Türkiye toplumu daha önce hiç tecrübe etmediği bir yoksullaşma sürecine girdi

Ekonomi profesörü Gürsel: Türkiye toplumu daha önce hiç tecrübe etmediği bir yoksullaşma sürecine girdi

BETAM Direktörü Prof. Dr. Seyfettin Gürsel, “Türkiye toplumu daha önce hiç tecrübe etmediği bir yoksullaşma sürecine girdi. Çok sayıda ailenin 2019 gelir düzeylerini yakalayabilmeleri büyük olasılıkla iki yıl alabilir” dedi.

cumhuriyet.com.tr, 03 Ağustos 2020

Bahçeşehir Üniversitesi Ekonomik ve Toplumsal Araştırmalar Merkezi (BETAM) Direktörü Prof. Dr. Seyfettin Gürsel, geçen yılın sonlarından itibaren istihdamdakilerin sayısının düşmeye, işsiz sayısının da azalmaya başladığını söyledi. Gürsel, iş gücü piyasalarındaki bu sıra dışı gelişmenin korona virüsü şoku ile adeta bir tsunamiye dönüştüğünü ifade etti.

İKİ YIL SÜRECEK

Türkiye’nin önemli miktarda insan sermayesini son 5 ay içinde yitirdiğini ortaya koyan Gürsel, “Türkiye toplumu daha önce hiç tecrübe etmediği bir yoksullaşma sürecine girdi. Çok sayıda ailenin 2019 gelir düzeylerini yakalayabilmeleri büyük olasılıkla iki yıl alabilir.” dedi.

Prof. Dr. Seyfettin Gürsel,

  • kısa çalışma ödeneğinden yararlananların sayısının 3.5 milyon olduğunu, ücretsiz izne çıkarılanların sayısının da 1.7 milyonu bulduğuna işaret ederek şunları söyledi:

“Türkiye’de istihdamı doğrudan korumaya yönelik başlıca iki önlem alındı. Kısa çalışma koşulları gevşetildi ve bu statüye geçirilen çalışanların ücretinin tabii bir tavan da vardı zaten %60 devlet tarafından ödenmeye başlandı. Ancak çok geçmeden bu önlemin yeterli olmayacağı anlaşıldı ve ek olarak bir de işten çıkarma yasağı getirildi. Ama aynı zamanda işveren, istediği kadar çalışanını ücretsiz izne çıkarabilecekti. Devlet de ayda 1176 TL gibi son derce yetersiz bir ödeme yapacaktı. Son rakamlara göre kısa çalışma ödeneğinden yararlananların sayısı 3.5 milyondu.

Bunların çoğu fiilen çalışmıyordu. Ücretsiz izne çıkarılanların sayısı da 1.7 milyonu buldu. Bunlar tanım gereği hiç çalışmıyordu. Sonuç olarak 5.2 milyon kişi istihdamda görünüyor ama aslında potansiyel işsizler. Önümüzdeki aylarda fiili işsizliğin nereye gideceği büyük ölçüde bu potansiyel işsizlerin akıbetine bağlı. Bir yanda 2.5 milyon insan işinden olmuş ama iş aramıyor ve ezici çoğunluğu devlet desteğinden yoksun. Diğer yanda 5 milyon küsur kişi sözde istihdamda ama son derece düşük desteklerle idare etmeye çalışıyor.

Yönetim haklı olarak kısa çalışma ödeneği ve işten çıkarma yasağı ekonomi yeterince toparlanmadan son bulursa, açık işsizliğin ya da fiili işsizliğin, aslında fark etmez, patlama yapmasından endişe ediyor. Ama öte yandan yapılan ödemeler bütçe açığını hızla artırıyor. Açıklar, işsizlik sigortasının kasasındaki devlet tahvilleri satılarak yapılıyor ama bu da piyasa faizleri üzerinde baskı yapıyor. Böyle uzun süre idare edemezsiniz.”

