EYVAH, REFORM YAPACAKLAR !!!

EYVAH, REFORM YAPACAKLAR !!!

Mustafa  AYDINLI
Eğitimci – Yazar

Değerli dostlar, iktidarın ülkemize hizmetleri ekonomide, siyasette, iç ve dış politikada, haberleşme ve iletişim özgürlüğünde, eğitim, sağlık, işsizlik gibi konularda yaptığı hizmetler say say bitmez(!) Biz bu günkü yazımızda, bu güzide çalışmaların yalnızca bir bölümünü inceleyeceğiz. Havuzdan bir bardak su alıp analiz edeceğiz.

İktidarın baştan ne yapacağını bilmiyorsanız, onu okuyamıyorsunuz, hamleleri karşısında şaşkına dönüyor, bozguna uğruyorsunuz. İyi bir satranç oyuncusu karşıdakinin ne hamle yapacağını ve ne anlama geldiğini bilen kişidir.

Ben bugünkü iktidarı çözdüm, olaylar karşısında hiç şaşırmıyorum. İktidar hangi konuya el attıysa bilin ki tersini yapacak. Durum, bu iktidar için kesin ve şaşmaz doğrudur. Bu tezden bihaber olanlarımız, olaylar karşısında sudan çıkmış balık gibi şaşkına dönüyor.

Dünya liderimizin akşam söylediğini sık sık sabah yalanlaması bundandır. Demirel tezi devreye giriyor; “Siyasette dün dündür, bugün bugündür”

Örneğin Ayasofya’nın camiye dönüştürülmesinin yaratacağı olumsuzluklar sıralandı, sonra da bir baktık Ayasofya Müslümanlara ibadete açıldı. Hem de bu ülkenin kurucusu Mustafa Kemal ATATÜRK’e Diyanet İşleri Başkanı’nın ağzından lanet okuyarak!!??

“Kürt açılımı, analar ağlamasın” filan dendi, o günden bugüne Kürt yurttaşların elinden mendil eksik olmadı. Yasal olarak kurulmuş HDP’nin lideri Selahattin Demirtaş mapustan çıkamıyor. HDP’nin seçilmiş bütün il belediyelerine kayyum atandı. Sevgi belirtisi bunlar..

“Alevi açılımı” dedi, Alevi yurttaşlarımız istediği dinsel bilgiyi alamıyor. Zorunlu din dersi ile Vahabi kültürü dayatılıyor. Alevi yurttaşların Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinde zorunlu din derslerinin insan haklarına aykırılığı hakkında kazandığı davalar hiçe sayılıyor.

“İşçi kardeşlerimizin 1 Mayıs’ı emek ve dayanışma günü olarak kutlamaları için karar almış bulunuyoruz” dendiğinde, ben işçi kardeşlerimizin 1 Mayıs’ta temiz bir dayak yiyeceklerini anlamıştım.

“Çiftçimizin yüzü gülecek” dendi, mazot alamayan çiftçi traktörünü, tohumluk buğdayını sattı.

“Ekonomi zirve yapacak dediler”, dip yaptı, Merkez Bankası 40 milyar $ ekside.

“Ben İstanbul’u eşimden çok seviyorum” filan dendi, sonra da kendileri açıkladı, “Biz İstanbul’a ihanet ettik”… Dünya liderimiz yalan söyleyecek değil ya, İstanbul’a ihanet edildiyse edilmiştir!

Şimdi “Hukuk reformu yapalım” denince ne yalan söyleyeyim, “eyvah” dedim! Anladım ki, henüz iktidarın sopası yapamadıkları, vicdanının sesini dinleyen pek çok yargıç ve savcımızın da hakkından gelecekler; az da olsa kalan çağdaş yasaları kökten silecekler.

Eyvah eyvah, reform yapacaklar!!!

 

 

 

BİLGE İNSAN

BİLGE İNSAN 

Suay Karaman 

(AS: Bizim katkımız yazının altındadır..)

