MİLLİ MÜCADELENİN 100’üncü YILINDA TÜRKİYE

Dostlar,

Değerli hocamız Sayın Prof. Dr. D. Ali Ercan dün ADD Seydişehir Şubesinin konuğu oldu ve bir konferans verdi. Kronolojik yaşı 80’e dayanmasına karşın yüreği hala ülkesi için çarpan yurtsever ve çok birikimli gerçek bir aydın, nitelikli bir entellektüel O!.

Mustafa Kemal ATATÜRK’ün AYDINLANMA ASKERİ!

Ankara’da ADD vb. örgütlerin sıklıkla yararlanması gereken seçkin bir aydın ve bilim insanı
Sn. Prof. Ercan. Bu sitede sayısız yazısına, konferans sunumlarına severek yer verdik, vereceğiz.

Seydişehir sunumunun power point yansılarını ricamız üzerine bize gönderdi Sn. Ercan.
80 yansıdan oluşan (2,9 MB) çok kapsamlı ve çok öğretici bir belgesel adeta.

O’nu hiçbir konferansında otururken görmedik, eminiz bunda da yaklaşık 2 saat ayakta ve coşkuyla bu görsel konferansını vermiştir Seydişehir’lilere.. Keşke biz de izleyebilseydik.

Yansıları izlemek için lütfen tıklayınız ve paylaşınız..

Milli_mucadelenin_100._yilinda_Turkiye

Sevgi ve saygı ile. 14 Mart 2019, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK MD, MSc, BSc
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Halk Sağlığı Uzmanı
Sağlık Hukuku Bilim Uzmanı – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

 

 

ÇARŞAMBA İĞNELERİ – 13 Mart 2019

ÇARŞAMBA İĞNELERİ – 13 Mart 2019


Türk Vatandaşı Naci BEŞTEPE

Haftanın tüm iğneleri Atatürk karşıtlarının bakanı MSB Akar’ın yemek davetine giden sınıf arkadaşlarına.

 

YEMEK
Devir onların devri, / Davete icabet lazım.
Akar suyundan içmek, / Sofrasından yemek lazım.
Yemek bile emek ister, / Yeneni de deneni de hazmetmek lazım…

MÜTHİŞ
ABD’nin eski Avrupa Orduları Komutanı E. Korg. Ben Hodges, “Hulusi Akar müthiş adam, NATO’nun kıymetini bilir” diyerek S-400 alımını durduracağını ima etti.
ABD’nin bu derece güvenini kazanmak müthiş!…

EFE
FETÖ Gnkur. Davasında yargılanan, sıkıyönetim mesajını çeken eski Tuğgeneral Partigöç, “Ben Hulusi Akar değilim. Ben mesul değilim diye efelenerek gezemem” dedi.
Haydi efeleeeer!..

KESİK
RTE, Ardahan konuşmasında 65 yaş üzerindekilerin elden ayaktan kesildiğini söyledi.
Ama ülkeyi tek başına yönetebiliyorlar…

SAVCI
Sözcü’ye FETÖ davası açan savcının, çocuğa karşı nitelikli cinsel istismar suçu işleyen kişiden çıkar sağlamak (irtikap) suçundan mahkumiyeti olduğu açıklandı.
İddianameye bak, savcıyı gör…

DAL
AKP’nin Mansur Yavaş’ı suçlamak için kullandığı adamın; sabıkalı, şizofren ve çocuk istismarından davalı olduğu açıklandı.
Tutunacak dalları bile kalmadı…

KORUMA
Fettah Tamince, Konya’da açılan FETÖ davasından da berat etti.
FETÖ üniversitesine bina vermesi “hayır işi” kabul edildi. Avukatı saraya yabancı değil.
FETÖ bankasına para yatıranların “hayırsız iş” yapmaktan hayatları karartıldı Sayın yargıcım…

DİNCİ
AKP’ye oy verenlere Allah’ın hesap sormayacağını söyleyen AKP Şanlıurfa milletvekili M. Kasım Gülpınar; tepkiler üzerine, “din benim tekelimde değil, sen de kullan” diye savundu.
Zıvanadan çıkmış din sömürücüsü dinci…

TEHDİT
RTE, Meral Akşner’i tehdit etti. “Birileri ceza evlerinde süre dolduruyor. Hanımefendinin kaçacak deliği yok. Vekil değil. Hesabı ağır olacak”

