BİR ÜLKE NASIL ÇÖKERTİLİR?

BİR ÜLKE NASIL ÇÖKERTİLİR?

Rifat Serdaroğlu

(AS: Bizim kapsamlı katkımız yazının altındadır..)

Türkiye üzerinde asırlardır hesabı olan emperyalist devletlere şöyle bir çağrı yapsak; “Aranızda bir komisyon kurun. Görevi “Türk Devletini çökertmek” olsun. Hadi gelin yapın!”

İnanın 16 senedir ülkemizi tek başına yöneten AKP kadar yıkım yapamazlar…

1.Olay;
24 Haziran akşamı Antalya Adliyesi önünde, oy çuvallarının tutanak altına alınmadan içeri sokulmaması konusunda bir grup CHP’li genç, Polisler ile tartışmaya girer. Gençler, teslim tutanağı imzalanmadan, oy çuvallarının adliyeye sokulmasını istemezler. Sonuçta tutanak imzalanır ve herkes dağılır.
3 gün sonra polis kamera kayıtlarını inceler ve 10 genç gözaltına alınır.
Hakim, 10 gençten 5’ini tutuklar…

-Aynı günün akşamı özellikle Ankara-İstanbul-İzmir’in kimi semtlerinde yüzlerce kişi, sırtlarında çelik yelek ellerinde otomatik tüfek ve tabancalarla sokağa çıkarlar. Çoğunda Erdoğan’ın posteri ve AKP flamaları vardır. Bu kişiler saatlerce havaya sürekli ateş ederler. İstanbul-Sultanbeyli-Eski Habibler Mahallesindeki “Çocuk Parkının” zemini mermi kovanları ile kaplanır. Ne bir polis gelir, ne kamera görüntüleri incelenir ne de bir kişi bile gözaltına alınır…

2.Olay;
24 Haziran akşamı İzmir’de içkili bir restoranda insanlar eğlenmektedir. Müşterilerden birkaçı, stadyumlarda söylenen ve içinde Erdoğan’a küfür içeren marşı söylerler.
Ertesi gün restoranı basan polis, kredi kartı sliplerinden müşterilere ulaşır ve insanları gözaltına alır.
Hakim, 12 kişiyi tutuklar. Bunların tamamı iş sahibi, itibarlı insanlardır.
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın kendisi gibi düşünmeyen ve kendisine oy vermeyecek olan milyonlarca insanı her gün “Terörist-PPK uşağı-Terör örgütleri destekçileri” diye aşağıladığı, hakaret ettiği ortamda, üstelik seçim havasının gerginliğinde Hakim Bey’in aklına “Haddinizi aşmışsınız. Sizi bu defalık bağışlıyorum, bir daha olursa tutuklarım” demek gelmediğinden veya tayin edilme korkusundan insanları “Devlet Büyüklerine Hakaret” suçundan içeri atmak, özgürlüklerini ellerinden almak daha kolay gelmiş olmalı!

-Tutuklamaların yapıldığı günlerde, Ceylanpınar Belediye Başkanı (AKP) Menderes Atilla, hastaneden dönen abisi için karşılama töreni düzenledi.
Tüm resmî kurumlara katılım emri verildi.
İlçe girişinde yüzlerce kişi, ellerinde uzun namlulu otomatik silahlarla binlerce mermi ile ateş ettiler. Ateş etme olayı yarım saate yakın sürdü. Ne bir polis geldi ne bir Savcı gördü ne bir Hakim duydu.
Bu olayda, “Devlet Büyüklerine” hakaret edilmemişti ama “Türk Devletinin” temeline dinamit konup, patlatılmıştı!

Ülkenin bir bölümünde insanların çoğu, elektriği-suyu kaçak kullanır parasını ödemez, vergi vermezse ve devlet kör-sağır taklidi yaparak aldırmazsa, diğer yörelerde insanlar hem kendi kullandıkları elektriğin hem de kaçak kullanan zibidilerin parasını ödüyorsa o ülkede adalet olmaz.

Bir bölgede kaçak kullanılan elektriği kesmeye giden görevliler dövülüp gönderiliyor, diğer yerlerde anında elektrikler kesiliyorsa, o ülkede yasalar herkese eşit uygulanmıyor, demektir.

Bir ülkede dürüst-yasalara uyan- devletine milletine saygılı kişiler bizzat yönetenler tarafından “Salak” yerine koyuluyorsa, o ülkeyi bir arada tutamazsınız.

  • AKP’nin yaptığı ile emperyalist suç şebekelerinin yaptığı birebir aynıdır.

Demokrasiyi hazmetmemiş ortaçağ kafalıların ülke insanlarını “benden olan – olmayan” diye ayırması, ülkede adalete-devlete olan güveni yok edecektir.
Muhalefet Partileri bu durumun farkında değildir. Olsalar bir şeyler yaparlardı!
Bu ayrımcılık Türk Milleti tarafından da görülmediği ve anayasada var olan demokratik direnme hakkımız kullanılmadığı takdirde başımıza daha çok felaketler gelecektir…

Sağlık ve başarı dileklerimle 04 Temmuz 2018
===========================================

Evet dostlar…

Tarihte son sözü hep direnenler söyler..

8/9 Temmuz 2018 gece yarısı Türkiye, 1923’ten bu yana süregelen 95 yıllık parlamenter güçler ayrılığı rejimini terk ederek GÜÇLER BİRLİĞİ olarak da tanımı olanaksız, “Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi” adı altında dünyada örneği olmayan ucube bir sultanlık rejimine ge-çi-ri-li-yor..

1876 ilk Meşrutiyet öncesi Osmanlıda Sultanlar mutlak egemendi,.
1. Meşrutiyet (Şarta bağlanma, conditional) Meclis, Başbakan (Sadrazam) ve Bakanlar Kurulu (Heyet-i Vükela) getirdi.

Ayrıca Padişahın bir siyasal partisi de yoktu!

Şimdiki ucube Türkiye rejiminde 2 muazzam faklılık daha var :

1. Türkiye 15,5 yıllık tek başına AKP iktidarında tam anlamıyla ilkel bir PARTİ DEVLETİNE dönüştürülmüştür.

2. Bu partinin genel başkanı ve mutlak egemeni 1 kişi, aynı zamanda olağanüstü yetkilerle, neredeyse tümüyle siyasal ve yargısal denetimsiz kadir-i mutlak olarak ülkeye el koymuştur.

Seyreyleyin siz bundan sonra “gümbürtü” yü…
Bürokrasi yapacaktır, polis yapacaktır, jandarma yapacaktır..iktidarın örtük buyruklarının gereğini; sorun kamuoyunda yankı uyandırabilirse, siyasal iktidar bu kez “iyi polisi” oynayabilecektir..

Herhalde açık faşizmin “halen” azzzzzzzıcık yumuşak post-modern Türkiye örneği olsa gerektir.
Ayrıca “dinci faşizm” acı sosumuz da var Türkiye’de boooolca..
****

Bir ezginin melodisi kulaklarımızda, engelleyemediğimiz biçimde yankılanıyor..

