Şehir hastanesi sözleşmeleri sil baştan

Şehir hastanesi sözleşmeleri sil baştan

ÇİĞDEM TOKER
SÖZCÜ,
10 Temmuz 2019

Adalet Bakanı Abdülhamit Gül“TBMM tatile girmeden” diye TV ekranında söz vermişti. Yargı reformunu kastediyordu. İlk “paket”te ifade özgürlüğü davalarına temyiz yolunun açılabileceğini de söylemişti. Tatil yaklaşırken, TBMM’de yargı reformunun ekim ayına kaldığı konuşuluyor. Bakan Gül’ün sözünü tutamaması bir yana; bu gecikme, bomboş suçlamalarla haksız cezalara mahkum olan gazeteci arkadaşlarımızın bedel ödemeyi sürdüreceği anlamına geliyor.
★★★
Bu tercihin iktidarın genel yaklaşımıyla çeliştiği söylenemez. Bir kere yargı reformu paketlerinde iktidara mali kaynak sağlayacak düzenleme yoktu ki! 150 milyon Dolar geliri Sayıştay denetimi olmadan toplayacak, Kamu İhale Kanunu’na bağlı olmadan ihale yapabilecek KTurizm Ajansı kanunu dururken yargı reformuna neden öncelik tanınsın?
Merkez Bankası’nın birikmiş 46 milyar TL ihtiyat akçesini Hazine’ye aktarmak, yurt dışı çıkış harcını 15 liradan 50 liraya çıkaracak maddelerin atıldığı torba kanun dururken, ifade özgürlüğünü ilgilendiren bir düzenleme dört aycık daha bekleyemez mi?
Nasılsa Beştepe’de şaşalı bir sunumu yapıldı. Alkışlar alındı. Daha ne…

KRİZE KRİZ DİYEMEMEK

TBMM’ye getirilen son “torba”, aslında kapsamlı bir incelemeyi hak ediyor. Kanun teklifinin gerekçesine baktığınızda, krize kriz dememek, AKP’nin krizdeki sorumluluğunu hissettirmemek için bürokratların nasıl ter döktüğünü görür gibi oluyorsunuz. Neymiş son “torba”nın amacı, şu dolambaçlı ifadeden anlayabilirseniz buyrun:

“Ulusal ve uluslararası konjonktür kaynaklı makro-ekonomik gelişmeler dolayısıyla reel sektörde ortaya çıkabilecek finansal sorunların çözümlenmesi.”

SAĞLIK BAKANLIĞI’NA DAVET

Torba yasada şehir hastaneleriyle ilgili önemli bir madde var. Bu köşeden sayısız kez duyurduğumuz, birkaç neslin ekonomik refahını rehin alacak Kamu Özel İşbirliği (KÖİ) projelerindeki ölçüsüzlüklere fren getiriliyor. Sağlık Bakanlığı’nın bir KÖİ metodu olan Yap-Kirala-Devret yöntemiyle yaptırdığı şehir hastaneleriyle ilgili kanun değişikliği yapılıyor “torba” yasa ile. Yeni düzenleme, şehir hastanesi sözleşmelerinin sil baştan ele alınacağını gösteriyor:

Şu yeni düzenlemeye bakıldığında belli ki şehir hastanesi müteahhitleriyle Sağlık Bakanlığı arasında ciddi görüşmeler yapılmış:

“Sözleşme bedelinin artırılmaması kaydıyla kullanım bedeli veya hizmet bedeli artırılmak veya azaltılmak suretiyle değiştirilebilir. Sözleşme bedeli, net bugünkü değer dikkate alınarak belirlenir ve net bugünkü değer hesaplanmasına ilişkin esaslara yönetmelikte yer verilir. İdare tarafından gerekli görülmesi halinde yükleniciye ödenecek kullanım bedeli ödemelerine ilişkin TL veya döviz cinsinden alt ve üst limitler, sözleşme değişikliği düzenlemelerine uygun olarak belirlenebilir.”

