ABD’li general: ”Bizim çocuklar harekete geçti!”

ABD’li general:
”Bizim çocuklar harekete geçti!”

E. Tümg. Ahmet Yavuz ile ilgili görsel sonucu

(AS : Bizim katkımız yazının altındadır..)

Emekli Tümgeneral Ahmet Yavuz, 15 Temmuz darbe girişimi sırasında ABD’li bir subayın ‘Bizim çocuklar harekete geçti’ dediğini söyledi.

Balyoz kumpasında 40 ay hapis yattı, ancak beraat etti. Yavuz, yeni çıkan ‘Vesayet Savaşları’ kitabını anlatırken başlıktaki bu bilgiyi verdi ve bir ABD’li subay ile bir Türk subayı arasında konuşmayı aktardı..

Bir Amerikan subayı, ‘Bizim çocuklar harekete geçti’ dedi

Balyoz davasında 40 ay tutuklu kalıp beraat eden emekli Tümgeneral Ahmet Yavuz, 15 Temmuz’da yaşananlara ilişkin yeni ve önemli bir bilgi paylaştı. Sözcü’ye konuşan Yavuz, darbe girişimi sırasında ABD’li bir subayın emekli bir Türk subayını arayarak, “Bizim çocuklar harekete geçti” dediğini ifade etti.

…Bir tweet attım: “Başarılı olması mümkün olmayan bir kalkışma. Yarın bir şey kalmaz sakin olun” Telefonum hiç susmuyordu. Sokağın köşesindeki meydanda yoğun bir kalabalık ve askerler gördüm. ‘Eyvah’ dedim içimden. Çatışmayı önlemem ve askeri kışlaya geri göndermem gerektiği hissiyle kendimi sokağa bıraktım. Meydandaki kalabalık 300-400 kişi, dar sokaktaki askerler 40 kadardı. Sivil ve asker karşı karşıyaydı. Kendimi emekli general olarak tanıttım. Darbeye karşı bir kişilik olduğumu vurguladım. Askerlere döndüm. Komutanlarını sordum. Arkadaydı. Geldi. Yasa dışı bir iş yaptıklarını, derhal kışlalarına dönmeleri gerektiğini söyledim. Bir yandan sivillerle, diğer yandan binbaşıyla konuşuyordum. Kalabalık içinden iki kişiyi zapt etmek sorunu yaşadık. Sonradan, bunlardan birinin sivillere “Asker ateş açacak!”, askere yaklaşıp “Ateş açın!” dediğini öğrendim. Muhtemelen FETÖ’nün adamlarındandı. Bunlarla mücadele etmek oldukça güç oldu ve zaman kaybına yol açtı. Sonuçta kalabalığı askerlerden uzaklaştırmayı başardık…

Bu satırlar Kara Harp Akademisi eski Komutanı olan E. Tümgeneral Ahmet Yavuz’un Kırmızı Kedi Yayınevi’nden çıkan “Vesayet Savaşları İleri Demokrasi Hayalinden Darbe Gerçeğine” kitabından bir bölüm. Yavuz, 15 Temmuz felaketini yaşamak zorunda kalan Türkiye tablosunu ortaya koyduğu kitabını anılarıyla da zenginleştirerek okuyucuya demokrasi gelecek diye çıkılan yolda ülkeyi darbeye getiren süreci işliyor. Yavuz, o güne ilişkin şu bilgileri paylaştı:

NEDEN KİTAP YAZDI?

■ Okuyanlar neden yazdığınızı öğrenecekler ama nasıl ortaya çıktı ‘Vesayet Savaşları’?

Kitabı yazmaya 2015’te henüz sonlandırılmamış olan Beşiktaş’taki Sessiz Çığlık eylemleri esnasında karar verdim. Bir Cumhuriyet öğretmeni olan Sayın Mevci Özkan, bu dönemin doğurduklarını yazmam gerektiğini söylediğinde görev olarak aldım. Ülkesini seven insanlar olup bitenin geri planını görmek ve mümkünse çıkardığı dersleri halka aktarmak ister. Benim yapmaya çalıştığım da budur.

