Tele1 televizyonuna RTÜK cezasını kınıyoruz..

Tele1 televizyonunda yayınlanan “18 Dakika” programında Kaşıkçı cinayetine ilişkin yapılan eleştirilere ise RTÜK tarafından idari para cezası verildi

Washington Post yazarı, Suudi Arabistan vatandaşı gazeteci Cemal Kaşıkçı, 2 Ekim’de, girdiği Suudi Arabistan’ın İstanbul Başkonsolosluğundan bir daha çıkamamış dünya gündemine oturan Kaşıkçı cinayeti Suudi Arabistan tarafından itiraf edilmişti. Muhalefet de “3. dünya ülkelerinin Türkiye’de infaz yapabildiğini” söyleyerek iktidarı eleştirmişti.

Kitap seti sipariş et Tele 1’e destek ol

İzleyici sponsoru ol destek ver

ABC gazetesi ve TELE1 televizyonu Genel Yayın Yönetmeni Merdan Yanardağ ile Prof. Dr. Emre Kongar’ın yorumladığı “18 Dakika” programında Cemal Kaşıkçı cinayetine ilişkin yapılan eleştiriler “suç” sayıldı ve Tele1 televizyonuna 6112 sayılı “Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve Yayın Hizmetleri Hakkındaki Kanun’un 8. maddesinde yer alan “İnsan onuruna ve özel hayatın gizliliğine saygılı olma ilkesine aykırı olamaz, kişi ya da kuruluşları eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü, aşağılayıcı veya iftira niteliğinde ifadeler içeremez” hükmünün ihlali sebebiyle idari para cezası verildi.

Merdan Yanardağ’dan tepki:

‘AKP’NİN DIŞ POLİTİKASINA AYKIRI YAYINLAR YAPTIK, YAPAĞACAĞIZ’

“RTÜK, Tele 1’e “C. Kaşıkçı cinayetine ilişkin, Türkiye’nin milli politikalarına aykırı, eleştiri sınırlarını aşan yorumları” nedeniyle para cezası vermiş. Biz Türkiye’nin değil, AKP iktidarının dış politikasına aykırı yayınlar yaptık, yapmayı da sürdüreceğiz.AKP, Türkiye değildir.

Cezalarla Tele 1’i susturamayacaksınız!
Bir destek de sen ver…

=================================================
Dostlar,

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu için

“İspat etmezse şerefsizdir ve alçaktır
FETÖ’cülerle beraber işbirliğinin bedelini ödeyecektir…
Bir çirkefle karşı karşıyayız…
Cumhurbaşkanının veya yakınlarının paralarının olduğunu ispat etmezse, biz onun boğazına ne takacağız o görecek, hangi çıngırakları takacağız
Bir düzenbaz söz konusudur…
Bu adam edepsiz siyaset yapıyor…
Türkiye böyle bir sahtekâr görmemiştir…”

diyen İçişleri Bakanı Süleyman Soylu hakkında kovuşturmaya yer olmadığına karar verdi.

AİHM KARARINA ATIF

Hürriyet Gazetesi’nden Mesut Hasan Benli’nin haberine göreSavcılığın kararında, AİHM içtihatlarına atıf yapılarak Soylu’nun sözlerinin, ifade özgürlüğü ve eleştiri hakkı kapsamında olduğu savunuldu. Kararda özetle şöyle denildi:

  • “Fikirlerin serbestçe dile getirilmediği toplumlarda kamusal sorunlar hakkında sağlıklı bilgi edinmek ve çözüme ulaşmak mümkün değildir. Bireylerin bakış açılarına hoşgörülü yaklaşmak, demokratik siyasi sistemin önemli bir bileşenidir. AİHM, ifade özgürlüğünün herkes için değerli olmakla birlikte siyasi partiler ve faal üyeleri için özel bir önem taşıdığını belirtmiştir.
  • Politik tartışmalar esnasında politikacılara yöneltilmiş eleştiriler söz konusu olduğunda, saldırgan sözcükler kullanılması, sert eleştiriler yapılması ve kaba cümleler kurulması beklenebilir bir şeydir ve AİHM daha fazla hoşgörü gösterir. AİHM daha ileri bir kabul ile bilgi ve kanaatleri açıklama özgürlüğünün bir ölçüde abartmayı hatta kışkırtmaya başvurmayı da içerdiğini savunmuştur.”

