Ankara Tabip Odası’ndan Şarbon Paneli

Ankara Tabip Odası’ndan Şarbon Paneli


Bizim de üyesi olduğumuz Ankara Tabip Odası / Halk Sağlığı Komisyonu‘nun etkinliği önemli.. Ağırbaşlılıkla, bilimsel sorumlulukla ve yetkin uzmanlarınca tartışılacak.

  • Ne yazık ki siyasal iktidar Anayasa ve yasalardan kaynaklanan halkın sağlığını koruma görevini yerine getirmiyor / getiremiyor.. Anayasa md. 56 ile 5. madde ve İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi md. 25 en başta olmak üzere..

Birçok nedeni var ama sonuç ciddi ve ağır..

  • Türkiye’de gıda güvencesi ve güvenliği de ne yazık ki kalmadı.

16 yıllık tek parti iktidarı, Türkiye’yi her bakımdan perişan etti..

Kamu kurumları görevlerini yap(a)madıkları gibi, halkın doğru bilgi alma hakkını bile engelliyor hatta yanıltıyor!

Basın özgürlüğü de ciddi ve sıkı sansür altında; haber alamıyoruz!

Bunlar suçtur.. İnsan haklarına aykırıdır.. Giderek örtük faşizmin açık faşizme dönüşmesidir ki, bu da ayrıca Anayasayı ihlal suçudur. (TCK md. 309)

Geriye, nefes alabileceğimiz namuslu – bilimsel meslek örgütleri kalıyor. İyi kötü Anayasa md. 135 üzerinden ayrı ayrı yasaları sayesinde..

Bu kurumları kollamak boynumuzun borcu..

Ankara dışında olmasa idik mutlaka katılırdık bu önemli toplantıya.

Emek veren ve vereceklere teşekkür ederiz..

Şarbon ile ilgili güvenilir tıbbi bilgiler başlıca 2 kaynakta :

1. WHO / DSÖ, Dünya Sağlık Örgütü
2. CDC, ABD

Bağımsız – özerk bilimsel kurumların vazgeçilmez önemi bir kez daha görülüyor sanırız..

AKP = Erdoğan hepsini bilerek ve isteyerek sistematik olarak yok etti, parlamentolu – anayasalı bir HÜKÜMDARLIK kurdu.. Hatta Hanedan.. Devletin Hazine ve Maliyesi damada emanet.. Oğul Bilal, hiçbir yasal konumu olmadan uluslararası resmi toplantılarda babasıyla aynı masada.. Hem suç hem çok utandırıcı.. Türkiye dünyaya rezil oluyor..

21. yy’da sürdürülebilir mi; kuramsal olarak HAYIR!
Ama pratikte, gittiği yere dek kâr sayılıyor..
16 yıl az mı?? Her köşe başında imam eğitimi almış kamu görevlileri..
Liyakat tu kaka, mutlak sadakat temel koşul..

  • Ülke talan edildi ve ekonomik – demokratik – hukuksal – ahlaki… çöküntüye sürüklendi.. 

Yaşanan somut sorunların, örtülmeye çalışılan ŞARBON salgını da elbette dahil, temel / kök nedeni bu olgudur.

  • Neo-liberal vahşi piyasa kapitalizmi; serbest piyasa dini!

Salt bilimsel – teknik savaşım yetmez, örgütlü politik savaşım zorunludur ve belirleyici olan da budur!

Halkı, yaşadıkları somut gerçekler üzerinden, olguları ilişkilendirerek aydınlatmak koşuldur.

Sevgi ve saygı ile. 11 Eylül 2018, Datça

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

AÜTF Dönem 3 Dersi : Alan (Saha) Araştırmaları (Field Surveys)


Sevgili AÜTF Dönem 3 Öğrencilerimiz.
.

SAHA  – ALAN ARAŞTIRMALARI konulu dersimizin yansıları pdf olarak aşağıdadır.

Güncellenmiştir..

Ders, 11.09.2018 günü 14:00 – 14:50 ve 15:00 – 15:50 arasında 2 kümeye ardarda
AÜTF Morfoloji binasında ayrılan anfide işlenecektir.

Yararlı olmasını dileriz..
Bu dosya ile birlikte sunduğumuz TNSA 2013 özet verilerinden de sınavda sorumlu olacaksınız.. Bu nokta derste de vurgulanmıştır..

Yansıları okumak, dosyayı indirmek için lütfen aşağıdaki erişkeyi (linki) tıklar mısınız??

