R. Bülend Kırmacı’dan yazılar..


Merhaba, sizlerle yeni yazılarımdan bir seçkiyi paylaşır, selam ve saygılar sunarım. 17.01.2019

R. Bülend Kırmacı

DÜNYA YENİDEN KURULSA!
http://www.ticarihayat.com.tr/yazar/DUNYA-YENIDEN-KURULSA/1912

BOR ÖZELLEŞTİRİLMEMELİ
http://www.ticarihayat.com.tr/yazar/baslik/1895

YENİ BİR YILDA KÜRESEL VE ULUSAL EKONOMİ
http://www.ticarihayat.com.tr/yazar/baslik/1879

BİRİ KAR DİĞERİ ZARAR
http://blog.milliyet.com.tr/biri-kar-digeri-zarar/Blog/?BlogNo=602037

twitter: https://twitter.com/bulendkirmaci
facebook: https://www.facebook.com/r.b.kirmaci
https://rbulendkirmaci.wordpress.com/

Anayasaya aykırı adaylık

Anayasaya aykırı adaylık

hikmet sami türk ile ilgili görsel sonucu

Prof. Dr. Hikmet Sami TÜRK
Eski Adalet Bakanı
Cumhuriyet
, 18.012019

TBMM Başkanı Yıldırım’ın anayasanın 94. maddesinin VI. fıkrasına aykırı olarak İBB Başkanlığı’na aday gösterilmesi durumunda, 17 Kasım 1963 günü İstanbul Belediye Başkanı seçiminde yaşanan olaya benzer bir sonuç, 56 yıl sonra, 31 Mart 2019 günü İBB seçiminde ortaya çıkabilir. Bu, gözden uzak tutulmaması gereken ciddi bir olasılıktır.

[Haber görseli]

1. Giriş
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı (TBMM) Binali Yıldırım’ın Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) tarafından İstanbul Büyükşehir Belediyesi başkanlığı için aday gösterilecek olması, hukuki bir tartışmayı başlatmış bulunmaktadır. TBMM Başkanı Yıldırım’ın daha şimdiden sahaya inerek seçim çalışmalarına başlamasıyla tırmanan bu tartışmanın temelinde 1961 Anayasası’nın 84. maddesinin Millet Meclisi ve Cumhuriyet Senatosu’ndan oluşan iki meclisli parlamento yapısına göre konmuş bulunan III. fıkrasından 1982 Anayasası’nın tek meclisli Parlamento yapısına uyarlanmış ifade değişikliğiyle alınan 94. maddesinin VI. fıkrası bulunmaktadır. TBMM Başkanlık Divanının, bu arada başkan ve başkanvekillerinin tarafsızlığını korumak amacıyla getirilen bir dizi önlemin bir bölümünü düzenleyen bu fıkra, iç içe geçmiş üç cümleyi birleştiren tek cümleden oluşmaktadır. Bu fıkra şöyledir:

Hukuki açıdan eleştiri

  • “Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı, Başkanvekilleri, üyesi bulundukları siyasi partinin veya parti grubunun Meclis içindeki veya dışındaki faaliyetlerine; görevlerinin gereği olan haller dışında, Meclis tartışmalarına katılamazlar; başkan ve oturumu yöneten başkanvekili oy kullanamazlar.” 

İşte Yıldırım’ın İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) başkanlığı için aday gösterilecek olmasında hukuki açıdan eleştiri konusu olan, bu işlemin anayasanın anılan hükmüne aykırı olarak onun TBMM Başkanı sıfatını koruyarak yapılacak olmasıdır. Eğer Meclis Başkanlığı görevinden çekilerek, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlı’ğına aday olsa, bu partisinin, daha doğrusu AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın görevlendirmesiyle kendisinin tercihi olarak değerlendirilebilirdi. Ama öyle olmayacağı, Yıldırım’ın seçim çalışmalarını TBMM Başkanı sıfatını koruyarak yürüteceği, bu konuda partisinin ve kendisinin, hatta Cumhur İttifakı içinde İstanbul’da ayrı aday göstermeyip Yıldırım’ı destekleyen MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin yaptıkları açıklamalardan anlaşılmaktadır.

2. Adaylık ve açıklamalar
Basında yer alan haberlere göre bu konuda yapılan başlıca açıklamalar ve onlar hakkındaki değerlendirmelerimiz şöyle sıralanabilir:
a) “Anayasanın 94. maddesinin VI. fıkrası, Meclis çalışmaları ile ilgili bir düzenlemedir.”
Bu fıkra, siyasi parti gruplarının Meclis içindeki faaliyetleri kadar dışındaki faaliyetlerini de kapsamaktadır. Başkan ve başkanvekillerinin onlara katılmalarını yasaklayan hüküm, siyasi partilerin hem Meclis içindeki hem dışındaki faaliyetleri için geçerlidir. Yalnız Meclis çalışmaları ile ilgili bölüm, Meclis tartışmalarına katılma ve oy kullanma ile ilgili yasaklardır.
b) “Bir siyasi partinin büyükşehir belediye başkanı adayı olmak, siyasi bir çalışma değildir. O nedenle anayasanın 94. maddesinin VI. fıkrasındaki yasak kapsamına girmez.”