■ Kitapla ilgili ‘Suya yazdık’ diyorsunuz. Oysa anlattıklarınız yaşanmış gerçekler…

Orada kastım, askeri vesayeti kaldırmak için yola çıkanlar demokrasimizi geliştirmek maksadıyla bu işe giriştiklerini öne sürdüler. Bunu yaparken de kirli yollara başvurdular. Birçok acının yaşanmasına yol açtılar. Sonuç olarak demokrasiden uzaklaşmamıza ve başka bir vesayetin inşasına giriştiler. Dolayısıyla suya yazmış olduk. Askeri vesayetin demokrasinin önünde engel olduğu varsayımı genel bir kabul görüyordu. Oysa askeri vesayet birtakım engellere yol açsa da, görüldü ki, esas sorun başka taraftaymış… Askeri vesayet denilen yapı yıkıldı ama demokrasi değil darbe geldi. Sonuçta suya yazılmış oldu… Bu gerçekle yüzleşebilelim ve sorunlarımızın kaynağına doğru teşhis koyabilelim diye yazdım. Umarım okunur, tartışılır ve bağımsız, müreffeh, çağdaş ülke idealine katkı sağlar.

  • “15 gün oluyor bu olayı öğreneli. Anlatan subay arkadaşımız TSK’da görevli iken FETÖ’nün hedefi olmuş ve erken emekliye ayrılmış bir kişi. Bana bu olayı anlatan arkadaşım isim vermememi söyledi. Sizinle 15 Temmuz sonrası bir röportaj yapmıştık. Orada da darbe girişiminin BOP’la ilgisini anlatmıştım.

Darbe girişiminin Büyük Ortadoğu Projesi (BOP) bağlantılı olduğunu düşünüyordum ve bu olay da onun kanıtı. Darbe gecesi bir Amerikan subayı emekli bir Türk subayını arıyor ve ‘Bizim çocuklar harekete geçti inşallah fazla kan dökülmeden gerçekleşir’ diyor. Aradığı arkadaş emekli bir subay geçmişte birlikte çalışmışlar. Türk subay darbenin başarılı olamayacağını söylüyor. O da hayret ediyor ‘nasıl olmaz’ diye. Türk subay ‘olamaz çünkü bu girişimi bir grup yapıyor ve buna TSK içinden ve dışından tepki var başarılı olması mümkün değil diyor. Amerikan subayı bu kez hayal kırıklığına uğruyor.
ABD’nin tabii ki önceden haberi vardı. Fethullah Gülen’i o kullanıyor.

ATATÜRKÇÜ ASKERLER O GECENİN KAHRAMANI

Yavuz, “Türkiye çok ağır bir bedel ödedi sizce tüm bu yaşanılandan çıkarılması gereken en önemli ders nedir?” sorusunu da şöyle yanıtladı:

Cumhuriyet ve onun kurucusuyla kavga etmeyi bir kenara koymalıyız. Darbeciler Atatürkçüdür tezi çöktü.
Dinci ve ipi emperyalizmin elinde olan bir grup darbeye kalkıştı.
Ve bu darbe girişimi kimilerinin yazmaya çalıştığı hikayede öne çıktığı gibi sadece halkın gayretiyle önlenmedi.” (Hande Zeyrek,13.08.2017, SÖZCÜ internet sitesi)
===========================================
Dostlar,

E. Tümg. Sayın Ahmet Yavuz, ülkemizin seçkin bir komutanı ve eş derecede önemli olmak üzere son derece nitelikli bir aydınıdır. TV programlarında katkılarını saygı ile ve öğrenerek izliyoruz. Öngörülerinde büyük tutarlık var. Gerçekte emekli edilmeyip daha da yükselmeli idi. Bu veri bile Türkiye’de kurgulanan ve sahneye konan Balyoz, Ergenekon vd. tuzak davaların hedefini ve yapanlarını elevermeye yeterli büyük ölçüde.

