bugün Türkiye ortalamasını yakalayabilmesi için yaklaşık bin dolayında daha hasta yatağına, 300’e yakın da yoğun bakım yatağına gereksinimi bulunmaktadır. Kaldı ki Bursa, tüm Güney Marmara’nın sağlık merkezi konumunda olup, tüm bu sağlık istemlerini de yanıtlamak durumundadır. Bu da, yatak sayısının Türkiye ortalamasının da üstünde olması gerekliliğini ortaya koymaktadır. Sonuç olarak Bursa’nın yeterli yatak sayısına ulaşması için varolan hastaneleri kapatmadan Bursa Şehir Hastanesinin açılması gerekmektedir.
Şehir hastanesinin açılmasındaki tek sorun yatak sayılarıyla sınırlı değildir. Bu hastanenin şehir merkezine uzaklığı, Bursa merkezinde hastane kalmaması ile çok büyük sorun oluşturacak, Bursalılar için sağlığa ulaşım sıkıntıya girecektir. Hastane şehir merkezine 19 km uzaklıktadır ve ulaşımı, ulaşım bağlantıları sıkıntılıdır. Bursa’nın trafik sorunu şehrin en önemli sorunlarından biriyken bu bölgeye hastaların ve hastanede görev yapacak sağlık çalışanlarının nasıl ulaşacağı meçhuldür. 24 saat sağlık hizmeti veren bir hastanenin ulaşım sorununun olması kabul edilemez. Acil hastaların, gebelerin, engelli hastalarımızın ulaşım sırasında yaşayacakları sağlık sorunları biz hekimleri kaygılandırmaktadır.
Tüm şehir hastaneleri; başka illerde yaşanan sorunlara bakılarak değerlendirildiğinde, çok fazla sorunu barındırdığı görülmektedir. Şehir hastanelerinin tasarımı, yataklı tedavi hizmetleri sürecine uygun değildir. Kimi bölümlerin başlangıçta mimari planda unutulduğu, sonradan bu bölümlere ilişkin uygun olmayan çözümlerin üretildiği görülmüştür. Bu nedenle çok sayıda işleyiş sorunu yaşanmaktadır. Şehir hastaneleri tasarlanırken otelcilik hizmetlerinin öne çıkarıldığı; acil, ameliyathane, yoğun bakımlar ve kliniklerde sağlık hizmeti sunulmasına ilişkin temel ilkelerin göz ardı edildiği anlaşılmaktadır. Şehir hastanelerindeki tasarım yanlışları nedeniyle, asansörlerden veya yangın merdivenlerinden yoğun bakımların veya ameliyathanelerin içine bile yanlışlıkla ilgisi olmayan kişiler ya da ameliyathanede çalışmayan sağlık çalışanları girebilmekte, sterilizasyon ve hasta/çalışan güvenliği ile ilgili sorunlar ortaya çıkabilmektedir.
Kamu-özel ortaklığı yönteminin sağlık alanında uygulandığı ülkelerde bu uygulamaların piyasa için yeni fırsatlar sağlayan bir yaklaşım olduğu, amacının kamu yararı olmadığı bilinmektedir. Ülkemizde “Şehir Hastanesi” olarak adlandırılan kamu-özel ortaklığı yöntemiyle kurulan ve işletilen hastanelerin sağlık hizmetleri sistemini eriten, özel ve kâr amaçlı hizmetler sunduğu ve bu hastanelerde sunulan sağlık hizmetinin odak noktasını insanın sağlığı değil, elde edilecek kârın oluşturduğu da bilinmektedir.
Sağlıkta Dönüşüm Programı’nın yürürlüğe konulmasıyla giderek artan iş yükü ve sağlık alanında yaşanan şiddet yüzünden zor günler yaşayan hekimler ve sağlık çalışanları, hastanelerinin şehir hastanelerine taşınması ile birlikte daha da zor günler yaşayacaklarını düşünmeye başlamıştır. Bu zorluğa daha çok katlanmak istemeyen ve emekliliğe yeni hak kazanmış olan meslektaşlarımızın şehir hastanesine geçiş süreci ile birlikte emeklilik kararı almaya başladıkları, bazılarının başvuruda bulundukları hekim arkadaşlarımız tarafından paylaşılmaktadır. Bursa, çok deneyimli bir hekim kadrosunun kamudan uzaklaşmasının zararlarını maalesef yaşayacaktır.
Sonuç olarak; Bursa, ülkemizin 4. büyük kenti olasına karşın hem hekim, sağlık çalışanı sayıları hem de hasta yatağı sayısı ülke ortalamasının altındadır. Bursa Şehir Hastanesi, Bursa’nın uzun yıllardır değişmeyen yatak sayısı sorununu çözmek için kullanılmalı ve hiçbir devlet hastanemiz kapatılmadan hizmete girmelidir. Hastanenin finansman ve yönetim sorunları nedeniyle Sağlık Bakanlığına devredilmesi, Bakanlık tarafından yönetilmesinin de bir an önce sağlanması gerekmektedir.
=========================================
Dostlar,

