Faiz Artırımı Niçin Çözüm Olmuyor?

Faiz Artırımı Niçin Çözüm Olmuyor?

Mahfi EĞİLMEZ, PhD
http://www.mahfiegilmez.com

(AS: Bizim katkımız yazının altındadır.)

Son zamanlarda yaygın bir akıl yürütme söz konusu: “Faizi artırdık ama kurlar düşmedi, demek ki faizi artırmak işe yaramıyormuş.” Akıl yürütme Sherlock Holmes’in bir konuda sonuca varmak için kullandığı oldukça yararlı ve basit bir yöntem. Yalnız biraz tehlikelidir. Çünkü neden – sonuç ilişkilerini etkileyecek ögeler dikkate alınmazsa tümüyle ters sonuçlara varılmasına yol açabilir. O nedenle bu yöntemi kullanırken çok dikkatli ve titiz olunması, hiçbir ayrıntının atlanmaması gerekir.

Gerçekten faiz artırımı işe yaramıyor mu?

  • Faiz artırımı tek başına çözüm getirmez, mutlaka ardından asıl çözümlerin onu izlemesi gerekir.

Faiz artırımı kanamalı bir hastanın kanamasını durdurmaya benzer. Kanama durdurulmakla hastanın sorunu çözülmüş olmaz ama hastanın kan kaybından ölmesi önlenmiş olur. Asıl derdin ne olduğunu teşhis edip onu tedavi etmek için gerekli işlemleri yapmak şarttır. Bunların hepsi doğru ama faiz artırımı da öyle “hiçbir işe yaramıyormuş” diye kenara atılacak bir şey değil. Çünkü kısa vadede ciddi biçimde işe yarayan bir önlemdir.

Madem faiz artırımı işe yarıyor, madem biz faizi enflasyona neden olan kur artışını tersine çevirsin diye yapıyoruz o halde niçin artırımdan kısa bir süre sonra başladığımız yere geliyoruz, niçin kurlar önce düşse de tekrar artarak aynı noktalara geliyor? Bunun 2 nedeni var.

İlk neden faiz artırımının ardından gereken adımların atılmamasıdır. Türkiye’nin bugün ciddi yapısal reformlara ihtiyacı var. Yargının ve eğitimin siyasallaştığı, demokrasinin ahbap çavuş demokrasisine, kapitalizmin ahbap çavuş kapitalizmine dönüştüğü bir yerde bunları düzeltecek adımlar atılmadıkça faiz artışı çözüm getiremez. Üretimin ithalata bağımlılığı artarak sürerken, tarım ve hayvancılık sektörleri üretip ihraç eden alanlar olmaktan çıkıp ithalatçı olmaya dönmüşken faiz tek başına çözüm getiremez. O halde faiz artırımından gereken etkiyi alamamanın ilk nedeni, faiz artışının yapısal reformlarla desteklenmemesidir. Faiz artışı bir çeşit ek önlemdir. Asıl olanlar bu yapısal reformlardır. Ek önlem, asıl önlemlerin yerini dolduramaz.

İkinci neden faiz artırımının “kerhen” yapılıyor olmasıdır. Kerhen yapılan hiçbir işten hayır gelmez. Faizi artırıp ardından faizin kötü bir şey olduğu, bunu artırmak değil aslında indirmek gerektiği söylenir, bankaların piyasa değerlerini düşürecek açıklamalar yapılırsa faiz artırımının hiçbir etkisi kalmaz. Faiz artırımı, yükselen risklerin bedelidir. Yeni risk artışlarına yol açacak yeni tartışmalar açıldığında faiz artırımının etkisi sıfırlanır.

Eylül ayı başlarında 550’yi aşmış olan CDS primi, 13 Eylül’de Merkez Bankasının yaptığı sert faiz artırımının ardından hızlı bir düşüş sergiledi. Sonrasında tekrar yükseldi. Bu düşüşü izleyen yükselişler 13 Eylül’den hemen sonra risk artırıcı gelişmeler olduğunu ortaya koyuyor. 13 Eylül’den sonra neler olduğuna bir bakalım:

(1) Faizin aslında düşürülmesi gerektiğine ilişkin açıklamalar.

(2) Bazı banka hisselerinin Hazineye devredilmesi gerektiğine ilişkin söylemler.

