Çocuk işçiliği yasaklanmalıdır!

Çocuk işçiliği yasaklanmalıdır!

(AS: Bizim kapsamlı katkımız yazının altındadır..)

Türk Tabipleri Birliği, 12 Haziran Dünya Çocuk İşçiliği ile Mücadele Günü dolayısıyla bir açıklama yaptı. Çocukların ucuz iş gücü olarak çalışma yaşamında yer almalarının ancak eşitsizliklerin ortadan kaldırılmasıyla önlenebileceğine dikkat çekilen açıklamada;

– çocuk işçiliğinin yasaklanması,
– çocuk işçiliğine zemin hazırlayan 4+4+4 eğitim sisteminden vazgeçilmesi,
– savaşı ve çatışmalı ortamı yaratan politikaların terk edilmesi istendi.

Açıklamanın tam metni aşağıdadır (12.06.2018) :

BASIN AÇIKLAMASI

ÇOCUK İŞÇİLİĞİ YASAKLANMALIDIR!

“Çocuklarımızın ucuz iş gücü olarak çalışma yaşamında yer almamaları eşitsizliklerin ortadan kaldırılmasıyla mümkün olacaktır”.

12 Haziran Dünya Çocuk İşçiliği ile Mücadele Günüdür.  Çocuk işçiliği sorunu günümüz koşullarında güncelliğini korumaya devam etmektedir. 2016 yılı kayıtlarına göre dünyada çocuk işçi sayısı 168 milyondur. Üstelik bu sayıya ev işlerinde, enformal (kayıt dışı) sektörlerde çalışan çocuklar dahil değildir.

Çocuk işçi çalıştırma az gelişmiş, gelişmekte olan ülkelerde daha çok olsa da, bu ülkelere özgü olmayıp tüm ülkelerin sorunu olmaya devam etmektedir.

Ülkemizde çocuk işçiliği tarım sektörü başta olmak üzere inşaat, tekstil, metal iş kollarında yoğun olarak görülmektedir. Komşu ülkelerde; özellikle Suriye’de yaşanan savaş ve çatışmalar, iç savaşlar göç ile birlikte çocuk işçi sayısında büyük artışlara neden olmuştur. Ülkemizde de çatışma, yoksulluk vb. nedenlerle yaşanan göçler çocukların ucuz iş gücü olarak kullanılmasının önünü açmaktadır.

Çocuk işçiler yetişkinlere göre çalışma koşullarının olumsuzluklarından daha çok etkilenmekte, dirençleri düşmekte, vücut gelişimleri olumsuz yönde etkilenmekte ve iş kazalarına daha çok maruz kalmaktadırlar. İşçi Sağlığı İş Güvenliği Meclisi’nin açıkladığı raporlara göre 2013-18 arasında 319 çocuğumuz iş kazalarında (AS: iş cinayetlerinde!) yaşamını yitirmiştir.

Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı 2018 yılını Çocuk İşçiliği ile Mücadele Yılı ilan etmesine karşın çocuk işçi ölümlerinde, çocuk emeği sömürüsünde hiçbir azalma kaydedilememiştir.

Türk Tabipleri Birliği olarak;

Çocuk işçiliğinin yasaklanmasını,
çocuk işçiliğine zemin hazırlayan 4+4+4 eğitim sisteminden vazgeçilmesini,
savaşı, çatışmalı ortamı yaratan politikaların terk edilmesini

talep ediyoruz.

TÜRK TABİPLERİ BİRLİĞİ
http://www.ttb.org.tr/haber_goster.php?Guid=fef8c126-6e54-11e8-8f08-7c307bdbd6a0 
===========================================
Evet dostlar,

DÜNYA ÇOCUK HAKLARI GÜNÜ’nde
PERİŞAN HALLERİMİZ..

Ülkemizin yürek yakan sorunlarından biri de çocukların çalıştırılması..