Saha_Arastirmalari

TNSA2013_sonuclar_sunum_2122014

Tanıtım ve Yöntem Sinan TÜRKYILMAZ

Sevgi ve saygı ile. 09.09.2018

Prof. Dr. Ahmet SALTIK
Halk Sağlığı – Toplum Hekimliği Uzmanı
AÜTF Halk Sağlığı AbD
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

 

 

Her yıl 1.5 milyon kişi aşılanmadığı için ölüyor

Her yıl 1.5 milyon kişi aşılanmadığı için ölüyor


Konuk Yazar: Kayıhan Pala – Prof.Dr.,
Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı
BİRGÜN, 
04.09.2018

Aşılar, belirli bir hastalığa karşı bağışıklığı geliştiren biyolojik ürünlerdir. Bir aşı tipik olarak, hastalığa neden olan mikroorganizmayı andıran bir maddeyi içerir ve genellikle mikrobun, toksinlerinin veya yüzey proteinlerinin zayıflatılmış veya öldürülmüş formlarından elde edilir. Aşılama ile kişinin etkenle karşılaşarak vücudunun bağışıklık oluşturması ama bu sırada hastalığa yakalanmaması istenir.

Bir aşının geliştirilmesi yıllarca sürer. Süreç ilk olarak laboratuvar koşullarında yapılan araştırmalar ile başlar, daha sonra klinik çalışmalar ile devam eder. Aşının etkinliğinin ve güvenliğinin sınandığı çalışmaların olumlu sonuçlanması halinde aşı üreticisi lisans almak üzere başvuruda bulunabilir.

Kızamık aşısı 20.4 milyon hayat kurtardı
Aşılar, küçük çocuklarda hastalık yükünü önemli ölçüde azaltan ve milyonlarca ölümü önleyen güvenli, etkili ve düşük maliyetli bir sağlık müdahalesidir. Kızamık, çocuk felci, difteri, tetanoz, boğmaca, B tipi grip hastalığı (Haemophilius influenzae tip B), streptokok pnömonisi ve rotavirüs kaynaklı diyare gibi bazı ölümcül çocukluk hastalıkları için etkinliği gösterilmiş aşılar mevcut. Bu aşılar sayesinde çocuklar hastalıktan ve ölümden korunabiliyor. 2000-2016 yılları arasında yalnızca kızamık aşısı ile bütün dünyada 20,4 milyon kişinin yaşamını yitirmesinin önüne geçildi.

26 hastalıktan korunmak mümkün
Bugün 26 hastalığa karşı aşı ile korunmak olanaklıyken, dünyada her yıl yaklaşık 1,5 milyon kişi aşı ile önlenebilir hastalıklar nedeniyle yaşamını yitiriyor.

Risk altındaki kişilerin aşılanmasıyla toplumun söz konusu bulaşıcı hastalıktan korunması ve hastalığın kontrolünün sağlanması olanaklı. Aşılar toplum düzeyinde salgınları önleyebileceği gibi, hastalıkların hiç görülmemesini ya da çiçek hastalığında olduğu gibi hastalık etkeninin kökünün kazınmasını da sağlayabilir. Bilindiği gibi çiçek hastalığı, variola virüsünün neden olduğu akut bulaşıcı bir hastalıktır. İnsanlık tarafından bilinen dünyanın en yıkıcı hastalıklarından biriydi. Yalnızca 20. yüzyılda 300 milyon kişinin çiçek hastalığı nedeniyle yaşamını yitirdiği tahmin ediliyor. Bilinen en son olgu 1977’de Somali’de gözlendi. Dünya Sağlık Örgütü’nün başlattığı küresel bir bağışıklama kampanyasının ardından 1980’de ortadan kaldırıldı.

Toplumda çeşitli nedenlerle aşılan(a)mayan kişiler bulunmakta. Bunlar doğuştan bağışıklık sistemi hastalığı olan çocuklar, bazı hastalıkların tedavisi nedeniyle bağışıklık sistemi bozulmuş olan hastalar, ağır beslenme bozukluğu olan çocuklar, sağlık hizmetlerine erişemeyenler ve anababaları tarafından aşı olmaları reddedilen çocuklar olarak sıralanabilir. Aşılar, aşı yapılan kişiyi hastalığa karşı korumanın yanında, toplumda hastalığın kontrolünün sağlanması işlevini görerek aşılanamayan kişileri de korur. Yüksek orandaki bir bağışıklama ile söz konusu hastalık etkeninin toplumda dolaşımı engellenebilir. Bu durumda etkenin korunmasız kişilere ulaşma ve buna bağlı olarak hastalık yapma olasılığı azalacaktır. Toplum bağışıklığı adı verilen bu durum (nüfus bağışıklığı veya sosyal bağışıklık olarak da adlandırılmakta), bir toplumun büyük bir oranının (Genellikle bu oran %95 ve üzeri olarak kabul edilmekte) bir enfeksiyona karşı bağışık hale gelmesiyle ortaya çıkan ve böylece o hastalığa karşı bağışıklığı gelişmemiş olan bireyleri de koruyan bir bağışıklama yaklaşımı.

