LATİN AMERİKA’DA SAĞLIK SİSTEMLERİ : EVRENSEL SAĞLIK GÜVENCESİ İÇİN BİR ARAŞTIRMA

LATİN AMERİKA’DA SAĞLIK SİSTEMLERİ :
EVRENSEL SAĞLIK GÜVENCESİ İÇİN BİR ARAŞTIRMA

Health Systems in Latin AmericaThe Search for Universal Health Coverage
Julio Frenk and Octavio G´omez-Dant´es 

Arş. Gör. Dr. Kübra Yıldırım Karalar
Danışman: Prof. Dr. Ahmet SALTIK MD, MSc, BSc
Ankara Üniv. Tıp Fak. Halk Sağlığı Anabilim Dalı / 29 Kasım 2018 – AnkaraDostlar,

Yukarıdaki makaleyi Anabilim Dalımızda asistan eğitimi makale sunumu kapsamında çeviri çalışması olarak yürüttük. Genç meslektaşımız Dr. Kübra Yıldırım Karalar, danışmanlığımız ile çeviriyi yaptı ve power point yansılarıyla sundu.

Önemli bir makale bu.. Yüzlerce milyon nüfusu ile Latin Amerika halkları ciddi bir aranış içindeler insan onuruna yaraşır sağlık hizmetlerine erişim için. Ne var ki, adına Küreselleşme denilen KüreselleşTİRme = Yeni Emperyalizm özellikle son 40 yıldır insanlığa, deyim yerinde ise “kan kusturmakta“!. “Sağlıkta dönüşüm” (Health Transformation) adeta bir “illüzyon” aracı gibi kullanılarak ulusal sağlık sistemleri önce “özerkleştirildi”, sonra “özelleştirildi” ve sermayenin vahşi pençelerine terk edildi.. Özellikle SSCB’nin parçalanmasının ardından son 30 yılda yabanıl kapitalizm gemi iyice azıya aldı ve “tek kutuplu” mutlak sermaye egemenliğini yaşamın her alanında dayattı, yaşama geçirdi.

Türkiye’de büyük oyundan payına düşeni ödedi, ödemekte. Görevdeki iktidar, tam bir sadakatle gereğini yaptı, “yerli ve milliyiz” kalkanı ardına saklanarak tümüyle kökü dışarıda “health transformation” – “sağlıkta dönüşüm” canavarını ülkemize saldı. Sağlık giderlerimiz ulusal gelirin büyüme hızının çoook üstünde, katlanarak büyüdü, Devlet sağlık hizmetlerinden giderek çekildi, GSS (Genel Sağlık Sigortası) zorunlu kılınarak insanlardan sağlık hizmeti için bir de “prim” tuzağı ile “ek vergi” alınmaya başlandı. SGK, giderek sağlık güvencesini azalttı. Geriödeme bedellerini yüksek enflasyona karşın yıllardır sabit tutmakta, bunlara karşın devasa açıklar (bu yıl ilk 10 ayda 30 milyar TL!) vermekte.; finansal yoğun bakımda! Onlarca milyar Dolar Ulusal servet, iktidara yakın yerli – yabancı sermaye ortaklıklarının kasalarına aktarılmakta.

Ne var ki “sistem” (!?) gerçekte “sistemsizlik” sürdürülemez aşamaya gelip dayandı. İnsanlar, küresel toplum bir “çıkış” aramakta. Dünya Sağlık Örgütü, tüm kuşatılmışlığına karşın yakıcı sorunu gündemde tutmakta ve çözümler önermekte, “sağlığı bir temel insanlık hakkı” olarak vurgulamakta. Latin Amerika halkları da sağlık sistemlerinde yaşadıkları acılar üzerinden adeta eğitildiler ve “monetarizm = paraya tapma” sefilliğinden “geriye  – eskiye”, “insancıl ve sosyal” olana doğru adımlar atmaya başladılar.