En önemlisi de, bu maddenin en baştan başlayarak imzalanan şehir hastaneleri sözleşmelerine de uygulanacağı belirtiliyor. Yani Bilkent, Adana, Mersin, Yozgat hastanelerine.
Belli ki imzalanmış sözleşmelerin büyük yükü alarm zillerini çaldırdı ve şehir hastanesi müteahhitleriyle Sağlık Bakanlığı arasında ciddi görüşmeler yapıldı.
Sağlık Bakanlığı’nın “ticari sır” diye TBMM’den sakladığı şehir hastanesi sözleşmelerinde ne gibi değişiklikler yapılacağını açıklamasının tam zamanıdır.
=======================================

Dostlar,

Daha önceleri de bu hastaneler üzerinden yürütülen muazzam TALAN hakkında bu sitede yazdığımız çok sayıda makalede (lütfen okur musunuz, Erdoğan’ın “Hülya” sının ülkemiz için TALAN olduğunu haykırıyoruz…) sorduğumuz üzere, kısa 2 sorumuz var :

    1. Bu Sözleşmelerin içeriğini kamuoyundan saklanacak nitelikte mi, utanıyor (?) ya da korkuyor musunuz?
    2. Devlet, birtakım yerli – yabancı şirketlerle bu halkın vergisi ile kimi sözleşmeler yapacak ve bunların içeriği halktan saklanacak.. Gerekçesi de “ticari sır” olacak!? Peki halkın “Bilme hakkı” ne olacak? Bu sözleşmelere imza koyanlar kimden yana; kendi ülkelerinin – halkın hükümetleri midirler yoksa sermayeye teslim, hatta ortak olmuş, güdümüne girmiş tuhaf, pos-modern yapılanmalar mıdır..

Dikkat; özellikle 2. soru çoook ciddi ve kritik bir sorudur..

Sevgi ve saygı ile. 11 Temmuz 2019, Ankara

Prof. Dr. Ahmet SALTIK MD, MSc, BSc
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Halk Sağlığı Uzmanı
Sağlık Hukuku Bilim Uzmanı – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net    profsaltik@gmail.com

ONURLU DIŞ POLİTİKA: İnönü’den öğrenecekleri çok şey var…

ONURLU DIŞ POLİTİKA:
İnönü’den öğrenecekleri çok şey var…

Dr. Alev Coşkun
Cumhuriyet, 7 Temmuz 2019

Geçen hafta Japonya’da dünya liderleri G20 Zirvesi’nde buluştu. Bu toplantıda ABD Başkanı Trump, Türk heyetini Hollywood setindeki oyunculara benzetti. Trump’ın Türk heyetine: “Ne kadar güzel insanlar. Bunlarla anlaşmak çok kolay. Hiçbir Hollywood setinde bu kadar güzel insanı bir arada bulamazsınız.” diye seslenmesi ve Türk heyetinin “çuval” kadar incitici bu ifadeye gülümsemesi aslında acıdır. Nitekim Trump, “güzel insanlarla” kolay anlaşmasına örnek bile verdi: “Erdoğan çetin biri ama ben kendisiyle iyi anlaşıyorum. PYD’yi vuracaktı, yapmamasını istedim, bunu yapmadı.”
Trump’ın bu sözleri inciticiydi. Bu sözlere ve benzetmeye karşı özellikle sosyal medyadaki eleştiriler ve tepkiler karşısında AKP cephesinden. “Ne yapacaktık, diplomasiye ters gelen bir tavır takınarak cevap vermek doğru olmaz.” diye yanıt geldi.

SÖMÜRGE DİPLOMASİSİ
Sömürge zihniyeti taşıyan süper güçler, kendilerine bağlı ve ekonomileri zayıf olan devletlere daima yüksekten bakarlar. Onların, onurlarını zedeleyici sözler söylemekten çekinmezler. ABD’nin Kuzey Irak’ta Süleymaniye’de Türk askerlerine karşı gerçekleştirdiği çuval olayı da böylesi bir davranıştı. (AS: 04 Temmuz 2003 ve RTE Başbakandı!)
Emperyalist ülkelerin diplomasi nezaketine uymayan bu tavırlarına onurlu, dik duruşlu yanıt verildiğinin de örnekleri vardır.
En çarpıcı örnekler 17 gün sonra 96. yıldönümünü yaşayacağımız Lozan Konferansı’nda görülmüştür. TBMM hükümetinin başdelegesi İsmet İnönü, onurlu davranışların örneklerini Lozan Konferansı’nda ortaya koymuştu. En çarpıcı örnek İnönü’nün konferansın açılış günündeki tavrıdır. İnönü’ye olur olmaz zamanlarda laf söyleyenler, her vesile ile Lozan’a saldıranların İnönü’nün davranışlarından öğrenecekleri çok ders vardır. İşte bir örnek:
Lozan Barış Konferansı’nın açılış töreni için program belli olmuştu. Konferans İsviçre’nin Lozan kentinde yapılıyordu. Konferansın açılış törenine birçok başbakan, dışişleri bakanı ve delege (AS: “delegasyon” olmalı..) başkanları katılıyordu. İsviçre Cumhurbaşkanı bir konuşma yapacak, konferansa katılanlara ev sahibi olarak “hoş geldiniz” diyecekti. Konferansa katılan tüm delegeler adına da İngiltere Dışişleri Bakanı Lord Curzon teşekkür edecekti. Birinci günü konferansın açılışı gerçekleşecekti.