Konuya ilişkin TTB (Türk Tabipleri Birliği) Merkez Konseyi Başkanı, sevgili meslektaşımız, dostumuz Prof. Dr. Sinan Adıyaman‘ın iktidara yönelik kısa uyarısını (2 dk.) izlemenizi öneririz:

https://hekimcebakis.org/video/saglik-bakanligini-sehir-hastaneleri-ile-ilgili-uyariyoruz/ 

Yine, TTB (Türk Tabipleri Birliği) Merkez Konseyi 2014-16 dönemi Başkanı sevgili meslektaşımız, dostumuz Uzm. Dr. Bayazıt İlhan‘ın çok kısa (2 dk.) uayarısı da izlenmeli..
https://hekimcebakis.org/video/uyariyoruz-zararin-neresinden-donulse-kardir/
26 Temmuz 2019 günü web sitemize ŞEHİR HASTANELERİ ile ilgili birkaç yazı ve kısa sözlü değerlendirmeler koyduk. Bu içerikleri bütünüyle paylaşıyoruz.
Daha fazlasını ya da ağırını yazdık, söyledik… ŞEHİR HASTANELERİ bir TALANDIR!
AKP bu uluslararası proje üzerinden Türkiye’nin güncel ve geleceğe dönük birkaç on yıl TALANINA neden ya d ALET olmaktadır.
En iyimser yaklaşımla bir kez deha KANDIRILMAKTADIR! (??!!)
Bizler, bu alanın uzmanları hekimler olarak bu politikanın olağanüstü yanlış olduğunu elimizden gelen her olanakla duyurmaya çabalıyoruz..  Yandaş basın görmezden geliyor..
AKP = RTE ve destekçileri – yandaşları çok ağır bir tarihsel sorumlulukla karşı karşıyadırlar.
* Bu ağır hatadan dönülmeli, ŞEHİR HASTANELERİ projesi hemen durdurulmalı, açılanlar kamulaştırılarak Sağlık Bakanlığınca yönetilmelidir.

Sevgi ve saygı ile. 26 Temmuz 2019, Ankara

Prof. Dr. Ahmet SALTIK MD, MSc, BSc
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Halk Sağlığı Uzmanı
Sağlık Hukuku Bilim Uzmanı – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net    profsaltik@gmail.com

Bursa Şehir Hastanesi’yle 25 Yıllık Kabusa Hazır Mısınız?

Bursa Şehir Hastanesi’yle 25 Yıllık Kabusa Hazır Mısınız?

Image result for Prof. Kayıhan Pala
http://www.bursaport.com/yazarlar/ozcan-yazici-1/bursa-sehir-hastanesi-yle-25-yillik-kabusa-hazir-misiniz-2388.html

Bursalılar 16 Temmuz sabahına uyandıklarında “kamu sağlık” hizmetleriyle ilgili “zorlu, sancılı” bir sabaha uyanmış olacak. “Uyanma” sözcüğünü teknik olarak düşünebilirsiniz, “gerçekten” uyanmaları ve gerçekleri yaşayarak daha iyi görmeleri için biraz zamana ihtiyaçları olacak. Ama bu “acı” bir uyanma olacak. Açıkçası bu uyanma konusu Türkiye halkı için, hepimiz için biraz sancılı, acı bir deneyime dönüşmüş durumda..

Şöyle geriye dönüp, örneğin son 20 yıla baktığınızda milyonları, toplumun tümünü yakından ilgilendiren kamu hizmet alanlarının nasıl çökertildiğini, acı bir deneyime dönüştüğünü görebilirsiniz… Örnek mi?

Ulaştırma politikaları… 

Halkın yararına olmayacaksa, milyonlarca insan yararlanmayacaksa, yolları, köprüleri, tünelleri, hava limanlarını niye yapıyorsunuz ki! Osmangazi Köprüsü, Yavuz Sultan Selim Köprüsü, Avrasya Tüneli, İstanbul Havalimanı ve halen inşaatı süren 1915 Çanakkale Köprüsü gibi irili ufaklı onlarca proje…

Ortalama 20-25 yıllık sözleşmelerle uluslararası konsorsiyumlara yaptırılan, “enflasyon ve dövize” endekslenmiş, zarar etmenin imkansız, karın ise çılgınca boyutlara ulaştığı projeler…

  • Türkiye halkı için karşılığı: Paranız yoksa kullanamadığınız, ama vergilerinizle bu rant düzenini finanse etmeye mecbur bırakıldığınız bir kabus sistem…

Bir başka örnek mi? Eğitim politikaları…
Türkiye halkı için, anne babalar için tam bir kabusa dönüşmüş bir başka temel kamu alanı… Kamu neredeyse tamamen nitelikli eğitim kurumu yatırımından elini çekmiş vaziyette. 2014 yılından beri “özel eğitim kurumu teşvikleriyle” devlet herkese sağlamakla yükümlü olduğu “nitelikli eğitim” görevini, doğası gereği herkes için sağlayamayacak olan “özel sektöre” devretmiş vaziyette.

