İç ve dış krizlerden önce baskın seçim

Cumhuriyet, 20 Nisan 2018

(AS: Bizim katkımız yazının altındadır..)

İktidarın işleri hızla kötüye gidiyordu ve bunu durduramayacaklarını bildikleri için zaman geçirmeden baskın seçime gitmeye mecbur kaldılar. 
24 Haziran’da seçim, Erdoğan-Bahçeli ittifakının menfaatı açısından mantıklı bir karardır. Bu olmasa ve seçimler takvime uygun olarak 3 Kasım 2019’da yapılsaydı, başta ekonominin olumsuz gidişatına ve sağ muhalefette İYİ Parti – SP ekseninde güçlenen ittifak dinamiklerine karşı alınacak her türden tedbirin maliyeti zaman geçtikçe katlanarak büyüyecekti… 
Bir kriz ortamında gidilecek yolun sonunda iktidar, bu ağır maliyetin baskısı altında kendiliğinden çökebilir ya da bu nedenle çökertilebilirdi. 
Şimdi ise iki ay sonra baskın seçim yaparak iktidarlarını menfi gidişatın tahripkâr sonuçlarından nispeten az maliyetle korumayı deneyecekler. Dikkat buyurunuz, vaziyeti baskın seçimle iyiye çevirebileceklerinden bahsetmiyorum. Bu iktidar kalırsa gidişatın yönü ve sonuçları değişmeyecek. 
Ayrıca, işlerin kötüye gittiğini biz iddia etmiyoruz, ittifakın ortakları söylüyor. 
MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin geçen salı partisinin Meclis grubunda, ortağı Cumhurbaşkanı Erdoğan’la aralarındaki iş bölümü gereği yaptığı konuşmada, erken seçim çağrısını gerekçelendirmek için seçtiği sözcüklerin anlamı yeterince açıklayıcıydı:
Türkiye’nin sistem tartışmalarıyla boğulmak istendiği bugünkü şartlar altında, 3 Kasım 2019’a kadar istikrar ve denge halinde ulaşması her geçen gün zorlaşmaktadır.” 
Meali şu: Sistem krizi, ülkenin istikrar ve dengesini tehdit ediyor. 
Bahçeli, iktidarın OHAL’siz yapamadığı Türkiye’de yaşanan rejim bunalımının gittikçe ağırlaştığını bizzat anlatıyor. 
Hem de nasıl: 
Seçim sürecine giden yolda toplumsal, ekonomik ve siyasi dinamikleri etkileyen çok sayıda menfi faktör yeşermektedir.” 
Bahçeli, çok boyutlu ve karmaşık bir krizin uç vererek derinleşme yolunda olduğunu ifade etmek istiyor. Ne yapsın, daha fazlasını söylemeye dili varmıyor. 
Bu arada, Bahçeli’nin geçen salı günü 26 Ağustos’ta seçim istemesiyle, Erdoğan’ın önceki gün kendisiyle usulen yaptığı yarım saatlik görüşmeden sonra baskın seçim tarihini 24 Haziran olarak açıklaması, ortaklar arasındaki rol paylaşımı gereği sahnelenmiş bir siyasi tiyatro idi. 
Lakin bu tiyatroda “tuluat” da vardı. 
Misal, Bahçeli bir an önce seçim yapılmaz ise Erdoğan’la arasındaki ittifakın çatlayabileceğini ima etti: 
Türkiye’nin bekası açısından Cumhur İttifakı’yla hasıl olan milli mutabakatın titizlikle korunması, hedeflerine varması elzemdir.” 
MHP Genel Başkanı’nın erken seçim istemek için özel nedenleri olduğunu teslim etmek gerekli. Parti tabanından İYİ Parti’ye kaymaları önlemek ve bu maksatla 2002’den beri iktidar açlığı çeken MHP kadrolarını iktidarın nimetleriyle bir an önce doyurmaya başlamak için seçime ihtiyaç duyuyor. 
Diğer taraftan, konuşmasında bahsettiği “Türkiye’nin bölgesel ve uluslararası ilişkileriyle bunların sosyal, siyasal ve askeri yansımalarının ve de uluslararası aktörler tarafından yönlendirilen denetimsiz göç trafiği”, seçimin öne alınması için neden bir gerekçe oluştursun ki? 
Öyle ya, baskın seçim olmazsa iktidar bu tehditlere karşı koyamayacak mı?
Ordu, istihbarat, Emniyet, yargı, medya, her şey iktidarın tam kontrolünde.

  • İktidarın daha fazla güçlenmesi imkânsız çünkü zaten Türkiye’de güç namına ne varsa iktidarın elinde. 

O zaman akla şu geliyor: Yukarıda Bahçeli’nin değindiği sorunlu alanlarda risklerin gerçekleşmesi bekleniyor olmalı… Mesela Suriye’de bazı istenmeyen çatışmalar ve İdlib’den bir göç dalgası… İşte, seçimler bu tehditler kuvveden fiile geçmeden, bir an önce yapılsın ve Erdoğan – Bahçeli ittifakı bu nedenlerden ötürü oy kaybetmesin isteniyor. 
Aynı hususlar önceki gün Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından, seçim tarihini ilan ettiği konuşmada da dile getirildi: 
Suriye ve Irak merkezli olarak tarihi önemdeki olayların belirsizlikleri aşmayı zorunlu hale getirmesi…” 
Türkiye’nin önündeki gündemin yoğunluğu, erken seçim kararının açıklanması ile ortaya çıkacak belirsizliğin bir an önce ortadan kaldırılmasını zorunlu kılması…” 
Suriye’deki gelişmeler…” 
Bu seçime bir baskın halinde gidilmesinin dış kaynaklı nedeni olduğu aşikâr: Suriye meselesi sandığa ittifakın aleyhinde yansımasın… 
Ayrıca, soralım: Hangi belirsizlik? 
16 Nisan 2017’deki şaibeli referandumda çok az farkla onaylanan bu yeni yönetim biçimi, bütün güç ve yetkiyi tek adamın elinde toplayıp, demokrasilerdeki denge ve denetimi olanaksız hale getirdiği ve keyfi yönetimin önüne set çeken kurumsal mekanizmaları etkisizleştirdiği için belirsizlik ve öngörülemezliğin bizatihi kaynağı değil mi?
=========================================
Dostlar,

