Necati DOĞRU : KOMİSYONCU

KOMİSYONCU

 Necati DOĞRU
SÖZCÜ

(AS  Bizim katkımız yazının altındadır..)

Piyango bileti gibi. Herkese vurmaz. Komisyoncu gerekli. Yıllar içinde şehirler büyümüş, 17 fabrikanın hepsi kentlerin içinde 40 dönüm-50 dönüm-60 dönüm-100 dönüm pırlanta değerinde şehir arsalarına sahip hale gelmişti. 13 yıl önce 2004 yılında arsaları, binaları, sosyal tesisleri, içlerindeki makine ve ekipmanları (AS: donanımları) ile depolarında tüm stokları; alkol, üzüm, arpa, şişe mantarı, etiket, kapak, kutu, koli dahil 292 milyon dolara müteahhit şirketler; “Limak-Özaltın-Çarmıklı” nın kurduğu ortaklığa satıldı. 17 TEKEL içki fabrikasının sadece depolarındaki stoklar, 140 milyon TL tutuyordu. Bu da, o günün kuruyla, yaklaşık 100 milyon dolar ediyordu. TEKEL Başmüdürlükleri depolarında satışa hazır paketlenmiş içki kolileri de 30 milyon dolar değerindeydi. Ayrıca işçilerin tümünün kıdem tazminatı, sıfırlandı. Tazminat devlete yüklendi.
Çırpınan.
Uyaran.
Yapmayın.
TEKEL’in içki fabrikalarını satıyorsunuz bari hepsini tek kişiye vererek “devlet tekelini özel tekele dönüştürmeyin, bundan ülkeye fayda gelmez, alıcılar yarın 17 fabrikanın 17’sini de yabancıya satarlar” diyenler oldu.
Onları dinlemediler.
Ulusalcı bunlar dediler.
* * *
TEKEL’in 17 fabrikasını 292 milyon dolara alan ÜÇLÜ, bir yıl sonra, tek bir çivi bile çakmadan, 820 milyon dolara Amerikan şirketi Texas Pasific (AS: Pacific) Group’a sattı. O da 2.5 milyar dolara İngiliz Diego şirketine devretti. TEKEL’in içki fabrikaları “özelleştirme adı altında yabancılaştırılmış” oldu. (Ara notu yazayım: TEKEL fabrika müdürlerinden Kerim Yanık, 17 fabrikanın bin bir emek, öz veri, çalışkanlık, ülke kalkınmasına adanmışlık değerleri üzerinde nasıl kurulduklarını anlatan kitap yazdı, yakında yayınlanacak.)
Ey okur!
Piyango bileti gibi.
Herkese vurmaz.
Komisyoncu gerekli. (AS: Buraya dikkat!)
Sözümü aklında tut.
Diego Firması’nın, TEKEL’in 17 fabrikasını ele geçirmesinden önce yerli pazara sattığı viski, cin, votka gibi ithal içkilerden doğan 300 milyon dolarlık bir vergi borcu vardı. O dönemin İngiliz Başbakanı Tony Blair bir gün sessizce Ankara’ya geldi. Dönemin Maliye Bakanı Kemal Unakıtan (AS: ”Babalar gibi satarım..” diyordu!) ile görüştü. Dönemin Başbakanı da Recep Tayyip Erdoğan’dı. Ve bu sessiz ziyaret sonrası “Diego’nun Türkiye Cumhuriyeti Devlet Hazinesi’ne olan 300 milyon dolarlık borcunun yeniden yapılandırılarak birkaç milyon dolara indirildiği” Ankara’da konuşulur oldu. Başbakanlık, bakanlık açıklama yapamadı.
* * *
Rastlantıya bak!
Cumhurbaşkanı’nın Isparta’da Amerikan merkezli Coca Cola fabrikasını açtığı gün, 86 yıl önce kurulmuş TEKEL TEKİRDAĞ Rakı Fabrikası, sahibi İngiliz Diego (Mey içki) tarafından kapatıldı. Fabrikanın 102,5 dönümlük arazisi üzerinde konut-rezidans-alışveriş merkezi yapılması için imar izin faaliyetleri başladı. Aynı gün yine TEKEL’in 17 fabrikasından biri olan ve Atatürk döneminde Atatürk Orman Çiftliği’nde kurulu Bira Fabrikası‘nın (AS: Bomonti biraları) arazisine bitişik arazinin de TOKİ tarafından Amerikan Büyükelçiliği’ne satıldığı haberi yayınlandı. (AS: lütfen tıklayınız; Atatürk’ün emanetini ABD’ye sattılar!)

Piyango yabancıya vuruyor!

Günün sorusu : ONBEŞLİM!
15 yaşında Eren Bülbül, çatışmanın çıkma ihtimali yüzde yüz olan bölgeye neden götürüldü? Götürülürken gerçekten çelik yelek giydirildi mi? Giydirildiyse sonuç niçin böyle oldu?  İhmal mi var? Annesi, “Eren’in oraya neden götürüldüğünün cevabını istiyorum” diyor. (16.08.17)
=====================================
Dostlar,

Sayın Doğru’nun bu yazısı, ‘‘Tekirdağ Suspus!’‘ başlıklı yazısı ile bir bütün.
Birlikte okunmasında büyük yarar var.. (17 Ağustos 2017)
http://www.sozcu.com.tr/2017/yazarlar/necati-dogru/tekirdag-suspus-1976645/)

Biz yukarıda makale içinde yer yer birkaç not ekledik..
Yazının başlığına dikkat isteriz : Komisyoncu!

