Etiket arşivi: Dr. Halit Suiçmez

AYDIN ÜZERİNE BİR DENEME.. Tarihsel ve Toplumsal Bir Yaklaşım

Dr. Halit Suiçmez
İktisatçı, Yazar

“AYDIN” ÜZERİNE BİR DENEME : Tarihsel ve Toplumsal Bir Yaklaşım

(AS: Bizim kısa notumuz yazının altındadır..)

Edebiyat alanındaki kitaplarımızdan ilki olan,” Eski Dostlar, Deneme- Öykü Seçkileri” nde; “Aydın ve Entelektüel” adlı bir denememiz yer almıştı.

O yazıda, “aydın” ve “entelektüel“i birbirinden ayırmış, “aydın”ı, … yanlışa, haksızlığa mutlaka tepki veren, tutum alan, adil, özgür ve güzel bir gelecek için ödünsüz savaşım veren … insan” diye tanımlamıştık. (Dr. Halit Suiçmez, Aydın ve Entelektüel, Eski Dostlar Deneme – Öykü Seç ileri, Brc Mtb., Mayıs-2005, Ankara, Ortak Kitap, syf. 76-77)

Elbette her tepki vereni de Aydın sayamayız. Kavramı siyasal, felsefi, ekonomik- politik, psikolojik boyutlarıyla derinliğine ve genişliğine incelemek gerekir. Bu ise, gelecek çalışma ve yazılarımızın konularından biri olacaktır. Aydın kim? Hangi Aydın? İşlevi ne, yazarlar aydın mıdır?.. gibi soruların yanıtlarına –bu yazıda bir parça yer versek de– geniş zamanda eğileceğiz.

Aydınlar çok yerde, çok zaman suçlanmışlardır. Hapislere atılmış, özgürlükleri kısılmış, öldürülmüş, kısıtlanmış, sürgüne gönderilmiş, türlü işkenceler yapılmıştır. Gerçek Aydınlar her koşulda yılmadan mücadele etmişler, Büyük İnsanlık yürüyüşüne kalıcı izler ve katkılar bırakmışlardır.

Kimdir Aydın?

Aydın’ın kim olduğunu anlayabilmek için tarihsel ve toplumsal durumunu özetlemek gerekir. On yedinci yüzyılda Batı Avrupa’da Burjuvazi, dünya görüşü ve bir toplumsal sınıf olarak ortaya çıkar. O tarihe dek bilgiyi elinde tutan sınıf Ruhbanlardı. Kilise ekonomik, politik ve yönetsel güce sahipti.

Okuma salt rahibin işiydi. Kilise, Hıristiyanlığın kutsal bekçisi ve temsilcisi di. Din adamı, derebeyiyle – feodal bey ile köylü arasında bir aracıdır.

Pratik bilgi uzmanları / sahipleri burjuvazinin gelişmesiyle ortaya çıkar. Dönemin Bilginleri mühendisler, matematilçiler, hukukçular, tıp insanları, yazarlar, düşünürlerdir.. Ticaretin gelişip yaygınlaşması, mühendislerin ve bilginlerin varlığını ve bu sürece katkılarını gerekli kılar.

Bunlar birer sosyal sınıf olmadıkları gibi; seçkin bir kesim de değildir. Çünkü ticari kapitalizmle bütünleşmiş Merkantilizm ögeleridir. İşte gelişen ticari ve daha sonra sanayi burjuvazisinin dünya görüşü, analitik yöntemler “Aydınlar” denilen bu kesimlerce oluşturulacaktır.

Türkçe’mizdeki okunuşlarıyla, Mönteskiyö, Volter, Diderot, Russo.. Bunlara “filozof” (Bilgisever) denir, bilgelik tutkunlarıdırlar,  bilgelik ise “akıl – akılcılık” (Rasyonalite) demektir. Analitik yöntemleri tarih ve toplum sorunlarına uygularlar.

İşte ilk klasik aydınlar, bu öncü Aydınlanmacılardır. Burjuvaziye, feodalizmle savaşması için gerekli düşünsel silahları vermişlerdir. Burjuva sınıfının içinde doğduklarından, bu sınıfın nesnel ruhunu ifade etmişlerdir. Burjuvazinin gericileştiği ve işçi sınıfına ve onun dünya görüşüne karşı çıktığı, emek sömürüsünü sürdürmek istediği dönemde gerçek aydınlar ortaya çıkmıştır.

19 ve 20. yüzyılda..