Sayın Kadri Gürsel’in çözümlemesi çok yerinde sorgulamalara dayalı.
Yeterince derinlikli ve net.
Bir “küçük” (belki orta boy ya da önemli..) eleştirimiz var..
Bunca eski dille – Osmanlıca nasıl yazılabilir?
Hemen her sözcüğün güncel Türkçesi var.. Ayraç içinde koysak yazının okunması çok güçleşebilirdi, oylumu da 2’ye katlanabilirdi!

Şaka bir yana; “Erdoğan çooooooooooooooooooooooooooooook yorgun” görünmüyor mu TV’lerde? Tüm ağır makyaja ve dopinge karşın.. Gerçekten bu muazzam yüke dayanacak gücü var mı? Bilinen hastalıkları var, sürekli ilaç kullandığı basında yayınlandı. Erdoğan’ın açıkça “ben artık yokum” deme şansı yok gibi. Seçimi yitireceğini bile bile göze almış olabilir mi? “Ne yapalım, ben artık yokum” diyebilmek için tartışılmaz gerekçe elde etmek??

Bir seçenek daha : Ülke enkaz durumunda.. Bilerek seçimi yitirmek ve çöküntüyü CHP’nin kuracağı koalisyona bırakmak.. Ülke iyi kötü biraz toparlanınca ve bu süreçte CHP koalisyonu yıpranınca erken seçim için bastırmak ve yeniden iktidar..

Şeytan işte!?
Getiriyor insanın aklına.. Karşı taraf “peeeeeeeeeeeeeeek yaman” olunca..
Yazılmadı denmesin..

Sevgi ve saygı ile.20 Nisan 2018, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

 

SAPIKÇA YALANIN KATMERLİ BELGESİ

SAPIKÇA YALANIN KATMERLİ BELGESİ

YILMAZ ÖZDİL
SÖZCÜ, 17 Nisan 2018

Hatırlarsınız… Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi ilahiyat fakültesi öğretim üyesi Abdullah Akın diye bir herif üniversitenin televizyon kanalına çıkarak hiç utanmadan “1924 yılında camiler kapatıldı Çanakkale ve Bursa’da genelev olarak kullanılan camiler var.” demişti.
*
Bunun üzerine ben de köşemden sormuştum: “Çanakkale veya Bursa’da bu genelevlerin adresini bilen var mı? Herhangi bir devlet büyüğümüz kerhane yapılan camileri gösterebilir mi? Devlet kerhane yapılan caminin yerini bilmiyorsa o devlete devlet denir mi? Yok eğer böyle bir kerhane yoksa bu sapıkça yalana sessiz kalan devlete devlet denir mi?”

CHP Bursa milletvekili Ceyhun İrgil bu soruları resmiyete döktü, Bilgi Edinme Kanunu çerçevesinde Bursa Valiliği’ne yazılı olarak başvurdu.“Geneleve çevrilen cami var mıdır? Varsa hangi cami nerede ne zaman geneleve çevrilmiştir” diye sordu.
Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin Vakıflar Müdürlüğü bu sorulara “resmi imzalı” yanıt verdi. “Camilerin genelev olarak kullanıldığına dair herhangi bir bilgi ve belgeye rastlanılmamıştır.” dedi.

Böylece ilahiyatçı öğretim üyesinin resmen yalan söylediği resmen iftira attığı “devletin resmi yazısı”yla belgelenmiş oldu. Peki bu sapıkça yalanın kaynağı neydi? Yanına bırakacak değiliz… Onu da yazdım.
*
Bu sapıkça yalanın kaynağı kafasında fesle dolaşan tımarhanelik Kadir Mısıroğlu 2012 yılında AKP yandaşı televizyon kanalında ‘tarih sohbetleri’ programına katıldı. Tarihte ilk kez o gün bu yalanı söyledi. ‘İsmet paşa döneminde Çanakkale’de bir cami kerhane yapılmıştır Sebilürreşad koleksiyonuna baksınlar fotoğrafı var’ dedi. Yani adıyla sanıyla belgeli kaynak gösterdi fotoğrafı var dedi.

Sebilürreşad haftalık bir dergiydi. 1908’de Mehmet Akif Ersoy’un kuruculuğunda Sırat-ı Müstakim adıyla çıkarıldı. 1912’de adını değiştirdi Sebilürreşad oldu 1966’da kapandı. Ama… 2016’da tekrar açıldı. AKP himayesinde açıldı. Yayın hayatına başlaması nedeniyle TBMM Kültür Evi’nde etkinlik düzenlendi. TBMM’de milletvekili odalarına dağıtıldı. Hatta asrın liderimiz bu dergiye makale bile yazdı.
Ayrıca… AKP’li Bağcılar belediyesi Sebilürreşad dergisinin Mehmet Akif Ersoy dönemindeki eski sayılarını günümüz Türkçesiyle kitaplaştırdı sayı sayı cilt cilt eksiksiz bastırdı.
E şimdi buradan AKP’ye açık çağrı yapıyorum… Sebilürreşad dergisinin arşivi komple elinizde olduğuna göre cilt cilt bastırdığınıza göre, İsmet İnönü döneminde Çanakkale’de kerhane yapılan caminin fotoğrafını gösterebilir misiniz?”
*
Bu yazım üzerine… İstanbul büyükşehir belediye meclisi’nin adeta tek başına muhalefet partisi gibi mücadele eden namuslu üyesi CHP’li Hüseyin Sağ soru önergesi verdi.