(3) Türk Parasının Kıymetini Koruma düzenlemeleri (döviz ile yapılan sözleşmelerin TL’ye çevrilmesi.)

(4) İDLİB gelişmeleri.

Bunlardan sonuncusu dışında tamamı Türkiye’den kaynaklanıyor ve tümü riskleri artırıcı gelişmeler. Soruna böyle baktığımızda faiz artırımının işe yaramasının zaten olanaksız olduğunu görmek mümkün.

Riskleri artırmayı sürdüreceksek, o zaman faizi artırmanın bir anlamı yok. (19.9.18)
=========================================
Dostlar,

Teşekkürler Mülkiyeli dostumuz Sn. Dr. Mahfi Eğilmez’e..
Türkiye’ye yol gösteren çok ciddi yazılar bunlar..

Sayın Eğilmez,

  • http://www.mahfiegilmez.com adresli web sitesinde ülkemize ışık tutuyor.

Yılların emeği ve birikimi ile olgunlaşmış, damıtılmış bilimsel irdelemeler yayınlıyor..
Ülkemizin en saygın ve en seçkin kurumlarından birinde, Mülkiye – SBF‘de eğitilmiş..

AKP = Erdoğan ve sadık (ama liyakatli??) kadrolarının (kullarının??!!) mutlaka kulak kabartması ve öğrenerek yararlanması gereken içerikler..

  • Aklın inançtan, bilimin de dinden özgürleşmesi temel koşul; yoksa insanlaşmak olanaksız!

İşin şakası yok!

  • Türkiye’ye “ateşten gömlek giydirilmiş” durumda AKP = Erdoğan‘ın 16 yıldır sürdüregeldiği irrasyonel yağma – talan politikalarının kaçınılmaz sonucu; ülke yangın yeri!

Üstelik Hanedan kokuşması eklendi 9 Temmuz 2018’den bu yana..
Biz utanıyoruz Devletin Hazine + Maliyesi’nin damada emanet edilmiş olmasından.
Tek başına bu tablo bile, çok ağır bunalımdan çıkabilmede ciddi bir engel..

https://i2.wp.com/www.yenicaggazetesi.com.tr/d/news/254173.jpg?w=660

 

Sevgi ve saygı ile. 23 Eylül 2018, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK MD, MSc, BS
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

İdlib ile ilgili olarak Cumhuriyet’e verdiğim demeç

İdlib ile ilgili olarak Cumhuriyet’e verdiğim demeç

Onur Öymen
Suriye’deki son gelişmeler ve İdlib’le ilgili olarak Türkiye ile Rusya arasında varılan mutabakatla ilgili olarak bugünkü (20 Eylül 2018) Cumhuriyet gazetesinde yayınlanan görüşmem aşağıdadır:
‘Ana hedef belirlenmeli’
Suriye’de öncelikli hedefi ve ana çerçeveyi;
– barışın sağlanması,
– çatışmaların durdurulması,
– teröristlerin tasfiyesi,
– Suriye’nin yeniden egemenliğine ve toprak bütünlüğüne kavuşturulması ve
– yabancı güçlerin çekilmesi

olarak koymak gerek. Bu ana çerçevede hangi noktadayız? Suriye topraklarının şu anda yaklaşık %27’si PYD/PKK tarafından oluşturulan Suriye Demokratik Güçleri adlı ABD desteğiyle faaliyet gösteren grup tarafından işgal edilmiş durumda. Bunların işgal ettikleri bölgelerin özelliklerinden biri de elektrik santrallarının, barajların, petrol tesislerinin bulunduğu alanlar olması. Yalnızca sınır boyunca Kürtlerin yaşadığı bölgeyi değil, güneyde Ürdün sınırına dek uzanan bir bölgeyi ellerinde bulunduruyorlar. Bu Türkiye için çok ciddi bir güvenlik riski oluşturuyor. Resmin bütününe baktığımız zaman halen sınırın büyük bir bölümünün PYD’nin denetimi altında olduğunu görüyoruz.. Biz sınırı geçtiğimiz zaman karşımızda Suriye devletini görmek isteriz, bir terör örgütünü değil. İkincisi, Irak’ın kuzeyinde peşmergelerin bulunduğu bölgeden Akdeniz’e dek bir koridor oluşturulması projesi var. Baktığımızda, bu koridor şu anda PYD ’nin işgal ettiği topraklardan geçiyor. Mınbiç, Afrin bu nedenle önemli bizim için. Şu an için Türkiye’nin müdahaleleri, bazı bölgeleri elinde bulundurması, bu riski azaltmış görünse de, bu koridorun İdlib üzerinden bağlanması mümkün.