Nitelikli kamu okul yapımı, nitelikli kamu öğretmeni yetiştirilmesi, çağdaş eğitim müfredatlarının geliştirilmesi terk edilmiş, zorunlu hizmetler dışında ciddi kamu eğitim yatırımları terk edilmiş durumda. Kamu okulları yönetimleri de “siyasi” karar ve dayatmalarla “liyakatsiz, vasıfsız” yöneticilere teslim edilmiş halde.

Çocuklarına nitelikli eğitim aldırma kaygısı taşıyan milyonlarca anne baba da çareyi özel okullara akın etmekte buldu. Ama kuralsız ve kontrolsüz bir biçimde sayıları çığ gibi artan bu özel okulların da çok ezici bir bölümü “yatırım, maliyet, kar” döngüsü içerisinde çırpınmaya başladı. Ayrıca çoğu apartmandan bozma, fiziksel koşulları uygun olmayan, asgari ücretle öğretmen çalıştıran, bir eğitim politikası olmayan sıradan birer ticari işletmeye dönüşen “özel okullar” öğrenciler, veliler ve hatta eğitim sistemi açısından kabusa dönüştü.

Nitelikli eğitim veren çok az sayıda özel okul ise çok yüksek ücretler talep ediyor ki, bu ücretleri ödemesi mümkün olmayan milyonlarca veli ve öğrenciyi göz önüne aldığınızda sorunun büyüklüğünü görebiliyorsunuz.

  • Türkiye halkı için karşılığı: Paranız yoksa eğitim alamadığınız, ama vergilerinizle bu rant düzenini finanse etmeye mecbur bırakıldığınız kabus bir sistem…

Başka örnekler mi istiyorsunuz? Alın enerji politikaları… Elektrik ve doğalgaz dağıtımında kamu elini ayağını çekti, Türkiye bölge bölge, özel şirketlere ve konsorsiyumlara terk edildi… Halk çok yüksek bedellerle, şirketlerin yüksek kar beklentilerini karşılamak zorunda kalıyor.

Alın telekom ve iletişim politikaları…

Türk Telekom özelleştirmesinin ve kamu üzerine maliyetini herkes biliyor… Koskoca ülke 3 özel şirketin iletişim ve teknoloji yatırımının ve kar hırsının inisiyatifine terk edildi. Türkiye halkı dünyanın en yüksek fiyatlarıyla iletişim, internet hizmetlerinden yararlanmak zorunda bırakıldı.

Alın tarım politikaları… Başlı başına bir felaketler alanı…

Ve kamunun çökertildiği, milyonlarca insanın ortak yararına, ihtiyaçlarına uygun hizmet üretilmesi gereken nice alanlar… Ama bu kamu alanlarından her halde en müstesna olanı insan yaşamındaki kıymetinin vazgeçilmez önceliği nedeniyle “sağlık” alanı… Türkiye halkının sağlığı da diğer kamu alanlarında olduğu gibi özellikle son 17 yılda adım adım özel sektöre ve “ranta” teslim edildi.

  • Herhalde bu adımların zirvesi “şehir hastaneleri” projesi oldu…

Çıplak bakışla bir “kamu projesi”, ama ayrıntılarıyla baktığınızda tam bir “özel sektör projesi” olan “şehir hastaneleri”, eğer kısa sürede müdahale edilmediği taktirde muhtevası gereği önümüzdeki 20-25 yıl boyunca sağlık alanında milyonlarca insan için yine kabusa dönüşecek.

“Ticari sır” gerekçeleriyle “şartnameleri ve sözleşmeleri” halktan gizlenen “şehir hastaneleri” projesinin gerçekleri ortaya çıkarıldıkça, halk için “sağlık üretme mekanizmasından” ziyade, yerli ve uluslararası şirketler için bir “rant üretme makinesi” olarak tasarlandığı görülüyor.

