CUMHURBAŞKANI ADAYLARINA ÇİFTÇİ SORULARI

CUMHURBAŞKANI ADAYLARINA
ÇİFTÇİ SORULARI

Prof. Dr. Mustafa Kaymakçı ile ilgili görsel sonucu

Konuk yazar : Prof. Dr. Mustafa Kaymakçı
mustafa.kaymakci68@gmail.com

Cumhurbaşkanı Adaylarına Ekonomi-Politik Sorular” adlı yazımda; Cumhurbaşkanı adaylarına “İşsizlik, yoksulluk, gelir dağılımındaki dengesizlik gibi sorunlarımız hangi “ekonomi-politikalar “dan kaynaklanıyor ve Siz,anılan sıkıntıları hangi ekonomi-politikalarla aşacaksınız?” gibi sorular sorulması gerektiğini belirtmiştim.

İşsizlik, yoksulluk, gelir dağılımındaki dengesizlik gibi sorunlarla birlikte ortaya çıkan gıda maddelerine pahalıya erişim de en güncel sorunlarımızın başında geliyor.

Nedeni şu; çiftçi para kazanamıyor, kazanamadığı için tarımsal üretiminde önemli düşüşler yaşanıyor.

Tarımda Manzara-i Umumiye Ne?

Son 10 yıl içinde tarım yapılmakta olan alanlarda 2.6 milyon ha’lık azalma olmuş. Bir başka deyişle toplam tarım topraklarının %10’dan fazlası ekilememiş. Üretici sayısı da  %23 azalmış ve üretim düşmüş.

Çare olarak tarımsal ithalat patlama yapmış durumda. Türkiye, son 14 yılda 18 milyar dolarlık tahıl, 17 milyar dolarlık pamuk lifi, 37 milyar dolarlık yağlı tohum ve türevleri ve  3.5 miyar doları geçen bakliyat ithal edilmiş. İthalat yapılan ülke sayısı 126‘ya ulaşmış.

Hayvan sayısında da hem miktar hem de nüfus başına önemli azalma olmuş. Türkiye kırmızı et ithalatında sürekli bağımlı ülke durumuna  gelmiş.

Bir başka olumsuzluk, tarım deseninin değiştirilmesinde gözlemleniyor. Kimi çiftçiler tarım desenini değiştirmek zorunda kalmışlar.

Dolaysıyla bizi doyuran ve giydiren tarım sektörü giderek en önemli ve en sorunlu sektör olmuş.

Bu bağlamda “Cumhurbaşkanı Adaylarına Çiftçi Soruları” yaşamsal  bir öneme sahip. Belki de bir beka sorunu.

Cumhurbaşkanı Adaylarına Çiftçi Soruları

  • Tarımsal desteklemeler, Tarım Yasası’nın temel ölçütleri düzeyinde gerçekleştirilecek mi? Tarım Yasası’nın bu hükmü neden uygulanmıyor?
  •  Çiftçilerin borçlanması, neden özel bankalara yönlendirildi? Ziraat Bankası ya da Tarım Kredi Kooperatifleri işlevlerini neden yitirdi?
  • Tarımsal girdilerden alınan KDV ile Özel Tüketim Vergisi ne zaman düşürülecek?
  • Tarımsal amaçlı kooperatifleri güçlendirici yasalar ne zaman çıkarılacak? Üreticiler neden sanayici ol(a)muyorlar?
  • Kooperatifler, ürünlerini aracısız olarak pazarlayamazlar mı? Bu konuda kooperatiflere gerekli olanaklar niçin sağlan(a)mıyor?
  •  Kırsal kesimde örgüt fazlalığı hatta örgüt kirliliği ne zaman sonlanacak? Kurulan örgütlerin işlevleri neden karıştırıldı?
  •  Tarım topraklarının yabancı ya da yabancı denetimli bankalar tarafından alınmasını engelleyici yasalara gereksinme duyuyor musunuz? Bu konuda bir sınırlama getirilecek mi?
  • Topraksız ve az topraklı köylüler için örgütlenme temelinde toprak reformu konusu gündeminizde var mı?
  • Türkiye lider durumda olduğu fındık, üzüm, kayısı gibi ürünlerde uluslararası borsaları neden kuramıyor?
  • Çiftçilere tohum ve damızlık üreten devlet tarım işletmeleri neden satılıyor? Bunların korunarak geliştirilmeleri olası değil mi?
  •  Tohumculuk Yasası, Şeker Yasası, Tütün Yasası gibi üretici ve tüketicilerin aleyhine olan yasaları değiştirmek istiyor musunuz?
  •  Mazot, gübre, yem gibi girdi fiyatları Batı ülkelerine göre neden kat kat fazla? Girdi fiyatları artarken çiftçi eline geçen ürün fiyatları neden düşüyor?
  • Özelleştirilen Tarımsal Kitler hakkında neler düşünüyorsunuz?

Bu soruların kimilerini yanıtlayanlar var.
Ancak sorunun temel çözümü, salt girdi fiyatlarının düşürülmesinden geçmiyor.
Konuyu bütün olarak ele almak gerekiyor.

Çiftçiler aldıkları yanıtlara göre oylarını yönlendirsinler derim.
================================================

Değerli dostumuz, Ege Üniv. Ziraat Fak. öğretim üyesi (E) Sayın Prof. Dr. Mustafa Kaymakçı‘ya önemli yazısı ve paylaşımı için teşekkür borçluyuz.