Ülkemizin yetiştirdiği saygın siyaset insanlarından, gerçek Atatürkçü Ali Nejat Ölçen’i, 16 Kasım 2020 tarihinde yitirdik. Özünde, sözünde değerli bir yurtsever, seçkin ve bilge insandı. Ülkemizin ve toplumun çıkarlarını büyük bir özveriyle ömrünün sonuna kadar savunan Ali Nejat Ölçen’i sevgi ve saygı ile anıyoruz, ışıklar içinde uyusun.

4 Haziran 1922 tarihinde Amasya doğan Ali Nejat Ölçen, İTÜ’den İnşaat Yüksek Mühendisi unvanıyla mezun olarak çalışma hayatına atıldı. 1960 yılında, askerlik görevini yaptığı sırada yeni kurulan olan Devlet Planlama Teşkilatı’na uzman olarak atandı. Devlet Planlama Teşkilatı’nda Tetkik ve Tahlil Şubesi Müdürü, Araştırma Dairesi Başkanlığı yaptı ve Müsteşarlık Müşavirliği görevinde bulundu. Turizm Koordinasyon Kurulu Merkez Proje Müdürü olarak görev yaptı. 1962 yılında Birleşmiş Milletler bursuyla Almanya’da Kiel Üniversitesi’ne ekonomi eğitimi için gönderildi ve Matematiksel Ekonomi ihtisasını tamamladı. Hacettepe Üniversitesi Nüfus Etütleri Enstitüsü’nde “Nüfus Sorunu ve Toplum Sağlığının Ekonomik Etkileri” adlı teziyle doktorasını tamamladı ve 1972 yılında Hacettepe Üniversitesi Ekonomi Bölümü’nde öğretim görevlisi olarak çalıştı. 1973-1980 yılları arasında iki dönem Cumhuriyet Halk Partisi İstanbul Milletvekili seçilerek parlamentoda görev yaptı. 1976-1978 yılları arasında Cumhuriyet Halk Partisi Grup Başkanvekilliği görevini sürdürdü. Grup başkanvekilliği görevi sırasında daima doğrulardan yana, eğilmeyen tavrı ve yerinde çıkışlarıyla dikkatleri üzerine çekti.

8 Mart 1982 tarihinde değerli eşi Makbule Ölçen (1927-2015) ile birlikte kurdukları ‘Zihinsel Yetersiz Çocukları Yetiştirme ve Koruma Vakfı’ (ZİÇEV), binlerce özel gereksinimli çocuğa eğitim ve iyileştirme (rehabilitasyon) hizmeti sunarak, onların kapalı kapılar ardından dış çevreye açılmalarını sağlamıştır. Ülkemizin “Zihinsel Engellilik” alanında gösterdiği ilerleme, bu alanda yapılan ilklerin hepsi, yılmadan usanmadan büyük bir özveriyle çalışan Ölçen Ailesinin önderliğinde gerçekleşmiştir. Bugün 14 şubesi olan vakıfta, 1500’den fazla zihinsel yetersiz çocuk eğitim almaktadır. Bu süreç, Makbule Ölçen’in yazdığı Özürlüler Yokuşu (2005) kitabında ayrıntılarıyla anlatılmaktadır.

Ali Nejat Ölçen, 12 Eylül 1980 darbesinden sonraki yıllarda yazarlığa ağırlık verdi ve yazdığı sayısız makalenin yanı sıra kitapları da ilgiyle okundu. Yapı Acısı (1958), Türkiye’de Plân Sonrası İktisadi Durgunluk ve Sebepleri (1964), Akselerasyon Prensibi ve Türkiye’nin Makro-Ekonomik Hedefleri (1966), Türkiye’nin Endüstrileşme Sorunu (1969), Halk Sektörü (1974), Demokratik Sosyalizme Giriş (1976), Faşizm Millet Meclisinde Yargılanıyor (1977), Osmanlı Meclisi Mebusanı’nda İttihat ve Terakki Zorbalığı ve Siyasal İşkenceler (1982), İslam’da Karanlığın Başlangıcı ve Türk İslam Sentezi (1991), Özürlüler Hukuku (1991), Karl Marx ve İngiliz Emperyalizmi (1992), Ecevit Çemberinde Politika – Politika Çemberinde Ecevit (1995), Devlet Yokuşu (1996), Kemalizm’in Ekonomisi (1997), Kendini Yok Eden Osmanlı (2006) kitapları, güzel bir Türkçeyle yazılmış bilgi kaynaklarıdır. Babası emekli albay Mehmet Arif Ölçen’in (1893-1958) Çarlık Rusya’sındaki tutsaklık anılarını Vetluga Irmağı (1994) adıyla yayına hazırlamıştır.