Bağcılar belediyesi tarafından bastırılan Sebilürreşad dergisinde gerçekten böyle bir bilgi belge fotoğraf var mıdır?” diye sordu.

Daha doğrusu sormaya çalıştı… Çünkü tartışma çıktı Hüseyin Sağ’ın mikrofonu bile kapatıldı Akp’li meclis başkanvekili soru önergesinin oya sunulmasını bile kabul etmedi zorla üstü örtülmeye çalışıldı.
Ve… Sebilürreşad dergisi tartışmalara noktayı koydu.
Derginin bu ay çıkan son sayısında aynen şöyle denildi.

Sebilürreşad üzerinden yapılan polemik sürüyor. Kadir Mısıroğlu Sebilürreşad’ın umumevine dönüştürülen cami haberi yayınladığını söylüyor. Yılmaz Özdil ise arşiv elinizde koyun haberin belgesini diyor. Bu iddianın zaten tarafı değiliz ancak bize bir açıklama düşüyor. Biz umumevine dönüştürülen cami haberi görmedik.”
*
Evet… Kafasında fesle dolaşan tımarhanelik Kadir Mısıroğlu‘nun sapıkça yalanını bizzat Kadir Mısıroğlu tarafından kaynak gösterilen Sebilürreşad dergisi çürüttü: “Biz böyle bir haber görmedik.”
Gazeteci olarak milletvekili olarak belediye meclis üyesi olarak üstümüze düşeni yaptık hem mesleki hem vicdani görevimizi yerine getirdik Cumhuriyet düşmanı kindar yobazların sapıkça yalanını hem devletten hem de kaynak gösterilen dergiden tescilledik.
*
Mustafa Kemal’in askeriyizMüsterihiz.
Şimdi sıra YÖK’ün mesleki ve vicdani görevini yerine getirmesine geldi.
Katmerli yalancı Abdullah Akın denilen herif Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi’nde öğretim üyesi olmaya devam edecek mi?

https://www.sozcu.com.tr/2018/yazarlar/yilmaz-ozdil/sapikca-yalanin-katmerli-belgesi-2354971/

Muhalefete erken seçim tuzağı

Muhalefete erken seçim tuzağı

Haluk Dural
DPT eski Uzmanı
Millî Merkez Genel Sekreteri
halukduralgmail.com18.04.2018

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, 17 Nisan 2018 Salı günü patisinin gurup toplantısında yaptığı konuşmada “Türkiye’nin seçim için 3 Kasım 2019’u beklemesi mümkün değildir” diyerek “erken seçim” istemiştir. Cumhurbaşkanlığı ve milletvekili seçimlerinin aynı gün yapılması gerektiğini söyleyen Bahçeli seçim için 26 Ağustos 2018 gününü işaret ederek “26 Ağustos 2018 Türk milletinin yeni bir zafer ruhuyla sandığa gidip hem Cumhurbaşkanı hem milletvekili seçimini yapması en makul yoldur.” demiştir. Bahçeli’nin hamaset yüklü konuşmasında erken seçim talebini dayandırdığı gerekçeleri özetler ve sorgularsak;

  • Cumhurbaşkanlığı Sistemi henüz tam devreye girmedi. Türkiye’nin 3 Kasım 2019’a kadar dayanması kolay değildir. 3 Kasım 2019’a kadar ulaşmak her dakika zorlaşmaktadır.
    • Türkiye’nin 3 Kasım 2019’a kadar dayanmasının zor olduğu “şey” nedir?
    • 3 Kasım 2019’a kadar ulaşmak her dakika neden zorlaşmaktadır? Bu tarihe ulaşmakta kim, neden zorlanacaktır. Kastedilen Türkiye ise Türkiye 3 Kasım 2019’a ulaşamayacak mıdır? Türkiye’ye ne olacaktır? Olacak olan “şeyi” önleyecek olan erken seçim midir? Nasıl önleyecektir?
  • Partimiz (MHP) mahalli idareler seçimleri hariç geçerli olan Cumhur İttifakı vardır. Türkiye’nin bekası açısından Cumhur ittifakının korunması elzemdir.
    • Anlaşılan Cumhur ittifakı (AKP+MHP) Türkiye’nin bekasını (sonsuz devamlılığını) korumak için gerekliyse, Cumhur ittifakı dışında kalan partiler Türkiye’yi bölmek mi istemektedirler? Eğer böyle bir parti varsa Cumhur ittifakı bu parti için neden suç duyurusu yapmamıştır?
  • Türkiye’nin ABD, Fransa, İngiltere ile ilgili kurulan ilişkiler değişime uğramıştır. Ülkemizin cumhurbaşkanlığı sistemine acilen geçmesi acil bir hal almıştır.
    • ABD, Fransa, İngiltere ile olan ilişkileri kim değişime uğratmıştır? İktidar sahibi AKP ve onu destekleyen MHP gibi “Eyy Amerika, eyy Fransa” diye bağıranlar mı bu ilişkileri değişime uğratmıştır, yoksa Cumhur ittifakı dışındaki partiler mi?
    • Cumhurbaşkanlığı sistemine acilen geçilince bu ilişkileri kim, nasıl düzeltecektir?
  • 31 Mart Mahalli idareler seçiminden sonra neyle muhatap kalacağı belli değildir. Mahalli idareler seçimlerindeki kutuplaşmaların 3 Kasım’a nasıl yansıyacağı az çok malumunuzdur.
    • 31 Mart mahalli idareler seçiminde Cumhur ittifakı partilerinin pek çok belediyeyi kaybetmesi ihtimali oldukça yüksektir. Bunun “malum” olan sonucu ise Cumhur ittifakının cumhurbaşkanlığını ve Mecliste çoğunluğu kaybedeceğidir.
  • Bu riski kaynağında kesmek başlıca amacımızdır. Önümüzde 2 seçim vardır. Ya normal tarihi beklenecek. Ya da Milli mecburiyet ve ortaya çıkan meşru gerekçelerden dolayı seçimler erkene çekilecektir.
    • Sayın Bahçeli’nin risk olarak gördüğü husus Cumhur ittifakının yerel seçimleri kaybetmesi ve takiben cumhurbaşkanlığı ve genel seçimleri kaybedeceklerinin artık kesin olduğunu anlamalarıdır. Bu nedenle erken seçim istemektedir.

