ÇARŞAMBA İĞNELERİ – 23 Eylül 2020

ÇARŞAMBA İĞNELERİ – 23 Eylül 2020

Türk Vatandaşı Naci BEŞTEPE

UZAK

CHP lideri 3 milyon öğrencinin internetsiz, 754 bin öğrencinin televizyonsuz olduğunu açıkladı.
Uzaktan eğitime uzaklık…

TARİH

Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu,

“Meis’i İtalyanlar’a vermişiz, onlar da Yunanistan’a vermiş. Yanıbaşımızdaki adaları vermişiz, geçmişteki anlaşmaları büyük bir başarı öyküsü diye bize ders kitaplarında ilkokulda anlatmaya çalıştılar bizlere ama maalesef işte görüyoruz.”

Lozan’dan önce Osmanlı’nın verdiği adalarda suçu Atatürk ve İnönü’ye yüklemek için söylenen yalan mıdır?

Tarih bilmemekten gelen yanlış mıdır?

Hangisi daha ayıptır?…

AŞI

Aydın İl Sağlık Müdürlüğü, yurt dışına çıkacak olan yerli ve yabancı turistlerin yaptırması zorunlu olan ve kişi başı 30 Euro olan ‘Covid-19 PCR testi numune alım noktası’ olarak AKP Milletvekili Metin Yavuz’un EGEMED Hastanesi’ni görevlendirdi.

Kazan kazan…

GİDİŞ

Yunanistan’da yayın yapan Dimokratia gazetesi 18 Eylül başlığında ‘S…. git Erdoğan’ ifadelerini kullandı.

Yunan öyle gitmişti…

MENZİL

Gavs’a Aşık Sofiler” adlı Facebook hesabından yapılan paylaşımda, Menzil ekmeğinin şifalı olduğu, ekmeğin hamuru ve tarifinin Hz. Hatice’ye ait olduğu ve sadece Menzil’de “Gavs’ın evinde yapıldığı iddia edildi.

Menzil MS 600, devam…

AÇIKGÖZ

AKP İlçe kongresinin ardından Malkara İlçe Jandarma Komutanı Teğmen İsmail Erdoğan, AKP İlçe Başkanı Şentürk’ü parti binasında ziyaret etti ve “hayırlı olsun” dedi.

Jandarma dediğin açıkgöz olur…

SAHTECİLİK

Yerel seçimler öncesi sahtecilikle karalanan Mansur Yavaş aklandı. İftiraları atan, hükümlü, AKP’nin saygın iş adamı(!) ise yedi aydır yakalan/a/madı.

AKP’nin A’sı…

YERLÜF?

İçişleri Bakanı Soylu, AYM ile ilgili sözlerine tepki gösterenleri değerlendirirken,

“…yıllardan beri bu ülkenin değerlerini yerlüf etmek (Tarumar etmek, silmek, süpürmek) isteyenler hepsi bir cephe oldular, hepsini bir fotoğrafta Allah, göstermek nasip etti.” dedi.

En önemli değerimiz Türkçemizi o dediğinden etti…

SOPA

Almanya’nın Atina Büyükelçisi Ernst Reichel, “Türkiye yakında Avrupa Birliği (AB) Konseyi’nin sopasını görecek” dedi.

Ucundaki şekeri yalaya yalaya sapına mı geldik?…

HAYIRSEVER

  • AKP’nin hayırsever iş adamı Zarrab, siyasilere 800 milyon dolar rüşvet vermiş.

Hayırseveri severler tabi…

MÜLAKAT

Kocaeli Üniversitesi doktora-yüksek lisans öğrencisi alımında, bitirme ve yazılı notları yüksek olanlar mülakatta elendi, düşük notlular mülakatta 100 tam puan verilerek öne geçirildi.