Power point yansılarını dikkatle izleyiniz, biz de Türkiye’de yapabiliriz.
Türkiye 1961’de, zamanın Sağlık Bakanlığı Müsteşarı Prof. Dr. H. Nusret Fişek öncülüğünde 224 sayılı Sağlık Hizmetlerinin Sosyalleştirilmesi yasasını 1961’de çıkararak öncü olmuştu! 1978’de Dünya Sağlık örgütü’nün Kazakistan / Alma-Ata’da topladığı Temel Sağlık Hizmetleri Konferansında benimsenen ilkelerin önemli bir bölümünü Türkiye 17 yıl önce yasalaştırmış ve uygulamaya geçmişti!

Ne acı ki, araya giren “KüreselleşTİRme = Yeni Emperyalizm” kamayı soktu ve tersine rüzgarlar 40 yıldır egemen oldu. Dünya Sağlık Örgütü, 40 yıl sonra gene Kazakistan’da, gene Temel Sağlık Hizmetleri temalı uluslararası konferans düzenledi 1 ay önce.. Dünya nüfusunun yarısı “hala” temel sağlık hizmetlerine erişemiyor! Durum ivedi ve çareler öneriliyor..

Yansıları izlemek için lütfen tıklar mısınız??

Latin_Amerika’da_Saglik_Sisteminde_Halktan_Yana_Donusum

Türkiye, sağlık sektöründe, kökü dışarıda – ABD/IMF/Dünya Bankası dayatması yıkıcı özelleştirmeyi hızla terk etmeli ve kamusal – eşitlikçi – koruyucu sağlık hizmetlerini önceleyen ulusal sağlık planlarına dönmeli.. Er ya da geç böyle olacak; hastalıklı sistem sürdürülesi değil!

Hele “şehir hastaneleri“! Sağlık sektöründe küresel sömürünün “talan” boyutuna erişimidir!

“Birileri”, gene, “hülyam” diye savunacak ölçüde deriiinden derine “kandırılmakta” (!?)..

Sevgi ve saygı ile. 30 Kasım 2018, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK MD, MSc, BSc
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Halk Sağlığı Uzmanı
Sağlık Hukuku Bilim Uzmanı – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

 

 

 

HAVA KİRLİLİĞİ ve SAĞLIK..

Ankara Üniv. Tıp Fak. Dönem 2 Öğrencilerimiz,
AÜTF’nin tüm öğrencileri ve asistanlarımız,
Değerli site okurlarımız,

Herkese yararlı olacağını umduğumuz bir ders sunumumuzu güncellemek istiyoruz : 74 yansı ve 3,5 MB..  Lütfen tıklayın..

Hava_Kirliligi_ve_Saglik

Sevgi ve saygı ile.
18 Kasım 2018, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
MD, MSc, BSc

Halk Sağlığı – Toplum Hekimliği Uzmanı
AÜTF Halk Sağlığı AbD
Sağlık Hukuku Bilim Uzmanı, Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net    profsaltik@gmail.com

 

Her yıl 50 bin kişi bu hastalığa yakalanıyor!

Her yıl 50 bin kişi bu hastalığa yakalanıyor!

Doç. Dr. Teoman Yanmaz, akciğer kanserinin tüm kanserlerin yaklaşık % 30’unu oluşturduğunu belirterek, “Türkiye’de her yıl 50 bin dolayında yeni akciğer vakasıyla karşılaşıyoruz. Erkeklerde ise 50 yaşından sonra görülme sıklığı artıyor.” dedi.

Akciğer kanserlerinin temel nedeninin sigara olduğunu belirten Memorial Şişli Hastanesi Tıbbi Onkoloji Bölümü’nden Doç. Dr. Teoman Yanmaz, ‘17 Kasım Dünya Akciğer Kanseri Günü‘ nedeniyle akciğer kanseri ve tedavisi hakkında önemli bilgiler verdi.

Sigara tüketim sayısı arttıkça ve kullanım süresi uzadıkça kanser riskinin artacağını aktaran Doç. Dr. Teoman Yanmaz,

  • Sigarayı bırakanlarda yıllar içinde akciğer kanseri riski yeniden azalarak yaklaşık 15 yıldan sonra hiç sigara içmemişlerle aynı seviyeye gelir. Mesleksel olarak çeşitli kanserojen maddelere maruz kalanlarda (madenciler, tersane işçileri gibi) akciğer kanseri riski artar. Özellikle bu tür mesleklerde bulunup sigara tiryakisi olanlarda kanser riski katlanarak artar.” diye konuştu.