Bakan Soylu’nun 11 Aralık 2017’de katıldığı bir televizyon programında sarf ettiği sözlerin ardından Kılıçdaroğlu’nun avukatı Celal Çelik, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’na suç duyurusunda bulunmuştu.
****
AKP iktidarı 31 Mart 2019 yerel seçimleri yaklaşırken panik içinde. Eridiğini görüyor..
Bir yandan kendi yarattığı yapısal ağır ekonomik bunalımı ile boğuşuyor, bir yandan da korku – baskı – yıldırma ile karşıtı toplum kesimlerini sindirmek istiyor.

Bu yol çıkmaz sokaktır. İnat ve ısrar edilirse açık faşizme sürüklenir ülke ve

  • AKP = Erdoğan’ın sonu da tarihteki tüm faşist rejimler gibi olur.. er ya da geç..

RTÜK, toplumu daha da gerecek bu adaletsiz kararını geri almalı ve cezayı kaldırmalıdır. TELE1’in bu cezayı haketmediği, RTÜK’ün hangi dürtülerle (saiklerle) davrandığı kamuoyunca iyi bilinmektedir..

TELE1’i tümüyle hukuk içinde buluyor ve desteklemeyi sürdürüyoruz.

RTÜK üyeleri hakkında görevlerini kötüye kullanmaktan kamu davası açılmalıdır.

  • Biz cezayı onaylayan RTÜK üyeleri hakkında buradam SUÇ DUYURUSU YAPIYORUZ.

Başta Erdoğan, tüm AKP’li ve AKP’cileri, ülkemizin selameti adına sağduyuya çağırıyoruz.

Sevgi ve saygı ile. 07 Aralık 2018, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK MD, MSc, BSc
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Halk Sağlığı Uzmanı
Sağlık Hukuku Bilim Uzmanı – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

Türkçe Kuran’ın 1000 yıllık öyküsü

Türkçe Kuran’ın 1000 yıllık öyküsü

Bilinen en eski Türkçe Kuran’ı Kerim çevirisi yaklaşık bin yaşındadır ve İngiltere’deki John Rylands kütüphanesinde korunmaktadır. Kitap üç dilli olup Türkçe’nin yanı sıra Arapça ve Farsça metinleri de içeriyor.

[Haber görseli]

  • “Biz, her peygamberi, ancak bulunduğu kavminin diliyle gönderdik ki, onlara apaçık anlatsın.” (İbrahim Suresi 4. Ayet)

İslamiyet’i sonradan kabul eden toplumlar, ilgili ayete dayanarak, Kuran’ı anlamak ve dinin gereklerini yerine getirebilmek için çeviri işlerine giriştiler. Hatta en eski çevirileri Peygamber dönemine kadar götürebiliriz. 
İran kökenli ilk Müslümanlardan Selman-ı Farisi, Fatiha suresini Farsçaya çevirmiş, ardından Peygamber’in görüşüne başvurulmuş, o da Farsça Fatiha için olur vermişti. Kuran-ı Kerim’in bütün bir kitap olarak ilk çevirisi ise Orta Asyalı din bilginlerince, yine Farsça yapıldı. 10. yüzyıldaki Farsça bu çeviriyi izleyerek de ilk Türkçe çeviri kaleme alındı. 
Orta Çağ’da kitleler halinde İslam’a geçen Türklerin yaptıkları ilk iş, yeni benimsedikleri dinin kutsal kitabını kendi dillerine çevirmek olmuştu. Bilinen en eski Türkçe Kuran çevirisi yaklaşık bin yaşındadır ve İngiltere’deki John Rylands kütüphanesinde korunmaktadır. 
Kitap üç dilli olup Türkçe’nin yanı sıra Arapça ve Farsça metinleri de içeriyor. Türkçe ayetlerin dili, Göktürklerin kullandığı eski Türkçeye çok yakın olan Karahanlı Türkçesidir. Prof. Dr. Aysu Ata, söz konusu Karahanlıca Kuran’ı Latin harflerine aktararak yeniden yayımlamıştır. Karahanlıca en eski Türkçe Kuran’ı Türk Dil Kurumu yayınları arasında bulabilirsiniz. Görsel 1)

