Balyoz karantinasından Kovid-19’a…

Balyoz karantinasından Kovid-19’a…

Cem GÜRDENİZ
https://veryansintv.com/balyoz-karantinasindan-kovid-19a/ 05 Nisan 2020

Mart 2020 başından bu yana gündemimizi her yönü ile meşgul eden Kovid-19 salgını gerek yazılı gerekse görsel ve sosyal medyada çok boyutlu analiz ediliyor. Özellikle 65 yaş ve üzerine sokağa çıkma yasağı ile genel olarak evinde kal prensibiyle hareket serbestisi kısıtlanan milyonlar içinde bu durumdan şikâyet edenler ve psikolojik olarak olumsuz etkilenen kitleler var. Kendilerini bir nevi ev hapsinde gören bu kesimlere bu kez değişik bir yazı ile farklı bir perspektif sunmak isterim. Bu perspektif temelini, kumpas bir dava sonucu haksız ve hukuksuz şekilde iki farklı hapishanede geçirilen 3,5 yıldan almaktadır. Bazen kıyas yapmak ve başkalarının tecrübelerini öğrenmek en büyük yardımcı olabilir.

KENDİ VATANINDA TUTSAK OLMAK

ABD destekli FETÖ ve işbirlikçilerinin kurgulayıp uyguladığı Balyoz kumpası sonucunda, 11 Şubat 2011 günü Tümamiral rütbesi ile girdiğim Hasdal Askeri Tutukevinden, 5 Eylül 2012 tarihinde tasfiye edilmiş emekli bir Amiral olarak Silivri Cezaevine nakledildim. 2012 yılı Yüksek Askeri Şurasının mevcut kanun ve yönetmeliklere aykırı şekilde aldığı karar, beni büyük bir sadakat ile bağlı olduğum Cumhuriyet Donanmasından ayırmıştı. Böylece, Hasdal ve Silivri Hapishanelerinde 19 Haziran 2013 tarihine kadar FETÖ ve Atatürk karşıtı cephenin tutsağı olarak toplamda 3 yıl 7 ay kendi vatanımda tutsak oldum. Sahte Balyoz davasında kısa süreli (bir ay) ilk tutuklandığım 24 Şubat 2010 gününe kadar bırakalım bir mahkeme ile muhatap olmayı, 52 yıllık hayatımda trafik cezam bile yoktu.

FARKINDALIK GÜÇ VERİR

Büyük bir haksızlığa uğramış olmaya rağmen, yaşananın büyük siyasi bir hesaplaşma ve Mustafa Kemal Atatürk’ten intikam süreci olduğunun farkında olmak, 3,5 yılın her gününe güçlü başlamak için büyük bir nedendi. Silivri’de kabaca 60 metrekarelik kısıtlı yaşam alanında, açık hava ve gökyüzünün bile sınırlı olduğu bir ortamda; ailenizle haftada bir kez bir saat kapalı ve yine bir kez 10 dakika telefon görüşme şartlarına bedenen ve ruhen dayanmalıydınız. Bu süreçte Mustafa Kemal Atatürk ve Mavi Vatan için bedel ödüyor olmanın bilinç iklimi altında duyduğum huzur dışında, en büyük gücü denizci olmaktan aldım.

HAPİS HAYATI DENİZCİLERİ ZORLAMAZ

Zira denizdeki yaşantı başta doğa ile mücadele; daha sonra dar bir alanda diğer insanlarla birlikte yaşamak; sevdiklerinizden, kişisel konforunuzdan ve önceliklerinizden haftalarca, bazen aylarca ayrı kalmaya katlanmak demektir. Uzun süre karadan ayrı kalabilen denizciler özgürlüğünden bilerek geçici olarak vazgeçmiştir. Artık o doğanın ve kendi iradesinin rehinidir. Önce kendisi ile giriştiği mücadeleyi daha sonra doğa ile mücadeleyi kazanmalıdır.