[Haber görseli]

EZBER BOZAN ÇIKIŞ

Program belli olunca, TBMM’yi temsil eden delegasyon başkanı İsmet İnönü açılış töreninde, “Ben de konuşacağım” dedi. İnönü’ye, “Böyle bir gelenek yok, ancak bir kişi diplomatik olarak karşılık verecek” dediler. İnönü ısrarla, “Ben de diplomatik olarak, teşekkür edeceğim” dedi. İnönü’yü ikna etmek için Fransa Başbakanı Poincare dil döktü. İnönü tüm gerekçeleri dinleyerek anlaşmış gibi yaptı. Törenin başladığı gün önce İsviçre Cumhurbaşkanı “Hoş geldiniz” konuşması ve ardından Lord Curzon “teşekkür” konuşması yaptılar. Herkes konferansın son bulacağını düşünürken, İnönü yerinden kalkıp ağır ağır adımlarla kürsüye yürüdü. Cebinden notlarını çıkardı ve konuşmasını Fransızca olarak okumaya başladı.
İnönü ilk önce İsviçre Cumhurbaşkanı’na teşekkür etti. Daha sonra Lozan’a barış arzusuyla geldiğini, Türklerin çok haksızlık gördüğünü, işgale uğradıklarını açıkça belirtti. Barış düşüncesinin bütün konferansa egemen olması, adaletli bir barış yapılması dileğiyle sözünü tamamladı, yerine geçti, oturdu.

SİMGESEL ANLAM
Bu karşı çıkışıyla İsmet İnönü Türkiye’nin konferansa katılan tüm devletlerle eşit olduğunu göstermek ve vurgulamak istiyordu. Bu hareket aslında simgesel bir anlam taşıyordu. İnönü, bu konferansa eşit koşullar altında katılıyoruz demek istiyordu. İnönü konuyla ilgili olarak anılarında şöyle diyor:

  • “Ben nutkumu okuyup bitirdikten sonra konferansta ortalık bir karıştı. Bazı delegeler etrafımı sardılar. Bir aralık Mösyö Bompard (İtalyan Başdelegesi) yanıma gelmişti. ‘Anlaşılıyor, çekeceğimiz var’ dedi. ‘Venizelos da konuşacaktı, güç halde tuttum’ diye sözlerini tamamladı. Ben kendisine sordum: ‘Niçin tuttunuz?’ dedim. ‘Konuşacaktı’ cevabını verdi. ‘Ben de tekrar cevap verirdim’ diye yanıtladım.”

Bu tavır Türkiye’nin uluslararası toplumda eşitlik ilkesinin uygulanması düşüncesine önemli bir örnektir. Kuşkusuz onurlu dış politika konusunda çok önemli bir tavırdır.
Türk delegesi olarak bulunduğu Lozan’da İnönü, bunun gibi ulusal çıkarlara dayalı başka dik duruşlu örnekler de sergilemiştir. 24 Temmuz 2019 Lozan Barış Konferansı’nın 96. yıldönümüdür. O gün yayımlanacak olan “Diplomat İnönü- Lozan” adını taşıyan yeni kitabımızda bu örnekleri ibret olması için vereceğiz ve Türk milletinin can suyu, Türkiye Cumhuriyeti’nin tapusu Lozan’ı analiz edeceğiz.