Orta Asya Türkçesi ile 
Devletşah’ın 1333 yılında İran Şiraz’da kopyaladığı Kuran, Türkçenin Oğuz-Kıpçak lehçelerinde yazılmıştır, yazma bugün İstanbul Türk İslam Eserleri Müzesi’nde korunmaktadır. 1363 yılında Orta Asya Harezm Türkçesiyle yapılmış bir başka Türkçe Kuran ise, İstanbul Süleymaniye Kütüphanesi koleksiyonundadır. 
Özbek Çağatay Türkçesiyle yazılmış 1540’lı yıllara ait Türkçe Kuran yazmaları, hem Topkapı Sarayı’nda hem de Konya Mevlana Müzesi’nde bulunmaktadır. Rus ve Özbek müzelerinde, Orta Çağ’a tarihlenen Doğu Türkçesi ile yazılmış başka çeviriler de vardır.

Türkçe Kuran geleneği 
Osmanlı devletinin ilk medreselerini kuran Orhan Gazi, Türkçe Kuran işleriyle de ilgilenmiş ve bazı surelerin açıklamalarını hazırlatmıştı. Anadolu Beylikleri döneminde yapılan Türkçe Kuran çalışmaları, genellikle namazlarda okunan surelerin çevirileriydi. 
Buradan şu anlam çıkmaktadır:

  • Gerek Osmanlılar gerekse Anadolu’nun diğer beylikleri, inandıkları dini “anlayarak” yaşıyorlardı. Kuran’ın ve İslam’ın ne dediğini biliyorlardı. 

Sure çevirileri bir yana bırakılırsa, Kuran bir kitap olarak Osmanlı Türkçesine ilk kez Yıldırım Bayezid döneminde çevrilmişti. Bursa Yazma Eserler Kütüphanesi’nde bulunan 1401 tarihli el yazması, Osmanlı Türkçesi ile yapılmış bilinen en eski Kuran çevirisidir. Türkler, Fatih ve Kanuni dönemleri de dahil olmak üzere, Türkçe çevirilerden tarihi boyunca geri durmadılar. 
Erken Osmanlı döneminde Türkçe besmeleBaşladum adıyla Tanrı ta’alanun ki rızk vericidür ve rahmet edicidür” biçiminde söyleniyordu. Yıldırım Bayezid döneminde Fatiha suresinin çevirisi ise şöyle yapılmıştı: “Şükr cemi âlemleri yaratan Tanrı’ya ki rızk vericidür rahmet edicidür. Din gününün padişahı sanga taparuz ve dahi sanga sığınıruz. Göster bize hidayet tevfikiyle doğru yolı…” 
Besmele ve Fatiha suresinin çevirisinden anlaşıldığı gibi Osmanlı döneminde “Tanrı” sözcüğü ile Müslüman Türklerin hiçbir sıkıntısı yoktu. Tanrı sözcüğü, bilindiği gibi Hun ve Göktürk dönemlerinden kalma çok eski Türkçe bir addır. Türkler İslam’a geçtiklerinde bu adı terk etmemiş; gerek Orta Asyalı Ahmet Yesevi, gerekse Anadolulu Yunus Emre, “Tanrı” sözcüğünü içtenlikle kullanmışlardı.