10-15 Yılda akciğer kanseri olguları azalacak

Akciğer kanserinden korunmada en önemli etmenin sigarayı bırakmak olduğunu anlatan Doç. Dr. Teoman Yanmaz,

“Türkiye’de son yıllarda sigara konusunda ciddi sınırlamalar getirilmesi sonucunda önümüzdeki 10-15 yıllık süreçte akciğer kanseri görülme sıklığının azalması beklenmektedir. Akciğer kanserinin erken tanısında tarama yöntemi kullanılmasına yönelik çalışmalar sürmektedir. ABD’de de sigara içicilerinde veya 15 yıldan daha önce sigarayı bırakmış olanlarda 55 yaşından başlayarak her yıl düşük doz bilgisayarlı tomografi çekilmesi önerilmektedir. Bu yolla akciğer kanserinin henüz herhangi bir yakınma olmadan erken tan konup tümden ortadan kaldırılması gerçekleşmektedir.” dedi.

Hangi belirtilerle ortaya çıkıyor?

Doç. Dr. Teoman Yanmaz, akciğer kanserlerinin belirtilerini de şöyle sıraladı:

  • Öksürük, göğüs, sırt ya da omuz ağrısı, nefes darlığı, halsizlik, iştahsızlık, kilo kaybı ve kanlı balgamdır.
  • Sigara tiryakilerinde öksürük sık görülen bir yakınma olduğundan sıklıkla hasta tarafından dikkate alınmayıp doktora geç başvurmaya neden olabilir. Bütün bu sayılan yakınmalara karşın akciğer kanserlerinin birçok türü erken evrelerde ciddi belirti vermez ve hastalık fark edildiğinde ileri aşamaya geçmiş olur.
  • Akciğer kanserinin tanısında akciğer röntgeni , bilgisayarlı tomografi ve PET-CT gibi yöntemler kullanılmakla birlikte kesin tanı için çoğu zaman bronkoskopi yöntemiyle ya da bazen dışarıdan doğrudan bir iğne yardımıyla biyopsi alınması gerekir. Bu yolla akciğer kanserinin doku tanısı ve ne tür bir kanser olduğu görülür ve ona göre tedavi planlaması yapılır.”

“Tedavi için evreyi bilmek gereklidir”

Lenf bezlerinden alınan örneklerle kanserin evresini belirlediklerini ifade eden Doç. Dr. Teoman Yanmaz, tedavide uygulanacak yöntemleri şu sözlerle anlattı:

  • “Akciğer kanserinin tedavisine karar vermek için mutlaka hangi evrede olduğunu tam olarak bilmek gerekir. Bunun için PET-CT, BT, MR yöntemleri kullanılır. Bazen bu yöntemlerin dışında mediastinoskopi dediğimiz bir yöntemle kabaca 2 akciğer (sağ-sol) arasında kalan bölgedeki lenf bezlerinden örnek alınarak kanserin buraya yayılıp yayılmadığı belirlenir. Doku tanısı ve evreleme yapıldıktan sonra hastanın tedavisine geçilir. Küçük hücre dışı akciğer kanserinde temel tedavi şekli cerrahidir. Erken evre küçük hücre dışı akciğer kanserleri tümörün yerleşim yerine göre yapılan operasyonla ortadan kaldırılır. Bölgesel lenf bezlerine yayılmış olgularda ise tedavi temel olarak radyoterapi ve kemoterapinin birlikte uygulanmasıdır. Uzak organlara metastaz yapmış (4. evre) tümörlerde çoğunlukla tek başına kemoterapi uygulanır. Daha az oranda (yaklaşık tüm akciğer kanseri hastalarının %10-15’i) görülen küçük hücreli akciğer kanseri hastalarında hastalık erken evrede de yakalansa cerrahi tedavi genellikle yararsızdır. Bunun yerine 4. evre olmayan tüm olgularda ön planda radyoterapi ve kemoterapi tedavisi yapılır. 4. evre küçük hücreli akciğer kanseri hastalarındaysa kemoterapi temel tedavi şeklidir.”

