BİLİM İNSANI VE YALANCI BAKAN

BİLİM İNSANI VE YALANCI BAKAN

Rifat Serdaroğlu
Eski Sağlık Bakanı

Profesör. Dr. Ahmet Saltık, “Bilim Saygınlığı” çok yüksek olan, itibarlı bir değerimizdir.

Türkiyem’e” başlığıyla bir yazı gönderdi ve halkımızın sağlığı ile ilgili çok önemli uyarılarda bulundu. Saray ve AKP Yönetimi bu bilimsel uyarıları dinleyip, uygular mı? Hiç sanmıyorum. Keşke yanılsak!

Sayın Saltık’ın yazısı;

“14-21 Şubat haftasında 81 İl için verilen insidens hızlarının (100 bin nüfusta yeni tanı alan olgu sayısı) Türkiye nüfusu içindeki oranı ile ağırlıklandırılmış ortalaması, dün Türkiye toplamı olarak açıklanan 9+bin yeni olgudan hesaplanan insidens hızı olan yaklaşık 10/100 binin5-6 katı gibi.
Dolayısıyla 9 bin değil, 5-6 katı PCR+ yakalanıyor (tüm eksiğine karşın) ama onun da 1/5-1/6’sı açıklanıyor. Bu Fahrettin Katsayısı 1 ve halen kullanımda.
Fahrettin Katsayısı 2 de ölümleri, 1/3 gösterme işlevli ve o da halen kullanımda…

Sağlık Bakanlığı/AKP ciddi bir yanılsama içinde.

İkinci bir 11 Mart 2020 faciasına sürükleniyoruz.

O erken (AÇILIM-SAÇILIMIN) bedeli, sonbahar-kış kasırgası ve
ÖNLENEBİLECEK on binlerce masum insanın ölümü olmuştu!

Bu kez 1 Mart 2021 erken doğumu (AÇILIM-SAÇILIMI) gündemde!

İlkinden daha beter bir kasırgaya neden olabilir.

Aşı çok zayıf (%50), toplum bağışıklığı çok önemsiz düzeyde, 130 ülkede hiç aşılama yapılamadı, mutasyonlar hızlı, çeşitli ve tehlikeli, herkes çok yoruldu.

Sağduyu, sabır, BİLİMSEL AKILCILIKLA YÖNETİLEN SOSYAL DEVLET

Ve 2-4 hafta tam kapanma!

Reçete bu ne yazık ki…”

***
Kendini Türk Milletine karşı sorumlu hisseden dürüst bilim insanının feryadıdır bu mektup!

Şimdi de yazının “Yalancı Bakan” bölümüne geçelim;
T.C. Hükümetlerinde Bakan olarak görev yapmış biri olarak Sağlık Bakanı Koca’ya “Yalancı Bakan” sıfatını yakıştırmak, bana çok zor geliyor. Ama hiçbir kimse, Türk Milletine yalan söyleyemez. Hele insan sağlığı konusunda hiç söyleyemez!

Polimetre sahibi Sayın M. Günal Ölçer’in bulduğu ve belgelediği bir yalanı paylaşayım;

8-14 Şubat 2021 haftasında, Sağlık Bakanlığı vaka sayılarını açıkladı.
Bakanlığın günlük açıkladığı 8-14 Şubat arasındaki olgu sayısının 7 günlük toplamı:54.727
Bakanlığın 8-14 Şubat arası bir haftalık olgu sayısı ise; 48.475 olarak açıklandı.

Bakanlık aynı, rakamlar günlük olarak aynı, bir toplamada 54.727 diğer toplamada 48.475! Aradaki fark 6.252…
Bu sadece bir rakam değil. İnsan canına mal olabilecek olgu (Vaka) sayısı!

  • Kendilerinin koyduğu kuralları çiğneyen, basit siyasi hesaplar için insanların sağlığını tehlikeye atan bir iktidar ve Türk Milletine yalan söyleyen bir Sağlık Bakanı var!

Bu Bakan, binlerce kişini katıldığı cenaze için aynen şunları söyledi;

  • “Kalabalık olacağını öngöremedim. Ön görmeli miydim? Evet! Bu anlamda özür dilerim!”

Bu özrün ne anlama geldiğini irdeleyelim :

-CB’nın gittiği her yer kalabalık olur. En az 1500 özel koruma, Polis, İstihbaratçı, idareci.. Belediyeci! O konvoy doğal olarak “Ayaklı Virüs” konvoyu gibidir.
Öngörseydiniz, sizi dinleyecekler miydi?

-Bakanın özrü sonrası bu ilkellik kongrelerle devam etti, daha da edecek.
-İnsan Sağlığını tehdit edecek, ölümle sonuçlanabilecek kadar tehlikeli bir duruma sebep olacak siyasetçinin yapacağı şey özür dilemek ve istifa etmektir. Var mı o yürek?