Latince Kuran ve matbaa 
Endülüs gerçeği, Avrupa’nın özellikle de İspanya çevresinin İslam ve Kuran üzerine yoğunlaşmasına neden olmuştu. İngiliz rahip ve diplomat Robert Ketton, 1140’lı yıllarda Kuran’ı ilk kez Latinceye çevirdi
Matbaanın icadından kısa bir süre sonra, ilk matbu Kuran 1537’de Avrupa’da çıktı. İtalyan matbaacı Paganini, Kuran’ı ilk kez Venedik matbaasında Arapça bastı, ardından Latince baskılar da geldi. (Görsel 2) 
İslam dünyasındaki ilk matbu Kuran ise Osmanlı coğrafyasında verildi. Kavalalı Mehmet Ali Paşa’nın Mısır’da kurduğu Bulak Matbaası, 1841 yılında bir Türkçe Kuran basarak halkın istifadesine sundu. 1908’de Meşrutiyet’in ilanıyla hız kazanan Türkçe Kuran çalışmaları, erken Cumhuriyet döneminde en parlak günlerini yaşadı.

Türkçe Kuran ve Atatürk 
Ülkenin çökmekte olduğunu gören Türk aydını, 1912 yılında Türk Ocakları adıyla bir dernek kurmuştu. Türk Ocakları, erken Cumhuriyet döneminde Atatürk’ün himayesine girmiş ve Cumhuriyetin getirdiği yenilikleri Anadolu’da halka duyuran bir merkez olmuştu. Ocak başkanı Hamdullah Suphi’nin, Ankara Erkek Muallim Mektebi’nde 1923 yılında verdiği “Milliyet Düsturları” adlı konferans, genç Cumhuriyetin ve Ocakların Türkçe İslam konusuna bakışını özetler: “Efendiler! Milliyetlerin doğmasında son derece yardımı dokunmuş bir hareket vardır ki, buna dini ıslahat namını verirler. Bazı Alman müellifleri çok haklı olarak ‘Dinî ıslahat hareketleri milliyet devrinin başlangıcıdır’ diye iddia ederler. Avrupa milletlerinin uyanmasına büyük ölçekte yardım eden bu din hareketi, Protestan milletlerin Roma ile alâkalarını kesmeye sebep oldu; mabede anadilleri girdi. Çünkü Cenab-ı Hakkın Latinceyi, Almancadan, İngilizceden daha iyi anladığına veya daha fazla sevdiğine dair bir iddianın gülünç olduğunu anladılar…” 
Yine bir Türk Ocaklı olan Ziya Gökalp, ünlü eseri Türkçülüğün Esasları’nda şunları söyler:

  • “Dinî Türkçülük, din kitaplarının ve hutbelerle vaazların Türkçe olması demektir. Bir millet, dini kitaplarını okuyup anlayamazsa, tabiidir ki dininin hakiki mahiyetini öğrenemez. Hatiblerin, vaizlerin ne söylediklerini anlayamadığı surette de ibadetlerden hiçbir zevk alamaz. 
    İmam-ı Azam hazretleri, hatta ‘namazdaki surelerin bile millî lisanda okunmasının câiz olduğunu’ beyan buyurmuşlardır. Çünkü ibadetten alınacak vecd, ancak okunan duaların tamamıyla anlaşılmasına bağlıdır…”

Hak dini Kuran dili 
Cumhuriyet’in ilanını izleyerek ilk Kuran mealini, 1924’te Cemil Said Bey yapmıştı. Latin harfli ilk Türkçe Kuran ise 1934’te Ömer Rıza Doğrul’un yayımladığı “Tanrı Buyruğu” adlı eseri oldu. Ne var ki bu çalışmaların tamamı özel kişilere aitti. 

Meclis, devlet eliyle Türkçe bir meal yapılması kararını aldı.

İşte bu karar sonucunda, Elmalılı Hamdi’nin 9 ciltlik ünlü “Hak Dini Kuran Dili” adlı eseri ortaya çıktı.

Cumhuriyet, “fikri hür, vicdanı hür, irfanı hür nesiller” istiyordu.

Bu yüzden bilimi, sanatı, felsefeyi ve inancı… İnsanı oluşturan her ne varsa,
hepsini Türkçeleştirdi.

