Bayrağımız sonsuza dek özgürce dalgalansın..

ATATURK_Gercek_Insan

Ahmet_Saltik_portresi

Prof. Dr. Ahmet SALTIK MD, MSc, BSc

Ankara Üniv. Tıp Fak. / Halk Sağlığı Uzmanı, Sağlık Hukuku Uzmanı,
ADD 2004-6 Genel Başkan Yrd. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
profsaltik@gmail.com     
facebook.com/profsaltik,
twitter: @profsaltik  CV_Ahmet_SALTIK_profesorlukte_22._yil

Vatanı ve milleti için çalışanlar 1. sınıf insanlardır.
Sitemizden, kaynak gösterilmesi koşulu ile alıntı yapılabilir.

Değerli site okurlarımız,

10 Ekim’den bu yana sitemizde yaşadığımız teknik bir sıkıntı nedeniyle manşette güncelleme yapamadık, yeni dosya eklemede çok zorlandık. Hoşgörü ve destekleriniz için teşekkür ederiz..

Nerede kalmıştık??

Saygı ile. 14.10.18 / Dr. Ahmet SALTIK
*****

Ankara ve İstanbul Tabip Odasından:
10 Ekim’den başlamak üzere yedi gün sürecek Sağlıkta Şiddet Yasasını İstiyorum temalı nöbet eylemini Kuğulu Park’ta ve Kadıköy’de 18.00-20.00 saatleri arasında yürütüyoruz… Bu nöbete beyaz önlüklerle destek vermenizi bekliyoruz.
*****
Son 1 yılın cari açığı 50 milyar doları aşkın.. Yaşasın AKP’nin borç ekonomisi!

Damat Bakan Albayrak, aba altından sopa ile %10 indirim zorlamasıyla enflasyonla mücadele edileceğini (!?) duyurdu. Demek ki Padişah fermanı böyle. Çok yalın bir önerimiz var: El kesesinden babayiğitlik yapmak yerine KDV’yi yarılayın! Bir yiğitlik yapın; yarısı sizden, yarısı bizden. Kamu eliyle yüksek vergiler doğrudan enflasyon nedenidir; enflasyon da düşer KDV’yi azaltırsanız. Vergi gelirlerindeki azalmayı israftan kaçarak, makul tasarrufla dengeleyebilirsiniz.. Bir de memur – işçi zamlarını öne alın, yıl sonunu beklemeyin. İnsanlar
harcama yapabilsin ki üretim çarkları da dönsün, STAGFLASYON (yüksek enflasyona karşın durgunluk!) riski de kapıda! Elektrik – doğal gaz – akaryakıt zamları bekletilemiyor nedense (kutsal serbest piyasa!) ama milyonlarca dar gelirli aylarca bekletiliyor zam için. AKP‘nin adaleti bu işte. Kalkınması da kalmadı adaleti de, misyonunu tamamladı, tükeniyor. Kendi zengin ettiklerine SERVET VERGİSİ koyabilir mi AKP? Ya da yoksul halka mı yıkıyor yarattığı bunalımın bedelini.. Yanıt net değil mi??

  • IMF, siyasal ve ekonomik belirsizlikler nedeniyle küresel büyüme kestirimlerini güncelledi. Türk ekonomisi için 2019 büyüme beklentisini %4’ten %0,4’e düşürdü. Kriz – mıriz yok!? 
  • AKP hala, 2023’te ilk 10 ekonomi içine gireceğimiz safsatası ile halkı kandırıyor..