Bunların yanında 1994 yılından itibaren iki ayda bir tek başına hazırladığı “Türkiye Sorunları” adlı kitap dizisini yaşamının son dönemine kadar aksatmadan yayımladı. Benim de yazarları arasında olduğum Türkiye Sorunları kitap dizisi öğretici, ufuk açıcı içerikleriyle olağanüstü bilgi hazinesi görevini yerine getirmektedir. Türkiye Sorunları kitap dizilerinde özenle hazırlanan yazılarla, tarihi belgelere yer verilerek, güncel sorunlara eleştirel bir gözle bakılmakta ve bazı konularda araştırmalar sunulmaktadır.

TBMM’nin eski parlamenterlere uyguladığı ek ödemeyi Anayasa Mahkemesi’nin yürürlükten kaldırmasına karşın bu ek ödeme, çeşitli yöntemler uygulanarak sürdürülmüştür. Ali Nejat Ölçen bu ek ödemeyi, Türkiye Sorunları kitap dizisinin yayın ve ulaşım giderlerini karşılayan bir araç olarak kullanmıştır. Böylece bu kitap dizisini binden fazla kişiye ücretsiz olarak göndermekteydi. Daha çok okuyucu kitlesine ulaşmak ve kitap dizisindeki görüşlerin toplum tarafından irdelenmesine olanak sağlanması için web sitesi de kurulmuştur.

Babamın fikir arkadaşı olan, benim de yakından tanıyıp dost olmakla onur duyduğum, övündüğüm Ali Nejat Ölçen, her zaman yeni bilgiler öğrendiğim ve beni derinden etkileyen bilge insandı.

2005 yılında eşi Makbule Ölçen’e yazdığı şiirde şöyle sesleniyordu:

“Bir yastıkta kocayın dediler mi bize
O sözü yakıştıramadık kendimize
64 yıl bir yastıkta kocamadık
Genç kaldık.
Yazgımızı getirdik dize
Yazgımız; onu da biz yarattık
Dünya malını bir yana attık
Ağacı, taşı toprağı ve kuşları sevdik
Düz yolu değil yokuşları sevdik
Sevgiye aşıktık
Birlikte yokuşları aştık.
Sevgimiz başkadır bizim, başka
Biraz da benzer ilahi aşka
Makbule Ölçen, sevgili karım
Öteki dünyada da seninle varım.”

Şimdi sevgili eşinin yanına kavuştu, büyük emek harcayarak yetiştirdikleri küçük oğulları Demir Ölçen’in (1953-2013) yanına kavuştu. Huzur içinde uyusunlar hep birlikte. Büyük oğulları Dumrul Ölçen’e bu acıya karşı direnme gücü diliyorum. Ne mutlu bizlere ki, böyle üretken ve değerli bir aileyi yakından tanıdık.
(Azim ve Karar, 23 Kasım 2020)

=======================================
Dostlar,

Dr. Ali Nejat Ölçen, bizim de yakın dostumuzdu.
Katıksız bir Kemalist idi.
Atatürkçü Düşünce Derneği Genel Merkez Yönetim Kurulunda 2004-2006 döneminde birlikte çalıştık. Sonrasında TÜRKİYE SORUNLARI dizisinde 2 ayda bir çıkan kitapçıkta çok sayıda yazımıza yer verdi. Yazdığı kitaplardan bize bir demet armağan etti.
Tanıdığımız en zeki ve entellektüel insanlardan biriydi.
O’nu çoook özleyeceğiz..