Ana dilinde okuyan ve anlayan; aracılara, ruhbanlara gerek duymayan uygar bir toplumun temelini attı. Ancak “fikri köle, vicdanı köle, irfanı köle nesiller” yaratmak isteyenler dün olduğu gibi bugün de; Türkçeyi yaşamın her alanından dışlamak derdindeler
=======================================
Dostlar,

Yobaz tir tir titriyor Kuran – Dua Türkçe olur ve insanlar aydınlanır diye..
Softa buram buram terliyor kadim sömürü aracı elinden çıkar da insanlar uyanır diye..

Ama çare yok.. Bu olacak.. Zamanı da geldi..

Sevgi ve saygı ile. 07 Aralık 2018, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK MD, MSc, BSc
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Halk Sağlığı Uzmanı
Sağlık Hukuku Bilim Uzmanı – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

 

ÇARŞAMBA İĞNELERİ – 05 Aralık 2018

ÇARŞAMBA İĞNELERİ – 05 Aralık 2018

Türk Vatandaşı Naci BEŞTEPE

Haftanın tüm iğneleri Türk kadının eşitliğini kabullenmeyen, ona taciz ve tecavüzde bulunanlara…

AKAR
MSB Akar, 15 Temmuz sonrası askeri okulların kapatılmasını savundu.
Akar, rüzgarın yönüne bakar…

YARGI
İngiltere’nin Akın İpek’in iade talebini reddetmesini Bakan Gül, ”Kabul edilemez” olarak değerlendirdi.
Hoşa gitmeyen yargı kararlarına karşı söylem standardı…

TC
TBMM’nde, kamuda T.C. ibaresinin kullanılması için İYİ Partinin verdiği önergeyi AKP reddetti, MHP ve HDP çekimser kaldı.
MHP milliyetçidir, HDP ile yan yana gelmez!…

YARGI
Kılçdaroğlu’na MAN Adası açıklamaları
ndan dolayı 5. kez tazminat (bu kez 190 bin TL) cezası verildi. Paraların hesabı sorulmadı.
Yargımız (adaletten) bağımsızdır…

CİHAT
AKP Kocaeli belediye başkanı adayı Tahir Büyükakın, “Allah yolunda” mücadele edeceğini açıkladı.
Halka hizmetten dine hizmete…

ZAM
Her şey %24 zamlanırken memura %4 zam yapılacak.
Kapıkulu bakışı…

ERGENEKON
Ergenekon kumpas davası çöktü.
Savcısı yükseldi…

MENBİÇ
ABD, Menbiç’te müşterek devriye etkinliklerinden birinin daha tamamlandığını açıkladı.
Tıpış, tıpış…

ÖZGÜRLÜKÇÜ
AKP İzmir BB adayı Zeybekçi;
“Türkiye’de devrimcilik, özgürlük, liberallik, hoşgörü anlamında yaklaşımlara bakacak olursak, gerçek sosyal demokrat, özgürlükçü parti olarak AK Parti’yi rakipsiz görüyorum.” dedi.
Baktık hiçbir yerde göremedik…

CUMHURİYET
Gazetenin çizgisini eleştiren Bartu Soral’ın yazılarına son verildi.
AKP / RTE’yi eleştirmeye ne gerek…

ENFLASYON
Enflasyon düşmüş.
Hadi Türkiye’ye gidelim…

KÖPÜK
Damat, ”Fiyatlardaki köpük ortadan kalkmaya başladı”
Bir de kaymak yiyenler ortadan kalkmaya başlasa…

OECD ve TÜRKİYE Zenginler Kulübünün en yoksul üyesi

OECD ve TÜRKİYE
Zenginler Kulübünün en yoksul üyesi

Konuk yazar : Prof. Dr. D. Ali ERCAN

(AS: Bizim kapsamlı katkımız yazının altındadır..)

Değerli arkadaşlar,

1948’de bizim de Kurucu Üyesi olduğumuz OECD (Ekonomik Gelişme ve İşbirliği Örgütü) içinde Türkiye’nin yerini değişik değerlendirmeler açısından yıllardır (merakla, buruklukla, endişeyle) izliyorum.