    Dış borç toplam 467 milyar $! 1923’ten 2002’ye dek 80 yılda toplam dış borç 130 milyar dolardı. AKP 16 yılda 467 milyar dolara çıkardı. TL olarak reel sektör kredileri 970 milyar, hane halkı 575 milyar ve kamu 605 milyar TL borçlu; toplam 2 trilyon 140 milyar TL. Son 1 yılda döviz kurları ve faizde yaşananların içyüzü nedir? Alınan bu muazzam borç, 15 yılda 337; yılda ortalama 22,5 milyar $ ne için kullanıldı? Betona gömüldü, dinci rantiyeye aktarıldı, seçmen tabanına politik rüşvet verildi, üretken yatırıma yönlendirilmedi, ülke özelleştirme vb. ile yağmalandı – talan edildi.. kaynaklar bitti. AKP geldiğinde 15 olan Dolar milyarderi sayısı salt İstanbul’da 44’ü buldu (yalnız 2017’de 8 yeni yandaş Dolar milyarderi yaratıldı; ulusal servet el değiştirdi, İstanbul dünyada 12.!) Şimdi ne olacak? Düyun-u Umumiye mi, Kapitülasyonlar mı, Kıbrıs’ta garantörlükten çekilme mi, apaçık – kopkoyu faşizm mi, yeni SEVR mi, hangisi?!

Makalemiz için tıklayın :
REİS, 16 YILLIK VAHŞİ TALANI TERSİNE ÇEVİRMEYE MECBUR ve MAHKUM!
*****
Balıkesir SEKA, neden ve kimler tarafından, mahkeme kararı ve Anayasa çiğnenerek

51 milyon $ paha biçilen tesis, 1 milyon 100 bin dolara Albayrak’lara satıldı..

  • Emekçilerin ücretlerinde, yıl sonu beklenmeden, HE-MEN enflasyonun altında kalmamak üzere hemen iyileştirme (zam!) yapılmalıdır. 2018, 15 Ekim’de %20 zam, bekletmeden!
  • On milyonlarca masum insanı göz göre göre yoksullaştıramazsınız. Bedeli dinci rantiye sınıfı ödemeli. Çünkü bu TALAN ve çöküşten masum Halk değil, iktidar ve onlar sorumlu.
  • %50 yoksullaştırıldık bu DEVALÜASYONDUR; cebimizdeki 2 TL’den 1’i kalleşçe çalındı!
  • Brunson krizi yaratılmasa idi, birkaç ay sonra ekonomi gene dibe vuracaktı. Sorumlu sizsiniz! 12 Ekim’de Brunson bırakıldı; yakıcı ekonomik bunalım bitecek mi eyy AKP ve Damat!?

Çare                           : Muhalefet partileri her şeyi ertelemeli ve ortak, yapıcı muhalefet yürütmeli. Halka her şeyi açıklamalı ve çözüm üretmeli. Seçim öncesi Demokrasi İttifakı sürmeli. CHP adına M. İnce değil, Parti yetkilileri konuşmalı. Hazine, yandaş şirketlerin – bankaların borcunu asla üstlenmemeli! Ama pek çok yandaş şirketin dış borçlarına kur farkı dahil Hazine garantisi verdiniz! Örn. Şehir hastaneleri talanı! Müslümanın adil ve hak yemeyen yönetimi bu mu?
*****
Fahiş fiyatlar için vatandaşı muhbirliğe çağıracağınıza, “yandaş hal mafyasını ve siyasetteki ortaklarını” tasfiye edin.. Biraz tarımsal girdilere destek, biraz üretici – tüketici kooperatiflerine destek.. ithal baskı ve tehdidini kaldırın, tarımsal ürünler %50 ucuzlar! Ama niyet başka!

Sevgi ve saygı ile.
14 Ekim 2018, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi   profsaltik@gmail.com   www.ahmetsaltik.net

  • SAĞLIK HUKUKU yüksek lisans (master) eğitimimizi tamamladık (10.08.18).
    Tez savunması pp yansıları için tıklayın  AHMET_SALTIK_Tez_sunumu_10.08.2018
    Tezi kitaplaştıracağız, kapsamlı özetini önümüzdeki günlerde sitemizde paylaşacağız.
    Anayasa Mahkemesi çocuk aşıları hakkında nasıl yanlış bir karar verdi, kamuoyu görmeli!