Anayasanın 94. maddesi 
Siyaset, ülke yönetiminde veya yerel yönetimlerde belirli görüşler doğrultusunda bir siyasi parti üyesi veya bağımsız olarak söz ve yetki sahibi olmak için yapılan çalışmalardır. Nitekim Siyasi Partiler Kanunu, 3. maddesinde siyasi partileri “Anayasa ve kanunlara uygun olarak; milletvekili ve mahalli idareler seçimleri yoluyla, tüzük ve programlarında belirlenen görüşleri doğrultusunda çalışmaları ve açık propagandaları ile milli iradenin oluşmasını sağlayarak demokratik bir devlet ve toplum düzeni içinde ülkenin çağdaş medeniyet seviyesine ulaşması amacını güden ve ülke çapında faaliyet göstermek üzere teşkilatlanan tüzelkişiliğe sahip kuruluşlar” olarak tanımlanmıştır. Dolayısıyla TBMM seçimleri gibi yerel yönetimler seçimleri, bu arada büyükşehir belediye başkanlığı seçimleri de siyasi çalışmalardır. Anayasanın 94. maddesinin VI. fıkrası ise, TBMM Başkanı ve başkanvekillerinin tarafsızlığını sağlamaya yönelik önlemlerin bir bölümüdür.
c) “Anayasanın 94. maddesinin VI. fıkrası, TBMM Başkan veya başkanvekillerinin bir siyasi partinin büyükşehir belediye başkanı adayı olmasına engel değildir.”
Bu görüş, onların tarafsızlığını sağlama düşüncesiyle bağdaşmamaktadır.
Siyasi Partiler Kanunu’nun 24. maddesinin II. fıkrası, anayasanın 94. maddesinin VI. fıkrasını tekrarlayan ilk cümlesinden sonra, ona tekrar milletvekili seçilmeye yönelik bir hüküm ekleyen ikinci cümlesinde tek istisna tanımıştır:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı ve başkanvekilleri, üyesi bulundukları siyasi partinin veya parti grubunun Meclis içinde veya dışındaki faaliyetlerine katılamazlar. Ancak, yeniden milletvekili adayı olmaya ilişkin faaliyetleri bu hükmün dışındadır.” 

Oysa şimdi TBMM Başkanı Yıldırım’ın yeniden AKP İzmir milletvekili seçilmesi için aday gösterilmesi değil, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı için aday gösterilmesi söz konusudur. Dolayısıyla bu adaylık için çalışmak, anılan istisna kapsamına girmez.
ç) “18.1.1984 tarih ve 2972 sayılı Mahalli İdareler ile Mahalle Muhtarlıkları ve İhtiyar Heyetleri Seçimi Hakkında Kanun, 17. maddesinde şu düzenlemeye yer veriyor:

Milletvekili olsaydı
TBMM Başkanı Yıldırım da milletvekili olduğuna göre bu madde çerçevesinde İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı için aday gösterilebilir.” Eğer Binali Yıldırım, sadece İzmir Milletvekili olsaydı, bu görüş doğru olurdu. Zaten anayasanın 94. maddesinin VI. fıkrasında milletvekilleri ile ilgili bir yasak yok. Yasak, tarafsızlıklarını korumak için TBMM Başkanı ve başkanvekilleri ile ilgili. Yıldırım, Yüksek Seçim Kurulu’nun 13.12.2018 tarih ve K. 1105 sayılı Kararıyla aynı gün Resmi Gazete’de yayımlanan Seçim Takvimi’ne(1) göre en geç geçici aday listelerinin ilan edileceği 22 Şubat 2019 tarihinden önce TBMM Başkanlığı’ndan çekilmeksizin İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı için aday gösterildiği takdirde anayasanın 94. maddesinin VI. fıkrasına aykırı bir durum ortaya çıkacaktır.”

3. İptal Olasılığı
Gerçi 2972 sayılı Kanun’un 36. maddesindeki yollama ile yerel yönetimler seçimlerinde de uygulanan 10.6.1983 tarih ve 2839 sayılı Milletvekili Seçimi Kanunu’nun yürürlükteki 18. maddesine göre “Adaylık için görevden çekilmesi gerekenler” listesinde TBMM Başkan ve başkanvekilleri bulunmuyor. Ama onların adları, 2972 sayılı Kanun’un 17. maddesindeki “görevlerinden istifa etmek zorunda” olmayanlar listesinde de yok. Fakat onlar hakkında anayasanın 94. maddesinin VI. fıkrasında öngörülen yasak ile Siyasi Partiler Kanunu’nun 24. maddesinin II. fıkrasında onların “yeniden milletvekili adayı olmaya ilişkin faaliyetleri” ile ilgili tek istisna göz önüne alındığında; TBMM Başkanı Yıldırım’ın bu sıfat üzerinde iken İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı için aday gösterilmemesi gerektiği sonucuna varmak gerekir. Gösterildiği takdirde yine 2972 sayılı Kanun’un 36. maddesindeki yollama ile Milletvekili Seçimi Kanunu’nun 22. maddesine göre itiraz üzerine adaylığının, seçildiği takdirde tutanağının iptali olasılığı vardır. 

Böyle bir sonuçla karşılaşmanın geçmişte yaşanmış en ünlü örneği, 17 Kasım 1963 belediye başkan ve meclisleri üye seçimlerinde İstanbul Belediye Başkanlığı’na Adalet Partisi (AP) adayı olarak seçilmiş olan Avukat Nuri Eroğan’ın tutanağının iptalidir. İptal gerekçesi, bir devlet ortaklığı, bir devlet kurumu niteliği taşıyan Denizcilik Bankası Türk Anonim Ortaklığı’nda hukuk müşaviri olarak çalışan Av. Eroğan’ın bu görevinden yasal süresi içinde istifa etmemesiydi. 19.7.1963 tarih ve 307 sayılı Belediye Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’la konulan ek 5. madde yollamasıyla belediye başkanları ve belediye meclisi üyeleri seçiminde uygulanması öngörülen 25.5.1961 tarih ve 306 sayılı Milletvekili Seçimi Kanunu’nun 17. maddesine göre:
“Devlet, katma bütçeli idareler, il özel idareleri, belediyelerle, bunlara bağlı daire ve müesseseler, iktisadî devlet teşekkülleri ve bunların kurdukları müesseseler ve ortaklıkları ile kamu tüzelkişiliklerinde memur ve hizmetli olarak çalışanlarla, belediye başkanları, aday olmak veya aday gösterilmek için istifa zorunda değildirler.
Ancak, bunlar, genel ve ara seçimlerin başlangıcından iki ay önce, seçimin yenilenmesine karar verilmesi halinde, yenileme kararının ilanından başlayarak yedi gün içinde istifa etmedikçe, görevli bulundukları seçim çevresinden adaylıklarını koyamazlar, aday gösterilemezler ve seçilemezler.”