Bugün 18.04.2018 Çarşamba saat öğlenden sonra Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Bahçeli arasında yapılan ikili görüşme sonrasında ise erken seçimlerin 24 Haziran 2018 günü yapılmasına karar verildiği açıklanmıştır. Cumhurbaşkanı tarafından yapılan açıklamada erken seçimin gerekçesi

  • “Cumhurbaşkanı ile hükümetin uyumu sayesinde sorun yaşanmıyor gibi görünse de eski sistemin hastalıkları devam etmektedir. Hükümetimiz ve partimizin tavrı 2019 Kasım seçimlerine kadar dişimizi sıkmaktan yanaydı. Ancak Suriye ve Irak merkezli yaşanan tarihi önemdeki hadiseler yeni yönetim sistemine geçiş giderek aciliyet kesbetmeye başlamıştır. Türkiye’nin belirsizlikleri bir an önce aşması gerekmektedir. Yeni yönetim sistemine geçiş giderek aciliyet göstermektedir.”

    olarak açıklanmıştır. Bu açıklamada sorgulanması gereken iki somut neden sıralanmıştır:

  • Cumhurbaşkanı tarafından yapılan açıklamada erken seçimin gerekçesi “Cumhurbaşkanı ile hükümetin uyumu sayesinde sorun yaşanmıyor gibi görünse de eski sistemin hastalıkları devam etmektedir.
    • Eski sistemin devam eden hastalıkları nelerdir?
    • 16 yıldır tek parti (AKP) iktidarı vardır. Bu çoğunluk iktidarı ile her istenen kanun, çıkartılmakta, OHAL Kararnameleriyle anayasaya aykırı olarak her türlü yasal düzenleme yapılmaktayken, var olduğu söylenen “Sistemin devam eden hastalıkları”nı düzeltmenin önünde hiçbir yasal engel olmadığı halde bu hastalıkları neden düzeltmemektedir?
  • Ancak Suriye ve Irak merkezli yaşanan tarihi önemdeki hadiseler yeni yönetim sistemine geçiş giderek aciliyet kesbetmeye başlamıştır. Türkiye’nin belirsizlikleri bir an önce aşması gerekmektedir.
    • Suriye ve Irak merkezli yaşanan tarihi önemdeki hadiselerle yeni yönetim sistemine geçişin ne alâkası vardır?
    • Fırat Kalkanı, Zeytindalı Harekâtı yaparken size herhangi bir engel mi çıkmıştır? Tam tersine Afrin harekâtına milletin %95’i ve HDP hariç, tüm siyasi partiler tam destek vermiştir. Suriye ve Irak ile ilgili planlarınıza karşı çıkan mı vardır?

Seçimleri yitirme korkusu

Çok fazla övünülen % 7,4’lük 2017 ekonomik büyüme rakamına karşılık makro ekonomik göstergeler oldukça olumsuz seyretmektedir. 2012 yılında 152,46 milyar $ olan ihracat 2017’de küçük bir artışla ancak 157,00 milyar $ olmuş, dış ticaret açığı ise aynı yıllarda 84,08 milyar dolardan, ithalatın azalması nedeniyle 76,79 milyar dolara düşmüştür.

Borsadan yabancıların çıkışı artmış, dolayısıyla yurt dışına döviz çıkışı başlamıştır. Buna bazı büyük sermaye sahiplerinin varlıklarını yurt dışına aktarmaları ve yüksek faizli de olsa (politik risk arttığı gerekçesiyle) dış kredi girişi, sıcak para girişleri azalmıştır. 2018 yılı içinde ödenmesi gereken dış borç 103 milyar $ olup, dış borç stoku toplam 438 milyar dolara yükselmiştir.

Dövizdeki sıkıntı yüzünden kurlar hızla yükselmiş, dolar 4,–TL’nin üzerine çıkmıştır. Bu durum enerji fiyatlarına yansımış, benzin 6,–TL’nin üzerine çıkmıştır. Bu durumda enflasyonu ve banka faizlerini aşağıya çekmek mümkün olmayacaktır. Bu gelişmeler, esnafların ve çiftçilerin işlerini kapatmalarına, kaçınılmaz sonuç olarak işsizliğin artışını hızlandıracaktır. Hane halkı gelirleri sabit kalmakta ve hâtta artan enflasyon karşısında erimekte, bireysel borçlanma artmaktadır.

  • Hükümet kaynak ihtiyacını karşılamak için artık yeraltı sularını, ormanları satmaya başlamıştır.

Ekonomik dengelerdeki bu bozulma Eylül ayından sonra büyük olasılıkla krize evrilecektir. Bu tür bir ekonomik tablo, Bülent Ecevit başkanlığındaki 57. Hükümetin ekonomik başarısızlığının krize dönmesi nedeniyle 3 Kasım 2002 seçimlerinde koalisyon partilerini siyasi hayattan silmiş, hüsrana uğrattıkları seçmenleri AKP’yi iktidara taşımıştır.