1. Taraf Devletler, çocuğun, ekonomik sömürüye ve her türlü tehlikeli işte ya da eğitimine
zarar verecek ya da sağlığı veya bedensel, zihinsel, ruhsal, ahlaksal ya da toplumsal
gelişmesi için zararlı olabilecek nitelikte çalıştırılmasına karşı korunma hakkını kabul ederler.
2. Taraf Devletler, bu maddenin uygulamaya konulmasını sağlamak için yasal, idari,
toplumsal ve eğitsel her önlemi alırlar. Bu amaçlar ve öteki uluslararası belgelerin ilgili
hükümleri göz önünde tutularak, Taraf Devletler özellikle şu önlemleri alırlar:
a) İşe kabul için bir ya da birden çok asgari yaş sınırı tespit ederler;
b) Çalışmanın saat olarak süresi ve koşullarına ilişkin uygun düzenlemeleri yaparlar;
c) Bu maddenin etkili biçimde uygulanmasını sağlamak için ceza veya başka uygun
yaptırımlar öngörürler.
Öte yandan 4857 sayılı İş Yasası da çocukların çalıştırılmasında yaş sınırları getirmiştir
Çalıştırma yaşı ve çocukları çalıştırma yasağı

           Madde 71 – Onbeş yaşını doldurmamış çocukların çalıştırılması yasaktır. Ancak, ondört yaşını doldurmuş ve ilköğretimi tamamlamış olan çocuklar, bedensel, zihinsel ve ahlaki gelişmelerine ve eğitime devam edenlerin okullarına devamına engel olmayacak hafif işlerde çalıştırılabilirler.

Çocuk ve genç işçilerin işe yerleştirilmelerinde ve çalıştırılabilecekleri işlerde güvenlik, sağlık, bedensel, zihinsel ve psikolojik gelişmeleri, kişisel yatkınlık ve yetenekleri dikkate alınır. Çocuğun gördüğü iş onun okula gitmesine, mesleki eğitiminin devamına engel olamaz, onun derslerini düzenli bir şekilde izlemesine zarar veremez.

Aynı madde, 16-18 yaş arasını genç işçiler olarak tanımlamaktadır.

ILO verilerine göre dünya genelinde çocuk işçilerin sayısı 168 milyon olarak kestirilmektedir.  Türkiye Dünya nüfusunun %1,1’ine sahip olduğundan, kabaca 168 x 1,1 = 1,85 milyon çocuk işçisinin olabileceği kestirilebilir ancak rakamlar bunu aşkın ve 2 milyonun üzerindedir.

ILO tarafından yayınlanan 138 No’lu Asgari Yaş Sözleşmesi de ülkemiz iç hukukuna katılmış olup (4334 s. yasa; RG: 27 Ocak 1998 / 23243), ülkelerce istihdama kabulde asgari yaş(lar) belirlenmesi öngörülmektedir.
*****

  • Türkiye, bırakalım bu uluslararası normları, çok çok daha küçük, 2-3 yaşlarındaki çocukların bile ırzına geçilebilen bir ülke olmuştur son zamanlarda! Ne ağır sefilliktir bu!(Bkz. http://ahmetsaltik.net/2018/01/22/cocuklarina-tecavuz-eden-%95i-musluman-bir-toplum/)
  • Çocuk gelin – damatlar yüz kızartıcı düzeyde sürmektedir.
  • Suça alet edilen çocuklar
  • Madde bağımlısı olan çocuklarımız
  • Organ mafyasına kurban verilenler..
  • Göçlerde kırılanlar..
  • Dilendirilen çocuklar..
  • Yoksul(laştırılan) çocuklar..
  • Savaşlarda – çatışmalarda yitirilen çocuklar..
  • İnsest kurbanı çocuklar.. 
  • Sorumsuz anababalarca AŞIDAN YOKSUN BIRAKILAN ÇOCUKLARIMIZ..

Sorun, özünde yabanıl (vahşi) kapitalizmin herkesi – tüm emeği sömürme düzeni kaynaklıdır.

21. yy’ın şafağında uygar geçinen Dünyaya yakışmayan, kabul edilemez ve sürdürülemez bir insan hakları çiğnemidir (ihlalidir) bu sorun. Hızla aşılması için ulusal ve küresel ölçekte çok yoğun çaba gösterilmelidir.