  • “Türkiye toplumu daha önce hiç tecrübe etmediği bir yoksullaşma sürecine girdi”

diyen Gürsel “Yegane umut, salgında 2. bir dalga yaşanmadan ekonominin nispeten toparlanması. Ciddi makroekonomik sorunlar birikiyor. % 5-6 büyümeye dönüşün önünde engeller oluşmakta. Çok sayıda ailenin 2019 gelir düzeylerini yakalayabilmeleri büyük olasılıkla iki yıl alabilir. Yoksullaşmanın eğitim, sağlık gibi beşeri sermaye alanlarında neden olacağı yan etkilerden kaçınmak mevcut koşullarda ne yazık ki mümkün görünmüyor dedi.

2.5 MİLYON İŞSİZ BUHARLAŞTI

Sözcü gazetesinden Mehtap Özcan Ertürk’e konuşan ve 2.5 milyon işsizin ‘buharlaştığını’ söyleyen Gürsel şu ifadeleri kullandı:

“Geçen yılın sonlarından itibaren, yani korona öncesinde, Türkiye işgücü piyasasında ilk kez görülen sıra dışı bir gelişmeyle karşılaştık. İstihdamdakilerin sayısı azalırken işsiz sayısı da azalmaya başladı. Oysa normalde tam aksi olur; işlerini kaybeden insanlar iş aramaya başlar, işsiz sayısı da doğal olarak yükselir.

Aralık döneminden şubat dönemine üç aylık sürede tarım dışı istihdam net 306 bin kayıp yaşadı. Aynı dönemde işsiz sayısı ise 296 bin azaldı. Korona şoku ise bu sıra dışı gelişmeyi adeta bir tusunamiye dönüştürdü. Mart ve nisanda tarım dışı istihdam kaybı 1 milyon 900 bini aştı. Tarım dışı işsiz sayısı ise yalnızca 80 bin arttı. Kısacası, yaklaşık 2.3 milyon net istihdam kaybı gerçekleşirken işsizi sayısı da kabaca 200 bin azaldı; deyimi yerindeyse, 2.5 milyon işsiz buharlaştı.”

İŞSİZLER NEREYE KAYBOLDU?

“TÜİK bu konuda ne diyor?” sorusunu yanıtlayan Prof. Dr. Gürsel

“TÜİK hane halkı işgücü istatistikleri elbette insanları buharlaştıramaz. Her şeyden önce istihdamda olanlar ile iş arayanların toplamı olan iş gücünün çalışabilir nüfus içindeki payı hızla düşüyor. İş gücüne katılma oranı nisanda %47.5’e gerileyerek, 8 yıl geriye gitti” dedi.

Gürsel, iş gücüne kadınların güçlü katılımı sayesinde %53.5’e kadar yükseldiğini söyledi ve şu açıklamalarda bulundu:

“Özellikle iş gücüne kadınların güçlü katılımı sayesinde Mart 2019’da %53.5’e kadar yükselmişti. Türkiye önemli miktarda insan sermayesini son 5 ay içinde yitirdi. Ne kadar zamanda geri alacağı da belli değil. TÜİK istatistiklerinin ayrıntılarına girildiğinde bu soruya kısmen yanıt vermek mümkün. İş bulma ümidi olmadığı için iş aramayanlar var. Sayıları aralıktan nisan ayına kadar 800 binden 1.3 milyona çıktı. Bir de çalışmaya hazır ama “çeşitli ailevi nedenlerle” iş aramayanlar var ki; çoğu kadınlardan oluşuyor. Sayıları aynı dönemde 1.7 milyondan 3.1 milyona yükseldi. 15-24 yaş arası “ne eğitimde ne işte” olan, iş de aramayan gençler var.

Bunların sayısı yaklaşık 3 milyondan 3 milyon 400 bine çıktı. Toplarsak beş ayda iş aramadığı için işsiz olarak kayda geçmeyen 2.3 milyon kişi var. Tabi tüm bu sıra dışı artışlar işsizliği gerçekte olduğundan daha düşük gösteriyor. Bu kişilerin çoğu normalde iş arıyor olacaktı ayrıca bu hesaplara girmeyen özellikle eve kapanmak zorunda kalan ama çalışmaya ihtiyacı ya da arzusu olan ev kadınları da var. Sayılarına dair bir ipucu şimdilik yok. Sonuçta, bazı tahmini hesaplara göre tarım dışı işsizlik oranı %22-23’e yaklaşıyor.”