20 Üye ile başlayan ve Merkezi Paris’te bulunan bu Örgütün şu anda 36 Üyesi var. OECD’nin toplam nüfusu 1,3 milyar. Dünya nüfusunun %17’sini oluşturuyor ama buna karşın Dünya toplam GSMH’nın %62 sine sahip. (AS: GSMh ülkelerin milli geliri için.. Dünya için bu kavram yerine Toplam Küresel Gelir kavramı uygun olur..)

Dünyada kişi başına ortalama gelir 10500 $/yıl iken, OECD ortalaması yaklaşık
10500 x 62/17= 38 bin $’dır…

Bu durumda, 2017 yılında kişi başına (p.c.) ortalama geliri 10 400 $ olan Türkiye’nin, hemen her alanda liste sonlarında oluşu kaçınılmazdır…

2018’de durum daha da kötüleşmiş olarak tablolara yansıyacaktır. Çünkü $/TL paritesindeki aşırı yükseliş nedeniyle, 2018 yılı ulusal gelirimiz 2017’ye göre 190 milyar $ eksikle, 650 milyar $ olarak görünecektir… 2018’de kişi başına ortalama yıllık gelirimiz de 8 bin Doların altına düşmüş oluyor..

Ekteki grafikte yatay eksende “Maddi olanaklar” a karşılık düşey eksende ülkelerin “Yaşam Niteliği” gösteriliyor. Türkiye 3. kümede ve daha uzun yıllar bu Tablo pek değişeceğe benzemiyor… æ😣

Otomatik alternatif metin yok.

Düzeltme notu 
Paylaşım için teşekkür ederim, değerli Saltık.
Yazıda önemli bir noktayı unutmuşum (yaşlılık!)
Grafikte Türkiye’nin üzerinde bulunduğu “savurganlık” üst sınırını da  belirtmiştim (kesik çizgi)
Buna göre Türkiye OECD Ülkeleri arasında Savurganlıkta başı çekiyor.. Enerji, Zaman, İnsan gücü, malzeme… tüm olanaklarımızı (kullanmamak değil!) %60 israf ediyoruz… Savurganlık sıralamasında %57 ile ABD 2. sırada…  Tüm sorunların anası olan Savurganlık sorununu her fırsatta dile getirmek gerekiyor… Övünülmeyecek, hatta utanılacak bir konuda 1. sırada olmanın ayıbı elbette büyük oranda Yönetimin ve Eğitimin sorumlularına düşüyor….
Sevgilerimle. æ (06.12.18)

==================================
Dostlar,

Sn. Prof. Dr. D. Ali Ercan hocamızı site okurlarımız yakından tanıyor..
Nükleer fizik uzmanı,, ADD önceki genel başkan yardımcılarından (bizden sonra..)
Gerçek bir yurtsever ve aydın..
İleri matematik bilgisini “Matematiksel düşünme” aracı olarak ustalıkla kullanıyor..
Yukarıdaki irdelemesi de güzel örneklerden biri.
Sn. Ercan bir iktisatçı değil ama böylesi bir çözümlemeye kimsenin itirazı olamaz..

Geçtiğimiz hafta Erdoğan, Arjantin’de yapılan G20 ülkeleri toplantısına katıldı.
Sanır ve korkarız ki Türkiye için bu katılım “son” olabilir.
Bu endişemizi birkaç kez sitemizde yazdık..
81 milyonluk devasa nüfusu (en az 4 milyon yabancı + 1 milyon kaçak ile 86 milyon!) ile 2017 sonunda üretilebilen 856 milyar $ ulusal gelirden (GSMH, Toplam Ulusal Gelir – TUG, İng. GNP) kişi başına düşen “aritmetik ortalama” rakamı 10 bin Doların azıcık üstünde. TUG düzeyi ile dünyada ilk 20 ülke arasına girebilen Türkiye, bu gelir nüfusa bölündüğünde 60’lı sıralara düşüyor hızla. Üstelik gelir dağılımı olağanüstü adaletsiz..