Kendim ettim, kendim buldum..
Gül gibi sararıp soldum, eyvaaah eyvaaaah..

Öte yandan, tek bir kişiye çağdaş dünyada görülmemiş düzeyde denetimsiz yetki veren düzene 26 milyonu aşan oy yağdırdı necip milletimiz.. (+ şaibe ve siyaset oyunları payı ile?)

Bir acı da burada; bedeli “oy” verenler değil, “direnenler” ödüyor, onlara bedel ödetiliyor..

Şimdi anladınız mı 1 Kasım 1922’de Mustafa Kemal Paşa neden Saltanatı kaldırdı ve yerine kayıtsız şartsız halk egemenliğini koydu..

Şimdi anladınız mı, 3 Mart 1924’te içi boşaltılmış ve gerçekte din dışı olan heyula hilafeti kaldırarak bizi “acı sos” tan da (dincilik) niçin kurtarmıştı Mustafa Kemal Paşa!?..

Çifte kavrulmuş ucube, dünyada örneği olmayan yeni yoz yönetim rejimi neciiiiiiiiip milletimize hayırlı olsun..

Kaçınılmaz boool musibetleriyle.. Belki ancak böyle terbiye olur ve
Mustafa Kemal Paşa‘nın yaptıklarının değerini anlayabilir muhterem halkımız..

Çünkü “öngörü” öğretilmiyor bu toprağın insanlarına.. “Kul” eğitimi yapılıyor..
ATATÜRK Cumhuriyetinin başı dik özgür yurttaşları olmak yerine tam biat eden kullar..

Onlar da tarihin kanlı laboratuvarında gerçekleri ancak yaşayarak anlayabiliyor.
Taa ki yüzyıllar içinde ender olarak bir dahi çıkıp, mucize yaratıp kurtarıcı olana dek..
O dahi, kendisine yenildiği için İngiliz Başbakanı Lloyd Georg’u Başbakanlık koltuğundan eden Mustafa Kemal Paşa idi. Ama daha 1 yüzyıl bile geçmedi üzerinden..
Birkaç yüzyıl daha mı bekleyeceğiz ve gene bize mi nasip olacak!?

Anadolu halkı kendi göbeğini kendi kesecektir; her şeye karşın..

Bir umut ve de bir yasa var ki; tarihte son sözü hep direnenler söylüyor..
Aşağıdaki demlenmiş dizeler ozan Adnan Binyazar’dan..

  • Düşlerin sonsuza koştuğu yerde
    Sabrın çiçeklerini açtığı yerde
    Asla kapanmaz yaşanan defter
    Çünkü tarihin en güzel yerinde
    Son sözü hep direnenler söyler..

Sevgi ve saygı ile. 05 Temmuz 2018, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

 

 

 

Parti Devleti’nde seçmen sorumluluğu

Parti Devleti’nde seçmen sorumluluğu

Cumhuriyet, 07 Haziran 2018

Parti Devleti’nde seçim, yalnızca ortada bir sandık durduğu için normal seçime benzer… Onun dışında, pek çok bakımdan farklıdır: 
1) Adayların bazıları, (hem de “Parti Devleti Hukukuna” göre bile yargılanıp mahkûm edilmeden) hapiste olabilir. 
2) İktidardaki parti ve aday, hiçbir seçim yasağına uymaz. 
3) Parti Başkanı, devletin bütün olanaklarını, uçaklarını, otomobillerini, otobüslerini, radyolarını, televizyonunu, hiçbir sınırlama ve kısıtlama olmadan kullanabilir. 
4) Parti Başkanı, kendisinin ve partisinin propagandasını, Devlet Başkanı sıfatıyla katılması gereken bütün etkinliklerde fütursuzca yapar. 
5) Başkanın “Benim bakanım, benim valim” dediği bakanlar, müsteşarlar, valiler ve elbette kaymakamlar, emniyet müdürleri, jandarma komutanları, seçmene, parti adına hizmet ve baskı yaparlar. 
6) Sivil ve asker bürokratlar, iktidardaki partinin propagandasını yapar, örneğin, generaller, üniformalarıyla Parti Devleti Başkanı’nın kampanyasına açık destek verirler; muhalefete yaklaşanlar ise derhal cezalandırılır. 
7) Seçmen listeleri Parti Devleti’nin memurları tarafından hazırlanır, sandıklar Parti Devleti tarafından istenilen yerlere taşınır ve kontrol edilir. 
8) Seçimleri denetleyen Yüksek Yargı Organları, oy verme sırasında işlerin kötüye gittiği anlaşılırsa, Parti’nin kazanması için, yasaların açık hükümlerine aykırı kararlar alır. 
9) Başta yüksek yargı organları olmak üzere, tüm yargı mekanizması, Parti’nin emrinde, seçimlerin parti ve partinin adayı tarafından kazanılması için yapılan her baskıyı onaylar. 
10) Sözde “Devlet”, yasama, yürütme ve yargı olarak bütün aygıtlarıyla, muhalefet partilerinin ve Cumhurbaşkanı adaylarının önüne her türlü baskıyı, tehdidi, engeli koymak için harekete geçer. 
11) Parti Devleti’nde yapılan seçimlerde, elbette, medya özgürlüğü, eşit ve adli propaganda koşulları gibi ilkeler de hayaldir.
***
Mareşal Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün, İstiklâl Savaşı’nı kazanıp
“millet egemenliğine” 
dayalı olarak “Demokratik Cumhuriyet” modeline göre kurduğu “Devlet”, Erdoğan/AKP tarafından, bu hedefinden saptırılarak, “milletin”elinden alınıp bir “Parti Devleti”ne dönüştürülüyor. 
“Millet İttifakı” bu gidişe “Dur” demek, “Devleti” tekrar “millete” geri vermek için kurulmuştur. 
24 Haziran/8 Temmuz seçimleri “Demokratik Cumhuriyet”in önündeki son fırsattır! 
Ama, “Parti Devleti”nde seçim kazanmak için: Önce sandıklara sahip çıkmak gerekir. 
Sandıklara sahip çıkmak için de salt  adayların, liderlerin değil, asıl, seçmenlerin:

  • Demokrasi aşkının ateşiyle çifte su verilmiş çelik gibi esnek bir sağlamlığa… 
  • Ve Aydınlanma coşkusunun getirdiği bereket ve feyzden kaynaklanan
  • İNCE bir çevikliğe sahip olmaları gerekir!

PARTİ DEVLETİNE HAYIR: 
YAŞASIN DEMOKRASİ!

Erdoğan İçin Köprüden Önce Son Çıkış : Politik Plastron Patlamak Üzere!

Erdoğan İçin Köprüden Önce Son Çıkış :
Politik Plastron Patlamak Üzere!