Toplum bağışıklığı ile, bulaşıcı hastalıklara karşı toplumun büyük bir oranı aşılandığı için salgın çıkma olasılığı azalmakta, toplumun tüm üyeleri korunmakta.

  • Bu bağlamda toplum bağışıklığı aynı zamanda toplumsal bir dayanışmadır.

Temel sağlık hizmetleri AKP ile geri plana itildi
AKP iktidarı ile 2003 yılında Sağlıkta Dönüşüm Programı’nın (SDP) uygulamaya konulmasının ardından, temel sağlık hizmetlerinin geri plana itilmesi nedeniyle, Birinci Basamakta çalışanların bütün özverisine karşın ülkemizde aşılama hizmetlerinde bazı sorunlar bulunuyor. Sağlık Bakanlığı tarafından yayımlanan istatistiklere bakıldığında, SDP sonrasında hemen tüm aşılama hızlarının arttığı ve %100’e yakın oranlara eriştiği iddia edilmekteyse de saha araştırmaları bu verileri doğrulamıyor. Türkiye Nüfus Sağlık Araştırması 2013’ün sonuçları çarpıcı:
2013 yılında 15 aydan önce aşılanan çocuk oranı karma aşı (DTaP-IPV-Hib 3) için %84,3, Kızamık, Kızamıkçık, Kabakulak (KKK) aşısı için %88,5 ve Hepatit B için %86,5.

Türkiye’de dört çocuktan birinin aşısı eksik
2008 yılında tam aşılı çocuk oranı %80,5 iken 2013’te bu oran %6,4’lük azalmayla %74,1’e indi. 2013 verilerine göre ülkemizde her 4 çocuktan 1’inin tam bağışık olmaması, bulaşıcı hastalıklar açısından önemli bir sorun. Nitekim 2013’te ülkemizde yaşanan kızamık salgını, aşılama oranlarının Bakanlık tarafından iddia edildiği gibi çok yüksek olmadığının önemli bir kanıtı.

Sağlığın korunması için etkili bir müdahale olmasına karşın, son yıllarda dünyada ve ülkemizde aşıya karşı bir güvensizlik ortamı yaratılmakta ve buna bağlı olarak bazı olumsuz tutumların ortaya çıktığı gözlenmekte. Bunlar genel olarak zorunlu aşı uygulamasına birey hakları açısından karşı çıkış, aşı konusundaki tereddütler nedeniyle aşıların reddedilmesi ve dini gerekçelerle aşı karşıtlığı olarak nitelenebilir. Aşı tereddüdü genellikle aşıyı kabullenmekte gecikme veya aşıya ulaşılmış olmasına karşın aşı yaptırmak istememe durumudur ve bir ya da daha fazla aşı için söz konusu olabilir. Aşı karşıtlığı ise tüm aşıları reddetme, kişinin iradesi ile hiçbir aşıyı yaptırmama durumudur.

Aşı konusundaki tereddütler genel olarak aşıların istenmeyen etkilerinden kaynaklanmakta. İlaçlar gibi aşıların da tedavi ve koruma etkilerinin yanı sıra istenmeyen etkileri var. İlaçların istenmeyen etkilerine daha kolay katlanılması ilaçların hastalara; aşının ise sağlam insana verilmesinden kaynaklanıyor. Aşının koruduğu hastalıkların boyutu, yol açacağı yan etkinin karşısında çok daha fazladır.

Örneğin kızamık, bulaştırıcılığı en yüksek olan enfeksiyonlardan biri ve dünyadaki önemli hastalanma ve ölüm nedenleri arasında. Bir kızamık hastası çevresindeki 16-18 kişiye hastalığı bulaştırabilir. Herkes, her yaşta hastalığa duyarlıdır.