Marks, Engels, Emil Zola, Lenin, Gorki, J. London, Nazım Hikmet, Suat Derviş, Sabahattin Ali, Aziz Nesin, Yalçın Küçük, Ahmet Saltık (AS: Sayın yazarın bizim dışımızda övgün değerlendirmesidir.. şükran ile), Taylan Kara.. 19. yy’ın son çeyreğinden sonra artık egemen – sömürgen sınıflar içinden çıkmamıştır aydınlar.

Aydın; J .P. Sartre’nin tanımıyla; “…kendi içinde ve toplumdaki, pratik gerçekliğin araştırılmasıyla egemen ideoloji arasındaki karşıtlığın bilincine varan insandır.” (J. P. Sartre, Aydınlar Üzerine, Can Yay., 1997, syf. 30)

  • Aydın, tarihin ve parçalanmış toplumların eytişimsel (diyalektik) ürünüdür.

Aydınlarından yakınacak bir toplum, önce kendini eleştirmelidir.

Aydın kimseden görev almaz, statüsü hiçbir yetkeye (otoriteye) bağlı ve bağımlı değildir. Her koşulda kanıta dayalı bilimsel doğru’yu söylediğinden, çoğunlukla sevilmez, varoluşuna aldırılmaz, ancak söylediklerine belli bir duyarlılık olabilir.

Aydın eylemi ve sorumunun sonal amacı;

Gelecekte “bir gün” tüm insanların gerçekten eşit, özgür, gönenç ve erinç içinde, kardeş olacakları toplumsal bir evrensellik için çabalamaktır.. Ütopyaları vardır; salt yorumlayıp aktarmakla, “bulmak” ile yetinmez.. “Devrimci Eylem” yükümlenir ve topllumu, yaşamı, insanı sürekli dönüştürmeye çalışır.

Yalnızdır genelde Aydın; yaşanan toplumu anlayabilmek için önündeki tek yol, ezilenlerin bakış  açısıyla çalışmaktır. Aydın, toplumsal köken olarak küçük burjuva olmakla birilikte, işçi ve köylü sınıfının saflarında yer almalı, küçük burjuva koşullanmalarından kurtulup ezilen sınıfların savaşımına somut olarak ve koşulsuz katılmalıdır, katılır.

Her Aydının çağında bir yeri ve mücadelesi (serüveni) vardır. Bunu ekonomi politik, psikanaliz, Marksizm, sosyoloji gibi insan bilimlerinin yöntem ve verileriyle başarabilir. Her insan yaşamdaki yerini, kimliğini, neyi, niçin ve nasıl yaptığını, yapması gerektiğini, yaşamın amacı ve anlamını kendi bilgi ve bilinciyle oluşturabilir.
***
Aydın‘ın kimliği, durumu, işlevi, gelişimi gibi konulara kısaca değindikten sonra şimdi de kimi yazarlardaki Aydın söylemi üzerinde duralım:

Yakup Kadri Karaosmanoğlu Cumhuriyetin ilk dönemlerinde yazmıştır çoğu yapıtlarını. Olumsuzlukları sergilerken son derece değerli, yürekli ve gerçekçi tutum sergilemiştir. Panorama, Bir Sürgün, Ankara, Yaban gibi gerçekçi romanlarıyla toplumun en dip ve uzak köşelerine dikkatle bakıp, öz bilgiyi çok varsıl tipleştirmelerle önümüze sermiştir..

Balzac gerçekçiliği kitaplarında üst düzeylere yükselmiştir. Balzac siyasal olarak kralcıydı ama zamanın toplumsal gerçeklerini büyük ustalıkla anlatmıştır.

Tolstoy da öyledir, Lenin; “Rus devriminin aynasıdır” dediği büyük ustadan çok şey öğrendiğini, ama sınıfsal bakış olarak “gerici ve ütopist” olduğunu söylemiştir.

Yakup Kadri de dönemin toplumsal yozlaşmasını büyük ustalıkla anlatır. Toplumu gerçekçi çizer, kendisi sınıfsal bakışa uzaktır, güncel ideolojiye bağlılıkları vardır bu yüzden sınırlarını bir türlü aşamaz. Ve Yaban romanında kahramanı Ahmet Celal’i şöyle konuşturur:

“Anadolu halkının bir ruhu vardı, nüfuz edemedin. Bir kafası vardı; aydınlatamadın. Bir vücudu vardı besleyemedin. Üstünde yaşadığı bir toprak vardı, işletemedin… sana istırap veren bu şey, senin kendi eserindir…” (Yaban, syf. 148)

Yakup Kadri, roman boyunca, aydınları suçlar. Nasıl bir “aydın”dır, Ahmet Celal? O, köylülerden söz ederken “onlar” der. Köylüleri kendinden ayırıp uzak tutar. 1922’de Kurtuluş Savaşı’nın ateşli günlerinde geçer olaylar. Anadolu’daki geriliğin, yoksulluğun, cehaletin suçlusu niçin aydınlar olsun?