O’nun emekliliği salt biçimsel ve yasa gereği..
Aynı hız ve üretkenlikle ülkemize – bilime katkı vermeyi sürdürüyor..

O, bir Cumhuriyet Türkiye’si aydını..

Sevgi ve saygı ile.
17 Haziran 2018, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Halk Sağlığı – Toplum Hekimliği Uzmanı, AÜTF Halk Sağlığı AbD
Mülkiyeliler Birliği Üyesi
profsaltik@gmail.com         www.ahmetsaltik.net

Avusturya’da  camilerin kapatıldığı

Avusturya'da camilerin kapatıldığı...

Konuk yazar : Erol Güçlü 
Avusturya ADD Kurucu ve Onursal Başkanı

Değerli Arkadaşlar

Avusturya'da  camilerin kapatıldığı ile ilgili haberler konusunda 
sizleri kısaca bilgilendirmek istiyorum.

Avusturya bizdeki Diyanet İşleri Başkanlığı'nın kendine özgü bir 
benzerini müslüman toplumu için kurdu ve bunu 2015 yılında yürürlüğe 
giren İslam Yasası kesinleştirdi. Bu yasaya göre Sunnilerin [Islamische 
Glaubensgemeinschaft (IGGiÖ)], Alevilerin [Alevitische 
Glaubensgemeinschaft (ALEVI)] ve Şiilerin [Schiitische 
Glaubensgemeinschaft (SCHIA)] örgütlendiği üç kuruluş oluşturuldu. 
Kapatılan 7 Cami derneğinden biri Nizam-ı Alem görüşünde olan 
Türk, diğerleri ise kendilerine yukarıda sayılan üç kuruluştan farklı 
bir kuruluş oluşturan Araplara [Arabische Kultusgemeinde] ait camiler.

Nizam-ı Alem derneği kapatılmamış olup yukarıda belirtilen yasayla 
tanımlı üç kuruluştan hiçbirine üye olmadığı için dernek lokalinde 
ibadet edilmesi yasaklanmıştır.

Araplara ait kapatılan 6 camiden yalnızca 1'inin adı açıklanmış, 
öbürlerinin resmi sır (gizli) olduğu belirtilerek adları 
açıklanmamıştır. Avusturya Gazetelerinde bu derneklerin Selefi 
düşüncesindeki Mısırlılardan ve Çeçenlerden  oluştuğu belirtilmektedir. 
Adı açıklanan dernekte ödeneklerin kötüye kullanıldığı, öbürlerinin 
ise güvenlik zafiyeti oluşturdukları belirtilmektedir.

Sınır dışı edilen ya da edilecek olan ATİB dernekleri (Avusturya Türk 
İslam Birliği) imamlarının ise maaşlarının, yasaya aykırı olarak, 
Avusturya dışından (Türkiye'den) ödenmesi nedeniyle bu kararın alındığı 
belirtilmektedir.

Sonuç olarak; Avusturya, çıkardığı ve yürürlükte olan bir yasaya uygun 
hareket edilmediği gerekçesiyle gereğini yapmaktadır. İlginç olan 
secimlere iki hafta kala böyle bir kararın alınarak birilerine destek 
olunmaya çalışılmasıdır.

Not   : Avusturya'nın Ankara Başkonsolosu 2000 yılından bu yana, Türkiye'de ÖNDER Avusturya'da WONDER olarak örgütlü kurum aracılığı ile başlangıçta 350 türbanlı kadını Avusturya'ya getirmiştir (günümüzde sayıları çok artmıştır ve Başkonsolos emekli olduktan sonra WONDER için çalışmıştır).

Saygılarımla. 15.6.18

Erol Güçlü 
Avusturya ADD Kurucu ve Onursal Başkanı
Not : Bence vurgulanması gereken Avusturya'nın ırkçılığı değil -ki doğrudur- zamansız yapılan bu davranışla RTE'ye verilen gizli destek olmalıdır.

BAYRAM YİNE ZEHİR OLDU

BAYRAM YİNE ZEHİR OLDU

Rifat Serdaroğlu

Bayram’da yazmaya ara vermeyi planlamıştım. Okunacak çok sayıda kitaplara, dostlarla edilecek sohbetlere ağırlık verip biraz olsun dinlenmekti amacım. Mümkün mü?
Eski Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ’un “Özel Büro (Digi. Security.isnet) adlı güvenilir bir sitede yayınlanan konuşmasının bir cümlesi, bayramın zehir olmasına yetti de, arttı bile!

Genelkurmay Başkanı Başbuğ diyor ki;

  • “Kozmik odaya girildikten sonra, yurt dışındaki yabancı istihbarat servislerine ve terör örgütlerine yerleştirdiğimiz (sızdırdığımız) 813 (Sekiz yüz on üç) yurtsever görevli tasfiye edildi, ÇOĞU ŞEHİT EDİLDİ!”