***

Aşı kamusal ürün haline getirilmeli

Aşılarla ilgili olarak ayrıca şirketlerin kâr maksimizasyonu aracı olmaları nedeniyle de tereddütler bulunuyor. Bu tereddüdü gidermenin yolu aşıları kamusal bir ürün haline getirmekten geçiyor. Örneğin Küba, çocuklarını difteri, tetanoz, boğmaca, hepatit B ve Haemofilis influenzae tip B hastalıklarına karşı koruyan beşli karma aşı üretmekte ve kullanmakta. Küba’da aşıyla önlenebilir hastalıklar (Çocuk felci, difteri, tetanoz, boğmaca, kızamık, kızamıkçık) uzun yıllar önce tümüyle ortadan kaldırıldı.

Aşı konusundaki tereddütler anababalara temel aşı bilgilerinin sağlanması ile büyük ölçüde giderilebilir. Bu bilgiler aşıyla önlenebilen hastalıkları, çocukları aşılanmazsa ne olabileceğini, aşıların nasıl bir işlev gördüğünü ve toplum bağışıklığı kavramını içermeli.

Ancak zorunlu aşı uygulamasına birey hakları açısından karşı çıkış, üzerinde epeyce tartışılan bir konudur ve bireyin özerkliği ile toplum yararı arasındaki çatışmanın ortadan kaldırılması için yoğun çaba harcamak gerekmekte. Kendisinin ya da çocukları için anababanın onamı olmaksızın kişiye tıbbi girişimde bulunmanın çerçevesi iyi çizilmeli, tıbbi girişim için toplumun yararının üstün olduğu bilimsel bilgiye/kanıta dayalı olarak gösterilmeli. Bağışıklamayı reddetmeye yönelik kişisel özerklik, birey ve toplum için daha fazla risk oluşturmamalı. Bağışıklamanın başarılı bir sonuç vermesi için toplumun yüksek bir oranda aşılanması gerekli olduğundan, aşı uygulaması söz konusu olduğunda toplum yararının kişi özerkliğinin üzerinde olduğu açık.

***

Dini gerekçelerle aşıya karşı olmak bilime aykırı

Dini gerekçelerle aşıya karşı olmanın ise bilimsel hiçbir açıklaması yok. Tıbbi gerekçelerle aşı yaptırmamak doğru olduğu halde, dini gerekçelerle aşı yaptırılmaması etik olarak da uygun değil.

  • Etik olarak, aşılama kişiyi korur ve toplum bağışıklığı yoluyla toplumun güvenliğini sağlar.

Dini gerekçeler de içinde olmak üzere aşı yaptırmamanın çocukların sağlığını olumsuz etkilediği birçok araştırmada gösterildi. 1987-1998 yılları arasında ABD Colorado’da yapılan bir çalışma 3-18 yaş arasındaki aşılanmamış çocukların 22 kat daha fazla kızamığa yakalandığını gösterdi. Aynı çalışma, 1996-98 arasında, aşılanmamış çocukların boğmaca alma olasılığının aşılananlara göre 5,9 kat daha fazla olduğunu da ortaya koydu. ABD New York’ta 2000-2011 arasında yapılan bir çalışmada, aşılamadan muaf tutulmuş çocuklarda boğmaca sıklığı, aşılanan çocuklara göre 14 kat daha yüksek bulunmuştur. Bu çalışmaya göre, toplumdaki yüksek aşı muafiyeti oranları hem aşılanmış hem de muaf tutulan çocuklar için boğmaca riskini artırdı.

Türkiye’de geçmiş yıllarda kayda değer bir aşı karşıtlığı söz konusu olmazken, son yıllarda çocuklarının aşı olmasını reddeden aile sayısında büyük bir artış söz konusu. Sağlık Bakanlığı tarafından açıklanan verilere göre 2014’te 1370, 2016’da 11 bin olan çocuklarına aşı yaptırmayan aile sayısı, 2017 yılında 23 bine yükseldi. Bu eğilim Türkiye’de bulaşıcı hastalıklarla ilgili yeni salgınlar açısından büyük bir risk etmeni olarak karşımızda duruyor.