Sevgi ve saygı ile. 13 Haziran 2018, Datça

Dr. Ahmet SALTIK
Halk Sağlığı – Toplum Hekimliği Uzmanı
AÜTF Halk Sağlığı AbD     Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net    profsaltik@gmail.com

DEMOGRAFİ (Nüfusbilim) ve HALK SAĞLIĞI

DEMOGRAFİ (Nüfusbilim) ve
HALK SAĞLIĞI

Sevgili AÜTF Dönem 1 ve öbür öğrencilerimiz, asistanlarımız ve site okurlarımız,

Yukarıdaki ders notları Türkiye için önemli ve güncel.. (132 yansı, 3,5 MB)

Özenle değerlendirilmesi ve gereğinin yapılması dileğiyle..

Demografi_ve_Halk_Sagligi

Sevgi ve saygı ile. 09 Haziran 2018, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

 

BASKIN SEÇİMDE NÜKLEERCİLERE YİNE OY YOK!

BASKIN SEÇİMDE NÜKLEERCİLERE
YİNE OY YOK!

(AS: Bizim katkımız yazının altındadır..)

Küresel neo-liberal kapitalist emperyalizmin çok yönlü saldırıları altındaki bölgemiz ve Türkiye türlü oyunlarla istikrarsızlaştırılarak olağanüstü hal ve savaş koşullarında hileli referandumlarla anti-demokratik başkanlık sistemine ve hukuka aykırı yeni kurallarıyla bir baskın erken seçime sürüklenmiştir. Bir emek ve demokrasi birliği olan Nükleer Karşıtı Platform, bu anti-demokratik ve hukuksuz dayatmaları reddetmektedir. Nükleer enerji santralleri ve silahlara karşı demokrasi, barış ve güvenlik mücadelemiz, kesinlikle ve ancak evrensel insan haklarına ve hukuka dayalı demokratik parlamenter bir sistemde başarıya ulaşabilir.

ÜLKEMİZİN NÜKLEER BATAKLIĞA SÜRÜKLENİŞİ DERİNLEŞMEKTEDİR

Emperyalist güdümlü tek adam ve OHAL koşullarında ülkemizin adım adım bir nükleer bataklığa sürüklenişi derinleşmektedir. Hükümet, yaşamsal önemdeki kararları ısrarla, her türlü hukuksal ve siyasal denetimden kaçırıyor. Mersin ve Sinop’ta yaşayan yurttaşlarımız başta olmak üzere Türkiye halkının itirazı yok sayılmaya devam ediliyor. Ülkemiz ve bölge ülkeleri insanları için büyük tehdit oluşturan NATO-ABD nükleer silahları da topraklarımızda ulusal irademizin geçersiz olduğu askeri üslerde saklanmaya devam ediliyor. 7 Temmuz 2017’de BM’de oylanan ve ezici bir çoğunlukla kabul edilen Nükleer Silahların Yasaklanması Anlaşmasının oylamasında NATO ülkelerinin boykotuna ülkemiz de katılıyor.

BASKIN SEÇİMDE OYLAR EMEK VE DEMOKRASİ GÜÇLERİNE

Nükleer Karşıtı Platform olarak Türkiye’nin geleceği nükleer tehdit altındayken 24 Haziran’da halkımızı açıklıkla nükleer karşıtı, emek, demokrasi ve barıştan yana adaylara oy vermeye çağırıyoruz.

AKKUYU, FUKUŞİMA OLMASIN!

Yineliyoruz: Akkuyu’ya yapılacak nükleer santral, Mersin’in yaşamsal öneme sahip değerlerine tarıma, hayvancılığa ve ekosisteme vurulacak büyük bir darbedir. Uluslararası sözleşmeyle hukuksal denetimden kaçırılan Akkuyu NGS ile ilgili açılan ÇED iptali davasına siyasal iktidarın doğrudan ve açık müdahalesine tanık olduk. Rusya ile olan jeopolitik hesaplar, enerji ve kamu yararı tartışmalarını çoktan gölgede bıraktı.