Eğer sitenin haberi doğru ise, Başbuğ bu sözleri söylediğini kabulleniyorsa, bazılarına sadece bu bayramın değil, bundan böyle aldıkları her nefesin zehir olması gerekir…

İddiayı ortaya koyan kim?
Dönemin T.C. Devleti Genelkurmay Başkanı. Yani bu işten sorumlu kişi.
Yani Türk Milletinin, binlerce yıllık tarihini- canını-namusunu emanet ettiği devlet görevlisi!
Bu kişi “Kozmik Odaya girilmesinin ve belgelerin dışarıya çıkarılmasının “ihanet” olacağını, buna asla izin verilmemesi gerektiğini, amiri durumundaki dönemin Başbakanı Erdoğan’a tane-tane anlattığını daha önce söylemişti.

Aldığı yanıt ne idi; (mealen)

  • “Sayın Paşam, izin vermezsek olmaz. Biz Askeri Vesayeti kaldırmak için geldik. Siz izin verin belgelerden istediklerini alsınlar. Nihayetinde alan da bir Hakim. Gerekli izni verin, girsinler…”

İlker Başbuğ’un bu kanunsuz emre uyması, O’nu da 813 vatan evladının katledilmesinin sorumluluğundan kurtarmaz. Hesap vermelidir…

Fakat esas suçlu, FETÖ militanlarına “Kozmik Odaya girme” iznini veren dönemin Başbakan’ı Erdoğan’dır.

Değerli Okurlar;
Bugünkü gibi kapalı, her alanda baskı uygulanan rejimlerde, fısıltı gazetesi, komplo teorileri bolca uçuşur. Elimizde şimdilik devlet belgelerine ulaşma olanağımız da yok. Üstelik Erdoğan, Başbuğ’un bu iddiasını rahatlıkla yalanlayacaktır! Bu işin hesabı inşallah Erdoğan seçimle gönderildikten sonra sorulur

Faka benim birebir bölgedeki dostlarımdan, vatanı aziz bilen devlet görevlilerinden öğrendiğim bir konu var. O da şudur :
Kozmik Oda belgeleri FETÖ tarafından CIA’ya servis edildikten sonra, CIA Türk Devletinin PKK ve PYD terör örgütleri içine sızdırdığı vatan evlatlarının listesini PKK’ya verdi. PKK önderliği de 73 adet gizli görevliyi anında infaz etti!

Bu açık bilgidir. İsteyen Güneydoğu bölgemizdeki “Korucu” olarak görev yapan aşiretlerle konuşur, öğrenir.

  • Şimdi anladınız mı, kim PKK’ya – FETÖ’ya-CIA’ya hizmet edip, kendi evlatlarının kanlarını şerbet niyetine içmiş? Kimin ellerinde Türk Devletinin gizli görevlilerinin kanı varmış?

Not     : Suruç’ta yaşanan feci olay, AKP önderliğinin seçim yitirmemek için neler yapabileceğinin en son göstergesidir. Uzun namlulu ağır silahlarla seçim propagandası yapmanın, Valilerin de bu rezilliği görmezden gelmelerinin sonucu 4 vatandaşımız öldü, 8 kişi de yaralandı! Vatandaşın güvenliğinden kim sorumlu bu ülkede?
Türgev mi, Ensar Vakfı mı, Hizbullah mı, Süleymancılar mı, Menzilciler mi, Işıkçılar mı, kim? Bu saydıklarım Türk Devletinin tepesinde değiller mi?

Vah benim yalnız ve güzel ülkem, vah…

Sağlık ve başarı dileklerimle 15 Haziran 2018
================================================
Dostlar,

Suruç olaylarının içyüzünü öğrenmek istiyoruz!
Seçimi yitirdiklerinde Belgrat ormanlarına gizledikleri silahlarını çıkaracaklarını buyurmuşlardı..
Yetmedi, “.. bu kez elimiz de belimiz de boş değil..” tehdidi de savurdular..
Yetmedi, silah ruhsatı olanlara resmen yılda 1000 (bin) mermi hakkı tanıdılar..
Yetmedi, Suruç faciasında iğrenç bir kamuoyu algı yönetimi operasyonu ile Muharrem İnce’yi sorumlu tutma yüzsüzlüğü sergilediler.. İçişleri Bakanı olacak zat Soylu’ya, CHP’li Vekil Prof. Mehmet Bekaroğlu hak ettiği yanıtı -az bile- verdi :

“Allah belanı versin, utanmaz; ajan provokatörlük yapma!”

CHP İNCELEME HEYETİ GÖNDERDİ

CHP, Suruç’ta yaşanan ve 4 kişinin ölümüyle sonuçlanan olaylar için bölgeye inceleme heyeti gönderdi. CHP’den yapılan açıklamada, Şanlıurfa’nın Suruç ilçesinde yaşanan olayları incelemek üzere Ankara Milletvekili Levent Gök’ün görevlendirildiği bildirildi. Levent Gök, temas ve incelemelerde bulunmak üzere Suruç’a gitti (15.6.18 sabahı).

Suruç olayı, toplumun geldiği, getirilmek istenen yer bakımından çok önemli.. Olayın AKP -HDP çatışması olmayabileceğine ilişkin ipuçları mutlaka değerlendirilmelidir.

Öte yandan HDP adına yapılan açıklamada olayın sorumluları – katiller lanetlendi!