2018’de 10 Ağustos 2018 “Kara Cuma” dan yıl sonuna dek Türkiye’de yaşanan derin ekonomik yapısal bunalım ya da “Türkiye’ye dayatılan ağır ekonomik bunalım”, en az % 20 devalüasyonla kapanırsa, 850 milyar $ TUG, 2018 sonunda bu oranda düşecek demektir ki G20 sıralamasında bizden 2-3 sıra aşağıda olan ülkelerin (Hollanda, S. Arabistan..) gerisine savrulmak, G20’den düşmek demektir! Bu durum, çok ciddi ve ağır bir tablo uyarısı anlamındadır..

3 Kasım 2002’den bu yana 16+ yıldır ülkemizi tek balına yöneten AKP iktidarı adına çok ağır bir siyasal başarısızlıktır. Üstelik toplam borçları 3 katına çıkararak.

Üstelik bu sınırlı, çok mütevazi ortalama kişisel ulusal gelirin dağılımı da olağanüstü bozuktur. 36 üyeli OECD içinde gelir dağılımı bizden daha adaletsiz ülke sayısı 3’ü geçmiyor. Bu 2 ölçüt (parametre) gerekirci (determinitik) biçimde halkın gönenç (refah) düzeyini çok aşağılara çekmektedir. Oysa bu durum, din sömürüsüne dayanan iktidarın “dindar” Türkiye hedefine (!?) de uymuyor.. İslam dini özünde bunca adaletsizliğe izin vermiyor.

Öte yandan, GSMH kavramını küre geneli için veya 1 ülke öznesi dışında kullanmak semantik olarak uygun değil. “M” harfi “Milli” sözcüğünün kısaltması çünkü. Toplam Ulusal Gelir GSMH (İng. GNP) veya GSYİH (İng. GDP) için eşdeğer kavram olarak Toplam Küresel Gelir (İng. TGP) kısaltması önerilebilir.

Dileriz AKP iktidarı ulusal gelir hesaplarında yeniden “oynama” yapmaz ve kendisini – dünyayı kandırmaya yeltenmez.. Gerçekleri açıklayan TÜİK ve Sayıştay başkan yardımcıları hızla görevlerinden alındı..

  • İktidar aklını başına alarak, öncelikle çok ağır ekonomik bunalımı kabul ederek onunla yüzleşmeli ki, alınacak önlemler tanıyla uyumlu olsun.

Türkiye, 80+ milyon nüfusuna birkaç kat daha gönençli (refahlı) yaşam sunabilecek kaynaklara sahiptir.

  • 2 temel sorundan biri yersiz – gereksiz -akıl dışı – çok hızlı nüfus artışını frenlemektir.
  • İkincisi ise demokratik – hukukun üstünlüğüne dayalı halktan yana bir ekonomi politikası izlenmesidir.

    Tıpkı Cumhuriyetin ilk 15 yılında Mustafa Kemal Paşa’nın mucizesi gibi.
    Hem de oyalanmadan.. KüreselleşTİRme = Yeni emperyalizm sürdürülemiyor..
    Yaşamın doğasına aykırı!

Sevgi ve saygı ile. 04 Aralık 2018, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK MD, MSc, BSc
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Halk Sağlığı Uzmanı
Sağlık Hukuku Bilim Uzmanı – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

 

 

 

 

AYM : Aşıda sorumlu aile

AYM : Aşıda sorumlu aile

(AS: Bizim katkımız yazının altındadır..)
Anayasa Mahkemesi (AYM) son yıllarda yanlış bilgi ve inanışlar nedeniyle hızla artan aşı reddi ile ilgili önemli bir karar verdi. (06.12.18, Cumhuriyet)

AYM tarafından verilen kararda

  • Çocuğa aşı yaptırma sorumluluğu ailenindir” denildi.

Aile Hekimleri Dernekleri Federasyonu Başkanı (AHEF) Başkanı Dr. Şenol Atakan, bu kararın aile hekimleri için de çok önemli olduğunu belirterek,

“Bireyler kendileri ya da çocukları için aşı olmayı kabul etmediğinde Sağlık Bakanlığı aileyi değil aile hekimlerini sorumlu tutabilmekte ve hatta aile hekimlerine yaptırım uygulayabilmekteydi. Bu karar işte buna dur diyor” dedi.