Önceki yazılarımızdan                              :

2017 yılı çalışmaları dosyamızı ve yıl içinde sitemizde yayınlanan 58 makalenin listesine ve erişkelerine ulaşmak için: http://ahmetsaltik.net/2017/12/31/2017-yili-calismalarimiz/ 

Sitemizde yayınlanan AYDINLANMA makalelerimizin bir bölümüne ulaşma erişkesi
Prof.Dr.Ahmet_SALTIK’in_Secilmis_TV_programlari_konferans_makale…_kayitlarina_erisim

“Hiçbir korkuya benzemez, halkını satanların korkusu!” / Nazım HİKMET

Kişilik yitimi

Cumhuriyet, 10.10.18

George Orwell’in 1949’da yayımlanan “1984”ünü, Türkçede yayımlanışının üzerinden de uzun süre geçmesine karşın ancak şu günlerde okuyabildim. Kitabı 1960’larda okumuş olsam, hakkında ne düşünürdüm, bilmiyorum. O günlerin devrimci-romantik coşku ortamında belki de sıkılır, sonuna kadar okuma gereği duymazdım.
Gerçi bugün de beğeniyle okuduğumu söyleyemem. 
Fakat bugünkü az beğenirliğimin nedeni içerikten çok romanın yapısı, kurgusuyla ilgili.
Didaktik bir yapıt bu. Kahramanlar yaşayan kişilikler değil, yazarın düşüncelerini dile getirme araçları. Onlara roman kahramanı bile denemez. Fakat yine de hiç kuşkusuz önemli bir kitap bu. 
Önemi ise, bana kalırsa pek de üstün nitelikli sayılamayacak yazınsal değerinden çok, cesaretle dile getirdiği düşünceleriyle ilgili…
***
Orwell’in “1984”ten birkaç yıl önce yayımlanan ve ona büyük ün kazandıran “Hayvan Çiftliği” adlı yapıtını da henüz okumamış olmama karşın hakkında yazılanlardan bu kitabın açıkça Stalin Rusya’sına yönelik bir “grotesk” anlatı örneği olduğunu biliyorum. 
1984” ise, ağırlıkla yine bu yönetimi çağrıştırmasına karşın, genel olarak totaliter yönetimlerin eleştirisi sayılabilir. 
Kitabın çeşitli yerlerine serpiştirilmiş, fakat sonlara doğru giderek yoğunlaşan bir düşüncenin, “kişilik yitimi” diye adlandırılabilecek bir kavramın, bu kitabında yazarı en çok ilgilendiren (ve kaygılandıran) konu olduğu sanırım söylenebilir. 
Anlatının ortalarında bir yerde, iki sevgili Julia ve Winston arasındaki bir konuşmada, bu sorun ilk kez tartışma konusu yapılmaktadır. 
Julia’ya göre, işkence gören kişi her şeyi itiraf eder
Winston’un yanıtı, önemli olanın itiraf değil, duygular olduğudur. 
Cümlesini şöyle tamamlar: “Beni seni sevmekten caydırırlarsa, işte asıl o zaman ihanet etmiş olurum.” 
Julia bir zaman düşündükten sonra ona hak vererek, “Bunu asla yapamazlar” der; “Sana her şeyi, ama her şeyi söyletebilirler, ama seni beni sevmediğine inandıramazlar. İçine giremezler.” 
İçine giremezler” romanın kilit cümlesidir… 
Zor karşısında her şeyin, (düşünce ve inançlarından ötürü işkence gören kişiye ilgisi bulunmayan konularda yöneltilen suçlamaların bile) işkenceye son verilmesi için, kabul edildiği bilinen bir şeydir… 
Fakat bundan daha kötüsü, işkence gören kişinin itirafa zorlanmasından çok, işkencenin onun kişiliğini bozup değiştirmeye, düşünüp inandıklarının tersini düşündürüp inandırmaya yönelik ve bunda da başarılı olunmasıdır… Kişilik yitimi diye adlandırdığım da tam olarak budur.
***
Orwell kitabında, totaliter yönetimlerin kitleleri nasıl sürüleştirip yönlendirdiğini gösteriyor. 
Fakat milyonlarca kişiye tek tek maddi işkence yapılamayacağına göre bunun yolu eldeki bütün olanakları kullanarak beyinleri yıkamak, bir yalan ve korku imparatorluğu kurarak tek tek her bireyin kişilik yitimine uğramasının yolunu açmaktır. 
Günümüzde bu olanaklar, “1984” yazarının tasavvur sınırlarını da ötesindedir.
***
Kitapta bu kitleler için söylenip geçilen, fakat çok ilgimi çeken bir cümle de şu oldu: 

