Saray’a para dayanmıyor! Ve Çocuk tecavüzleri!

Saray’a para dayanmıyor!
Ve 
Çocuk tecavüzleri!

portresi

Rahmi Turan
SÖZCÜ
, 19.09.2016

(AS : Bizim katkılarımız yazının altındadır..)

İster kaçak olsun, ister olmasın, gerçek şu ki, Beştepe Sarayı artık Türkiye’nin siyaset merkezi haline geldi.
En önemli kararlar orada alınıyor. Bu arada Saray’ın masrafları da rekorlar kırıyor!
Yılbaşında 434 milyon lira olan Cumhurbaşkanlığı ödeneği, yılın ilk yarısında 278 milyon liralık bir artışla 712 milyon 844 bin liraya yükseltildi.
Abdullah Gül‘ün son yılında 199 milyon 500 bin lira olan ödenek, Tayyip Erdoğan geldikten sonra yüzde yüzlük bir artışla 397 milyon lirayı aştı.
Bu da yetmedi, harcamalar önce 434 milyon, sonra 712 milyon lira oldu ama bu da yetmedi!
* * * * *
CHP İstanbul Milletvekili Meclis Plan ve Bütçe Komisyonu üyesi Aykut Erdoğdu:

  • “Bütçe devletin mali disiplininin belgesidir. ‘Şu kadar gelir elde edeceğim, şu kaynaklardan sağlayacağım, şuralara harcayacağım’ demektir. Çadır devletine döndüğümüz için söz verilen giderlerin çok daha üstünde harcama yapılıyor. Eminim ki, bu para da yetmeyecek, ilerideki aylarda ek ödenek alınacaktır. Saray’a para dayanmıyor. Kayıtsız, kuralsız harcamanın, lüks, şatafat ve israfın faturasını ise her zamanki gibi halk ödeyecektir.” diyor.Aykut Erdoğdu, Meclis Plan ve Bütçe Komisyonu üyesi olarak böyle eleştiriyor ama yapılan harcamalarda hiçbir değişiklik olmuyor.

    *****

Çocuk tecavüzleri!

Atatürk için, birçok yabancı yazar, yüzlerce kitap yazmıştır. Bunlardan biri de 1901 ile 1983 yılları arasında yaşayan Fransız tarihçi, yazar ve askeri uzman Jacques Benoist Mechin’dir.
Mechin’in ülkemizde en çok bilinen eseri “Kurt ve Pars” adlı kitabıdır.
O kitapta Mechin, Atatürk‘ün şu sözlerini yazar:

  • “Ben çocuk bayramı tesis ettim. Neden? Çocuklara hürmet edilmesini temin ve onların zaafından yararlanarak onlara eziyet ve hayvan gibi muamele edilmesini önlemek için yaptım. Bu tedbirim, milletin geleceğine bir saygı olarak görülmelidir.”

Atatürk, sanki günümüzde yaşanan çirkinlikleri 93 yıl öncesinden, olağanüstü sezgisiyle tahmin ediyor gibiydi…

* * * * *
Gerici bazı yurtlarda küçük erkek çocuklarının başına gelenler ortaya çıktıkça, bunlardan nefret ediyor, tüm sorumluları lânetliyoruz.
On çocuğa tecavüz eden son tecavüzcü, çocuk başına 50 küsur yıldan toplam 508 yıl 3 ay hapis cezasına mahkûm edilmiş, fakat… Yasalara göre bu sapık en fazla 32 yıl hapis yatacak!
Çocuk tecavüzlerinin hepsi ortaya çıkmıyor maalesef… Kim bilir daha başka ne facialar var? Bu konuda çok zayıf kalınıyor. Yazık!

=====================================

Dostlar,

Tam bir oryantal çelişkiler tablosu değil mi??
Bir yandan ülkede bacak kadar masum çocukların ırzına geçiliyor, sıklıkla aile içi “sapık büyükler” tarafından ve bu iğrenç insanlık suçu “insest” olguları halının altına süpürülüyor;
bir yanda ise Tayyip beyin sarayının giderlerine bu yoksul halk yetişemiyor.. Bunca ölçüsüz ve Bütçe yasasına / namusına aykırı harcama yapanlar ise kendilerince “Müslümanlığı” kimseciklere bırakmıyor!?.. Onların secde gören alınları, herhalde bu günahları işlemelerine
vize veriyor!? Ya da secdeye varan alınlar bu tür eylemlerin maskesi – korunağı mı oluyor?