Göç dalgası riski
İdlib’in, stratejik önemi var bizim için. Suriye’nin barışa, istikrara kavuşması durumunda Türkiye de bundan güvenlik ve ekonomi bakımından yararlanacak. Rakka da teröristlerden temizlendi fakat orayı PYD ele geçirdi. İlginç olan, PYD bölgeyi ele geçirirken oradaki cihatçılarla işbirliği yaptı. Cihatçıları oradan silahları ve aileleriyle beraber tahliye ettiler. BBC bunu haber yaptı. İdlib’te ise farklı bir durum var. İdlib teröristlerden tahliye edilirse, orayı Suriye hükümeti ele geçirecek. Kimi devletler bunu istemiyorlar.
İdlib’in teröristlerden kurtarılması operasyonunda çok sayıda insanın yaşamını yitirmesi, göç dalgasının başlaması riski Türkiye’yi de rahatsız ediyor.
Varılan uzlaşmanın özü ise şu: 15- 20 km genişliğinde silahsızlandırılmış bir bölge olacak, oradaki ağır silahlar teröristlerin elinden alınacak, Türiye ve Rusya’nın rol oynadığı ateşkes sağlanacak, sivil halk korunacak, Suriye hükümeti de oradaki hedeflere ateş açmayacak… Böyle, geçici bir çözüm. Eğer bu ateşkes durumu yaşama geçirilebilirse en azından bir süre sivil halk korunmuş olacak. Fakat oradaki teröristlere kim söz geçirecek? Diyelim ki Türkiye ÖSO üzerinde etkili oldu, belki Rusya da kimi kesimler üzerinde etkili olabilir. Ama bazıları El Kaide kökenli, 10 binden çok militanı olan cihatçı gruplara kim söz geçirecek? Geçmişte buna benzer ateşkes durumları olsa da çoğu zaman başarısız örnekler yaşandı.
Suriye’yi ne kadar tutabileceksiniz?
Suriye kendi topraklarını ele geçirme iddiasında ve bugünkü durumun ne kadar sürmesi beklenebilir?
Şu an için sürdürülebilirse de ancak kısa vadeli ve sınırlı bir çözümden bahsedilebilir.
Suriye’nin tamamından ( PYD dahil olmak üzere) teröristlerin tasfiye edilmesi gerekir.
Kanallar açık tutulmalı
Suriye ile teması mutlaka kurmak gerekir. İletişim kanalının açık tutulması gerekir. Teknik, askeri, diplomatik düzeylerde temaslar olabilir. Orada hemen büyükelçilik açmak koşul değil. Ancak iki ülke haberleşebilmeli, Türkiye ve Suriye karşılıklı beklentilerini doğrudan birbirlerine aktarabilmeli. Aracıyla yapılan görüşmelerin her zaman riski vardır.
Saygılar, sevgiler.
=======================================

Dostlar,

Sayın Öymen’in uyarısını bütünüyle paylaşıyor, destekliyor ve kendisine teşekkür ediyoruz.

Sevgi ve saygı ile. 23 Eylül 2018, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK MD, MSc, BS
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

ÇARŞAMBA İĞNELERİ – 19 Eylül 2018

ÇARŞAMBA İĞNELERİ – 19 Eylül 2018

Türk Vatandaşı Naci BEŞTEPE

ŞİKAYETÇİ
RTE, “Önüne gelen zam yapıyor”

  1. Cumhurbaşkanlığı şikayet makamı mı?
  2. İzinsiz zam yapıldığını millet yutar mı?

VARLIK
Varlık Fonu RTE ve damadı ile eş – dosta bağlandı.
Ayıpladım; Bilal, Burak ve Sümeyye yönetimde yok…

TIKIRTI
Devlet kurumlarına atama ve sınavla alımlarda yetki cumhurbaşkanlığında toplandı.
Demokrasimiz tıkırında…

UÇAK
RTE’ye Katar’dan 400 milyon Dolarlık bir uçak daha alındığı açıklandı.
“MAK” lı sorular;

  1. UçMAK için,
  2. KaçMAK için,
  3. Katar’a tasarruf sağlamak için,
  4. İtibarı artırMAK için mi?…

İNSAN
3. Havalimanında çalışma koşullarını protesto eden işçiler gözaltına alındı.
İnsan oldukları anlatılmıştır…

KAPATMA
Fettah Tamince’nin FETÖ dosyası kapatıldı.