Bu başlık metin içinde daha da açık edilerek kullanılmış, biz de dikkat çektik :

Komisyoncu gerekli.

Niye acaba, kim acaba bu ”Komisyoncu” ???!

Necati Doğru da hep böyle yapıyor, kapalı geçiyor.. Korkuyor herhalde?!
Halbuki ne gerek var; AKP = RTE ha bire söylüyor :

  • ”Türkiye’de gazetecilik yaptıkları için hapiste olan gazeteci yok!”

    Yerseniz ya da yutarsanız…

    Sevgi ve saygı ile. 20 Ağustos 2017, Tekirdağ

    Dr. Ahmet SALTIK
    Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
    www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

Unutma Artvin! Uyan Türkiye!

Unutma Artvin! Uyan Türkiye!

Necati DOĞRU
SÖZCÜ, 19 Ağustos 2017

(Bizim katkımız yazının altındadır..)

Devlet kurumu MTA rapor hazırlamıştı. Artvin Cerattepe Raporu’na göre; bu bölgede 12 milyon 100 bin ton maden cevheri rezervi var. Bunun 8 milyon 200 bin tonluk miktarı okside, 3 milyon 900 bin tonluk miktarı sülfürlü cevher. Okside cevherde ton başına 4 gram altın, 140 gram gümüş; sülfürlü cevherde ton başına 1.2 gram altın, 225 gram bakır var. Galeri tipi kapalı işletme ile bu cevher çıkarılmaya başlandığında; yer altı suyu sülfürlü minerallerle tepkileşecek; arsenik, molibden, kurşun, türünden kanser yapıcılar açığa çıkacak. Galeride bir seferde 3.5 metre ilerleyebilmek için günde 130 kilo dinamit patlatmak gerekecek, bu da Artvin’in özel doğasında heyelanları tetikleyecek. Artvin’in yamaç ve yaylalarındaki 2 bin 700 bitki çeşidi ve 22 endemik bitki türü (dünyanın başka bir yerinde yetişme ihtimali olmayan)  yok olacak. Güneş batınca bile çiçeklerden polen toplayıp bal yapan saf Kafkas arıları, sarı sandal kuşu, ardıç kuşu, tahtalı kuşu dahil 350 kuş türü de bitecek.
* * *
Unutma Artvin! Uyan Türkiye!
Havuz doldurma; bakan oğullarının döviz dolu kasaları ile para sayma makinelerinin suçüstü belgesi olarak geçtiği o ünlü 17-25 Aralık dava dosyalarında yer almıştı:
Sen havalimanını kaptın.
At havuza para.
Sen köprü ihalesini aldın.
At havuza para.
Sen rakı fabrikalarını yuttun.
At havuza para.
Sen tüneli götürdün.
At havuza para.
2 ayda havuzda 650 milyon dolar toplandı. Bu para daha önce devletin elindeki gazete ve TV’leri alıp da; o dönemin başbakanı (şimdiki cumhurbaşkanı) damadını yazar yapan işadamına aktarıldı.
Bir değil.
İki değil.
Üç değil.
Beş değil tam altı kez “Cerattepe’de maden ocağı açmak, Artvin’in bir daha yerine konulamaz doğasını öldürür” diye mahkeme kararı alındı. Üst mahkeme de bu kararı onayladı. İki yabancı şirket çekildiler. Artvin’de bugün “bakır madeni” diye ilan edilen ve daha sonra “altın çıkarma madenine” dönüşeceğine kesin gözüyle bakılan o ocak, işte bu havuza para koyan şirketlere liderlik eden Cengiz Holding‘e sunuldu. (AS: Sahibi Mehmet Cengiz ”Bu Milletin a’sına koyacağız” diyen adam!)
* * *
Tek ağaç kesilmeyecek. Tek ot yolunmayacak.
Yerin altına girilecek; “galeri açılacak” ve bakır cevheri yer altından çıkartılacak. Murgul’a götürülecek orada işlenecek. Artvin’in doğası hiç mi hiç zarar görmeyecek. Başbakan bunları söylüyor. Orman Bakanı da onu onaylıyor. Borazan olanlar da Başbakan ile Bakan ne diyorsa aynısını tekrarlıyorlardı. Tekrarlıyorlardı ama gerçekte ne oldu: Madene henüz galeri açılmaya girişildi, kazma vuruldu. Henüz 2.500 ağaç kesildi. 300 yılda yetişen 60 bin ağaç daha kesilecek. Artvin’in doğası şimdiden isyan etti. Galeri hafriyatı, molozu, atığı derelere, orman içlerine dökülmeye, teleferik için ağaçlar kesilmeye, galeride patlatılan dinamitlerin sesiyle köy evleri yerinden oynamaya başladı. Hafriyatın, zehirli tozun karıştığı dereler gri renkte, karışmayan dereler arı-duru-berrak akıyor.
* * *
Sonun geldi Artvin! Uyan Türkiye!