AKP 16 yıllık mutlak tek parti iktidarı sürecinde uyguladıkları yanlış dış politika yüzünden ülkemizi tüm komşularıyla kavgalı hale getirmiş, dünyada yalnızlaştırmış;
içerde ise toplumu ikiye bölüp, büyük bir ekonomik darboğaza sürüklemiştir.

Toplumu ikiye bölmüş olsalar bile, ekonomik krizden en büyük zararı, çeşitli maddi yardımlarla geçinen 20 milyon dolayındaki AKP seçmeni görecektir. Yardımlar azalacak, işsizlik çığ gibi artacak, AKP’nin seçmen tabanını oluşturan toplumun en düşük gelir seviyeli kesimini artık dinî söylemlerle elde tutmak mümkün olmayacaktır.

Bu ekonomik sorun, 2002’de iktidara taşıdığı AKP’yi iktidardan götürecektir.

Eğer seçimler Mart ve Kasım 2019’da yani zamanında yapılırsa, AKP ve MHP iktidara ve Meclise veda edeceklerdir.

Hukuki durum

Halk oylaması ile 16 Nisan 2017’de kabul edilen 6771 sayılı Anayasa Değişikliği Kanununun 17. maddesi ile 2709 sayılı 1982 Anayasasına Geçici 21-A maddesi eklenmiştir. Buna göre:

“GEÇİCİ MADDE 21-A) Türkiye Büyük Millet Meclisinin 27 nci yasama Dönemi milletvekili genel seçimi ve Cumhurbaşkanlığı seçimi 3/11/2019 tarihinde birlikte yapılır. Seçimin yapılacağı tarihe kadar Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeleri ve Cumhurbaşkanının görevi devam eder. Meclisin seçim kararı alması halinde 27 nci yasama Dönemi milletvekili genel seçimi ve Cumhurbaşkanlığı seçimi birlikte yapılır.”

Bu anayasa hükmü gereğince, öncelikle Meclise erken seçim kararı alınması hakkında bir kanun teklifi verilmesi (ki bu gün hemen verildi) ve kabul edilmesi gerekir.

Sonraki aşamada, anayasa değişikliği için kanun teklifinin usulüne göre Anayasa komisyonunda görüşülmesi, kabul edilip, genel kurula sunulması ve oylanması gerekir. Anayasa değişikliği oylamasında eğer sadece Cumhur ittifakı kabul oyu kullanırsa toplam oy 316+36 = 352 olup,
367’yi geçemeyeceği için anayasa değişiklik kanunu halk oylamasına sunulur.

Parti Adı Üye Sayısı
Adalet ve Kalkınma Partisi 316
Cumhuriyet Halk Partisi 131
Halkların Demokratik Partisi 50
Milliyetçi Hareket Partisi 36
İyi Parti 5
Bağımsız Milletvekili 1
Toplam 539

(AS: Bu gün, 19.4.18 günü HDP’den 2 vekilin daha milletvekilliği düşürüldü..)

Bu durumda, Anayasa değişiklik kanunu kabul edilip, Resmi Gazete’de yayımlandıktan sonra yürürlüğe girer. Halk oylaması için bir propaganda döneminin ne olacağı (16 Nisan 2017 referandumu için bu süre 60 gün idi) 298 sayılı Seçimlerin Temel Hükümleri ve Seçmen Kütükleri hakkındaki kanunda propaganda süresi ile hükümlerinde değişiklik yapan bir kanunla belirlenmelidir.

Ancak, 1982 Anayasası’na eklenen 21-A Geçici maddesinde (AS: 16 Nisan 2016 halkoylaması ile) her ne kadar milletvekili ve cumhurbaşkanlığı seçimlerinin 3.11.2019 tarihinde yapılacağı yazıyorsa da, aynı geçici maddenin (H) bendinde;

“H) Anayasanın 67 nci maddesinin son fıkrası hükmü, bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten sonra birlikte yapılacak ilk milletvekili genel seçimi ile Cumhurbaşkanlığı seçimi bakımından uygulanmaz.” denmektedir.

Sonuç

1982 Anayasasının 67 nci maddesinin son fıkrası ise “Seçim kanunlarında yapılan değişiklikler, yürürlüğe girdiği tarihten itibaren bir yıl içinde yapılacak seçimlerde uygulanmaz.” şeklinde olup bu fıkra yukarıdaki (H) maddesine göre 24 Haziran 2018 tarihinde yapılmasına karar verilen seçimlerde uygulanmayacaktır. Diğer bir deyişle erken seçim kararı için anayasa değişikliğine ihtiyaç olmayacaktır.

16 Nisan 2017 anayasa değişiklik sürecinin, AKP kurmaylarınca iç ve dış politikada bir tıkanıklıkla karşılaşılması ihtimalinin ortaya çıkması durumunda başvurulacak “erken seçim” yapılmasının önünde herhangi bir hukuki engelle karşılaşmamak için gayet bilinçli bir şekilde hazırlandığı görülmektedir.

* Eğer erken seçim Cumhur İttifakı lehine gerçekleşirse,
tam bir “tek adam” rejimi kurulacaktır.