TELE1 ve HALK TV Programlarımız

TELE1 ve HALK TV Programlarımız..

3 Ağustos 2020 Pazartesi günü (bu gün);

Saat 11:00’de TELE1’de olacağız / OLDUK..
Saat 16:00’da HALK TV’de olacağız.. / OLDUK…

    • Korona salgınını konuşacağız.. / konuştuk
    • Açıklanan rakamlar doğru mu?
    • Neden salgını sönümlendiremedik?
    • Bayram sonrasında hasta ve ölüm sayıları artacak mı?
    • Okulların açılması / açılmaması sorunsalı??
    • Aşı ufukta görünüyor mu?
    • COVID-19 ilaçları tunelin ucunda mı?
    • Yurdum insanı ne yapmalı?
    • Kamu otoritesinin anayasal yükümlülükleri..
    • Eylül sonlarında Ekonomik bunalım ve alevlenen Salgın örtüşürse??
    • Türkiye yeni bir OHAL’e mi sürükleniyor??sorularına yanıt arayacağız.. / YANIT VERDİK…
      Program sunucuları Sn. İsmail Dükel ve Sn. Şule Aydın‘a teşekkür ederiz.
      Program erişkeleri aşağıda :

İzlenmesi, paylaşılması dileğiyle..

Bilgi ve ilginize sunarız.

Sevgi ve saygı ile. 03 Ağustos 2020, Ankara

Prof. Dr. Ahmet SALTIK MD, MSc, BSc
Ankara Üniv. Tıp Fak. Halk Sağlığı Uzmanı
Sağlık Hukuku Uzmanı, Siyaset Bilimi – Kamu Yönetimi (Mülkiye)
www.ahmetsaltik.net    profsaltik@gmail.com

BAYRAM KURBAN OLSUN SANA BADEM

BAYRAM KURBAN OLSUN SANA BADEM

Rifat Serdaroğlu
03 Ağustos 2020

Ülkede, akıllılar korkudan bir yerlere saklandı, meydan aklı kıt olanlara kaldı. Aklı kıt olanlar da bir türlü tatmin olmuyor, AKP ne verse doymuyorlar!

Böyle beleş yaşanan bir ülke nerede var?
Futbol diyorsun, ligden düşmek yok. Var mı? Hadi sıkıysa düş bakalım.
Okul diyorsun, sınıfta kalmak yasak, çocuk boş kağıt verse de kalmak yok.
Suriyeli diyorsun, her ay cebine harçlık konuyor, hastane-ilaç- gençlere üniversiteye girmek sınavsız. 5 üniversitenin kapıları Suriyelilere açık ve beleş.
Konkordato diyorsun, ilan etmek yasak ve ihanetle eşit.
İflas desen, o zaten yasak. Git devlet bankasına kredin hazır.
Merkez Bankası matbaası çalışanları mutlu. 24 saat çalışıp fazla mesai alıyor, çocuklar. Bankamatik desen, paraların hepsi gıcır gıcır.

O zaman haydi hep beraber; Beleş hayat oh ne rahat, ver oyunu rahat yat…

Sizlere, Zaytung adlı siteden yardım alıp, birkaç tane bayram şekeri ikram edeceğim!

AKP’nin Türkçeyi en güzel konuşan ve “Hiçbir şey olmasa bile, mutlaka bir şey oldu” sözüyle tarihe geçen Ali İhsan Yavuz yeni tweet’iyle TT oldu;

  • “Eyy dış güçler; Bayrağımızı indiremeyecek, ezanımızı susturamayacak, prontırımızı bozamayacaksınız.”(AS: “prontırımızı” değil “promptırımızı” olacak..)

Elinde kılıçla minbere çıkmayı adet edinen Şeyhülislam bozuntusu Ali Delibaş, bu adetini günlük hayatta da sürdürünce fena yaralandı. Elinde kılıçla zırhlı mersedesine binmeye çalışan Ali Delibaş, kılıcı kendi kasığına sapladı! Kılıcın malum yere batmadığı, kişinin hayati tehlikesinin olmadığı, yeni Diyanet İşleri Basın Danışmanı Abdülnedim Şener tarafından duyuruldu…

Cuma Namazında, kılıç bulamayan bir imam, minbere bıçakla çıktı. Minberden, cemaat içinde  kendisini dolandıranları gören imam, hutbeyi bırakıp adamlara saldırdı. Olay sonu dört kişi yaralandı, imam kayıplara karıştı.

