DOMATES, BİBER, PATLICAN TERÖRÜ

DOMATES, BİBER, PATLICAN TERÖRÜ

Mustafa AYDINLI
Eğitimci – Yazar
Çorlu, 15.02.2019

Devletin en üst makamından “Domates, biber, patlıcan terörünü bitireceğiz.” dendi.  Terörün her türlüsünü duymuştuk ancak “domates, biber, patlıcan terörü“nü yeni duyuyoruz! Terör deyince aklımıza vurdulu – kırdılı şeyler geliyor. Kanlı – bıçaklı silahlı olaylar filan. Terör olayları sonunda üzülen, boynu bükülen insanlar olmaz mı? Ben de şehrimizdeki sebze pazarında “terörü” incelemek üzere pazarı gözlemledim.

Gazetelerin yazdığına göre ayçiçeğini Moldova ve Bulgaristan’dan; arpayı Fransa ve Danimarka’dan; domates, buğday, mısırı Rusya’dan; çeltiği (pirinç) Rusya ve ABD’den; çayı Sri Lanka’dan (eski Seylan); kuru fasulyeyi Meksika, Hindistan, Kanada ve Arjantin’den; nohutu Meksika ve Hindistan’dan; inciri Almanya ve Fransa’dan; üzümü İran, Şili ve Güney Afrika’dan alıyoruz. Tohumda ise İsrail’e bağımlıyız.

  • Görülüyor ki, gıda terörüne dış güçler de iyiden iyiye işe karışmış!

Bu bir gıda terörü olduğuna göre, terörü çıkaran kimler? Başı kim? Ayağı kim? Terör aracı domates, biber, patlıcan vb. olduğuna göre, olayı örgütleyen kim? Tetikleyen kim? Terörün mağdurları kim? Savaşçılar kimler? Savaş alanı ise, hiç kuşku yok pazar, manav, büyük marketler olmalı!?

Ayşe teyzem emekli, 100 TL ayırabilmiş pazara. Bindi otobüse, indi pazara.. Pazar meydanı değil, gerçekten savaş meydanı, sözü edilen “terörün“, “sıcak çatışmanın” (!) tam anlamıyla doruğa çıktığı er meydanı!  Ortada terörist sebze – meyve yığılı tezgahlar, alıcı savaşçı tezgahın bu yanında, satıcı savaşçı karşı yanda.

Ayşe teyzem 1 adet domatesi eline alıp hafif okşayarak, sert mi yumuşak mı bakarak savaşta ilk hamleyi yapmış oldu. Karşı cepheden gelen ses “Dokunma ablaaaa, seçmek yasak!” diyen davudi bir sesle, sıcak çatışma başlamış oldu. Ayşe teyzem zaten etiketi görünce (9 TL/kg!) domates elinden düştü, eli yandı, elinden yaralanmıştı. Uyarı da yoktu gerçekte “Dikkat, sıcaktır!” diye. Başka bir tezgahta ıspanağa baktı, 8 TL. Maydanozun bağı 3 TL, göbekli marul 7 TL, patlıcan 15 TL.. Artık kabak, karnabahar vb. sebzeler eskisi gibi tane ile değil, dilim dilim satılıyordu! Kim bilir, savaşçılar savaş malzemeleri çoğalsın diye mi böyle yapar acaba? Yoksa bir dilimi bir aileyi yaralamaya yeter, mermi boşa gitmesin diye mi?

Üç kg elma alayım dedi Ayşe teyzem; eee savaşta taktikler bitmiyor. Etikette 4.99 TL yazıyor ama okumak için cambaz olmak gerek 99 kuruşu. 4 TL gibi algılanıyor. Teyzem, 3 TL eksik gelince para üstü ayıklıyor. Pazarcının gözüne bakıyor, eksik.. der gibi. Pazarcı “4,99 TL yazıyor ablaaa, görmüyon mu?” diye çıkışıyor. Ayşe teyzem elmanın yarısını geri veriyor. Evdeki hesap uymadı. Ayşe teyzem cüzdanından da yaralandı, darbe aldı.

Savaş bu, taktikler biter mi? Ayşe teyzem baktı ki sivri biber 8 TL, oh çok iyi dedi, tam 1 kg aldı. Ama 20 TL’den 4 TL geri dönünce pazarcıya, eksik verdin diye çıkıştı. Tecrübeli kurt savaşçı pazarcı,  “½ kilosu 8 TL teyzeee, okuman yok mu?” diye çıkışınca, Ayşe teyze biberin de yarısını geri döküyor tezgaha.