Muhalefet partileri hızla ve derhal;

  • CHP, DSP ve diğer Meclis dışı sol partilerle ittifak yapmalıdırlar.
  • İYİ Parti, Saadet Partisi ve Demokrat Parti ittifak yapmalıdırlar.
  • Eğer YSK, İYİ Partinin seçime girme yeterliliği olmadığını açıklarsa, İYİ Parti kadroları DP içinden aday olmalıdırlar.
  • CHP, İYİ Parti ve Saadet Partisi kendi cumhurbaşkanı adaylarını birlikte ve mutabakatla tesbit etmeli, 2 nci tura kalınması durumunda, bu üç adaydan en çok oy alanı destekleyeceklerini kendi seçmen tabanlarına ortaklaşa açıklamalıdırlar.
  • Gerek İYİ Parti ve gerekse Saadet Partisi cumhurbaşkanı adayları için yüz bin imza bulamayacaklarsa (zaten gereken yönetmelik ortada yoktur), CHP’den 20’şer milletvekili İYİ Parti ve Saadet Partisi cumhurbaşkanı adaylarını teklif etmelidirler.
  • CHP ve İYİ Parti liderliğindeki ittifaklar her zaman ve zeminde ortak hareket etmelidirler.
  • HDP ittifaklar dışında yalnız bırakılarak, kendi cumhurbaşkanı adayını açıklaması beklenmelidir.
  • HDP seçmeni kendi adayına oy verse bile (ki bu biraz kuşkuludur) bir kısım oylarının CHP’ye kayacağı, CHP’nin cumhurbaşkanı adayını desteklemeleri ihtimali yüksektir.
    ====================================

ÇARŞAMBA İĞNELERİ – 18 Nisan 2018

ÇARŞAMBA İĞNELERİ – 18 Nisan 2018

Türk Vatandaşı Naci BEŞTEPE

Bu haftanın tüm iğneleri Köy Enstitüleri’ni kapatarak gerici eğitim yolunu açanlara ve günümüzde o yolu genişletenlere…

KABADAYI
Başbakan Yıldırım, ABD ve Rus liderleri için “Sokak kabadayısı gibi kavga ediyorlar.”
Bizimkilerin diplomatik nezaketine diyecek yoktur…

KARADAYI
Gnkur. Bşk. Org. Karadayı
, 28 Şubat Davası ile ilgili olarak ”Kendi itibarlarını düşürdüler”
Kesinlikle katılıyorum.
Batı Çalışma Grubu’ndan haberim yok” diyenler de …

TEBRİK
28 Şubat kararı sonrası FETÖ’cü Emre Uslu, RTE‘yi tebrik etti.
Aynı menzile…

KOTA
AKP iktidarı, halkın tepkisi üzerine nişasta bazlı şeker ithalinde kotayı %10’dan %5’e indirmişti.
Bosna Hersek’ten 20 bin ton gümrüksüz NBŞ ithaline karar verdi.
Vatandaş zehirlenmiş kime ne, avantalar cebe…

SEVİYE
RTE, Kılıçdaroğlu için, “Öyle terbiyesizce, haysiyetsizce, rezilce saldırdı ki, bu zatın seviyesine inmeyi zul addederim.”
“inmek”yerine “çıkmak”dense…

ZARRAB
Zarrab davasında rüşvete bulaşanların isimleri açıklandı. Hepsi bilindik kişiler.
Bir de açıklanmayan “ek isimler” var. Onlar daha da bilindik…

MAÇA
AKP Cumhurbaşkanı yandaşları Başakşehir maçlarına çağırdı.
Koşun RTE Stadı’na, Biletler sudan ucuza, muhtemelen bedava,
Zeki, çevik ve kabadayı iki topçu da ekstra…

CİMBOM
Fenerbahçeli olarak Galatasaray’ın ligde kazanmasına sevineceğim aklıma gelmezdi.
Sağolsun… (AS: Naci Paşamıza 1 maç ceza öneriyoruz Galatasaraylı olarak!!)

KREDİ
Doğan grubunun medya varlığı Ziraat Bankası kredisi ile yandaşa verildi.
Binaların önüne maydanoz ekerler…

SAVAŞ
Damat Berat
, Mehmetçiğin 100 yıl sonra cephede olduğunu söylemiş.
Cehaletini sergilemiş…

OLUMLU
RTE, ABD, Fr. ve İng.’nin Suriye’yi bombalamasını olumlu buldu.

Türkiye’nin bölünmesi açısından olumlu…

BÜTÇE
Trump bir yandan Suriye’den çekileceklerini açıklarken öte yandan Suriye’deki PKK/PYD vb. örgütler için para ayırıyor.
Olumlu…

SATIŞ
357 kişiyi Yunanistan’a askeri sırları satmakla suçlayan FETÖ’cü savcı Zafer Kılınç,
ailece Yunanistan’a kaçarken yakalandı.
Sır satışından aile satışına…

GÖRÜŞ
OHAL, MGK’da görüşüldü.
Rol…

SEÇİM
Bahçeli gene erken seçim istedi. 2002’de iktidar ortaklarının sonu olmuştu.
Bu kez ufukta cumhur ittifakının sonu.

TÜRK MİLLETİ, HER ŞEYDEN ÖNCE KÖKLÜ “MİLLİ KİMLİĞİNİ” ÖĞRENMELİDİR

TÜRK MİLLETİ, HER ŞEYDEN ÖNCE KÖKLÜ “MİLLİ KİMLİĞİNİ” ÖĞRENMELİDİR

Konuk yazar :
Güzide Filiz TUZCU

Türk Milleti yaşamını “tam bağımsız, özgür ve sağlıklı olarak devam ettirebilmek, güvenli ve huzurlu yarınlara ulaşabilmek” için,  her şeyden önce ONA unutturulan  “HAFIZASINI“,  mutlaka ama mutlaka geri kazanmak zorundadır.