Sn. Yavuz’un SÖZCÜ’ye yaptığı bu kısa değerlendirme son derece önemli. Hoşgörünüzle, yinelemeye girmeden 5 ER saptamanın altını bir kez daha çizelim :

1. Askeri vesayet yıkıldı ama demokrasi değil darbe geldi.
2. Darbe girişimi Büyük Ortadoğu Projesi (BOP) bağlantılıdır.
3. ABD’nin tabii ki önceden haberi vardı. Fethullah Gülen’i o kullanıyor.
4. Dinci ve ipi emperyalizmin elinde olan bir grup darbeye kalkıştı.
5. Darbe girişimi… salt halkın gayretiyle önlenmedi.”

Sayın Yavuz bir süre önce Cumhurbaşkanı ”Erdoğan’a bir açık mektup’‘ yazmıştı.
Bu çok önemli mektup ODATV’de yayımlandı (17.08.2016).. Okumak için lütfen tıklayınız :
Cumhurbaşkanına açık mektup

Sevgi ve saygı ile. 14 Ağustos 2017, Tekirdağ

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

Levent Gültekin’den bomba Atatürk itirafı

Levent Gültekin’den bomba Atatürk itirafı

(AS : Bizim katkımız yazının altındadır..)

Levent Gültekin: AKP yenildi, bu yenilgiyi kendi yenilgim olarak görüyorum çünkü İslamcı gelenekten gelen biriyim.” dedi

Levent Gültekin'den bomba Atatürk itirafı

Güne Bakış’a konuşan Levent Gültekin müftülük nikahıAKP ve medeni kanun hakkında açıklamalarda bulundu. ”Geçmişte AKP’nin savunduğu değerlerin hepsini savundum ve yenildim.” diyen Gültekin, ”Dinle, Müslümanlıkla Türkiye’nin barış içinde yaşayacağını Atatürk‘ün yapıp ettiklerinin tamamının aslında din düşmanlığından kaynaklandığını zannediyordum. Ancak fark ettim ki, Medeni Kanun bir ihtiyaçmış. Ben zannediyordum ki, imam nikahı kıydığımızda karşımızda Allah’tan korkan bir müslüman var. İmam nikahına bağlı kalır. Şunu gördüm, Allah’tan en az korkanlar dindarlarmış. Onları yalnızca medeni kanunla kontrol edebilirmişiz. İmam nikahı onları kontrol etmez, kadınların hayatını cehenneme çevirirmiş’.. dedi.

Konuşmasına devam eden Gültekin, ”Medeni Kanun  hem islamın ihtiyacını karşılıyor hem de bir kadının çocuğun hukukunu koruyor. Siz bundan niye rahatsızsınız? Niye müftüye dönüyorsun. Çık izah et. Nikahın müslümanlığa uygun olmasının tek şartı var o da duyurulması. Zaten resmi nikahın işi o. Düğün yapıyorsun, memuru çağırıyorsun şahitler huzurunda kayıt altına alınıyor bütün bunlar. Eğitimde mesela sen sarayda oturuyorsun, 5 milyonluk makam aracına biniyorsun fakat cihat dersi koyuyorsun. Niye koyuyorsun cihat dersini? Nefis terbiyesi için. Cihat insanların nefislerini terbiye ediyorsa seninkini niye etmedi? Sen 40 yıl boyunca cihat okudun ben biliyorum.” açıklamalarında bulundu. (http://www.yurtgazetesi.com.tr/gundem/levent-gultekin-den-bomba-ataturk-itirafi-h42609.html, 13.8.17)
==========================================
Dostlar,

Levent Gültekin’in geldiği yer sevindiricidir, umut vericidir.
Gültekin’i kurtaran aklını kullanması ve aşağıdaki soruyu sormasıdır.

  • ‘…. Eğitimde mesela sen sarayda oturuyorsun, 5 milyonluk makam aracına biniyorsun fakat cihat dersi koyuyorsun. Niye koyuyorsun cihat dersini? Nefis terbiyesi için. Cihat insanların nefislerini terbiye ediyorsa seninkini niye etmedi? Sen 40 yıl boyunca cihat okudun ben biliyorum.” 

Sorgulayan akıl yaşamın gerçeğine erişir. Alman düşünür (felsefeci) İmmanuel Kant’ın insanlığa temel çağrısı ”AKLINI KULLAN – AKLINI KULLAN!” yönündedir. Kadim Socrates sorgulanmayan yaşamı yaşam saymamaktadır. Ölümüne karar verilmesine dek Atina sokaklarında insanlara soru sorarak yaşamın gerçeklerini kavramayı öğretmişti.