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

Türkiye, siyasal tarih, insanlık – uygarlık tarihi bakımından son derece önemli hatta kritik günler – zamanlar yaşamakta. En can alıcı ulusal konularda bile ikide bir “ALDATILAN – KANDIRILAN” ve sıkışınca da bunu kamuoyu önünde kabul ve itiraf etmek zorunda kalan bir kişi, aşama aşama olağanüstü boyutlara vardırdığı fiili yetkilerle TEK ADAM konumunda ülkemizi sürüklüyor.

En net ve vazgeçilemez ilk saptama olarak, Ulus Egemenliğinin gasp edildiğinin altını çizelim.

TEK ADAM’ın kişisel birikimi – donanımı – geçmişi; böylesine ağır – kapsamlı ve hukuk dışı – kabul edilemez “de facto” durum için asla yeterli değil üstelik. Hukuk devleti fiilen askıdadır.

TEK ADAM, “kandırıldığı” gerekçesiyle son derece basitçe – pişkince ve adeta örtük emir kipiyle, “Rabbim ve Milletim bizi affetsin” diyerek benzer hataları sürdürmektedir. Oysa ”kandırılma” olarak kamuoyuna açıklanan bu “kandırmaların” hesabının siyaseten ve yargısal düzlemde ve bu dünyada verilmesi, seküler – laik hukuk düzeninde kaçınılmaz zorunluktur.

Ortalıkta sağduyudan kırıntı kalmamış, 81 milyon insanın geleceği, 1 kişinin 2 dudağını açmasına ya da açMAmasına bağlanmıştır. Bu durum, halk diliyle korkunç bir basiret bağlanması; siyasetbilimsel olarak ise kabul edilemez ve sürdürülemez muazzam bir risktir! Türkiye Cumhuriyeti için asıl ve çok ciddi beka riski tam da budur. Devlet aklını (Reason D’etat) geçerli kılacak hemen hemen hiçbir kurumsal işleyiş etkin değildir. Parti devleti anlayışı, dayatması ve kadroları, en küçük birimlere dek neredeyse tam ve mutlak egemen olmuştur.

  • Egemen, katastrofik politik plastron’u kendi ördü!

Egemenin kendi ördüğü katastrofik politik plastronu kendisinin yarması – yırtması beklenemez.
Bu tablonun görülmesi ve örümcek ağlarına bulanmış egemenin farkındalığı ile exodus (çıkış, huruç) için inisiyatif alması, siyasal tarihte örneği pek olmayan anlamsız bir beklentidir.
Bu durumda 2 seçenek vardır :

  1. AKP = RTE‘nin iç – dış dinamiklerin güdümüyle yarattığı ve kendisini de tutsak alan
    Türkiye politik plastronu, artan aşırı basınca dayanamayarak, denetimsiz olarak kendisi patlayacaktır; sonuç(lar) kestirilemez ancak çok ağır, hatta fatal (ölümcül) olabilir.
    Delinmiş bir appendiksin oluşturduğu abse – enfeksiyonun açılarak sepsise yol açması ve
    ölümcül tablo yaratması gibi..
  2. AKP = RTE‘nin yarattığı ve Türkiye’yi kendisiyle birlikte içine hapsettiği katastrofik politik plastrona neşter vurulacak, abse – irin cerahat – pislik.. denetimli olarak boşaltılacak ve
    sistem yaşatılmaya çalışılacaktır. Başarı şansı çok yüksek olmayabilir. Risk çok büyüktür.
    *****
    Bu bağlamda TBB’nin tarihsel nitelik kazanan 09 Şubat 2018 Safranbolu basın açıklaması,
    VAHİM ÖTESİ kırılgan bir tabloyu betimlemektedir. Her sözcüğünün büyük dikkatle okunması gerekmektedir. Bu açıklamaya göre (http://ahmetsaltik.net/2018/02/11/tbb-safranbolu-basin-aciklamasi/);
  • TEK ADAM, ülkenin bekasına hizmet etMEmekte, tersine bekası için risk oluşturmaktadır.
  • TBB, kendisini, bu ceberrut saldırı nedeniyle, TÜRK MİLLETİNE emanet etmek zorunda kaldığını çığlık çığlığa haykırmaktadır.

Tüm Devlet erkini hukuk dışı biçimde ele geçirmiş biri, ülkenin anayasal kurumlarını deyim yerinde ise tar-u mar ederek doğramaktadır. Sıra TBB ve TTB’ye gelmiştir bir vesile yaratılarak – kullanılarak TTB’nin Afrin operasyonu için açıklaması ve Savaş bir halk sağlığı sorunudur..” demesi bahane edilerek. Oysa bu, yalın bir bilimsel gerçektir!

TBB Başkanı, kıdemli ceza hukuku profesörü, Ankara Hukuk Fakültesinin önceki dekanlarından
Sn. Av. Metin Feyzioğlu, serinkanlılığı, sağduyusu ve dirayeti ile bilinen bir hukukçudur.
Ancak basın açıklamasını bitirirken “bizi kırabilirsiniz” sözleri ağzından dökülmüş (faili meçhul cinayet çağrışımı!), devamla “.. asla eğilip bükülmeyeceğizAND OLSUN, AHD OLSUN” gibi trajik sözcükler kullanmak zorunda kalmıştır. Bunlar heyecan ürünü denetimsiz sözcükler değildir. TBB Başkanı, can güvenliği açısından kaygı – endişe – kuşku içindedir ama, bu yakıcı sorunu da tarihe not düştükten sonra, boyun eğmeyeceklerine ilişkin bir tür yemin etmektedir!

Açıklanan metin, katılan baroların oybirliği ile karar altına alınmıştır. 24 Şubat 2018’de Ankara’da çok kapsamlı bir toplantı düzenlenerek yol çizgisi netleştirilecek ve kararlılık vurgulanacaktır.

  • AKP = Erdoğan için sona yaklaşılmaktadır..

Erdoğan yanlışlarında daha da ısrar ederse, yukarıdaki 2 olasılık diyalektik – deterministik olarak (kaçınılmazlaşarak) gündeme gelecektir. Sistemde basınç olağanüstü yükselmiştir ve patlama eşiğine gelinmiştir. Erdoğan ne yapıp edip, bu kısır döngüden ve kuşatılmışlıktan kendisini ve partisini, dolayısıyla Türkiye’yi kurtarmanın bir yolunu bulmak zorundadır. (Tıklayınız, web sitemizde SARAY’DA TUTSAK ERDOĞAN’A YARDIM ETMELİ)