Vah Türkiyem vaaah vaaahhh..

Bunca kokuş(turul)an bir toplum, zerrece kuşku yok, bedelini en ağır biçimde diyalektik olarak kaçınılmaz biçimde ö-de-ye-cek-tir..

Ya da “ilahi” bakacaksanız, Allah bile bunca pisliğe tahammül edemeyecek ve merhum Prof. Yaşar Nuri Öztürk‘ün çok yerinde deyimiyle bu “kötülük toplumu” nu en şiddetli biçimde mutlaka cezalandıracaktır.. Gerçekte bunca zillet ve sefalet, aslında söz konusu kokuşmanın kaçınılamaz bedeli olarak ödenmiyor mu? Yoksa rastlantı mı??

Halk otobüsünde tutamak demirlerine asılarak bir yobazın şortlu genç hemşire Ayşegül’e uçan tekme savurması ve gerekçeleri, içine sürüklendiğimiz yangının bir başka alameti değil mi??

AKP  – RTE otoriter – totaliter monarşik iktidarı bu hazin çöküşe çare olabilir mi?
Neden olan ve neden olmaya devam eden çözüm üretebilir mi?
İlkokul çocuklarına “Arapça” dayatması, herhalde en saf iyimserleri bile uyarmalıdır!

AKP – RTE’nin artık kendini toplaması için pek zaman kalmadı korkarız..

Ülke göz göre bir iç çatışmaya sürükleniyor!
Görmeyen ve duymayan aymazdır (gafildir)!
Görüp – duyup düzeltmeyen yetkililer, devlet ehli sapkın (dalalet içinde)ve hatta haindir!

Sevgi ve saygı ile.
20 Eylül 2016, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net
profsaltik@gmail.com

 

Suay Karaman : FARKINDA MIYIZ?

FARKINDA MIYIZ?

portresi

 

Suay Karaman        

 

 

2015 yılının son günlerinde Suudi Arabistan’a gerçekleştirdiği ziyaret öncesinde
basın açıklaması yapan Tayyip Erdoğan, 26 Aralık 2015’te özerklik açıklamalarında bulunan HDP Eşbaşkanı Selahattin Demirtaş‘a sert sözlerle yüklendi ve şunları söyledi;

  • “Malum eşbaşkan, Rusya ziyareti sonrasında birtakım hezeyanlar ifade etmiştir.
    Bu eşbaşkanın yaptığı açık ve net olarak provokasyondur, ihanettir. Türkiye üzerinde
    ameliyat yapmak isteyen herkes boyunun ölçüsünü almıştır, bunlar da alacaktır.”

Demokratik Toplum Kongresi’nin olağanüstü kongresinde özyönetim tartışılmış,
14 maddelik özerklik istemleri sıralanmış ve devlete meydan okunmuştur.
İleri sürülen istemlerin, demokrasi ve barış ile hiçbir ilgisi yoktur. Bu istemler
ülkemizin varlığına, devletin ülkesi ve milleti ile bölünmez bütünlüğüne yönelik olarak,
küresel emperyalizmin planladığı büyük işgal projesinin son aşamasıdır.
Özerklik ya da özyönetim, açıkça ülkenin bölünmesini istemek ve bu yönde
bir kalkışma çağrısıdır.

“Özyönetim” kongresinde açıklanan istemler, sürekli olarak yeni demokratik ve sivil anayasa ile ilişkilendirilmektedir. Siyasal iktidar tarafından da taahhüt edilen ve girişimlere başlanan
yeni anayasa ile hedeflenen asıl amaç, ülkemizin bölünmesidir.

Yaşadığımız sıkıntılar ortadayken, bu ortamda yeni bir anayasa tartışmak ihanettir.
CHP ve MHP, yeni anayasa görüşmelerine katılmayı kabul etmezlerse, anayasa değişiklikleri AKP ve HDP ile sınırlı kalacaktır. Bu da meşruiyet sorgulamasına yol açacak,
görüşmeler tıkanacak, Başkanlık rejimi önlenecek ve ileri faşizme geçiş frenlenmiş olacaktır. Yaşanan bu kargaşanın çözümünün bölünme ve parçalanmada değil, ortak aidiyet duygusunun temeli olan ulus devlete sımsıkı sarılarak, birlikte emperyalizme karşı mücadele etmekten geçtiğini bilmek zorundayız.