AKP=RTE‘ye sorgusuz sualsiz destek veren yurttaşlarımız da Sn. Gültekin gibi sorular sormalı ve çelişkileri yakalayarak kendilerine dürüst davranılmadığını fark etmelidir. Örneğin Erdoğan ‘

  • … dindar ve kindar nesiller yetiştirmekte kararlıyız..” 
  • ”… dininizi ve kininizi eksik etmeyin..” demiştiBu 2 tümceye karşılık Erdoğan’a sormak gerek :

    1. Dindarı haydi anladık, neden kindar nesiller yetiştirelim?
    2. Kindar insana Kuran’da yer var mıdır?
    3. Diyelim ki Kuran’da kindarlığa yer var, bu kindar nesiller ülkemizde kime karşı yetiştirilecektir?
    4. Kindar yetiştirilmek bu nesillere 21. yy. başında ne kazandıracaktır?
    5. Kindar yetiştirilen nesiller örn. IŞİD gibi cihada = din savaşına mı sokulacaktır, kime karşı; ülkemizde iç savaş çıkarmak için mi ??
    6. Bu sözler ve ardından neredeyse tüm okulların İmam- Hatipleştirilmesi dinin siyasete acımasızca alet edilmesinden başka ne olabilir ?

    Ve son 2 soru :
    AKP = Erdoğan, karşısında soru soran bir kitle olsa bunları yapabilir miydi?
    – Yoksa bütün manevralar halk uyanmasın, soru sormasın, körü körüne biat etsin diye mi????? Bu hedef ya da politika hangi kitapta yazıyor??

  • İnsanların idraki sonsuza dek tutsak alınamaz.
  • AKP = RTE’nin politik illüzyonu da siyasal yaşamını tamamlamak üzeredir.

İnsanlarımıza yaşadıkları süreçlerin birbiriyle bağlantısını ve nedenlerini sorgulamayı öğretmeyi sürdürmeliyiz.

Yaşamın dinamosu sorgulayıcı akıldır!

Sevgi ve saygı ile. 13 Ağustos 2017, Tekirdağ

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

 

‘Buraya kitap okumaya değil diploma almaya geldik!’

‘Buraya kitap okumaya değil,
diploma almaya geldik!’

Tayfun Atay
Cumhuriyet
, 13.8.17

ÖSYS sonuçları ve kontenjan açıkları tartışılması gereken o kadar çok eksene sahip ki kanımca en doğrusu bir “yazı dizisi” hazırlamak olabilir. Bunu düşünecek arkadaşlarım için başlık da önereyim: “Üniversite nereye?”

Veya çok daha güçlü ve vurucu şekilde, “Elveda Üniversite!..”

Böyle bir başlığı bana en çok duyumsatan, sevgili hocam Prof. Bozkurt Güvenç’in öğrenciliği dahil olmak üzere neredeyse ömrünün 70 yılını verdiği üniversite ortamına “veda”sına sebep teşkil eden bir hadise…

Kendisinden insan nedir, kültür nedir, toplum nedir, bilim nedir öğrendiğim, dolayısıyla öğrettikleriyle bırakın bin yılı sonsuza dek kulu-kölesi olacağım Bozkurt Hoca, 1990’larda emekli olduktan sonra da okumaya, yazmaya, öğrenmeye, öğretmeye devam etmiş, neredeyse asırlık bir üniversite emekçisi…

Daha önce de yazmıştım, ben ondan öğretmenliğin “ebedi öğrencilik” olduğunu öğrendim!..

Bozkurt Hoca çok yakın zamanlara kadar bazı vakıf üniversitelerinde ders vermeye davet edilmekteydi. En son, özel bir üniversite, farklı disiplinlerden doktora öğrencilerine bir “insanbilim” (antropoloji) formasyonu kazandırma düşüncesiyle ondan ders talep etti.