Kendi iradesine yenilen denizci hayatta kalamaz. İradesini yenerek özgürleşmelidir. İşte bu nedenle bir şekilde tutsak edilen denizciler hapis hayatını diğer meslekten gelenlere nazaran çok daha farklı değerlendirebilirler. 1755 yılında İngiltere’de yayımlanan “Life of Johnson” isimli eserinde Boswell şunları söylüyordu: “Kendini bilerek tutsak edecek bir niyeti olmayan hiç kimse denizci olmayacaktır. Bir gemide olmak denizde boğulma şansı da olan hapishanede olmakla eşdeğerdir. Hapishanedeki adamın en azından daha geniş yaşam alanı, daha iyi yemeği ve arkadaşları vardır.”

İşte ben ve pek çok denizci arkadaşım Hasdal ve Silivri isimli beton gemilerde zorlu bir deniz seyrine katıldığımız kabullenmesiyle hapishane günlerimizi denizdeymiş gibi geçirdik. Beden ve ruh sağlığına dikkat ettik. Rutinden uzaklaşmadık. Beton gemilerin ve bu gemilerde seyrin en önemli özellikleri hiç yalpaya düşmemeleri ve varış limanı ile varış zamanının belirsizliği idi. Değişen tek şey zaman ve hapishane avlusundan görülebilen kısıtlı sayıdaki gök cisimlerinin hareketleriydi.

RUHU BESLEMEK

Böyle bir düşünce sistematiği içinde Hasdal ve Silivri’de deniz ve aile özlemimi gidermek için ruhun beslenmesi şarttı. Bunun için şahsen üç şeyle uğraştım. Okumak, Yazmak ve sanatla uğraşmak.

KİTAP HAYATTIR

Hasdal ve Silivri’de geçirdiğim 3,5 yıl içinde 350 civarında kitap okudum, 2500 sayfaya yakın kitap yazdım. Bu kitaplar Cumhuriyet Donanmasının gelişimi ve denizcilik gücü üzerine odaklandı. Yazdıklarımın ilk ürünü 2013 yılında “Hedefteki Donanma” isimli kitap ile kamuoyuna sunuldu. Bu kitabı daha sonra 2017 yılına kadar 4 ayrı kitap takip etti. Diğer bir uğraşım sanat oldu. Özellikle Silivri’de gemi maketleri ve dioramalar yapmaya başladım. Yaratıcılıkla değişim geçiren malzemeler örneğin şeker karıştırma çubuğundan güverte tahtası, kürdandan direk, diş macunundan deniz gibi uygulamalar ile çocukluğumda yaşadığım ortamları ve gitmeyi hayal ettiğim yerleri modelledim. Bedenim tutsak alınsa bile, ruhumu diş macunundan yapılan denizde yüzecek; kâğıttan bir kotrada yelken yapabilecek kadar özgür hissedebiliyordum.

HAPİS VE İRADE

Kısaca, hapis insanı gerçek kimliği ile buluşturan bir sınavdır. Sınav sonunda, her fırtınalı seyirden gemisini emniyetle limana döndüren kaptan gibi, daha güçlü ve daha tecrübeli çıkarsınız. Nelson Mandela’nın dediği gibi:

  • “İnsan direngenliği, ruhunun adaletsizliğe direnme yeteneğini bizzat hapishanede buluyor. Ve burada… Liderlik vasıflarına, adaletsizliğe karşı nerede olursa olsun mücadele etmeye kararlı bir insanın niteliklerine sahip olmak için yüksek okullardan mezun olmak gerekmediğini öğreniyorsunuz…”

KOVİD-19

Sonuç olarak kovid-19 nedeniyle evlerinde zorunlu kalan kitlelere tavsiyem şudur:

Aileniz, sevdikleriniz, yuvanızla birliktesiniz. Kurallara uyarak kutsal yaşam hakkınızı elinizden alma fırsatı vermediğiniz, direndiğiniz ve katlandığınız sürece salgına yenilmezsiniz. Kovid-19 ile mücadele kurallarına uyma konusunda iradeniz sizi aksine zorladığında direnin, sonunda kazanacak olan sizsiniz. Bu süreçte yol gösterici tek rehber bilimdir. Uzmanların tavsiyeleridir. İnsani değerlerin yerlerde süründüğü batıda sürü bağışıklığı ve gevşek karantina uygulamaları altında hayatını kaybeden yaşlılar, sadece hükümetlerin aldığı yanlış kararlardan etkilenmedi. Başlangıçtan bu yana yapılan ikazlara kulak asmadılar. Başta İtalya olmak üzere pek çok ülkede, gençler ileri yaştakilerle özellikle ev içinde yan yana gelerek hastalığı onlara bulaştırdılar. Kendileri büyük bir çoğunlukla bir veya iki haftada hastalığı atlatırken, büyükleri bunu başaramadı. Türkiye’nin gençleri ve ileri yaştakileri bu süreçten ders almalıdır. Büyüklerimize sabır ve onları dışarıya çeken iradelerine direnme tavsiyesi yapalım.

Gençlere de Atatürk’ün sözleri ile hatırlatma yapmak isterim. Şöyle diyor Ölümsüz Başkomutan:

  • “Bir milletin yaşlı vatandaşlarına ve emeklilerine karşı tutumu; o milletin yaşama kudretinin en önemli kıstasıdır. Geçmişte çok güçlüyken, tüm gücüyle çalışmış olanlara karşı minnet hissi duymayan bir milletin, geleceğe güvenle bakmağa hakkı yoktur.”

Vefat eden her yaşlımız, geleceğin büyük kubbesinden düşen bir tuğladır. Sözde medeni batı alemine inat Türkler olarak yaşlılarımıza bu zor dönemde destek olalım. Onları el üstünde tutalım. Yaşlılarımız da evde kalmayı bir nevi seferberlik zamanı görevi bilsinler.

  • Son sözümüz: Evde Kal Güzel Türkiye’m.

    ***
    67 yıl önce elim bir kaza sonucu kaybettiğimiz ve Mavi Vatan derinliklerine emanet ettiğimiz TCG Dumlupınar denizaltımızın 81 şehidini rahmet ve minnetle anıyoruz. Vatan Sağ Olsun sözleri ile Türk milletinin kalbinde çok özel yeri olan aziz şehitlerimiz, bugün de tertemiz ruhları ile Çanakkale Boğaz karakol görevine devam ediyorlar. O görev sonsuza kadar devam edecek. Tanrı, devletimizin bekasının en büyük sigortası Cumhuriyet Donanmasını ve Denizaltı Filomuzu her türlü kötülük ve beladan korusun.

TELE1 PROGRAMI : KORONAVİRÜS SALGINI İLE NASIL BAŞETMELİ?

TELE1 PROGRAMIMIZ :

KORONAVİRÜS SALGINI İLE NASIL BAŞETMELİ?

5 Nisan 2020 Pazar, saat 12:00 – 14:00

Sn. Mustafa Balbay‘ın “ANKARA RÜZGARI“programındayız

Bilgi ve ilginize sunarız.. Sevgi ve saygı ile.

Dr. Ahmet SALTIK

Salgın bulaşma ağı nasıl kırılır?

Salgın bulaşma ağı nasıl kırılır?

Şekil 1. Noktalar Türkiye’nin haneleri ve işyerlerini gösteriyor.

Siyah noktalar hastalığın bulaşmış olduğunu henüz bilmediğimiz yerler. Hastalık belirti göstermedi veya hiç göstermeden bulaşıcılığını sürdürecek veya belirtiler var ama test yapılmadı, kayda geçmedi. Veya gerçekten temiz. Siyah noktaların bulaşık mı temiz mi olduğu bilinmiyor.

Kırmızı noktalar hastalık bulunduğu bilinen, veya kendilerinde hasta bulunduğunu bilen mekanlar. Büyük kırmızı noktalar yoğunluktan dolayı hastalık bulunması çok muhtemel ve hastalık üretecek kuluçka noktaları: hapishaneler, fabrikalar,  hastaneler gibi.