  • Erdoğan kör inadı, narsisistik takıntıları derhal ve kesin olarak terk etmek zorundadır.
  • Erdoğan, rejimi normalleştirmek, Devletin felç ettiği kurumsal araçlarını, başta TBMM olmak üzere çalıştırmak zorundadır.
  • Afrin operasyonu şaka değildir! Bu, henüz sınırlı da olsa ciddi bir SAVAŞ’tır!Erdoğan, çok acı veren bir söylemle “20-25 şehidimiz var, ÖSO ile birlikte..” gibi kanımızı beynimize fırlatan davranışlarına son vermelidir. ÖSO çapulcuları bir yana, şehitlerimiz net olarak ve zamanında açıklanmalıdır. Bu sayı 50’yi aşmıştır ne acı ki. Fırat Kalkanı operasyonu 75 şehide malolmuştur. Bunlar küçük, önemsenmeyecek rakamlar değildir. Her insan bir Dünyadır! Çok ama çok ciddi, sorumlu, ağırbaşlı olmak zorundadır herkes. Öte yandan “öldürülen terörist sayısı..” açıklamaları savaş hukukuna ve insancıl hukuka aykırıdır ve gün olur uluslararası hukuk katında Türkiye için sıkıntı doğurabilir. Hele hele bu rakamları verirken “..hamdolsun..” diye başlamak ve “.. akşama doğru daha da artacaktır..” sözleri hiçbir biçimde hoş görülemez, normal ve insancıl değildir.
  • Asla unutulmamalıdır ki; bugün yapmak zorunda kaldığımız – bırakıldığımız
    askeri operasyonlara bizi mahkum eden AKP’nin olağanüstü yanlış geçmiş politikalarıdır.Hata yapan gitmelidir. Devlet yönetimi deneme – yanılma tahtası ya da deney laboratuvarı değildir. İnsanlar ölmektedir bu çatışmalarda.. Bedel çok ağır ve telafisi olanaksızdır. Saadet Partisi Gn. Bşk. Temel Karamollaoğlu’nun bu bağlamdaki açıklaması çok uyarıcıdır :
  • “Afrin Harekatı milli bir meseledir parti programlarında, ilçe kongrelerinde siyasi malzeme yapılamaz, yapılmamalıdır. Ne yazık ki hükümet bu tavrıyla zeytin dalı operasyonunu, zeytinyağı operasyonuna çevirme çabasında. Afrin’i bahane ederek her türlü ülke problemini sümen altı etmenin yolu aranıyor.” (http://t24.com.tr/haber/erdogan–karamollaoglu-gorusmesi-basladi,555998)

AKP = Erdoğan ilk olarak OHAL’i derhal kaldırmalı,
ülkemizi hızla normalleştirerek hukuk devletine dönüşü sağlamalı,
başta TBMM ve yargı olmak üzere Devletin kurumları uyumla çalıştırılmalı
ve Erdoğan anayasal yetki sınırlarına çekilmelidir.

Artık en son fırsatlardır.. 

Sevgi ve saygı ile. 11 Şubat 2018, Ankara

TBB SAFRANBOLU BASIN AÇIKLAMASI


TBB SAFRANBOLU BASIN AÇIKLAMASI

CUMHURBAŞKANININ BAROLARI VE TÜRKİYE BAROLAR BİRLİĞİ’Nİ BÖLME PROJESİNE KARŞI ÇIKIŞIMIZ, MİLLİ DURUŞUMUZUN, VATANIMIZA VE
MİLLETİMİZE OLAN NAMUS BORCUMUZUN GEREĞİDİR

Basın Toplantısı Videosu İçin Tıklayınız

(AS: Bizim çok kapsamlı katkımız yazının altındadır.)

Türkiye Barolar Birliği Yönetim Kurulunun 9 Şubat 2018 tarihli ve 2018/167 sayılı kararı:

  1. Cumhurbaşkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın;
    – Türkiye Barolar Birliği’nin isminden “Türkiye” kelimesinin çıkarılacağına,
    – Bu kelimenin sadece layık olan kuruluşlar tarafından kullanılmasına izin verileceğine,
    – Ayrıca avukatlık mesleğinin icrası için barolara üye olma zorunluluğunun da kaldırılacağına,
    – İllerde isteyen avukatların bir araya gelerek dernek gibi istediği sayıda baro adıyla örgütlenmeler yapabileceğine,
    – Bunların da istedikleri gibi kendi üst birliklerini kurabileceklerine dair açıklamaları yönetim kurulumuzca değerlendirilmiştir.2. Sayın Cumhurbaşkanının dile getirdiği bu projenin amacı, Anayasada yapılan Hakimler ve Savcılar Kurulu’na ilişkin değişiklikten sonra, yargının bağımsız kalan tek ayağı olan avukatları da hükümete bağlamak, hükümetin avukatı haline getirmektir.3.Yönetim kurulumuz, hâkim ve savcıların bağımsızlıklarının sistemsel güvencesinin yok edilmesinden sonra avukatları da hükümete bağlama girişimini, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni yargısıyla birlikte “parti devleti“ne dönüştürmenin en ileri adımı olarak değerlendirmektedir.

    4. Türkiye Barolar Birliği her koşulda ve her tehdide karşı, dönemsel olarak değil, seçim yatırımı olarak hiç değil, ilkesel olarak en milli duruşu sergilemiştir. Milli her konuda kandırılmış olan ve bunu da daha sonra “kandırılmışız” diye beyan eden kişilerin, kendilerini daima zamanında ve en milli duygularla uyaranların duruşunu sorgulama hakkı yoktur. Bu sorgulamayı yapanlar, en sağlam tartı olan Türk Milleti’nin vicdanında çoktan sorgulanmaya başlanmıştır. Milli olmanın ilk koşulu, görevini Anayasa’ya ve kanuna uygun olarak yapmak, Devlet yönetimine kişisel duyguları ve kısa vadeli siyasi parti menfaatlerini karıştırmamak, her ne olursa olsun tarafsız davranmayı başarabilmektir.

    5. Cumhurbaşkanı’nın baroları ve Türkiye Barolar Birliği’ni bölme projesine karşı çıkışımız, milli duruşumuzun, vatanımıza ve Milletimize olan namus borcumuzun gereğidir. Bugün iktidar gücü; milli iradenin temsilcisi olan Türkiye Büyük Millet Meclisi etkisizleştirilerek, kapalı kapılar ardında, sınırsız, ölçüsüz, denetimsiz ve devletimizin tüm geleneklerine ve Anayasa’ya aykırı olarak küçük bir azınlık tarafından kullanılmaktadır. Türkiye Barolar Birliği ve barolarımızın, bu azınlığın son derece rahatsız olduğu hukukun üstünlüğü, adil yargılanma, suçsuzluk karinesi, savunma hakkı, yargının bağımsızlığı ve tarafsızlığı gibi temel kavram ve hakları savunması, Anayasa’dan ve kanunun açık hükmünden kaynaklanan en temel görevidir. Türkiye Barolar Birliği ve barolarımız bu görevi, bu hakların asli sahibi olan 81 milyon vatandaşımız ve henüz doğmamış evlatlarımız da dahil olmak üzere tüm Türk Milleti adına üstlenmiştir.