Hoca, kendisinin “rahle-i tedris”inden geçmiş hepimiz için bir örnek-model oluşturan yöntemiyle, ilk derste dersin temel okuma listesini sunarak kitapların içerik tanıtımını yapmış. Ve hayli “yetişkin” konumdaki 25 öğrencisinin her birinden bu kitaplardan birini okuyup derste ayrıntılı eleştirel değerlendirmeye tâbi tutan bir sunuş yapmasını, sonrasında da bunu bir yazılı rapor haline getirmesini istemiş.

Bu, öğrencinin dersteki başarısını belirleme yolunda temel ölçütlerden biriydi. Dersten sonra Bozkurt Hoca odasına çekildiğinde kapı çalındı. Bir öğrenci dersteki öğrenciler adına konuşmaya geldiğini belirterek ona şunları söyledi:

  • “Hocam, biz buraya okuyup yazma öğrenmeye değil, diploma almaya geldik. Bizim kitap okuyacak vaktimiz olsaydı zaten buraya gelmezdik.”

Bozkurt Hoca ilk şaşkınlığı atlattıktan sonra, bu kitaplar okunup topluca değerlendirmeye açılmadan böyle bir dersin amacına ulaşamayacağını ve onlara da bir yararı olmayacağını ifade etti. Bunun üzerine öğrenci kendi “ara çözüm”ünü önerdi:

“Siz zaten bu kitapları okumuşsunuz. Bize bunların bir özetini verseniz, biz de o özetleri çalışıp sınava girsek olmaz mı?”

Hoca’nın cevabı: “Olur tabii, ama bunun adı üniversite olmaz, medrese olur.”

Öğrenci hiç mi hiç tatmin olmamış bir yüz ifadesiyle çıkıp gitmiş. Ama bitmedi! Ertesi gün, üniversitenin ilgili enstitüsünden bir yönetici, muhtemelen kendisinin yaşından çok daha fazla yıl üniversitede ve üniversiteyi “yaşamış” Bozkurt Hoca’yı aramış bu meseleye binaen (AS : sorun nedeniyle..) ve…

“Aman Hocam, öğrenciler bizim velinimetimiz, onlara bu kadar sert davranmayalım! Emeğinizin karşılığını da onlar sayesinde ödüyoruz…” demiş!..

Bozkurt Hoca’nın cevabı, teşekkür etmek ve “Artık benim burada yapabileceğim hiçbir şey olamaz” diyerek ayrılma kararını bildirmek olmuş. Bu, ömrünü bilime, düşünceye, eğitime adamış bir insanın, emekçisi, gönüllüsü, tutkunu olduğu üniversiteye elveda dediği an… Ama aslına bakılırsa gerçek anlamda “Üniversite”nin bu ülkeye, topluma, hepimize “Elveda” dediği anlardan biri!.. Şimdi kontenjanları sinek avlayan üniversitelere de böyle geldik.

“Çalıştım, okudum, yazdım, öğrendim, anlattım, yorumladım, tartıştım” diyerek değil… “Bedava mı sandın, para verip aldım” diyerek ortalıkta dolaşan… “Diplomalılar” üreterek!..
=====================================
Evet dostlar,

Bozkurt hocamızla 1978-79’da Hacettepe Tıp Fakültesi Toplum Hekimliği Bölümünde tıpta uzmanlık eğitimi için bulunduğumuz yıllarda tanıştık. Biz asistan hekimlere Sosyal ve Kültürel Antropoloji konferansları verdi. Sağlık ile Kültür arasındaki bağları kurmamız için yol gösterdi. ”Sosyaş ve Kültürel Değişme” adlı klasik yapıtını o zaman da tanıdık ve doğallıkla, nazlanmadan bir güzel okuduk. Zaten o yıllarda Vakıf üniversiteleri yoktu. Bir – iki özel yüksek okul açılması denemesi olmuş, onların da yanılmıyorsak 1971’de Anayasa Mahkemesince güzelim 1961 Anayasasına aykırılığı nedeniyle kapatılmasına karar verilmişti. Sonasında Bozkurt hoca Japonya’da bulundu bir süre ve ”Japon Kültürü” adlı bir başka klasik daha üretti. Cumhuriyet‘te  tadına doyulmaz makaleler yazdı. ADD (Atattürkçü Düşünce Derneği) Bilim – Danışma Kurulunda birlikte çalışma olanağı bulduk..