Böyle bir yalan karşısında bazı TV kanallarında sunucular “Bravo Bakana, alkışlanacak bir tutum” dediler. Ne diyebilirim ki?

Dilerim bu sunucular Virüs kapmazlar da, aşı olarak Bakanın özrünü kullanmazlar.
Yağcılık ve yalakalıkta da rekor kırdık…

Sağlık ve başarı dileklerimle 25 Şubat 2021

Rifat Serdaroğlu
DOĞRU Parti Genel Başkanı
=================================
Dostlar,

Eski Sağlık Bakanı, saygın insan Rifat Serdaroğlu’na, çığlığımızı duyduğu ve özen gösterdiği, üstteki makalesine konu ettiği için şükranlarımızı sunuyoruz..

Bu açık – belirgin başarısızlık ve HALKI SÜREGELEN ALDATMA sürdürülemez.

Sağlık Bakanı Koca, gerçekleri açıklayarak, onları gerekçesi yaparak kamuoyuna sunmalı ve istifa ederek salgınla savaşımın önünde “set” olmaktan çekilmelidir.

Beeeelkiiiii; AKP = RTE bir parça silkelenir ve “biz ne yapıyoruz???!!” sorusunu kendilerine sorabilirler..

Ama Bakan Koca’nın düşlerinde karabasanlar gördüğünden eminiz..

Nasıl ki eski başbakan A. Davutoğlu‘nun kurucusu olduğu Şehir Üniversitesi birkaç gün içinde adeta gasp edilerek elinden alındı; Sağlık Bakanının sahibi / patronu olduğu hastane zinciri de 1-2 gün içinde el değiştirebilir, kapatılabilir, kamulaştırılabilir… 

Sevgi ve saygı ile. 25 Şubat 2021, Ankara

Prof. Dr. Ahmet SALTIK MD, MSc, BSc
Ankara Üniv. Tıp Fak. Halk Sağlığı Anabilim Dalı (E)
Sağlık Hukuku Uzmanı, Siyaset Bilimi – Kamu Yönetimi (Mülkiye)
www.ahmetsaltik.net         profsaltik@gmail.com
facebook.com/profsaltik     twitter  @profsaltik

TENCERE DİBİN KARA…

TENCERE DİBİN KARA…

Suay Karaman

2008 yılında vakıf üniversitesi olarak açılan İstanbul Şehir Üniversitesi’nin kurucusu Bilim ve Sanat Vakfı’dır. Bilim ve Sanat Vakfı’nın tutucu kökenli kurucuları arasında eski başbakanlardan Ahmet Davutoğlu da bulunmaktadır.

29 Mayıs 2015’te Özelleştirme Yüksek Kurulu kararıyla, İstanbul Kartal Dragos’taki TEKEL İşletmeleri Genel Müdürlüğü’ne ait araziler, İstanbul Şehir Üniversitesi’ne zamanın başbakanı Ahmet Davutoğlu’nun imzasıyla devredildi. İstanbul Şehir Üniversitesi, hibe edilen arazileri ipotek ederek yerleşke (kampüs) yapımı için Halkbank’tan 2016-2018 arasında 370 milyon TL kredi kullandı.

TMMOB Mimarlar Odası, TEKEL arazisinin İstanbul Şehir Üniversitesi’ne bedelsiz devri kararının iptali için Danıştay’a başvurdu. Danıştay 13. Dairesi, 4 Temmuz 2019’da söz konusu taşınmazın mülkiyetinin İstanbul Şehir Üniversitesi’ne bedelsiz devredilmesi işlemini iptal etti. Bu iptal kararının ardından Halkbank’tan kullanılan kredinin teminatının iktisadi bütünlüğü bozulmuş ve Halkbank’ın kredi alacağı önemli derecede teminatsız kalmıştır.

Bu iptal kararından önce İstanbul Şehir Üniversitesi, kuruluşunda destek veren finans kaynaklarını yitirdiği ve yapılan bağışlar da azaldığı için bir süredir mali sorunlar yaşamaktaydı. Bu yüzden Halkbank’tan kullanmış olduğu kredileri vadesinde geri ödeyemeyerek, yükümlülüklerini yerine getirememiştir.  Halkbank 3 Nisan 2019’da İstanbul Şehir Üniversitesi’ne ihtar çekerek, durumun düzeltmesini beklemiştir. Halkbank, Danıştay’ın iptal kararına dayanarak önce üniversitenin kredi teminatlarını durdurmuş, ardından da tüm bankalardaki varlıklarına tedbir koymuştur.