TÜİK denen ucube, Turizm gelirlerimizi arttırmak için devreye girdi.
Bayram ziyareti için Suriye’ye gezmeye giden ve onlar Suriye’de iken aylıkları banka hesaplarına yatan Suriyeli sığınmacılar, TÜİK tarafından “Yabancı Turist” olarak sayılacak! Öyle şey olur mu filan demeyin! Adamlar Türkiye’de toplayıp, her bayram Suriye’ye para bırakıyor. Bundan iyi turist mi olur? Ama bu sepetler bize değil, Suriye’ye turist!

Çocuğunu FETÖ okuluna gönderdiği için, işten atılan Bayram Bekar, açtığı davayı kazandı.
Zaten bekar olan ve çocuğu olmayan Bayram, olmayan çocuğum için beni işten attılar, böyle adalet olur mu, diye ağladı…

Temel, yaklaşmakta olan minibüse kendisini de alması için el kaldırır.
Şoför, parmaklarını birbirine değdirerek “Çok Kalabalık” diye işaret eder.
Bunun üzerine Temel, başparmağını, işaret ve ortaparmağının arasına sokarak şoföre doğru sallar. Acı bir fren ve şoför minibüsten atlayıp, Temel’in boğazına yapışır;
Şoför; Ben sana minibüs çok kalabalık işareti yaptım, ama sen bana o işaretle hakaret ettin!
Temel; Yanlış anladın uşağım. Sen bana çok kalabalık deyince ben de sana,
beni de araya sıkıştırıver demek istedim da…

Sakın sizler de beni yanlış anlamayın. Her gün böyle güleceğinizi de sanmayın. Bunlar iyi günleriniz. Yatın kalkın, adam ata binemiyor diye dua edin. Yoksa her Cuma Ayasofya’ya gidişte göreceğiniz manzara şu olurdu;
En önde Çiller’in beyaz atına binmiş Reyiz!
Arkasında, teneke başlıklı duşakabinoğullarının koruma alayı ve mehteran!
Sonrasında Saray’ın kadrolu Ramazan Davulcuları.
Arkalarında, aynı Saray faytonuna binmiş titrek Bahçeci, Timur Berinçek, Pakdil Hulusi ve Susurluk Mehmet!
En son sırada ise, Kılıçdaroğlu ve dostları!
Hangi yürek dayanır bu manzaraya?

Sağlık ve başarı dileklerimle. 

Ben ‘Devlet’im!

Ben ‘Devlet’im!

Zafer ARAPKİRLİ
Cumhuriyet, 31 Temmuz 2020

Sen benim kim olduğumu biliyor musun?

Ben “Devlet”in üniforma içindeki hükmi şahsiyetiyim.

Adım polis, jandarma, bekçi, başkan koruması, hatta filanca mektebin ya da holdingin güvenlik görevlisi filan. Belimdeki silahın ve copun ruhsatını kim verdi biliyor musun? Oyarım adamı!

Arkamda kapı gibi Reis ve Saray ve Parti (tam da, bu yazdığım sırada-yanlışlık olmasın) iradesi.

Kimlik sorarım. Yok öyle, “ben baro başkanıyım” diye efelenmek filan.

Alayına sorarım. Feriştah olsan sorarım.

“Feriştah” dediysem… Tabii, “bir iki istisna” var.

Ülkeyi yöneten iradenin kapıkulunun kapısının kolunun vidası bile olsan, yemez kimlik filan sormak.

“Alayına” dediysem de o kadar uzun boylu değil. Gelir gırtlağıma sarılıverirler.

Mesela, gelir “Yüksek İrade”nin kıytırık bir ilçe başkanı. İlkokul çocukları gibi dizer bizi arkadaşlarımla. Esas duruşta beklerim. Suratımıza tükürükler saçarak, küfürler, hakaretler ederek hesap sorar. Tokatlar icabında. Haddimizi bildirir. O zaman, ne belimdeki silahın ne göğsümdeki rozetin hükmü kalır. “Muktedir Parti İradesi” her şeyin üzerine çıkıverir.