Bozkurt hocamız gerçekte bir mimar.. Bize derslere geldiğinde sorumuz üzerine açıklamıştı.. Doktora eğitimi için ABD’ye gittiğinde, bir öğrenci sosyal etkinliğinde çok değişik uluslarda insanlarla karşılaşıyor ve orada bu kültürel varsıllık dikkatini ve ilgisini uyarıyor. Rotasını mimarlıktan Antropolojiye döndürüyor ve bizi çoook yetenekli bir mimardan yoksun bırakmakla birlikte benzersiz bir İnsanbilimci örneği sundu hatta bu alanda bir ”ekol”, rol modeli oldu. Tıp Fakütesinde öğrencilerimize, asistanlarımıza…. Tıbbi Antropoloji derslerini O’nun sayesinde zaman zaman üstleniyoruz.

İşte Vakıf Üniversitelerinin perişan durumu bu.. Sözde kâr amacı olmayan eğitim kurumları. O zaman temel amaç üniversiter eğitime katkı vermek kalmıyor mu geriye? Dolayısıyla paralı öğrencilerin

  • “Bedava mı sandın, para verip aldım” söylemi nasıl doğdu ve bu ürkütücü aşamaya geldi?

Sevgi ve saygı ile. 13 Ağustos 2017, Tekirdağ

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail..com

Naci BEŞTEPE : ÇARŞAMBA İĞNELERİ – 09 Ağustos 2017

Naci BEŞTEPE :
ÇARŞAMBA İĞNELERİ – 09 Ağustos 2017

BAŞÖRTÜLÜ

Karakaya nam adam!, “Ben başını örten ama göstere göstere sigara içen bir bayan gördüğümde şöyle bir intibaa kapılıyorum: Sanki farklı olanlara şunu diyor: ‘Siz benim başımı örttüğüme bakmayın, benden ümidinizi kesmeyin, sizinle paylaşacağım daha çok şeyim var.’”
İşte yobazın kadına bakışı…

TÜRK
Milli takımı Romen hoca yönetecek.
Milleti yöneten bir kez ”Türküm” demediğine göre ne fark eder?…

FENERBAHÇE
RTE’nin izlediği Graz maçında FB seyircisi toplu halde İzmir Marşı’nı söyledi,
“Mustafa Kemal’in Askerleriyiz” diye bağırdı.
“Başkomutan” afişi çıkaran Başakşehir onun, FB Türk halkının takımı…

DEVLET
AKP eski MKYK Üyesi Ayhan Oğan,
” Biz kendi devletimizi kuruyoruz, kurucu lider RTE” dedi.
Söyleyemeyenlerin sözcüsü…

ÖNEM
Başbakan Yıldırım, Oğan için” Kimin ne söylediğinin önemi yok” dedi.
Söz nereden çıkıyor?…

BİLİNÇ
RTE, ”Dinini bilen nesiller yetiştireceğiz”
Milletini ve kendini bilen yetişmeyecek…

PAPAZ
Başbakan Yrd. Recep AKDAĞ, “Papaz kıyıyor da müftü niye nikah kıymasın”
Kur’an’a uyacağına İncil’e uy…

ALTIN
Soner Yalçın’ın Nuri Elibol iddialarını yanıtladığı yazılarına erişim yasağı koyan yargıç, Arınç’ın damadına jet tahliye vermiş.
Yargının altınlarından…

FIRDÖNDÜ
Akif BEKİ, İ. Melih ve Gülerce için, “teflon fırdöndü mantıklı, pişkinler çetesi, yüzsüzler şebekesi” dedi.
Taşlar oturuyor…

ANLAM
RTE, “18 Mart 1918’i yaşamadık ama 15 Temmuz’u yaşadık. Bu bizim için daha anlamlı.”
18 Mart’ta vatan kurtuldu. Bu anlayışa göre anlamı, eh işte…

ŞORT
İstanbul’un göbeğinde şort giyen kadın özel güvenlikçi tarafından terslendi.
Kemal Beyyy! Laiklikten ne haber?…