İktidar, seçim günü yaklaştıkça ve seçimi yitirme riskini somut gördükçe her şeyi ama her şeyi yapabilir mi, yapacak mı? Kendisi değilse bile kışkırtıcıları engelle(ye)meyecek mi?? Bunca muazzam güvenlik – istihbarat örgütü ne işe yarar? Kan dökmek hangi hesaba sığar seçim kazanmak uğruna?

Yazık değil mi bu ülkeye?

Asla yasa- hukuk dışı yollara başvurulmamalı..

Asla şiddet – hele hele cana kıyma ol-ma-ma-lı!

Sevgi ve saygı ile. 18 Haziran 2018, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

Şehir hastanelerinde skandallar zinciri-1

Şehir hastanelerinde skandallar zinciri-1:
Usulsüzlüğü ortaya çıkarınca görevden alındı

Sayıştay, Şehir hastanelerinin yolsuzluklarını raporlaştırdı

Alican Uludağ  Cumhuriyet, 16 Haziran 2018 (internet)

[Haber görseli]Tüm devlet kurumlarını denetleyen Sayıştay, Türkiye Kamu Hastaneleri Kurumu’nun (TKHK) 2017 yılı hesaplarını denetlemek için de 10 kişilik bir heyet oluşturdu. Başkanlığını Kenan Koçak’ın yaptığı heyet, bu kapsamda TKHK’ye bağlı olan Isparta, Mersin, Adana, Yozgat şehir hastanelerini de denetledi. Nisan 2018’de, ana gövdesini şehir hastanelerinin oluşturduğu bir rapor hazırlayan heyet, şehir hastanelerinde yapılan onlarca usulsüzlük bulgusu tespit etti. rapor , söz konusu usulsüzlüklerin gerekçesini yanıtlanmak üzere kamu idaresine gönderildi. Raporda AKP’nin en gözde projelerine ilişkin usulsüzlük tespitleri yapılması, iktidarı rahatsız edince heyetin başkanı Kenan Koçak görevden alındı. Cumhuriyet, henüz TBMM’ye gönderilmeyen ve kamuoyuna açıklanmayan  Başkanlığı’nın “şehir hastaneleri”ni de kapsayan denetim raporunu ele geçirdi.

Varlıklar kaydedilmedi

Raporun en dikkat çeken bölümleri, şehir hastanelerini inşa ederek işletmesini alan şirketle yapılan sözleşmedeki “usulsüzlükler” oldu. Raporda, hizmete giren şehir hastanelerine ait varlık ve yükümlülüklerin kayıt edilmediği, devlet tarafından şirkete yapılan “kira ödemelerinin hatalı muhasebeleştirildiği” ve “muhasebe içi envanter işlemlerinin yapılmadığı” vurgulandı. Raporda, muhasebe kayıtlarının, mevzuata uygun yapılmaması sonucunda; aktif mahiyetteki 25 Maddi Duran Varlıklar ile pasif mahiyetteki 30/40 Kısa/Uzun Vadeli İç Mali Borçlar hesap grupları ve faaliyet sonuçları hesaplarının, “gerçek ve fiili durumu göstermediği”ne dikkat çekildi.

Bakanlık gizledi

Raporda, bu hastanelere ait sözleşmelerde atıf hataları yapıldığı, mahiyeti belirsiz hükümler bulunduğuna işaret edildi. Şehir hastanelerinin yapım işleri ve işletme döneminde hizmet alımlarının Kamu İhale Kurumu’ndan muaf tutulduğu anımsatılan rapora göre, şehir hastaneleri sözleşmesi, ana metin ve 30 adet ekten oluştu. Sayıştay, raporunda şehir hastanelerine dair sözleşmelerin işletilmesinin Kamu Hastaneleri Kurumu’nun sorumluluğunda olduğu hatırlatıldı. Bu çerçevede TKHK’den şehir hastanelerine ait sözleşme ve eklerini talep ettiğini belirten Sayıştay, kurumun söz konusu dokümanların örneklerini sınırlı şekilde sunabildiğinin altını çizdi. Raporda “Bu nedenle, söz konusu eksik bilgi ve dokümanların temini Sağlık Bakanlığı’ndan yazılı olarak talep edilmiş ancak yanıt alınamamıştır” notu düşüldü.

Sözleşmede belirsizlik

Kamu Hastaneleri Kurumu’nda bulunan sözleşme ile şehir hastanesindeki sözleşme örnekleri arasındaki farklılıkların neler olduğu anlatılan raporda, TKHK tarafından denetim ekibine sunulan Yozgat Şehir Hastanesi’e ait sözleşme nüshasında 66 ve 67’nci maddelerinin yer almadığı, ancak mahallinde temin edilen sözleşme nüshasında bu maddelerin bulunduğu ifade edildi. Mahallinden temin edilen Yozgat Şehir Hastanesi’ne ait sözleşme örneğinde, 66’ncı maddenin “Masraflar ve Giderlere” ilişkin olduğu, 67’inci maddenin ise “Uygulanacak hukuk”u düzenlediği ifade edilen raporda, “Denetim ekibine sunulan sözleşme nüshası ile mahallinde bulunan sözleşme nüshasının farklı olması, hangi sözleşmenin uygulamaya esas olduğu konusunda belirsizliğe sebep olmaktadır” denildi. Sözleşmede değişiklik prosedürünü düzenleyen Ek-22’nin madde metinlerinde hatalı atıflar bulunduğu belirtilen raporda, ekler arasında tutarsızlıklar bulunduğu, “Söz konusu Ek’in 1’inci bölümünde “nitelikli değişiklik” tanımında yer alan “Sözleşme’nin 32.4’üncü maddesi uyarınca Yöntem Beyanları’ndaki herhangi bir revizyon nitelik değişimi olarak değerlendirilmeyecektir” ifadesi ile neyin kastedildiği tam olarak anlaşılamadığı ifade edildi, “Değişiklik prosedüründe bu şekilde belirsizlikler oluşu, sözleşme değişikliklerinde hukuki ihtilaflara sebep olabilir.” denildi.