  • Bilinçleninceye kadar asla başkaldıramayacaklar, 
  • ama başkaldırmadıkça da bilinçlenemezler..

    Üzerinde ne kadar düşünülse azdır…

Uluslararası yeni işbölümünde Türkiye

Uluslararası yeni işbölümünde Türkiye

Erinç Yeldan
Cumhuriyet
, 10.10.18

Türkiye ekonomisinin sürüklendiği iktisadi ve idari yönetim krizi, daha geniş anlamda kapitalizmin içinde bulunduğu yapısal nitelikli birikim ve üretim krizinin yerel ölçekteki bir uzantısıdır.
Bu yazımızda bu savı ele alacağız. Öncelikle, son iki haftaki yazılarımızın ana teması olan küresel ekonominin eşitsiz ve çarpık birikim süreçlerine değinelim ve uluslararası ticaretin temel öğelerini anımsayalım. UNCTAD 2018 Ticaret ve Kalkınma Raporu ile OECD verileri, küresel boyutta en büyük 2 bin şirketin toplam satış gelirlerinin 36.8 trilyona (dünya ihracat hacminin iki katı), yıllık toplam net kârlarının ise 2.6 trilyon $ düzeyine ulaştığını belgeliyor.
Söz konusu 2 bin en büyük ulus-ötesi şirket dünya ihracatının %57’sini doğrudan denetliyor. İhraç ürünlerinin tasarım aşamasından, nihai (AS: son) tüketiciye ulaşana değin tüm üretim ve pazarlama ağlarına hükmeden bu en büyük %1’lik şirket, tekelci konumları sayesinde dünya fiyatlarını yönlendiriyor; üretim ve satış noktalarını düzenliyor; ve tek sözcük ile küresel meta zincirlerini her aşamasını kendi stratejik çıkarları uyarınca kurguluyor.
***
Türkiye, ana aktörleri ulus-ötesi şirketler ve küresel finans sermaye grupları olan söz konusu “uluslararası yeni işbölümüne” bir ucuz ithalat ve ucuz işgücü deposu olarak eklemlendi. Bu süreçte Türkiye’ye 2001 krizi sonrasında koşullandırılan serbest yüzen (dalgalı) döviz kuru rejimi ile birlikte enflasyon hedeflemesi ve fiyat istikrarından başka hiçbir sorumluluk üstlenmeyen T.C. Merkez Bankası’nın izlediği dar çerçeveli ve dogmatik para politikaları reel ekonomide onarılması çok güç tahribat yarattı. Zira, sermaye akımlarına sağlanan sınırsız serbesti ve denetimsiz finansal sektörün reel ekonomiden kopuk, kısa vadeli, miyopik yatırım kararları, tüm dünyada olduğu gibi, Türkiye’de de kıt tasarruf kaynaklarının akıldışı spekülasyon oyunlarında çarçur edilmesine yol açmış; ulusal tasarruf oranı hızla gerilerken Türkiye ithalat çılgınlığının büyüsüne çoktan kapılmıştı.
Söz konusu dönemde (2003-2008) AKP liderliğinde Türkiye, küresel finans piyasalarına dolar bazında % 35’e varan spekülatif finansal getiri sunmuş; yüksek faiz ile cezbedilen sıcak para akımları sayesinde döviz kurları baş döndürücü bir hızla ucuzlamıştı. Sermaye hareketlerini yönetmekte aciz kalan AKP ekonomi idaresi, ucuzlayan ithalatın rekabetine dayanamayan küçük boy ara ve yatırım malı üreticilerinin peş peşe üretimden çekilmesine de seyirci kalmıştı.
İthalatın finansmanı bir yandan sıcak para akımlarıyla, bir yandan da kamu mallarının özelleştirme söylemi altında yerli ve uluslararası sermayece talan edilmesiyle gerçekleştirildi. Dış borçlanma çılgın bir tempoda sürdürülürken (2003 başında 129 milyar dolardan, 2017 sonunda 450 milyar dolara), imalat sanayisinin milli gelirden aldığı pay da hızla geriliyor; sanayi istihdamının tarım-dışı istihdam içindeki payı %30’dan %23’e düşüyordu.
Türkiye’nin 2000’li yıllar boyunca AKP ekonomi idaresi altında yürüttüğü program;