GÜNÜN SORUSU : KATİL AÇIKLAMIŞTI

Antalya’da doğaya zarar veren mermer ocaklarının kapatılması için mücadele eden ve asırlık sedir ağaçlarını korumaya çalışan çevreci karı koca; Ali Ulvi- Aysin Büyüknohutçu’yu öldüren katil, kendisine bu iş için bir mermer ocağı sahibinin, “3  bin TL  peşin, 47 bin TL de cinayetten sonra olmak üzere 50 bin TL” verdiğini açıklamıştı. Bu mermer ocağı sahibi ile cinayete azmettirici olarak adı karışan diğer mermer ocağı sahipleri ne oldu?
==============================
Dostlar,

Kutluyoruz sizi Sayın Necati Doğru!.
Bu yazınız da çok başarılı..
KOMİSYONCU’‘ başlıklı yazınız da çooook başarılıydı.. (16 Ağustos 2017)
(http://www.sozcu.com.tr/2017/yazarlar/necati-dogru/komisyoncu-1975097/)

‘Tekirdağ suspus’‘ yazınız da çok başarılıydı.. (17 Ağustos 2017)
http://www.sozcu.com.tr/2017/yazarlar/necati-dogru/tekirdag-suspus-1976645/

Bu 3 yazınız yaygın okunmalı, paylaşılmalı, halkı uyandırmalı; iktidarı da!

Elbette bu halk da kafasını derin sularda dibe vurup boynunu kırmadan uyanacak.. Kendi bilir gari.. Yoksa ‘

  • ‘Bu Milletin a’sına koyacağız’
    (http://www.cumhuriyet.com.tr/haber/turkiye/42057/_Bu_milletin_a…_koyacagiz__diyen_isadami_konustu.html 17 Şubat 2014)

diyen Cengiz Holding patronu Mehmet Cengiz gibiler fırsatını kolluyor şimdiye dek iktidarla birlikte yaptıklarına ek, onlar yetmezmiş gibi..

Bu arada Cerattepe davasında idari yargı – Danıştay’ın sıkı dur(a)madığını, ulusun hukukunu yaşayan ve gelecek kuşakla adına gereğince koruyamadığını büyük acıyla not düşmek zorundayız..

Türkiye, Osmanlı’nın son dönemleri dahil, hiçbir zaman bunca kötü yönetilmedi ve bunca vahşet – düşmanlık – açgözlülük – kinle talan edilmedi..

Yurttaşlar bir an önce uyanmazsa;

  • Türkiye hem yaşayan hem gelecek kuşaklara cehennem olacak ya da elden çıkarılıp anahtar teslimi emperyalizme – yerli işbirlikçilerine teslim edilecek!
  • Sonun geldi Artvin! Uyan Türkiye!

Sevgi ve saygı ile. 19 Ağustos 2017, Tekirdağ

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

Merve Kavakçı’ya açık mektup

Merve Kavakçı’ya açık mektup

Zeynep Gürcanlı ile ilgili görsel sonucu

Zeynep Gürcanlı
SÖZCÜ

(AS: Bizim kapsamlı katkımız yazının altındadır..)

Temmuz ayının sürprizi Merve Kavakçı’nın ay başında Türk vatandaşı, ay ortasında ise Malezya/Kuala Lumpur’a büyükelçi yapılmasıydı.
Kavakçı’nın büyükelçi olarak atandıktan sonra ABD vatandaşlığından ayrılıp ayrılmayacağı, eğer ayrılmazsa, “T.C. Büyükelçisi” sıfatıyla atandığı Malezya/Kuala Lumpur’da Türkiye’nin mi, ABD’nin mi çıkarlarını koruyacağı sorusu çok yazılıp çizildi. Ancak Kavakçı’yla ilgili “vatandaşlık” karmaşasının gölgesinde kalan -ve kesinlikle tartışılması gereken- başka konular da var :
T.C. vatandaşlığından çıktıktan sonra yerleştiği, -diğer memleketi – ABD’de katıldığı toplantılar, yazdığı yazılar, bir araya geldiği insanlar gibi.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın -şimdilik şifahi, atama işlemleri tamamlanınca resmi- oluru ile, AKP hükümeti tarafından büyükelçi yapılan Kavakçı’nın öteki memleketindeki hayatından kamuoyuna yansıyan bilgilere biraz bakalım;

“Türkiye’yi şikayet” eleştirileri Kavakçı için geçerli değil mi?

Gerek Cumhurbaşkanı Erdoğan, gerekse AKP hükümeti son dönemde Türkiye’deki insan hakları ihlalleri konusunda, özellikle Batı ülkelerinde sesini çıkaran Türkiye vatandaşlarını en sert şekilde eleştiriyorlar. Daha bundan dört ay önce, 22 Mart 2017’de bizzat Erdoğan aynen şöyle demişti; “Kendi ülkesini yurt dışındaki bir takım güçlere şikayet eden, ihbar edenlerle mücadelemizi sonuna kadar sürdüreceğiz. Medya mensubu görüntüsü altında terör örgütlerine militanlık, yabancı servislere ajanlık yapanlara asla taviz vermeyeceğiz.”