Tayyip Erdoğan, Selahattin Demirtaş’ın yaptıklarına “ihanettir” derken haklıdır.
Ancak, bu ihanetlerin hazırlayıcıları ve ortakları da vardır.

– ABD’nin hazırladığı ayrılıkçı raporları “çözüm süreci” diye sunmak da ihanettir.
– PKK terör örgütüyle Oslo’da görüşmek, gizli pazarlık yapmak da ihanettir.
– Terör örgütünün militanlarını Habur’da törenle karşılamak, çadır mahkemeleri kurarak, aklanmalarına aracılık etmek de ihanettir.
– PKK terör örgütünün bombaları ve silahları saklamalarına göz yummak da ihanettir.
– Sahte belgelerle vatansever insanları Silivri zindanlarına atmak ve “bu davanın savcısıyım” demek de ihanettir.
– Dar görüşlü politikalar sonucunda, ülkemizde bugün yaşanan terör ve ölüm olaylarına
neden olmak da ihanettir.
– Emperyalist güçlerin isteği doğrultusunda ülkemizin bölünmesine aracılık ve hizmet etmek de ihanettir.

*****
Gerekli, gereksiz her konuda konuşmayı alışkanlık haline getiren Tayyip Erdoğan’ın sözlerinden Orta Doğu Teknik Üniversitesi de (ODTÜ) payını almıştır.

“Utanmak yok, sıkılmak yok. ODTÜ’de namaz kılan gençlerin üzerine saldırıyorlar.
Gereği neyse bunun da YÖK tarafından yapılması gerekir.”

diyen Tayyip Erdoğan, yine gerçekleri saptırmaktadır. ODTÜ’de yeterli miktarda mescit ve
iki bin kişilik cami bulunmaktadır ancak buralarda ibadetten daha çok siyasal etkinlik yapılmaktadır. Tayyip Erdoğan’ın “ibadet edenlere saldırılıyor” dediği olayın aslı şöyledir:

Mescitte namaz kılan bir araştırma görevlisinin, mescitte siyasi etkinlik ve
İslamcı terör örgütünün propagandasının yapılmasına karşı çıktığı için darp edilmesidir.

2002 yılında 76 olan üniversite sayısı, AKP hükümetleri döneminde 114 kamu, 76 vakıf üniversitesi olmak üzere 190’a ulaşmıştır. AKP hükümetleri döneminde 81 ilin tamamında üniversite açılmıştır. Diyanet İşleri Başkanlığı ile yapılan protokole göre, her üniversiteye
cami yapılması da gündeme getirilmiştir. İşin esasında üniversitelerde mescit, cami, kilise..
gibi ibadet yerleri olmaz. Avrupa’da bilim kurumlarında din yoktur. Din halkın vicdanında özgürleştirilmiştir. Din ve bilim ayrıdır. ODTÜ’ye yönelik gerici saldırı, eğitimin üniversite dahil medreseleştirilmesi girişiminin yeni bir boyutudur. Yeryüzünde dincilikle gelişen hiçbir ülke yoktur ve olamaz da.

Siyasal iktidar tarafından siber saldırılar ile başlayan tartışmalar, mescit provokasyonu ile
devam ettirilmektedir. Amaç ülkemizin en saygın yükseköğretim kurumlarından olan ODTÜ’yü ele geçirmektir. Ardından ODTÜ ormanları ile Eymir Gölü ranta açılarak, yeni kazanç kapıları yaratılacak ve kimi kişilere servet aktarılacaktır.

Ülkemizin gündemi sürekli değiştirilmektedir.

Asıl amacın yeni bir anayasa yaparak, başkanlık sistemini getirmek isteğiyle,
ülkemizin bölünmesinin amaçlandığının farkında mıyız?

Bütün bu yaşananların sonucunda ülke olarak yeni yıla değil,
bölünme sürecine, eski ve ortaçağ karanlığına girdiğimizin farkında mıyız?