4 Aralık tarihli Resmi Gazete’de yayımlanan karar ile AYM aşı sorumluluğunun aileye ait olduğuna hükmetti.

‘Aşı kanun ile zorunlu olmalı’
Dr. Şenol Atakan, “Bundan sonra çocuğuna ya da kendisine aşı yaptırmayı kabul etmeyen bireyler için hekimler suçlanamayacaktır. Ancak bunu da yeteli görmüyoruz. Aşı toplum sağlığı için çok önemlidir ve zorunlu olması gerekmektedir” dedi.
*****

Dostlar,

Ülkemiz çok kötü yönetiliyor.
Kasım 2015’te AYM’nin bireysel başvuru üzerine çocuklarına aşı yaptırmak istemeyen anababayı “aşıları zorunlu kılan yasal düzenleme yok” gerekçesiyle “haklı” bulmasının ardından 3 yılı aşkın zaman geçti ve AKP iktidarı tek maddelik yalın (basit) bir düzenlemeyi özellikle, kasıtlı olarak  yapmadı!

  • Bu davranış halkın sağlığıyla oynamak demektir.
  • Bu siyasal inat salgınlara çağrı çıkarmak demektir.
  • Aşılar son derece güvenli biyolojik ürünlerdir ve her yıl en az 3 milyon çocuğun ölümünü engellemekte, yaklaşık 1 milyon dolayında engelli çocuk oluşmasını önlemektedir.
  • Aşıyı reddedenlerin hukuka – bilime uygun haklı – makul gerekçeleri yoktur ve olamaz.
  • Anayasa md. 56, herkese sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkı tanımaktadır. Aşıyı red bu hakkın çiğnenmesi demektir.
  • Aşı reddinin daha da yaygınlaşması ile önümüzdeki dönemde SALGINLAR beklenmelidir, dünya ve Türkiye örnekleri bunun kanıtıdır..
    ……………………………
    Listeyi daha da uzatabiliriz..
    Durum böyle iken Sağlık Bakanlığı’nın düşen aşılama oranlarından (2016 sonunda %98, 2017 sonunda %96, 2018 sonunda???!) Ale Hekimlerini sorumlu tutması ve yaptırım uygulaması kabul edilemez bir saçmalıktır.

Sorumlu, doğrudan siyasal iktidar ve ne yazık ki çoğunluğu ile güdümü altına aldığı TBMM’dir. Her 2 kurum da görevlerini yap(a)mamaktadır.
Aşılama hizmetleri KAMU HİZMETİ – SORUMLULUĞUDUR, kamusal alana ilişkindir.
İktidar ve TBMM görevini daha çok oyalanmadan yapmalıdır.
Gerekli yasal düzenleme önerisi 24 Haziran 2018 seçimlerinden önce TBMM başkanlığına sunulmuştur. Kadük edilmeden yasalaştırılmalı ve pek çok ülkede olduğu gibi, AYM’nin gerekçesi dikkate alınarak, AŞILAR YASAL OLARAK ZORUNLU kılınmalıdır

Buradan bir kez daha uyaralım                             :

  • Ülkemiz salgın eliğine sürüklenmiştir.
  • Olası bir salgında ölen ve engelli kalanlardan, doğrudan AKP iktidarı sorumlu olacaktır.
  • Bu bilim ve akıl dışı politika çok ağır bir hizmet kusuru hatta İNSANLIĞA KARŞI SUÇTUR!

Bir kez daha uyarmış ve anımsatmış olalım..
3+ yıllık kör inat ülkemizi kritik eşiğe sürükledi!
Zaman kalmadı…

Sevgi ve saygı ile. 07 Aralık 2018, Ankara

Prof. Dr. Ahmet SALTIK MD, MSc, BSc
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Halk Sağlığı Uzmanı
Sağlık Hukuku Bilim Uzmanı – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net    profsaltik@gmail.com