“Devlet” o sırada, odur. Ben değil.

Ama, başkalarına, “Ben ‘Devlet’im ulan!..” diyebilirim, en yüksek perdeden sesimle bağırarak.

Benden habersiz öyle sokaklara filan çıkıp slogan atamazsın. Pankart, döviz dağıtamazsın. Yok efendim “insan hakkı, kadın hakkı, çocuk hakkı, hayvan hakkı, cinsiyet eşitliği, sömürüye karşı” bilmem ne…

Oyarım lan adamı, kabak gibi!..

Saçından tutar sürüklerim yerlerde. Yersin tekmeyi oturursun. Bir de otobüsün içinde tepinirim üzerinde. İçeride olacakları zaten tahmin edersin.

Mesela anayasaya ve yasalara aykırı bir şekilde şeriat isteyenlerin, bu ülkenin kurucu önderi Mustafa Kemal ATATÜRK’e hakaret edenlere bir şey yapmam. Yapamam. Yaparsam başıma iş gelir. Benim “Devlet”liğim oraya kadar. Oyarlar beni o zaman.

“Ben ‘Devlet’im…” dediysem de, o kadar uzun boylu değil.
****

İkinci Yüzyıl Bildirgesi

Geçen hafta sonu, Cumhuriyet Halk Partisi’nin 37. olağan kurultayındaydık. Pandemi koşullarında biraz “sinirleri ve heyecanı alınmış” bir kurultaydı. Tartışmasız ve rekabetsiz genel başkan seçimi ile “biraz tartışmalı ve biraz heyecanlı” ama beni pek ilgilendirmediği için üzerinde durmayacağım parti meclisi seçiminin dışındaki gelişmelerle ilgiliyim, her zamanki gibi.

CHP, bir kurultayını daha “kim olduğunu, ne olduğunu, nerede durduğunu, nereye gittiğini, neyi temsil ettiğini” bilemeyen bir siyasi teşekkül olarak geçirdi.

Kurultayda Genel Başkan Sayın Kemal Kılıçdaroğlu’nun okuyup delegelere tasdik ettirdiği “İkinci Yüzyıla Çağrı Beyannamesi” adlı metin, 18 yıldır AKP-FETÖ-MHP ittifakının yıkmaya uğraştığı ATATÜRK Cumhuriyeti’ni küllerinden ve enkazından, ülkeyi yeniden ve demokratik bir ruhla yeniden imar etmek” açısından heyecan vericiydi. Özellikle parlamenter rejime dönüş ve “özgürlüklerin geri alınması” vurgusu ile bugünkü rejimin ruhunun “zıddı” muhteviyatı ile güzel ve anlamlı bir çıkış. Sayın Kılıçdaroğlu’nun daha önceki başka “maddeler halindeki” manifesto niteliğindeki çağrıları ile de uyumlu.

Ancak…

Gelin görün ki;

  1. a) CHP’nin kendini parti olarak nereye konuşlandırdığını bilmeden (net biçimde saptamadan) bu bildirgenin hayata geçirilebilirliği,
  2. b) Kılıçdaroğlu’nun, bildirgeyi sunarken kullandığı“Dostlarımızla beraber” ifadesinde kastedilen dostların muğlaklığı, içerikteki “heyecanın gazını” bir anda söndürüyordu. (Ekonomik yıkımın mimarlarından Babacan mı? Dış Politikadaki felaketin senaristi Davutoğlu mu?)

CHP’nin kendisini “Solda” yani emekten, alın terinden, yoksul ve itilip kakılan kitlelerden yana konuşlandırmadan bu “hoş” metinleri delegelere el kaldırtıp oylatması ne kadar anlamlı?

Ayrıca CHP’nin, ATATÜRK Cumhuriyeti’nin temellerine, en başta da laikliğe ve bizzat Mustafa Kemal’in manevi şahsiyetine yapılan alçakça saldırılar karşısında Anayasa Mahkemesi’nden bir sokak öteye gidemeyen “teslimiyetçi” ruhunu gördükçe, bu sorunun yanıtı maalesef kolay değil.