=================================

Dostlar,

Sevgili kardeşimiz Suay Karaman yine son derece içerikli bir yazı kaleme (klavyeye!) almış.
Yazdıklarını içerik olarak biz de paylaşıyoruz.
Bir noktaya değinelim yalnızca :

RTE, Devlet Başkanı olarak, ODTÜ’de olanlaları çarpıtacağına, büyük ve çok sorunlu bir ülkeyi 13 yıldır yöneten çok deneyimli bir insana yakışır sorumlulukla kamuoyunu sükunete çağırsa ve olayların dikkatli ve yansız olarak incelendiğini, gerçeklerin hızla kamuoyu ile paylaşılacağını… söylese idi daha iyi olmaz mıydı?
(Sitemizin manşetindeki ODTÜ yazımıza bakılmasını dileriz..) 

Ortalama bir yurttaş olarak bizim dikkat çektiğimiz bu husus RTE’nin aklına gelmez mi? Danışmanları bu yönde içerikli bir bilgi notunu önüne koymaz mı, koyamaz mı?

Öyleyse niyet nedir? Neden Türkiye’yi üst üste, üst üste germeyi sürdürüyorsunuz?
Nereye varmak istiyorsunuz? Türkiye’ye acımıyorsanız kendinize de mi acımazsınız siz?

*****

Suudi Arabistan’daki Şeriatçı İdamlar…

Çağdışı ve insanlığın yüz karası bir krallık rejimi olan Suudi Arabistan yönetiminin
ülkesindeki Şii lider Ayetullah Bakır‘ı ve sayıları 50’ye varan Şii insanı idam etmesini
nefretle lanetliyoruz. Tayyip beyin o ülkedeki ziyaretine denk gelen bu ilkel – vahşi infazı anlayamıyoruz, kabul edemiyoruz. Tüm insanlığı, uluslarası toplumu, bu ilkel yönetimi
artık terbiye etmeye çağırıyoruz. ABD Irak’a, Suriye’ye…. demokrasi, insan hakları götürüyor güya!? S. Arabistan ise ABD’nin nedense kadim müttefiki ve maşası Ortadoğu’da!

Nedir bu utanç verici tablo? 
ABD’nin, AB’nin… uygar – demokrat – hümanist kamuoyu nerede?
Yerin dibine mi girdi??

BM Güvenlik Konseyi derhal toplanmalı, S. Arabistan’ı şiddetle kınamalı,
diplomatik yaptırımları görüşmeli ve benzer uygulamalara kesinkes son vermesi için
kararlı bir dille uyarmalıdır. (04.01.2016)

Sevgi ve saygı ile.
04 Ocak 2016, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net
profsaltik@gmail.com

Yılmaz Özdil : NOBEL

NOBEL

Yılmaz Özdil

SÖZCÜ, 9 Ekim 2015

 

Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi embriyoloji bölümü öğretim üyesi profesör, trenlere mescit yapılmasını istedi, Devlet Demiryolları inceledi, virajlarda kıble denk getirilemeyeceği için yapılamadı.

*
İstanbul Teknik Üniversitesi ve Karadeniz Teknik Üniversitesi’nin mühendislik fakültelerinde öğretim üyeliği yapan profesör, rüyasında tarikat şeyhi gördü, tarikat şeyhi “YÖK yanlış yapıyor” dedi, şeyhin rüyadaki sözlerini dilekçeye döktü, “kader dostum” diye hitap ettiği Tayyip Erdoğan’a gönderdi, Başbakanlık dilekçeyi inceledi, gereğinin yapılması için
Milli Eğitim Bakanlığı’na havale etti, Milli Eğitim Bakanlığı dilekçeyi inceledi,
gereğinin yapılması için YÖK’e havale etti.
*
Dumlupınar Üniversitesi Fen Fakültesi botanik bölümü öğretim üyesi doçent,
evini dergaha çevirdi, eşi kendisini peygamber ilan etti.
*
Selçuk Üniversitesi İlahiyat Fakültesi İslam Hukuku Başkanı profesör, dekolte giyen kadınların tecavüzü göze alması gerektiğini söyledi, “kadının evden çıkması caiz değildir,
parfüm haramdır, kadının topuklu ayakkabı giymesi ayete aykırıdır, saç boyama caiz değildir, kadının fazla laf etmeden konuşmasında sakınca yoktur..” dedi.
*
Yıldız Teknik Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Müdürü profesör,
teknoloji panelinde konuştu, İslami bisiklet üretilebileceğini izah etti.
*
Lise mezunu dolandırıcı, sahte üniversite diplomasıyla, Kastamonu Üniversitesi’nde
bilgisayar teknolojileri bölüm başkanı oldu, kimse uyanmadı, mis gibi Dekan olmak varken, profesör olarak Mustafa Kemal Üniversitesi’ne transfer olmaya kalktı, tesadüfen enselendi.
*
Yıldız Teknik Üniversitesi Tasarım Fakültesi sanat bölümü başkanı profesör,
Yahudi, Ermeni veya Rum’sanız Gezi eylemlerinde aktif rol almanızı anlayışla karşılıyorum, soyunuzu araştırın..” dedi.
*
Asrın lideri; 