YSK’nin 1963’teki kararı
Yüksek Seçim Kurulu, 19.7.1963 tarih ve 307 sayılı Kanun’un geçici 3. maddesinde oy verme günü olarak “17 Kasım 1963 Pazar” öngörülen bu seçimin başlangıç tarihini 5.9.1963 tarih ve K. 10 sayılı Kararı ile “15 Eylül 1963” olarak belirlemiş ve “seçimlerde adaylığını koyacak kişilerden, kanunlara göre memuriyetten çekilme zorunluğunda bulunanların bu çekilme işlemini 15 Eylül tarihinden itibaren 7 gün içinde yapmaları” gerektiğine karar vermiştir (2).
Fakat İstanbul Belediye Başkanlığı AP adayı Av. Nuri Eroğan, söz konusu görevinden bu süre içinde değil, “oy verme gününün ertesi günü” (18 Kasım 1963) çekilmiştir. CHP İstanbul İl İdare Kurulu’nun itirazı üzerine İstanbul İl Seçim Kurulu, 2.12.1963 tarih ve 1923/123 sayılı Kararıyla 25.5.1961 tarih ve 306 sayılı Kanun’un 17. maddesi uyarınca AP adayı Eroğan’ı seçilmemiş saymış ve tutanağını iptal etmiştir. Bu Karara AP İstanbul İl İdare Kurulu Başkanı sıfatıyla Av. Nuri Eroğan, İstanbul İl Seçim Kurulu Başkanlığı aracılığıyla Yüksek Seçim Kurulu’na gönderdiği dilekçe ile itiraz etmiştir. Yüksek Seçim Kurulu, 5.12.1963 tarih ve Karar 669, İtiraz 532 sayılı Kararıyla konuyu usul ve esas yönünden ayrıntılı bir biçimde inceleyerek, “İtirazın reddine, İstanbul İl Seçim Kurulu’nun itiraz konusu yapılan 2.12.1963 günlü ve 1923/123 sayılı Kararının onanmasına, Nuri Eroğan’dan sonra en çok oy almış bulunan belediye başkanı adayına İstanbul Belediye Başkanlığı tutanağı verilmesine, Kararın Resmi Gazete’de yayımlanmasına… oybirliğiyle ve kesin olarak karar” vermiştir (3).

YSK’nin Eroğan kararı
Yüksek Seçim Kurulu, bu karardan kısa bir süre önce verdiği 9.11.1963 tarih ve K. 226 sayılı Kararında da “Belediye başkanlığı seçiminde, başkanlığa seçilen kimsenin seçim tutanağı, itiraz üzerine, daha önce var olan bir sebeple iptal olunursa, o kimseden sonra en çok oy almış olan kimsenin belediye başkanı seçilmiş sayılacağına… oybirliğiyle” karar vermişti (4).
Yüksek Seçim Kurulu’nun 5.12.1963 tarihli kararından sonra İstanbul İl Seçim Kurulu da, 9.12.1963 tarihli olarak “AP Belediye Başkan Adayı Avukat Nuri Eroğan’ın seçilme yeterliğine sahip olmadığı yönünden yapılan itiraz üzerine bu kişinin tutanağının iptaline dair Kurulumuzdan verilen karar Yüksek Seçim Kurulunca onanmış olmakla gerek Kurulumuzun, gerek Yüksek Seçim Kurulu’nun kararlarında belirtildiği üzere, adı geçenden sonra en çok oy almış olan CHP adayı Haşim İşcan’ın İstanbul Belediye Başkanı seçilmiş sayılması lazım gelmiş olmakla, Kurulumuzca kendisine tutanağının verilmesine, hazırlanacak tutanaklardan birisinin İstanbul Valiliği’ne gönderilmesine ve bir hafta süre ile bir örneğinin Kurulumuz kapısına asılması suretiyle ilân olunmasına… karar” vermiştir (5).

56 yıl sonra ciddi bir olasılıktır

4. Sonuç
Sosyal ve siyasal yaşamda benzer koşullar, değişik zamanlarda çoğu kez benzer sonuçlar verir. Bu anlamda “Tarih tekerrürden ibarettir.” sözü boşuna söylenmemiştir. TBMM Başkanı Yıldırım’ın anayasanın 94. maddesinin VI. fıkrasına aykırı olarak İstanbul Büyükşehir Başkanlığı’na aday gösterilmesi durumunda, 17 Kasım 1963 günü İstanbul Belediye Başkanı seçiminde yaşanan olaya benzer bir sonuç, 56 yıl sonra, 31 Mart 2019 günü İstanbul Büyükşehir Başkanlığı seçiminde ortaya çıkabilir. Bu, gözden uzak tutulmaması gereken ciddi bir olasılıktır.

Yasayla kaybettiklerimiz
Anayasamız özellikle şimdiye kadarki en kapsamlı ve rejim değişikliği niteliğinde hükümler getiren, 21 Ocak 2017 günü Meclis’te, 16 Nisan 2017 günü halkoylamasıyla kabul edilen 6771 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasasında Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’la önemli ölçüde bir “mülga (yürürlükten kaldırılmış) maddeler ve fıkralar anayasası” haline geldi. Kalan maddelerinin de fiilen yok sayılarak veya çiğnenerek hareket edilmesi, her şeye rağmen sahip çıkmamız ve savunmamız gereken hukuk devletinin kolay kolay onarılamayacak biçimde çökmesine yol açabilir. Buna meydan vermemek için -şimdi TBMM Başkanı Yıldırım’ın İstanbul Büyükşehir Başkanlığına aday gösterilmek istenmesi gibi- anayasaya aykırı işlem ve uygulamalardan kaçınmak, hukuk devletinin verdiği olanaklar içinde bunları önlemeye çalışmak; en önemlisi, 6771 sayılı kanunla kaybettiklerimizi daha ileri bir düzeyde yeniden kazanmak zorundayız.