Kılıçdaroğlu’nun Adalet Yürüyüşü ve 31 Mart’taki (2019) oy torbalarının üzerinde sabahlayan gençlerin dinamik ruhu ile çelişen bir şekilde “Kitlesel muhalefet”ten kaçan anlaşılmaz bir “Bizi sokağa çekmek istiyorlar” pasifizmine teslim olmuş hali, maalesef umutları kırmakta.

Sokağı bir “Umacı” olarak gören, meydanı ATATÜRK ve Cumhuriyet düşmanı, halk düşmanı “Yandaş çetelere” terk eden bir ruh hali, “İkinci Yüzyıl”a umutla bakmamızın önüne kapkara boyanmış koca bir duvar örüyor.

Türk Tabipleri Birliği Başkanı Prof. Dr. Sinan Adıyaman’dan olay yaratan koronavirüs iddiaları

Türk Tabipleri Birliği Başkanı
Prof. Dr. Sinan Adıyaman’dan olay yaratan

koronavirüs iddiaları

https://www.internethaber.com/turk-tabipler-birligi-baskani-adiyamandan-olay-yaratan-koronavirus-iddialari-2118063h.htm  02.08.2020

“Her gün binin altında vaka açıklıyorsunuz ama yoğun bakımda yatan hasta oranı yüzde 10. Dünyada bu ortalama yüzde 1. Bölgede ise yüzde 15.” diyen Türk Tabipler Birliği Başkanı Sinan Adıyaman, “Yüzde 80 hasta semptom vermiyor. Türkiye için en büyük tehdit bu. Saatli bomba gibi vatandaşın içinde bu hastalar.” görüşünü savundu.

Türk Tabipleri Birliği Başkanı Sinan Adıyaman Türkiye’deki koronavirüs salgınına ilişkin iddialar ve vaka sayılarındaki artışa ilişkin açıklamalarda bulundu.

T24’ten Gökçer Tahincioğlu’na konuşan Adıyaman, “Sağlık Bakanlığı mücadeleyi tamamen yurttaşlara bırakmış durumda. Artı bu verileri vermeyerek dünyadan, bilim insanlarından gizleme çabasında” ifadelerini kullandı.

“Biliniyor ama test yapılmıyor”

Başkan Adıyaman, şu açıklamaları yaptı: Sağlık Bakanlığı, temaslılara teste kota koydu. Hasta geliyor, o hastayla temaslı olanlar da biliniyor ama test yapılmıyor. Testler azaldıkça yeni hasta sayısı da azalıyor. Hiç test yapılmazsa hasta sayısı sıfır olur zaten. Test miktarını artırmanız lazım. Yoksa hastayı bulamazsınız.

Her gün binin altında vaka açıklıyorsunuz ama yoğun bakımda yatan hasta oranı yüzde 10. Dünyada bu ortalama yüzde 1. Bölgede ise yüzde 15.

Bu oranlar ortaya çıkmasın diye bu testler kaldırıldı. Sağlık Bakanlığı halkı paniğe sevk ediyor. Hastalar eve gönderiliyor çünkü yer kalmadı bazı kentlerde. Şimdi evlere yolluyorsunuz ama evlerden çıkıp çıkmadığını bilmiyorsunuz ki.

“Birinci dalga tüm hızıyla devam ediyor”

TTB Başkanı Adıyaman, bazı kentlerde koronavirüs vakalarında yaşanan artışla ilgili olarak gündeme gelen, “Sağlık Bakanlığı’nın il müdürlükleri aracılığıyla, hastanelere, 50 yaşından genç, hafif hastalık tablosuyla başvuranların evlere gönderilmesi, bu kişilere ilaç tedavisinin evde başlanması talimatı verdiği”, “hastanelere gönderilen talimatta, yatış endikasyonu olmayanların servislere sevk edilmemesi, evde izolasyon ile takibi, filyasyon ekipleri ve aile hekimleri aracılığıyla günlük semptom sorgulaması yapılmasının istendiği” iddialarına ilişkin kendilerine de benzer bilgiler geldiğini belirterek, şöyle konuştu:

Bu ikinci dalga değil.