Epeydir bu konuda kurumsal olarak Türk Tabipler Birliği, Bursa Tabip Odası dikkat çekmeye, kamuoyu oluşturmaya çalışıyor. Bursa Tabip Odası’nın yayın organı Hekimce Bakış son sayısında kapağını da “şehir hastanesine” ayırdı ve yeni sistemin getireceği ciddi sorunları bir kez daha paylaştı. Üşenmeden okumanızı tavsiye ederim. Online dergi formatında buradan okuyabilirsiniz

Bu konuyla ilgili bireysel olarak da Prof.Dr. Kayıhan Pala deyim yerindeyse yıllardır çırpınıyor.

Hatta “Şehir Hastaneleri – Türkiye’de Sağlıkta Kamu Özel Sektör Ortaklığı” ismiyle çok değerli bir kitap da yazdı. Ne yazık ki, şehir hastaneleri konusu gündemde yeterince yer bulamadı… Şimdi Bursa’da da tam olarak bitirilememesine karşın konsorsiyumun sıkıştırmasıyla “Bursa Şehir Hastanesi” 16 Temmuz’da hizmete açılıyor. Şehir Hastanesi ile birlikte Bursa merkezdeki bazı hastaneler de kapısına kilit vurularak, binlerce hasta şehrin kilometrelerce dışındaki bir hastaneye mahkum ediliyor. Kapatılacak hastanelerin şunlar olacağı kaydediliyor:

Muradiye Devlet Hastanesi, Ali Osman Sönmez Onkoloji Devlet Hastanesi, Prof. Dr. Türkan Akyol Göğüs Hastalıkları Hastanesi ve Zübeyde Hanım Doğumevi Hastanesi.

Kayıhan Pala, 19 Haziran’da Karaman Dernekler Yerleşkesi’nde çok güzel bir sunum yaparak “Şehir Hastaneleri”kabusunu gözler önüne serdi. Kayıhan Pala’nın bu sunumda anlattıklarını büyük bir “üzüntü ve kaygıyla” dinledim. Prof. Pala, yaklaşık bir yıl önce de yaklaşan tehlikenin boyutlarını net biçimde anlatmıştı. Pala’nın sunumda da aktardığı bilgilerin birçoğunu bu haberdeki linkten de okuyabilirsiniz… Hatta önümüzdeki 25 yıla damga vuracak korkunç tablonun boyutunu görmek için mutlaka okumalısınız da…

Ama Kayıhan Pala hocanın vurguladığı şu bilgileri burada sizinle paylaşmakla yetineyim:

“Hastane açıldıktan sonra Sağlık Bakanlığı ihaleyi alan şirketlere 2 ana başlıkta ödeme yapıyor. Birincisi kira ve bakım onarımı içeren kullanım bedeli. Bu ihalede belirlenmiş sabit tutar ve 25 yıl ödenecek. Bu tutar dolar bazında belirlendiği için dövizdeki kur farkından etkilenecek, ayrıca paranın değeri analizi adını verdikleri analize göre kur farkı dışında enflasyondan da etkilenecek. Ankara Bilkent Şehir Hastanesi bu yöntemle değil klasik ihale yöntemiyle yapılsa 2 milyar TL’ye mal olacaktı. Şimdi 25 yıl boyunca ödenecek kirayı topladığımızda yaklaşık 25 milyar TL ödenecek. 

Hesaplarımıza göre 3.5-4 yıllık kiralarla bu hastanelerin tamamı klasik ihale yöntemiyle yapılabilir. Temel itirazımız modelin çok yüksek maliyet içermesine. Kalkınma Bakanlığı 2016 yılı raporunda da 18 şehir hastanesi yatırım bedelinin 10.3 milyar dolar, ödeyeceğimiz kira bedelinin 30 milyar dolar olduğunu ortaya koyarak bizi doğruladı. Bu sağlıkta özelleştirmenin yeni yöntemi. Tümüyle uluslararası sermaye için yeni sermaye birikim aracı ve yeni kar maksimizasyonu modeli.

Bir hesap yaptık. Sağlık bakanlığı 2018 bütçesine açılmış olan 4 şehir hastanesi ve bu yıl açılacak hastaneler için 2.6 milyar TL kira ödeme bedeli koydu. Bu 2.6 milyarla hastane yapsak arsalar hazineden 150 yataklı tam teşekküllü 64 hastane yapardık. Bir yıllık kira ile 150 yataklı 64 hastane yapabiliyorsak neden 25 yıl boyunca kira ödeyelim.”

kayihan-pala şehir hastaneleri

Bursa Şehir Hastanesi 16 Temmuz 2019’da faaliyete geçtiğinde nelerle karşılaşacağız? Yine Kayıhan Pala hocanın aktarımından başlıklar halinde özetleyelim…