Mülakat,  torpil kat kat…

Avusturya ADD ile webinar toplantımız

Değerli İnsanlar

19  Eylül 2020 Cumartesi günü Türkiye saatiyle 21:00’da ZOOM üzerinden Prof. Dr. Ahmet Saltık ile PANDEMİ konulu bir toplantı gerçekleştirilecek. / GERÇEKLEŞTİRİLDİ..

Tıklayınız ve izleyinz (69 dk.) :

https://youtu.be/xE4qWdV7cXg 

Ayrıntılı bilgiye www.ataturk.at sayfasından ulaşabilirsiniz.

Zoom Konferans bilgileri :  Aşağıdaki erişkeyi (linki) tıklayarak katılabilirsiniz.

https://ataturk-at.zoom.us/j/81720625228

Meeting ID: 817 2062 5228
Şifre gerekmiyor. Lütfen çevrenize de duyurunuz.

Sevgilerimle
Erol Güçlü / Viyana
Avusturya ADD Kurucu Başkanı
mailto:erol@guclu.at

“TTB’nin Yanındayız!”

“TTB’nin Yanındayız!”

Değerli Meslektaşımız,

Bizler binlerce yıldır bu topraklarda iyi hekimlik yapmaktayız.

”…Mesleğimi vicdanımla ve onurumla uygulayacağıma,
Önceliği her zaman hastamın sağlığına vereceğime,
İnsan yaşamına en üst düzeyde saygı göstereceğime,
Bana gözdağı veriliyor olsa bile, tıbbi bilgimi, insan haklarını ve birey özgürlüklerini çiğnemek için kullanmayacağıma,

Kararlılıkla, özgürce ve onurum üstüne

ANT İÇERİM

diyen hekimlerin meslek örgütü olan, her zaman hekimlerin, sağlık çalışanlarının ve halkın yararını gözeten, kurulduğu 1953 yılından itibaren bilgi ve birikimini ülkemizin ve halkımızın bedenen, ruhen ve sosyal olarak daha sağlıklı olması için kullanan TTB’nin içinde ve yanında olmaktan onur duyuyoruz.

Toplum sağlığını önceleyen, halkın sağlık hakkını savunan, bilimsel ve özgür düşünceden taviz vermeyen meslek örgütümüz iyi ki var, hep var olacak diyoruz.

Adana Tabip Odası
Adıyaman Tabip Odası
Ağrı Tabip Odası
Ankara Tabip Odası
Antalya Tabip Odası
Aydın Tabip Odası
Balıkesir Tabip Odası
Bartın Tabip Odası
Batman Tabip Odası
Bitlis Tabip Odası
Bolu-Düzce Tabip Odası
Bursa Tabip Odası
Çanakkale Tabip Odası
Denizli Tabip Odası
Diyarbakır Tabip Odası
Edirne Tabip Odası
Elazığ Tabip Odası
Eskişehir-Bilecik Tabip Odası
Gaziantep-Kilis Tabip Odası
Hatay Tabip Odası
Isparta-Burdur Tabip Odası
İstanbul Tabip Odası
İzmir Tabip Odası
Kahramanmaraş Tabip Odası
Kastamonu-Çankırı Tabip Odası
Kırıkkale Tabip Odası
Kırklareli Tabip Odası
Kocaeli Tabip Odası
Manisa Tabip Odası
Mardin Tabip Odası
Mersin Tabip Odası
Muğla Tabip Odası
Muş Tabip Odası
Nevşehir Tabip Odası
Osmaniye Tabip Odası
Rize-Artvin Tabip Odası
Sakarya Tabip Odası
Samsun Tabip Odası
Siirt Tabip Odası
Sinop Tabip Odası
Şanlıurfa Tabip Odası
Şırnak Tabip Odası
Tekirdağ Tabip Odası
Trabzon Tabip Odası
Uşak Tabip Odası
Van-Hakkari Tabip Odası
Zonguldak Tabip Odası

Ankara Tabip Odası

Savunma hakkı kutsaldır

Savunma hakkı kutsaldır

Yekta Güngör Özden Biyografi.info.