Balık, bakliyat ve pek çok ürüne, yalnızca bakıp geçiyor Ayşe teyzem. Arada Ayşe teyzem sebze ve meyvelere bakıyor. Sonra pazarcı ile göz göze geliyor, hamle yapmaya hazır iki savaşçı konumundalar. Ancak, Ayşe teyzenin etiketi dikkatli okuması ve başka bir tezgaha yönelmesi ile kan dökülmeden son buluyor bu kalkışma.
****
Ayşe teyzem eve geldiğinde 5 TL kaldı cüzdanda. Zaten 6 TL’sini dolmuş parası verdi. Yaklaşık 90 TL harcadı ama gereksiniminin yarısını bile alamadan eve döndü. Aldıklarını dolaba yerleştireyim diye poşetlerini açtığında ise, az da olsa bir miktarının çürük ve kullanılamaz olduğunu görünce, bu kez de  yüreğinden vuruldu Ayşe teyze. Ayşe teyze yenik çıktı bu pazar savaşından.
****
Değerli okurlar;

Savaşın görünen ve görünmeyen yanları vardır. Bu savaşın görünmeyen mimarları sizce anasını alıp giden Mersinli  çifçi mi; mazotu, gübreyi, tarımsal ilaçları, traktörü çoook pahalı tutanlar, tohumu dışarıya bağımlı kılanlar, gerçekçi çözümler üret(e)meyip yerli ve milli tarımı öldürenler mi? Klasik düşmanımız dış güçler mi? Yoksa Ayşe teyzenin kendisi mi?

Yoksa bu domates, patlıcan, biber, patates, soğan da mı bizi kıskanıyor ve dış güçlerin güdümüne mi girdiler??

Artık AKP aklının düz – çarpık mantığını biliyorsunuz; yanıtı bulmakta zorlanmamalısınız.

 

 

 

Yeter artık bitirdiniz ülkeyi!

Yeter artık bitirdiniz ülkeyi!

Soner YALÇIN
SÖZCÜ
13 Şubat 2019

75 gün önceydi. Bu köşede şunu yazdım:
– Dünyanın terk ettiği helikopter kullandırılmaya devam ettiriliyor.
Kime anlatıyoruz ki… Her daim olduğu gibi iktidarın retorik konuşmaları eşliğinde hava şehitleri de toprağa verildi.
– Dün olduğu gibi sorunun temeli yine hiç irdelenmeyecek! Olan Mehmetçik‘e oluyor her zaman…
75 gün önce yazdım bunu!
Yazmamın sebebi İstanbul Samandıra’dan kalkan “UH-1H” tipi askeri helikopterin, Sancaktepe Sarıgazi Mahallesi’ne düşmesiydi. Pilotların fedâkar kahramanlığı faciayı önlemiş hiçbir sivilin burnu dahi kanamamıştı. Fakat, iki subay, iki astsubay şehit olmuş, bir uzman çavuş yaralanmıştı!
Ve önceki gün… Yine İstanbul’da…
Yine “UH-1H” tipi askeri helikopter… Yine sivil bir alana…
Yine pilotların fedâkar kahramanlığıyla sivillere zarar vermeden düştü.
Yine askerlerimiz şehit oldu; Pilot Yüzbaşı Ümit Özer, Yüzbaşı Semih Özcan, Astsubay Başçavuş İlyas Kaya ve Astsubay Üstçavuş Yakup Avşar…
75 gün önce dedim ki:
Yıl, 1956. “UH-1H” helikopteri; Amerikan “Bell Helicopter” tarafından üretildi. “Göklerin Kovboyu” adını verdikleri helikopteri 1963’den itibaren Vietnam Savaşı‘nda kullandılar!
Şirket 1987 yılında bu helikopterin üretimine son verdi…
Yıllar içinde… İsrail Ordusu, helitopteri 2002 yılında emekliye ayırdı.
Amerikan Ordusu, helikopteri 2005 yılında emekliye ayırdı.
Japon Ordusu, helikopterleri 2005 yılında Pakistan’a bağışladı.
Avustralya Ordusu, helikopteri 2007 yılında emekliye ayırdı. Vs.
Ya biz? Hâlâ kullanıyoruz.

İçim kaldırmadı

Arka arkaya iki helikopter düşmedi.
Çok geriye gitmeyeyim: Gelişmiş ülkeler envanterinden bu helikopteri çıkardıktan sonra Türkiye’de neler oldu: Tarih: 28 Kasım 2002
Bandırma 6. Ana Jet Üssü’ne bağlı “UH-1H” tipi helikopter eğitim alanına inişe geçtiği sırada düştü. İkisi ağır toplam altı askeri personel yaralandı.
Tarih:16 Mart 2006
Erzincan’a gitmekte olan bu “UH-1H” adlı askeri helikopter, yüksek gerilim hattına çarparak düştü. Beş asker yaşamını yitirirken, bir asker yaralı kurtuldu.
Tarih: 10 Nisan 2006
Kocaeli’nin Uzunçiftlik beldesi yakınlarında “UH-1H” tipi askeri helikopter düştü. Üç askeri personel yaşamını yitirdi.
Tarih: 10 Ocak 2011
Kara Havacılık Okul Komutanlığı’na ait eğitim uçuşu yapan “UH-1H” tipi askeri helikopterin Ankara Kapalıtepe Mevki bölgesine düşmesi sonucu beş subay şehit oldu.
Şunu sormak zorunda değil miyiz:
– Kim bu kazaların sorumlusu?
– Kim bu şehitlerin sorumlusu?
– Kim “uçan tabutların” hala envanterde olmasına izin veriyor?
– Kim?
Yanıt belli; AKP/Erdoğan!
Ama biliyoruz ki:
– Yine kimse iktidarın suçunu söylemeyecek.
– Yine kimse sorumluluğu üzerine almayacak.
– Yine hamaset edebiyatına devam edilecek.
– Yine kaza unutulup gidilecek.
Düşündüm; her helikopter kazasından sonra iktidarın neler söylediğini tek tek toplayım! İnanın içim kaldırmadı. Kime ne anlatıyoruz ki…