İdareden habersiz

Raporda, şehir hastanelerine ilişkin ihaleler bitip sözleşmeler imzalandıktan sonra sözleşmede, sözleşme eklerinde ve sözleşme bedelini oluşturan unsurlarda yapılan değişikliklerin yetkili makamlar tarafından yapıldığının ve usulüne uygunluğunun tespit edilemediği anlatıldı. Şehir hastaneleri sözleşmeleri ile uygulamadaki sözleşmelerin farklı olmasının sebebinin de sonradan sözleşmelerde yapılan bu değişikliklerin olduğunu tespit eden Sayıştay , bu konuda bakanlıktan yanıt istedi. Sayıştay , bu talebi sırasında Bakanlık ile “Sözleşmelerin ihale sonuçlandırıldıktan sonraki halleri, şu anda uygulanmakta olan halleri ve bu iki hal arasındaki dönemde yapılan değişiklikler idareden yazılı ve sözlü olarak istenmesine rağmen cevap alınamamıştır” bilgisini paylaştı.

Şartnameleri de sakladılar

Faaliyette bulunan şehir hastanelerine ilişkin olarak çeşitli tarihlerde imzalanan sözleşme ve eklerinin, 26 Ağustos 2014 tarihinde toplu olarak tadil edildikleri ve bu değişiklikten bağımsız olmak üzere başka tarihlerde de değişikliklere uğradıklarının anlaşıldığı aktarılan raporda, değişiklikler şöyle açıklandı: “Sözleşme kapsamında yapılacak ödemelerin yöntemini belirleyen sözleşme ekli ‘ödeme mekanizması’ başlıklı Ek-18’de yapılan tadil veya tadiller sonucu, sözleşme kapsamında yapılacak ödemelerin hesaplama yöntemlerine ilişkin esaslı değişikliklerin yanı sıra, ihale kapsamındaki isteklilerin teklif unsurlarından olan ‘toplam sabit yatırım tutarı’, ‘Kullanm bedeli’ ve ‘hizmet ödemeleri’ne esas tutarlarda da değişiklikler yapıldığı anlaşılmaktadır. Yukarıda sayılanlar dışında hangi unsurlarda değişiklikler yapıldığı ise, idareden istenen belgeler denetim ekibine teslim edilmediği için tespit edilememiştir.” Sözleşmede değişiklik yapılmasına ilişkin olarak, ihale ilanının yapıldığı tarihte bir mevzuat hükmü bulunmadığına dikkat çekilen raporda, “Bu nedenle sözleşmelerde değişiklik yapılmasına ilişkin usul ve esasların ihale şartnamelerinde yer aldığı düşünülmekte ise de şartnamaler istenmesine rağmen denetim ekibine teslim edilmediği için sözleşmelerde yapılan değişikliklerin usulüne uygun olup olmadığının tespiti yapılmamıştır” belirlemesine yer verildi.

Yargı devre dışı

Sayıştay, “tahkim yerine ilişkin hükümlerin, sözleşmelerin imzalandığı tarihte yürürlükte olan kanuna ve şu an yürürlükte bulunan yönetmeliğe uygun hale getirilmediği”ni vurguladı. Sözleşmenin eki olan “Finansman Sağlayanların Doğrudan Anlaşması”ndan kaynaklanan veya ona ilişkin her türlü ihtilafın tahkim yerinin Yozgat, Isparta ve Adana şehir hastanelerinde Londra; Mersin Şehir Hastanesi’nde ise İstanbul olarak belirlendiği kaydedilen rapora göre, sözleşmelerin imzalandığı tarihte, 6428 sayılı Sağlık Bakanlığı’nca Kamu Özel İşbirliği Modeli ile Tesis Yaptırılması Hakkında Kanun’un 4’üncü maddesinin (11) fıkrası, “Sözleşmenin uygulanması sırasında taraflar arasında doğabilecek hukuki ihtilaflarda Türk hukuku uygulanır ve ihtilafların çözümünde Türkiye Cumhuriyeti mahkemeleri görevli ve yetkilidir. Ancak, taraflar ihtimalin esasına Türk hukukunun uygulanması ve davanın Türkiye’de görülmesi kaydıyla ihtilafın Milletlerarası Tahkim Kanunu çerçevesinde çözümlenebileceğini kararlaştırabilirler” şeklinde düzenlenmişti. Ancak “davanın Türkiye’de görülmesi” ifadesi 27 Mart 2015 tarihli 6639 sayılı kanun ile yürürlükten kaldırıldı.

