Dr. Armağan Cengiz BÜKER : ESKİDEN HER ŞEY GERÇEKTEN GÜZELDİ

ESKİDEN HER ŞEY GERÇEKTEN GÜZELDİ

Dr. Armağan Cengiz Büker ile ilgili görsel sonucu
Dr. Armağan Cengiz BÜKER
(AS: Bizim katkılarımız yazının altındadır..)
Çocuklar doğduğunda telefon başvurusu yapılırdı.
(Telefon sırası 8-10 yılda gelirdi )- 1970-80
Telefonun ve radyonun üzerine dantel örtü konurdu. – 1960
Gazocağı ve tel dolabımız vardı. Annem, tıkanan gazocağını, ucunda tel olan bir aletle açmaya çalışırken habire söylenirdi.- 1955
Banyoda tuhaf bir soba vardı ve tuhaf bir yakacakla ısıtılırdı. 1950- 60
Banyomuz kurnalıydı, hamam tasımız vardı. – 1950
Plastikleri çıkmadan önce tuvalette takunya bulunur ve herkesin ayağına
olması için en büyük numara seçilirdi. -1950-70

Okul kapısında ayva, Şam tatlısı, macun şeker, susamlı şeker, pamuk helva, kestane satılırdı. 5 kuruşa ince bir dilim Şam tatlısı alırdık. – 1950-55
İlkokulda ABD yardımı sandviçler ve balıkyağı hapları dağıtılırdı.
Renkli patiskadan dikilme beli lastikli külotlarımız vardı. Artık yünlerden örülen fanilalara, nazardan korunmamız için muska takarlardı! – 1945- 50-55
Okul açılacağı zaman Sümerbank ayakkabıları alınır, çok sevdiğim modeller
için de bayramı beklemem söylenirdi. – 1950- 60

Bayramlarda kıyafetlerimiz ve yeni ayakkabılarımız başucumuzda dururdu. Bazılarımız koynuna alır, yatardı. – 1955
Uyduruk oyuncaklarımız vardı. Hatırlı bir kişiden çok güzel bir oyuncak araba veya bebek geldiği zaman, bozulmaması için kaldırılır, bize verilmezdi! Biz ona, o bize bakardı. – 1950- 60
İlkokulda sepet kadar kurdele takardık. Ne kadar kabarık ve büyük olursa o kadar makbuldü. 2 kafa gezerdik. – 1945-50-55 (Tafta kurdela; jan janlıydı…)
Babalarımızın gömlek yakaları, bizim okul yakalarımız, Pazar akşamları kolalanırdı. Balina korduk dik durması için. – 1950-60
Genellikle herkes Pazar günleri yıkanırdı! Banyo merasimle yanar, çamaşır
değiştirilirdi! – 1955

Ecnebi filmlere aydın aileler, Türk filmlerine de fakirler ve eğitimsizler giderdi.
– 1950-60

Akşam 18.00 seansı tercih edilirdi. – 1955- 65
Filmler, sokak sokak dolaşan arabalardan bağırarak duyurulur, reklamı yapılırdı. – 1955
Sokaklardan, yoğurtçu, yorgancı, kalaycı, dondurmacı, eskici, bileyci, sülükçü (!) geçerdi. – 1940-50-60
Bozacı, lehimci, baltacı
Bekçimiz, postacımız, ayvaz, vs
25 kuruşa bisiklet kiralar “Şans, kader, kısmet, talih, niyet 5 kuruş” diye bağıran ve yuvarlak delikleri kazıtarak ilkel piyango çektiren çocukların peşine Fareli Köyün Kavalcısı gibi takılırdık. – 1955
Her evin en güzel ve en büyük odası misafir odası olarak ayrılır, kapısı kapatılırdı. Sonra da tüm aile küçük bir odaya tıkılır, hayat geçirilirdi. – 1950-60
Radyo en kıymetli eğlencemizdi. Orhan Boran ve Yuki kaçırılmazdı.
Uğurlugil ailesindeki Arap Bacı’ya herkes hayrandı. – 1960-65