SİNOP, ÇERNOBİL OLMASIN!

Sinop’ta yapılmak istenen nükleer santral, çevre düzeni planlarında gizlenmeye devam edilirken şimdiden 650.000 ağaç kesildi ve kesilmeye devam ediyor. Öte yandan Japonya Hükümeti, Fukuşima’nın yarattığı tahribatı (yıkımı) yıllarca gideremeyecek durumda olmasına ve iki halkın yoğun tepkisine karşın bu anlaşmayı imzalayabilmiştir. Çevresel Etki Değerlendirme (ÇED) sürecinde yapılması zorunlu olan Halkın Katılımı Toplantısı’na Sinop Halkı alınmadı. Nükleer karşıtlarına soruşturma açılırken, yıllardır düzenlenen nükleer karşıtı miting bu yıl OHAL yetkileri ile yasaklandı.

OYLAR, DEMOKRASİYE

Nükleerin zararları, hukuk ve demokrasi alanında görülmeye başladı. Nükleer enerji teknolojisinin taşıdığı riskler bütün dünyada kabul edilmiş; Almanya, Japonya başta olmak üzere birçok ülke nükleer santrallerden vazgeçtiğini açıklamıştır. AKP, otoriter, antidemokratik ve tek adam iktidarına hizmet edecek nükleer bir güç edinmeye çalışmaktadır. Nükleer santral peşinde olan ülkelerin gizli ajandalarında nükleer silah gücüne sahip olma isteği bulunduğu genel olarak dünya kamuoyunca kabul edilmektedir. Oysa insanlık, yaşamı ve doğayı tümüyle ortadan kaldıran nükleer silahları mahkum etmiş, biyolojik ve kimyasal kitle kırım silahları gibi yasaklamıştır. Yerli ve milli olduğu aldatmacası politikalarla yaşam hakkımız emperyalist çıkarların taşeronlarına feda edilmektedir. Teknoloji fetişizmi ve popülist propaganda ile ülkemiz nükleer atık çöplüğü haline getirilmek istenmektedir. Nükleer santral olmayan Türkiye’de İzmir-Gaziemir’deki nükleer atıklar, çevreyi tehdit etmeye devam etmektedir.  Nükleer maceraya sürüklenmiş bir Türkiye’de hiçbir yurttaşın hukuk güvenliği ve yaşam hakkı güvencesi kalmayacaktır. Nükleer enerji sorunu, bir teknoloji sorunu olmanın ötesinde siyasal bir tercih sorunudur. 24 Haziran’da tercihimiz demokrasiden ve yaşam hakkından yana olacaktır.

OYLAR, NÜKLEER KARŞITI ADAYLARA

Nükleer karşıtlarının sesinin halkın en yüksek kürsüsünde dile getirilmesine ihtiyaç var.

  • Rusya ve Japonya ile imzalanan anlaşmalar feshedilmelidir.
  • NATO nükleer silahları ülkemizden çıkarılmalı,
  • emperyalist üsler kapatılmalı,
  • emperyalist bloklardan çıkılmalıdır.

Birleşmiş Milletlerde kabul edilen Nükleer Silahların Yasaklanması Anlaşması, yeni oluşacak TBMM’de onaylanmalıdır.

Küresel emperyalist kapitalizmin derinleşen kriziyle dünya ölçeğinde giderek artan savaş ve emek düşmanı faşizm koşullarında, kirli, pahalı ve yok edici bir nitelik taşıyan bu projelere karşı yerel, ulusal ve küresel emek ve demokrasi güçleriyle direnmek gerekiyor. Örgütlü emek tabanından geliştirilen bir demokrasi talebiyle nükleer enerjiye, silahlara, nükleer savaşa, nükleer atıklara karşı insanca yaşam hakkını, barışı savunan, ekolojik değerleri koruyan ve aydınlık toplumsal geleceğin varlık koşullarını gözeten adaylara oy vereceğiz. 07.06.2018

NÜKLEER KARŞITI PLATFORM – NKP Bileşeni NÜSED
=================================
Dostlar,

Bizim de üyesi olduğumuz NÜSED (Nükleer Tehlikeye Karşı Barış ve Çevre İçin Sağlıkçılar Derneği), NÜKLEER KARŞITI PLATFORM – NKP‘nin bileşenlerinden biri.