7 Aralık 2019’da Haliç Kongre Merkezi‘ndeki AKP İstanbul İl Başkanlığı Genişletilmiş İl Danışma Meclisi Toplantısında konuşan genel başkan Tayyip Erdoğan, İstanbul Şehir Üniversitesinde yaşananları ortaya koydu. Konuşmasında eski yol arkadaşları olan İstanbul Şehir Üniversitesi kurucuları hakkında Halkbank’ı dolandırmaya çalıştıkları iddiasında bulundu. Abdullah Gül’ün kendisini arayarak “arzu ederseniz bunu çözersiniz” dediğini söyledi. Halkbank’ı dolandırmak isteyen yol arkadaşlarının Ahmet Davutoğlu, Ali Babacan ve Mehmet Şimşek olduğu bilinmektedir. Bunu söyleyen geçmiş dönemin Başbakanı, şimdi devletin en üst yöneticisi. Suçlanan kişiler ise, onun bakanları ve başbakanı. Şimdi sormazlar mı; madem bu dolandırıcılıklarını biliyorsun da, neden savcıları harekete geçirmiyorsun? Bakalım acaba savcılar bu durumdan görev çıkarıp soruşturma açacaklar mı? Bu durum demokrasi ile yönetilen çağdaş bir ülkede olsaydı, yer yerinden oynardı. Ama bizim “ileri demokrasimizde” tık yok…

AKP Genel Başkanı Erdoğan’ın bu suçlamasından sonra, akla şöyle bir soru geliyor : Bu dolandırıcılıkla suçlananlar yeni parti kurma çabasına girmeselerdi, acaba yine de suçlanırlar mıydı? Borcunu ödeyemeyen ve bu nedenle icralık olanlar dolandırıcılıkla suçlanacaksa, 17 yıllık AKP iktidarında birçok dolandırıcı var demektir.

İstanbul Şehir Üniversitesi tarafından yapılan açıklamada üniversitenin kurumsal ve bilimsel birikiminin siyasal tartışmalara kurban edilmemesi gerektiği ve yapılan baskı ve müdahalenin eğitim, öğretim ve araştırma etkinliklerini kesintiye uğratmasından, devam eden hukuksal süreçleri etkilemesinden derin bir kaygı duyulduğu vurgulandı.

Tayyip Erdoğan’ın ‘dolandırıcı’ suçlamalarına Ahmet Davutoğlu’nun yanıtı sert oldu:

  • “Sergilenen bu öfkeye neyin sebep olduğunu, kimin nereye savrulduğunu, kamu kaynaklarının hangi amaçlarla nasıl kullanıldığını, ekonomik servet oluşturma bakımından kimlerin nasıl statü değiştirdiklerini milletimiz çok iyi bilmektedir. Üniversiteyi üniversite yapan, araziler ve binalar değil bilim insanları ve öğrencilerin oluşturduğu sosyal iklimdir. Her gördüğü araziye dolar hesabı ile değer biçenler bunu anlayamazlar. Madem ki bu ülkeye hizmetten gayrı hiç bir hedef gütmemiş ve bütün ömrünü buna adamış başbakana ‘dolandırıcılık’ iftirasında bulunulmuştur, o zaman şu anda görev yapanlar da dâhil olmak üzere yaşayan bütün Cumhurbaşkanları, Başbakanlar, kamu bankalarının bağlı olduğu bakanlar ve özelleştirme yüksek kurulunda görev yapmış yetkililerin ve onların birinci ve ikinci derece akrabalarının mal varlıklardaki değişimi, bu kişilerin siyasete girdikleri/devlet görevi üstlendikleri günden bugüne kadar araştırmak üzere TBMM’nde gerekli komisyonlar oluşturulmalıdır. Ayrıca bu komisyonlarda kamu bankalarının, Şehir Üniversitesi de dahil olmak üzere hangi vakıflara ve şirketlere nasıl kredi verdikleri, hangi şirketlerin borçlarının yapılandırıldığı, kimlerin hangi yöntemlerle kurtarıldığı, kimlerin ise batmasına seyirci kalındığı şeffaf bir şekilde ortaya konmalıdır.”

Araları iyiyken hiçbir şey görmeyenler, araları bozulunca bütün kirli çamaşırlarını ortaya saçmaya başladılar. Filler tepişirken, çimenler ezilmektedir. Özelleştirme adı altında TEKEL başta olmak üzere kamu varlıklarının nasıl yağmalandığı, kimlere peş keş çekildiği konusu gündeme getirilmelidir. 17 yıldır ülkeyi yöneten iktidarın yöneticilerinin bugün düştükleri durum ülkemizin aynasıdır. Kamu varlıkları peş keş çekilerek yaratılan vakıf üniversitesi adı altındaki ticari kuruluşlarla eğitim yapılamayacağı da sorgulanmalıdır.

  • Özellikle 17 yıldır ülkemizin maddi ve manevi bütün değerlerinin yitirilmesine neden olanların yargılanmaları ve yönetimden gitmeleri gerekmektedir.
  • Cumhuriyetçi, ulusalcı, halkçı, devletçi, laik, devrimci ve tam bağımsızlıkçı bir yönetime gereksinim olduğu her geçen gün artmaktadır.