Ancak belli ki, Erdoğan’ın çok sert sözlerle eleştirdiği, “kendi ülkesini yurt dışında ihbar ve şikayet etmek” fiili, Merve Kavakçı için geçerli değil. Çünkü Kavakçı, Temmuz 2017’de yeniden Türkiye Cumhuriyet vatandaşı olmadan önce ABD’de katıldığı panellerde, toplantılarda sık sık Türkiye’yi şikayet etmiş, ABD’yi övmüştü. Buna rağmen büyükelçi yapıldı.

İşte Kavakçı’nın Türkiye hakkındaki yorumlarından birkaç örnek;

– Christian Science Monitor dergisinde Kavakçı imzasıyla 28 Eylül 2009’da yazılan makaleden bir alıntı (Tarihe dikkat edin; 2009’da AKP Türkiye’de iktidardaki 7. senesini tamamlamıştı):

  • “Müslüman ülkelerin çoğunda, devlet her tarafta eli ve kulağı olan müdahaleci bir aygıttır. Bu ülkelerde sadece kutsal devletin dalkavukları ödüllendirilir. Müslümanlar ise düzenin müdahaleleri ve dini hoşgörüsüzlük arasında sıkışıp kalır… Amerika’da ise, insanların dini inançlarını yerine getirmelerine bütün kapılar açıktır. Vatandaşlık haklarının yanı sıra, İslam’ı günlük hayatta yaşayabilmelerine olanak tanıyan bu ortam, milyonlarca Müslüman’ın Amerika’da yaşamasının temel nedenidir.”
    (AS : Suudi Arabistan başta olmak üzere neden şeriatla yönetilen müslüman ülkelere gidip oraları özgürleştirmeye… emek vermiyorsunuz?)  

– Nisan 2002’de, ABD’deki Minaret of Freedom adlı örgütün yemeğinde yaptığı konuşma: “Ahlaki davranış, insan haklarına saygı, eşitlik, herkes için adalet birbirinden ayrılmaz kavramlardır. Eğer birbirlerinden ayrılır ve seçilerek uygulamaya konulurlarsa, ortadan kalkarlar. ABD’yi bu yüce kavramların bir örneği olarak kullanarak, Türkiye ve İsrail’de Müslümanlara işkence edenlerin tavırlarını değiştirmeye çalışıyoruz…”
(Aynı toplantıda soru: “Türkiye, Müslüman dünya için ideal ülke olarak gösteriliyor. Bu fikre karşı nasıl savaşırız?” Kavakçı’nın yanıtı: “Biz Amerikalılar olarak hem federal kamu dairelerinde, hem de yerel hükümetlerde bilinci artırarak bu fikirle mücadele edebiliriz…”

– Mayıs 2005’te ABD’deki Northwestern Üniversitesi’nde yaptığı – ve okuldaki bazı Türk öğrencilerin kendisini protesto ettiği-

  • “Türkiye’deki adaletsizliği ortaya koymak” başlıklı toplantıda yaptığı konuşma; “Türk hükümeti dine karışıyor, dini kontrol ediyor hatta dini değiştiriyor… Aşırı laiklik Türkiye’de yeni bir sosyal sınıf yarattı; başörtüleri nedeniyle kurban haline gelen kadınlar…” (AS: Türkiye’de şortlu – mini etekli kadınlar şiddet görüyor, oruç tutmayanlar öldürülüyor, alkollü içkiler aşır pahalı ve habire yasaklanıyor, günde 5 vakit 100 bin camide, olmadığı yerde hoparlörden her santimetre karede bangır bangır ve uzuuun uzun selalı – girişli ezan vb. okunuyor, tüm okullar İHL yapıldı, programda saatlerce din – fıkıh -ukubat – şeriat – Peygamber – hadis – sünnet ve de CİHAT var ve bu dersler zorunlu.. Tüm bunlar giderek koyulaşan bir İslami faşizm değil de ne????!!!)

Kavakçı’nın ilginç bağlantıları

Kavakçı’nın ABD günlerinde dikkat çeken bir başka unsur ise, adının sürekli anıldığı kişiler. Bunların başında da Türk kamuoyu tarafından iyi tanınan -ve özellikle AKP yandaşı medya tarafından sık sık şeytanlaştırılan- Türkiye’de bir dönem CIA istasyon şefliği de yapmış olan Graham Fuller geliyor.
Fuller ile pek çok panele birlikte katılan Kavakçı, yine onunla birlikte ABD yönetimine hitaben yazılmış pek çok açık mektuba imza da atmış durumda. En çok öne çıkan, her ikisinin de imzasının olduğu, Obama’ya hitaben yazılmış ve İslam coğrafyasında “siyasi reform için bastırmaya devam etmesini” isteyen mektup. Bir Tunus vatandaşına ABD’nin uyguladığı kötü muamele konusunda da yine hem Kavakçı’nın, hem de Fuller’in birlikte imza attıkları, bir başka açık mektup daha var.