Radyo tiyatrosu sayesinde tüm klasikler ezberimize girmişti. Haluk Kurdoğlu, Semih Sergen ve Işık Yenersu’nun sesine âşıktım. Genellikle Kerim Afşar, Tomris Oğuzalp esas oğlan ve esas kız olurdu. – 1960
Türk Sanat Müziğini kentliler, Türk Halk Müziğini de köylüler dinlerdi. – 1950-75
İlkokulda okuma bayramı, kurdele bilmezdik. Herkes okurdu, kimse de bayram
etmezdi. – 1950-70

Aşı olunacağı zaman tek iğne ile neredeyse koca sınıf bitirilirdi. 
AIDS henüz çıkmamıştı, eşcinsellik duyulmamıştı. – 1950-60-65-70

İsveçli sarışın güzeller güzeli May Britt ile çirkinler kralı zenci Sammy Davis Jr evlendiğinde yer yerinden oynamıştı.
Okulda Kürt, Türk, Ermeni, Yahudi, köylü, şehirli bilmezdik. Kimse kimseye
böyle garip soru sormaz, merak dahi edilmezdi. – Yarım yüzyıl öncesi

Herhangi bir sebeple götürülen hediye paketini açmak, geleneklerimize aykırıydı, ayıptı. Misafir gidince ilk iş onu açmak olurdu. Yarım yüzyıl 
Misafirlikte ne kadar aç olursanız olun, ikram tabağındakileri bitirmek de ayıptı. Görgülüler bir lokma mutlaka bırakır, görgüsüzler hepsini yerdi. – 1950-60

Dondurma mayıs sonunda çıkar annem temmuza kadar izin vermezdi. – 1945-55-65
Sokakta oynarken en sevdiğimiz yiyecek, bir dilim taze ekmek üzerine sana yağı ve toz şekerdi. – 1960-70
Kaçık çoraplar, çektirilmek için tuhafiyeciye götürülür, ertesi günü alınırdı. – 1955-60-65
Külotlu çoraptan önce tüm kadınlar jartiyer kullanır, yaşlılar baldırlarına lastik takardı. – 1950
60’lı yıllarda evlenen her genç kızın çeyizinde mutlaka 1 adet baby doll bulunurdu.
Fotoğraflarda gülmek laubalilikti. Pek çok kişinin düğün resimleri cenaze törenlerini andırırdı. Ağır, vakur ve ciddi olmak önemliydi.
Anneler, vapurda, trende, otobüste rahatlıkla bebek emzirirlerdi.
Yazlık sinemalara battaniye ve minderlerle gidilir, çekirdek çitlenirdi. Arada frigo buz satılırdı. Pahalı olduğu için babam almazdı. – Doğrudur!
Çarşıda, pazarda anne babamızdan bir şey istemek ayıptı. Ancak sorulursa yanıtlardık. Canımız istediği halde çoğunlukla da red ederdik. Evet…
Her gencin en kıymetli eşyası Dual pikaptı. Plak almak için harçlık biriktirirdik. Bazısı… 
Defter kitap kaplama kâğıtları ya kırmızı ya da mavi olurdu.
Gazete kâğıtlarından kese kâğıdı yapar, undan yapılmış tutkalla yapıştırırdık. Evet…
“Bir maniniz yoksa annemler bu akşam size gelecek” bir teklif değil, bir kararın iletilmesi gibiydi. Bu soruya ‘hayır’ demek mümkün değildi, adetlerimize göre ayıptı. Önemli bir program varsa (bilet, başka ziyaret vs) derhal iptal edilir, aile telaş yumağına dönerdi.

Ne güzelmiş değil mi?