  • Hastalar şehirden 18 kilometre uzaklıkla, üstelik doğru düzgün yolu olmayan bir yere gitmek zorunda kalacak. Geliş gidiş için en az bir saat fazla yolculuk yapılacak.
  • Türkiye’de şu ana dek açılan 9 şehir hastanesindeki gözlemlere göre 112 acil vakaları şehir hastanelerine yönlendiriliyor. Hastanenin konumu ve ulaşım sorunları dikkate alınırsa bu acil hastalar için ciddi riskler oluşturuyor.
  • Bursa Şehir Hastanesi’ne personel ve hastalar taşınıyor. Hastanelerde milyon dolarlarla kurulan yoğun bakım, acil servis ve hasta odaları kendi kaderine terk ediliyor.
  • Şehir Hastanesi’nde mekanın büyük, personel sayısının az olması nedeniyle sağlık çalışanlarının iş yükü artıyor.
  • Bursa Şehir Hastanesi’ni CEO yönetecek. Başhekim göstermelik olarak var. Hastanede yalnızca kar etme perspektifiyle hizmet sunan bir yöneticinin bulunması sağlık hizmetinin doğasına aykırı.
  • Hastanenin büyüklüğü nedeniyle hastalar poliklinik ve servisler arasında kaybolacak. Özellikle konsültasyon hizmetlerinde ciddi sıkıntılar yaşanacak.
  • Şehir hastanesi yerleşkesindeki çiçekçi, pastane gibi ticari gelirlerin tümü şirketlere bırakılıyor.
  • Ayrıca görüntüleme, laboratuvar işlemleri gibi tıbbi destek hizmetleri ve temizlik, yemek, güvenlik gibi destek hizmetleri de bu şirketler tarafından sunulacak.
  • Şirketlere %70 yatak ve diğer hizmetlerde doluluk garantisi veriliyor.
  • Kira bedel ve artışları enflasyon ve döviz kurlarındaki artışa bağlı olacak.
  • ‘Ticari sır’ gerekçesiyle şartnameler ve sözleşmeler kamuya açıklanmıyor. Bazı bilgilere davalar aracılığıyla ulaşılabiliyor.
  • Hukuksal uyuşmazlıklarda Türk mahkemeleri geçerli olmayacak. Olası uyuşmazlıklarda davalar Londra’daki mahkemelerde görülecek.

Yine “şehir hastanelerinin” maliyetine ilişkin gerçekleri öğrenmek istiyorsanız Kayıhan Pala’nın açıklamalarına kulak vermenizi öneririm…

Şimdi yeniden yazının başına dönelim. Bursalılar 16 Temmuz sabahına uyandıklarında “kamu sağlık” hizmetleriyle ilgili “zorlu, sancılı” bir sabaha uyanmış olacak, dedik. Peki, uyanacak mıyız? Hayır…

“Uyunma ve uyandırma” sürecimiz devam ediyor. Özellikle ulaştırma, enerji, sağlık gibi alanlarda on yıllarca sürecek milyarlarca dolar borç yükünün altında ülke ve yurttaşlar daha fazla “yoksullaşıp, daha fazla yoksunlaştıkça”, acı çekerek uyanma (ayıkma) sürecimiz devam edecek.

Ekonomik kriz, işsizleşme ile birlikte kamu alanındaki bu çöküşün anlamı daha net ortaya çıkacak, görünür olacak. Gerçekleri, yaşamlarımızla, geleceğimizle bedel ödeyerek öğreneceğiz… Elbette, siyasi olarak Türkiye halkı bu sürece “dur” deme iradesini gösterene, kaderini kendi ellerine alana kadar… Bunu da bize gelecek ve tarih gösterecek…

SOSYAL GÜVENLİK KURUMU-SGK ve SAĞLIK UYGULAMA TEBLİĞİ-SUT

 

Değerli site okurlarımız,
Sevgili öğrencilerimiz, asistanlarımız..

SOSYAL GÜVENLİK KURUMU – SGK ve
SAĞLIK UYGULAMA TEBLİĞİ – SUT

konulu, Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Dönem 6 öğrencilerimize sunduğumuz güncellenmiş ders yansılarını paylaşmak istiyoruz.. 87 yansı, pdf biçiminde .. (5 MB).

Sosyal Güvenlik Sistemi – SGK ve sağlık hizmetlerinin finansmanı ülkemizin en yakıcı sorunlarının başında geliyor. SGK 2019 bütçesi 400 milyar TL’ye yakın ve merkezi yönetim bütçesinin (961 milyar TL) %40’ını buluyor. Her yıl, kabul edilmesi çok güç – olağan dışı sınırlamalara karşın birkaç on milyar TL açık veriyor.. Primsiz ödemeler kapsamında genel bütçeden aktarımlara (transfere) ek olarak bütçe açığı doğuracak düzeyde ek aktarım politik ve aktüaryal (akçal) denge olarak zorunlu görülüyor. 2018 sonu açığı 34 milyar TL ve 2019’da genel bütçeden 185 milyar TL aktarım Bütçe yasasında öngörüldü (açık 48 milyar TL kestiriliyor). SGK’ya yapılan toplam aktarım 2018’de 135,7 milyar TL aktarılmıştı.