1)- ulusal tasarrufların gerilemesine, dolayısıyla ithalat ile beslenen bir tüketim pazarına dönüşmesine;
2)- sanayinin üretim ve istihdam payının hızla gerilemesine, dolayısıyla ithalata bağımlı bir üretim ve ihracat desenine mahkûm kılınmasına;
3)- işgücü piyasalarında parçalanma ve enformalleşmeye yol açarak, gelir eşitsizliğinin ve rantçı/kapkaççı bir toplumsal işbölümünün toplum içinde yaygınlaşmasına; ve bütün bunlarla eşanlı olarak,
4)- değersizleştirilmiş, vasatlaştırılmış bir kültür ve eğitim anlayışına, sürüklenmesine neden olmuştur.
***
Söz konusu program, neoliberal devletçilik ile sürdürülen ve “piyasalar her şeyi çözer – başka alternatif yok” dogmatizmi ile süslenen neoliberal siyasi dönüşümün Türkiye’deki uzantısıdır. Özü itibarıyla, ulus-ötesi tekeller ile (yerli ve uluslararası) finans sermayesinin çıkarlarını gözeten bu programın yakın dönemdeki ana kurgulayıcıları IMF’nin döviz kuruna dayalı dez-enflasyon ve Kemal Derviş güdümündeki “güçlü ekonomiye geçiş programı idi. AKP de 2003’ten itibaren bu programın baş yürütücüsü oldu ve hedeflerini harfiyen izledi.
Günümüzdeki dövizde aşırı oynaklık ve enflasyondaki baş döndürücü ivmelenme, söz konusu neoliberal projenin reel ekonomide yarattığı tahribatın doğrudan sonucudur.

  • Unutmayalım, enflasyon özündeparasal bir mesele” değil, reel üretim ve işgücü piyasalarındaki tıkanıklıkların ve piyasa tökezlemelerinin doğal uzantısıdır.

Ankara’nın başkent yapılışının 95. yıldönümü kutlu olsun..

Ankara’nın başkent yapılışının 95. yıldönümü kutlu olsun..

ANKARA BAĞIMSIZLIĞIMIZIN SİMGESİDİR

Ulusumuzun yürüttüğü bağımsızlık ve özgürlük savaşının merkezinde yer alan Ankara, bu mücadelenin kazanılmasında konumu ve üstlendiği işlevle yaşamsal bir rol oynamıştır.

Yüce Meclisimizin aldığı kararla Ankara’nın başkent olması, yurttaşlarımızı çağdaş yaşamın değerleriyle buluşturan Cumhuriyet’in kuruluşu yolunda atılan önemli adımlardandır.

Cumhuriyet’in ilânıyla birlikte Atatürk ilke ve devrimleri ışığında gerçekleştirilen ve dünyada övgüyle karşılanan büyük devrimlerin başlatılmasına öncülük eden Ankara, başkent olmasının ardından çağdaş bir kentleşme sürecine girmiş, diğer kentlerimiz için de her yönden örnek oluşturmuştur.