O halde bir Millet, yaşamı için olmazsa olmaz olan   “Hafızasını” nasıl kazanabilir?
Elbette ki “TARİH  İLMİNİN  REHBERLİĞİYLE” HAFIZASINI GERİ KAZANABİLİR.
Şimdi burada “HAFIZAMIZI TAZELEMEK – YA DA YENİDEN KAZANMAK” üzere tarih ilminin ışığıyla günümüze bir projeksiyon yapacağız;

– Büyük Atatürk’ün en büyük istek ve hedeflerinin başında ne geliyordu? Türk Milletine kasıtlı olarak unutturulan, hatta çalınan “Milli Hafızasını “, yani binlerce yıllık köklü milli kimliğini –  tüm dünya dillerine kaynaklık eden GÖK-TÜRK ASENA RUNİK ALFABESİNİ,

TÜRK dili – kültürü  ve tarihini  yeniden hatırlatmak.

Evet bir Millet, aynı bir insan gibi, “geçmişini, ailesini, soyunu, kim olduğunu – nerden geldiğini – köklerini- atalarını akrabalarını”, kısacası kim olduğunu – soyunu bilmek zorundadır; bilmediği takdirde dünya milletleri içinde  önemini, saygınlığını, gücünü tamamen yitirir ve  güdülmeye hazır kalabalık bir insan  güruhuna – bir sürüye dönüşür…  Büyük Atatürk’ün ifadesiyle ancak “başka milletlere av olur”.

Onun içindir ki Büyük Atatürk Türk Milletine ,  “kadim  – şerefli milli kimliğini” tanıtmak üzere, onun binlerce yıllık (16 bin yılın üstünde) muazzam antik tarihini  öğretmek, hatta bir daha unutmamak üzere hafızasını kazımak  istemiştir.

O, bunu yapabilmek için her şeyden önce yüzlerce yıl  zengin ve güçlü emperyalist batılıların tekelinde ve tasallutunda kalmış olan “GERÇEK ANTİK TARİHİN” üzerine örtülen karanlık perdenin  kaldırmasını, antik tarihin Türk Tarihçilerce kapsamlı olarak araştırılmasını, arkeolojik kazılar yapılmasını ve “ANTİK TÜRK TARİHİNİN” bilimsel kanıtlarla gün ışığına çıkarılmışını zorunlu görmüştür. Böylece O, Türk Tarih Kurumunu, Türk Dil Kurumunu, Dil – Tarih – Coğrafya Fakültesini kurmuş, Tarih Konferansları düzenlemiş, antik tarih araştırmalarını ve  arkeolojik kazıları bizzat teşvik etmiş, hatta binlerce işleri arasından zaman ayırarak,  bazı kazılara da bizzat katılmıştır.

Çağımızı fersah fersah aşan – ileri düzeyde bir dehaya – öngörüye ve  bilimsel düşünce yapısına sahip olan, ayrıca öğrenmeye, okumaya ve bilhassa “TARİH İLMİNE”  büyük önem veren Büyük Atatürk, bir bilim insanı titizliğiyle yapmış olduğu araştırmalarına ve antik tarih ile ilgili okuduğu yüzlerce kitaba dayanarak, Türklerin tarihiyle ilgili son derece önemli ip uçları ve bilgiler yakalamış ve bunlara dayanarak  “Türk Tarih Tezini” gündeme getirmiştir.

O Büyük İnsan, aklıyla – ahlâkıyla – örnek insanlığıyla,  bilgeliğiyle, bilimsel düşünme yeteneğiyle, bilgisi ve sağlam karakteriyle tüm dünya  milletlerini kendisine hayran bırakmıştı, hayran bırakmaya ve saygı görmeye de devam ediyor… (çeşitli ülkelerde Onun ölümsüzlüğüne  – Ona ne kadar saygı duyulduğuna  ve büyüklüğüne  bizzat şahit oldum…)

O halde  Büyük Atatürk, “Türk Tarih Tezini” gündeme getirirken,  elbette  ne söylediğinin bilincindeydi,  O Büyük İnsan –  O Bilge Tarihçi,  “ayakları yere basmayan – boş işlerle – masallarla” uğraşacak biri değildi! Oysaki bazı sözde bilim insanları, Türk Tarih Tezini  kuvvetle destekleyen binlerce bilimsel kanıtı, arkeolojik bulguları ve kaynak eserleri ” görmezlikten gelerek, ya da bunlardan haberi  dahi olmadan ahkam keserek, hiç utanmadan – sıkılmadan  “Türk Tarih Teziyle” dalga geçip, alay etmektedirler! Ey Türk Milleti, seni, tarihi köklerinden koparan, senin beslediğin – maaşını verdiğin “Türk ve Türklük karşıtı” bu sözde aydınları iyi tanı…

Bu sözde bilim insanlarını şiddetle kınıyor ve soruyorum neye dayanarak – hangi bilimsel kanıta dayanarak “Türk Tarih Tezini”  reddediyor ve  onunla ilgili  bilim dışı – tamamen siyasi  yorumlar yaparak, gülünç duruma düşüyorsunuz? Yabancı ülkelerdeki  tarafsız tarihçiler, “batılıların egemenliğe altına girmiş, bu sözde Türk ve sözde bilim insanlarına” gayet haklı olarak burun kıvırıp, alay ediyorlar… Çünkü gerçek bir bilim insanı, bir tezi körü körüne reddedemez;  hele ki milletinin ve vatanının tamamen lehine olan böylesine  hayati bir tezi!