Evvet çok Güzeldi!
============================================
Dostlar,

Değerli meslektaşımız, ADD (Atatürkçü Düşünce Derneği) kurucularından
Sayın Dr. Armağan Cengiz Büker‘den gelen nostalji dolu bir yazı..
Bizi de çocukluğumuza götürdü..
Bol bol çelik – çomak oynardık.
Bizim bir “çember” imiz vardı, kamyon lastiğinin canta gelen bölümünden çıkarılma idi. Bir karış uzunluğunda bir çıta ile sokaklarda o çemberi çevirerek oynardık.
Aynı çember, annemiz metal ince bir leğende çamaşır yıkarken yere konurdu ki leğendeki su çabuk soğumasın..
İlkokulu bitirdiğimiz yaz (1965) babamız 2. el bir bisikleti bir tanıdıktan uygun fiyatla almış, bakımını yaptırıp süsleterek bize hediye etmişti. Yaşamımızdaki en büyük sevinci duymuştuk, içimiz içimize sığmıyordu. Bisiklet büyüktü, biz çocuktuk ve apış aralarımız metal yere değiyor, çok acıyordu.. ama o bisikletten aşağıda inmiyorduk saatlerce..
Bir dilim somun ekmeğe sanayağı sürüp toz şeker serptiğimiz gibi domates salçası sürerek karnımızı doyurduğumuz da çok olurdu.
Pazardan canlı tavuk – horoz alır, kestirir ya da evde keser, tüylerini yolar, alevde üter ve içini temizleyerek pişirir aşımız katardık.
Şehirlerarası telefonu postaneye yazdırır, kadın görevlilerden hızlandırma ricasında bulunurduk. Saatlerce sıra gelmediği olurdu. “Yıldırım” görüşme hemen bağlanırdı ama çok pahalıydı. Telefonunuz çıksa bile ahizeyi kaldırdığımızda çevir sesi gelmesi, hat alabilmek için uzuuuun mu uzun beklerdik..
Annemiz evdeki tümüyle mekanik dikiş makinesi ile harikalar yaratır, 3 kardeşin en büyüğü olan bizim giysilerimizden küçüklerimize şaşılacak ustalıkla “uydurur” du!
El arabası ile gezgin satıcılar çamaşır yıkamak için “kil” sonraları ise “Fay tozu” satarlardı…
Gazeteleri gen. çocuklar mahalle aralarında dolaşıp bağırarak satardı.
Biz de yapmıştık bu işi.. Hürriyet gazetesi 25 kuruştu ve bize 2,5 kuruş (delikli para!) kalırdı. Saatimizi gazeteciye rehin bırakır 20 gazete alır, bir-iki saat içinde satınca
50 kuruş kazanmış olurduk. Parayı gazeteciye ödeyince rehin saatimizi geri alırdık
1960-65 arası yıllarda günlük harçlığımız 10 kuruş, bir simit ise 25 kuruştu.  Küçük tırnaklı pide ise 15 kuruştu.. Babamız 1 TL verince fırıncıda sıramızı bekler, 7 adet gevrek ve sıcak pide alır eve koşardık.. (1960-65, Gaziantep)
Son sınıfta (1965) okulun kooperatifin, üstlenmiştik ve zil çalmadan birkaç dakika önce oraya gider, satışları yapar, birkaç dakika gecikme ile derse girerdik. Bir günde 100-105 kuruşa dek kazandığımız olurdu, babamızın bize verebildiğinin 10 katı!
Yoksul, pek çok şeyden yoksun ama mutluyduk..
İlkokul öğretmenimiz (1960-65) saygın insan Yıldız Haznedaroğlu’nu asla unutamıyoruz. Bizi sınıfın – okulun en çalışkanı görür, kentteki bilgi yarışmalarına sokardı. Bizim okulumuz (Kayacık, sonra Fatih Sultan Mehmet, sonra??) ve biz Gaziantep birincisi olmuştuk ilkokullararası bilgi yarışmasında (1965).. Ödül 200 TL idi ve babamızın aylığının (430 TL) yarısına yakındı; ev kiramız 55 TL’nin ise 3-4 katı!
……….
………….
Değerli Dr. Büker epey yazmış..
Uzatmayalım daha çok.. derken epey de biz yazdık..
1965’te Demirel Başbakan oldu.. O’nunla büyüdük, orta yaşlı olduk; 6 kez gitti 7 kez geldi Başbakanlığa.. 17 Haziran 2015’te yitirdiğimizde biz de 62 yaşına gelmiştik..