“Ha nükleer santral kurmuşsun, ha evine mutfak tüpü bağlatmışsın, riski aynı..” dedi…

Türkiye Atom Enerjisi Kurumu (TAEK), genetik laboratuvarlarında nükleer mutasyon tekniklerini kullanarak, akşamdan ıslatılmadan 37 dakikada pişen nohut icat etti.
*
TBMM’de dağıtılan imam hatip mezunlarının dergisinde… Plajlarımızdaki boğulma vakalarını önlemek için “bilimsel” öneri getirildi;

“Herhangi bir kişi denizde boğulmak üzereyken, samimi şekilde dua ederse, kurtulur..”
denildi.
*
TRT’de “bilimsel” bir program yayınlandı, CIA ve Mossad’ın cinlerle istihbarat topladığı, KGB’nin cinler sayesinde düşman denizaltılarını takip ettiği anlatıldı… NASA yetkililerinin, uzayda bozulan uyduların cinler tarafından tamir edilmesi için Türkiye’ye geldiği,
Turgut Özal aracılığıyla, Sakarya’daki bir Hoca’dan yardım istediği anlatıldı.
*
GATA Yüksek Bilim Komisyonu üyesi profesör, şizofreninin cin çarpması neticesinde meydana geldiğini, insan beynine yerleşen cinlerin şizofreniye yolaçtığını, tedavi için dini şifacılarla üfürükçülerin faydalı olabileceğini söyledi.
*
TÜBİTAK başkan yardımcılığı da yapan YÖK başkanı profesör, akademik yıl açılış konuşmasında, “domatesin içine öyle bir mekanizma yerleştirirler ki, milletimiz yok olabilir” dedi.
*
Selçuk Üniversitesi Meram Tıp Fakültesi ortopedi bölümü öğretim üyesi profesör,
kalçaya takılan platinleri, sanayi sitesinde tornacıya yaptırdı.
*
Profesör Sağlık Bakanımız, Türkiye’deki sağlık sisteminin ABD’den daha iyi olduğunu söyledi, keneden korunmak için pantolon paçalarını çoraba sokmamızı önerdi.
*
Ve…
Fahri profesör unvanı bulunan Tayyip Erdoğan, neden zorunlu matematik dersi, zorunlu fizik dersi, zorunlu “kimya” dersi tartışılmıyor da, din dersi tartışılıyor derken…
Araştırmalarını ABD’de sürdüren Türk profesör “kimya” dalında Nobel kazandı!
*
Netice itibariyle…  (AS: Sonuç olarak)
1 Kasım, seçim değildir;
“Hayatta en hakiki mürşit ilimdir” vizyonuyla, “ulemaya soralım” arasındaki tercihin referandumudur.

===============================

Dostlar,

Anadolu toprakları ne denli “bitek” (münbit) değil mi??
İnsanın Yılmaz Özdil‘in yazılarını her gün web sitesine koyası geliyor..

Ama Yılmaz Özdil’in de Türke yazım kurallarına uyması gerek..
Pek çok sözcüğün baş harfleri büyük yazılmak gerekirken Özdil bunu bilerek atlıyor,
kendince “tarz” ediniyor.. “yök” değil “YÖK” yazıması gerektiğini de iyi biliyor örneğin..
Dili de oldukça eski.. daha arı bir Türkçe ve Atatürk’ün DİLDEVRİMİ’ne sahip çıkın lütfen.

Örn. Netice itibariyle… (AS: Sonuç olarak).
Dayanamayarak kendi yazısı içinde geçtiği yerde ayraca (paranteze) alarak verdik…

Lütfen Sevgili Özdil..