Mehmet’in canı

75 gün önce, “AKP’ye sormak lazım” dedim:
– Kuşkusuz… “UH-1H” emektar bir helikopter.
– Kuşkusuz… Bakım arıza giderme faaliyetlerine normal uygulamalardan daha fazla dikkat gösterilmesi gerekiyor.
– Kuşkusuz… Daha sık gövde yenileştirme işlemlerine tabi tutulması şart.
Bunlar yapılıyordur kuşkusuz!
Dedim…
Demez olsaydım; meğer yapılmadığı son kazayla yine ortaya çıktı!
Peki: Batı ülkeleri, -yenileştirme işlemlerinin yeterli olmadığını anlayıp- yıllar önce envanterinden çıkarmışken, biz neden ısrarla kullanıyoruz?
Düşünün ki… Teknoloji devriminin yaşandığı bu dönemde, herhangi bir modifikasyon veya modernizasyon uygulanamayan bir helikopterden bahsediyoruz!
Kıbrıs Savaşı’nda çok yararlandığımız bu helikopter/ “Pat Pat” artık çoktan müzelerde olması gerekiyordu! Ama… Türk Ordusu kullanmaya devam ediyor.
Devam ettikçe Mehmetçik can veriyor. Kullanmakta bu kadar ısrar neden?
Para mı sebep? Dağa taşa inşaat yapan- “har vurup harman savuran” AKP’ye sormak lazım bunu! Gerçi kime, ne anlatıyoruz ki…
Her daim olduğu gibi iktidarın retorik konuşmaları eşliğinde bu hava şehitlerimiz de toprağa verilecek.
16 yıldır olduğu gibi sorunun temeli yine hiç irdelenmeyecek!
16 yıldır olduğu gibi kimse sorumluluk almayacak!
16 yıldır olduğu gibi bin bir yalanla olayın üstü kapatılacak!
16 yıldır olduğu gibi vıcık vıcık hamaset konuşmaları yapılacak!
Bu helikopterler yine havalanacak, yine düşecek!
Sonuçta:
16 yıldır vasat bir iktidara sahibiz biz… Bu ülkede Mehmet’in ölümü sudan ucuz.
Sadece son bir yıla bakın: Mehmetçik donuyor…
Mehmetçik cephanede patlıyor… Mehmetçik zehirleniyor…
Mehmetçik düşüyor… Mehmetçik hep kazaen ölüyor…
Yüreğimiz yanıyor. Öfke doluyuz.

  • Yeter artık!
  • Seçiminiz-sandığınız-iktidarınız batsın!
  • Yordunuz-bitirdiniz bu canım ülkeyi…

ŞEHİR DEVLETLERİNE DOĞRU

ANKARA KALESİ -250 (14  Şubat 2019)

ŞEHİR DEVLETLERİNE DOĞRU

( 2 0 – 2 0 0 – 2 0 0 0 – 5 0 0 0 )

Uzun yazının giriş, gelişme ve sonuç bölümlerinden birer paragraf sunduk.
Tümü için tıklayınız.. (A. Saltık)