  1. Vekillik sığınılacak delikmiş, cumhurbaşkanlığı mağara olsa gerek.
  2. Bağımsız AKP Yargısı mesajı almış olsa gerek…

TRT
TRT yandaş TV’ler gibi ağırlıklı olarak AKP lehine, muhalefet aleyhine yayın yapıyor.
Normaldir. O artık; Tayyip Radyo Televizyonu…

ENFLASYON
Merkez Bankası kendi salonları dururken enflasyon açıklamaları yapmak için 1.2 milyon lira salon parası verdi.
Enflasyona katkı…

BÖLME
RTE, “Bunlar bayrak ve ezan düşmanı” diyerek muhalefeti suçlamayı sürdürdü.
Yalana inanan bir grup sarıklı sokaklara döküldü.
Görev başarıldı…

HAKARET
Cumhurbaşkanı sıfatı taşıyan AKP’linin muhalif vatandaşlara etmediği hakarete kalmadı.
Yolcu otobüsünün basamağına RTE fotoğraflı gazete seren şoför “Cumhurbaşkanına hakaretten” şikayet edildi.
Güçlünün adaleti…

BELEŞ
Samsun’da RTE’nin mitinginde tramvayı bedava yapan SAMULAŞ, İYİ Partinin aynı yöndeki talebine “Sadece Cumhurbaşkanı makamı için yapıldı” diyerek olumsuz yanıt verdi.
Bunlar cumhurbaşkanına suç depoluyor…

KILIF
TÜİK, 4. çeyrekte Türkiye’nin % 3 küçüldüğünü açıkladı.
Damat bile kılıf bulamadı…

HAYYAM’DAN
Sen sofusun, hep dinden dem vurursun; / Bana da sapık, dinsiz der durursun.
Peki, ben ne görünüyorsam oyum: / Ya sen? Ne görünüyorsan o musun?

 

 

 

Tarımın çökertilişi

Tarımın çökertilişi

Erinç Yeldan

TMMOB Makina Mühendisleri Odası (MMO), “Sanayinin Sorunları” bülteninin şubat sayısını, tarımda yaşanan sert düşüşlerin imalat sanayisi alt dallarına etkisine ayırdı. İktisatçı- yazar Mustafa Sönmez’in katkılarıyla hazırlanan Rapor, tarımı çökerten politikaların sonuçta katı bir gıda enflasyonu sorunu yarattığını vurgulayarak, başta gıda-içecek sanayisi olmak üzere tarımla ilişkili sanayi dallarının da olumsuz etkilendiğine dikkat çekmekte. Bugünkü yazımda söz konusu raporun bulgularını sizlerle paylaşmak arzusundayım.

Bilindiği üzere, TÜİK’in verilerine göre ocak ayında (2019) yıllık enflasyon oranı tüketici fiyatlarında %20.4’e, üretici fiyatlarında ise %32.9’a ulaştı. Ocak ayında enflasyonda en yüksek artış aylık bazda %6.4’lük artış ile gıda sektöründe gerçekleşti. Bu artış, ocak ayında 2003 yılından bu yana, yani son 16 yıldaki en yüksek düzey olarak gözlenmekte. Fiyatı en çok artan 25 ürün sıralamasında ilk 9 sırada yaş sebze ve meyve ürünleri yer aldı. İlk 15 ürünün 12’si sebze ve meyve ürünleri oldu.

Gıda enflasyonundaki artış kuşkusuz son bir iki ayın değil yıllardan beri tarımda biriken ve kronikleşen sorunların doğrudan sonucu. Önemli bir tarım ve hayvancılık potansiyeli olan Türkiye’de tarımın gerilemesi, AKP döneminde hızlandı. Tarıma önemli destekleri olan kamu kuruluşlarının Hazine’ye yük oluşturduğu gerekçesiyle özelleştirilmesi, tarımı önemli bir destekten mahrum bıraktı. Bunun yanında, hemen bütün Avrupa Birliği ülkelerinde tarıma destekler korunur ve yer yer artırılırken Türkiye’de, kamu maliyesinde mali disiplin sağlamak adına destekler azaltıldı. Desteklerin azalması ile birlikte, Kürt sorununa barışçı çözümler üretmek yerine “güvenlikçi” politikalardaki ısrar, bunun devamı olarak Güneydoğu-daki birçok köy ve mezrada zorunlu göç uygulamasına geçilmesi, can ve mal korkusu ile köylerin terki, tarımsal potansiyelin de körelmesi sonucunu yarattı. Tarım ve sanayide yatırımlarla beslenecek verimlilik artışlarına dayalı bir üretim planlaması yerine İstanbul kent rantı iştahına öncelik tanınması sonucunda tarım üreticisinin üretim motivasyonu da azaldı. Tarımsal faaliyetler önemli bir nüfus için geçim alanı olmaktan çıkarken, kırsal nüfus yaşlandı.
Tarımda yaşanan üretim gerilemeleri, bitkisel ve hayvansal ürünleri işleyen gıda ve içecek sanayisi başta olmak üzere, tarımsal sanayileri de olumsuz etkiledi. Bunların yanı sıra tarıma girdi veren yem, tarımsal ilaç, gübre, traktör gibi sektörler de tarımdaki gerilemeden olumsuz etkilendi.