Çelişkilerin altı çizildi

Raporda bu durum şöyle eleştirildi: “Buna rağmen aynı hüküm 9 Mayıs 2014 tarihinde yayımlanan ‘Sağlık Bakanlığınca Kamu Özel İşbirliği Modeli ile Tesis Yaptırılması, Yenilenmesi ve Hizmet Alınmasına Dair Uygulama Yönetmeliği’nde halen bulunmakta ve yürürlükte yer almaktadır. Kanundaki değişiklik yönetmeliğe yansıtılmamıştır. Yukarıda yer verilen mevzuat hükümleri 2017 yılında faal olan şehir hastanelerine ilişkin sözleşmeleri, ihale ilan tarihinin kanunun ve yönetmeliğin yürürlük tarihinden önce olması nedeniyle, kapsamasa da Yozgat, Adana ve Isparta şehir hastanelerine ilişkin sözleşmelerin Ek-6’da yer alan tahkim yerinin Londra olduğuna dair hükmün, o tarihte yürürlükte olan kanun hükmüne ve halen yürürlükte olan yönetmelik hükmüne aykırı olduğu değerlendirilmektedir.”

25 yıl boyunca hasta garantisi

“Sağlıkta devrim” yaptıklarını iddia eden iktidar partisi, 2013 yılında %70 dolulukla “hasta garantisi” vererek şehir hastaneleri projesini yürürlüğe soktu. Şehir hastanelerinin, kamu-özel işbirliğiyle yapişlet- devret modeliyle yapılması için 21 Şubat 2013’te Meclis’ten kanun çıkarıldı. İhaleyi alan şirket, şehir hastanesini yaptıktan sonra 25 yıl boyunca işletecek, devlet de bu kapsamda şirkete kira ve ayrıca hizmet bedeli ödeyecek. 25 yılın ardından şehir hastanesi kamuya devredilecek. Şu ana kadar 4 şehir hastanesi açıldı. Bunlar; Isparta, Mersin, Adana, Yozgat şehir hastaneleri. Otel konforunda denilerek açılan hastanler şehir dışına inşaa edildi. Bu nedenle hastalar için ulaşım eziyete dönüştü.

Yaklaşık 30 şehir hastanesi daha açmayı planlayan hükümet, 2018 yılı içinde Kayseri, Ankara-Bilkent, Manisa, Elazığ ve Eskişehir’deki hastanelerini faaliyete geçirecek. 2020’ye kadar da Ankara- Etlik, Konya(Karatay), Bursa, Kütahya, Tekirdağ, Gaziantep, İzmir Bayraklı, İstanbul Başakşehir ve Sancaktepe ile Şanlıurfa şehir hastanelerinin faaliyete geçmesi planlanıyor.

İdare aleyhinde değişiklik uyarısı

Şehir hastanelerine ait sözleşme ve eklerinde, ihale bitip sözleşme imzalandıktan sonra yapılan bazı değişikliklerin idare aleyhinde olduğu belirtilen raporda, “ihale tarihinde yürürlükte olmayıp şu anda yürürlükte olan mevzuata aykırı bazı sözleşme hükümlerinde ise idarenin değişiklik yapma hakkını kullanmadığı değerlendirilmektedir” denildi. Bu konuda şu tespitlere yer verildi: “Personel giderlerinin, toplam maliyet içerisinde az yer kapladığı, hizmetler için ödenecek fiyat farkının, yurt içi fiyat endeksleri yerine, yurt içi fiyat endeksleri ile asgari ücret artış oranından fazla olanı üzerinden hesaplanması yönünde bir değişiklik yapıldığı görülmektedir. Şehir hastaneleri sözleşme ve eklerinde, fiyat farklarının hesabına asgari ücret değişim oranının da etkisi olduğuna dair bir hüküm yokken, mahallinde yapılan denetimlerde, asgari ücretin de fiyat farkı hesabına etkisinin olduğu bir yöntem kullanıldığı görülmüştür.

Sorumlulara konunun sorulması üzerine, sözleşme eklerinde, bazı hizmetlere ilişkin fiyat farklarının hesabında, yurt içi fiyat endeksleri ile asgari ücret artış oranından yüksek olanının dikkate alınacağı yönünde değişiklik yapıldığı bilgisi denetim ekibine aktarılmıştır. Bedeli parça başı hesaplanan çamaşırhane, yemek hizmetleri ve atık yönetimi gibi hizmetlerde fiyatlamaya esas parçaların maliyetinin sadece belli kısmını oluşturan asgari ücretin fiyat farkının tek ögesi olarak dikkate alınması sakıncalıdır. Özellikle TPN ve HBYS gibi teknolojiye dayalı ve ağırlıklı olarak makine ve teçhizatların kullanıldığı, personel giderinin hizmet bedeli içinde az yer kapladığı hizmetler ile temizlik hizmetinde olduğu gibi, malzemeler içinde de ödeme yapılan hizmetlerde kullanılan malzemeler için de asgari ücret oranında fiyat farkı hesaplanması hakkaniyete aykırı olduğu gibi sözleşme taraflarının çıkarlarının dengelenmesi açısından da tutarsızlık arz etmektedir.”
====================================
Dostlar,

Cumhuriyet‘ten Sayın Alican Uludağ‘ın bu değerli ve önemli yazı dizisini bizim de yorum ve katkılarımızla sitemizde paylaşacağız. Bu sitede konu hakkında onlarca yazı yayınladık, konferans konuşmalarımızın youtube kayıtlarını ve power point yansılarını paylaştık. Bir bölümünün erişkesi (linki) hala web sitemizin manşetinde..