FETÖ ile mücadelede zengin adaleti…

DAVET
RTE, “Suriye iktidarını tanımıyoruz. Suriye halkı davet ettiği için oradayız..”

  1. Sırça köşkte oturduğunu unutma,
  2. Halk yalnızca muhalefet midir?
  3. Halk muhalefetse Türkiye’deki yönetim nedir?…

TAHTAKURUSU
Yandaş Sabah yazarı Ardıç (odun türüdür), “Bizim koğuşta da vardı” diyerek, Havaalanındaki işçilerin tahtakurusundan şikayet etmelerini eleştirdi.
Birlikte yaşayınca huy benzeşiyor, şikayet etmesinler mi?…

BİZ
RTE, “Bizde kriz yok”
O “Biz” , biz değiliz…

Kıbrıs’ta Garantörlüğümüzün Müzakere Edilebileceği Yolundaki Haberlere Tepkiler

Kıbrıs’ta Garantörlüğümüzün Müzakere Edilebileceği Yolundaki Haberlere Tepkiler

Onur ÖYMEN

(AS: Bizim katkımız yazının altındadır..)

Basında yer alan bilgilere göre  Yunanistan Dışişleri Bakanı Nicos Kocias yaptığı bir konuşmada “Kıbrıs’ta müzakere masasında artık güvenlik ve garantiler konusu var. Bunu, BM Genel Sekreter’i de İsviçre’deki müzakerelerde kabul etti. Dolayısıyla daha öncekine göre çok daha iyi pozisyondan başlayacağız.” demiş. Geçen yıl İsviçre’nin Crans Montana şehrinde yapılan görüşmelerin başarısızlıkla sonuçlanmasından sonra, BM Genel Sekreteri Guterrez, hazırladığı raporda, garantiler sisteminin sürdürülemez olduğu görüşünü dile getirmişti. Türkiye ise daima garantiler konusunun müzakereye açık olmadığını vurgulamıştı. Buna karşılık KKTC Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı’nın müzakerelerin Guterrez prensipleri üzerinden sürdürülebileceği yolunda bir açıklama yapması, Türk tarafının garantiler konusunu görüşmeye hazır olduğu izlenimi yaratmış ve bu Türkiye’de tepkiyle karşılanmıştı. 

Nicos Kocias’ın bu kez yaptığı açıklama sanki iki taraf arasında garantilerin görüşülebileceği konusunda bir ön uzlaşmaya varıldığı izlenimi vermektedir. 

Bu konuda Yeniçağ gazetesine verdiğim demeçte özetle şunları söyledim:

Türkiye’nin Londra ve Zürih antlaşmalarından kaynaklanan güvenlik ve garanti hakları müzakere edilemez.Kıbrıs sorununun özünde bu yatıyor. Türkiye, 1974 yılında  Londra ve Zürih antlaşmalarındaki garanti hakkına dayanarak müdahalede bulunmuştur. Garantilerden vazgeçmek demek Kıbrıs’ı Girit gibi teslim etmek demektir. Toprak, garantiler ve oradaki askerlerimizin varlığı, bizim kırmızı çizgilerimizdir. Aksi takdirde Kıbrıs Türklerinin güvenliğini sağlayamayız. Umut ediyorum ki, Türkiye bunu kabul etmeyecektir. KKTC Başkanlığının böyle eğilimleri olduğu yolunda basında haberler çıkıyor. Ancak Türkiye’nin böyle bir çizgiyi kabul etmesi son derece sakıncalıdır. Garantilerden vazgeçilmesi Kıbrıs’ın tümüyle teslim edilmesi anlamına gelir. Bu Rumların ve Yunanistan’ın istemiydi ve BM Genel Sekterinin raporunda da garantilerin müzakere edilebileceği yönünde görüşler vardı ve biz ona çok tepki göstermiştik. 