Sistem mali açıdan sürdürülebilirlik sınırlarını çok zorlamakta.. Dış borcu ve cari açığı büyütmekte sağlık ve sosyal güvenlik giderleri üzerinden. Zorunlu genel sağlık sigortası Batı dayatması. IMF, DB, DTÖ, AB ve ABD “sağlıkta dönüşüm” (Health Transformation) adı altında sağlık hizmetlerinin piyasalaştırılmasını, devletin kenara çekilerek yerli – yabancı şirketler eliyle özelleştirilmesini dayatıyor. GSS çok pahalı bir sistem, ekonomik gücümüz buna elvermiyor. Ayrıca piyasacı sistem tedavi edici hizmet ağırlıklı, koruyucu sağlık hizmetleri ihmal ediliyor, sağlık giderleri çok artıyor. Dar kaynaklarımız verimsiz kullanılıyor; yerli – yabancı şirketlerin kasasına devlet eliyle aktarılıyor..

Üstelik prim = ek vergi ödemek zorunlu!
Yetmiyor, 12-14 kalem “katkı payı” isteniyor..
Yetmiyor, “tamamlayıcı sigorta” yaptırmamız isteniyor.
Olağanüstü adaletsiz ve etik dışı!

Sorun stratejik boyutlara erişti.. Finansal sürdürülebilirliği olağanüstü güç..
Üstelik 10 Ağustos 2018’de başlayan / başlatılan ve hala süren “ağır ekonomik bunalım” içindeyiz ve 2019’da SGK giderlerinden 10-11 milyar TL kısıntı öngörülüyor.. Sağlık hizmetlerine erişim iyice pahalanacak, nitelik ve kapsamı daraltılacak, üretilen sağlık hizmeti miktar olarak da azalacak demektir bu tablo.

2018’de SGK 91,5 milyar TL sağlık harcaması yaptı. Bunun 31 milyar TL’si %34’ü!) ilaç gideri. Son derece yüksek bir oran. ABD’de yaklaşık %11, AB’de yaklaşık %17 bu oran. Çok fazla ilaç giderimiz var. Bunun Farmakoekonomik nedenleri çeşitli ancak başlıca düzeltim, KORUYUCU SAĞLIK HİZMETLERİNE KESİN ÖNCELİK VEREREK BAŞLATILABİLİR. Hem sağlık açısından büyük risk yükleniyoruz hem de dışarıya döviz aktararak cari açık veriyoruz!!

  • GSS finansal yoğun bakımda!

Sorunun tüm ağırlığına karşın, Kurumun kuruluş yasası (RG 20.05.2006 – 26173, yasa No. 5502) 1. maddede (3. fıkra) “Kurum, Sayıştay’ın denetimine tâbidir.” denilmekte iken;

  • Sayıştay raporunda “… Kurumun, döner sermaye işletmelerine ilişkin işlemlerinin de hemen
    her alanında yanlışlık, mevzuata aykırılık ve belirsizlikler saptandı!? denmekte iken…
    (http://www.hekimpostasi.org.tr/2014/11/12/turkiye-kamu-hastaneleri-kurumunun-islemleri-hatali/ 10.7.17)

SGK, 4 sayılı CBK (Cumurbaşkanlığı Kararnamesi) ile
Sayıştay denetimi dışına alındı!

Bu yaklaşım, hiçbir kamu yönetimi ilkesiyle, dürüstlükle, ahlak ve etikle….. bağdaşmaz.
Tersine SAYDAMLIK / HESAP VERİLEBİLİRLİK / DENETİM / KAMUOYUNUN BİLGİ EDİNME HAKKI gözetilmekle sorun çözülebilir. Bereket Anayasa md. 160 güvencesi var.

SGK İÇİN NE YAPMALI, NE YAPMAMALI?

başlıklı yazımıza da bakılmasını dileriz..  (tıklayınız)

Köktenci çözüm ise ulusal sağlık politikalarına dönmekte..
kamusal kaynaklardan, adil – etkin vergi rejimi ile sağlığa kaynak ayırmakta..
Ve de bu çok değerli ulusal kaynakları

  • kamu sorumluluk ve öncülüğünde özellikle koruyucu sağlık hizmetleri ağırlıklı olarak
    en yüksek verimlilikle kullanmakta..

Sağlık sektöründe de Batı emperyalizminin uydusu – sömürgesi olmaktan çıkmak zorundayız!

  • Böylesi insan haklarına aykırı, sömürgen bir sağlık sistemini (!) reddetme hakkımız var.