    6. Türkiye Barolar Birliği ve barolarımız, sadece meslek örgütü değildir. İddia, yargılama ve savunma üçlüsünden oluşan yargının kurucu unsurudur. Bu kurucu unsurluk görevinin dayanağı, Anayasa’daki hukuk devleti ilkesidir.  Cumhurbaşkanının dile getirdiği projenin nihai hedefi, 81 milyon vatandaşımızın temel haklarını savunmasız bırakmak, hukukun üstünlüğünün yerine, güç sahibi olanların üstünlüğünü yerleştirmektir. Türk Milleti şunu çok iyi bilmektedir: Bu amacın önündeki en büyük engel Türkiye Barolar Birliği ve barolarımızdır. Bizim hedef alınmamızın sebebi de budur.

    7. Savunma mesleği, hukuk devletinin ve her vatandaşımızın insan haklarının güvencesidir. Avukatların hükümete bağlandığı bir düzende savunma mesleğinden söz edilemez. Bu proje, adalet sistemini tamamen da doğrudan çökertmeye yönelik olduğu için Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin ve Türk Milleti’nin bekasını da doğrudan doğruya hedef almaktadır.

    8. Türk Milleti bilmelidir ki; bu projeden en büyük heyecan ve mutluluğu Türkiye’yi bölmek ve yıkmak isteyen terör örgütleri ile onlara maddi manevi her türlü desteği veren küresel oyun kurucular çoktan duymaya başlamıştır. Bunların eliyle ve baro adıyla kurulacak dernekler ve onların üst birlikleri her milli meselede iç ve dış kamuoyunu Türkiye’nin gerçekleri hakkında yanlış bilgilendirecekleri ve fakat devlet eliyle kendilerine sıfat kazandırıldığı için etkili olabilecekleri imkana kavuşacaktır. Nitekim bu projenin, 2013 yılında FETÖ tarafından gündeme getirildiği hepimizin malumudur.

    9. Öte yandan Türkiye Barolar Birliği’ni ve baroları bölmek, baro ve üst birlik adıyla derneğimsi yapılar türetmek, 108.000 avukatımızı, onların eş ve çocuklarını, 20.000 stajyer avukatımızı, Türkiye Barolar Birliği tarafından bir kuruş kamu kaynağı kullanılmadan verilen ve dünyada emsali olmayan sağlık yardımından, meslektaşlarımızın öksüz ve yetimlerinin sahiplenilmesinden, yaşlı ve ihtiyaç sahibi meslektaşlarımızı ek emeklilik ödeneğinden, iş göremez duruma gelen meslektaşlarımızı kimseye muhtaç olmamalarını sağlayan etkili bir sosyal yardım hizmetinden mahrum edecektir. Bu mahrumiyet, her siyasi görüşten en az yarım milyon vatandaşımızı dolaylı veya doğrudan mağdur konumuna düşürecektir.

    10. Sayın Cumhurbaşkanı’nın milli menfaatlere aykırı, terör örgütlerini sevindiren ve yargıyı tamamen yok edecek projesini dile getirmesinden sonra mümkün olan tüm kanallar yoluyla açık
    ve yakın tehlikeyi ilgili ve yetkili olmasını beklediğimiz her kişi ve makama en yapıcı bir üslupla anlattık. Ancak projenin ısrarla yürütüldüğünü görüyoruz. Bu sebeple olağanüstü toplanan yönetim kurulumuz, oybirliğiyle, 24 Şubat 2018 tarihinde tüm baro başkanlarımızı, barolarımızın Türkiye Barolar Birliği delegelerini, seçilmiş tüm kurullarını ve tüm meslektaşlarımızı Ankara’da çok yüksek katılım dikkate alınarak belirlenecek uygun bir salonda olağanüstü toplantıya davet etme kararı almıştır. Toplantının tüm organizasyonu için başkanlık divanı tam yetkilendirilmiştir.

    11. Türkiye Barolar Birliği, barolarımız ve tüm avukatlarımız, varlık sebebimiz olan Türk Milleti’ne emanettir. 09.02.2018, Safranbolu.
    =============================================
    Dostlar,

TBB’nin ÇOK CİDDİ ve KRİTİK UYARISI :
Erdoğan İçin Köprüden Önce Son Çıkış!

Türkiye, siyasal tarih, insanlık – uygarlık tarihi bakımından son derece önemli hatta kritik günler – zamanlar yaşamakta. En can alıcı ulusal konularda bile ikide bir “ALDATILAN – KANDIRILAN” ve sıkışınca da bunu kamuoyu önünde kabul ve itiraf etmek zorunda kalan bir kişi, aşama aşama olağanüstü boyutlara vardırdığı fiili yetkilerle TEK ADAM konumunda ülkemizi sürüklüyor. En net ve vazgeçilemez saptama olarak bu olgunun altını çizelim.

TEK ADAM’ın kişisel birikimi – donanımı – geçmişi; böylesine ağır – kapsamlı ve hukuk dışı – kabul edilemez “de facto” durum için asla yeterli değil. Hukuk devleti fiilen askıdadır.

TEK ADAM, “kandırıldığı” gerekçesiyle son derece basitçe – pişkince ve adeta örtük emir kipiyle, “Rabbim ve Milletim bizi affetsin” diyerek benzer hataları sürdürmektedir. Oysa ” kandırılma” olarak kamuoyuna açıklanan bu “kandırmaların” hesabının siyaseten ve yargısal düzlemde ve bu dünyada verilmesi seküler – laik hukuk düzeninde kaçınılmaz zorunluktur.

Ortalıkta sağduyudan kırıntı kalmamış, 81 milyon insanın geleceği, 1 kişinin 2 dudağını açmasına ya da açMAmasına bağlanmıştır. Bu durum, halk diliyle korkunç bir basiret bağlanması; siyasetbilimsel olarak ise kabul edilemez ve sürdürülemez muazzam bir risktir! Türkiye Cumhuriyeti için asıl ve çok ciddi beka riski budur. Devlet aklını (Reason D’etat) geçerli kılacak hemen hemen hiçbir kurumsal mekanizma etkin değildir. Parti devleti anlayışı, dayatması ve kadroları en küçük birimlere dek neredeyse tam ve mutlak egemen olmuştur.

Egemenin kendi ördüğü katastrofik politik plastronu kendisinin yarması – yırtması beklenemez. Bu tablonun görülmesi ve örümcek ağlarına bulanmış egemenin farkındalığı ile exodus (çıkış) için inisiyatif alması, siyasal tarihte örneği pek olmayan anlamsız bir beklentidir. Bu durumda 2 seçenek vardır :

1. AKP = RTE‘nin iç – dış dinamiklerin güdümüyle yarattığı ve kendisini de tutsak alan Türkiye politik plastronu, artan aşırı basınca dayanamayarak, denetimsiz olarak kendisi patlayacaktır; sonuç(lar) kestirilemez ancak çok ağır, hatta fatal (ölümcül) olabilir. Delinmiş bir appendiksin oluşturduğu abse – enfeksiyonun açılarak sepsise yol açması ve ölümcül tablo yaratması gibi..