Ayrıca Kavakçı’nın Fuller’le birlikte katıldığı, her ikisinin de konuşmacı olduğu “Amerika, İslam ve Yeni Milenyum” başlıklı panelden de bahsetmeden geçmek olmaz. Panelde, hem Kavakçı, hem de Fuller Türkiye’ye bol bol eleştiri yağdırmışlardı. Tam da burada, Merve Kavakçı’nın ABD’deki akademik hayatındaki yakın çalışma arkadaşı Fuller’in bir başka bağlantısından da bahsetmek gerekiyor :

Fuller, FETÖ lideri Fetullah Gülen’in ABD’de oturma izni almasını sağlamak üzere “referans mektubu” yazan isimlerden biri. 15 Temmuz sonrasında da FETÖ’yü aklamak için en çok çaba gösteren Amerikalı isimler arasında yer alıyor. Kavakçı’nın ABD günlerinden böyle “karışık” pek çok ilişkisine ilişkin örnekleri artırmak mümkün.
Tüm bu ilişkiler ağı, tüm bu konuşmalar, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı kimliğimizle, bize de Merve Kavakçı ve onu “TC Büyükelçisi” olarak atayan hükümete bir “açık mektup” yazma hakkını veriyor. Kısa bir mektup bu;

“Hem Merve Kavakçı’nın, hem de onu büyükelçi atayan iktidarın yanıtlaması istemiyle 2 soru sormak istiyorum :

1. Kavakçı, yakında resmen “olağanüstü ve tam yetkili” (Ambassador Extraordinary and Plenipotentiary) ünvanıyla başlayacağı Türkiye Büyükelçiliği görevinde, dün şikayet ettiği Türkiye’yi övecek midir,
yoksa daha önce yaptığı gibi ABD’yi övmeye devam edecek midir?

2. Kavakçı, dün birlikte hareket ettiği,- şimdilerde FETÖ’nün en büyük koruyucusu haline gelmiş- insanlarla yollarını ayıracak mıdır? Yoksa büyükelçilik görevi sırasında, örneğin Graham Fuller’le işbirliğini sürdürecek midir?”

Bir yanıt geleceğini sanmıyorum; ama biz yine de tarihe not düşelim…
(07.08.17)
=====================================
Dostlar,

Sayın Zeynep Gürcanlı’nın yazısı gerçekten tarihe not düşmedir..
Metin içinde 2 yerde bir ayraç içinde ekleme yaptık. İlki :

  • Suudi Arabistan başta olmak üzere neden şeriatla yönetilen müslüman ülkelere gidip oraları özgürleştirmeye… emek vermiyorsunuz? 

İkincisi ise

  • Türkiye’de şortlu – mini etekli kadınlar şiddet görüyor, oruç tutmayanlar öldürülüyor, alkollü içkiler aşırı pahalı ve ha bire yasaklanıyor, günde 5 vakit 100 bin camide, olmadığı yerde hoparlörden her santimetre karede bangır bangır ve uzuuun uzun selalı – girişli – uzatmalı.. ezan vb. okunuyor. Tüm okullar İHL yapıldı, programda saatlerce din – fıkıh -ukubat – şeriat – peygamber – hadis – sünnet ve de CİHAT var ve bu dersler zorunlu.. Türkiye dinci ve kinci kuşaklar yetiştiriyor, Evrim öğretimi yok.. PISA’da sonunculuk var.. İHL mezunları ÖSYM LYS sınavında nal topluyor….
    Tüm bunlar giderek koyulaşan bir İslami faşizm değil de ne????!!!

    Merve Kavakçı kimdir? Yeniden T.C. vatandaşlığına kabul edildi

    Sayın Gürcanlı’nın 2 sorusuna bizim 2 sorumuzu yukarıda verdik..
    Bizim bir 3. kapsamlı sorumuz var Kavakçı’ya :

  • ABD vatandaşı olurken ettiği yemin… Her durumda ABD çıkarlarını koruyacağına ilişkin.. Ve AKP = Erdoğan tarafından bayan Kavakçı’nın ABD vatandaşlığından ayrılma koşulu aranmadan Büyükelçi ataması yapıldığına göre;
    1-Kavakçı o yemini takiyye gereği mi yapmıştır?
    2-ABD vatandaşı olarak Türk Büyükelçi görevini etik bulmakta mıdır?
    3-ABD-Türkiye çıkarları çatıştığında bu ikilemi Kavakçı nasıl çözecektir?
    4-Kavakçı’nın, bu ciddi açmazlara karşın ABD yurttaşlığını koruyarak yine de Malezya büyükelçisi yapılmasında bizim bilemediğimiz – anlayamadığımız Türkiye’nin hangi yüksek çıkarları söz konusudur?
    5-Tıp doktoru olduğunu bildiğimiz Bn. Kavakçı, Dışişleri kariyerinde yılların ağır emeği ile ancak erişilebilen, her Dışişleri çalışanına da nasip olmayan tepe nokta olan Büyükelçilik görevini hangi meslek birikimi ile yapacaktır?

    Liyakat Kuran’ın da emri olduğuna göre AKP = RTE ve Bn. Kavakçı neden Kuran’ı çiğniyorlar?
    (“Allah size, mutlaka emânetleri ehli olanlara vermenizi ve insanlar arasında hükmettiğiniz zaman adâletle hükmetmenizi emreder. 4/Nisa, 58)

Şimdi son durum, 2 özne bakımından (Erdoğan / Kavakçı) şu kapsamda mı ?

– ”…insan, (kendisine yüklenen emânete) ihânet etti. Böylece insan, hem çok zâlim, hem de çok câhil olduğunu ispatladı.” (33/Ahzâb, 72)

Sevgi ve saygı ile. 19 Ağustos 2017, Tekirdağ

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

KATAR TÜRKİYE’YE NE KATAR?