“ Bu yaklaşım kabul edilirse Kıbrıs’tan asker çekilmesi de gündeme gelebilecektir. O zaman da geriye gerçekten fazla bir şey kalmayacaktır. Türkiye’nin Kuzey Kıbrıs’ta yaşayan yüzbinlerce soydaşımıza karşı tarihi bir sorumluluğu vardır. Kıbrıs harekatını yapan Bülent Ecevit‘e, ayrıca Rauf Denktaş‘a karşı da manevi sorumluluğumuz var. En kötü durumlarında bile devletler kimi temel çıkarlarından fedakarlıkta bulunamazlar. Yunanistan Dışişleri Bakanının sözlerini sanki Türkiye garantiler konusunu müzakere etmeyi kabul etmiş gibi değerlendirmek yanlış olur. Bu olacak şey değildir. Türkiye’nin bunu kabul ettiğine ilişkin bir işaret henüz yoktur. Umarım ki hiç olmaz. Türkiye’nin böyle bir vahim hatayı yapabileceğine ben ihtimal vermek istemiyorum.”

=====================================
Dostlar,

Çooooooooook kritik koşullar içindeyiz.

Türkiye çok ağır bir iç – dış borç bunalımı içinde AKP = Erdoğan’ın mutlak sorumluluğu ile.
Değil Demirel’in 1965’lerde itiraf ettiği “70 Cent’e muhtacız”; “1 Cent’e” muhtaç durumda..

Böylesi zamanlar Batı emperyalizminin özellikle kurguladığı ortamlardır ve olağan koşullarda ileri süremedikleri her türlü  ağır – kabul edilemez istemlerini masaya koyarlar. Büyük olasılıkla, AKP = Erdoğan ile perde gerisinde “dış kredi” karşılığında böylesine kabul edilemez pazarlıklar yapılıyordur ki; durup dururken kamuoyuna bu haberler sızdırılarak hem kamuoyunun tepkisi ölçülüyor hem de alıştırılıyor..

Dolayısıyla, 16 yıldır ülkeyi Batı ve dinci rantiye adına yağma ve talan eden iktidar; şimdi bunun çok ağır bedelini, iktidarda kalma adına, hayal bile edilemeyecek ödünleri vererek ödemek / ülkemize ödetmek isteyebilir.. Bu çok tehlikeli bir durumdur.

  • Hem AKP iktidarı = Erdoğan‘ı bu kumardan – ihanetten kesin olarak kaçınmaya çağırır,
    hem de tüm Türkiye’yi bu bağlamda son derece uyanık olmaya davet ederiz..

Sayın Öymen’in uyarısını bütünüyle paylaşıyor, destekliyor ve kendisine teşekkür ediyoruz.

Sevgi ve saygı ile. 22 Eylül 2018, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK MD, MSc, BS
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

Kıyamet koparan bakan

Kıyamet koparan bakan

Işık Kansu
Cumhuriyet, 22.09.2018

(AS: Bizim kapsamlı katkımız yazının altındadır..)

Milli Eğitim Bakanı dedi ki: “Üstün zekâlı sayısı bizim ülkemizin nüfusu kadar olan ülkeler var dünyada. Bizim kıyameti koparmamız lazım eğitimde.”
Epeydir bindik bir alamete (Katar’dan gelen milyarlık uçak en büyük alamettir), gidiyoruz kıyamete zaten.
Öğretim birliği diye bir şey kalmadı. Her okulda açılan mescitlerle mi, imam okulları ile mi, Ensar Vakfı’nın “değerler eğitimi” ile mi, kızlarla erkekleri ayrı sınıflarda okutarak mı “üstün zekâlı” çocuk yetiştireceğiz?
Ulusal Eğitim Derneği Başkanı Nazım Mutlu, kimi kıyamet izleri belirlemiş, sıralıyor:
♦Erkan Mumcu’yla başlayıp Hüseyin Çelik’le hızlanan, bugüne dek ara verilmeksizin sürdürülen, yandaş sendika üyesi ya da tarikat-cemaat militanı olma dışında hiçbir liyakat ölçüsüne bakılmaksızın yürütülen kadrolaşmaya karşı kaç kez kıyamet kopmuştu.
Avrupa Birliği’ne üye olma heveslerinin zirve yaptığı “yalan rüzgârı” sıralarında ‘kopyala yapıştır’ yoluyla, yerli-yabancı ortaklar eliyle üç ayda çırpıştırılan “küreselleşme” odaklı sözde ders programları (müfredat) konusunda ne kıyametler kopmuştu.
2012’de açık edilen dindar-kindar nesil” amacına uygun, yamalı bohça örneği 4+4+4 düzeneği hazırlanırken gerek TBMM’de gerekse sokaklarda, okul önlerinde kopan kıyametler “arşı âlâ”yı bulmuştu.
Geçen yıl yürürlüğe konan bilimsiz, Atatürk’süz, sanatsız, hurafe ve safsatalarla şişirilmiş sözde ders programlarına karşı da kıyametler kopmuştu.
Milli Eğitim Bakanı, madem “üstün zekâlı çocuk” yetiştirmek istiyor. Kaldırsın gerici müfredatı…
Kaldıramaz ama. Kızılca kıyamet kopar sonra…
O yüzden yalnızca konuşmakla yetiniyor.