Sevgi ve saygı ile.
09 Ekim 2015, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net
profsaltik@gmail.com

Yılmaz Özdil : KURBAN

KURBAN

Yılmaz Özdil

SÖZCÜ, 30 Eylül 2015

Teröre “kurban” verdiğimiz şehit er Barış Akkabak, bebekken annesini kaybetmiş, cami avlusuna bırakılmış, dedesi tarafından büyütülmüştü. 78 yaşındaki dedesi, ayda sadece 293 lira engelli maaşı alıyordu, başka geliri yoktu. Taziyeleri kabul ederken gördük ki, pantolonunun dizleri yamalıydı, gömleği lime lime erimişti.
*
Taşeron katliamına “kurban” verdiğimiz şehit madenci Tezcan Gökçe’nin 75 yaşındaki babası Recep amca, ayda sadece 140 lira yoksulluk maaşıyla geçiniyordu. Cenaze töreninde şahit olduk ki, sekiz liralık cızlavetleri yırtıktı, ceketi delik deşikti.
*
İşsizliğe “kurban” verdiğimiz üç çocuk babası vatandaşımız, borçtan bunaldı, üstüne benzin döktü, TBMM önünde kendini yaktı.
*
Yoksulluğa “kurban” verdiğimiz 40 günlük Ayaz bebek, soğuktan donarak öldü. Henüz nüfusa kaydedilmemişti. Babası askerdeydi. 20 yaşındaki annesi, çöpten kağıt toplayarak ayda 120 lira kazanıyor, üç çocuğuna bakmaya çalışıyordu. Tek odalı kerpiç evde yaşıyorlardı, ısınmak için odunları bitmişti, camları kırıktı, naylon örtülüydü.
*
Kölelik düzenine sırf bu yıl 47 çocuğumuzu “kurban” verdik. Kimisi pres makinesine sıkıştı, kimisi elektriğe kapıldı, kimisi kaynak yaparken tutuştu, kimisi inşaat iskelesinden düştü. Nazar’ın babası işsizdi, eline bez parçası alıyor, kırmızı ışıklarda otomobil camı silerek, evine üç beş kuruş götürmeye çalışıyordu, demir yüklü TIR’ın tekerlekleri altında ezilerek son nefesini verdi. Dokuz yaşındaydı.
*
Teröre “kurban” verdiğimiz 19 yaşındaki şehit er Birol Elmas, askere gitmeden önce pazarcılık yapıyor, zihinsel engelli ağabeyine, iki kız kardeşine ve kalp hastası annesine bakıyordu. Evladınız şehit oldu diye annesine haber vermeye gittiklerinde görüldü ki, geliri olmayan kadıncağız, biri engelli üç çocuğuyla karanlıkta oturuyordu. Faturayı ödeyememiş, dört ay önce elektriğini kesmişlerdi. Konu komşu ne yemek verirse, onunla karınlarını doyuruyor, Birol’un yolunu gözlüyorlardı.
*
Hal böyleyken…
“Yerli” ve “milli”den söz eden Tayyip Erdoğan, garibanlara bi kap kavurma olması için, Kızılay’a ve Diyanet Vakfı’na 14 adet kurban bağışı yaptı. Üçü Myanmar’a, ikisi Somali’ye, ikisi Gazze’ye, gerisi Moritanya’ya Bangladeş’e Kudüs’e Makedonya’ya Kosova’ya Etiyopya’ya Çad’a gitti.
*
Allah kabul etmesin. Amin.

==================================

Dostlar,

İzni kısa da olsa sevgili Yılmaz Özdil‘in güzelim yazılarını özledik..
İnsanın içine işleyen bir yazı daha yazmış gelir gelmez..
Üstüne ne söylenir ki?? Bir somut TÜİK verisini paylaşalım :

AKP 2002 sonunda iktidar olduğunda ulusal gelirin (GSMH) 2/3’ü ne (yaklaşık %67) en varlıklı % 10’luk nüfus el koyuyordu. Bu oran 13 yılda 10 puan daha yükseldi, % 77’yi buldu.. Yani 2014’te ülkemizin yaklaşık 800 milyar $ olan ulusal gelirinin 3/4’ü, her 4 TL’den 3’ü, 800 milyar Doların 600 milyar Dolarını ülke nüfusunun en varlıklı % 10’u (yaklaşık 7,6 milyon zengin!) gasp etti… Gelir dağılımı daha da adaletsizleşti, teknik anlatımla Gini Katsayısı daha da büyüdü, Lorenz eğrisi iyice bel verdi..