KATAR TÜRKİYE’YE NE KATAR?

Prof. Dr. ANIL ÇEÇEN
ANKARA KALESİ – 14.06.2017 – ANAYURT GAZETESİ

S-1- Katar nasıl bir ülkedir?

C-1- Katar Orta Doğu’nun tam ortasında, ayrıca Basra Körfezi’nin de tam merkezinde yer alan bir   yarımada ülkesidir. Körfezin güney kıyısında Arabistan sınırından İran’a doğru uzanan bir jeopolitik konuma sahiptir. 22.000 km2 yüzölçümüne sahip (AS: Wikipedia’da 11,437 km2) bulunan bu Arap ülkesinde dünyanın çeşitli ülkelerinden çalışmak için gelen büyük işçi topluluklarıyla birlikte beş milyona yakın insan yaşamaktadır. Doğal yapısı bakımından bir taş çölü yüzeyine sahip bulunan Katar ülkesi, 2. Dünya Savaşı sonrasında petrol şirketlerinin bu bölgeye gelmesiyle birlikte çöl ülkesinden petrol ülkesine doğru bir değişim geçirmiştir.

Katar’ın petrol ile başlayan macerası daha sonraki aşamada doğal gaz rezervleri ile birlikte devam ederken, dünyanın en küçük ülkelerinden biri olan Katar, 21. yüzyıla girerken aynı zamanda yer kürenin en zengin ülkelerinden biri konumuna gelmiştir. Batılı petrol şirketleriyle birlikte doğal gaz tekelleri de Katar’ın bu zenginliklerinden yararlanabilmek üzere bu ülkeye gelmişler ve Katar’ı dünyanın en zengin ülkelerinden birisi haline getirmişlerdir. İran ve Pakistan’dan gelen binlerce işçi petrol ve doğal gaz şirketlerinin kampuslarında çalışarak enerji üretimi yapmışlar ve bu sürecin sonunda bugünkü Katar devleti meydana çıkmıştır. Dünyanın en küçük devletlerinden bir olan Katar’ın, gene dünyanın en zengin ülkelerinden birisi konumuna gelmesiyle birlikte ortaya birçok sorun çıkmış ve bu yarımadanın başı dertten bugüne kadar kurtulamamıştır. Bugün zenginler Katar’ı kıskanmakta ve önünü kesmeye çalışmaktadır.

S-2- Katar’ın nasıl bir tarihi vardır?
………………………………….

S-3-  Katar 20 . yüzyılda ne gibi gelişmeler ile karşı karşıya kaldı?
……………………………………….

S-4-Bu kadar fazla güvenliğe önem veren Katar, neden günümüzde büyük bir güvenlik sorunu ile karşılaşmıştır?
………………………………………

S-5-  Katar ve Türkiye ilişkileri ne düzeyde sürdürülmektedir?
…………………………………………..

S-6- Katar ile ilgili olarak son kriz olayı nasıl gelişti?

C-6-Katar’ın son yıllarda artan zenginliği ve uluslararası alanda yaptığı büyük yatırımlar hem Batılı devletleri hem de Suudi Arabistan gibi bölge devletlerini rahatsız ediyordu. Bölgede mezhep savaşı çıkartmak isteyen ABD-İsrail ikilisi, Suudi Arabistan’a çok miktarda silah satarak bu büyük ülkeyi bir Sünni kamplaşmasının öncüsü yapmağa çalışmıştır. Silahları alan ve ABD desteğini yanına çeken Suudiler de İran’a yönelik bir savaş hazırlığı içine girdikleri aşamada, İran ile Arabistan arasında yer alan Katar devletine yönelik bir komplo içine girmişlerdir. Arabistan’ın Katar ile ilişkilerini keserek diplomatlarını geri çekmesiyle birlikte bölgedeki 8 Müslüman devlet de Suudiler ile birlikte hareket ederek Katar ile ilişkilerini kestiklerini ileri sürmüşlerdir. ABD ve İsrail ikilisi yıkmak istedikleri devleti önce teröristlikle suçlayarak harekete geçtiği için, benzeri strateji Irak, Suriye ve Libya sonrasında Katar için de gündeme getirilmiştir. Arabistan, İran’a karşı bir mezhep savaşı doğrultusunda provoke edilirken, öncelik İran ile arasında yer alan Katar’a verilerek savaşa giden yolda bu ülke hedef alınarak kışkırtılmıştır.

ABD, terör örgütlerine dağıttığı silahların parasını Suudiler’den almış ve böylece bölgede savaşın tırmanmasının önünü açmaya çalışmıştır. Arabistan öbür İslam ülkelerini Sünni dayanışması doğrultusunda yanına çekerek, Şiiliğin merkezi görünümündeki İran’a ABD ve İsrail desteği ile meydan okumuştur. ABD başkanı Arabistan’ı ziyaret ederken, Mısır devlet başkanı da oraya gelerek üç devletin Başkanı dünyayı yansıtan bir küreyi birlikte avuçlayarak ortaklıklarını tüm kamuoyuna göstermeye çalışmışlardır. Daha önceleri de İsrailli diplomat ile Arabistanlı bir komutan ABD başkentinde ortaklıklarını İran ve Türkiye’ye karşı açıklarken, Müslüman Kardeşlere karşı Mısır’da darbe yapan bugünkü Başkan Sisi’yi birlikte desteklediklerini ilan ediyorlardı.