Okumuş – aydın – bilgili – bilinçli tüm  batılılar, ya da doğulular, “Türk Tarih Tezinin” doğru olduğunu, Türklerin en eski milletlerin başında geldiklerini, Türk Alfabesinin tüm batı dillerine kaynaklık ettiğini, Avrupa’ya ilk medeniyet götüren antik çağ Etrüsklerin (İtalyanca) (ki Etrüskler kendilerini  “Gök-Türk Asena”  olarak adlandırmışlardır) Türk olduklarını, keza Sümerlilerin ve Hititlilerin de Türklerin Ataları olduklarını ve de Antik Tarihin, emperyalist batılılarca  Grekler ve İtalyanlar lehine kurgulandığını ve değiştirildiğini gayet iyi biliyorlar. Gerçek Antik Türk Tarihini bir bilmeyen Türk Milleti! Çünkü Türkleri aydınlatmakla görevli olan ve  bunun için maaş alan – üniversitelerde, ya da bazı sözde Atatürkçü Cemiyet ve Derneklerde   saltanat süren – pek çok bilim insanı görevini yapmamaktadır!

Türk Milletine önemle  hatırlatmak isterim ki  “Türk Tarih Tezinden” çok büyük rahatsızlık duyanlar, onu önemsizmiş gibi, masal gibi, efsane gibi göstermek isteyenler, ezeli Türk karşıtlığı güden emperyalist batılıların sözcülüğünü yapmakta olup, “fanatik Türk karşıtı  batılıların bilim dışı – siyasi iddialarını”  tekrar etmekten başka hiç bir şey yapmıyorlar! Bunlar, Türk Tarih Tezi aleyhine bilimsel kanıt göstermiyorlar, antik tarihle ilgili sorulan sorulara cevap veremiyorlar,  ne de trajikomik duruma düşüyorlar…

Emperyalist batılılar, tarihi siyasi ve iktisadı çıkarlarına tamamen ters düştüğü için “Türk Tarih Tezini – yani Antik Türk Tarihini”  reddediyorlar (bunu bir bakıma anlayabiliriz!  ): Peki bazı sözde Türk bilim insanları bilimsel kanıtlara dayanan bir anti-tez öne süremeden, yani Türk Tarih Tezi aleyhine bilimsel hiç bir kanıt göstermeden,  Antik Türk Tarihini körü körüne niye  reddediyorlar? Niye? Niye? Niye? Niye? Niye? Aslında cevabı hepimiz biliyoruz…

Örneğin Ermeni kökenli Fransız tarihçi Etienne Copeaux da “Türk Tarih Tezini  komik bulduğunu, Türklerin,  Türk Tarih Tezindeki en gülünç iddiaları  terk ederek,   “Türk – İslâm Sentezini” benimsemeleriyle, geçmişteki hatalarını (yani gülünçlüklerini) bir nebze olsun telâfi ettiklerini ” buyurmuş!  (Kaynak:  Etienne Copeaux, Tarih Ders Kitaplarında TÜRK TARİH TEZİNDEN TÜRK İSLÂM SENTEZİNE, İletişim Yayınları, İstanbul, 2006, s. 367)

 Hayret! E. Copeaux’un  Türkiye’deki   bazı sözde bilim insanlarıyla birebir  aynı dili konuşması ne ilginç! Acaba bu bir tesadüf mü? Naçizane kanaatime göre Türk Milleti mutlaka ama mutlaka “Antik Türk Tarihinden“, yani kadim geçmişinden, antik çağlarda muazzam medeniyetler ortaya koyan Antik Türk Atalarından haberdar edilmelidir ve bunu yapacak olanlarda Gerçek Atatürkçü, Gerçek Vatansever,  Gerçek Bilim İnsanı meslektaşlarım  “TÜRK TARİHÇİLER” olacaktır.

Bu bağlamda Türk Eğitim Sistemimiz yeniden “MİLLİ” olmalı; “Eğitimde Birlik-Bütünlük  Esas Alınmalı” (Tevhidi Tedrisat Kanunu tekrar yürürlüğe sokulmalı) Büyük Atatürk’ün öngördüğü “Tarih Dersleri ve Tarih Kitapları” Türk çocukları ve gençleriyle yeniden buluşturulmalı; Köy Enstitüleri, Halk Evleri ve Halk Odaları yeniden açılmalıdır. Türk milleti bilgilendirilmeli ve bilinçlendirilmelidir; tüm medeni – çağdaş milletlerin aydınlarının yaptıkları gibi…

Kuran’da bile Yüce Allah diyor ki “Hiç bilenle bilmeyen bir olur mu?  Bilen gözü gören gibidir, bilmeyen kör gibidir“. Kuran “bilimi,  gerçeği ve bilim yolunda ilerleyen dürüst – namuslu – doğru insanları” hayatımıza rehber edinmemizi öğütlemektedir…

Benzer şekilde başta İsaac Newton, Albert Einstein gibi dâhiler olmak üzere, batılı pek çok bilim insanı da  “din ile bilimi uzlaştırmış ve onları birbirlerine hizmet eder konuma getirmişlerdir.” Türk bilim insanlarına duyurulur… Türklerin köklü dini inancı olan İslam’ı dışlayarak, zaten hiçbir yere varamayız; ancak milleti cahil – sahte  sözde hocaların eline terk ederiz ki, 1938’den beri yapıldığı gibi…

  • KISACASI TÜRK MİLLETİ, ASLINA – GÜZEL ÖZÜNE – KADİM DEĞERLERİNE – KÜLTÜRÜNE VE İNANCI OLAN İSLÂM’I TEBLİĞ EDEN YEGANE KAYNAĞA – KURAN’A  YENİDEN KAVUŞTURULMALIDIR. TEK KURTULUŞ YOLUMUZ BUDUR.

=============================================
Değerli site okurlarımız,

Konuk yazarların bu sitede yayınlanan yazıları kendi görüşlerini yansıtmaktadır.
Sayın Güzide Filiz Tuzcu, bir tarihçi olarak sitemizde yazılarıyla sıklıkla konuk oluyor.
Kendisine teşekkür doluyuz.

Sevgi ve saygı ile. 18 Nisan 2018, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com