Yineleme pahasına birkaç önemli olguyu hoşgörünüzle bir kez daha paylaşalım :

  • Şehir hastaneleri UTANÇ VERİCİ BİR KİTLESEL – TOPLUMSAL HARAÇTIR!
  • ŞEHİR HASTANELERİ AÇIKÇA KÜRESEL SERMAYEYE KAPİTÜLASYONDUR ve Lozan Anlaşmasına da aykırıdır!
    CB adayları ve siyasal partiler bu temaları halka işlemek iktidardan hesap sormak zorundadır! İktidar değişikliğinde bu küresel talanın durdurulacağı sözü halka verilmelidir.
  • AKP’nin Haziran 2003’ten bu yana 15 yıldır dayattığı SAĞLIKTA DÖNÜŞÜM PROGRAMI IMF – Dünya Bankası dayatmasıdır; özgün adı Health Transformation’dur.
    Şehir Hastaneleri talanı, bu kökü dışarıda gayrı milli planın 2. aşamasıdır.
  • AKP’nin sağlık politikası asla yerli – milli değildir; kendisine dikte edilmiştir.
  • AKP iktidarı, sağlıkta da bu küresel soygun politikalarının taşeronudur!
  • Oysa Erdoğan, nasıl oluyor da, “biz yerli ve milliyiz” diyebilmektedir!? Utandırıcıdır!
    devamı : http://ahmetsaltik.net/2018/06/15/saglik-sistemi-insan-onurunu-hice-sayiyor/

Sevgi ve saygı ile. 17 Haziran 2018, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

 

EROĞAN’a 5 SORU

EROĞAN’a 5 SORU…

Rıfat Serdaroğlu

Rifat Serdaroğlu
E. Devlet ve Sağlık Bakanı

(AS: Bizim kapsamlı katkımız yazının altındadır..)

Türkiye, gerçek demokratik bir ülke olsaydı ve 24 Haziran seçimlerine olağan bir ortamda gidebilseydik, sıradan bir seçim yapıyor olacaktık.

Cumhurbaşkanı adaylarından birini ve partilerden veya ittifaklardan birini, kimin daha iyi hizmet edeceğine inanıyorsak onu seçiyor olurduk.
Fakat Türkiye, AKP ve Erdoğan tarafından öyle bir noktaya getirildi ki, seçimler Erdoğan için “Ölüm kalım meselesi”, Türk Milleti için kelimenin tam anlamıyla bir “Kader seçimi” haline geldi…

Böyle hassas bir ortamda seçime gidilirken Erdoğan, gerçek gazetecilerin değil de maaşlı elemanların çanak sorular sorduğu programları seçiyor. Sonucunda ise Erdoğan’ın izlenme oranları da “Gelinim olur musun?” veya “Hülya Avşar ile sohbet” programlarının bile çok gerisinde kalıyor…

Halbuki, Erdoğan’a şu soruları sorabilsek ve o da yanıtlasa, beraberce reyting rekorları bile kırabilirdik!

Neden BOP Eşbaşkanlığı görevini kabul ettiniz? BOP öncesinde bölge ülkeleri ile ilişkilerimiz nasıl idi, şimdi nasıl? Bu projenin şu ana kadarki bölümünde, “Demokrasi getirilen” (!) ülkelerde toplam kaç erkek, kaç kadın, kaç çocuk öldürüldü? Kaç kişi evini-yurdunu bırakıp göç etti? Kaç kişi Ege ve Akdeniz mezarlığına gömüldü? Bu konuda aldatıldınız mı?

PKK ile yapılan “Çözüm Sürecini” kim dayattı? Çözüm süreci sırasında kaç km tünel kazıldı? Kaç km barikat yapıldı?
“Akil İnsanlarınız” ne oldu? Mesela Baş Akil Rifat Hisarcıklıoğlu nerede? Dolmabahçe İttifakı imza töreninden sonra çözüm sürecinden neden vazgeçildi? Sonrasında kaç asker, kaç polis, kaç sivil öldü? Kaç ev-dükkan-ibadethane yıkıldı. Bu sürecin ülkeye maddi maliyeti ne kadar oldu?
Çözüm sürecinde de aldatıldınız mı?

FETÖ, devletin içine nasıl sokuldu? Ordu-Yargı-İdarede FETÖ örgütlenmesine kim izin verdi? FETÖ’nün uluslararası bir suç örgütüne dönüşmesi için, devlet başkanlarından kim ricacı oldu? FETÖ’nün darbe yapacak bir güce ulaşması için, Ordunun üst kademesinde örgütlenmesinde ve bir devlet kadar ekonomik güce kavuşmasına kim sebep oldu?
Necdet Özel ve Hulusi Akar ne işler yaptılar?
Bunlar da sizi aldattı mı?

IŞİD denen örgütün Türkiye sınırları içinde toplanmasına, kamplar yapmasına, Askerlik Şubesi gibi savaşçı toplamasına, otobüslerle Irak-Suriye’ye gönderilmesine kim izin verdi? Yaralanan cihatçıların Türkiye’deki hastanelerde ücretsiz tedavi edilmesine, iyileşince tekrar savaşa gönderilmesine kim izin verdi? Şu an bu katillerden kaç tanesi Türkiye sınırları içinde?
Yine mi aldatıldınız?