Kaynaklar
» Aksu Tanık F. Aşı Reddinin Bağlamı ve Sonuçları. Toplum ve Hekim, 2018;33(2):83-97.
» Beyazova U. Aşı Konusunda Bilgi Notu, Ankara Tabip Odası, http://www.ato.org.tr/announcement/show/358 .
» Birinci Basamak Sağlık Çalışanları İçin Aşı Rehberi. Yayına hazırlayan: Nilay Etiler, Türk Tabipleri Birliği Yayınları, Ankara, 2018.
» Chung S, Nguyen T, Havins W. Immunization Mandates: Abolishing the Religious Exemption in Nevada. Journal of Legal Medicine, 2017;37(sup1):1-2.
» Imdad A, Tserenpuntsag B, Blog DS, Halsey NA, Easton DE, Shaw J. Religious Exemptions for Immunization and Risk of Pertussis in New York State, 2000–2011. Pediatrics, 2013;132:37–43.
» Vaccines, World Health Organization, http://www.who.int/topics/vaccines/en/.
» Türkiye Nüfus ve Sağlık Araştırması 2013, Hacettepe Üniversitesi Nüfus Etütleri Enstitüsü, T.C. Kalkınma Bakanlığı ve TÜBİTAK, Ankara, 2014.
===================================================
Dostlar, 

Değerli meslektaşımız, Halk Sağlığı Uzmanı  Prof. Dr. Kayıhan Pala’nın yukarıdaki değerli makalesini biz de içeriğine katılarak paylaşıyoruz..

Sağlık Bakanlığı’nın hızla yasal düzenleme yaparak köktenci biçimde sorunu çözmesi gerekiyor:

  • Aşılar tıbbi dolayısıyla yasal yükümlüktür.

Sevgi ve saygı ile. 05 Eylül 2018, Datça

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net        profsaltik@gmail.com

 

Yılmaz ÖZDİL : ŞARBON

ŞARBON

Yılmaz ÖZDİL
SÖZCÜ
, 04.09.2018

Türkiye’nin Brezilya’dan ithal ettiği sığırlar Santos limanından gelecekti. Nada isimli gemiye 25 bin hayvan yüklenmişti.
Brezilyalı hayvan hakları savunucuları mahkemeye başvurdu.
Hayvanların işkence şartlarında taşındığını, insanlık dışı ticaret yapıldığını belgeleyerek, geminin durdurulmasını istediler.

(Brezilya sabıkalıydı. Daha bu sene “bozuk et skandalı” yaşanmıştı. Brezilyalı kırmızı et ihracatçılarının, son kullanma tarihi geçmiş etlerdeki kötü koku ve kötü görüntüyü maskelemek için kanserojen madde kullandıkları ortaya çıkmıştı. Bu korkunç durumun tespit edilmesi üzerine, ABD, Avrupa Birliği, Çin, Güney Kore, Mısır, Suudi Arabistan gibi ülkeler, Brezilya’dan et ithalatını derhal durdurmuştu.)
Sao Paolo eyalet mahkemesi, et ihracatındaki skandalın canlı hayvan ihracatında da yaşanıyor olabileceğini düşünerek, geminin limandan çıkışına yasak getirdi, yüklemeyi durdurdu, soruşturma açtı.

Veteriner hekim ve biyologlarından 12 kişilik ekip oluşturuldu.
Bu bilirkişi heyeti gemide inceleme yaptı, rapor hazırladı…
Türkiye’ye seyahat 17 gün sürecekti, evrensel kurallara uyulmamıştı, hayvanlar dar ortamlarda ve hijyenik olmayan şartlarda tutuluyordu, kendi dışkılarının içinde yaşıyorlardı, zeminde çamurlu atık, idrar ve dışkı tabakası oluşmuştu, atıklardan kaynaklanan amonyak kokusu nefes almayı bile güçleştirecek kadar yoğundu, hayvanların yeminde bile dışkı vardı.
Seyahat sırasında hayvanlar hastalanıyor, bazıları ölüyordu, bu ölümlerin izini silebilmek için gemide öğütme makinesi vardı, ölen hayvanlar öğütülerek denize atılıyordu.

Bu feci rapor, gemiyi durduran mahkemenin kararını güçlendirmişti.
Boşaltma için karar bekleniyordu.
Şak… Türkiye’nin Brezilya büyükelçiliği devreye girdi.

Brezilyalı hayvan hakları savunucuları göndermek istemiyor, eyalet mahkemesi göndermek istemiyor, Türkiye illa alacağız diyordu!
Şak…
Durdurma kararının iptal edilmesi için üst mahkemeye başvuruldu.
Allem edildi kallem edildi, üst mahkemeden “durmak yok, yola devam” kararı alındı. Geminin limandan ayrılmasına izin verildi.

Gemi yola çıkarken Brezilya Ulusal Hayvanları Koruma ve Savunma Forumu üyeleri protesto gösterileri yaptı. Reuters, BBC gibi medya kuruluşları aracılığıyla tüm dünyada duyulmasını sağladı.
17 gün geçti… Nada isimli gemi Mersin limanına geldi.
Ağır koku tüm Mersin’i kapladı.