24 Haziran kritik seçimlerine sürüklenirken, ülkemizin önemli sorunlarından biri olan 3 NGS (Nükleer Güç Santrali – Akkuyu, Sinop ve İğneada) dayatması sorununu gündeme taşımak istedik.

Ayrıca,

  • DOĞU AKDENİZ ÇEVRECİLERİNİN (DAÇE) 2018 CUMHURBAŞKANLIĞI ve MİLLETVEKİLİ GENEL SEÇİMLERİ İSTEMLERİ’

ni de bu bağlamda sitemizde paylaşmak istiyoruz.. 4 sayfa kapsamlı olan bu önemli – teknik metnin mutlaka değerlendirilmesi gerekiyor.. Lütfen tıklar mısınız..

DACE_2018_SECIM_BILDIRGESI

Sevgi ve saygı ile. 07 Haziran 2018, Datça

Dr. Ahmet SALTIK
NÜSED
Üyesi, 2010-12 Dönemi 2. Başkanı
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

5 HAZİRAN DÜNYA ÇEVRE GÜNÜ

5 HAZİRAN DÜNYA ÇEVRE GÜNÜ

(AS: Bizim katkımız yazının altındadır..)

1972 yılında İsveç’in Stockholm kentinde yapılan Birleşmiş Milletler Çevre Konferansı’nda alınan bir kararla, 5 Haziran günü Dünya Çevre Günü olarak kabul edilmiştir. 1973’ten bu yana her yıl ayrı bir ülkenin ev sahipliğinde ve belirlenen çevre temaları ile sürdürülen Dünya Çevre Günü etkinliklerinin bu yılki teması ise ‘plastik kirliliği ile mücadele’. Kanada’nın ev sahipliğinde yapılan etkinliklerle tüm hükümetlere, endüstriyel kuruluşlara, toplumlara ve bireylere çağrıda bulunulup plastik kullanımını azaltmak için bir araya gelmeleri ve plastiğin yerini alacak çevre dostu alternatifleri geliştirmeleri hedeflenmiştir. Bu çabaların sonucunda deniz ve okyanusları kirleten, sucul yaşama zarar veren ve insan sağlığını tehdit eden özellikle tek kullanımlık plastiğin kullanımının ve üretiminin azaltması amaçlanıyor.

Ancak bugüne dek Dünya Çevre Günlerinde yürütülen kampanyaların gerek dünyada gerekse ülkemizde olumlu sonuçlar verdiğini söylemek çok zor. Gösterilen tüm çaba ve girişimlere karşın dünyamızın geleceğini tehdit eden küresel iklim değişikliği bırakın durdurmayı; yavaşlatılamamıştır. Küresel iklim değişikliğinin en önemli nedeni olan fosil yakıtların kullanımından kaynaklı sera gazı emisyonları tüm uluslararası antlaşmalara ve uyarılara karşın yıldan yıla artmaktadır. Kuraklık, aşırı hava olayları, seller, kıtlık gibi küresel iklim değişikliğinin yıkıcı sonuçları dünyanın birçok bölgesinde olduğu gibi ülkemizde de  günden güne artan oranda görülmeye başlanmıştır. Sera gazı emisyonları ayrıca hava kirliliğinin de en önemli nedenidir ve Dünya Sağlık Örgütü geçtiğimiz haftalarda yaptığı açıklama ile dünya üzerindeki kentlerin büyük bir bölümünün havasının kirli olduğunu ve hava kirliliğinin dünya üzerinde yılda 7 milyon erken ölüme yol açtığını vurgulamıştır. Ülkemizde durum daha da kötüdür. Hemen hemen kentlerimizin tamamının havası Dünya Sağlık Örgütü’nün sınır değerleri dikkate alındığında kirlidir. Üstelik Dünya Sağlık Örgütü’nün bir parçası (AS: Birimi) olan Uluslararası Kanser Araştırmaları Ajansı (IARC) hava kirliliğinin, başta akciğer ve mesane kanseri olmak üzere 1. grup kanser risk etkeni (kesinlikle kanser nedeni!) olduğunu açıklamıştır. Tüm bunlara karşın elektrik üretimi için ülkemizde kömürlü termik santrallerin kurulmasının teşvik edilmesinden vazgeçilmemiştir.