Bu sorunlar T.C. Merkez Bankası’nın 2018 Üçüncü Çeyrek Enflasyon Raporu’nda da dile getirilmekteydi. TCMB Raporu, “rkiye’de işlenmemiş gıda ürünlerinde zaman zaman ortaya çıkan arz açıklarının ani ve yüksek fiyat artışlarına sebebiyet vermesi esas olarak yapısal faktörlerden kaynaklanmaktadır. Bu noktada, etkin ve dinamik bir tarımsal üretim planlaması yapılamaması önemli bir yapısal sorun olarak görülmektedir.” biçimindeki yorumuyla tarımda süregelen yapısal sorunların özüne değinmekteydi.

2000’den bu yana tarım sektörünün milli gelirden aldığı pay %10.1’den, %5.7’ye; tarımda çalışan sayısı ise 7.7 milyon kişiden, 5.3 milyona geriledi. Tarım alanları toplamı ise 2003’teki 26 milyon hektardan, 2017’ye gelindiğinde 23.4 milyon hektara gerilemiş idi. Bu dönüşümler, emeğin tarımsal üretime katkısını artıracak daha yüksek katma değerli sermaye yatırımları veya teknolojik inovasyona dayalı verimlilik artışları aracılığıyla değil, doğrudan doğruya tarımsal üretimin çökertilmesi yoluyla yaşandı.

Makina Mühendisleri Odası’nın raporu yapılması gereken ilk adımın tarladan sofraya sorunları bir bütün olarak ele almak olduğunun altını çiziyor. Bu sorunların en başında yüksek girdi fiyatları, çiftçinin üretim iştahının kaybolması ve üretimi terk etmesi, pazarlama zincirindeki sorunlar nedeniyle ürünün tüketiciye pahalı ulaşması geliyor. Ürün kayıpları, iklim değişikliğine bağlı afetler, yıkıcı ithalatın yarattığı tahribat, üretici kooperatiflerinin yetersizliği konuları üstünde de durulması gerekiyor.

Bu sorunların tümünü kucaklayan bütüncül bir tarım ve sanayi politikasının oluşturulması ve kararlılıkla uygulanması ise, kuşkusuz, tarımın yanı sıra onunla ilişkili sanayi alt sektörlerini yeniden ayağa kaldırmanın da ön koşulları. (Cumhuriyet, 27.2.19)
===============================
Dostlar,

Köy biberi teröristliğini ısrarla ve şiddetini artırarak sürdürmekte (!)..
Bu gün bir büyük zincir markette kg’ı 16.90 TL idi..
İktidarın gözünden kaçtı korkarız. Meydanlarda dile getirilmiyor son günlerde nedense..
Oysa AKP için gündem oyunları bakımından bulunmaz bir fırsat..

İki noktayı paylaşmak uygun olacak :
İlki, azalmasına karşın, tarımsal nüfusun düştüğü son oranla %5,3’lük kesim, toplam ulusal gelirin %5,7’sini alabilmektedir; bu küçük de olsa tarımcılar lehine bir avantajdır..