ÇARŞAMBA İĞNELERİ – 10 Temmuz 2019

ÇARŞAMBA İĞNELERİ – 10 Temmuz 2019

Türk Vatandaşı Naci BEŞTEPE

FETÖ
Ali Babacan’a FETÖ’den soruşturma açıldı.
A be densiz;
Bülent Abin gibi yanaşıp YİK, MİK üyesi olsana.
Çamur atılmaz mı RTE/AKP’ye muhalif olana?…

FETÖCÜLER
Babacan’a açılan FETÖ soruşturması Arınç’ın “Bakanlar kurulu müşterek sorumludur” demesi üzerine kapatıldı.

“Erdoğan dahil herkes sorumludur” demenin bundan açık ifadesi var mıdır?
FETÖ’nün de, FETÖ ile mücadelenin de özü budur…

EDEPSİZ
Maaşını soranlara  “edepsiz” diyen Arınç, YİK’ten alacağı parayı KHK mağdurlarına vereceğini açıkladı.
RTE’ye YİK üyesi ol, adamın işten attığına ondan aldığın parayı ver.
Bu ne hıyar turşusu?…

BOŞ
RTE, yeni parti kuranların boş çuval gibi devrileceklerini söyledi.
AKP’yi boş çuvallar mı kurdu?…

İLKE
CHP “Altı Ok”u irdeleyecekmiş.
Kendilerini irdeleseler doğruyu daha kolay bulurlar…

PEÇE
Tunus, devlet dairelerinde peçe takmayı yasakladı.
RTE’ye yeni inceleme konusu…

DESTEK
Cumhurbaşkanlığı, Cemil Bayık’ın makalesini yayımlayan WP gazetesini teröre destek vermekle eleştirdi.
Kendileri Öcalan kardeşleri TRT’ye çıkardılar.
Tencere dibin kara…

ÖDÜL
TRT muhabirleri, terör örgütü Heyet-i Tahrir’uş Şam’dan “devrime katkıları” nedeniyle ödül aldı.
PKK ödülü az sonra…
****
ÖMER HAYYAM’dan;

Benden Muhammed Mustafa’ya saygı ve selam:
Deyin ki, hoş görürse bir şey soracak Hayyam:
Neden Yüce Efendimizin buyruklarında
Ekşi ayran helal d güzelim şarap haram?

İki ‘başarı’ öyküsü

İki ‘başarı’ öyküsü

Erinç Yeldan
Cumhuriyet, 10.7.19
AKP ekonomi yönetimince dile getirilen iki adet “başarı” öyküsü var:
Enflasyon gerilemekte ve cari işlemler açığı kapatılmakta, hatta fazlaya dönüşmekte.
Bu yazıda bu iki savı tartışacak ve aslında olan bitenin krizin geriletilmesi değil, bilakis biçim değiştirerek derinleşmesi anlamına geldiğini açıklamaya çalışacağım.

Enflasyon ve baz etkisi
Önce okurlarımdan özür dileyerek,
şu çok basit ama gerekli teknik örneği paylaşmama izin veriniz. Varsayın ki bir ailenin harcamaları 100 lira tutmaktadır. Bu yıl fiyat artışlarından dolayı söz konusu malların toplam maliyeti 20 TL artsın ve 120 lira olsun. Dolayısıyla bu yılki (tüketici fiyatları) enflasyonu % 20’dir. Bir yıl sonra diyelim ki fiyatlar gene 20 TL arttı ve bu paketin toplam fiyatı 140 TL oldu. Bu dönemde fiyatların “artış oranı”, yani “enflasyon oranı”, fiyatlar 120 liralık düzeyden başlatıldığı için %16.67 olacaktır: (140 – 120) / 120.
Hiçbir tedbir alınmamasına ve fiyatların 20 lira artmaya devam etmesine karşın, 2. yıl fiyat “artış oranı” sanki kendi kendine %20’den, %16.67’e gerilemiş durumdadır. Aritmetiğin mucizesi!
Hesabı bir kere daha yapalım. Fiyatlar 3. sene gene 20 TL artmış olsun ve 160 liraya ulaşsın. 3. senenin enflasyon oranı da, 140 liralık harcama düzeyine görece, %14.29 olarak hesaplanacaktır.
Eğer yeterince sabırlı davranırsanız, ekonomide istikrara ilişkin herhangi bir müdahalede bulunmadan, her sene malların fiyatları 20 TL artmaya devam etse dahi, enflasyon oranı altıncı sene “tek haneli” sayılara; on altıncı senede de T.C. Merkez Bankası’nın hedeflediği %5 düzeyine gerileyecektir. (Not düşelim, TCMB’nin açık enflasyon hedeflemesine geçtiği 2006’dan bu yana %5 enflasyon hedefi henüz tutturulmuş değildir.)
Sonuç: Enflasyon oranının geçen yılın yüksek baz etkisine dayanarak, beklendiği üzere geriliyor olması enflasyonla mücadelede başarı elde edildiği anlamına gelmemektedir.