Sevgi ve saygı ile. 20 Ekim 2017, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

Aykut Erdoğdu : Üçüncü havalimanı için her evden 850 lira çalındı!

Aykut Erdoğdu : 
3. havalimanı için her evden 850 TL çalındı!

http://www.abcgazetesi.com/ucuncu-havalimani-icin-her-evden-850-lira-calindi-66830h.htm 16.10.2017

Üçüncü havalimanı için her evden 850 lira çalındı!

Bu yolsuzlukların en büyüğü “belki dünya tarihinin gördüğü en büyük inşaat yolsuzluğunun 3’üncü havalimanında olduğu” ifadesini kullanan Erdoğdu, “İhale 22 milyar 152 milyon avro artı KDV’ye yani toplam yaklaşık 26 milyar Avroya ‘beşli havuz çetesine’ verildi. Üç temel husus vardı rekabeti belirleyen: Birincisi, deniz seviyesinin ne kadar üstünde yapılacağı; ikincisi, işletme süresi; üçüncüsü de kredi, garanti ve talep koşulları. Üçünde de yolsuzluk yapıldı” diye konuştu.

ORMAN BAKANLIĞI İZİN VERMEMİŞ

3 Mayıs 2013’te yapılmış ihalenin bir ay sonra sözleşmesinin imzalanması gerekirken tam iki yıl sonra yer teslimi yapıldığını anlatan Erdoğdu şu görüşleri dile getirdi:

“Orman Bakanlığı izin vermemiş. Aynı Hükûmetin bakanlığı içinde biri diğerine izin vermedi mi? Hayır, öyle bir şey yok. İki yıl daha fazla işletilsin ki toplam ihale bedelinden bakarsanız, her yıla 1 milyar avro kamu adına kayıp yazsak 2 milyar avroyu halkın cebinden alıp bu müteahhitlerin cebine koymak için. İş bununla da kalmadı. Ama aynı zamanda kot farkı dediğimiz bir şey var. Havalimanının denizden 90 metre yüksekte yapılması lazım. 4,5-5 milyar avro civarında hafriyat maliyeti var. İhale yapıldıktan sonra 90 metrelik kot 30 metre düşürüldü. Bu, 2,5 milyar avro inşaat maliyetlerinin düşmesi demek.  Şimdi, diyorlar ki: ‘Yer çürümüş, buraya kaya koymak gerek’ diye gelip kamuyu 2,5 milyar avro zarara sokacak şekilde kotu düşürüyorlar. Böylece dünyanın en büyük inşaat yolsuzluğu olan üçüncü hava limanında o havuzcu müteahhitlerin cebine 4,5 milyar avro haksız olarak para koymuş oldunuz.”

Her alanda pek çok yolsuzluk olduğunu vurgulayan Erdoğdu, “Bu 4,5 milyar avro Türkiye’de hane başına 200 avronun her bir aileden çalınması demek, yani 850 lira. Bu da kişi başına 250-300 lira demek. Türkiye’de kişi başına 250-300 liranın her bir bireyden, çoluk, çocuk, kadın, yaşlı, doğuda, Trakya’da herkesten 250-300 liranın cebinden alınması, sadece bir yolsuzluk kalemiyle 250-300 TL’nin çalınması anlamına geliyor” diye konuştu.

Sayıştay raporlarının ağzına kadar usulsüzlük tespitleri ile dolu olduğuna işaret eden Erdoğdu,  “Sayıştaycıların eli titriyor. Kendini kurtarmak için yolsuzluğu yazmış, gereğini yapamıyor. Peki, gereğini yazsa gidecek mahkeme var mı? Yok. Bunu şirketler ve birtakım bürokratlar da bildiği için Türkiye bir yolsuzluk cenneti hâline geldi. Bunun sonu çöküştür. Metal yorgunluğu diye bir şey yok. Bildiğiniz bu işlerde çürüme ve bozulma söz konusu. Çürümüş bir düzenle karşı karşıyayız. Beytülmalın malına el uzatılmış durumda” diyerek sözlerini tamamladı.
=========================================

Dostlar,

Bu yolsuzluklar artık dudak uçuklatacak düzeye vardı!