2. AKP = RTE‘nin yarattığı ve Türkiye’yi kendisiyle birlikte içine hapsettiği katastrofik politik plastrona neşter vurulacak, abse – irin cerahat – pislik.. kontrollü olarak boşaltılacak ve sistem yaşatılmaya çalışılacaktır. Başarı şansı çok yüksek olmayabilir. Risk çok büyüktür.
*****
Bu bağlamda TBB’nin tarihsel nitelik kazanan 09 Şubat 2018 Safranbolu  basın açıklaması, VAHİM ÖTESİ kırılgan bir tabloyu betimlemektedir. Her sözcüğünün büyük dikkatle okunması gerekmektedir. Bu açıklamaya göre;

  • TEK ADAM, ülkenin bekasına hizmet etMEmekte, tersine bekası için risk oluşturmaktadır.

TBB, kendisini, bu ceberrut saldırı nedeniyle, TÜRK MİLLETİNE emanet etmek zorunda kaldığını çığlık çığlığa haykırmaktadır. Tüm Devlet erkini hukuk dışı biçimde ele geçirmiş biri, ülkenin anayasal kurumlarını deyim yerinde ise tar-u mar ederek doğramaktadır. Sıra TBB ve TTB’ye gelmiştir bir vesile yaratılarak – kullanılarak : TTB’nin Afrin operasyonu için açıklaması ve “Savaş bir halk sağlığı sorunudur..” demesi bahane edilerek. Oysa bu bir bilimsel gerçektir!

TBB Başkanı, kıdemli ceza hukuku profesörü, Ankara Hukuk Fakültesinin önceki dekanlarından Sn. Av. Metin Feyzioğlu, serinkanlılığı, sağduyusu ve dirayeti ile bilinen bir hukukçudur. Ancak basın açıklamasını bitirirken “bizi kırabilirsiniz….” sözleri ağzından dökülmüş (faili meçhul cinayet çağrışımı!), devamla “..asla eğilip bükülmeyeceğiz; AND OLSUN, AHD OLSUN” gibi trajik sözcükler kullanmak zorunda kalmıştır. Bunlar heyecan ürünü denetimsiz sözcükler değildir. TBB Başkanı, can güvenliği açısından kaygı – endişe – kuşku içindedir ama, bu yakıcı sorunu da tarihe not düştükten sonra, boyun eğmeyeceklerine ilişkin bir tür yemin etmektedir!

Açıklanan metin oybirliği ile karar altına alınmıştır. 24 Şubat 2018’de Ankara’da çok kapsamlı bir toplantı düzenlenerek yol çizgisi netleştirilecek ve kararlılık vurgulanacaktır.

AKP = Erdoğan için sona yaklaşılmaktadır.. Erdoğan yanlışlarında daha da ısrar ederse, yukarıdaki 2 olasılık diyalektik – deterministik olarak (kaçınılmazlaşarak)  gündeme gelecektir. Sistemde basınç olağanüstü yükselmiştir ve patlama eşiğine gelinmiştir. Erdoğan ne yapıp edip, bu kısır döngüden ve kuşatılmışlıktan kendisini ve partisini, dolayısıyla Türkiye’yi kurtarmanın bir yolunu bulmak zorundadır. (Bkz. SARAY’DA TUTSAK ERDOĞAN’A YARDIM ETMELİ)

  • Erdoğan kör inadı, narsisistik takıntıları derhal ve kesin olarak terk etmek zorundadır.
  • Erdoğan, rejimi normalleştirmek, Devletin felç ettiği kurumsal araçlarını, başta TBMM olmak üzere çalıştırmak zorundadır.

Afrin operasyonu şaka değildir! Bu, henüz sınırlı da olsa bir SAVAŞ’tır! Erdoğan, çok acı veren bir söylemle “20-25 şehidimiz var, ÖSO ile birlikte..” gibi kanımızı beynimize fırlatan davranışlarına son vermelidir. ÖSO çapulcuları bir yana, şehitlerimiz net olarak ve zamanında açıklanmalıdır. Bu sayı 50’yi aşmıştır ne acı ki. Fırat Kalkanı operasyonu 75 şehide malolmuştur. Bunlar küçük, önemsenmeyecek rakamlar değildir. Her insan bir Dünyadır! Çok ama çok ciddi, sorumlu, ağırbaşlı olmak zorundadır herkes. Öte yandan “öldürülen terörist sayısı..” açıklamaları savaş hukukuna ve insancıl hukuka aykırıdır ve gün olur uluslararası hukuk katında Türkiye için sıkıntı doğurabilir. Hele hele bu rakamları verirken “..hamdolsun..” diye başlamak ve “.. akşama doğru daha da artacaktır..” sözleri hiçbir biçimde hoş görülemez, normal ve insancıl değildir.

  • Asla unutulmamalıdır ki; bugün yapmak zorunda kaldığımız – bırakıldığımız askeri operasyonlara bizi mahkum eden AKP’nin olağanüstü yanlış geçmiş politikalarıdır. Hata yapan gitmelidir. Devlet yönetimi deneme – yanılma tahtası ya da deney laboratuvarı değildir. Saadet Partisi Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu’nun bu bağlamdaki açıklaması düşündürücüdür :
  • “Afrin Harekatı milli bir meseledir parti programlarında, ilçe kongrelerinde siyasi malzeme yapılamaz, yapılmamalıdır. Ne yazık ki hükümet bu tavrıyla zeytin dalı operasyonunu, zeytinyağı operasyonuna çevirme çabasında.  Afrin’i bahane ederek her türlü ülke problemini sümen altı etmenin yolu aranıyor.” (http://t24.com.tr/haber/erdogan–karamollaoglu-gorusmesi-basladi,555998)

AKP = Erdoğan ilk olarak OHAL’i derhal kaldırmalı, ülkemizi hızla normalleştirerek hukuk devletine dönüşü sağlamalı, başta TBMM ve yargı olmak üzere Devletin kurumları uyumla çalıştırılmalı ve Erdoğan anayasal yetki sınırlarına çekilmelidir. Artık en son fırsatlardır..

Sevgi ve saygı ile. 11 Şubat 2018, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

 

Kılıçdaroğlu’ndan Erdoğan’a: Senin yerliliğin de batsın, milliliğin de batsın

Kılıçdaroğlu’ndan Erdoğan’a: Senin yerliliğin de batsın, milliliğin de batsın

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, yeniden genel başkan seçildiği kurultay sonrasında yaptığı ilk grup toplantısında kendisine “PYD terör örgütü müdür?” diye soran Cumhurbaşkanı Erdoğan’a yanıt verdi. Kılıçdaroğlu, “Ben de sana soruyorum Bay Recep, sen mahkeme kararına rağmen terör örgütü saymasına rağmen hangi vatansever duygularla Salih Müslim’i Ankara’ya davet ettin, ayağına halılar serdin. Yiğitsen, şerefliysen açıkla” dedi.

[Haber görseli]

Hafta sonu gerçekleşen 36. Olağan Kurultayı’nda yeniden CHP Genel Başkanlığı’na seçilen Kemal Kılıçdaroğlu, partisinin grup toplantısında Cumhurbaşkanı Erdoğan’a yanıt verdi.