HIRSIZLIK
17-25 Aralık’ta AKP’yi hırsızlıkla suçlayan Selim Alpak, AKP ilçe başkanı yapıldı.
Hırsızlık ayıp ve suç olmaktan çıkarılınca sorun olmaz…

PANKART
Samsun’daki kupa maçında Beşiktaş taraftarının “Yaşa Mustafa Kemal Paşa Yaşa” pankartı stada sokulmadı.
Sevgisi ve fikirlerine ne yapabilirler?…

ORMAN
Beşiktaş Başkanı Fikret Orman pankartı siyasi olarak niteledi.
Orman da yerini aldı…

KIYAFET
RTE, darbe sanıklarına giydirilecek kıyafeti tanımladı. Rengi badem rengi olacakmış.
Cumhurbaşkanı her (işe) karışıyor denecek…
=================================000

Teşekkürler değerli Paşamız Sayın E. Tümg. Naci Beştepe…

Sevgi ve saygı ile. 13 Ağustos 2017, Tekirdağ

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

 

 

 

 

 

 

 

Ahmet GÖKSAN : TELAŞLANAN SUÇLULAR

PAZAR’LIK

TELAŞLANAN SUÇLULAR

Ahmet GÖKSAN
ahmetgoksan45@gmail.com

“Neden kızıyor içerliyor bu adamlar? İleri sürdükleri idam tekliflerini kabul etmememizin mesulü olarak yalnız Anavatanı görüyorlar da ölüm sehpasına sürüklemek istediklerinin kendi kendine müdafaa çabalarının meşru bir hak olduğunu teslim etmekten neden kaçıyorlar?Matbalarının bir köşesine çekilip kalem yürütenler insan gibi yaşamak hakkını kendileri için helal, başkaları için haram olduğunun düşüncesi içindeyseler vereceğimiz cevap: ENOSİS’e karşı TAKSİM’dir. Kafalarında ‘ilhak’ ateşi yandıkça ‘Taksim’ ateşi, de Türklerin kalplerinde parlayacak ve biz bu düşünceden ancak hak ve adalet tecelli ettikten sonra vazgeçebiliriz. Hak ve adalet de müşterek bir devletin kurulmasıdır.” 1969, Dr. Fazıl KÜÇÜK 

Kamuoyu araştırmalarının ne işe yaradığı bazen sorgulanır bazen de üzerinde düşünmeye bile değer bulunmadığı için okunmuyor. Bazen araştırmanın taraflı olduğu yargısı duyurulan sonuçlara ilişkin olarak peşinen ortalara çıkıyor. Buna karşın bilim üreten az sayıdaki kurumun yaptığı araştırmalar ilgi çekiyor ve değerlendiriliyor. Geçtiğimiz günlerde Kadir Has Üniversitesi Türkiye Çalışmaları Merkezi’nin “Türk Dış Politikası Kamuoyu Algıları Araştırması” nın 2017 yılı sonuçları açıklandı. Türkiye’nin dış politikada en büyük sorununun %44.2 ile terörle mücadele olduğu olgusu haklı olarak öne çıkıyor. Kıbrıs konusunun değerlendirmeye bile giremediğini üzülerek de olsa belirtmek istiyoruz.

Uzun yıllara dayanan uyuşmazlığın neden değerlendirme dışı kalmasının nedenlerini sizlerin değerlendirmelerinize bırakıyoruz. Zaman, zaman karşı tarafın yaptırdığı benzer araştırmalara baktığımızda sonucun öncelikleri arasında olduğuna tanık oluyoruz. Sitem etmeden darılmadan Kıbrıs konusunu irdelemeye tek kişi kalmış olsam bile değerlendirmeye devam edeceğimden kimsenin şüphesinin olmaması gerektiğini kaydetmek istiyorum.

Son olarak Cenevre’de yaşananlar karşı tarafın önde gideni Bay Nikos Anastasiyadis’in kabadayı tavrı ile masadan kalkışını bile kendi lehimize olacak şekilde değerlendiremediğimizin bilinmesini istiyoruz. O kalkıp gitti. Buna karşın bizleri suçlamadılar diyerek avunuyoruz. Bu olay üzerine kazandığımız sempatinin bile kısa süre sonra unutulduğu biliniyor.