(1) Yüksek Seçim Kurulu’nun 13.12.2018 tarih ve K. 1105 sayılı Kararı ve ekindeki “31 Mart 2019 Pazar Günü Yapılacak Olan Mahallî İdareler Seçimlerinde Uygulanacak Seçim Takvimi” için bk. T. C. Resmi Gazete, 13.12.2018, S. 30624 Mükerrer, s. 1 vd, 3-15. 
(2) Yüksek Seçim Kurulu’nun 5.9.1963 tarih ve K. 10 sayılı Kararı için bk. T. C. Resmi Gazete, 11.9.1963, s. 4. 
(3) Yüksek Seçim Kurulu’nun 5.12.1963 tarih ve Karar No. 669, İtiraz No. 532 sayılı Kararı için bk. T. C. Resmi Gazete,13.12.1963, S. 11580, s. 3-6. 
(4) Yüksek Seçim Kurulu’nun 9.11.1963 tarih ve K. 226 sayılı Kararı için bk. T. C. Resmi Gazete, 12.11.1963, S. 11553, s. 11 vd. 
(5) İstanbul İl Seçim Kurulu’nun 9.12. 1963 tarihli Kararı için bk. Tarhan Erdem, Oy Aldılar Seçilemediler. 1963 ve 1968 Mahalli İdareler Seçimleri, İstanbul 2009 (Yalçın Yayınları), s. 92.

ÇARŞAMBA İĞNELERİ – 16 Ocak 2019

ÇARŞAMBA İĞNELERİ – 16 Ocak 2019

Türk Vatandaşı Naci BEŞTEPE

(AS: Bizim kısa katkımız yazının altındadır..)

GÜVENCE
ABD Dışişleri Bakanı Pompeo, K. Irak’ta Erdoğan’ın PYD/YPG konusunda taahhütte bulunduğunu açıkladı. ”O da bunu anlıyor” dedi.
Biz neye güvenelim?..

BORÇ
Süper ligde borcu olamayan dört takım var. İkisi, Başakşehir ve Kasımpaşa.
Padişahım çok yaşa…

KORKUTMA
Aczimendi Müslüm Gündüz, Siyasi iktidar Allah Razı olsun, muktedir davranıyor, ciddi davranıyor. O da bir kişi zaten, onun korkusundan bir şeyler oluyor.” diyor.
AKP muhaliflerinden biri söylese savcılar görev başındaydı

FAŞİST
RTE, “Bir bira içseydi” diyen Yılmaz Özdil’i ve “Mozart dinlemesi iyi olur” diyen Rutkay Aziz’i kendisini bu konularda zorlayan faşistler olarak ilan etti.
Müslüm ne demişti?..

TBMM
Mecliste vekiller sürekli kavga ediyor.
İşlevsizilikten…

OPERASYON
Gün geçmiyor ki TSK’dan birileri FETÖ’den tutuklanmasın.
6 yıl geçti tutuklaya tutuklaya bitirilemedi.
TSK bitince rahatlarlar…

SEÇİM
İBB Bşk. adayı Binali Bey, “Seçim siyasi faaliyet değil” dedi.
Adam senelerin siyasetçisi ve TBMM Başkanı.  Anayasayı ondan iyi kaç kişi bilir?  Anayasa 2. Kısım 4. Bölüm md. 67. Seçme ve seçilme için “siyasi hak” diyor.
Düzeltin şu Anayasadaki yanlışı…

HESAP
Binali Yıldırım Meclisteki internet hesabından İBB propagandası yapmaya başladı.
Siyasi ve tarafsız  makamdan siyaset dışı taraflı makam için çalışıyor…

YSK
Binali Bey, “ istifa ile ilgili yasal sorun varsa karar merci YSK’dır” dedi.
Sonuç garanti…

MIZIKÇI
Binali Bey, “Herkes istifa etsin ben de edeyim” diyor. Yasa herkesin istifasını istemiyor ki.
İlkokul çağında, yenileceğimizi anlayınca böyle mızıkçılık yapardık…

KAVAKÇI
RTE, Merve’nin 20 yaşındaki kızı Mariam’ı Cumhurbaşkanlığı danışmanı yapmış.
Kavakçı ailesi cumhurbaşkanlığından sebeplenir halde.
Uzun uzun kavaklar, dökülüyor kaynaklar…

ENFLASYON
MKE, mermi fiyatlarında %8.5 indirim yaparak et fiyatların dolayısıyla enflasyonun düşeceğini değerlendirmiş.
Cinayet enflasyonuna katkı…

ZEYTİN
HTŞ terör grubu İdlib’de TSK’nın 13 kontrol noktasından 12’sinin bulunduğu bölgeyi ele geçirdi.
Zeytin’in dalı yetmedi…

LİNÇ
MÜ İlahiyat Fakültesi Öğr. Üyesi Mustafa Öztürk’e yönelik linç kampanyası sürüyor.
Tarikat-cemaat dokunana böyle, dokunmayan siyasette önde…

PARA
Ah şu para yok mu, şu kapitalizm yok mu neler yaptırır;

  1. Gözüne kestirdiği her yere saray yaptırır,
  2. Çevre tanımaz hale getirir saray için ormanlara kıydırır,
  3. Sedirde oturan adamı altın varaklı koltuktan aşağısına oturtamaz,
  4. Eş, dost, yandaş, yalaka sebeplensin diye memleketin-milletin varlıklarını çar-çur ettirir,
  5. Saymakla bitmez, gözü doymaz hale getirir…

HİLE
RTE, seçim için bazı yörelere kaydırma yapılmasından şikayetçi oldu.
Dikkat! “Düzeltme yapıldı” gerekçesiyle bazı yörelerde seçmen artışına hazırlıklı olun…

KAZA
Gebze-Florya arasında deneme sürüşü yapan trenler çarpıştı.
Büyük kaza öncesi deneme…

LOZAN
Fener Rum Patrikhanesi, Ukrayna kilisesini Rusya’dan ayırarak kendine bağladı.
AKP iktidarı Lozan’da koca bir delik daha açtı…

TOPUKLU
Ankara Sincan Akşemsettin İlkokulu Müdürü kadın öğretmenlere “günah olduğu” gerekçesiyle topuklu ayakkabıyı yasakladı.
AKP’nin Cumhurbaşkanı RTE derhal müdahale eder, çünkü yaşam biçimine müdahaleye kesinlikle karşıdır!..