Bağımsız Hayvan Hakları Topluluğu ve Hayvan Hakları İzleme Komitesi, Chp milletvekilleriyle birlikte Mersin Gazeteciler Cemiyeti’nde basın toplantısı düzenledi. Hastalık tehlikesine dikkat çektiler. Geminin acilen karantinaya alınmasını istediler. Maalesef… Uzman bir heyetin gemide inceleme yapmasına bile izin verilmedi.
Basın mensuplarının gemide görüntü almasına bile izin verilmedi.

Mersin Barosu suç duyurusunda bulundu. Nafile… Adli makamlarımız kılını kıpırdatmadı. Sihirli bir el gemiyi koruyordu.
CHP, TBMMde soru önergesi verdi. Cevap bile verilmedi.
Süreci başından beri takip eden hayvan hakları savunucusu, gazeteci-yazar Zülal Kalkandelen sosyal medyada çırpındı. Hazindir ki… Muhalif medyamız bile kulağını tıkadı, umursamadı.

Yandaş medyamız tarafından “ucuz et müjdesi” manşetleri atıldı.
TRT bile “ucuz et müjdesi” diye haber yaptı.
Sayın ahalimiz alkışladı.
Ucuz et yediren hükümetimizden Allah razı olsun denildi.

Netice? Şimdi sanki sürprizmiş gibi deniyor ki…
Türkiye’de şarbon paniği yaşanıyor filan.
Ucuz etin yahnisi afiyet olsun kardeşim…
Üste para ödeyip veba veya kolera ithal edene kadar şarbona şükredin.

‘Aşı reddi toplumsal bir tehdit’

‘Aşı reddi toplumsal bir tehdit’

Halk Sağlığı Haftası kapsamında açıklamalar yapan Sağlık Bilimleri Üniversitesi (SBÜ) Gülhane Tıp Fakültesi Aile Hekimliği Anabilim Dalı Başkanı Doç. Dr. Ümit Aydoğan, aşı reddinin neden olabileceği tehlikelere değindi ve bu tehlikenin bireysel değil toplumsal etkileri olacağına dikkat çekti.

(AS: Bizim katkımız ve konuya ilişkin master tezimiz yazının altındadır..)

Sağlık Bilimleri Üniversitesi (SBÜ) Gülhane Tıp Fakültesi Aile Hekimliği Anabilim Dalı Başkanı Doç. Dr. Ümit Aydoğan, özellikle çocuklarda engellilik  yapan ve ölümcül olan birçok bulaşıcı hastalıktan korunmanın yolunun Sağlık Bakanlığının ulusal aşılama programına kayıtsız ve şartsız uymaktan geçtiğini belirterek, “Aşı reddi sadece bireysel değil toplumsal bir tehdit.” dedi.

Halk Sağlığı Haftası kapsamında açıklama yapan Aydoğan, aşılamanın güvenli, etkin ve koruyucu bir sağlık hizmeti olduğunu söyledi.

BULAŞICI HASTALIKLARDAN KORUNMANIN EN ETKİLİ YOLU

Aydoğan, büyüme ve gelişme çağında olan çocukların, doğumla birlikte  her türlü bulaşıcı hastalık riskiyle karşı karşıya kaldığını dile getirerek, “Unutmamak gerekir ki; bulaşıcı hastalıklar önlenebilir hastalıklar olup, bu durumdan korunmanın en önemli yolu da bağışıklamadır. Bu dönemde, özellikle de engellilik ve hatta ölümle sonuçlanma ihtimali yüksek olan bulaşıcı hastalıklardan korunmak için en etkili yöntemlerin başında aşı ile bağışıklama gelmektedir.” ifadelerini kullandı.

asi-reddi-tehlikesi-shutter

Aşılamanın, bulaşıcı hastalıkların önlenmesi ve korunmasında en güvenli ve etkili koruyucu sağlık hizmetlerinden olduğuna işaret eden Aydoğan, 19 ve 20. yüzyılın birçok bulaşıcı hastalık için aşıların üretildiği ve kullanılmaya başlandığı bir süreç olduğunu belirtti.

“HASTALIĞIN ORTAYA ÇIKMASINI ÖNLEMEK Mİ,
HASTALIĞI TEDAVİ ETMEK Mİ KOLAY?”