Yeşil noktalar 65 yaş üstü ve kronik hastalığı olan riskli kişileri ya da zorunlu işine gidip gelen sağlık personelinin, fabrika işçilerinin, gardiyanların vs. evleri. Yani yeşiller risk altındaki noktalar. 

Her mekanın her gün temasta olduğu komşu mekanlarla bağları mavi renkte. Uzak yerlerle olan, mahalleler, köyler, şehirler arası bağlar turuncu. Yurt dışına bağlar ise mor.

Salgın son çözümde her noktaya ya kişisel temas ya da yakın çevrenizde virüsün bulaşmış olduğu yerlere dokunarak, mavi bağlar üzerinden bulaşıyor. Turuncu ve mor bağlar insanların ve eşyanın gidip gelmesi ile virüsü mavi bağlarınızın ulaştığı yakın çevrenize getirebilir.

Hastalığın Türkiye’nin her yanına ulaşmış olduğunu biliyoruz. Şimdiye kadar alınan tedbirlerle yurt dışı ile bağların tümüyle kesildiğini düşünün. Bütün mor bağları silin.

Ardından yurtiçi seyahat yasağı ile şehirlerarası hatta mahalleler arası bağların tümüyle kesildiğini düşünün. Bütün turuncu bağları da silin.

Sonra hastalık bulunan her noktanın bütün temaslarının da takip edildiğini, kuluçka noktalarının da çok sıkı tedbirlerle izole edildiğini de kabul edelim. Bütün kırmızı noktaları mutlak karantinaya alalım. Kırmızı noktaların mavi bağlarını silip onları da izole edin.

Aynı şeyi  bütün yeşil noktalara da yapalım. Bu tedbirlerin hiçbirini %100 tam yapamayız ama varsayın ki yapıldı. Bu safhada bütün bilinen hastaları ve riskli grubu kurtardık, onlar hastalık bulaştırmayacak ve hastalık kapmayacaklar.

Ne kaldı geriye? Bütün siyah noktalar ve onların yakın komşularıyla yaptıkları mavi bağlar. Bu siyah noktaların bazılarında yarın birden hastalık çıkacağı belli. Çünkü şimdiye kadar her gün daha önce hastalık bulunduğu bilinmeyen yerlerde ilk kez hastalık görüldü. Siyah nokta kırmızı olunca bağlarını kesseniz bile bugüne kadar bulaştırıp durdu.

Şekil 2. Siyahlar olası bulaşıcı noktalar ve mavi bağlar sokağa çıkma yasağı ilan edilmediği takdirde kırılmıyor.

Şimdi kalan durumu, yani siyah noktaları ve onların yalnızca yakın temaslarıyla olan bağlarını çizelim. Şekil 2’deki durum ortaya çıkacak. Ne gösteriyor bu? Türkiye’nin bütün noktalarına kapıdan kapıya yayılarak hastalık bulaşacak. Unutmayalım ki memleketteki hane ve işyerlerinin büyük çoğunluğu siyah noktalar.

Sonuç                    :

– Yurtdışı ve yurtiçi hatta şehir içi ulaşım ve eşya gönderimini TÜMÜYLE kesseniz, bilinen tüm hasta noktaları ve riskli noktaları tam karantinaya alsanız, bütün bu kısmi tedbirlerden sonra bile Türkiye’nin tamamı hala sıkı sıkıya irtibat halinde.

İnsanların bir bölümü zorunlu olarak bir kesimi keyfi olarak biraraya gelmeye devam ediyorlar. Siyah noktaların hangileri emin, kimler sağlam? Öncelikle zorunlu işlerde çalışanlarla, hastalık semptomu gösterenlere TEST YAPMAK, zorunlu siyah noktaları ağda bırakıp, bilinmeyen bütün siyahların ve yeni tespit edilen kırmızıların bağlarını kesmek gerek.