FABRİKA
RTE, Adapazarı As. Fab. nın özelleştirilmediğini, 25 yıllığına devredildiğini açıkladı.
Önceki özelleştirmelerde de benzer laflar edildi.
Gaz alma. Madem elinden almıyorsun, yatırımı doğrudan MSB’ye yapsana.

İLAHİYATÇI
Yeni Akit’in hedef gösterdiği, Atatürkçü ilahiyatçı öğretmen Mustafa Cemil Kılıç görevden alındı.
Yobazlık zirve döneminde, MEB emirlerinde…

UYUM
Damat Bakan Albayrak, bütçe açığının yılbaşındaki 72.1 milyar hedefi ile uyumlu olarak 72.6 milyar TL olduğunu açıkladı.
Bu ne uyum azizim, pes!…

==========================================
Dostlar,

Dün (15.1.19) sitemizin manşetinde Sakarya tank palet fabrikasının AKP yandaşlarına peş keş çekilmesi için aşağıdakileri yazmıştık :

Erdoğan, Sakarya’daki Tank Palet Fabrikası’nın Ethem Sancak & Katar ortaklığı BMC’ye bedelsiz devri için “özelleştirme de değildir” derken, Resmi Gazete’de yayımlanan fabrikanın ihale usulü özelleştirme kapsamına alınması kararını imzaladığını unuttu. Erdoğan, ihale için teklif alınmadan “Dev güçlü bir firmadır” diyerek BMC’yi işaret etti. Altında Erdoğan’ın imzası bulunan Resmi Gazetenin 481” no’lu kararda “… Milli savunma sanayinde ülke kaynaklarının etkin ve verimli kullanmasının sağlanması ile fabrikanın işletme verimliliğinin artırılması ve yeni iş/üretim imkanları oluşturmaya yönelik yatırımların özel sektör tarafından yapılması amacıyla; Özelleştirme kapsam ve programına alınmasına,

  • Özelleştirme uygulamasının, işletme hakkının verilmesi yöntemiyle gerçekleşmesi ve…”

İşte “TEK ADAM” yetkisi bunun için alındı.. Peş keş, gene ve ihalesiz olarak yandaşa, milyarlarca dolarlık ve gözünün içine baka baka, aptal – salak… yerine kona kona, halkı aldatmak için.. ve TBMM’de bile tek bir soru sorulamamak üzere dokunulamaz! Bu talan böyle sürdürülemez, Türkiye artık doğranıyor, AKP’liler suça ortak! (Cumhuriyet, manşet, 14.1.19)

****

Ülkemizde dinci AKP döneminde artık tuz kokuyor..
Ne ahlak, ne din, ne vicdan, ne Allah korkusu…
Hepsi vız geliyor…

Pekiiii; eyyyy AKP’li olan – olmayan mütedeyyin Müslümanlar; bu kokuşmanın sonu nereye varır?

Bir tek İlahiyat hocası, bir tek tarikat mollası, bir tek namuslu – vicdanlı Diyanet yetkilisi kalmadı mı bu ülkede? Yer yarıldı da topu yerin dibine mi girdiler??

Aydın Din Bilgisi öğretmeni Cemil KILIÇ‘ın açığa alınması apaçık bir dinci – faşist baskı değil mi?!

Yobaz, İslam gerçeklerinin konuşulmasını engelleyerek sömürüsünü sürdürme telaşında.

Ne mümkün! AKP = RTE‘nin rengi giderek kirli yeşil.. 2023 öncesi son durak neresi acaba?!

Sevgi  ve saygı ile. 16 Ocak 2019, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK MD, MSc, BSc
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

 

 

 

 

 

 

 

Kavakçı meselesi bildiğiniz gibi değil

Kavakçı meselesi bildiğiniz gibi değil

Barış Terkoğlu
Cumhuriyet
, 14.01.2019

(AS: Bizim katkımız yazının altındadır..)

Artık açıkça sormalıyız: Kimileri türbanını gözümüzü örtmek için mi kullanıyor? Ne yazık, Merve Kavakçı meselesinde sürekli örtüyü tartışmaktan altındakini göremiyoruz. 
Kendisi Malezya’ya Büyükelçi oldu. İki kızı Mariam ve Fatma Gülham’ın Cumhurbaşkanı danışmanı olduğunu geçen hafta öğrendik. Kardeşi Ravza Kavakçı’nın AKP’de milletvekili ve Genel Başkan Yardımcısı olduğunu biliyoruz. Onun kızı Erva Kan’ın da Cumhurbaşkanlığı Yatırım Ofisi’nde Proje Direktörlüğü yaptığından yeni haberimiz oldu. Yetmemiş, Ravza Kavakçı’nın eşi Osman Kan geçen aylarda Türkiye Hudut ve Sahiller Sağlık Genel Müdürü olmuştu. Saymakla bitmiyor, halen Dallas’ta yaşayan diğer kardeş Elif Kavakçı da Emine Erdoğan’ın moda danışmanlığını yapıyor.