İkincisi 6360 sayılı ve 31 Mart 2014’te yürürlüğe giren ve 14 yeni Büyükşehir kuran yasadır. Bu yasa ile 35 bin dolayındaki köy sayısı yarılanarak 18 bine yakın köy mahalleye dönüştürülmüştür. 2018 sonu TÜİK ADNKS verileriyle kentsel nüfus %92’3e fırlamıştır. Bu oran Singapur, Honkong gibi kent (şehir) devletleri bir yana bırakılırsa, dünyada en yüksek oranlardandır. Ancak gerçek sosyo-demografik durum böyle olmayıp, 18 bine yakın köy nüfusu, yasa ile “1 gecede kentli” kılınmıştır!? Dolayısıyla, tarımda makineleşme ve öteki girdilerde iyileşme nedeniyle yaşanan bir tarım sektörü çalışanı azalması söz konusu değildir; Sayın Yeldan’ın da vurguladığı üzere;

  • …Bu dönüşümler, emeğin tarımsal üretime katkısını artırcaak daha yüksek katma değerli sermaye yatırımları veya teknolojik inovasyona (AS: yenilik) dayalı verimlilik artışları aracılığıyla değil, doğrudan doğruya tarımsal üretimin çökertilmesi yoluyla yaşanmıştır…

Bir önceki yerel seçimleri izleyen gün 31 Mart 2014’te yürürlüğe sokulan bu yasanın, AKP iktidarınca Türkiye’ye dönük en büyük operasyon sayılabileceğini bu sitede birkaç kez yazdık daha önce. 18 bine yakın köyün tüzel kişiliğinin kaldırıldığını, dolayısıyla taşınmaz mülk edinme ehliyetlerinin kalmadığını ve bunların büyük ölçüde ilgili belediye ve kamu kurumlarına dağıtıldığını… mera – otlak – yaylak – su kaynaklarının köylünün elinden alındığını.. yazmıştık.

İşte 5 yıl içinde kısa – orta erimde, 6360 sayılı kökü dışarıda yasanın Türkiye’ye yaşattığı yıkıma bir örnek..

Türkiye’nin, başta AKP = Erdoğan olmak üzere geriye doğru çok ciddi bir muhasebe yapması kaçınılmaz.. Sözü edilen bu ciddi yasa vb. adımlarla toplumsal – ekonomik – kültürel – mali yaşamın adeta terörize edilmesinin kaçınılamaz acı sonuçlarıdır günümüzde yaşadıklarımız. Hiçbir biçimde halk üzerindeki olumsuz – yıkıcı ve somut sonuçlarını silmek olanaklı değildir.

  • AKP = Erdoğan, yıllardır kör gözüm parmağına inatla sürdürdükleri ağır ve zincirleme stratejik hatalarla ülkemize çok ağır ve bir bölümü dönüşümsüz bedel ödetmekteler kendilerinin de ödediği ve mutlaka ödeyeceği üzere.. Yeter ki “hilesiz” bir seçim olsun 3 hafta sonra..
  • İlk koşul da parmak boyama.. YSK mutlaka bu uygulamayı getirmelidir seçimlerde.

Sevgi ve saygı ile. 09 Mart 2019, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK MD, MSc, BSc
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Halk Sağlığı Uzmanı
Sağlık Hukuku Bilim Uzmanı – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

 

LÖSANTE’ye yine ruhsat çıkmadı!

Tüm Türkiye’nin ihtiyacı olan, çocuklardan yetişkin hastalara kadar, teşhisten tedaviye bütün imkanları barındıran LÖSANTE’ye yine ruhsat çıkmadı!

(AS: Bizim katkımız yazının altındadır..)

LÖSEV, yapımı 2015’te tamamlanan ancak tamamına ruhsat verilmediği için tam kapasite çalışamayan LÖSANTE Hastanesi ile ilgili 25 Şubat’ta ‘sevindirici’ bir açıklama yapmıştı.

LÖSEV açıklamasında, Sağlık Bakanlığı’nın gönderdiği

  • “Kamu hastanesi gibi hiçbir ilave ücret almaksızın sunmayı taahhüt ettiğiniz takdirde talepleriniz tekrar değerlendirilecektir.”

cevabını paylaşarak “SEVİNDİRİCİDİR.” ifadelerini kullanmıştı.

Ancak LÖSANTE Hastanesi için hala ruhsat çıkmadığı kaydedildi.

Dün bir kez daha verilen sözün tutulması için Sağlık Bakanlığı önünde toplanan lösemili çocuklar ve aileleri “Ne ruhsat geldi ne de bir arayan soran oldu” diye tepki gösterdi.

LÖSEV yetkililerinin Sağlık Bakanı Fahrettin Koca ile görüşme talebi de reddedildi.