Boşbank
Saray’dan yükselen ses: “Siyasi partiler banka kurabilir mi? Hayır, kuramaz.”
Peki, siyasi partiler banka boşaltabilirler mi? Örneklerle sabittir ki, boşaltabilirler.
O işlem, tümüyle serbest piyasa kuralları içine girer.

Liberal sol
Birileri “liberal sol”cu olmakla övünüyor.
Hem liberalizm, hem solculuk çok garip bir bulamaç olmalı:
Adam Smith’çi Marksistlik.  Bireyci toplumculuk.
Tutucu devrimcilik. Gerici ilericilik.
Kısacası: Öküzün altındaki buzağı.

Üs
“Yes be annem”den (yetmez ama evetçiliğin Kıbrıs türlemesi) “Kıbrıs’ta deniz üssü kurabiliriz” noktasına gelmek, dehşetli bir tutarlılık göstergesidir. “Bu dönüşümün gerekçesi ne olabilir?” derseniz. KKTC’yi yok sayan planın yaratıcısı eski Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Kofi Annan’ın geçen ay ölmesidir büyük olasılıkla. Adamcağıza, sağlığında “Ayıp olmasın” diye “Kıbrıs’tan vazgeçmeyiz” diyemediler. Şimdi, Annan’ın daha toprağı kurumadan, kırkı çıkmadan Kıbrıs’ta Türk üssü kurmaya karar veriyorlar. Ayıptır, günâhtır…

Kimsesizlik
İşçiler, molozlar altında ölüyor. İşçiler, tahtakurusu dolu yataklarda yatırılıyor.
Ve ADD, Atatürk” adının bir kez daha kaldırıldığını duyuruyor:

  • “İstanbul Atatürk Havaalanı genişletilme ve modernize edilme seçenekleri göz ardı edilerek, Cumhuriyetin ilan edildiği gün kapatılmaktadır.” 

Cumhuriyet, (AS: “bilhassa- özellikle”)  kimsesizlerin kimsesi olmaktan çıkmış bir kez.
==================================
Dostlar,

REİS,
16 YILLIK VAHŞİ TALANI TERSİNE ÇEVİRMEYE MECBUR ve MAHKUM!

Cumhuriyet‘in tutarlı – yürekli – katıksız Kemalist yazarlarından biridir sevgili dostumuz Sn. Işık Kansu.. Bu önemli yazısı için teşekkür ederiz kendisine. Cumhuriyet Vakfı Yönetim Kurulundaki Genel Yazmanlık (Sekreterlik) görevinde de başarılar diliyoruz elbette.

Sn. Kansu’nun değindiği, bizim de üyesi olduğumuz Ulusal Eğitim Derneği Genel Başkanı sevgili dostumuz Sn. Nazım Mutlu’nun söz konusu önemli makalesini sitemizde paylaşmış ve altında biz de epey katkı koymuştuk..

2018-2019 Öğretim Yılı Ders Zili Çalarken EĞİTİMDE KIYAMET KOPACAK MI?

Okunmasını dileriz.. (üstünde tıklayınız)

Yüzde 1 milyar kez 1 milyar gereksiz olan İstanbul’daki yeni havaalanı sonsuz bir israf ve yandaşlara uzun onyıllar sürecek rant aktarımıdır.  (3. değil çünkü Atatürk havaalanı kapatılıyor!) Üstelik, Atatürk havaalanı kapatılarak bir taş daha vurulmaktadır.
Yeni havaalanı bir anlamda Atatürk havaalanının modernleştirilmiş – büyütülmüş – yenilenmiş biçimi ise, hiç tartışmasız adı gene İSTANBUL ATATÜRK HAVAALANI olmak zorundadır. Bu bağlamda tartışmaya girmek, seçenekleri tartışmak bile tuzağa düşmek demektir. AKP = Erdoğan hemen kamuoyuna bir açıklama yapmalı ve tartışmayı böylece bitirmelidir. Hazır çoooook zorda ve oyları düşerken Atatürkçü oylara gereksinimi inanılmaz ölçüde iken, “gereğini” yapacak politik feraseti göstermesi kendi yararına olacaktır.