Oysa AKP’nin Acil Eylem Planı‘nın sacayağı 3 Y ile savaşıma dayanıyordu :

1- Yoksulluk
2- Yolsuzluk
3- Yasaklar…

3’ü de tepe yaptı.. Ama bu siyasal kadrolar 13 yıldır iktidarda.. Halkımız 7 Haziran’da bir tokat attı ama yetmedi AKP’ye.. 1 Kasım’da “tekme tokat” iktidardan uzaklaştırışmalı.. Bu yapılmazsa 3 Y daha da katılaşarak ülkemizi – halkımızı kıskıvrak teslim alacak, kavuracak..

Erdoğan ve ailesi, oğulları.. muazzam servetlere ulaşırken…
17-25 Aralık 2013 yolsuzluklarının üstü örtülerek..
Erdoğan’ın İsviçre bankalarında milyarlarca dolarlık hesapları olduğu savları “İspatlamayan şerefsizdir..” naraları arasında karartılarak.. Oysa Erdoğan İsviçre hükümetine 2 satır izin yazısıyla hesaplarının 10 yıl geriye dönük olarak 1. derece yakınları ile birlikte açıklanmasını sağlayabilirdi.. Yapmadı, yapamadı, yapmayacak, yapamayacak..

Bir kez daha söylemiş olalım..
Halkımız 1 Kasım’da oy kullanırken bu gerçekleri unutmasın.

Sevgi ve saygı ile.
30 Eylül 2015, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net
profsaltik@gmail.com

PKK İSTER; AKP YAPAR

PKK İSTER; AKP YAPAR

 portresi_Anit_Kabir'de

 

Suay Karaman

 

7 Haziran seçimleri sonrasında başlayan (AS: başlatılan!) terör olayları, toplumda büyük öfke ve üzüntü yarattı. Bu üzüntünün uzun bir süre daha süreceği endişesini taşıyan yurttaşlar, çaresizlik içinde olup bitenleri anlamaya çalışmaktadır.

Tayyip Erdoğan, çatışmaların ve ölümlerin suçlusu olarak kendisini ve hükümeti gösterenleri kınayarak, “terörün en büyük destekçileri bunlardır” dedi. 2009 yaz aylarındaki ABD destekli çözüm süreci palavrası sonucunda bugünlere gelineceği çok açıktı. Bu süreci eleştirenlere “alçak, namussuz” diyenlerin ve emperyalizmin güdümünde siyaset yapanların her türlü kandırmalarına inananlar, çözüm süreci denilen çözülme sürecini de desteklediler.

Terörle mücadeleyi bırakarak, PKK silah bırakmadan ve teslim olmadan, terör örgütüyle Oslo’da müzakere yapanlar, bugün ülkemizde akan kanın sorumlularındandır.

Habur sınır kapısındaki rezalet, çadır mahkemeleri ve yapılan kutlamalar, ülkemizi adım adım bugünlere getirmiştir.

“PKK terör örgütünün çözüm süreci boyunca sadece saldırıları durdurduğunu ve çatışmasızlığa geçtiğini” söyleyen AKP Diyarbakır eski milletvekili Galip Ensarioğlu;

Bütün bölgeyi, işadamlarını haraca bağladı, vergi daireleri kurdu, asayiş birimleri kurdu, kimlik kontrolleri yaptı, mahkemeler kurdu. Çözüm sürecinde bölgede paralel devlet gibi yapılandı..” sözleriyle bugün gelinen durumu açıkladı.

Bugün PKK terör örgütü Güneydoğu ve Doğu Anadolu bölgesinde yaşayanları tutsak almıştır. Bugün bölgedeki belediyeler PKK terör örgütünün emri altında ve hastaneler de denetimi altındadır. AKP iktidarı döneminde PKK terörüne karşı TSK etkisizleştirilmiş ve polise de teröristleri yakalama işi bıraktırılmıştır.

Siyasal iktidarın yanlış ve vatana ihanete varan politikalarıyla, yaklaşık kırk bin kişinin katili PKK terör örgütüyle Oslo’da pazarlık görüşmelerine başlanmış, hatta PKK terör örgütüne engel olan, istemedikleri vali, kaymakam ve emniyet müdürlerinin değiştirileceği sözleri verilmiştir. PKK terör örgütünün yurdun çeşitli yerlerinde silahları gömmesine göz yumulmuştur. Yani kısaca

“PKK ister, AKP yapar”

sloganı ile ülkemizin bütünlüğü parçalanmaya başlanmıştır.