Bu patırtı ve gürültü arasında son dönemde sıkça tartışılan Münhasır Ekonomik Bölge’de egemenlik konusunu Mendil Büyüklüğündeki ülkenin Başsavcı eskisi çarpıcı şekilde gündeme taşıdı. Başsavcı Bay Alekos Mihailidis haftalık Simerini gazetesinde yer alan açıklamasında, “Münhasır Ekonomik Bölge egemen değil. Münhasır Ekonomik Bölgemizin sınırları içeinde egemenliğimiz yoktur. Orası açık denizdir” diyordu.

Bay Başsavcı, konuya ilişkin olarak Rum medyası ve kamuoyunun yanlış anlamalara neden olan değerlendirmeler de bulunduğunu gözlemlediğini de söylüyordu. “Şu anda 12 mil olan karasularının (kıta sahanlığı) ötesinde, seyir, tatbikat veya herhangi başka bir şey yasak değildir. Türkiye’nin ‘dikkat edin engelleriz’ mesajları tehdittir. Buna karşın henüz engellenmedi. Özlü ihlal noktasına henüz varamadı” dedikten sonra Rum tarafında görmezden gelinen bu konunun çözümünün uluslararası hukuk olduğuna dikkat çekiyordu.

Crans Montana’daki konferansı Kıbrıs sorununu ve müzakere sürecini kritik bir dönemeç olarak niteliyordu. “Çöküş olması halinde BM bizim tarafa bile sorumluluk yükleyebilir. Konferans çökerse 2013’te başlayan çabanın sonu olacağı düşünülmelidir. Çöküş olursa bunun bizim tarafımızdan kaynaklanmamasına ve bizim tarafa sorumluluk yüklenmemesine özen göstermeliyiz.” diyordu. Eide’ye Anastasiyadis’in saldırmasını örtmek için yeni taktikler deneyeceklerinden kuşku duymuyoruz. Anastasiyadis’in saldırısını suçluların telaşı içinde olanların yaptıkları bir eylem olarak almak durumundayız.  

Bugüne değin yeterince öne çıkaramadığımız uluslararası hukuktan kaynaklanan haklarımızı öne çıkarmamız gerekiyor mu ne…

SEVGİ ile kalınız…
11 Ağustos 2017, Ankara 

İlgilenenlere: ‘Yakın Dönem Kıbrıs tarihini yazdığım BİR DEMET YAŞAM 1-2. kitaplarımı ‘www.okumaodasi.com’ adresinden temin edebilirisiniz. AG.
=================================
Dostlar,,

Sn. Göksan’ın Kıbrıs sorunları ve tarihi konusunda uzmanlığı tartışma dışıdır. Bu yüzden, Son dönem Cenevre Kıbrıs ”görüşmelerinin” (gerçekte saldrılarının mı desek?!) gündemde olduğu dönemde O’nun uzmanlık birikimi çok  önemli. Sağolsun, kendisini bu ulusal davaya adamış bir insan :

  • ”Kıbrıs konusunu irdelemeye tek kişi kalmış olsam bile değerlendirmeye devam edeceğimden kimsenin şüphesinin olmaması gerektiğini kaydetmek istiyorum.” sözleri O’nun.

Doğrusu biz de Sayın Göksan gibi ”Bugüne değin yeterince öne çıkaramadığımız uluslararası hukuktan kaynaklanan haklarımızı öne çıkarmamız gerekiyor..” kanısındayız.  

Bu bağlamda atılacak adım da;
– Türkiye’nin hiç zaman yitirmeden Doğu Akdeniz’de MEB ilan etmesi!

(Bkz. http://ahmetsaltik.net/2017/07/25/soner-polat-kibrista-yeni-donem/
ve http://ahmetsaltik.net/2017/08/02/ahmet-goksan-gaspin-hakki/)

Saın Göksan’a teşekkürlerimizle.

Sevgi ve saygı ile. 13 Ağustos 2017, Tekirdağ

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

6  ? *