CHP’nin Ekonomiden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Sayın Aykut Erdoğdu‘nun yukarıdaki knuşması TBMM’de yapılmıştır, 11 dakikadır ve ne yazık ki TBMM yönetimi görüşmelerin TV’den yayınlanmasını engelleyerek demokrasiyi katletmiştir. Bu faşizmdir!
Ancak bir biçimde kimi görüşmeler teknolojinin olanaklarıyla kaydedilmekte ve paylaşılmaktadır. Ancak bu kayıt ve paylaşımlar yaygın halk kitlelerine erişemiyor. Dolayısıyla TBMM görüşmelerine AKP’nin dayattığı yayın ambargosu bir anlamda muradına erişiyor.

Günümüzden 2 bin – 3 bin yıl öncesinde bile halk anfi tiyatrolarda toplanır ve zamanın yöneticilerine tiyatro oynayarak meramını iletir, eleştirisini yapardı. Doğrudan bir iletişim kurulurdu yönetenler ve halk arasında..
Günümüzde galk doğrudan yönetime karıştırılmayarak temsili demokrasiye sıkıştırılmış durumda. Oysa teknoloji pek çok önemli konuda hızla halkoylaması yapmaya elverişli. Bu yolla doğrudan yönetime ağırlık – içerik kazandırmak varken, sözde demokrat AKP rejimi açıkça faşist yöntemlerle TBMM görüşmelerini halkın izlemesine bile engel oluyor.. Niçin? Ne kaçırıyor halktan da bu saydamlıktan korkuyor?? Ayrıca OHAL’i 5. kez uzatarak 3 x 5 = 15 aya doğru sürükleniyoruz OHAL altında..

CHP’nin Ekonomiden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Sayın Aykut Erdoğdu’nun saptamaları ve AKP’ye dönük yolsuzluk suçlamaları çok ağır.. Çok netlikle anlıyoruz ki, AKP tam da bu yolsuzluklarını halkın duymasını – öğrenmesini elbette istemiyor..

Halkın seçtiği belediye başkanlarını TEK ADAM Erdoğan kamuoyunun gözü önünde istifaya zorluyor.. Eğer bu başkanların suçu varsa yasal süreç başlatmak zorundasınız. Bunu yapmayıp açık – örtük tehdit ve şantajla istifaya zorlarsanız bu suçtur. Dahası, başkanların suçu varsa bunu örtmek ve suça ortaklıktır. Suç belgeleri karşısında “istifa et – dosyayı kapatalım” denemez!

Ekonomiden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Sayın Aykut Erdoğdu‘nun konuşmasını izlemek için aşağıdaki youtube erişkesini (linkini) tıklayınız lütfen.. Dehşet verici bir talan

  • https://youtu.be/N_HgMuYA2xc

3. havaalanı 26 milyar Avroya ‘beşli havuz çetesine’ verildi.. 
Muazzam bir paradır.. 110 milyar TL’yi bulmaktadır! Bu para 2017 bütçesinin 1/5’ine yakındır (96 milyar TL açık eklenmeden!).. Türkiye neden bütçesinin 1/5’i boyutunda bir serveti bir havaalanına gömer? İstanbul’da 2 dev havaalanı vardır ve gereksinimi büyük ölçüde karşılamaktadır. Bu havaalanları gerekiyorsa büyütülebilir. Avrupa’da hatta dünyada 3 büyük havaalanı olan kent bilmiyoruz. Üstelik Hazine’nin doğrudan kaynağı ile değil, ihalenin ikram edildiği yandaş şirketlerin ülkemizi dış borca batıracak kredi alımlarıyla yapılacak 3. havaalanı.. Borca Devlet garantisiyle, devletin kefil olmasıyla.. Bittiğinde bu şirketler her şeyi ateş pahasına sunacak o havaalanında. Tüm bu “cömert” kıyaklar yetmezmiş gibi bir de muazzam yolsuzluk ekleniyor…

 

  • Bu parayla Doğu – Güneydoğu bölgelerimizin geri kalmışlık – feodalite- yoksulluk şeytan üçgeni kırılabilir oysa. Bölgede bu sorunların çözülmezi ülke bütünlüğünü güçlendirir, ayrılıkçı düşünceleri zayıflatır ayrıca. Bu havalanını hiç kulanmayacaklara da bedel ödetiyor AKP..