TÜRKİYE SORUNLARI dizisi 95. sayıda yayınlanan bir yazımız aşağıdaki başlığı taşıyordu (üstünde tıklanarak okunabilir) :

İslam’da Reform Zorunluluğu 

Türkiye size şükran dolu, saygın insan Ali Nejat Ölçen, duyuyor musunuz???


Saygı ve minnet ile. (29.11.2020)

Dr. Ahmet SALTIK

TÜRKİYE’NİN KORONA İLE SINAVI

TÜRKİYE’NİN KORONA İLE SINAVI

Prof. Dr. D. Ali ERCAN
Değerli arkadaşlar,
2020 yılı bütün Dünyada 2019 yılı Aralık sonunda ortaya çıkan Kovid-19 salgınının gölgesinde geçti…
Dünya genelinde ilk büyük dalga 17 Nisan’da tepe yaptı; günlük olgu sayısı 7 bine erişmişti. Ardından biraz düşer gibi olan salgının 2. büyük dalgası 10.Ağustos’taydı, günlük olgu sayısı 6 bin düzeyinde kaldı. En son 3. büyük dalga öbürlerinden çok daha yüksek, 10 bin hasta / gün düzeyine çıktı… ve sürüyor.. Yaklaşık 115 gün aralıklarla yinelenen bu 3 dalga arasında, farklı coğrafyalardan kaynaklanan sayısız küçük dalgalar, küresel günlük olgu / ölüm sayılarına katkıda bulundu… (bkz. aşağıdaki günlük ölüm sayıları eğrisi)
Görüntünün olası içeriği: ‎şunu diyen bir yazı '‎ם 10 DÜNYA 2020 COVID19 GÜNLÜK ÖLÜMLER TOPLAM ÖLÜM 1,43 milyon (26.11.20) 8 17.Nisan 26.Kasım asım 10.Ağustos 2 1.Subat‎'‎
Bu gün (26.11.2020) için Dünyada toplam Kovid-19 olgu sayısı, ülkelerin sağlık kurumlarının verileri doğrultusunda 61 milyonu, ölüm sayısı 1,43 milyonu aşmış durumdadır; bu gidişle 2020 sonunda toplam olgu sayısı 80 milyonu aşacak, toplam ölüm sayısı 2 milyon dolayında olacak görünüyor.
İnsanlığın yaşam biçiminin altını üstüne getiren, başta sağlık sistemleri olmak üzere ekonomik yaşamı derinden etkileyen bu virüs salgınından Türkiye de payını aldı elbette. Ancak Ülkemizde Kovid-19 olgu ve ölüm sayılarının Dünya ortalaması ile ve nüfusu benzer ülkelerle kıyaslandığında ~ %50 düşük oluşu dikkat çekiyor. Bu konuda TTB’nin ve tıp yetkelerinin (otoritelerinin) kamuoyuna yaptıkları açıklamalar da benzer yönde;
  • “Türkiye’de Kovid-19 olgu ve ölüm sayıları gerçeği yansıtmıyor”
***
Türkiye’nin birçok yönden “Dünya ortalaması bir ülke” olduğu açık bir gerçektir… Bir başka anlatım ile bu Salgınla savaşımda (mücadelede), Küresel ortalama başarının üstünde bir başarı beklenemez.
Bu açıdan bakarsak, Dünya nüfusunun % 1,15’i olan ve ayrıca nüfus yoğunluğu Dünya ortalama nüfus yoğunluğunun 2 katı olan Türkiye’de toplam olgu sayısının 0,016 x 61 = 976 bin, ölüm sayısının da 0,016 x 1,43 =23 bin dolayında olması gerekirdi.
Türkiye’yi kıyaslamak için bir başka ölçek, Türkiye ile nüfusu (84 milyon + 6 milyon göçmen) aynı olan 2 ülke, İran ve Almanya’daki olgu ve ölüm sayılarının geometrik ortalamasıdır.
Bu kıyaslamaya göre, 26.11.2020’de Türkiye’deki olgu sayısı ~938 bin, ölüm sayısı ~25 bin olması beklenirdi… Oysa, bu gün için Türkiye’deki olgu sayısı ~475 bin, ölüm sayısı ~13 bindir… Yani Türkiye’deki sayılar yarı yarıya düşüktür… Bunun tek açıklaması var:
  • “Türkiye’de Kovid-19 olgu ve ölümlerin olasılıkla yarısı (Zatürre, Kalp… vs.) başka nedenlere bağlanmıştır.”
Sonuç                         :
  • Türkiye bu salgın sürecini iyi yönetememiş, başarısız olmuş ve daha kötüsü, bilerek yanlış veriler yayınlamıştır Dünyaya…
Türkiye bu sınavda sınıfta kalmıştır; nokta!