Bu tek örnek bile ülkemizde insan sağlığı hiçe sayılarak sürdürülen çevre sömürüsünün nasıl yıldan yıla arttığını göstermektedir. Başta kömür olmak üzere fosil yakıt, nükleer, maden lobileri günden güne artan aç gözlükleri ile doğal kaynaklarımızı sömürmekte; havamızı, suyumuzu ve toprağımızı kirletmektedir.

Ülkemizde bu yılın Dünya Çevre Günü temasına uygun olarak plastik kullanımını azaltacak önlemlerin yanı sıra;

  • Yeni kömürlü termik santral yapımına son verilmeli; mevcut santraller bir program içinde kapatılmalıdır.
  • Termik santrallerin kapatılmasına paralel olarak ülkemizdeki kömür madenleri de kapatılmalıdır.
  • Nükleer Santral yapımından derhal vazgeçilmelidir.
  • Endüstriyel tehlikeli atıklar tam anlamı ile denetim altına alınmalı; bu atıkların kaçak olarak doğaya verilmesi önlenmelidir.
  • Özellikle kentlerimizdeki hava kirliliğine karşı önlem alınmalı; hava kalitesi ölçüm istasyonlarının sayısı artırılmalı ve bu istasyonlar PM 2.5 ölçebilecek yeterliliğe ulaştırılmalıdır.
  • Ülkemizin ‘su sıkıntısı çeken ülkeler’ sınıfında olduğu da göz önünde tutularak su kaynaklarımızın korunmasına ve geleceğe taşınmasına ayrı bir önem verilmelidir.
  • Özellikle tarımda pestisit kullanımı sıkı bir şekilde izlenmelidir. Özellikle son dönemde tarımsal alanlardan geçen akarsularda görülen toplu balık ölümleri düşündürücüdür.
  • Her alanda olduğu gibi gıda güvenliği alanında çalışan akredite laboratuvar sayısı artırılmalı ve bu laboratuvarlarda yapılan analizlerin sonuçları kamuoyu ile paylaşılmalıdır. Son dönemde kamuoyuna yansıyan deli dana hastalığı etlerin ithal edildiği, Kocaeli ve Trakya bölgemizde yapılan bitki ve toprak analizlerinde kanserojen ağır metaller ve pestisit rastlandığı haberleri tüm toplumun ‘vatandaşına sağlıklı gıda sağlanmasını denetlemekle yükümlü’  kamu kurumlarına karşı güveni sarsmıştır.

Dünya Çevre Gününde; 5 Haziran 2018’de bir kez daha uyarıyoruz;

  • çevre ve insan yaşamı bir avuç insanın sömürüsüne terk edilmemelidir.

Türk Tabipleri Birliği (TTB)  ve Halk Sağlığı Uzmanları Derneği (HASUDER) olarak üzerimize düşenin toplum ve kamu yararından ayrılmamak olduğunun bilinci ile dün olduğu gibi bugün de gerçek çevre ve insan sağlığı mücadelesinin içinde ve toplumun yanındayız; yarın da yanında olacağız.

TTB
HASUDER
==========================================
Dostlar,

Üyesi oluğumuz her 2 saygın – seçkin kurumun açıklamasına bütünüyle katılarak paylaşıyoruz..

Gelinen aşamada yenilenebilir enerji kaynakları olarak rüzgâr ve güneş enerjisi üretimi teknolojik yeterliğe,  maliyet-etkinlik, güvenilirlik ve sürekliliğe erişmiş görünüyor.