    Daha pek çok dayanılmaz yolsuzluk dosyasını okumak ve okutmak gerek Sayın Erdoğdu’nun önemli ve yürekli, kitabından.. Kendisini kutluyoruz!

  • Geçelim Türkiye’yi, yeryüzünde, tarihte, bunca kötü yönetilen bir toplum daha var mı acaba?!

Türkiye’nin hızla, hem de olanaklı en büyük hızla AKP rejiminden kurtulması gerek!

Sevgi ve saygı ile. 20 Ekim 2017, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

 

DİL DERNEĞİ : SÖYLEV’in 90. YILI KUTLU OLSUN

Dostlar,

Bizim de üyesi olduğumuz Dil Derneği bu yıl oldukça atak..

SÖYLEV’in 90. yılındayız!

Yüce ATATÜRK, 20 Ekim 1927’de ünlü SÖYLEV’ini TBMM’de okumaya başlamış ve 6 gün boyunca her gün yaklaşık 6 saat bu tarihsel eylemini sürdürerek tarihe
1. elden, kendi ağzından
not düşmüştü.

Bu yıl İzmir ve İstanbul’da da benzer etkinlikler yapıldı ve ve biz bu siteden duyurmaya çabaladık. Ankara etkinliğinin duyurusu yukarıda. Destek verilmesini diler, emek veren herkese, CHP’li belediyelere, başta Dil Derneği Başkanı Sn. Sevgi ÖZEL olmak üzere teşekkür ederiz.

Daha önce de vermiştik ama bir kez daha, SÖYLEV‘den, Sn. Prof. Dr.  Özer OZANKAYA‘nın  yaptığı çok anlamlı bir seçkiyi sunmak istiyoruz.. 20 sayfa.. okunsun, okutulsun ve üzerinde düşünülsün dileriz günün doğru eylemini belirlemek için..

Söylev seçkisi, Aralik 1997

Sevgi ve saygı ile. 17 Ekim 2017, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi – Dil Derneği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

Av. Esin ÖZBEY : Müftüye-İmama nikah kıyma yetkisi

Ulusal Eğitim Derneğimizden
haftalık Cumartesi konferansları başlıyor..

İlki aşağıda.. AKP’nin dinci dayatmasının bir halkası daha..

  • Müftüye-İmama nikah kıyma yetkisi..

Hedef giderek dini yaşamda daha etki kılmak, toplumu dincileştirerek uyuşturmak ve en ağır sömürüyü insan onurunu ayaklar altına alarak sürdürmek.. Dindarlık, dine bağlılık değil! Giderek laik yaşam biçimini ve seküler devlet düzenini din kurallarına dayandırmak :
Ya – ni; sormayan – sorgulamayan, körü körüne iman – biat eden müritler ümmeti yaratmak.
Cumhuriyetin başı dik, sorgulayan, özgür, laik, itiraz eden, reddedebilen.. demokratik bireyinden kul – ümmet – mürit ilkelliğine Türkiye’ye batırmak..

Bu sefil plana izin verilemez..
Büyük ATATÜRK; “Fikri hür – vicdanı hür – irfanı hür kuşaklar yetiştireceğiz..” diyordu.
İnsana ve onun onuruna, kişiliğine saygı, çağın koşulları bunu zorunlu kılıyordu.

AKK = RTE ise “Dininizi ve kininizi eksik etmeyin..”
“Dindar ve kindar bir nesil yetiştireceğiz” diyerek kendisini ve partisini ele veriyor..