Bütün bunlar açık seçik yapılırken, terör örgütüne destek verilirken, bugün çıkıp “PKK terör örgütü bizi aldattı” demek, alçaklık ve namussuzlukla bile açıklanamaz.

Emperyalizmin işgal projesinin eşbaşkanı olarak övünenlerle, emperyalizmin bölme projesinin eşbaşkanı olarak şanlı bayrağımıza “ırkçılık” yakıştırması yapanların ihanette el birliğiyle, ortak oldukları ortaya çıkmıştır.

PKK terör örgütü, emperyalizmin projelerini yerine getirmek için sürekli terör eylemleriyle istenilenleri yaparken, siyasi iktidarın desteğini de hep arkasında görmüştür.

Sıkıştığı yerde sahte barış çağrıları yaparak, yine öldürmeye devam etmiştir. Tayyip Erdoğan’ın; “benim devletim bugüne kadar vatandaşın yanında yer almıştır. Ama bunlar haindir, alçaktır, adidir. Bunlara bu ülkede asla taviz vermeyeceğiz. Benim binbaşımı çapraz ateşe alarak eşinin yanında şehit etmişlerdir. Bunların hepsi olan olaylar..” söylemi içtenlikten uzaktır ve inandırıcı değildir. Tayyip Erdoğan’ın şehitlere “kelle”, PKK terör örgütünün bebek katili başına da “sayın” dediği belleklerde durmaktadır.

Bugün, PKK terör örgütüne göz yuman ve ülkemizi terörün odağına getiren AKP’den hesap soramayan beceriksiz bir muhalefet vardır. Bugün şehitler üzerinden oy alma hesabı yapan AKP iktidarını deviremeyen sessiz bir muhalefet vardır. Muhalefet tüm bu olanlar karşısında uyurgezer rolüne soyunmaktadır, çünkü hepsini emperyalizm biçimlendirmiştir. İşte bu yüzden emperyalizmden hesap soramayanlar, birbirileriyle kavgalı gibi gözükmektedirler ama aslında birbirilerini beslemektedirler.

Dün bu eylemleri yapanlarla görüşeceksin ama bugün “hain” diyeceksin. Böyle bir politika düşünülemeyeceği gibi, sıkıştığı her konuda “aldatıldık” diyen yöneticilerle, ülkemizin hiçbir sorunu çözülemez. Bu ortamda yapılacak 1 Kasım 2015 seçimleri de, umut olamayacaktır. Ancak içlerinde özgürlük ateşi yanan Atatürk’ün gençlerinin, her türlü olumsuzluğun üstesinden gelerek, aydınlık yarınlara ulaşmanın yolunu bulacaklarından kimsenin şüphesi olmasın..

==========================

Dostlar,

Sevgili Suay’a teşekkür ederiz..
Bir noktada ayrılıyoruz..
1 Kasım seçimlerinden umutluyuz..
AKP’nin oyları eriyor..
Bu Halk aptal değil!
Katılım % 84’ten yukarı her 1 puan yükseldikçe AKP oylarının oranı %1 puan düşüyor..
7 Haziran’da seçime gitmeyen 9,1 milyon + yeni seçmen 400 bin + 1,3 milyon geçersiz oy..
Bunların ezici bölümü AKP oyu değil.. 10.8 milyon seçmen..
Yeni 400 bin genç seçmenden 1/3 oy ancak alabilir.. 18.8 milyon AKP oyu eriyor..

Hedef, katılımı % 90’ın üstüne taşımak.. 10,8 milyonun yarısı (katılmayan %16’nın yarısı, %8) bu seçimde oy kullansa.. O zaman AKP %41 – % 8 katılım artışı = %33’e iniyor..
10,8 milyon oyun yarısı CHP’ye gitse, CHP 200’ü aşarak 1. parti olabilir.. AKP 2. sıraya düşer. CHP + MHP ortaklığıyla hükümet kurulabilir; “iyi kötü“, AKP – HDP belasından kurtuluruz..

YURTTAŞ, 1 KASIM’da SEÇİME KATIL, GEÇERLİ OY KULLAN..
AKP – HDP DIŞINDA İSTEDİĞİNE OY VER..

Sevgi ve saygı ile.
21 Eylül 2015, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net
profsaltik@gmail.com