Küresel ısınmayı 2050’lere – biraz sonrasına dek yeterince sınırlayamazsak artık hiç başaramayacağız bu kritik ve stratejik zorunlu süreci..

O zaman ‘başka bir gezegen bulmamız gerekecek’ !

Stephan Hawking de uyarmıştı :

  • En geç bin yıl içinde bir başka gezegende koloni kurmak zorundayız… diye..

Abartılı bulanlara, Elysium filmini izlemelerini öneriyoruz..

Aşağıdaki yazımıza da bakılması dileğiyle yinelemelerden kaçınmak istiyoruz..

5 HAZİRAN 2018 DÜNYA ÇEVRE GÜNÜ İÇİN…

Sevgi ve saygı ile. 06 Haziran 2018, Datça

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

 

İzmir’deki nükleer atık davası AYM’ye taşındı

İzmir’deki nükleer atık davası AYM’ye taşındı

(AS: Bizim kapsamlı katkımız yazının altındadır..)
İzmir Gaziemir’de, kurşun döküm sahasına nükleer atık bırakan şirket cezasız kaldı. “Zamanaşımı” gerekçesiyle Yargıtay’dan çıkan karar üzerine çevreciler Anayasa Mahkemesi’ne başvurdu. “Yasadışı nükleer atık ticaretini” de içeren olaya ilişkin dilekçede “Zamanaşımından davanın düşürülmesi kararıyla sağlıklı çevrede yaşama hakkı ihlal edilmiştir.” denildi.

Türkiye Atom Enerjisi Kurumu, Gaziemir’deki alanda 2007 yılında radyoaktif atık saptadı. Bunun da nükleer santrallarda kullanılan nükleer çubukların ergitilmesiyle oluştuğu anlaşıldı. Doğa savunucularının, çevreyi kasten kirletmek, yasadışı tehlikeli madde ticareti yapmak suçlamasıyla açtığı dava 2014 yılında kabul edildi, bir önceki yıl şirket hakkında açılan davayla birleştirildi. İzmir 3. Ağır Ceza Mahkemesi, Aslan Avcı Döküm Sanayi yetkililerinin beraatine karar verdi. Temyiz aşamasında, sanıklardan Yıldırım Mustafa Irvana, “… Bu tehlikeli atıkları 2006 yılı sonunda, yani aralık ayı gibi firma yetkilileri bu radyoaktif madde içeren hurda kurşunları satın aldılar. Benim fabrikaya uğradığım bir gün hurda kurşunların fabrika sahası içinde beton zemine boşaltıldığını gördüm. Dikkatli bakınca radyoaktif madde saklama kapları olan bu hurda kurşunların arasında radyoaktif çubukları gördüm” diye ifade verdi. Ancak Yargıtay, bu ifadeyi de dikkate almayarak, zamanaşımı gerekçesiyle cezasızlığı onadı.

Kararın geçen hafta tebliğ edilmesi üzerine çevreciler, son çare olarak Anayasa Mahkemesi’ne başvurdu. Çevreciler adına Avukat Arif Ali Cangı tarafından hazırlanan dilekçede şu görüşlere yer verildi:

Anayasa’ya göre çevre sağlığını korumak ve kirlenmesini önlemek devletin ve vatandaşların ödevidir. (AS: md. 56) Bu kararla, sağlıklı çevrede yaşama hakkı yok sayılmıştır. İddianamelerdeki, sevk maddeleri göz önüne alındığında dava zamanaşımının dolma süresi en erken bu yılın aralık ayıdır. Şekilci yargılamalar yüzünden bu dava cezasızlıkla sonuçlanmamalıdır. Dava konuğu nükleer atığın ne zaman, hangi yollarla, nasıl Türkiye’ye sokulduğu araştırılması gerekirken, davanın zamanaşımı sonucu düşürülmesi ciddi güvensizlik yaratmıştır.”
================================
Dostlar,

Benzer çevre yıkımları (faciaları) daha önce da yaşandı bu ülkede.. İstanbul İkitelli çöplüğünde rastlantı ile bulunan hurda metal blok da çevreye radyoaktif ışınım (emisyon) yapmaktaydı. Bu gibi hurda metal artıkları kaşık – çatal yapımında bile kullanılabiliyor ve evlerimize giriyordu çok rahatlıkla.