Çin’in öncülüğünü yaptığı yeni İpek Yolu projesinin, dünyanın ortasında yer alan bölgeden geçmesi, ABD ve İsrail’in merkezi alanı ele geçirme projelerini tehdit ettiği için, merkezi alanda Batılı ülkeler acilen savaş çıkartarak yeni ipek yolunun önünü kesmeye yönelmektedirler. Tam bu aşamada ABD ve İngiltere gibi iki büyük Atlantik gücünün birçok alanda karşı karşıya gelmesi de Orta Doğu’daki gelişmeleri fazlasıyla etkilemiştir. İngiltere önceden kurmuş olduğu düzeni savunurken bir Sünni-Şii savaşına karşı çıkmaktadır çünkü hem İran’ın hem Arabistan’ın hem de Katar’ın devlet olmasını sağlayan İngiltere’dir. Şimdi Büyük İsrail’in orta dünyada kurulabilmesi için İran ve Arabistan arasında mezhep çatışmaları üzerinden bir büyük savaş çıkartılmaya çalışılmakta ve bu doğrultuda da ilk raund arada kalan ülke olarak Katar üzerinden oynanmaya çalışılmaktadır. Petrol ve gaz kaynaklarının en çok bulunduğu Basra Körfezi bölgesinde mezhepler üzerinden bir dünya savaşı çıkartmak ABD ve İsrail planlarına uygundur ama bu duruma Çin, Rusya, İngiltere, Fransa, Almanya ve Hindistan gibi büyük devletler açıkça karşı çıkmaktadırlar. Kurban olarak seçilen Katar’a, savaş istemeyen ve dünya barışından yana bütün devletler destek olmaktadır.

Türkiye, bu aşamada ilk günden başlayarak Katar’ın yanında olmuş ve bu ülkenin güvenliği için yardımcı olmaya çalışmıştır. Ne var ki, Katar olayının ana amacının bir İran-Arabistan savaşı ya da bir mezhepler çatışması çıkartmak olduğu artık açıkça kesinleşmiştir.

Türkiye doğu komşusu İran’a yönelik bir mezhep savaşına girmemek durumundadır.

Katar son yıllarda Türk ekonomisine önemli miktarda para aktararak ve yardım yaparak Türk devletinin yanında olmuştur ama bu durum Katar üzerinden bir mezhep savaşına Türkiye’nin sürüklenmesini gerektirmez. Katar Türkiye’ye birçok maddi desteklerle katkılar sağlamıştır ama Türkiye de bunun karşılığında Katar’a her türlü yardımı yapmaya çalışmıştır. Bundan sonrası bütün dünyayı tehdit eden ve kıyamet senaryosuna dönüşebilecek bir Orta Doğu savaşı senaryosu olduğuna göre, Türkiye böyle bir oyuna alet olmamalıdır.

  • Katar sorunu Türkiye’yi büyük komşusu İran ile savaşa sürüklenmemelidir.

Yazının tümünü okumak için lütfen tıklayınız (5 sayfa..) : KATAR_TURKIYE’YE_NE_KATAR
============================================
Dostlar,

Katar sorunu içten içe sürüyor.. Kalıcı bir çözüme kavuşturulmuş değil, kısa erimde tarafları hoşnut edecek bir çözüm de pek olası değil. Çünkü çok yanlı denge ve çıkarlar, aynı ölçüde karmaşık zorluklar doğuruyor.

Türkiye ise deyim yerinde ise bodoslama dalmış durumda sorunun içine. AKP = Erdoğan tek adam iktidarının Katar ile tüm saydamlığı ile bilinmeyen ”ilişkileri” olduğu biliniyor. Sitemizde atar sorununa ilişkin Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Uluslararası İlişkiler bölümünden Sn. Prof. İlhan Uzgel‘in bir makalesini yayınladık (ne yazık ki OHAL KHK’sı denen bir hukuk ucubesi ile görevinden uzaklaştırılmış durumda…) :

Biz de KATAR BUNALIMI başlıklı bir makalemize sitemizde yer vermiştik (üstünde tıklayınız..)

Sayın Prof. Dr. Anıl Çeçen‘in bir kamu hukukçusu olarak ülkemiz hukukunu uluslararası düzlemde de korumaya dönük çabaları ve bu alandaki yetkinliği iyi bilinmektedir.

Süregelen Katar sorunu nedeniyle, 3 yazıyı bir sitemiz üzerinden ilgili ve yetkililerin bilgisine sunuyoruz.

Sevgi ve saygı ile. 19 Ağustos 2017, Tekirdağ

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

 

 

 

 

KARINCALARIN SAVAŞI

KARINCALARIN SAVAŞI

Zeki Sarıhan

Hayvanların davranışlarını gözlemeye pek meraklıyımdır. Vahşi doğa belgeselleri seyretmeden duramam. Bu aslında biz insanların davranışlarındaki temel güdüleri anlamaya yarar.