Hedefe yönelik tedaviler başarıyı artırıyor”

Son yıllarda hedefe yönelik tedavilerin ön planda olduğunu vurgulayan Doç. Dr. Yanmaz, “Bunlardan en önemlileri küçük hücre dışı akciğer kanserlerinde kimi hastalarda görülen belirli mutasyonlara karşı geliştirilmiş hedefe yönelik (akıllı bombalar) tedavilerdir. EGFR, ALK , ROS-1, BRAF, HER2neu gibi genlerdeki değişikliklere yönelik geliştirilen ilaçlar bu konuda çığır açmıştır. Bu ilaçlar 4. evre akciğer kanserinde kemoterapiye gerek olmaksızın ve kemoterapiden daha etkili tedavi olanakları sunmuşlardır. Bir başka önemli gelişme immünoterapi yöntemlerinin akciğer kanserlerinde etkili olduğunun gösterilmesidir. Özellikle tümörün bağışıklık sisteminden kaçmak amaçlı kullandığı PD-1–PD-L1 aksına yönelik geliştirilen ilaçların tüm akciğer kanseri türlerinde etkili olduğu gösterilmiştir. Bölgesel yayılmış ya da uzak organlara sıçramış akciğer kanserlerinin tedavilerinde tek başlarına ya da kemoterapiyle kullanılmalarının hastalığın geriletilmesine ciddi katkı sağladığı gösterilmiştir. Bunun dışında yeni teknolojik hassas (çevre dokuya zarar vermeden sadece tümöre etki eden) radyoterapi yöntemlerinin ileri evre akciğer kanserlerinde salt hastanın yakınmalarını geriletmekle kalmayıp, tedavinin tüm başarısını ve yaşamda kalma oranlarını artırdığı gösterilmiştir.” dedi..

TTB Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Konseyi’ne başvurdu

TTB, hekimlerin insan olarak haklarının korunabilmesi için Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Konseyi’ne başvurdu

Türk Tabipleri Birliği, 30 Ekim 2018 günü Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne sunulan Sağlık alanındaki Torba Kanun Teklifinin içindeki bazı maddelerin, özellikle de 5. maddenin sağlık hizmetleri, hekimlik, tıp ve uzmanlık eğitimi, insan hakları alanında yaratacağı ağır sonuçları her düzeyde anlatmak, tehlikeyi önlemek, tasarının geri çekilmesi için çaba göstermektedir.

Bu kapsamda yurt içinde TBMM, Siyasi Partiler, sendika ve meslek örgütleri nezdinde yürüttüğü çalışmalara Dünya Tabipler Birliği, Avrupa Hekimler Daimi Komitesini de dahil etmiştir. Ne yazık ki henüz gerekli adımların atılabilmesi sağlanamamıştır.

Bir insan olarak hekimlerin mevcut ve olası ağır hak ihlalleri karşısında korunabilmesi, hekimlik mesleğinin insan/hasta merkezli icrasının sürdürülebilmesi için Birleşmiş Milletler ve Avrupa Konseyi düzeyinde girişimler planlanmıştır. Bu kapsamda Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Konseyine başvuru yapılmıştır. Başvurumuzda, Birleşmiş Milletler Şartı Kapsamında  tasarının  yaratacağı insan hakları ihlallerine dikkat çekilerek Şarta dayalı denetim usullerinin ivedilikle gerçekleştirilmesi talep edilmiştir. Saygılarımızla. (14.11.2018)

 TTB Merkez Konseyi

Sağlık alanında düzenlemeler içeren kanun teklifi yasalaştı

Sağlık alanında düzenlemeler içeren kanun teklifi yasalaştı

Hekimlerin çalışma ve eğitim hakkına kısıtlamalar getiren kanun teklifi TBMM Genel Kurulunda kabul edilerek yasalaştı. (Cumhuriyet, 15.11.2018)

[Haber görseli]

AKP tarafından “Sağlıkta Şiddeti Önleme Yasası” adı altında Meclis’e sunulan yasa teklifi hekimlerin çalışma ve eğitim hakkına kısıtlamaya dönüştü. Tabip odalarının “Hekimlik yapmak istiyoruz” diyerek protesto ettiği yasa teklifi bugün Meclis’ten geçerek yasalaştı.