Üzüntülerimle. æ

Salgın tırmanırken

Salgın tırmanırken

BAYAZIT İLHAN

BİRGÜN, 2020.11.27

Dünyada ilk kez salgın hastalık yaşanmıyor. İnsanoğlunun binlerce yılda biriktirdiği deneyimleri, bilgisi var. Salgın hastalığın nasıl yönetilmesi gerektiğini anlatan ulusal ve uluslararası belgeler var. Bu belgelerde uluslararası kurumlara, devletlere, sağlıkla ilgili tüm yapılara ve sağlık çalışanlarına yönelik görevler-uyarılar var.

Dört ay önce salgını az hasarla atlatmanın yolunun bilime sarılmak ve dayanışma olduğunu, ancak yönetme biçiminin buna denk düşmediğini yazmış, çağrıda bulunmuştum. Salgının daha da tırmanışa geçtiği, can kayıplarının arttığı bu günlerde ilişkili bir başka temel kavrama vurgu yapmak istiyorum; güven ilişkisi.

Salgınlarda, toplumla sağlığın tüm bileşenleri arasındaki güven ilişkisinin korunması, güçlendirilmesi çok önemlidir. Güven ilişkisinin kurulabilmesi için en büyük görev başta Sağlık Bakanlığı olmak üzere ülkeyi yönetenlere düşer. Temel yaklaşımın şeffaflık (AS: saydamlık) ve olması beklenir.

ŞEFFAFLIK VE KATILIMCILIK

Öncelikle sorunun gerçek büyüklüğü konusundaki çelişkili tutumu bir an önce bırakmak gerekiyor. Sağlık Bakanlığı’nın “hasta sayısını açıklıyoruz, vaka sayısını değil” ifadesinden sonra ne yazık ki resmi açıklamalara güvenin azaldığını görüyoruz. Rakamları, hastalığın yaygınlığını küçük göstermeye çalışmak bir yandan güvensizliği artırırken bir yandan alınan kararlara yurttaşların uyumunu azaltıyor. Gelişmiş Avrupa ülkelerinin onda biri hasta sayıları verdikten sonra “insanlar yeterince dikkat etmiyor” demek, sorumluluğu hastalanan, ölen yurttaşlarımıza yüklemek çözüm üretmiyor.

Vaka-hasta ayrımı gibi tıp çevrelerince kabul görmeyen açıklamalardan sonra iki gün önce Sağlık Bakanlığı ilk kez günlük “vaka sayısı” verdi, önceki verilerle nasıl karşılaştırılacağını bilemediğimiz 28 bin 351 rakamını ifade etti, pek çok ilde salgının büyüdüğünü teyit etti.

Sağlık Bakanlığı’nın COVID-19 nedeniyle ölüm sayısını tüm Türkiye için 161 olarak verdiği gün yalnızca İstanbul’da Büyükşehir Belediyesi verilerine göre 211 kişi “bulaşıcı hastalık” nedeniyle yaşamını yitirdiyse, açıklanması gereken bir tablo olduğu ortadadır. Üstelik yine İstanbul için bir yıl önce ortalama günlük defin sayısı 200 iken bu yıl aynı günlerde 450 ise, konuyla ilgili tüm kurumların bir araya gelip durumu acilen değerlendirmesi gerekmez mi?