Birinci dalga tüm hızıyla devam ediyor. ,

Başta Şanlıurfa ve Diyarbakır olmak üzere yoğun bakımlar gerçekten dolmuş durumda. Sadece Türkiye değil, dünyada da yeniden artmaya başladı. Ankara’da yoğun bakım yataklarında ciddi sıkıntı var artık. Güneydoğu’da, Doğu’da hasta sayısında ileri derecede artış var. Muhtemelen Türkiye’nin sağlık kapasitesi bölgelerde bunu kaldıramayacak duruma gelebilir. Bundan korkuyoruz. Başından beri söylüyoruz, hem bireysel hem kamusal tedbir alınmalıdır. Siz sadece bireylere bırakırsanız olmaz. Şimdi Sağlık Bakanı da kurallara uyulmazsa yeni tedbir gelebileceğini söylüyor” dedi.

“Kapasite yetmeyecek”

Adıyaman, şu değerlendirmeleri yaptı: Fiziksel mesafenin önemini baştan beri söylüyoruz, o şartları ortadan kaldırmazsanız fiziksel mesafe korunamaz. Kapalı yerlerde yemek yenilmesi, toplumsal aktiviteler, toplu ibadetler, düğünler mesela. Büyük örnek olduğu için söylüyorum, 350 bin kişi Ayasofya’nın açılışında vardı. Sadece bu değil tabi ki toplumsal hareketliliğin genel olarak azaltılması lazım.

Yoksa korkuyoruz ki birçok ilde sağlık sisteminin kapasitesi yetmeyecek.

“Kazanımlarımızın birer birer kaybolmasına yol açacak”

Sağlık Bakanlığı, temaslılara teste kota koydu. Hasta geliyor, o hastayla temaslılar biliniyor ama test yapılmıyor. Testler azaldıkça yeni hasta sayısı da azalıyor. Hiç test yapılmazsa hasta sayısı sıfır olur. Test miktarını arttırmanız lazım. Yoksa hastayı bulamazsınız. Bu virüs hala çok bulaşıcı. Siz bir hastayı buluyorsunuz, 10 temaslısı var, temaslılara test yapmazsanız yeni hastayı bulamazsınız. Bu da tabelaya yansıyor. 1’in altında kalıyor. Temaslılara yapsanız iki üç misli çıkacaktır.  Yaşamsal öneme sahip bu test endikasyonu. Tabip odalarından gelen bilgiler, bunun yapılmadığını gösteriyor. Kazanımlarımızın birer birer kaybolmasına yol açacak bu. 6 bine yakın hasta vefat etti. 45 sağlık çalışanı, 24’ü doktor, kaybettik. Sağlık Bakanlığı’nın filyasyon faaliyetlerini yeniden sürdürmesi gerekiyor. Halk paniğe kapılıyor. Her gün binin altında vaka açıklıyorsunuz ama yoğun bakımda yatan hasta oranı, yüzde 10. Dünyada bu ortalama yüzde 1. Bölgede ise yüzde 15. İnsanın aklına geliyor. Bu oranlar ortaya çıkmasın diye mi bu kaldırıldı? Açık söylüyorum Sağlık Bakanlığı halkı paniğe sevk ediyor.

“Saatli bomba gibi vatandaşın içindeler”

Eve gönderme de şundan oluyor, ilaçlar veriliyor çünkü yer kalmadı bazı kentlerde. Filyasyonda, evlerin önünde polisler bekliyordu çıkmasın diye. Şimdi evlere yolluyorsunuz ama evlerden çıkıp çıkmadığını bilmiyorsunuz ki. Yüzde 80 hasta semptom vermiyor. Türkiye için en büyük tehdit bu. Saatli bomba gibi vatandaşın içinde bu hastalar. Plajlarda, barlarda, kafelerde dolaşıyorlar. Birçok kişiye de bulaştırıyorlar. Hızlı biçimde yayılıyor ama Sağlık Bakanlığı mücadeleyi tamamen yurttaşlara bırakmış durumda. Artı bu verileri vermeyerek de dünyadan, bilim insanlarından gizleme çabasında.