5. MADDEDE GERİ ADIM

KHK ile İhraç edilen doktorları ilgilendiren 5. madde yapılan değişikliklerle kabul edilmişti. Yasanın mevcut haliyle ihraç edilen doktorlar kamuda değil, SGK ile anlaşmalı özel hastanelerde çalışabilecek. Raporları geçerli olacak.

450 GÜN BEKLEME SÜRESİ

Kamu görevinden çıkarılan ve güvenlik soruşturması sonucunda kamu görevine alınmayan devlet hizmeti yükümlüsü doktorlar, çıkarma veya göreve alınmama kararının verildiği tarihten başlayarak 450 gün sonunda mesleklerini yürütebilecek. Teklifin mevcut halinde bu süre 600 gündü. Devlet yükümlülüğünü yerine getirirken kamu görevinden çıkarılanların hizmet süreleri bu süreden düşürülecek.

TÜRKİYE İLAÇ VE TIBBİ CİHAZ KURUMU DA CEZA UYGULAYABİLECEK

Kanunla; Ecza Ticarethaneleriyle Sanat Ve Ziraat İşlerinde Kullanılan Zehirli Ve Müessir Kimyevi Maddelerin Satıldığı Dükkanlara Mahsus Kanun’da değişiklik yapılıyor. Cezaların zamanında ve gecikmeden tesis edilebilmesi için mahalli mülki idarelere göndermeden Türkiye İlaç ve Tıbbi Cihaz Kurumuna da ceza uygulayabilme yetkisi veriliyor, caydırıcılığı sağlamak için fiilin niteliği ve önemine göre para cezalarının alt ve üst sınırı yeniden belirleniyor.

Yasada belirtilen kurallara ve yasaklara uymayan eczane sahipleri veya mesul müdürü ile sanat ve ziraat işlerinde kullanılan zehirli ve müessir madde satıcılığı yapanlara, Türkiye İlaç ve Tıbbi Cihaz Kurumu veya mahalli mülki amir tarafından 2 bin liradan 20 bin liraya dek idari para cezası kesilecek. Fiilin bir yıl içinde tekrarı halinde ceza bir kat artırılacak.

Yurt dışından sağlanan ilaçlar için ruhsat başvurusunda bulunma süresi, maddenin yürürlüğe girdiği tarihte başlayacak.

Eczacı olmayanların, eczacı mesul müdür atayarak eczane açabileceği kuralı şirketler için de uygulanacak, böylece muvazaalı ortaklıklar ortadan kaldırılacak. Diplomalı eczacı olmak şartıyla, ortaklardan birinin ticarethane işlerinden mesul müdür gösterilmesi şartı kaldırılacak.

TABİP ODALARINA TIRPAN

Tabiplerin birden fazla tabiplik görevi kabul etmeleri için tabip odasından izin almaları şartı kaldırılacak.

Sağlık Bakanlığı merkez ve taşra teşkilatı için tahsis edilen döner sermaye miktarı, her bütçe yılında Cumhurbaşkanı tarafından ihtiyaca göre artırılabilecek. Bakanlık merkez ve taşra teşkilatı için tahsis edilen döner sermaye miktarı 10 milyar lira olacak.

Sağlık Bakanlığına bağlı döner sermaye işletmelerinin muhasebe hizmetleri bakanlıkça yürütülecek ancak Bakanlık tarafından teklif edilen ve Hazine ve Maliye Bakanlığınca uygun görülen döner sermaye işletmelerinin muhasebe hizmetleri, Hazine ve Maliye Bakanlığı tarafından yerine getirilebilecek.

EMBRİYO VE ÜREME HÜCRESİ BAĞIŞLAYANA CEZA

Yasaya aykırı biçimde embriyo ve üreme hücresi bağışlayan, aşılayan, bulunduran, kullanan, saklayan ve nakledenlerle bunların alım ve satımını yapanlar, alım ve satımına aracılık edenler veya komisyonculuğunu yapanlar veya bu fiilleri özendiren, bunlara yönlendiren, bunlara yönelik ilan, reklam veren, yayınlayan kişiler hakkında, eylem daha ağır cezayı gerektiren bir suç oluşturmadığı takdirde 3 yıldan 5 yıla dek hapis ve bin günden 2 bin güne dek adli para cezası uygulanacak.