Öte yandan, ülkenin kaynakları – pınarları – akarları kurutuldu.

  • Ulusal servet 16 yılda dinci yandaşların kasalarına ve büyük ölçüde yurt dışına aktarıldı.

Daha açıkçası;

  • Türkiye ölçüsüz bir hırsla soyuldu – talan edildi.
  • Krizin gerçek adı budur ve Erdoğan bu korkunç gerçeğin anlaşılmasından ödü patladığı için canhıraş biçimde algı yönetimiyle “kriz miriz yok” diye kendini paralamakta.

Tulumbada su kalmadı..
Haydan gelen huya gidermiş..
Şimdi, bu muazzam haram serveti yeniden dolaşıma sokun, tulumbaya su verin ki çark dönsün.

Tüyü bitmemiş yetimin, gelecek kuşakların bile nafakaları çalındı, hiç edildi.

  • Milletin “a..” sına resmen ve fiilen kondu, konuyor, AKP kaldıkça da ko-na-cak!

Havuz medyası içi Reis emir buyurmuş ve 600-700 milyon Doları hemencecik atıvermişlerdi “rant efeleri / rant kulları” keseye ve yandaş basın cephesi oluşturulmuştu bu politik rüşvetle.

  • Ülkenin yüzlerce milyar Dolar serveti 16 yılda dinci – kinci rantiyenin cebine indirildi..

Yeniden halka bağışlayın demiyoruz ama hiç olmazsa boool kepçe kamu teşvikleri ile yatırım yapın. Zaten kaynağı sorulmuyor, içeri getirin, ulusal bankalara yatırın ya da siz banka kurun, bu dövizlerin bir bölümü munzam karşılık olarak Merkez Bankasında (TCMB) tutulacağından, dış borç ödemeleri, dış ticaret açığı ve cari açık finansmanında kullanılır. Siz bu bankanızla Devlet tahvili vb. alarak kamuya borç verin haram servetinizle .. TCMB rezervleri dibe vurdu bu arada.

Zaten her yıl 10 milyar Dolardan aşağı düşmeyen ve her nasılsa kaynağı belirlenemeyen (!?) bir kara servet bu ülkeye göz göre göre “net hata noksan kalemi” adı altında hiç utanmadan meşrulaştırılarak ve de kambiyo dengelerinde muhasebeleştirilerek sokuluyor..
****

  • Reis bu “tersine operasyon”a öncülük etmeye ve gerçekleştirmeye zorunlu ve mahkumdur..

Alma mazlumun ahını, çıkar aheste aheste..

Anladınız mı efendiler, başka hiçbir kurtuluşunuz kalmadı!

Bumerang gibi dönüp sizi de vurdu!

Sınır tanımayan karunca ve haliyle (sine qua non) haram servetlerinizi tıpış tıpış yeniden ülkeye geri vereceksiniz. Sonra da mahkeme-i kübrada, eğer gerçekten inanıyorsanız, hesabını ayrıca verirsiniz.

  • Bu mazlum vatanı dar-ül harp ilan ederek yıllarca ve hiç acımadan yağma ve talan ettiniz..

Şimdi dağlarca kibirinizi, ölçüsüz hasetinizi, 2’si bir arada nasıl oluyorsa sonsuz dinci-kinciliğinizi, doymak bilmez habis nefsinizi… ayaklarınızın altına alacaksınız; çatlasanız da patlasanız da..

Sizin anlayacağınız dille işte bu “ilahi adaletin” ta kendisi, anladınız mı Türkiye Cumhuriyeti’ nin takiyyeci, ıslah olmaz kadim düşmanları, kötülük toplumu mimarları. Rahman ve rahim olan Allahınız, yeri geldiğinde siz mücrimlere ilahi gazabını da gösteriyor sağolsun.

Sevgi, saygı, derin acı ama hep UMUT ile. 22 Eylül 2018, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK MD, MSc, BS
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com