Kuşkusuz şeffaflık ihtiyacı sadece sayılar ile ilgili değil, uygulanan tedaviler, aşı dahil salgınla ilgili her konuyu kapsamaktadır. Ülkenin tüm yetkin kurumlarını ve insangücünü kararlara katar, fikirlerinden yararlanırsak hastalığı ve can kayıplarını en aza indirebiliriz. Toplumsal dayanışmayı ancak böyle büyütebilir salgının ekonomik ve sosyal etkilerini azaltabiliriz.

Alanın bilgisine sahip olan Türk Tabipleri Birliği’ni, Türk Eczacılar Birliği’ni, Türk Dişhekimleri Birliği’ni, tıpta uzmanlık derneklerini, sağlık alanındaki örgütlü yapıları sürece katıp bilgilerinden faydalanmak gerekirken dışarıda bırakıldıklarını, hatta bazılarının düşmanlaştırıldıklarını görüyoruz. Bu tutum ülkenin değerlerini, birikimlerini kritik günlerde seferber edemediğimiz anlamına geliyor, sağlığımıza iyi gelmiyor.

SALGINI YAVAŞLATACAK ETKİLİ ÖNLEMLER ALABİLMEK

Bilim çevrelerinden ve salgının en yaygın olduğu İstanbul’un yerel yönetiminden daha etkin önlemlerin alınması, 2-3 haftalık kapanma kararı alınması çağrıları yapılıyor. Daha önce de bu çağrılar yapıldığında sıklıkla ekonominin olumsuz etkileneceği ifade ediliyor, “sadece sağlığı değil ulusal çıkarları korumaktan” söz ediliyordu. Oysa son olarak IMF çalışması da gösteriyor ki, etkili bir süre kapanmak ve salgını denetim altına almak hasta ve can kaybı sayılarını azalttığı gibi, ekonominin de daha çabuk toparlanmasını sağlayabiliyor. Ekonomik nedenlerle gerekli önlemleri reddetmek, yaşadığımız düzen içinde bile bilimsel dayanaktan yoksun.

Yapılması gereken ortada. Şeffaflıkla sorunu ortaya koymak ve alanın bilgisine sahip tüm çevrelerin katılımıyla yurttaşlarımız için en iyi çözümleri üretmek.

Kimseyi ötekileştirmeden, düşmanlaştırmadan.

ÖZEL HASTANELERİN SAĞLIK HİZMETLERİNDE AKSAKLIKLAR 

ÖZEL HASTANELERİN SAĞLIK HİZMETLERİNDE AKSAKLIKLAR 

SGK tarafından sigortalılara sağlık hizmetleri sağlık kuruluşlarından hizmet satın alınması ile karşılanmaktadır. Özel sağlık kuruluşlarınca verilmekte olan acil / temel sağlık hizmetlerindeki aksaklıklar yeni koronavirüs salgını döneminde daha belirgin bir durum almıştır.

Sağlık hizmetlerindeki yaşamsal öneme sahip bu aksamalar, milletvekilleri ve yüksek yargı organları başkan ve üyeleri vb. dışındaki, genel sağlık sigortalısı (GSS) olan halkımızın tümünü doğrudan ilgilendirmektedir.

Konunun önemi dikkate alınarak; özel hastanelerde verilen sağlık hizmetlerine ilişkin mevzuat hükümleri, varolan uygulama ve alınması gereken önlemler, kamuoyunun aydınlatılmasına katkı bağlamında özlü olarak aşağıya çıkarılmıştır. 