Cari İşlemler Dengesi’nde iyileşme “Cari İşlemler Dengesi” gündemimizdeki yerini koruyor. Ancak bu kez “açık” boyutuyla değil, “Cumhuriyet tarihimizin rekor fazlasını vermek” hedefiyle. Cari İşlemler Dengesi”nde fazla veriyor olmak ulusal ekonomide süregelen dengesizliğin artık düzelmekte olduğunun bir işareti sayılır mı?
Yanıtı “hayır”! Bilakis, söz konusu gelişmeler krizin derinleşmesinin bir başka işaretidir. Şöyle ki, “Cari İşlemler Dengesi” bir ülkenin yurt dışı ekonomilerle sürdürdüğü üretim ve harcama faaliyetlerinden kaynaklanan döviz alışverişlerinin bilançosunu özetlemektedir.
Milli gelirin tanımlanmasında kullanılan muhasebe özdeşlikleri bakımından ise cari işlemler açığı (ya da dış açık) ulusal tasarruflar ile yatırım harcamaları arasındaki farka eşittir. Eğer yatırım harcamaları için ulusal tasarruf düzeyi yeterli olmamışsa, dış tasarruflara, yani cari işlemler açığını finanse eden sermaye girişlerine ihtiyaç doğacaktır. Söz konusu sermaye girişleri portföy hareketlerini yansıtan spekülatif nitelikli sıcak para akımlarından ve örneğin özelleştirmeler yoluyla elde edilen döviz gelirlerinden kaynaklandığı gibi, merkez bankasının rezervlerinin eritilmesi ya da net hata ve noksan kalemi altında yer alan kaynağı belirsiz “meçhul” sermaye girişleri ile karşılanabilir.
Türkiye geleneksel olarak yüksek cari işlemler açığı veren bir ekonomi değildi. Ancak 2003 sonrasında AKP ekonomi idaresi altında o dönemde izlenmekte olan yüksek faiz politikası uyarınca ulusal ekonomiye yoğun sıcak para girişi olmuş; dövizin fiyatı reel olarak yarı yarıya ucuzlamış ve Türkiye’nin ithalata ve dış borçlanmaya dayalı tüketim talebi patlamış idi. Bir yandan AVM çılgınlığı, öbür yanda konut inşaatı ve çılgın projeler tasarımlarıyla sürdürülen bu “Lale Devri” nihayetinde “tasarruflar geriledi”; tasarruf yatırım açığı derinleşti; cari işlemler açığı milli gelirin %10’una değin çıktı.
2018’den bu yana yaşananlar, artık cari işlemler açığını finanse edecek sermaye girişlerinin sürdürülememesi nedeniyle açığın zorunlu olarak kapanmasıdır.

  • Ulusal ekonomideki daralma ve kriz sürecinde yatırımlar da çöküntü içindedir.

Örneğin 2018’in ilk çeyreğinden bu yana geçen altı çeyrek dönemde yatırım harcamalarının büyümesi hep negatiftir. Sırasıyla, %-1.2; -3.0; -6.6; -4.1; -0.7…
Dolayısıyla, yatırımlar gerilemekte ve zaten düşük düzeydeki tasarruflarla eşitlenerek, dış açık kapanmaktadır.

  • Yani ulusal ekonomide daralma sürmekte,
    kriz reel ekonominin sermaye birikimi kararlarına sirayet etmektedir.
  • Türkiye’de yaşanmakta olan, reel ekonominin krize küçülerek intibak etmesi sürecidir. 

    Bütün bunların “başarı” olarak nitelendirilmesi; “hedeflerimizi tutturuyoruz” diye savunulması ise gerçeklerin gizlenmesi ve algı operasyonundan ibarettir..