  • Görülüyor ki, nükleer artık / atık sorun teknik olarak çözülebilmiş değildir.

Bu atıklar, kaynak Batı ülkelerinden uzaklaştırılmaları için kirli bir ticarete – mafya yapılanmasına konudur. Sınırları kevgire döndürülmüş ülkemize çok rahatlıkla sokulabilmekte, sanayi bölgelerinin çöplüklerine atılabilmektedir. Bu hurda metaller, Sr90 gibi uzun fiziksel yarı ömürlü izotoplar içerdikleri için kaynak ülkelerden uzaklaştırılmaktadır. Düşünülebilir mi ki, evdeki ”masum” kaşık – çatal ciddi bir sağlık tehdidi olarak birkaç on yıl boyunca tehlikeli düzeyde radyoaktivite saçmaktadır!

Bu sorun önemli bir çevre ve halk sağlığı sorunudur. Anayasa md. 56 uyarınca Devlet ve yurttaş çevre sağlığının korunmasından – çevrenin kirletilmesinin önlenmesinden ve geliştirilmesinden birlikte sorumludur. Bu gibi olaylardan açıkça izliyoruz ki, Devlet, değinilen görevini yerine getir(e)memektedir Yurttaşlar ise üstlerine düşeni yapmış ve sorunu yargıya taşımışlardır. Ne yazık ki Yargıdan halkın sağlığının korunmasına ilişkin yeter duyarlığı göremiyoruz.

Nükleer olarak kirli (kontamine) malzemeyi bilerek ve isteyerek kirli ve yasa dışı ticarete konu ederek halk sağlığını tehdit etmek Türk Ceza Yasasının kamunun sağlığına kaşı suçları belirleyen 185-196. maddeleri içine hapsedilemez.  Burada daha aşkın bir suç niteliği belirleyerek insanlığa karşı suç kategorisini öne çıkarmak uygun olur kanımızca.. Böylelikle caniler ”zamanaşımı” koruması görmezler. Dileriz AYM aşamasında bu tez savunulur ve Yüksek Mahkeme de uygun bulur..

Bu vesile ile, nükleer güç santrallerinin (NGS) atıklarının ”bir kibrit kutusu” na dek indirgendiği masallarının ne denli gerçek dışı olduğunu kavrama olanağı da buluyoruz. Türkiye’de yapılan – yapılacak olan Akkuyu – Sinop – İğneada NGS‘nin atık sorunu uluslararası sözleşmede bilerek bulanık bırakılmaktadır. Rusya’ya taşınma gibi yüksek bedelli (maliyetli bir yol seçildiğini düşünelim.. Özellikle Akkuyu’dan Rusya’ya deniz yolu ile taşıma Akdeniz, Ege, Marmara, Boğazlar ve Karadeniz açısından önemli risk kaynağıdır.

Kaldı ki, bu tehlikeli nükleer atıkların Sibirya’nın derinliklerine gömülmesi sorunu ortadan kaldırmamaktadır. Büyük Okyanus’ta 11 bin m derinlikte Mariana çukuruna beton konteynerler içinde bırakıldığında da yok edilemediği gibi.. Aklımıza ”deve kuşu” geliyor bu noktada nedense!

Nükleer atık sorununun yakın erimde çözülmesi pek olası gözükmüyor. Üstelik başta Almanya olmak üzere pek çok ülke bu santrallerden vazgeçerek yenilenebilir enerji kaynaklarına yönelirken.. Dolayısıyla nükleer atıkların zararsızlaştırılması (bertarafı) bağlamında AR-GE çalışmasının gerekçesi ortadan kalkmaktadır.

Türkiye, epey yol alınmış olmakla birlikte, henüz bütünüyle olanaksız – geri dönüşümsüz aşamaya gelmeden, NGS hovardalığından vazgeçmelidir.

Sevgi ve saygı ile. 01 Haziran 2018, Datça

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com