Ayrıntıları 87 yansıda bulabilirsiniz.. Okunması, paylaşılması, SGK’ya sahip çıkılması dileğiyle..

  • SGK mutlaka bilimsel, hakça, saydam, hesap verebilir biçimde, Sayıştay denetiminde ve yaraşırlıkla (liyakatla, meritokratik olarak) yönetilmeli

Lütfen tıklar mısınız ?? SGK_SUT_AUTF_D6_Dersi

Sevgi ve saygı ile. 26 Temmuz 2019, Ankara

Prof. Dr. Ahmet SALTIK MD, MSc, BSc
Halk Sağlığı (Toplum Hekimliği) Uzmanı
Sağlık Hukuku Uzmanı, AÜTF Halk Sağlığı AbD
Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net      profsaltik@gmail.com

Prof. Dr. Siber Göksel : Dr. Kemal Bayazıt’ın Ardından

Bir okuyucumuzdan mektup…

Sayın Prof. Dr. Ahmet Saltık
Op. Dr Kemal Bayazıt‘ı yitirdik. Bu yitik basında hak ettiği yeri alamadı. Bir mankenin, bir futbolcunun haberi bir bilim adamının, uluslararsı camiada yeri olan, yaratıcı – kurucu bir Tıp kahramanının HABER NİTELİĞİNDE olmasından daha değerlidir ülkemizde!? Acil kalp hastalarının yarım saatte ulaşabildiği, bir stentle yaşamının kurtarılabildiği, yıllarca emek emek kurduğumuz Türkiye Yüksek İhtisas Hastanesi’nin kaldırılışını göz yaşları içinde izledik.. Asırlık koca Numune Hastanesi de kaldırıldı. Oysa Numune’nin Çocuk kliniğinden Hacettepe Tıp Fakültesi, ondan da Hacettepe Üniversitesi kurulmuştur. Ben bu iki stajımı Numune Hastanesinde yaptım..

Dün Op. Dr. Kemal Bayazıt’ın, Başhekimimizin cenazesindeydik. 1967’de TYİH ne gelen Op. Dr. Kemal Bayazıt, açık kalp cerrahisini kurdu. O’nun 1968’de Türkiye’de ilk kalp naklini yapmasından daha da önemli olanı, hastanemizde dönemin Başbakanı S. Demirel’in desteği ile yeni bir anjiyo laboratuvarı kurularak. Prof. Dr. Mehmet Özdemir’in Türkiye’de ilk kez koroner anjioyu başlatması ve ardından Koroner Kalp Ameliyatlarının yapılmasıydı. Bugün ortalıkta gezinen binlerce kişi onun by-pass’ı yaşama geçirmesiyle ya da kalp cerrahisinin olduğu yerde anjiyoplasti yapılabilmesi olanağı ile yaşamdadır. Ama onlar belki de Dr. Kemal Bayazıt’ın adını bile bilmezler. Başkent Üniv. İstanbul Hastanesi aylardır O’na kucak açmaktaydı. Son 5-6 aydır kimi kez haftada 2 kez acile geliyor, kimi kez 15-20 gün yatıyordu. Haberal Vakfı Kurucu Başkanı Prof. Dr. Op Mehmet Haberal, şahane Deontolojık davranış ile O’na hastanesinin kapılarını ardına dek açtı. Hastanesinin olanaklarını gerek hastalık sırasında gerekse cenaze seremonisi sırasında sonuna dek kullandırdı. Türkiye Yüksek İhtisas’tan 2000’de ayrılan, yıllarca Dr. Bayazıt’la yakın olarak çalışmış bir arkadaşı olarak TYİH camiası adına O’na çok teşekkür ediyorum. Kemal Bey’in eski asistanı Prof. Dr. Op. Suha Küçükaksu en az yedi yıldır Kemal Bayazıt’ın rahatsızlığı ile ilgilenmekteydi. Hele son 4-5 yıldır ve de son 6-7 aydır bir an bile O’nu ihmal etmedi. Bayazıt’a yapılan törende en ince ayrıntıya dek ilgilendi. Bütün TYİH lılar adına O’na teşekkürü borç biliriz. Bizim olanaklarımız olmadığı için yapamadığımızı O yaptı.