Prof. Dr. ANIL ÇEÇEN 

Türkiye Cumhuriyeti, bütün dünya beklenmedik gelişmeler ile sallanırken ve küresel alanda çok ciddi hegemonya kaymaları yaşanırken, yerel seçimler üzerinden şehir devletlerine doğru bir yeni yönelişin içine girmiştir. Ulus devletlerin parçalanmasına, federasyonların dağılmasına ve ülke devletlerinin de şehirler üzerinden küçük yönetim birimlerine sürüklenmesine yol açacak ölçüde ciddi boyutlarda bir şehir devletleri olgusu, uluslararası konjonktürün bugünün dünyasına dayattığı bir yeni gelişme olarak öne çıkmaktadır. İnsanlığın gelecekte ulus, ülke ya da bölge devletleri yerine şehir devletlerinde yaşayacak bir duruma gelmesi, dünya düzeni üzerinde çok ciddi derecede değişimi gündeme getirmektedir. Yeryüzü kıtalarının üzerinde var olan devlet düzenleri çerçevesinde yayılmış bir doğrultuda yaşamakta olan insanların, gelecekte kentlerde toplanması ya da şehir devletleri yapılanması içinde yaşamaya zorunlu kılınması, uluslararası alanda önümüzdeki dönemde hem büyük sorunlara hem de beklenmedik değişimlere yol açacak gibi görünmektedir. İki kutuplu dünyadan uzaklaşmakta olan eski dünya düzeni çeyrek yüzyıllık bir zaman dilimi sonrasında tek kutuplu bir dünya için dönüştürülmeye çalışılırken, bu durumun tümüyle
aksi bir yönde çok kutuplu yeni bir yapılanma süreci ile karşı karşıya kalmıştır. Tek kutup yönünde dünyanın yeniden yapılandırılması için devletleri ve halkları baskı altına alan küresel sermayenin dayatmalarına önceleri ses çıkartmayan uluslararası kamuoyu, çeyrek asırlık bir zaman sonucunda birden çok kutuplu yeni bir yapılanma oluşumu ile karşılaşmıştır. İki kutuptan tek kutba dönüştürülmek istenen yeni dünya düzeni aşamasında birden çok kutuplu bir durumun ortaya çıkması, küresel sermayenin oyunlarını bozmuş ve bu durumda dünya tek merkezci yönelişten ayrılarak çok merkezli bir oluşumun içine girmiştir. 2’den teke geçiş olamayınca çokluk olgusu öne çıkmış ama bu çokluğun ölçüsünün ne olacağı zaman içinde kaç merkezin ortaya çıkacağı belirsiz kalmıştır. Büyük devletlerin sayısının artması devletler arası çekişme ve rekabeti artırırken, orta boy devletler de yarışa aktif bir biçimde girerek ve sahip oldukları jeopolitik konumlarından yararlanarak, büyük devletler ile yarışa kalkmışlardır.
****
…..
……
20. yüzyıla girerken imparatorluklar dönemi sürmekte ve bu doğrultuda yeryüzünde 20 devlet bulunmaktaydı. 1. ve 2. Dünya Savaşlarının getirmiş olduğu yıkıntılar ve imparatorlukların dağılmasıyla dünya haritasındaki devlet sayısı giderek artmıştır. İmparatorlukların parçalanması sürecini destekleyen bir başka gelişme de Avrupa devletlerine bağlı bulunan sömürgelerin bağımsızlık savaşlarını kazanarak, ayrı devletler haline dönüşmesi ile var olan devlet sayısı hızla artmıştır. Dünya savaşları sonrasındaki devlet oluşumlarını sonraki aşamada sömürgelerin devletleşmesi izlemiştir. Yirminci yüzyılın ikinci yarısındaki sömürgelerin bağımsızlığı, sonraki aşamada bazı büyük federasyonların da dağılmasına giden yolu açmıştır. Özellikle sosyalist sistemin çöküşü üzerine 20’den çok yeni devlet dünya sahnesinde yerini alınca, bu kez devlet sayısı 200’ü bulmuştur. 20. yüzyıla girerken 20 olan devlet sayısı bu yüzyıldan çıkarken 200’e ulaşarak, bugünkü siyasal haritanın ortaya çıkmasında etkili olmuştur. Bir anlamda insanlık yüz yıllık bir zaman dilimi içinde, var olan devlet yapılarının dağıtılması üzerine 180 devlet daha kazanmıştır. Ulus devletlerin tarih sahnesine çıktığı bir aşamada, parçalanan imparatorlukların bölgeleri ile eski sömürgelerin teker teker uluslaşarak devlet modeli değiştirmesiyle birlikte, bir asırlık dönem içinde devlet sayısının 20’den 200’e çıktığı görülmektedir. Birleşmiş Milletler örgütünün tarih sahnesine çıkması üzerine, yeni kurulan devletlerin hepsi bu büyük uluslararası örgütün çatısı altında yer alarak insanlık dünyasının birer parçası haline gelmişlerdir.
*****
……………..
…………………..
Sonuç

Önümüzdeki dönemde dünya nüfusu on milyara doğru tırmanırken ve bütün ülkelerde nüfus yoğunluğu giderek artarken, başkentlerde örgütlenmiş olan merkezi devletler giderek artan bu yükü taşımakta fazlasıyla zorlanmaktadırlar. Gelinen noktada bütün devletlerin idari yapılanmalarında ciddi sarsıntılar yaşanmakta ve bu yüzden yönetim reformları kaçınılmaz bir biçimde gündeme gelmektedir. Artan nüfusun ortaya çıkardığı baskılar emperyal projeler doğrultusunda küresel merkezler tarafından yönlendirilmeye başlandığında, bütün ulus devletleri tehdit eden bölünme ve parçalanma senaryoları devreye girerek ulus devletleri tarihin arka planına doğru itmektedir. Türkiye bu açıdan hem çok kritik bir coğrafyada bulunmaktadır hem de toplumsal ve jeopolitik konumu gereği de birçok açıdan dağılma riski ile karşılaşmaktadır. Küresel sermayenin tekelci şirketleri bütün ulus devletlere yönelik bölücü girişimlerini tırmandırdıkça, ulus devletlerin kenar ve kıyı bölgelerinden yeni parçalanma senaryoları ortaya çıkacak ve bu doğrultuda yeni eyalet ya da kent merkezli yapılanmalar, şehir devletleri olarak yeni dünya haritası üzerinde kimlik kazanacaktır. Bu doğrultuda bütün devletlerin önümüzdeki dönemde merkezci güçler ile yerelci güçler arasında giderek tırmanan bir siyasal çekişme sürecine gideceği artık açıkça görülmektedir.