“BAKANLIĞA YAKIŞMADI”

LÖSEV’in Kurucu Başkanı Dr. Üstün Ezer, Sağlık Bakanlığı önünde çevik kuvvet polislerinin kalkanlarla güvenlik önlemi almasına tepki göstererek,

  • “Lösemili Çocuklara karşı Polis Kalkanı kurduran Sağlık Bakanlığına yakışmadı.
  • Sen git kanserle savaş Sağlık Bakanlığı” ifadelerini kullandı.
    =============================================
    Dostlar,

    Sağlık Bakanlığı’nın yaptığı tam bir AYRIMCILIKTIR..

  • DİSKRİMİNASYON suçudur!

Bu hastaneye yapılmadık zulüm kalmamıştır. Üstelik görevdeki Bakan bir çocuk hekimidir ve özel sektörden gelmektedir. Lösemiler çocuk hastalıkları arasında en çok zedeleyici (travmatik) hastalıkların başında gelir.

  • Sağlık Bakanlığı bu çocukların sağaltım hakkını gasp etmektedir!

Dr. Üstün Ezer ve çalışma arkadaşlarının olağanüstü çabalarına karşın bu hastanenin açıkça ve kasten engellenmesi kabul edilemez bir durumdur. Serbest piyasa kurallarına da açıkça aykırıdır.

Bakanlığın “Kamu hastanesi gibi hiçbir ilave ücret almaksızın sunmayı taahhüt ettiğiniz takdirde talepleriniz tekrar değerlendirilecektir.”içerikli dayatması 5510 sayılı yasaya ve SUT’a aykırıdır.

Burası bir özel hastanedir ve 2010’dan bu yana kasten güncellenmeyen SUT tarifelerinin yaşamın gerçekliğinin dışına ve çooook uzağına düşmüş olması karşısında %200’e dek fark alma hakları varken ruhsat için bu haktan vazgeçilmesini dayatmak ayrımcılıktır, Anayasa md. 10’u…… çiğnemektir.

Bakan Koca’nın sahibi – ortağı olduğu özel sağlık kuruluşları hastalardan bu farkı almadan ayakta kalabiliyorlar mı?

  • Erdoğan’ın bu akıl almaz kör inattan, hukuk tanımazlıktan bilgisi var mıdır?

Devr-i AKP’de 65 yıllık ömrümüzde görmediğimiz kepazelik, rezalet ve sefillikleri yaşıyoruz.

  • Ar-tık; yet-mez mi, yet-mez mi, yet-mez mi!

Dr: Ezer ve yol arkadaşları yandaş olsaydı bu insanlık dışı zulmün zerresi olmazdı değil mi?

Ne yapmak istiyorsunuz siz?
İnsanları meşru haklarını savunmak için direnişe, isyana mı itmek istiyorsunuz?

Ondan sonra da OHAL ilanı ve TAM ve AÇIK – RESMİ FAŞİZM mi??

Hangisi, hangisi Allah’tan korkmaz ve de kuldan utanmazlar??

Sevgi ve saygı ile. 06 Mart 2019, Ankara

Prof. Dr. Ahmet SALTIK MD, MSc, BSc
Halk Sağlığı – Toplum Hekimliği Uzmanı
Sağlık Hukuku Bilim Uzmanı
AÜTF Halk Sağlığı AbD     Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net    profsaltik@gmail.com

 

 

 

 

 

31 MART SEÇİMLERİ

31 MART SEÇİMLERİ 

Suay Karaman 

31 Mart 2019 Pazar günü yerel seçimler yapılacak. Beş yıl süreyle yerel yönetimleri yönetecek il ve ilçe belediye başkanları, belediye meclisi üyeleri seçilecek. Özellikle AKP iktidarıyla birlikte her seçim döneminde gündeme gelen seçim ve sandık güvenliği, sahte ve ölü seçmen sayısı, sahte oy ve seçim hilesi yapılma olasılıkları gibi tartışmalar da sürüp gitmektedir. Sandıklara sahip olunamayan her seçimde, sonuçların iktidar partisine yaradığını dikkate almak gerekir. Muhalefet partileri her sandığa gözlemci bulamıyorsa, sandıklara ve verilen oylara sahip çıkamıyorsa zaten seçimin sonucu bellidir.