‘Başörtüsü ilahi emir değil’ dedi Savcı soruşturma açtı!

‘Başörtüsü ilahi emir değil’ dedi Savcı soruşturma açtı!

İlahiyatçı yazar ve TELE1 programcısı Cemil Kılıç, Twitter hesabından savcılığın kendisine açtığı soruşturmayı ‘Şeriat hukukuna geçtik de bir tek benim mi haberim yok?!’ diyerek eleştirdi.

‘Başörtüsü ilahi emir değil’ dedi Savcı soruşturma açtı!

AKİT, DAHA ÖNCE HEDEF GÖSTERMİŞTİ

Gerici Yeni Akit gazetesinin hedef göstermesinin ardından Rami Atatürk Anadolu Lisesi’ndeki görevinden uzaklaştırılan ilahiyatçı-yazar Cemil Kılıç, görevine iade edilmişti. Ancak, Kılıç görev yaptığı okula değil sürgün edilerek Anadolu’da uzak bir köye gönderilmişti.

Başörtüsü İslami bir gelenektir’ diyen İlahiyatçı Cemil Kılıç’a savcılık dava açtı. Kılıç ise sosyal medya hesabından açılan davayı eleştirerek ‘GERÇEKTEN ANLAMIYORUM! Başörtüsü İslamî bir gelenektir ancak ilahi bir emir değildir, diye görüşümü belirtiyorum. Savcı bana dava açıyor. Şeriat hukukuna geçtik de bir tek benim mi haberim yok?!’ ifadelerini kullandı.

DAHA ÖNCE AKİT HEDEF GÖSTERMİŞTİ

Gerici Yeni Akit gazetesinin hedef göstermesinin ardından Rami Atatürk Anadolu Lisesi’ndeki görevinden uzaklaştırılan ilahiyatçı-yazar Cemil Kılıç, görevine iade edilmişti. Ancak, Kılıç görev yaptığı okula değil sürgün edilerek Anadolu’da uzak bir köye gönderilmişti.
******

Okurlarımıza,
Arşivimizden aşağıdaki dosyayı sunuyoruz…

Dr. Ahmet Saltık
10.7.19, www.ahmetsaltik.net
****

D. Ali Ercan
Mart 16, 2012

DİNDARLAR DİNCİLERE KARŞI 

Değerli arkadaşlar,

En sonunda Mısır’da dindarlar da patladı dincilere karşı. Her zaman söylediğim gibi, sistemler kendi çelişkilerini kendileri yaratır. Bu manada, Şeriata doğru gidişatı da ülkedeki laik kesimin direnişinden daha çok, makul dindarların karşı çıkışları engelleyecektir, engellerse. æ

***

Sünni İslam’ın en önemli kurumu olan Mısır’daki El Ezher üniversitesi’nin Rektörü Şeyh Muhammed Said Tantavi, okul gezisi sırasında girdiği bir sınıfta bir genç kıza, yüzünü açmasını söyledi.
Kız, “Bu benim inancım gereğidir. Açmam.” deyince, sinirlendiği her halinden belli olan Şeyh Tantavi, bağırarak “Bu tarz örtünmenin İslam’da yeri yokBen İslam dinini senden ve senin ailenden daha iyi biliyorum.” dedi.

…AP Ajansına konuşan El Ezher Üniversitesi güvenlik görevlileri de kendilerine
sözlü olarak emir geldiğini, üniversitenin herhangi bir binasına veya üniversitenin alanına, baştan kara çarşaflı genç kızların bundan böyle alınmayacağının söylendiğini belirtti.
El-Ezher Üniversitesinden, Prof. Taha Riyan 
“Müslümanların kendi ders kitaplarını yeniden yazması gerekiyor, İslam 1430 yaşında, yeniden bir temizlik yapılmalı,
temel hükümleri hafifletmek gerekiyor.”
dedi. VATAN, 15.3.2012 

Mısır’daki El Ezher Üniversitesi’nin rektörü Tantawi:
ÖRTÜNMENİN ve ÇARŞAFIN İSLAMLA İLGİSİ YOK!

Tuncay Erciyes
Mart 15, 201

Mısır’daki El Ezher Üniversitesi’nin rektörü Tantawi:

ÖRTÜNMENİN ve ÇARŞAFIN İSLAMLA İLGİSİ YOK!