“CHP’yi yönetenler atamayla değil seçimle iş başına gelirler”
Geçtiğimiz haftasonu yapılan CHP 36’ncı Olağan Kurultayında Parti Meclisine girebilmek için 488 kişinin başvurduğunu anımsatarak şunları söyledi: “Bu güzel bir şey. 488 arkadaşımız PM’de ben de söz sahibi olmak istiyorum diyorsa ve bunun önü açıksa bununla hiçbir sorun yok. Hiç kimsenin unutmaması gereken bir gerçek var. CHP’yi yönetenler atamayla değil seçimle iş başına gelirler. Dolayısıyla CHP’yi diğer partilerle de karıştırmamak gerekiyor. Demokrasi kültürümüz var. Yeterlidir, yetersizdir bu tartışılabilir. Ama biz demokrasi şölenini gerçekleştirdik. Sayın Deniz Baykal aramızda değildi, tedavi görüyor. Bütün vatandaşların Deniz Baykal’a şifa dilekleri var. İnşallah kısa süre içinde sağlığına kavuşur, Türkiye’ye döner. En büyük beklentimiz budur. İkincisi hapiste bir milletvekili arkadaşımız var. Sayın Enis Berberoğlu o da aramızda yoktu. Ama önde bir koltuğu boş bıraktık, bu bizim için önemliydi. Ayrıca ilk kez PM’ye bir onur üyesi seçtik. Bütün delege arkadaşlarımın oy birliği ile onur üyesi de Sayın Enis Berberoğlu oldu. Buradan kendisine selamlarımızı gönderiyoruz.

 “Türkiye’nin egemen güçlerin sözleri ile dış politika oluşturması asla kabul edilemez”

36. Kurultay’da Türkiye’nin 5 temel sorununu gündeme getirdim. Bu sorunlardan birisi vardı, terör. Ama 4 temel sorun ağırlığını koruyor. Bu sorunların ısrarla gündemde tutulması lazım. Türkiye’nin egemen güçlerin sözleri ile dış politika oluşturması asla kabul edilemez. Cumhuriyeti egemen güçlerin isteği üzerine kurmadık. Acı ile kanla, gözyaşıyla kurduk.

“Bir genç geldi yanıma, dedi ki; “Ben Recep Tayyip Erdoğan’ın hayranıyım…'”

Kurultayda bir gıda zehirlenmesi de yaşandı. Ben o akşam arkadaşlarımı ziyarete gittim. Bir genç geldi yanıma, dedi ki; “Ben Recep Tayyip Erdoğan’ın hayranıyım. Bizim askerlerimiz Afrin’de El Bab’da şehit oluyor, 3.5 milyon Suriyeli var, onlar neden gitmiyorlar. Sen bunu neden dillendirmiyorsun. Suriyeliler birinci sınıf vatandaş” dedi. Ben bunları dillendirdim, senin hayran olduğun Recep Tayyip Erdoğan saldırdı dedim. Suriye’de gerçek anlamda söz sahibi olmak istiyorsak, olaylar sonlandıktan sonra gerçek anlamda aktör olmak istiyorsa, Esad’la temasa geçmeli. Suriye’nin toprak bütünlüğünü biz de onlar da savunuyorlar. Kiminle sağlayacağız. Suriye’nin sahibi belli. İleride önüne diz çökmeden bugünden arkadaşlarını görevlendir, gitsinler, temasa geçsinler. Bu hem bizim hem Suriye’nin çıkarına hizmet eder.

Biz katmadeğeri yüksek ürünler üretmeliyiz. Eğitimin niteliği ve kalitesini de bu bağlamda ele almalıyız. Kim memnun? Biri desin ki ben eğitim sisteminden memnunum. Aklı başında hiçbir kişi memnun değil.

“İnsanlar bugün çaresizliklerini ve işsizliklerini kendilerini yakarak anlatabiliyorlar”

İnsanlar bugün çaresizliklerini ve işsizliklerini kendilerini yakarak anlatabiliyorlar. Bir devlet düşünün, işsizliğe çözüm bulamıyorlar. Yeni işsizler ordusu yaratıyor. Bir bulaşıcı hastalık gibi bu yayılarak devam etmeye başladı.

  • 16 Ocak’ta 8 aydır maaşı ödenmeyen bir işçi Türkiye İş Kurumu’nun önünde çıplak protesto etti.
  • İş bulamayan bir işçi Balıkesir’de kendisini yaktı.
  • 3 Şubat’ta Bolu’da bir kişi Erdoğan’ın posterini indirdi.
  • 4 Şubat’ta bir kişi Sivas’ta üstüne benzini döktü kendisini yakmaya kalktı.

Burada acı olan, bir kişinin kendisini yakması haber dahi olmuyor. Korkuyorlar. Haber dahi yapamıyorlar. Köpeğin insanı ısırması haber değil derler, insanın köpeği ısırması haber derler. İş bulamadığı için bir kişi kendisini yakıyorsa bu dünyanın her yerinde haberdir. Onların istediği ne. Diktatörün istediği haberdir. Bu medyayı da günü gelecek, Batı’daki gibi özgür, bağımsız bir medyaya dönüştürmek zorundayız. Bu bizim namus borcumuz, bunu mutlaka ama mutlaka yapacağız. İşsiz olan birisi yasa dışı alana davetiye çıkarılan kişidir. Nasıl geçinecek? Eğer bir parça asgari ücrette artış olduysa o da CHP’nin söylemleri ile olmuştur.

“AYM üyeleri niye orada duruyor?”

Barış bildirisi imzaladı diye üniversiteden hocaları kapının önüne koyular. Ben merak ediyorum AYM üyeleri niye orada duruyor. Siz mahkeme değilsiniz ki, alttaki mahkeme mahkemedir. Halkın mahkemesi değilsin. Halkın mahkemesiysen o kararı uygulatırsın ya da istifa edersin. AYM ağzında bir fermuar, sesini dahi çıkaramıyor. Hangi AYM, hangi YSK. Öyle bir devlet oluştu ki, demokrasiden parti devletine, parti devletinden hanedan devletine.