Gülen’e uzlaşma teklifi 
Konu Merve Kavakçı olunca, kimileri Meclis’ten kovulan ve ABD’de yaşamak zorunda bırakılan bir portre çiziyor. Oysa Kavakçı, bu hikâye için fazla Amerikalı. 
Tarih: 18 Nisan 2018. 
Merve Kavakçı’nın babası Yusuf Ziya Kavakçı, Akit gazetesine Fethullah Gülen olsam
başlıklı bir yazı kaleme aldı. “Bence bu teşkilat aslî hizmetine dönmeli ve saf ve temiz mensuplarının güzel duygularına bağlanmalıdır” diyen Kavakçı, Gülen’e de bir tavsiyede bulunuyordu: 

“Türkiye’ye köyüne dönmelidir. Zaten kaç yıl daha yaşar ki insan. Bildiğini de anlatır, teşkilata sadece eğitim ve öğretim hizmetinde olmalarını emreder ve bir de dünya çapında güçlü bir İslam âlimleri yetiştirme ve İslam araştırma merkezi ve üniversiteyi kurar. Bu merkez ve üniversite dünyada benzeri olmayan bir kalitede müessese olur.”
Kavakçı, Gülen’e bir tür çözüm süreci öneriyor, “Türkiye’ye dönünce ve iktidar ile iyi münasebetlerini tesis edince, eminim, ona muamele de iyileşecek” ifadelerini kullanıyordu. 

Darbenin üzerinden 2 yıl geçtikten sonra yazılan bu yazı, tepkilerin ardından Akit tarafından apar topar yayından kaldırıldı. Başka biri yazsa soluğu Silivri’de almıştı. Gülen ise kendisine uzatılan eli görüyor ve ertesi gün Pensilvanya’dan “Biz muhabbet fedaileriyiz, husumete vaktimiz yoktur” yanıtını veriyordu.

‘ABD resmi İslam sözcüsü’
Yusuf Ziya Kavakçı’nın “Fethullah Gülen olma hayali” tesadüf değil. 

Zira ömrünün büyük bölümünü ABD’de geçiren Kavakçı, ABD’li İslam” anlayışının temsilcilerinden biriydi. Benim yorumum değil, kendisini Akit’teki künyesinde ABD Devlet Bakanlığı Resmi İslam Sözcüsü olarak tanıttı. Anlattığına göre Kuzey Teksas İslam Derneği kurucusuydu, Dallas Merkez Camii’nde imamlık yapıyordu. Türkiye’de Müslümanların zulüm gördüğünü savunan Kavakçı, ABD’nin İslamı himaye ettiğini anlatıyordu. Tesadüf mü, kızı TBMM’yi karıştırırken, o Teksas Parlamentosu açılışında Tanrı’nın ABD’yi koruması için dua ediyordu.

FE – TÖ liderinin fotoğrafları yayımlanıyor da, 2008 yılının nisan ayında ABD’yi ziyaret eden Papa 16. Benedict’in Kavakçı ile buluştuğu unutuluyor. Ya da ISNA (Kuzey Amerika İslam Toplumu) ilişkilerinden kimse söz etmiyor. 

  • Özetle, türban hepimizin gözüne perde oluyor da günlerdir “Merve Kavakçı’nın akrabaları” diye tartışıyoruz.

Yanlış söylüyoruz. Doğrusu “Yusuf Ziya Kavakçı’nın kızları ve torunları” olacak. Ya da Ilımlı İslamcılığın Türkiye’deki çocukları
Meselenin aslını göremediğimiz için Merve Kavakçı’nın vekilliğinin düşme nedenini de tartışamıyoruz. 16 Mayıs 1999 tarihli Resmi Gazete’de yazıyor. Kavakçı, 5 Mart 1999 tarihinde, yani henüz milletvekili seçilmeden, Türk Devletine bildirimde bulunmadan “Amerika Birleşik Devletleri’nin çıkarları için çalışacağına” yemin ederek ABD vatandaşı olmuştu. Vekilliği de vatandaşlığıyla düşmüştü. 2 yıl önce yeniden Türk vatandaşı olup ardından büyükelçi yapılana kadar, durum bundan ibaretti. 
Bu aralıkta Merve Kavakçı’nın ABD faaliyetlerine bakın. Erdoğan “Kendi ülkesini yurt dışındaki birtakım güçlere şikâyet eden, ihbar edenlerle mücadelemizi sonuna kadar sürdüreceğiz” diyor ya… Kavakçı, ABD’de tam da bunu yaptı. “Türkiye ve İsrail’de Müslümanlara işkence edenlerin tavırlarını değiştirmeye çalışıyoruz” diyen Kavakçı, Gülen’e referans olan eski CIA’cı Graham Fuller’le bile yan yana geliyordu.
1988’de evlendiği Ahmed Abushanab da 1999’da evlendiği Bekir Yıldırım da ABD vatandaşıydı. Hatta Türkiye ile ilgileri de yoktu. Yani Kavakçı’nın “ABD’ye mecburiyetten gittiği” zorlama duruyor. Belki Türkiye’ye görevlendirmeyle gelmiştir!

Mesele sadece sülale değil

Türban gözümüze perde oldu diyorum ya, Kavakçı’nın Ağustos 2000’de bir otel suitinde Şeyh Nâzım Kıbrısi’nin dizinin dibindeki mahcup duruşunu tartışıyoruz. Ama MİT ve Genelkurmay Başkanlığı kayıtlarında Şeyh Nâzım’ın ajan olduğunun yazdığını, müridinin hem de Malezya gibi özel seçilmiş bir ülkeye nasıl elçi yapıldığını konuşamıyoruz. 
Kardeşi Ravza Kavakçı vekil olunca “cihadın mübarek olsun” diye seslenmesine İslamcılar vuruluyor. “Türbanlı vekilliğin cihatla ne ilgisi var” diyemiyor. 
ABD’nin sapkın İslamcısı Elijah Muhammed için Merve Kavakçı, Akit’te 12 Eylül 2008’de şu satırları yazmıştı: “Daha sonraları peygamberlik benzeri bir statü iddiasına soyunmuş olmasına rağmen, Elijah Muhammed’in Amerika’da İslamın yayılmasına hizmeti göz ardı edilemez.” 