Doç. Dr. Aydoğan, bu sürecin, dinamik olarak bütün hızıyla devam ettiğini vurgulayarak, şu bilgileri verdi:

“Özellikle, 1974’te Dünya Sağlık Örgütü’nün (DSÖ) Genişletilmiş Bağışıklama Programı (GBP) önerisiyle bütün ülkelerde çocukluk çağı aşılama programı ve hizmetlerinde önemli başarılar elde edilmiştir. Ülkemizde aşı ile bağışıklama çalışmalarına 1930 yıllarında Çiçek aşısıyla başlanmıştır. 1981’de ülkemizde GBP çerçevesinde toplam 6 hastalığa (BCG, difteri, boğmaca, tetanoz, çocuk felci ve kızamık) karşı aşı yapılırken, günümüzde programa yeni aşıların eklenmesiyle bu sayı 13’e ulaşmıştır. Son yıllarda başta risk grupları olmak üzere, özellikle çocukluk döneminde aşıyla bağışıklamaya verilen önem giderek artmaya devam etmektedir. Ulusal olarak bağışıklama amacıyla çocukluk yaş döneminde aşılama hizmetleri, Birinci Basamak sağlık hizmetlerinin sunulduğu Aile Sağlığı Merkezlerinde aile hekimleri tarafından uygulanmakta ve izlenmektedir. Aşılamadaki amaç, sık görülen, ciddi seyreden, sakatlığa ve kişinin ölümüne neden olan bulaşıcı hastalığa yakalanma riski olan hastalar için gerekli önlemleri almaktır. Dolaylı olarak, gelişmekte olan bir ülke için sağlık harcamalarının azalmasına ve bunun sonucunda ülke ekonomisine katkı sağlayacaktır. ‘Bir bireyde bir bulaşıcı hastalığın oluşmasını önlemek mi kolaydır, yoksa bulaşıcı hastalık meydana geldikten sonra onu tedavi etmek mi?’ şeklindeki bir soruya cevap; hiç şüphesiz, bulaşıcı hastalıklar önlenebilir hastalıklar olduğu için koruyucu sağlık hizmetleri sunumu kapsamında aşıyla bağışıklama yapılmasının daha doğru olduğudur.”

AŞILAR MİLYONLARCA ÇOCUĞU ÖLÜMDEN KORUYOR

Doç. Dr. Aydoğan, “Özellikle, çocuklarda sakatlık yapan ve ölümcül olan birçok bulaşıcı hastalıktan korunmanın yolu, çocukluk döneminde ulusal olarak Türkiye’de önerilen Sağlık Bakanlığı’nın ulusal aşılama programına kayıtsız ve şartsız uymaktan geçmektedir. Sağlıklı bir toplum için, geleceğimiz olan çocuklarımızın çocukluk çağında yapılması gereken aşılarının tam ve eksiksiz olarak uygulanması oldukça önemli.” diye konuştu.

Ebeveynlerin, ulusal olarak önerilen aşı programlarına uyum ve farkındalığının en üst seviyede olmasının, bu sürecin sağlıklı bir şekilde devam etmesini sağlayacağına işaret eden Aydoğan, şöyle devam etti:

“Dünyada her yıl milyonlarca çocuğun ölmesinin nedeninin bulaşıcı hastalık olduğu ve bunların da büyük bir bölümünün aşıyla önlenebileceği kesinlikle unutulmamalıdır. İnsanların sağlıklı bir yaşam sürmesine fırsat veren, ömrümüzün uzamasını, sakatlık ve ölüme neden olan bulaşıcı hastalıklardan korunmamızı sağlayan en önemli faktörün, doğum itibarıyla başlayan, çocukluk çağı ve yaşlılık dönemi dahil yetişkinlik döneminde de devam eden aşılama programları olduğu gerçeğini akıldan çıkarmamalıyız. Örnek olarak, bir dönemin korkulan hastalığı olan, salgınlara ve ölümlere yol açan Çiçek hastalığı, aşılama sayesinde yeryüzünden silinmiştir. Başla bir örnek ise pek çok çocuğun engelli kalmasına ve hatta ölümüne neden olan çocuk felcidir. Yine yapılan aşılama sayesinde 1998 itibarıyla çocuk felci ülkemizde görülmemekte ve arındırılmış ülke kapsamına girmiştir.”

“AŞI REDDİ SAĞLIKSIZ NESİLLERİN YETİŞMESİNE SEBEP OLACAK”

Aydoğan, aşıların doğru uygulandığı sürece oldukça güvenli ve etkili olduklarını vurguladı.