Yekta Güngör Özden
SÖZCÜ, 21 Eylül 2020

Öncelikle kutsallığı inanç-din bağlamında değerlendirerek anlamlandırmak kavramı sınırlamak, anlamını daraltmak olur. Sözcüğü değindiği konu, çözmeyi amaçladığı sorunla ilgili açıklamak ilgi bağı yönünden daha uygundur. Kutsallık mutlak ve yalnız inanç alanıyla ilgili değildir. Varlığı, niteliği, yapısı, değeri nedeniyle önem taşıyan, özen ve duyarlıkla sözü edilenler kutsallıkla anılabilir. Üstünlük, özellik, değer ölçüleri yönünden özgünlüğü olanlar bu kapsamdadır. Dokunulmazlığı, saygınlığı, yaşam ve özgün değerler yönünden belirgin ayrıcalığı olanlar da böyledir. Yurdun, bayrağın tartışılmaz özellikleri için olduğu gibi. Savunma, yaşam, hak ve adalet güvencesidir.

İnsan varlığını, yaşamını, sağlığını, haklarını, özgürlüklerini doğrudan ilgilendirdiğinden İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi‘nin

  • İnsanın istibdat (baskıcı düzen) ve baskıya karşı son çâre olarak ayaklanmaya mecbur kalmaması için insan haklarının bir hukuk rejimi ile korunması esaslı bir zaruret olması..

diyerek önemi vurguladığı, ayrıntılarını 1, 8, 10, 11, 19’uncu; İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi‘nin de 5, 6, 7 ve 10’uncu maddelerinde güvenceye aldığı haklar, yaşamsal değerlerin hukuksal dayanaklarıdır.

Ulusal hukukumuzda Anayasa‘nın 12-15’nci ile 17-27’nci ve 35-39’uncu maddelerinde öngörülen haklar ve özgürlükler, 41, 57 ve 61’inci maddelerindeki sosyal haklardan sonra 66-74. maddelerde belirlenen siyasal haklar, ulusal yaşamın dayanaklarını oluşturmuştur.

Ceza yasalarında haklara ve özgürlüklere karşı işlenen suçlar için öngörülen cezalar, yöntem yasalarında da hakların kullanılmasına ilişkin düzenlemeler yer almaktadır. Başta anayasal düzen olmak üzere birey ve toplum yaşamına yönelik suçlar için öngörülen cezalarla disiplin cezasına kadar uzanan ayrıntılar yasalarda yer almaktadır.

1963 yılında Türkiye Baro Başkanlarının düzenlemeye başladıkları Avukatlık Kanunu Tasarısı’na 1965-66 yıllarında Ankara Barosu Genel Sekreteri iken son biçimini verdiğim metni Baro Başkanımız Avukat Saffet Nezihi Bölükbaşı’nın başkanlığındaki bir kurulla Adalet Bakanı Hasan DİNÇER’e sunmuştuk. İktidarın TBMM’ne taşıdığı bugün kimi değişikliklerle uygulanmakta olan 1136 no.lu Avukatlık Yasası‘nın yürürlük süreci böyle gelişmiştir. Temelde ve genelde savunma mesleği olan avukatlığın günümüzdeki meslek yapısı Barolara yönelik olumsuz girişimler, devletin temeli olan adaleti gerçekleştirme ve yaşama geçirme çalışmalarına gölge düşürecek birer sapmadır. Siyasal duyumsuzluklar ve çirkin partizanlıklarla meslek örgütünü yanlı ve etkisiz duruma düşürmek bağışlanmaz büyük kusurdur. Nasıl kimi avukatların bir siyasal parti genel başkanını ziyaret edip ayrı baroyla yanlılıklarını açıklamaları yanlış ötesi sakıncalı ise, yurttaşların partilerine göre avukat isteyip bulmaları da o ölçüde olumsuzdur. “Parti Baroları” olmasa bile “Partili Baro”lar mesleğe ihanet, adalete saygısızlıktır.