Evimizin bahçesinde bir karınca yuvası gördüm. O minicik bedenleriyle kuru çalılar arasında sağa sola koşuşturan karıncalar yuvalarına bir şeyler taşıyorlardı. Onlar da bizim gibi boğazlarının derdinde olmalıydılar. Aynı zamanda kış hazırlığını ihmal etmeyecek kadar genlerine işlemiş bir içgüdüleri vardı.

Gözüm onların dur durak bilmeyen koşuşturmalarına dalmışken bir ara birkaç adım ötede başka bir karınca yuvası daha gördüm. Acaba bu iki topluluğun birbirlerine karşı davranışları nasıldı? İyi geçiniyorlar mıydı? Birbirlerine karışıyorlar mıydı? Herkes yuvasını kolaylıkla buluyor muydu?

Deneyip öğrenmekte yarar vardı: İkinci yuvanın çevresindeki karıncalardan birini incitmeden tuttum, birinci yuvanın ağzına bıraktım. Hatta onu yuvanın içine ittim.

Karıncaları birbirinden ayıracak bir nişane yok ki, benim deney için seçtiğim karıncanın hangisi olduğunu bileyim. Onların yalnız büyüklükleri farklı.

Merakla beklemeye başladım. Çok geçmeden yuvanın ağzında olağandışı bir hareketlilik başladı. Yuvanın sahipleri, bir karıncayı (benim içeri attığım karınca olmalıydı) hep birlikte yuvadan çıkardılar. Onu iki karıncaya emanet ederek kendileri işleriyle meşgul olmaya başladılar.

Benim karıncam, düşmanlarının elinden kurtulmaya, kendi yuvasına doğru otların arasından gitmeye çalışıyordu ama diğer ikisi onu bırakmıyordu. Alt alta, üst üste bir boğuşma başladı. Birbirlerini ısırmaya çalışıyorlar, incecik bellerinden ikiye katlanıyor, birbirleriyle bir yumak haline geliyorlardı. Bir hayli savaştıktan sonra benim deneysel karıncam iki düşmanının elinden kurtuldu ve kendi yuvasına doğru gitti. Herhalde kendi kabilesi üyelerine başına geleni kendi dilince anlatmıştır…

Tek bir deneyle bilimsel sonuçlara ulaşılamayacağını bildiğim için onu tekrarlamaya karar verdim. Bu kez, birinci yuvanın çevresinden bir karıncayı tam bir saman çöpünün üstündeyken çöple birlikte kaldırdım ve ikinci yuvanın ağzının içine ittim.

Burada da aynı olay yaşandı. Yuvanın sahipleri komşu yuvanın karıncasını yaka paça yuvadan çıkardı. O can havliyle kendi yuvasına doğru koşmaya çalışırken karıncalardan biri peşine düştü. Bu ikisi arasında korkunç bir boğuşma başladı. Sonunda, benim deneysel karıncam, peşine düşen ve onu öldürmeye çalışan karıncayı belinden ısırarak iki parçaya ayırdı ve onun cansız bedenini orada bırakarak kendi kabilesinin bulunduğu yuvaya doğru yol aldı.

İNSANLARIN KABİLE SAVAŞLARI GİBİ

Bu olay bana, insanlar arasındaki kabile savaşlarını hatırlattı. İlkel bir hayat yaşadığımız yüzbinlerce yıl öncesinde yaşanan ve günümüzde de devam eden bir savaşı. Her kabile, yaşamak için birbirlerine kenetlenmek ve yabancılarla savaşmak zorunda.

Sonra bu kabileler genişleyerek ve çoğalarak millet oldular. Modern bir kavram olan millet, artık tek bir kabileden oluşmuyor. Dilleri, dinleri, ırkları farklı topluluklar da tarihsel ve ekonomik ihtiyaçlarla bir araya gelip barış içinde yaşayabiliyorlar. Başka milletlerle de barışçı ilişkiler kurabiliyorlar. Birbirlerine gidip geliyorlar, ticaret yapıyorlar, hatta uluslararası ortak hukuk metinleri yaratıp bunlara uyuyorlar.

Ama bunlar medeni milletlerin anlayışı. Hâlâ ilkel anlayışlardan kurtulamamış ve kabile yaşayışı ve anlayışını terk edememiş milletler, hem kendi içlerindeki farklı din, dil, ırk gibi özellikler taşıyanları kendilerine benzetmek için asimilasyon uyguluyor, ülke dışına sürüyor veya topluca öldürüyor  Şimdi ülkemizin çevresinde her gün tanık olduğumuz bu gibi olaylar Türkiye tarihinde de çok yaşandı. Şimdi “tek… tek… tek… tek…” diye tekerleme haline getirilen ideoloji de bunun bir devamı.

Farklı karınca kabilelerini birbirine karıştırmak ve aynı yuvayı paylaşmalarını sağlamak mümkün değil. İnsanoğlu denilen canlı türü ise milyonlarca yıllık bir sosyal evrimden geçerek karıncalardan çok farklılaştı. Tek’çiler ise hâlâ buna uyum sağlayamamış olanlar. Bu “tek… tek… tek… tek…’in asıl muradı tek parti ve onun da başındaki Tek Adam rejimi. Son zamanlarda muhalefeti tamamıyla silmeye yönelik tehditlere baksanıza… (Ayvalık, 17 Ağustos 2017)