Türbana bakan İslamcılar, “Hazreti Muhammed’den sonra kendisini peygamber ilan eden biri nasıl İslama hizmet eder” sorgulamasını yapamıyor. 
Öyle görülüyor ki Kavakçılar’ın devlete yerleşmesi bir sülale ihyasından ibaret değil.

  • Türkiye’de siyasal İslamcılık aslına rücu ediyor.

========================================

Dostlar,

Başarılı gazeteci – yazar Barış Terkoğlu‘nun bu önemli yazısı ile bir kez daha, gerçekte “İslam olan değil” ama öyle görünüp halkımızı aldatarak ve de yoksullaştırarak çıkar ortaklığına alet ederek “İslamcı olan“, eşdeğer terimle “İslamı çirkin politikalarına alet eden” AKP’nin bağlantılarını ve içyüzünü çırılçıplak görüyoruz.

Bir de dün Trump’ın cik iletisi (tweet) ile Türkler Kürtleri vurursa Türkiye ekonomisini perişan edeceğine (!) ilişkin saçmalamasına bakalım..

Yerel seçimler yaklaşırken Atlantik ötesinin gerçek müttefikinin Türkiye değil, iktidara getirdiği kadrolar olduğu bir kez daha anlaşılıyor ve zor duruma düşen “ortaklara” (!) uzaklardan destek çıkmak gerekiyor her zaman olduğu gibi. Tam da söz dalaşına girmenin ve kamuoyunu meşgul etmenin zamanı.. 3 koldan Trump’a verdi veriştirdi AKP ve ardından Erdoğan telefonla görüştü basında izlediğimize göre..

Bu gün ayın 15’i oldu ve 3,5 milyon dolayında kamu görevlisi aylıklarını aldı. Gerçek enflasyon %40’lardan aşağı değilken yarısı gibi gösterilen, 1 kg yeşil biberin 12 TL olduğu…. 1 Temmuz – 31 Aralık 2018 arası önce enflasyonu yaşayarak yoksullaştırılan, ardından da %10 zamla aptal yerine konan ve yaratılan krizin faturası omuzlarına yüklenen milyonlarca emekçi ve aileleri bu dertlerini konuşmak yerine, AKP = RTE‘nin Trump’a dayılanma (!) söylemlerini konuşarak ezilmişliklerini sarmalasınlar değil mi!?

Gene cambaza baktırılacak ve kayıkçı kavgaları ile, Suriye’ye operasyon masalları ile, inanılmaz ve muazzam ölçekte sandık seçmen listeleri oyunlarıyla… 31 Mart’a dek demokrasicilik oynayacak ve sandıklar açıldıktan birkaç saat sonra türlü oyunlarla bir kez daha AKP’nin yengisine (!) (galibiyetine) teslim edileceğiz öyle mi??

Bu lanetli oyun artık bozulmalı..
Sandık seçmen listeleri, parmak boyama dahil tüm güvenlik önlemleri net olarak alınmadıkça 31 Mart seçimleri bir aptal tuzağı değil mi??

Muhalefet köktenci önlemleri hızla düşünmeli.. Seçimlere girmemek dahil..

Sevgi ve saygı ile. 15 Ocak 2019, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK MD, MSc, BSc
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Halk Sağlığı Uzmanı
Sağlık Hukuku Bilim Uzmanı – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

‘Toplumsal ruh sağlığı’

‘Toplumsal ruh sağlığı’

Cumhuriyet, 14.01.2019

(AS: Bizim katkımız yazının altındadır..)

Geçen günlerde sıra dışı bir gelişme yaşandı. MHP, toplumsal ruh sağlığı yasa önerisini Meclis’e verdi.
Bireyciliğin, “Her koyun kendi bacağından asılır” deyişindeki gibi çok aşırı bir noktaya taşındığı günümüz Türkiyesi’nde, ruh sağlığı bağlamında da olsa toplumsallığın gündeme getirilmesi çok önemli ve olumludur. Bu nedenle de konu enine-boyuna tartışılmalıdır.

Gerekçesi sağlam!
Yasa önerisi, önemli bir yasal ve kurumsal boşluğu doldurarak, ruh sağlığı hizmeti alanlarla bu hizmeti verenlerin çıkarlarını dengeli bir biçimde korumayı amaçlıyor.
Konu ile ilgili tüm dernek ve meslek örgütlerinin katılımıyla hazırlanmış olması, önerinin bu amacı gerçekleştireceğini güvence altına alan en güçlü yönüdür.
Her kentte bir Ruh Sağlığı İzlem ve Denetim Kurulu oluşturulmasını öngören öneri, ruh sağlığı ile ilgili tedavi gören kişilerin ilaçlara ücretsiz olarak erişebileceğini; on sekiz yaşının altındaki herkesin ruh sağlığı hizmetlerinden ücretsiz olarak faydalanabileceğini; bir kişiye ruhsal sorunu nedeniyle güvenlik tedbiri uygulanması gerektiğinde, bunun bu konuda eğitim alan kolluk güçleri tarafından yerine getirileceğini ve kişiye uygulanacak tedavi süreciyle ilgili bilgilendirme yapılacağını ve bu konuda onay alınacağını öngörüyor.
Öneri, çoğu Dünya Sağlık Örgütü gibi uluslararası örgütlerin güvenilir sayısal verileriyle gerekçelendiriliyor.