Siyasal tarih, nice olaylardaki savunma hakkı anlatımlarıyla doludur. Yaşamı sona erdiren kararların savunmaya verdiği olanak ile hiç savunmasız ölüm uygulamalarının duyurduğu tepkiler, sorunun önemini ortaya koyan insanlık özlemleridir. Yaşam hakkının en belirgin, en önemli öğesi olan savunmaya ilişkin Cumhuriyet gazetesi yazarlarından Ali SİRMEN 4.9.2020 günlü yazısında savunma kurumundaki çalkantılara değinerek konunun önemini ve değerini duyuruyordu. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Başkanı Robert SPANO 3.9.2020 günü Ankara’da verdiği demeçte

  • Hukuk üstünlüğü ilkesi, bize yol gösteren, ileriye gitmemizi sağlayan Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi‘nin parlak yıldızı, kutup yıldızıdır.
  • İktidardaki kişiler mahkemeleri kontrol edemez.
  • Yasalar yalnızca halka değil, gücü elinde bulunduranlara da tartışmasız uygulanmalıdır.
  • Yasaların üstünde hiç kimse yoktur.”

diyerek konunun özelliğini vurgulamıştır. Kimi zaman, kimi durumlarda “son söz” olan savunma, yaşamın noktalanmasıdır.

 

Sağlık Bakanı ve Türk usulü filyasyon

Sağlık Bakanı ve Türk usulü filyasyon

Nuriye Ortaylı


Doktor, Halk Sağlığı Uzman
21 Eylül 2020,
https://yetkinreport.com/2020/09/21/saglik-bakani-ve-turk-usulu-filyasyon/?fbclid=IwAR048f3tiotzRdALrRl9DafpnjHhQtuKO7hvyRfwOtLzQDrvdaF3C3tM4ws

Sağlık Bakanı Koca’nın filyasyonla ilgili son açıklamaları gerçeklerle tam örtüşmüyor. (Foto: Twitter/CNNTürk)

Sağlık Bakanı Fahrettin Koca Hürriyet’ten Ahmet Hakan’la görüşmesinde Türkiye’deki filyasyonun dünyada eşi benzeri olmadığını söylemiş. Salgının başından beri hemen her alanda tekrar tekrar duyduğumuz bir nokta bu. Yalnızca Türkiye’de uygulanan ilaç tedavileri, yalnızca Türkiye’nin ulaştığı tedavi başarı oranları, yalnızca Türkiye’de uygulanan haftasonu sokağa çıkma yasakları. Sağlık Bakanlığı salgın yönetiminde orijinalliği önemsiyor.
Her ne kadar yeni Koronavirüs, adı üstünde yeni bir etken olsa da salgınlar yeni değil. Yazılı tarihte, hatta daha öncesinde (Firavun, Musa’yı dinlemediği için Mısır’a bir salgın hastalık musallat olur) salgınlar vardı. İnsanlık, Covid’i tedavi etmeyi yeni yeni, deneye yanıla öğreniyor. Henüz aşı ya da önleyici bir tedavi geliştirilemedi, ama salgınları, Covid’e benzer solunum yoluyla bulaşan etkenlerin yarattığı salgınlar da dahil, kontrol altına almak konusunda çok şey biliyoruz.