Cumhuriyetin ilanının hemen ardından hayata geçirilen planlı kent uygulamasının en iyi örneklerinden biri olan Ankara, ne yazık ki 23 yıl boyunca Büyükşehir Belediyesini yöneten Gökçek dönemindeki rant planları nedeniyle hem tarihini hem de kimliğini kaybetmek üzeredir. Cumhuriyet döneminden bize hatıra olarak bırakılan alanlarda ve mekanlarda yürütülen tahribatlarla Ankara koskoca bir karmaşa şehrine dönüştürülmüştür.

Ankara’nın, kültürel kimliğinin ve tarihsel zenginliklerinin korunması, çevre değerlerine zarar verilmeden geliştirilmesi, yalnızca Ankaralıların değil tüm yurttaşlarımızın görev ve sorumluluğudur.

Ankara, sonsuza kadar Türkiye Cumhuriyeti’nin çağdaş başkenti olarak kalacak, öncü niteliğini korumayı gelecekte de sürdürecektir.

Bağımsızlığımızın, laik, demokratik, çağdaş Türkiye Cumhuriyeti’nin simgesi Ankara’nın Başkent oluşunun 95. yıldönümünü kutluyoruz.

EĞİTİM-İŞ MERKEZ YÖNETİM KURULU

======================================
EĞİTİM-İŞ‘e teşekkür ederiz…

Ankara’yı Türkiye’nin başkenti ilan eden Mustafa Kemal ve devrimci arkadaşlarına da…

Ahmet SALTIK
EĞİTİM-İŞ Üyesi

ÇARŞAMBA İĞNELERİ – 10 Ekim 2018

ÇARŞAMBA İĞNELERİ – 10 Ekim 2018

Türk Vatandaşı Naci BEŞTEPE

İNTİKAM
RTE
, “ Onlar 7 öldürürse biz 700 öldürürüz”
Otur! Devlet adamlığından sıfır.
Devlet intikam almaz, yasayı uygular…

ATIŞ
7 şehit vermemizin ardından havadan atışlarla 30’a yakın teröristin öldürüldüğü açıklandı.
Havadan atış serbest…

YÜREK
Meral Akşener
evi MHP ‘lilerce basılınca Bahçeli’ye, ”Yüreğin yiyorsa kendin gel” dedi.
Sarayın dolabında kitli, çıkamaz…

BİLGİ
Bahçeli, Akşener’in evinin önünde protestoda bulunan Üsküdar İlçe teşkilatını görevden aldı. Gerekçe; genel merkezin bilgisi dışında hareket etmeleri.
Başka sorun yok yani…

GİYDİRME
Katar’dan RTE’ye getirilen uçak giydirilmiş.
Millete giydirilmişti zaten…

İNÖNÜ
RTE, durdu durdu yine yanlış yerden İnönü’ye çattı.

  1. Trump bol geldi,
  2. Gündem zor geldi,
  3. Ekonomi dar geldi,
  4. Millete daral geldi…

FİKİR
RTE, bakanlıklara McKINSEY’den fikri danışmanlık almamalarını söyledi.
Zikri alırlar…

ŞERİAT
HSK Başkanvekili Mehmet Yılmaz, hukukçuları, “Kıyamet günü Allah’ın gölgesinde tarafsız hüküm verenler olacak” diye uyardı.
Karşısında kadılar var mı sandı?…

HANEDAN
Sayıştay Başkanı toplantı salonunu Osmanlı atası ile süslemiş.
İmparatorluğu Osmanlı hanedanı yıkmıştı, yeni hanedanlık da Türkiye Cumhuriyeti’nin altını oyuyor…

KIVRAK
RTE, önce krizi kabullendi, 16 dk. sonra reddetti.
Beli de dili de kıvrak…

PROGRAM
Damat iki haftada bir program açıklıyor.
Açıklamada da enflasyon….

ZAM
Yeni programa göre elektrik ve doğalgaza üç ay zam yok.
Bak hatırım kırıldı…