  • SOKAĞA ÇIKMA YASAĞI OLMAZSA BU SALGIN ŞİMDİYE KADARKİ KATLANMA HIZI İLE DEVAM EDEBİLİR. İNSANLARIN SOKAĞA ÇIKMAMASINI SAĞLAMAK İÇİN ZORUNLU DURUMDAKİ HERKESİ DESTEKLEMEK VE KORUMAK LAZIM.

*****
Belirsizliklere karşın, eldeki rakamlara bakarak bir kestirim yapabiliriz. Bugüne kadar ölü sayısı her 3 günde yaklaşık 2 kat arttı. 1 Nisan itibariyle toplam 277 can kaybettik.

15 günde can kaybı 25 = 32 kat artacak.
15 gün sonra toplam yaklaşık 277×32 = 8864 can kaybetmiş olacağız.

Toplam ölüm/toplam hasta sayısı oranı şimdiki gibi olursa
15 gün sonra toplam hasta sayısı yaklaşık 15.679 x 32 = 501.728;
15 gün sonra (kayıtlı) 500 bin kadar hastamız olacak.

  • HER GÜN BEKLEMENİN BEDELİ ve VEBALİ BÜYÜK.
  • Hasta sayısı sağlık sisteminin kapasitesini aşarsa, ekonomi de toplum da çok daha büyük bir felaketle karşılaşacak. 

Sokağa çıkma yasağı olmazsa, aynı İtalya, İspanya ve ABD’de yaşandığı gibi çok büyük vaka ve ölüm sayıları riskini alıyoruz.

NASIL OLMALI

NASIL OLMALI

Mithat Kiyak - Prof.Dr. - Okan University | LinkedIn

PROF. DR. MİTHAT KIYAK
Halk Sağlığı Uzmanı
Cumhuriyet, 02 Nisan 2020

Salgın (epidemi) yönetiminin temel kuralları var. Bu kuralların ilk adımlarını geçtik. Bu adımlar: Hastalığa tanı koyma, salgın olduğuna karar verme, olağanüstü durumla ilgili örgütlenmeyi gerçekleştirme. Salgın çok sayıda ülkeye yayıldıktan sonra, hatta kıtalarüstü pozisyona geldikten sonra (pandemi) ülkemize gelmesi de kaçınılmazdı. Bize gecikmeli gelecek olması açısından ülke olarak çok şanslıydık, bir fırsat penceresi vardı. Salgına hazırlanmak için neredeyse iki aylık bir zamanımız oldu. Medyanın da yardımıyla toplumun COVID-19 için daha bilinçli davranması, bunun için davranış değiştirmesi (su ve sabunla doğru el yıkamak, tokalaşmamak, sarılmamak, sosyal mesafeyi korumak gibi) kolay olacaktı. Öyle de oldu. Ülke çapında Bilim Kurulu oluşturuldu. Sağlık Bakanlığı, Bilim Kurulunun önerileri doğrultusunda olduğunu belirterek kararlar almaya başladı. Salgın olan ülkelerle sınırlar kapatıldı, ulaşım durduruldu. Komşu ülkelerin hemen tümünde salgın kendini gösterirken bizde vaka saptanmadı, pandeminin ülkemize girişini geciktirmiştik. Ancak daha sonra, salgın yönetimi kuralları içinde yer alan örgütlenme ve planlama için çok zamanımız olmasına karşın, bunun yeterince yapılıp yapılamadığı konusunda toplumda kaygılar oluştu. Bilim Kurulu üyelerinin medyada yaptıkları açıklamalar ile alınan tedbirler arasında zaman zaman çelişkiler görüldü. Toplumun tecrit edilmesi gerekliliğinin söylenmesine karşın böyle bir karar alınmadı.