Filyasyonda Türkiye’den başarılı ülkeler

Nitekim dünyada bazı ülkeler, mesela Moğolistan, Vietnam, Singapur, Tayland, Taiwan bu ilkeleri uygulayarak salgının başlamasını önledi. Başka bazıları da mesela, Güney Kore, Japonya, Çin Halk Cumhuriyeti, Yeni Zelanda, Uruguay, Ruanda zaman zaman ufak dalgalanmalar olsa da kontrol altında tutmayı başarıyorlar.
Bu saydığım ülkelerin çoğunun Güneydoğu ve Doğu Asya’dan olması kanımca tesadüf değil. Bu bölgedeki ülkeler 2002-2003 SARS salgınını yaşamış ve dersler çıkararak aradaki on beş yılda halk sağlığı altyapısını güçlendirmişlerdi. Özellikle de Türkçe’de Latince’den alınmış bir kelimeyle filyasyon dediğimiz, diğer birçok dilde temaslıların aranması (contact tracing, recherche des contactes) denilen sistemi güçlü bir şekilde kurmuşlardı. O kadar ki bu ülkelerin çoğunda filyasyon çalışmasının dedektif gibi “Vaka Sıfır” denilen, bir salgın öbeğine virüsü ilk getiren kişinin bulunmasına kadar sürdüğünü yalnızca kişilerle görüşmeyi değil, bulaşmanın olduğu ortamların incelenip, bulaşmaya katkısı olan faktörlerin belgelendiğini bilimsel dergilerde yaptıkları yayınlardan biliyoruz.

Yukarıdaki ve aşağıdaki şekiller Çin’de yapılmış bir araştırmanın sonuçlarını gösteriyor. Restoranda yemek yiyen henüz belirti göstermeyen, daha sonra pozitif çıkan bir kişinin, kendi masasında ve diğer masalarda enfekte ettiği insanları gösteriyor. Pozitif vaka, klima cihazının altında oturuyormuş; hava akımıyla oldukça uzak masalardaki insanlar da enfekte olmuşlar. Klimaları kullanmayın bilgisi bu makaleye dayanıyor, kapalı ortamlarda bulunmayın bilgisi de. Restoranların ilk kapatılan mekanlar olması da…

Aslında bugün neredeyse her dünya vatandaşının öğrendiği yeni Koronavirüsün bulaşma yolları, en çok hangi ortamları sevdiği gibi bilgileri bu ayrıntılı filyasyon raporları sayesinde öğrendik. Bizden tek bir yayın yok. Bilimsel yayın olmadığı gibi kamuyla paylaşılan tek bir rapor, vaka analizi, öbek analizi vb yok. Dolayısıyla filyasyon çalışmalarının başarısı ve niteliği konusunda fikir yürütmek çok zor.

Bakanın verdiği bilgiler ne kadar doğru?

Bakan testi pozitif çıkanların temaslılarının evde izlenmesinin bir tek Türkiye’de yapıldığını söylemiş. Bu konuda yanıldığını düşünüyorum. Çünkü temaslıların karantinası, sanıyorum Wuhan salgını dışında bütün ülkelerde evde yapılıyor. Her ülke kendi altyapısına göre farklı yöntemlerle karantinadaki bu “temaslıları” izliyor. Mesela Ruanda’da emek yoğun bir şekilde, her köyde, her mahallede bulunan, o köyün/mahallenin ahalisinden seçilmiş ve kısa sürede eğitilmiş, toplum sağlığı çalışanları kullanılıyor. Kore’de, Çin’de, ABD’de telefon takipleri ve karantinanın kırılmasını önlemek için cep telefonu aplikasyonları kullanılıyor.
Ama sonuçta başarılı filyasyon çalışması yürüten bütün ülkelerin bir takip sistemi var, bu olmazsa olmaz. Dolayısıyla Bakanın anlattıklarından uyguladıkları filyasyon programının hangi kısmının Türkiye’ye has olduğunu anlamak mümkün değil.
Zaten kanımca peşinde olmamız gereken şey orijinallikten ziyade başarı olmalı. Salgını kontrol altına almakta başarılı olduğumuzu söylemek mümkün değil. Hızlanan vaka sayılarına da filyasyon ekiplerinin yetişmesi mümkün değil. Yetişemediklerini kırsal bölgelerde, temaslılara bildirimin jandarma tarafından yapıldığını duyunca anlıyoruz. Neresinden baksanız sakıncalı bir yöntem, zira filyasyonda insanlarla güven ilişkisi kurulması, doğru bilginin alınması için hayati önemdedir.
Üstelik temaslı ziyaretinde, yalnızca evde kalın demenin ötesinde temaslının ve ailesinin bulaşmayı önlemek için bilgilendirilmeleri gerekir. Jandarmanın bu konuda herhangi bir yetkinliği olabilir mi? Daha önce Bakanlık vakaların hangi şehirlerden olduğunu açıklamamalarını kişisel bilgilerinin korunması konusundaki duyarlılıklarına bağlamıştı. Kapısına jandarma gönderilen temaslılar, kişisel bilgilerinin korunduğuna inanabilirler mi?