Bu aşamada yapılması gereken, dünya barışı ve var olan devletlerin ulusal çıkarları doğrultusunda merkezci ve yerelci güçlerin bir araya gelerek yeni bir model zeminin de geliştirilecek ortak plan çerçevesinde anlaşmaya varmalarıdır. Yapılacak olan öncelikle artan nüfusun gereksinmelerini karşılayabilmek için yerel yönetimlerin güçlendirilmesidir. Ama aynı zamanda sayıları çok artan yerel yönetimleri izleyecek, denetleyecek ve merkezden uyumlu bir biçimde yönetecek düzeyde güçlendirilmiş bir merkezi yönetimin de milli idari reform programları ile bir an önce kurulması gerekmektedir. Güçlü merkezi yönetimler ancak yenilenen ulus devlet projeleri ile kurulabilecektir. Bu doğrultuda,

  • yarım kalan uluslaşma süreçlerinin bütün dünya ülkelerinde acilen tamamlanması gerekmektedir.
    ***

 

Erdoğan’ı zorla sevme cezası

75 yaşındaki adama ‘Erdoğan’ı zorla sevme cezası‘: Kitaplarını oku, özet çıkar

(AS: Bizim yorumumuz yazının altındadır..)

  • Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a hakaret ettiği öne sürülen bir vatandaşa kitap okuma cezası verildi.
  • Vatandaş, Erdoğan hakkındaki kitapları okuyup özetini çıkaracak.

İstanbul’un Maltepe ilçesi Çınarcık Mahallesi’nde bir kahvehanede Cumhurbaşkanı’na hakaret ettiği iddiasıyla 75 yaşındaki Ali Şahin hakkında soruşturma başlatıldı. Şahin, olayı Oda TV’den Caner Taşpınar’a anlattı.

Bir süre önce kahvehaneye tanımadıkları bir kişinin geldiğini belirten Ali Şahin, “Bu kişinin kim olduğunu bilmiyorum. Bundan sonra polisler geldi ve ifademi almaya götürdü. İftira nedeniyle başıma bunlar geldi. Cumhurbaşkanlığı’na hakaret etmedim, böyle bir şey söz konusu değil” dedi. İfadesinin ardından hakimliğe “tutuklama istemiyle” sevk edilen Ali Şahin, denetimli serbestlik kararıyla cezaevine gönderilmekten kurtulmuş oldu.

Denetimli Serbestlik Bürosu’na gidince şaşkınlık yaşayan Ali Şahin, hakkında kitap okuyup özet çıkarma cezası verildiğini öğrendi.

İstanbul Anadolu 8. Sulh Ceza Hakimliği’nin kitap listesinde dikkat çeken adlar yer alıyordu. 24 kitaplık listede ilk sırada Ömer Seyfettin yer alırken devamında, Necip Fazıl Kısakürek, Turgay Güler, Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın hayatını anlatan ‘Bir Liderin Doğuşu’ kitabı, Faruk Köse, Abdulkadir Selvi de bulunuyordu. Listede ayrıca Mustafa Kemal Atatürk’ün ‘Nutuk’ eseri de yer alıyordu.

 

‘KİTAPLARI KISA SÜREDE TEMİN EDİP OKUMAYA BAŞLAYACAĞIM’

Kararı değerlendiren Ali Şahin, “Avukatım karara itiraz etti, ancak ben kitapları kısa sürede temin edip okumaya başlayacağım. Ben 75 yaşındayım. Bu işlerle uğraşmak istemem” açıklamasında bulundu. (https://www.abcgazetesi.com/guncel/75-yasindaki-adama-erdogani-zorla-sevme-cezasi-kitaplarini-oku-ozet-cikar/haber-121287, 11.02.19)
===============

Dostlar,

TOPLUMSAL SİSTEMDE BASINÇ
VE SICAKLIK ÇOK YÜKSELDİ; 

MUTLAKA VE HIZLA DÜŞÜRÜLMELİ..

Her halde sözün bittiği yer olsa gerek..
75 yaşındaki adama ‘Erdoğan’ı zorla sevme cezası‘: Kitaplarını oku, özet çıkarma cezası verildi!
Bunca keyfilik, kural tanımazlık olabilir mi??
Böylesi bir kararın benzeri geçelim Türkiye’yi, tüm Küre’de, Hukuk dünyasında bulunabilir mi??
Hangi aklı başında yargıç böylesi bir kararın altına imza atabilir??
Dileriz itiraz üzerine sağduyu baskın gelir ve akıllara seza bu karar düzeltilir..
***
Ne oldu Türkiye’ye?? Bu ne hazin akıl tutulmasıdır??
Bir yandan onbinlerce rakibi arasında 90 puan ile KPSS 1.’si olan öğretmen adayı mülakatta elenecek; oysa böylesi önemli sınavlarda 1. olanlara jestler yapılır, diledikleri yere öncelikle atanırlar..