Kararları bilmiyoruz 

Oluşturulan bilim kurulunun yapısını incelediğimizde salgın yönetimi eğitimini almış yalnızca bir Halk Sağlığı öğretim üyesi olduğunu biliyoruz. Bildiğimiz kadarıyla öbürleri enfeksiyon hastalıkları uzmanları. Yani bireysel olarak hastaları tedavi edenler, hastalık akciğerleri tuttuğunda (pnömoni oluştuğunda) göğüs hastalıkları uzmanları, daha ileri devrede yoğun bakım gerektiğinde de yoğun bakım uzmanları (anestezi ve reanimasyon uzmanları) devreye giriyor. Bu uzmanlık alanlarında olanlar, ne yöneticilik için ne de toplumsal sağlık sorunlarının çözümü için eğitim almış değillerdir. Toplumsal sağlık sorunlarını analiz etme, çözüm yolları bulma ve yönetme eğitimini alanlar, Halk Sağlığı Uzmanlarıdır ve daha da uzmanlaşan Epidemiyologlardır. Kaç kişi olduğu, kimlerden oluştuğu tam açıklanmayan ama bazılarını medyada gördüğümüz Bilim Kurulu’nun kararlarını da tam olarak bilmiyoruz. Sağlık Bakanlığı’nda COVID-19 pandemisine karşı çalışmaları kim yürütüyor? Sağlık Bakanı diyebilirsiniz. Elbette, Sağlık Bakanı olacak ama aslında salgın sürecinin denetimi ve yönetimi için Epidemiyolog, Halk Sağlığı Uzmanlarından oluşan bir ekip olmalı. Sağlık Bakanlığı’nda deneyimli Halk Sağlığı Uzmanı yok mu? Aslında var olduğunu biliyoruz. Ayrıca üniversitelerden destek alınabilirdi.

Hazırlık döneminde alınan kararları değerlendirmeyi başka bir zamana bırakarak hastalık ülkemizde görülmeye başladıktan sonra neler yapıldığına bakalım. Bilimsel kural; sürveyans, tarama ve filyasyon çalışmalarının yapılması gerekliliğidir. Hasta olanlar belirlendikçe verilerin doğru girilmesi, temaslıların saptanması, tüm temaslılara ve tüm semptom gösterenlere testler yapılarak yeni hastaları ve bulaştırıcı olanların saptanıp izole edilmesi gerekir. Girilen veriler düzenli olarak değerlendirilir ve etkenin üreme hızı (R0*), hastalığın insidans hızı (yeni vakaların görülme hızı), prevalans hızı (toplam vaka hızı) hesaplanır, salgın eğrileri yapılır, matematik modellemelerle gelecek günlerde, gelecek aylarda olası sayılar hesaplanır ve hangi önlemlerle bu sayıların düşürüleceği öngörülerek karar vericilere bu bilgiler aktarılır. Karar vericiler, bu bilgiler ışığında ne yapılacağına karar verir.

Zamanımız vardı 

Bunlar yapılırken toplum desteğinin mutlaka alınması gerekir. Toplum bu ekibe güvenmelidir, bunun için de denetimli bir şekilde saydam bir yönetim gösterilmelidir. Görüldüğü gibi ne hastanelerden ne yoğun bakımlardan söz ettik. Bütün bu işler Birinci Basamak örgütlenmesiyle yapılır. İlçe sağlık müdürlükleri, aile hekimleri ve ekibi (ne yazık ki Sağlıkta Dönüşüm sonrası aile hekimlerinin ekibinden söz etmek zor), test örneklerini alıp laboratuvara gönderecek ya da hızlı testleri bizzat yapacaklar, pozitif çıkan kişilerin evde izolasyonu ve izlemini sağlayacaklar, hastane tedavisi gerekenleri hastaneye sevk edecekler. Hastaneye sevk edilen hastalar için kamu hastaneleri yetmeyecek ise özel hastaneler, onlar da yetmeyecek ise yeni kurulacak geçici hastaneler hazır olmalı. Bu organizasyonu hazırlamak için de zamanımız vardı. Birinci Basamakta ve hastanelerde çalışacak sağlık çalışanları için koruyucu giysileri (AS: donanımı) hazırlamak için de zamanımız vardı. Özel hastanelerin pandemi hastanesi olduklarında ekonomik sürdürülebilirliklerini sağlamak için de zamanımız vardı.