Selam ve saygılarımla. 28 Kasım 2020

Mahmut ESEN
Mülkiye Başmüfettişi (E)

****
1-Acil hizmetlerden ücretsiz yararlanılması 24 saatle sınırlandırılmıştır.

4.02.2018 günlü R.G. de yayımlanan Sağlık Uygulama Tebliği (SUT) yapılan bir değişiklik ile acil durumlar nedeniyle özel hastaneye başvurulduğunda, hastanın taburcu edilinceye dek sunulan tüm sağlık hizmetleri için hiçbir ek ücret alınmamasına yönelik düzenleme de kaldırılmıştır. Yeni düzenleme uyarınca:

Hastanın taburcu edilmesi yerine acil servislerde 24 saat içinde stabilizasyonu (dengeye /istikrara kavuşturulması) ilkesi getirilmiştir. Hastanın başvurudan başlayarak 24 saat içinde stabilize edilerek ilgili kliniğe yatışı veya başka bir hastaneye sevk edilmesiyle acil durum sona erecektir.

Acil servislerdeki acil girişimsel işlemler ile 24 saat içinde acil gözlem birimlerinde uygulanan tüm sağlık hizmetleri için ek ücret alınmayacaktır. 24 saat dolduktan sonra ek ücret alınabilecektir. Bu ücretin alınabilmesi için, acil durumun sona erdiği ve süren işlemlerin ek ücrete bağlı olduğuna ilişkin hastaya / yakınına yazılı bilgi verilmesi gerekmektedir.

09.04.2020 günlü R.G.’de yayımlanan değişiklikle pandemi olgularına yönelik tanı ve tedaviler de acil durum kapsamına alınmıştır.

2-Özel hastanelerin büyük bölümünün, SGK ile sağlık hizmeti alımı konusunda anlaşması bulunmaktadır.

5510 sayılı Yasa başta olmak üzere, Sağlık Uygulama Tebliği (SUT)  (hastane girişlerinde panolar üzerinde ilan edilmekte olan) sözleşme hükümleri uyarınca özel hastanelerce sigortalılardan % 200’ün üzerinde ek ücret alınmaması gerekmektedir.

Ancak SUT’da sağlık hizmeti sunucularına ödenecek bedellerde yıllardır kayda değer bir değişiklik yapılmamıştır. Örneğin özel hastanede kardiyoloji uzmanına muayene olan sigortalıdan %200 zamlı olarak yalnızca 68 TL ek ücret alınması gerekmektedir.

Sağlık hizmeti bedellerine zam yapılmamasının da etkisiyle özel hastanelerin, yasa hükümlerine, SUT fiyat tarifesine ve konuya ilişkin sözleşme hükümlerine uymadıkları; sigortalılardan rahatlıkla, tarife fiyatlarının 2 katından da çok ek ücret aldıkları, uygulamanın yerleşik bir durum aldığı, SUT ile sağlık hizmeti bedellerine zam yapmaktan kaçınan SGK yetkililerinin, özel hastanelerin yasaya aykırı bu tür uygulamalarını anlayışla karşıladığı (!), görmezden geldiği görülmektedir.

Bu bağlamda ayakta tedavilerde özel hastanelere ödenen ek ücretlere ilişkin olarak sigortalıya, “Hastaya Sunulmuş Olan Hizmetleri ve İlave Ücreti Gösterir Belge” yi verme zorunluğu kaldırılmıştır.

Bu yüzden SGK’nın SUT fiyat tarifesine uymayan özel hastanelere; sözleşmelerinin feshi bir yana, para cezası bile uygulaması, kanıtlaması olanağı kalmamıştır.

Günümüzde yasa hükmüne uyan özel sağlık kuruluşu kalmamıştır.

Sigortalılar bu konularda ne yazık ki yazgılarıyla, yasaya aykırı olarak düzenlenmiş yüksek bedelli faturalarla baş başa bırakılmıştır.

Belirtilen nedenlerle; özel hastanelerde acil durumlarda ek ücret alınması uygulamasından vazgeçilmesi, SUT fiyat tarifesinin güncellenmesi ve yasanın açık hükmüne karşın sigortalılardan SGK tarifesinin %200’ünün üzerinde ek ücret alınmasının önüne geçilmesi, sigortalıların mağdurluğunun hafifletilmesi gerekmektedir.