Bir yanda domates – patlıcan – patates vb. sebze fiyatlarındaki anormal artış, terörle mücadele gerekçesine dayandırılacak ve serbest piyasa bir anda unutulup belediyeler eliyle, dün Erdoğan’ın kapattığı tanzim satışlar açılacak ve adeta karne gibi herkese 2 kg sınırı konacak..

İŞ Bankasındaki Atatürk hisselerine dönük Erdoğan’ın akıl almaz gündem saldırısı sürecek..

İnsanlar, 31 Mart 2019 yerel seçimleri için Allah, cehennem, beka tehdidi, 31 Mart 1909 gerici isyanı, “seçimi yitirirsek bizi kazığa oturturlar..” zırvaları… ile teslim alınmaya çalışılacak..

Bir AKP milletvekili adayı kalkıp Erdoğan’ın yeniden bedenlenme (re-inkarnasyon) ile Hz. Muhammed’in yerine gönderildiği hurafeleri yayacak; Erdoğan susacak!!??

Erdoğan meydanlarda, kendisinden 20-30 yıl önce kurulmuş Üniversiteleri kendilerinin kurduğunu akıl almaz biçimde bağıra çağıra halka aktaracak…

YSK, 60 milyon seçmen için 154 milyon oy pusulası bastıracak…
Seçmen listelerindeki akıl dışı anormalliklere itirazı YSK reddedecek,
YSK, Erdoğan’ın partili cumhurbaşkanı olduğunu gözardı edip, makul bir sınırlamayı bile reddedecek; Erdoğan tüm devlet ihtişamıyla ve harcamasıyla partisi için propaganda yapacak,
Bu YSK, Anayasa md. 67/son ayaklar altına alınarak ani bir yasa değişikliği ile görev süresi iktidar tarafından 1 yıl uzatılmış bir heyet olacak;

Diyanet Anayasayı çiğneyerek toplum yaşamına, 4 yaşındaki çocuklara el atarak dincileştirme müdahalesi yapacak… Tüm yurttaşların vergisiyle, salt Sünni İslam’a (?) hizmet edecek!?

Erdoğan 18 bin kişiyi kendisine hakaret ettikleri savıyla dava edecek..

Son 6 yıldır ulusal gelir Dolar olarak sürekli düşecek ama nüfus kıyamet gibi artırılacak..

Ülkenin nesi var nesi yok haraç mezat yandaşlara – yabancı sermayeye satılmış olacak ve 17 yılda, 129 milyar Dolardan 470 milyar dolara ulaşan devasa ve döndürülemeyen dış borç biriktirilecek;
İflaslar, işsizlik patlayacak, atanamayan öğretmenler, işsiz babalar intihar edecek;
Kadınlar – erkekler sokaklarda açım aç, açım aç, çocuklar doymuyor! çığlıkları atacak;

Binalar çökecek ve onlarca insan altında telef olacak, bir yığın bina yıkılma riski altında olacak;
Kadın – çocuk cinayetleri, suçlar, ırza saldırılar, çocuk yaşta evlilikler patlayacak;

Gıda – su – sağlık,çevre sorunları endişe verici boyutlara tırmanacak, tarım – hayvancılık çökecek; ..
SGK açıkları, merkezi bütçeden muazzam aktarımlara (transferlere) karşın onlarca milyar TL olacak;

TBMM felç, kadir-i mutlak duruma gelen TEK ADAM’a, olağanüstü yetkilerine karşılık Parlamento’da soru bile sorulamayacak… AKP’nin Profesör ünvanlı genel başkan yardımcısı dahil, “O’nu görünce salavat getiririz..” diye saçmalayacak…
……..
…….

Daha çok acılı örnek var ama uzatmaya yürek  dayanmıyor..
17 yılda koskoca ve caaanım Türkiye enkaza dönüştürüldü; moratoryum eşiğine sürüklendi!
Döndürülemeyen borçlar nedeniyle AKP iktidarının eli – kolu bağlandı, Ege’de vatan topraklarının işgaline bile ses çıkaramıyor!? Kıbrıs’ta kabul edilemez ödünler planlanıyor..

Ama tüm bu yıkımlara karşın İktidar gitmek istemiyor nedense!? Oysa son derece olağan yaşanması gereken bir yerel seçime gidiyoruz.. AKP’nin telaşı neden son derece büyük!

  • Neden, niçin bu denli yapışıksınız iktidara?
  • Korku neden dağları sardı?
  • Veremeyeceğiniz hesaplar mı var yoksa??
  • Örn. içinizdeki FETÖ’yü hala neden temzileyemiyorsunuz?!
  • T.C.’ne bu ne bitmez – tükenmez kör intikamdır? İslamiyette kin var mıdır??
  • Bu Devlet ve halk ne yaptı size??
    ****
    Sonuç                            :
    Toplumsal sistemde basınç ve sıcaklık çok tehlikeli biçimde yükselmiş, yükseltilmiştir..
    Bundan kimseye “hayır” gelmez.. Halk 2’ye ayrıldı AKP’li ve karşıtı; bu olmaz!
    İktidar mutlaka sağduyulu davranmalı ve bu basınç ve sıcaklığı hızla düşürmelidir.  