2018 genel seçimlerinde olduğu gibi 31 Mart yerel seçimlerinde de partiler arasında ittifaklar kuruldu, pazarlıklar yapıldı ve listeler belirlendi. Ancak partilerin aday belirleme yöntemleri gündeme oturdu. Günümüzde yargıç huzurunda tüm parti üyelerinin katılımıyla yapılacak ön seçim hayal olmuştur; yani örgütler yok sayılmaktadır. Böyle bir önseçim, artık bütün partilerde unutulmuştur. Hangi yöntemle olursa olsun aday belirleme sürecinde AKP ve MHP gibi partilerde tartışma çıkmasına izin verilmez, tartışma çıksa bile dışarıya yansıtılmaz, sesleri duyulmaz. 

Aday belirleme konusunda CHP, öbür partilerden çok farklıdır. Bu fark, önseçim yapılması değil, adaylar belirlendikten sonra örgütlerde fırtına kopması şeklindedir. Çoğunluk oyuyla seçilmiş olanın yönetime gelmesi, demokrasinin gereğidir. Demokrasinin olmazsa olmazı siyasal partilerde, demokrasinin yok edilmesi sorgulanmalıdır. CHP’de tüm üyelerin katılımıyla önseçim yapılmadan, belirli kişiler tarafından belirlenen adaylar, parti meclisine sunulup, kamuoyuna açıklanmıştır. 

Bu aşamaya dek hiçbir itirazı olmayanlar, sessiz kalanlar, adaylığını tehlikeye atmamak için en temel parti içi demokratik hakkını dahi kullanmaktan çekinenler, listelerde adlarını göremeyince veryansın etmeye başladılar. ‘Emek’ vurgusu yaparak, adam kayırmaktan, ekipçilikten yakınmaya başladılar. Hatta bu aşamadan sonra bazıları başka partilerden aday oldular! 

Eşsiz liderimiz Atatürk’ün kurduğu CHP, aklını ve onurunu kullananların, yapıcı eleştirisine açık olup, yanlışa yanlış demeyi bilenlerin partisi olmak zorundadır. Genel başkanlar değişir, yöneticiler gelip geçer ama önemli olan cumhuriyetin temel ilkelerine ve demokrasiye sahip çıkmaktır. Siyaset, ilkesiz insanların işi olmamalıdır. 

Ön seçim yapılmadan aday dayatmalarına ses çıkarmıyorsunuz, kadın emeğini görmezden gelip, cinsiyet kotasına uyulmamasına susuyorsunuz ve tüm bunlara neden diye sorulduğunda “şimdi zamanı değil, seçim var bölünmeyelim, birlik beraberlik zamanı” gibi anlamsız sözlerle geçiştiriyorsunuz. O zaman aklımıza Nazım Hikmet’in “Dünyanın En Tuhaf Mahlûku (Akrep Gibisin Kardeşim)” şiiri geliyor… 

Bu durumlara sessiz kalanların, listelerde adlarını görmedikleri zaman yakınma ve sızlanma hakları da yoktur, olmamalıdır. 19 Şubat 2019 salı günü CHP grup toplantısında Ozan Arif gibi birinin Pir Sultan Abdal, Âşık Veysel, Neşet Ertaş gibi isimlerle aynı kefeye koyulması da hiç kimsenin içini sızlatmıyorsa, bugünkü yönetim tarafından CHP’nin, bir proje partisi yapıldığının kanıtlarından biridir. 

CHP yöneticileri önseçimden kaçarak, eğilim yoklaması bile yaptırmamış, liyakati kaldırmış, emeğe saygıyı es geçmiş, listeleri eş, dost, akraba ile doldurmuştur. Böylece seçmenin sandığa olan ilgisini en alt düzeye indirmiştir. Atatürk’ü ve ilkelerini eleştirenlerin aday yapıldığı bu seçimlerde yine de sandığa gitmek zorunluluğumuz vardır. Oylarımızı kendi siyasetimize yakın adaylara vermeliyiz, vermeyeceğimiz oylar başkalarına yarayacaktır. 

Ancak 31 Mart yerel seçimlerinde CHP başarısız da olsa, başarılı da olsa, mutlaka bugünkü yeni CHP zihniyetindeki yönetimin değişmesi gerekmektedir. Terör örgütü yanlılarına, şeriat severlere, ikinci cumhuriyetçilere, Atatürk ilke ve devrimlerini özümsemeyenlere, ince siyasetçilere CHP’nin kapısı kapatılmalıdır.

  • Atatürk’ün partisini, Atatürkçü parti yapmak zorundayız.