Karşılaştırılabilir mi bu 2 insan ve felsefe, politika, ideoloji? Geçelim, abestir!

Neciiiip milletimiz AKP = RTE‘ye 20 milyonu aşkın oyu gözü kapalı boca ederken nasıl bir vebal yüklendiğini, ülkemizi parçalayabilecek bir suça ortak olduğunu görecek elbet.. Ama gecikmeden!

Toplantıyı düzenleyen,
emek veren herkese şükran borçluyuz..

Türkiye bu Vahabi ilkelliğine teslim olmayacak.. Karanlıkları aşacak ve Anadolu Rönesansını bu topraklarda er ya da geç yaşama geçireceğiz. Yarasalar da dahil olmak üzere her-kes bu aydınlığın nurundan yararlanarak insanlaşacak..

Sevgi ve saygı ile. 19 Ekim 2017, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

 

 

 

Naci BEŞTEPE ÇARŞAMBA İĞNELERİ / 18 Ekim 2017

Naci BEŞTEPE
ÇARŞAMBA İĞNELERİ / 18 Ekim 2017

İŞİT
Görevi biten ABD Büyükelçisi John Bass, “Dokuz buçuk aydır Türkiye’de terör saldırısı yaşanmıyor. Bu IŞİD vazgeçtiği için değil,
işbirliğimizin sonucu.
dedi.

Vatandaş İŞİT; ha ABD ha IŞİD…

İNANDIK
“ABD Bağımsız Kürdistanı desteklemiyor, Türkiye’nin toprak bütünlüğünün bozulmasını desteklemiyor…” dedi, Büyükelçi BASS.

HASS…

PISIRIK
AKP Gen. Bşk. RTE, Ecevit’in ABD Başkanı Clinton ile fotoğrafı üzerinden eskiden olduğu gibi pısırık olmadığını anlattı.
ABD restine rağmen Kıbrıs’a çıkarma yapanları, haşhaş ekimini durdurmayanları da unutmadık;

“Deliğe süpürmeyin bu adamı kullanın” diyenleri de, (AS: Cüneyt Zapsu)
ABD Başkanının isteği ile Cargil’e kapıları açanları da,
Daha dün 11 milyar dolarlık uçak alımını imzalayanları da,
Radikal dinci terörist Hikmetyar’ın dizinin dibine çökenleri de,
Arap şeyhinin 10 yaşındaki çocuğunun elini öpenleri de.
Açtırma kutuyu!…

VERGİ
Meclis başkanlığına bir milyonluk masa alındı.
Canları sağ olsun, nasıl olsa vergi veriyoruz…

KABİLE
AKP Gen. Bşk. RTE, “İsteseniz de istemeseniz de bu yasa Meclisten geçecek”
Kabile devleti değiliz ya Meclis var!…

ORTAK
RTE, ”ABD, Stratejik ortağı olan bize silah satmıyor, terör örgütüne veriyor.”
Stratejiyi ve ortaklığı bilmek lazım…

DESTEK
ÇYDD Gen. Bşk. Çelikel, Laik ve Bilimsel Eğitim Platformu’nun bildirisinde “Atatürk ve
milli eğitim başlıklarının olmamasını, “HDP tabanını düşünerek hareket etmeliyiz” diyerek destekledi!..
Çağdaş yaşamdan, bölücü yaşama…

MUHATAP
ABD yetkilileri” tek muhatabımız TSK” diyor.
Kabile devleti miyiz?…

SEÇİM
Venzuella’da ABD karşıtları ezici çoğunluk sağladı.
Darısı…

AVUÇLAMA
Adıyaman Ünv. Rektörü.  M. T. Gönüllü, “Yabancı bir kadının elini tutmak, ateşi avuçlamaktan daha korkunçtur.”
Sen de git kuburu avuçla bademim…

Türk Vatandaşı Naci BEŞTEPE
=======================================

Çook teşekkürler değerli dostumuz Sn. Naci BEŞTEPE Paşamız…

Dr Ahmet SALTIK
19.10.2017