Mısır’da Arapça yayın yapan Masrawy sitesinin haberine göre, Sünni İslam’ın en önemli enstitüsü olan Mısır’daki El Ezher Üniversitesi’nin rektörü Şeyh Muhammed Said Tantavi,
El Ezher Enstitüsü’nün ilk ve ortaokullarına domuz gribi ile ilgili yaptığı bir okul gezisi sırasında yaşandı.

Tantavi, bir sınıfta bir genç kıza, YÜZÜNÜ AÇMASINI SÖYLEDİ.

Kız da ” Bu benim İNANCIM GEREĞİDİR. AÇMAM” deyince, sinirlendiği her halinden belli olan Şeyh Tantavi, kaba sesiyle bağırarak kıza;

BU TARZ ÖRTÜNMENİN yani Nikabın İSLAM’DA YERİ YOK. Ben İslam dinini senden ve senin ailenden daha iyi biliyorum, sizi Nikab değil, El Ezher’in duvarları korusun.” dedi.

Rektör Tantavi ,

ÇARŞAFIN YALNIZCA BİR GELENEK OLDUĞUNU ve Kur’an-ı Kerim’le ve İslam’la
bir ilişkisi olmadığını söyledi.
EL EZHER, daha önce de kadınların vücut çizgilerinin belli olmaması koşuluyla
bol PANTOLON GİYEBİLECEKLERİ FETVASINI VERMİŞTİ.Yalnızca Mısır’da değil, dünyanın dört bir yanındaki Müslüman topluluklarında da olay yaratacak olan olay, Şeyh Tantavi’nin kadının yüzünü ve vücudunun tümünü baştan aşağı örten kara çarşafın İslami inançla bir ilgisi olmadığından yasaklanması için FETVA ÇIKARACAKLARINI belirtti.

EL EZHER HOCALARINDAN TANTAVİ’YE DESTEK GELDİ

Olayın arından AP ve Reuters, Şeyh Tantavi’ye ulaşmak için birbirleriyle yarıştı.

Ancak Tantavi’ye ulaşılamadı. Ama El Ezher Üniverstiesi araştırma kurumlarından Şeyh Abdel Maotai Bayumi, AP’ye yaptığı açıklamada;

“Biz hep birlikte Nikabın, İslami olmadığını biliyoruz.
TALİBAN KADINLARI ÇARŞAF GİYMEYE ZORLUYOR.

Ve bu iş giderek yayılıyor. Bunu yasaklamanın zamanı geldi.” dedi.

AP Ajansına konuşan El Ezher Üniversitesi güvenlik görevlileri de kendilerine sözlü olarak bir emir geldiğini, üniversitenin herhangi bir binasına veya üniversitenin alanına,
baştan KARA ÇARŞAFLI GENÇ KIZLARIN BUNDAN BÖYLE ALINMAYACAĞININ
söylendiğini belirtti.

DERS KİTAPLARI TEKRAR YAZILMALI : CİHAD ŞİDDETTİR.


El-Ezher Üniversitesinden Prof. Taha Riyan

Müslümanların kendi ders kitaplarını yeniden yazması gerekiyor.

İslam 1430 yaşında, yeniden bir temizlik yapılmalı, temel hükümleri hafifletmek gerekiyor.”

dedi ve Muhammed Seyyid Tantawi’nin ders kitaplarında değişiklik yapılması emrini verdiğini de söyledi. Hatırlanacağı gibi geçen yıl Vatikan’dan resmi bir açıklama yapılmış İslam’ın ümmeti için
“din reformu çağrısında bulunulmuştu. “Vatikan özellikle Müslümanların Cihadı terk etmelerini talep etmişti. Papa Benedict’in Baş Danışmanı

“Cihadı Kur’an hükümlerinden çıkarmak gerektiğini, CİHADIN ŞİDDET OLDUĞUNU”
söylemişti.
Vatikan’ın bir iddiasına göre de, Müslüman ülkelerin liderlerinin

“Cihadın şiddet olduğunu tanımlamak için tekrar tartışmak gerekir.” dediği söyleniyor.

www.turkishnews.com/tr/content/2009/10/18/misir-el-ezher-kara-carsaf-tartismasini-kapatti/