Bakanlıktan izin almadan organ nakli ve üremeye yardmcı tedavi merkezi açılamayacak. Yasaya ve Bakanlıkça belirlenen usul ve esaslara (ilke ve yöntemlere) aykırı etkinlik gösteren sağlık kurum ve kuruluşlarının, fiilin niteliği ve yinelenmesi halinde faaliyeti durdurulacak veya faaliyet izni iptal edilecek.

SAĞLIKTA ŞİDDETİN ÖNLENMESİ

Yasayla; sağlık çalışanlarına karşı şiddetin önlenmesi amaçlanıyor. Sağlık kurum ve kuruluşlarında görev yapan çalışanlara karşı görevleri nedeniyle kasten işlenen suçlardan şüpheli olanlar, kolluk görevlilerince yakalanacak ve gerekli işlemleri yapılarak Cumhuriyet başsavcılığına sevk edilecek. Cumhuriyet savcısı adli işlemleri yerine getirecek. Bu suçların soruşturmasında, kolluk tarafından müşteki (yakınmacı), mağdur veya tanık olan sağlık çalışanının ifadeleri işyerlerinde alınacak. Bu hükümler, özel sağlık kurum ve kuruluşlarında görev yapanlara karşı görevleri nedeniyle kasten işlenen suçlar hakkında da uygulanacak.

Sağlık Hizmetleri Temel Kanunu‘na göre birlikte kullanım protokolü yapılmış sağlık kurumlarında çalışacak üniversite personeli ile maddenin yürürlüğe girdiği tarihten başlayarak üç ay içinde bu kanun kapsamında sözleşme yapılacak.

TÜTÜN ÜRÜNLERİ İÇİN DÜZENLEME

Televizyonda yayınlanan programlarda, filmlerde, dizilerde, müzik kliplerinde, reklam ve tanıtım filmlerinde, sinema ve tiyatrolarda gösterilen eserlerde, tütün ürünlerinin kullanılması ve görüntülerine yer verilmesi ya da internet, topluma açık olan sosyal medya veya benzeri ortamlarda ticari veya reklam amacıyla tütün ürünleri kullanılamayacak, görüntülerine yer verilemeyecek.

  • Sağlık, eğitim ve öğretim, kültür ve spor hizmeti verilen yerlerde ve üniversite yerleşkelerinde tütün ürünlerinin satışı yapılamayacak.

Tütün ürünleri paketleri ile nargile şişelerinin üzerine, zararlarını belirten resimli ve Türkçe yazılı uyarı veya mesajların konulacağı alan, %65’den %85’e çıkarılacak. Bütün tütün ürünlerinin üzerindeki yazı ve şekiller aynı olacak. Türkiye’de üretilen veya ithal edilen tütün ürünleri; markanın yazım biçimi, yazı karakteri, punto boyutu, paket üzerindeki konumu, paketlerin rengi, öbür yazı, ibare ve şekiller dahil olmak üzere, aynı biçimde tasarlanan düz ve standart paket olarak piyasaya sunulacak.

SİGARA PAKETLERİNE DÜZENLEME

Marka, paketin yalnızca bir yüzeyine ve bu yüzeyin %5’ini aşmayacak biçimde yazılacak. Paketlerin üzerine markanın logosu, simgesi vd. işaretleri konulamayacak. Bu kurallar, birden fazla paketi bir arada bulunduran tütün ürünleri kutuları için de geçerli olacak. Tek tip olarak tasarlanan sigara paketleri ile ilgili hususlar, Sağlık Bakanlığı’nın uygun görüşü alınarak Tarım ve Orman Bakanlığı tarafından hazırlanan yönetmelikle düzenlenecek. Bu düzenlemenin yürürlüğe girdiği tarihten önce Türkiye’de üretilen veya ithal edilen tütün ürünleri, 7 ay içinde, Tütün Ürünlerinin Zararlarının Önlenmesi Ve Kontrolü Hakkında Kanun‘un kuralları ve yasakları düzenleyen maddesine uygun duruma getirilecek. Bu süre Tarım ve Orman Bakanlığı tarafından 6 aya dek uzatılabilecek.