Pozitif hastanın eve gönderilmesi

Dünya Sağlık Örgütü testi pozitif çıkan, testi pozitif olmasa da Covid ile uyumlu belirtiler gösteren herkesin bir sağlık kuruluşuna yatırılarak bakımını ve izolasyonunu öneriyor. Ancak bunun olanaklı olmadığı durumlarda, yani sağlık kurumlarının kapasitesinin vaka sayılarına cevap veremediği hallerde, bu hastaların, yurtlar, stadyumlar, spor salonları vb.den dönüştürülmüş kurumlarda bakılması gerektiğini söylüyor. Ya da riski çok düşük olan ve çok hafif belirtileri olanların, evde bulaşmanın önlenmesi için sıkı tedbirler alınmak koşuluyla eve gönderilebileceğini vurguluyor.
Sağlık Bakanı neredeyse her gün akşam yatak sıkıntımızın olmadığını, yatak doluluk oranlarının yüzde elli civarında olduğunu tekrarlıyor. Üstelik Bakan, iki hafta önce Diyarbakır’da yaptığı basın toplantısında, şehirdeki bulaşmanın yüzde doksanının hanelerde gerçekleştiğini ve o gün yapılan takiplerde, evde olması gereken pozitif hastaların ve temaslılarının yüzde onunun evde bulunamadığını söyledi.
Bu üç bulguyu birbirine bağlayınca testi pozitif çıkanların, üstelik ellerine Hidroksiklorokinin gibi ciddi yan etkileri olan bir ilaç verilip eve gönderilmesini anlamak mümkün değil. Yataklar yarı yarıya boş ise neden izolasyona uymama oranları yüksek insanları, başkalarıyla birlikte yaşadıkları evlere gönderiyoruz? İmkansızlıklar içinde bir ülke olsak, başka çaremiz olmadığı için başvurulabilecek bu yönteme neden başvuruyoruz? Bu gerçekten Türkiye’ye has bir uygulama.

Bulaşma hızı yalnızca filyasyonla önlenemez

Yalnızca hastanelerdeki sağlık çalışanları değil, filyasyonda çalışanlar da dayanma sınırlarının ötesindeler. Kapı kapı gezmekten, yoruldular, enfekte oluyorlar. Bir aile hekimi arkadaşım, Temmuz ayı başında bölgesinde 15 temaslı izlerken, Ağustos ortasında 60 pozitif hasta ve onların dört beş katı temaslısını izlemek zorunda kaldığını söyledikten bir gün sonra kendisinin enfekte olduğunu öğrendim.
Hızlanan sayılara filyasyon ekiplerinin yetişmesi mümkün değil. Net bir strateji geliştirip, tehdidin büyüklüğüne uygun tedbirler alınmadığı sürece ağır hastalığın ve ölümlerin önünü almamız mümkün değil. Virüsün davranışını artık biliyoruz, önlem alınmadığı sürece, hele enfeksiyon bizde olduğu gibi ülke çapında yaygınsa, bulaşma hızlanarak devam ediyor. Maalesef can kayıpları da.