Türkiye’de tam olarak kaç Suriyeli var? Bunlardan kaç tanesi savaşabilecek yaşta? Kaçı kadın, kaçı çocuk, kaçı 40 yaş üstünde?
Suriyeliler için şimdiye kadar toplam kaç lira harcandı?
Bu harcanan paraların hesaplarını kontrol etmek mümkün mü?
Suriyeli gençler nasıl oluyor da, üniversitelere sınavsız girebiliyor?
Her Suriyeliye verilen aylık 930 TL limitli Halkbank gıda kartından, neden yoksul Türk vatandaşlarına vermiyorsunuz?
Bu kaçaklardan kaç tanesi Türk Vatandaşı oldu? Kaçı oy kullanabiliyor?
Ya bunlar da size oy vermeyip, aldatırlarsa?

Gördüğünüz gibi ciddi bir devletin anında yanıt vereceği sorular bunlar!
Türkiye Cumhuriyeti Devleti binlerce yıllık geçmişi olan ciddi bir devlet olduğuna göre, her şey kayıt altındadır ve açıklanabilir durumdadır!

Değerli Okurlar;

Milyarlarca Dolar ve Avro’nun sıfırlanmasından,
servetlerden,
hırsız Bakanlardan ve onların veletlerinden,
MAN adasından ve Malta belgelerinden,
Katar’dan, Malezya’dan, Hong-Kong’dan,
villalardan, gemiciklerden,
rafineri ve petrol şirketlerinden,
hastaneler zincirinden, (AS: Şehir hastaneleri talanı ve kapitülasyonu!)
konaklardan… 

söz etmedik.

Sorularım tümüyle devleti ilgilendiren ve kayıt altında olması gereken konulardan oluşmakta.

Erdoğan’da mangal gibi yürek olduğu iddia ediliyor. Hatta adamları ona “Delikanlı” veya “Reis” diyorlar. Reis lakabını kazanmış bir delikanlının böyle basit sorulara elbette ki verilecek yanıtı vardır.
Bizler, Türk Milleti olarak, Reis’in bu açıklamalarını can kulağıyla dinleyeceğimize ve reytingleri patlatacağımıza, hatta Acun’un Sörvayvır programını bile geçeceğimize söz veriyoruz.

Hadi açıklayıver, şaşırt bizleri Reis!

Sağlık ve başarı dileklerimle. (13.6.18)
==================================================

Dostlar,

Bravo Sayın Rifat Serdaroğlu…

İşte bunları yazdığınız, yurttaş olarak soru sorma – bilgi edinme hakkını kullandığınız için Reis’e “hakaret” etmiş oluyorsunuz korkarız!

Bu yüzden hapis cezası bile aldınız.. Oh olsun size, az bile (!!)!

Acı şakası bir yana, Sn. Serdaroğlu’na asliye ceza mahkemesinde verilen 11 ayı aşkın hapis cezasının üst yargıda (istinafta…..) bozulacağı ve Türkiye’de YARGIÇLARIN TÜKENMEDİĞİ görülecektir – gösterilecektir umuyor ve diliyoruz..

Geçtiğimiz günlerde biz de Erdoğan’a 10 soru yöneltmiştik (10.6.18)   :

1- Senin hiç öngörü (projeksiyon) hesapların yok mudur?
2- Bunca ağır, boyunu çooooook aşan borçlanmayı neden yaptın?
3- Haydi olağanüstü borçlandın; bu kaynağı hangi döviz getiren üretken yatırımlarda kullandın?
4- Borç servisi için, o da yapabilirsen – bulabilirsen, fahiş faizle ve kritik ödünlerle borçlanma dışında hangi seçeneğin var?
5- Sen bu işin sonunu hiç düşünmedin mi?
6- Üstelik ekonomistim diyorsun, diplomanı bir türlü göremedik ama, ‘kandırıldım’ da diyemezsin bu durumda..
7- Daha kritik bir soru : Ekonomi yönetimi, başdanışmanlar içinde bu öngörüyü (projeksiyonu) yapabilecek tek bir adam yok mu? Varsa sana uyarı yapılmadı mı? Yapıldı ise niye dinlemedin?
8- Örn. Ekonomiden sorumlu Başbakan Yrd. İngiliz vatandaşı Mr. Mehmet Simsek’in yıllardır işin başında olarak bu yıkımı – çöküşü görememesi olanaklı mı? Göremedi ise diplomalarını yırtmayı ve emekliye ayrılmayı düşünür mü? Gördü ise ve hala kamuflaj ile meşgulse bu ‘misyon’ un adı nedir ve acil yaptırımı ne olacaktır / ne olmalıdır??!!
9. Hala kendinizi ve halkımızı, dünya kamuoyunu yanıltmayı (!) sürdürecek misiniz?
10. Artık bırakıp gitmeye ve hiç olmazsa ülkeyi enkaz ile başbaşa bırakmaya ne dersiniz?

(Tümü için tıklayınız.. http://ahmetsaltik.net/2018/06/10/borc-ekonomisi/)
*******

Sevgi ve saygı ile. 17 Haziran 2018, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com