TTB üyelerinin serbest bırakılması 

Bugün TTB üyeleri serbest bırakıldı. ‘Savaş doğada ve insanda tahribat yaratan bir halk sağlığı sorunudur’ demişlerdi. 12 Eylül döneminden yine TTB ile ilgili bir olayı aktarmak isterim. Askeri darbe döneminde TTB ‘idam doğru değildir’ diye bir bildiri yayınladı. Dönemin cumhurbaşkanına, başbakanına ve TBMM üyeleri bu bildiriyi gönderdi. 1985’te savcı soruşturma açtı. Üyeler gözaltına alındılar ve davalar açıldı. Nusret Fişek mahkemede şunu söylüyor. ‘Biz değil bir sanığın, harpte bir düşman askerinin yaşaması için uğraşırız’ diyor. Biz doktoruz, hasta gelecek biz tedavi edeceğiz. Siz bu davaları niye açtınız? 1985’te sıkı yönetim mahkemesinde bunların hepsi beraat etti. Ama haklı çıktılar, idam kaldırıldı. Eğer idam olsaydı, Ergenekon Balyoz davalarında idamına karar verilen pek çok paşa, öğrenci.. pek çoğu asılmıştı. Hepsi suçsuz çıktı

Toplum olağanüstü gergin bir ortamda, aşırı kutuplaşmış bir ortamda. Biz her ortamda halkımıza huzur vaadetmeliyiz. Türkiye son 15 yılda bu noktaya taşındı. Bunun vebali çok ağırdır. Huzurlu bir Türkiye’den gerginliğin yaşandığı bir Türkiye’ye ulaştık.

“Bütün CHP’lilerin yanımda olmasını istiyorum” 

Kurultayın bana yüklediği ağır bir sorumluluk var. Bunun bilincindeyim. Ben sorumluluğu üstleniyorum. Bu zor sorumluluğu yerine getirmek için olağanüstü çaba harcanması gerektiğini de biliyorum ama bunu yaparken bütün CHP’lilerin yanımda olmasını istiyorum. Ortak ses çıkarmasını istiyorum. Biz Kuvayı Milliyeciyiz. Bu mücadeleyi yapacağız.

“Yigitsen karşıma çıkarsın” – VİDEO

“Hangi vatansever duygularla Salih Müslim’i Ankara’ya davet ettin, ayağına halılar serdin?”

Cumhurbaşkanı Recep tayyip Erdoğan’ın, CHP’nin kurultayı devam ederken söylediği ” Şimdi kongre yapıyorsun. PYD, YPG terör örgütü müdür? Yiğitsen açıkla” sözlerine karşılık veren Kemal Kılıçdaroğlu şöyle devam etti:

“Lafa bak. E peki açıklayacağım. Vallahi de billahi de ben yiğidim. Anadolu’nun yiğidiyim. Anadolu’nun efesiyim. Hiç endişem yok. Açıklayacağım şimdi. 50 sefer söyledim, bir defa daha söyleyeyim. Meydanlarda, gazetelerde söyledim. Bunlar terör örgütüdür. Ben söyledim. Peki sen gerçekten yiğit misin değil misin? Sen de yiğitsen karşıma çıkarsın Recep Bey, karşıma çıkarsın. Oturmuşsun ahkam kesiyorsun. Gelsene karşıma ya. Sen reissin, diktatörsün, dikta yönetiminin bütün uygulamalarını yapıyorsun. Ama bu garip Kemal’in karşısına çıkmaya cesaret edemiyorsun. Niçin? Benim tankım yok, topum yok, valim yok, benim Allah’ım var Allah’ım. Yalan, cumhurbaşkanlığı koltuğunu işgal eden adama yakışmaz, bir partinin genel başkanına yakışmaz. Çıkacaksın önce milletten özür dileyeceksin. Sen IŞİD’e kol kanat gererken, silah gönderme diye seni uyarıyordum. Sen hala El Nusra terör örgütü müdür değil midir söyleyemiyorsun. Şimdi ben ona bir soru sorayım. PYD’nin terör örgütü olduğuna ilişkin ilk karar, Mardin’de çıkıyor PYD – YPG- PKK terör örgütüdür diyor. Hem alt mahkeme hem Yargıtay. Şimdi bu karardan sonra, bunlar PYD’nin Başkanı Salih Müslim’i Ankara’ya davet ediyor. Şimdi ben sana soruyorum. Bay Recep, gözlerinden öptüğüm Recep.

  • Sen mahkeme kararına rağmen Yargıtay kararına rağmen terör örgütü saymasına rağmen, sen hangi vatansever duygularla Salih Müslim’i Ankara’ya davet ettin? Ayağına halılar serdin. Yiğitsen açıkla, şerefliysen açıkla. Açıklayabilir mi?
  • Emin olun tık çıkmaz. ‘Ey Amerika’ diye bağıran sayın Cumhurbaşkanı, Amerika size sorsa. Ey Recep Tayyip Erdoğan sen PYD’nin liderini Ankara’ya davet ettin. Sen terör örgütünün üyesi olduğunu bilmiyor muydun? Eğer terör örgütüyse senin onu tutuklaman gerekmiyor muydu?
  • AKP’nin yöneticileri, iktidar sahipleri terör örgütüne açıkça yardım ve yataklık yapmışlardır. Bütün cumhuriyet savcılarını göreve davet ediyorum. 2016’da söylüyorum ben bunu.”

“Senin yerliliğin de batsın, milliliğin de batsın”

Kılıçdaroğlu sözlerini şöyle tamamladı:

“Ben ona diyorum ki sen FETÖ’ya, PKK’ya El Nusra’ya IŞİD’e yardım ve yataklık yaptın, tık yok. Mahkemeye dahi veremiyor. Mahkemeye versin beni, veremiyor. Sen terör örgütlerine yardım ve yataklık yaptın diyorum, tık yok. Mahkemeye veremiyor. Mahmut Tanal karşımda oturuyor. Salı günü dilekçeni ver. Erdoğan’ın yardım ve yataklık yaptığına dilekçeni ver. Salih Müslim’i kim davet ettiyse onlar terör örgütüyle işbirliği içindedirler. Sosyalist enternasyonalde YPG ile ilgili verdiğimiz mücadeleden bunların haberi yok. Biz nasıl mücadele ediyoruz orada, onlar bizi kendileri gibi sanıyorlar. Biz vatanseveriz. Biz onları vatansever olarak görmüyoruz. Onlar kendi ülkelerinin çıkarlarını değil kendi çıkarlarını savunur onlar. Ayrıca ben ona bir soru daha sormuştum.

Bu Man Adası. 15 milyon dolarlık mal satmış oraya. Dedim ki 15 milyon dolarlık malı sattığın şirket hangi şirket? Oğlu var, dünürü var, eniştesi var bunlardan birisine söyle. Şu şirkete sattık de. Tık yok. Burada kendisini yakan işçiler var ya ekmek alırken vergi ödüyor. Bunlar vergi ödememek için Man adasında şirket kuruyorlar.

Senin yerliliğin de batsın, senin milliğin de batsın.

Sevgili Recep, bu namus ve şeref kavramı ne anlama geliyor? Sen tarafsız davranacağına dair namusun ve şerefin üzerine tüm milletvekillerinin önünde yemin ettin. Bu namus ve şerefi nerede bıraktın sen? Niye benim bu soruma cevap vermiyorsun?

Ey Bay Recep, benim sorularıma yiğitsen cevap ver.”

==========================================
Dostlar,

Bu son derece önemli konuşmayı, tarihe not düşmesi amacıyla biz de aynen paylaşıyoruz…

Sevgi ve saygı ile. 06 Şubat 2018, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com