(Türkiye’de ilk Kalp nakli operasyonu ekibi, 22.11.1968)

Ankara’da Rektör Prof. Op. Dr Mustafa Paç “Yüksek İhtisas Üniversitesi“nin kurulduğunu bana bildirdi ve Sağlık Bilimleri Yüksek Okulunun diploma töreninde bir “konuşma” istedi. Ankara da 4 kurucu vakıf üyesinin de katılımı ile toplantı yaptık, mezuniyet töreninde bulunduk ve kurucu üye olarak bize plaket verildi. Dr. Kemal Bayazıt’ın plaketini de bana verdiler. Kemal bey ölmeden bir hafta önce, Ankara’dan gelir gelmez plaketi O’na ulaştırdım, fotoğrafını aşağıda sunuyorum.
TYİH’nin kaldırıldığını O’na söylememişler. Ben Yüksek İhtisas Üniversitesi kurulduğunu. Rektör Paç’ın plaket gönderdiğini söyleyerek plaketi takdim ettim. Çok mutlu oldu. Bu O’nu en son görüşümdür.
Dün sabah TYİH’nin temel taşlarından arkadaşım Doç. Dr. Emine Kütük ile Başkent Üniv. Hastanesine gittik. Orada tören yapıldı. Ben de bayrağa sarılı tabutun başında saygı duruşunda bulundum. Dr. Suha ve ben kısa birer konuşma yaptık, cenaze arabasını Siyami Ersek Hastanesi konferans salonuna çiçeklerle uğurladık. Dr. Siyami Ersek hastanesi salonundaki törende başhekimden sonra Prof. Dr. Suha Küçükasu ve arkasından ben konuşma yaptık. Prof. Dr. Op. Cevat Yakut’un yazısını, o çok duygulandığı için, bir doktor hanım okudu. Kısa kısa söz alanlardan sonra camiye gidildi, sonsuza uğurlandı…
Ben, Türk sağlığına.Türk insanına yaşam kurtarıcı olanak sunan, yenilikler yapan, İstanbul’da Koşuyolu Kalp hastanesini, GATA’da kalp cerrahisini, Türkiye’nin kimi üniversitelerinde, yurt dışında kalp cerrahisinin kurulmasına yardım eden, onca kalp cerrahı, akademisyen vs. yetiştiren, köpek laboratuvarı kuran, TABOM adıyla Türkiye’de ilk kez Tıbbi Alet Bakım Onarım merkezini yaşama geçiren, dahi düzeyindeki bu insana bu ilgiyi az bulurum.
Dr. Kemal Bayazıt’ın ve O’nunla özdeşleşen TYİH’nin başarısını zamanında gören Türkiye Cumhuriyeti Devleti TYİH’ni desteklemiş ve bizim hastanemize bütün olanakları sağlamıştır. Bunun için geçmiş hükumetlere, özellikle dönemin Başbakanı S. Demirel’e çok teşekkür ederim. Uzun yıllar Kardiyoloji ve Kalp Cerrahisinde hastanemiz TEK hastane olarak çalışmış parlak bir yıldızdı. Bu hiç kuşkusuz Dr. Kemal Bayazıt sayesinde olmuştur, O bizim lokomotifimizdi. O Kardiyoloji ile Cerrahinin İŞBİRLİĞİ içinde çalışmasının en güzel örneğini vermiştir. Cerrah bize “karşı” değil, “bizim arkamızda, bizi desteleyen” olmuştur.
Kalp hastalarının anjioysunda, anjiyoplasti gibi invasif sağaltımında ve ameliyatında randevular uzadığında, bu işin devlet desteği ile özel sektörde de yapılması için İLK GİRİŞİM Dr. Kemal Bayazıt’ındır. Ankara Güven Hastanesi başhekimi Doç. Dr. Op. Ahmet Küçükel, Sağlık Bakanlığı Müsteşarı Kutlu Türker bu iş için çok uğraşmışlar ve bu sağaltımlar (tedaviler) özel hastanelerde de yapılmaya başlanmıştır.. Bu büyük bir aşamadır. Bu sayede hemşire, sekreterya ve başkaca sağlık çalışanlarına istihdam sağlanmıştır. Kalp ameliyatı ve anjiyo çok kâr getirdiği, için pıtrak gibi birçok merkez açılmıştır. Buralarda çalışan ve iyi para kazanmaya başlayan kalp hekimleri, kendilerinin GÖNENÇ (REFAH) DÜZEYLERİNİN ARTMASINDA kimin payı olduğun, buna kimin neden olduğunu bilmezler bile.. Evet onların bu konforunun nedeni Op. Dr. Kemal Bayazıt’tır.
Şehir Hastanelerine taşınan hastaneler içinde “Kalp Cerrahisinin” adının Op. Dr. KEMAL BAYAZIT Hastanesi olması, Kardiyak camia için çok sevindirici olacaktır. Bunun için kamuoyu oluşturmak gerekmektedir.
Dr. Kemal Bayazıt’ın ailesine baş sağlığı diliyorum. O bize. “hakkını helal etsin”… Bizim O’nda hakkımız yok. Nur içinde yat Türk Tıbbının kayan yıldızı….
Prof. Dr. Siber Göksel
TYİH E. Kardiyoloji Öğr. Üyesi