İki çözüm

Deneyimler ışığında toplumsal izolasyon için iki çözüm var:

Yavaşlatma veya baskılama.

Sağlık Bakanlığı iki çözümden yavaşlatmayı tercih etti. Ulaşımın kısıtlanması, sınır kapılarının kapatılması, okulların tatil edilmesi, 65 yaş üzeri sokağa çıkma yasağı gibi kararlar alındı. Adım adım ilerleyen ve gittikçe radikalleşen “evde kal” çağrıları yapıldı. Böylece hastalık kısa sürede en üst düzeyde engellenerek zamana yayıldı. Ama dar gelirli çalışan kesim, üretimin aksamaması için çalışmaya devam etti. Eleştirilebilir, bu bir tercihtir. Bu tercihte bizler durumu ortaya koyar ve önerilerimizi yaparız. Gerisi karar vericiye aittir. Ama bu salgında görülen, ne yaparsanız yapın sonuçta tümden bir üç haftalık izolasyona ihtiyaç olduğudur.

16 Mart 2020’de Imperial College’in COVID-19 ile ilgili yaptığı çalışmada, yavaşlatma ve baskılama tercihleriyle ara tercihler sonucunda yüz bin kişiye yatak kapasitesi yaratmanın nasıl da sorun olduğu yukarıdaki şekilde gösterilmektedir.** Hastalık en üst düzeye yükseldiğinde hiçbir ülkenin sağlık sistemi bu yükü kaldıramadı. Bu nedenle Birinci Basamakta en yetkin çalışmayı yapmak gerekiyor. Pandeminin ülkede her kente yayılıp yayılmadığını öğrenemedik. Henüz vaka görülmeyen illeri kurtarabilir miydik? Çin’in bölgesel tedbirleri gibi biz de kentsel tedbirler alabilir, yayılımı kimi bölgelerde kesebilirdik. İllerde Pandemi Kurulları daha yeni oluşturuldu. Böylece il bazında da (AS: ölçeğinde de) inisiyatif kullanılması sağlanmış oldu. Bunun, sorunun çözümüne yönelik olarak ileri bir adım olduğunu düşünüyorum.

Üç haftalık izolasyon 

  • Dünya Sağlık Örgütü, sürekli olarak test, takip, izolasyon ve karantinadan söz ediyor.

Sonuç olarak; ilk başvurunun aile hekimlerine yapılması, en küçük bir kuşkuda aile hekimlerinin test yapması, temaslıların izlenmesi (ki yapılmaya başlandı) ve gerekli görülenlerin hastaneye sevkini sağlamalıyız. Aile hekimleri, hafif belirtiler gösteren pozitif tanı almış hastaları ve temaslıları izliyor. Ancak hafif belirtiler gösteren herkes hastanelere koşuyor, gidenlerin çok az bir bölümüne test yapılıyor. Hastaneler artık bu yükü kaldıramayacaklar. Bütün verileri değerlendiren ve gelecekteki olası vakalara göre önlemler öneren bir ekip için çok da geç değil. Bunun için Sağlık Bakanlığı üniversitelerden, meslek odalarından, uzmanlık derneklerinden de destek alabilir.

  • Unutmayalım; bu pandemi kısa sürede bitmeyecek, aşı için 12-18 ay gibi bir süre veriliyor.

Herkese değil, hastalığın semptomlarını (AS: belirtilerini) gösterenlere ve hasta olanların temaslılarına test yapıp üç haftalık tümden bir izolasyona ihtiyacımız var. Geriye kalan, aşının bulunmasını beklemek olacak.

*R0, etkenin üreme hızı, Bir infeksiyon etkeninin insandan insana yayılma potansiyelini gösterir. Tümüyle duyarlı bir toplulukta bir hastanın bulaştırıcı olduğu dönemde infekte ettiği insan sayısıdır. Ro>1 ise salgın oluşacaktır.
**https://www.imperial.ac.uk/media/imperial-college/medicine/sph/ide/gida-fellowships/Imperial-College-COVID19-NPImodelling-16-03-2020.pdf