    Sevgi, saygı, derin KAYGI ama UMUT ile.
    12 Şubat 2019, Ankara

    Prof. Dr. Ahmet SALTIK MD, MSc, BSc
    Ankara Üniv. Tıp Fak. – Halk Sağlığı Uzmanı
    Sağlık Hukuku Bilim Uzmanı – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
    www.ahmetsaltik.net    profsaltik@gmail.com

 

BİTMEYEN SOYKIRIM YALANLARI…

BİTMEYEN SOYKIRIM YALANLARI…

Ertan URUNGA
(E) Askeri Yargıç  

Antalya, 08 Şubat 2019

(AS: Bizim katkımız yazının altındadır..)

Geçenlerde Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel MACRON, 1915 yılında Osmanlı İmparatorluğu döneminde yaşanan Tehcir (Zorunlu Göç) olayının başlangıcı kabul edilen 24 Nisan gününü, sözde “Ermeni Soykırımını Anma Günü” ilan etmiş ve bu konuda Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ı bilgilendirdiğini de açıklamıştır. Bu açıklamanın ardından, T.C. Cumhurbaşkanlığı sözcüsü tarafından bu kararın şiddetle kınandığı, 06.02.2019 tarihinde kamuoyuna duyurulmuştur.

Bay Macron’un, bize “Ayıdan post, gâvurdan dost olmaz” atasözünü anımsatan bu talihsiz kararının amacı; yakın bir zaman önce Fransa’da yaşanan “Sarı Yelekliler” direnişinde yitirdiği saygınlığını yeniden kazanmak ve daha önce Ermeni kopuntularına (diyasporasına) yaranmak için seçim vaadi olarak verdiği ‘soykırımı tanıma’ sözünün gereğini yerine getirmek olduğu anlaşılmaktadır..

Gözardı Edilenler…
Ne var ki, tarihsel ve hukuksal gerçeklere aykırı ve siyasal nitelikte olduğuna da kuşku bulunmayan böyle bir girişimin; AİHM (Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi) Büyük Dairesinin 15.10.2015 tarihli PERİNÇEK v. İsviçre Kararında,

  • “1915 yılında meydana gelen olayların ‘soykırım’ olduğuna ilişkin bir Mahkeme kararının mevcut olmaması karşısında, soykırım yapılmadığını savunmanın da düşünce özgürlüğü bağlamında bir suç oluşturmayacağı; kaldı ki o tarihte böyle bir suç tanımının bulunmadığı ve uluslararası hukuk literatüründe de yer almadığı”

şeklindeki hukuksal gerekçeleri (argümanları) gözardı edilerek yapılmış olduğu da yadsınamaz.

Oysa Türkiye’nin, İnsan Hak ve Özgürlüklerinin bir güvencesi olarak gördüğü AİHM’nin, soykırıma ilişkin kararlarıyla asla bağdaşmayan bu girişimin, tümüyle öznel ve siyasal bir getirim (rant) sağlamaya yönelik bulunması bir yana, kendi Mahkeme kararlarına bile uymayarak (AS: Avrupa Konseyi organı olan AİHM kararları, AİHS uyarınca üye 47 ülke için, elbette Fransa da dahil, bağlayıcıdır..) hukukun tepelenip ayaklar altına alındığı gözetildiğinde; öbür AB üyesi devletler için bağlayıcı nitelikte olmasa bile, Türk toplumuna karşı haddini aşan ayrılıkçı bir tutum olduğunu hiç duraksamadan söyleyebiliriz.

Ne yazık ki bugün, kimi Avrupa devletleri gibi tarihsel süreç içinde yaptığı sosyal ve hukuksal devrimlerle İnsan Hak ve Özgürlüklerinin yayılıp gelişmesinde büyük katkıları olduğunu her zaman övgüyle dile getirdiğimiz Fransa’nın, küçük bir kesimin “soykırım” sav ve iftiralarına alet edildiğini ve halen kısır siyasal çıkarlar için kullanıldığını görmekten derin üzüntü duyduğumuzu da belirtmek isteriz.

İnsanlığın Geleceği İçin…

Yukarıda kısaca açıkladığımız hukuksal gerekçelere karşın sözde Ermeni soykırımını tanıyan Avrupa ülkeleri şunu bilmelidir ki; çağdaş Türk ulusu, yüzyılı aşkın bir zamandan beri, gerçekte var olmayan ve işlendiği de kanıtlanamayan asılsız bir suçlamadan ötürü ağır töhmet altında bırakılmasını ve saygın diplomatlarımızla ailelerinin Fransa’da yuvalanan ASALA Ermeni Terör Örgütü tarafından kalleşçe şehit edilmelerinin onulmaz acısını unutmamış, ancak insanlığın barışçıl geleceği için yüreğine gömmüştür.