  • Ülkemizde her altı kişiden birinde tanı konacak düzeyde ruhsal hastalık bulunduğu

ve bunların ancak %14’ünün bir uzmana başvurabildiği; son on yılda, %27’si kadın olmak üzere yaklaşık 29 bin intihar olayı saptandığı; intihar edenlerin %34’ünün 15-29 yaş diliminden oluştuğu; yine son beş yılda anti-depresan ilaç kullanımının %56 arttığı, önerinin dayandığı ana noktalardır.
Kuşkusuz bu gerekçeler toplumsal ruh sağlığının ne kadar bozuk olduğunu kanıtlıyor. Ancak bu gerekçeler birer sonuçtur; peki, ya gerçek nedenler?

Neden bozuk?
Toplumsal ruh sağlığının bozukluğu kanımca şu üç ana nedene dayanıyor:

1. Özgürlük ve hukuk yoksunluğu,
2. Eşitsizlik ve
3. İşsizlik. 

Bu ülkede, yıllardır, özellikle 12 Eylül 2010’da yapılan anayasa değişikliğinden sonra, tarafsız ve bağımsız yargı artık yok.

  • Yargı Başkan’a bağımlı olduğundan, başta düşünce ve örgütlenme olmak üzere hak ve özgürlükler de iyice işlemez ve kullanılamaz duruma düşüyor.
  • Özellikle de basın yayın, bilimsel çalışma ve sendikal hak ve özgürlüklerin yokluğu, toplumu tam anlamıyla bunaltıyor.

Dahası, böyle bir ortamda bu ülkede, gelişmiş demokrasi var; yargı bağımsız ve tarafsızdır yalanlarıyla, sabah akşam insanların akıllarıyla alay edilmesi, akılla açıklanamaz!

Hiç unutulmasın ve unutturulmasın                   :

  • Dokuz yaşında kızların evlenebileceğine dair fetva verilen bir ülkedir burası!

İnsan değil, mal gibi görülen dokuz yaşının gelini, yirmili yaşlarında artık büyükannedir; ama, yine de dayak yer! Bunu hangi akıl kaldırabilir?

Çocukluğu, önce taciz ve tecavüzlerle yüz yüze getiren, sonra da evliliğe dönüştüren böyle bir anlayışın geçerli olduğu bir toplumsal yapıda ruh mu kalır ki onun sağlığı olsun! 

Ve işsizlik

Bu ülkenin yönetimi, 15-24 yaş diliminde, çoğunluğu kadın ve önemli bir bölümü de üniversite mezunu olmak üzere, piyasada geçerli ücret karşılığı çalışmak isteyen her 5 kişiden 1’ine, sana iş yok diyor.

Bin kişinin alınacağı, üstelik geçici bir iş için 55 bin kişi başvuruyor!

Diğer taraftan bir yüksek yargı organı başkanının çocuğu örneğinde olduğu gibi, kimileri kolayca işe alınıyor ve sonrasında da bürokraside hızla yükseliyor.

Sahi, şu Kavakçı ailesinin bilmem kaçıncı kuşaktan bilmem kaçıncı kişisinin Başkan’ın başdanışmanı ya da danışmanı yapılması, toplumu, özellikle de işsiz gençleri çıldırtmak için değilse, nasıl açıklanabilir? 

Toplumsal ruh sağlığının gerçek nedenleriyle tartışılmasını AKP iktidarı kuşkusuz isteyemez. Yine de bu konu;
– çoğu düşünen insanını ya delirten
– ya öldüren
ya da yurt dışına kaçırtan

bu toplumun gündeminden hiç düşmemelidir.
==============================================
Dostlar,

Sayın Prof. Dr. Yakup Kepenek, Köy Enstitülerinin son dönem “büyülü ortamı” nda yetişmiş bir İktisat / Ekonomi hocasıdır. ODTÜ Ekonomi Bölümünden emeklidir. “Türkiye Ekonomisi” adlı klasik yapıtı 30’a yakın baskı yapmıştır.
Kepenek hoca CHP’de milletvekilliği ve parti yönetiminde etkin görevler üstlenmiştir.
Cumhuriyet‘te haftalık yazılarını keyifle ve hep ama hep çok şey öğrenerek okuyoruz.

Prof. Örsan Öymen‘in FELSEFE yazıları ayrı bir keyif ve kazanç.

Prof. Ataol Behramoğlu‘nun her yazısı bir edebiyatta ustalık ürünü..

Cumhuriyet‘in öbür yazarları da birbirinden değerli..
Çok ama çooook nitelikli bir kadro bir arada..

Barış Terkoğlu’nun Cumhuriyet‘te yer alan (14.01.2019) “Kavakçı Meselesi Bildiğiniz Gibi Değil” başlıklı makalesinin okunmasını dileriz.. (Birazdan sitemize koyacağız..)

Türkiye’nin çok ama çooooook zor bir zaman diliminde, AKP’nin akıl dışı – güdümlü ve dinciliği utanmazca siyasete alet eden politikaları ile duvara dayandığı bir dönemde Cumhuriyet bir kale..

Sesine – sözüne kulak verilmeli..
En başta da AKP yönetimi ve AKP’liler..
Ülkeyi daha da gerip kutuplaştırmadan.. artık duvara dayandık.
Daha çok zorlama ülkemizi iç çatışma eşiğine sürüklüyor..
Tıp Fakültesinde “Toplumsal Ruh Sağlığı” derslerini lisans ve lisansüstü düzeyde veren bir akademisyen hekim olarak ağır bir profesyonel tablo görüyor ve sorunluluk duyumsuyoruz. Ülkemizi bu ağır tabloya sürükleyen AKP iktidarını açıkça sorumlu tutuyoruz.
Derin bir endişe ve kaygı içindeyiz.
Ülkemizin “Ruh Sağlığı Yasası” na gereksinimi vardır.
Ancak sorunların çözümünü köklerinde aramak koşuluyla.. sonuçları ile boğuşarak değil..
* Bilmem TEHLİKENİN AYRIRDINDA MISINIZ??
Sevgi ve saygı ile. 14 Ocak 2019, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK MD, MSc, BSc
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Halk Sağlığı Uzmanı
Sağlık Hukuku Bilim Uzmanı – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com