Aşı uygulamalarında zaman zaman enjeksiyon yerinde kızarıklık, ağrı, şişme, ateş ve döküntü gibi geçici ve hafif yan etkiler görülebileceğini dile getiren Aydoğan, sözlerini şöyle tamamladı:

  • “Bazı bulaşıcı hastalıların yeryüzünden silinmesi veya sakatlık (AS: engellilik) ve ölüme neden olmaması için hem birey hem aile hem de toplum olarak ulusal aşılama programlarına karşı farkındalık ve bu programlara uyumumuzun yüksek olması gerektiğini hiçbir zaman unutmamalıyız. Aşılama, aktif olarak güçlü bir bağışıklama sağladığı gibi, son yüzyılın maliyet olarak da en etkin yöntemlerinden birisidir. Bu koruyucu sağlık uygulamasına karşıt olan görüşler, yani ‘aşı reddi’ hem bireysel hem de toplumsal olarak sağlıksız nesillerin yetişmesine neden olacaktır. Aşı reddi sadece bireysel değil, toplumsal bir tehdit.

Dünyaya gözlerini yeni açmış savunmasız çocuklarımızın anababa olarak bizlerin sorumluluğunda olduğu hiçbir zaman unutmamalı ve sağlığını tehdit eden bir bulaşıcı hastalık ile mücadele etmek zorunda kaldığında bunun vicdani yükünün nasıl taşınabileceği de düşünülmelidir. Büyüme ve gelişimini tamamlamış, eğitim ve öğretim yaşamını kesintisiz sürdürebilen, geleceğe umutla bakan, hayallerini ve beklentilerini gerçekleştirebilme olanağı bulabilen sağlıklı çocukların yetişmesi için aşı ile bağışıklamanın anababa olarak bilincinde olmalı ve ülkemizde Sağlık Bakanlığı tarafından her yıl gereklilikler doğrultusunda güncellenen ulusal aşılama programlarının uygulanmasında toplumun en küçük yapı taşı olan bireyler olarak yardımcı olmalıyız.”
=========================================
Dostlar,

Gülhane Tıp Fakültesi Aile Hekimliği Anabilim Dalı Başkanı Doç. Dr. Ümit Aydoğan meslektaşımızın açıklamasına bütünüyle katılıyoruz. Metindeki “sakatlık“ sözcüklerini “engellilik“ olarak düzelttik çünkü; TBMM kabul tarihi 25/4/2013, Yasa No. 6462 ile Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Yer Alan Engelli Bireylere Yönelik İbarelerin Değiştirilmesi Amacıyla Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun ile özürlü, sakat, çürük sözcükleri 96 yasadan çıkarıldı; yerine ENGELLİ sözcüğü kondu. “Sakat” sözcüğü salt Anayasa md. 61 ve 104’te kaldı.

Giderek büyüyen ve 2017 sonunda 23 binleri aşan Aşı reddi sorunu ülkemizin önemli sorunlarından biri. Ancak ülke gündemini işgal eden bilinen öbür sorunlar nedeniyle gündemde hak ettiği yeri bulamıyor.

  • Aşı ile korunulabilen bulaşıcı hastalıklardan, başta KIZAMIK olma üzere, ülkemiz açık – yakın – ciddi ve somut salgın riski ile yüz yüze!

Bilindiği gibi biz bu konuyu Sağlık Hukuku alanında yüksek lisans tezi yaptık (Ankara Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü) ve 10 Ağustos 2018 günü tezimiz bilimsel jüri tarafından onaylandı. Tez savunmasında kullandığımız yansıları içeren power point dosyasının erişkesini (linkini) sitemizin manşetinde tutuyoruz 3 haftadır. Burada da verelim yeri gelmişken :

AHMET_SALTIK_Tez_sunumu_10.08.2018

  • ANAYASA MAHKEMESİ’NİN ZORUNLU AŞI UYGULAMASININ YASAL DÜZENLEME BULUNMAMASI GEREKÇESİYLE HAK İHLALİ OLDUĞUNA İLİŞKİN BİREYSEL BAŞVURULAR ÜZERİNE VERDİĞİ KARARLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ

Konu tıbbi, hukuksal ve etik yönleriyle kapsamlı olarak incelenmiştir (252 sayfa) ve kitaplaştırılacaktır.

  • Sorunun köklü çözümü, daha çok oyalanmadan, 1 maddelik bir yasal düzenleme ile
    çocukluk aşılarının zorunlu kılınmasıdır. 

Sevgi ve saygı ile. 05 Eylül 2018, Datça

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com