Sonuç olarak Bay Macron’un; “İşlendiği zamanın yasalarına göre suç sayılmayan bir eylemden ötürü kimsenin suçlanamayacağı ve cezalandırılamayacağına” ilişkin evrensel hukuk kuralını (AS: Nulla poena sine lege, nullum crimen sine lege; 2000 yıllık kadim Roma hukuku kuralıdır..), yine AİHM’nin bir olayın soykırım olduğuna Cumhurbaşkanları ile yasama ve yürütme organlarının karar veremeyeceğini; bu yetkinin tarihçilerle hukukçulara ait olduğu yolundaki kararlarını, keza geçmişte Fransa’nın, Cezayir ile öbür Afrika ülkelerinde dinsel ve emperyal amaçlarla yaptığı linç ve kıyımları bilmediği ya da haberi olmadığı söylenemeyeceğine göre; tepkiyle karşıladığımız ayrılıkçı tutumuna karşı en iyi yanıtı; aydın Fransız toplumu ile dünya İnsanlık Ailesinin vereceğine inanıyoruz.

Çünkü biliyoruz ki; çağdaş Türk toplumu, Ermeni kopuntularının dayattığı bitmeyen soykırım yalanları ile didişerek değil; adil bir dünyada erinç ve barış içinde, onuru ile hep birlikte yaşamak istemektedir.

Adaletin erdemine inanan dünyanın bütün aydınları; gelin siz de katılın bize ki, bitsin artık bu asılsız zillet!
======================================
Dostlar,

Sayın E. Askeri Yargıç Ertan URUNGA’nın yukarıda sunduğumuz makalesine biz de elbette bütünüyle katılmaktayız. Kendilerinin ve okuyucularımızın engin hoşgörüsüne dayanarak yazı içinde birkaç yerde anlama dokunmayan teknik – destekleyici katkılar verdik..

Bilindiği gibi “Soykırım” eyleminin BM’nin temel organlarından olan UAC (Uluslararası Ceza Mahkemesi) tarafından suç olarak tanınması 1948 yılına denk düşer. Ancak biz Türkiye olarak salt bu tarihe ve tanıma dayanmıyoruz. Gerçekte suçun kendisi olan “eylem” yani Ermeni Osmanlı tebaasına dönük sistemli bir biçimde yok etme amaçlı kitlesel öldürme eyleminin kendisi “yok” tur, böylesi bir eylem olmamıştır. Suçun “fiili” yoktur! Batılı kışkırtmalarla savaştaki Osmanlı ordularını ve Anadolu halkını arkadan vurarak devletine ihanet eden Ermeni tebaası, Irak içlerine (kuzeyine) zorla göç ettirilmiştir. Bu işlemin Batı dillerinde karşılığı vardır : Deportasyon…

Örn. 2. Büyük Dünya Paylaşım Savaşında ABD, ülkesindeki 100 bin dolayında Japon’u, ülkesinin içlerinde güvenli bir bölgede “interne” etmiştir. Bu bir zorunlu ikamet – göç, Arapça “tehcir” ve Batı diliyle “deportation” dur. Ermeni tebaa bu zor koşullarda kısmen kırılmış ve acı çekmiş, kaçınılmaz biçimde ama kasıtlı olmayan bedel ödemiştir. Yerel halk kendini Ermeni saldırılarına karşı nefsi müdafaa kapsamında korumak istemiş ve bu süreçte ne yazık ki karşılıklı bir kırım (mukatele) yaşanmıştır.

Türkiye tüm Osmanlı arşivlerini incelemeye açmıştır. Ermenistan ve öbür ülkeler bunu yapamamaktadır. Kaldı ki, Ermeni Başbakan Ohannes Kaçaznuni‘nin itirafları kitaplaşmıştır ve elde, suçlarını itiraf eden somut belgedir.

Batı uygarlığına -ki elleri çoooook kanlıdır- artık bu “düzeysiz – ucuz” politik girişimler yakışmamaktadır. Sayın Urunga’nın da vurguladığı  üzere, aydın Batı kamuoyu tepkisini koymalıdır. Unutulmasın, AİHM’nin kararı, İsviçre hükümetinin ilgili Dairenin kararını temyiz etmesi üzerine Büyük Daire tarafından verilmiş kesin hükümdür ve AİHS uyarınca üye tüm Konsey ülkelerini bağlayıcıdır. Aksine davranışların, Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesince uyarılması gerekir; iç politikaya oynayan Bay Macron da dahil.. Uluslararası hukuk, gelenek, norm ve kurumlar kolay oluşturulamıyor.. Uzun yüzyılları gerektiriyor, öyle ucuz değil Bay Macron!

BM Güvenlik Konseyi’nin kezlerce aldığı (6!?) karara karşın, Azerbaycan toprağı Dağlık Karabağ’ı işgaline son vermeyen, Azeri katliamının hesabı sorulmayan ve bu eylemini Rusya’nın ısrarlı ve inatçı, hukuk dışı vetosuna dayandıran Ermenistan’ın şımarık ve BM’yi ve BM Andlaşması’nı hiçe sayan işgalciliğine ne buyurur Mösyö Macron?

Dr. Ahmet SALTIK MD, MSc, BSc
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Halk Sağlığı Uzmanı
Sağlık Hukuku Bilim Uzmanı – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com