Osmanlı Aydını yüzeysel bir Batı hayranlığı içindedir. Toplumsal gelişmelerin ekopolitik yasalarından haberleri var mıdır? Tarihsel gelişmemiz ve bunun bilinçlere yansıması nerede kaldı? Aydınlar “halkın kurtarılmasının” üstesinden nasıl gelebilecekler? Tarihsel deneyimler ve devrimler kapitalizmden ve fodalizmden kurtuluşun ancak bilinçlenen halk hareketiyle olabileceğini kanıtlamıştır. Türkiye’nın geri kalmışlığı üzerine ciltler dolusu sosyal yapı araştırmaları yapılmadı mı?

1838 Balta Limanı Anlaşmasıyla İngiliz Emparyalizmi, Osmanlı ülkesine ve onun az da olsa bağımsız sanayileşme olanaklarına ağır bir darbe vurmadı mı? Sadri Ertem, Çıkrıklar Durunca romanını boşuna mı yazdı? Osmanlı Ekonomisini temsil eden Çıkrıklar kimler tarafından nasıl, hangi süreçlerle ve niçin durduruldu, Doğan Avcıoğlular, Halil İnalcıklar, Markslar, Asya tipi üretim tarzları, Doğu Sorunu diye ortaya konan merkezi feodal yapılar..

Bütün bu azgelişmişlik, emperyalizm kuramları, araştırmaları bir şey anlatmıyor mu? Bürokratlar Batılılaşmak yoluyla devleti –gerçekte kendi mal ve canlarını- kurtarmak isterken, kapitalizmin çarkına kapılarak üretim güçlerini geliştirmek şöyle dursun, var olanlarının da yok olup gitmesine, halkın daha da yoksullaşmasına neden olmadılar mı?

Bu Aydın suçlamaları, sızlanmaları ne zaman son bulacak? Türk Aydınının onuru Nazım Hikmet de şiirinde;

  • … dilim varmıyor ama kabahatin çoğu sende kardeşim…

derken Aydını mı, halkı mı, bilinçsiz ve yanlış siyasal seçim yapan kitleleri mi işaret etmektedir? Doğru siyasal seçim yapamayan kitlelerde kabahat olabilir ama geri kalmışlık, özünde kapitalizmin istendik sorunudur.

Bürokrasinin yazarı Yakup Kadri’ye göre, “onlar”, “vücutları beslenecek, kafaları aydınlatılacak” edilgin yığınlardır. Elbette büyük romancımız Yakup Kadri’nin siyasal bakışı farklı olabilir, roman yoluyla önerdiği çözümler tartışmalıdır, ama şurası gerçektir ki; dönemin toplumsal yapısını büyük bir gerçeklikle yansıtmıştır yapıtlarında.
***
Konumuzun özüne dönersek; Aydın üzerine söyleşirken, “Hangi Aydın?” sorusunu da sormuştuk. Jakoben aydınlardan Kemalist aydınlara, klasiklerden Marksist aydınlara dek birçok addan söz edebiliriz. Entelektüel Aydınlar da olabilir. Entelektüel ve Aydın ayrımına gelince; birinciler Aydın tepkisini gösterse bile rahatlarına düşkündürler, eylemden uzak ve bireycidirler.

Entelektüel Aydın her iki özelliği de, yani kökten kapitalizm karşıtlığı ve adil, özgür yeni düzen svaşımcısı olup, Evrenin derin bilgisini öğrenip içselleştirmekten geri durmayan bir kişiliktir.

Gelecek çalışmalarımızda konuyu yeni boyutlarıyla ilerleteceğiz.
===============================================
Dostlar,

Seçkin yurtsever Aydın, Mülkiyeli dostumuz Sn. Dr. Suiçmez, salt Doktoralı bir iktisatçı olmakla yetinmeyerek, Aydın sorumluluğunu kapsamlı üstlenen bir kişi. Yukarıda sunduğumuz “Deneme” bize göre de oldukça nitelikli bir metin. Kendisine hem bu emeği hem de sitemizde yayınlama ayrıcalığını bize tanıdığı için teşekkür ederiz.

Büyük bir değerbilirlikle bizi de Türk Aydınları arasına katarak, yükümüzü daha büyütmüş sağolsun. Ancak İlhan Selçuk, Rıfat Ilgaz ve Melih Cevdet Anday da bir çırpıda çağrıştırdıklarımız.. Çoook bereketli bu topraklar, bu kültür gerçekte. Ilgaz’ın “Aydın mısın?”, Anday’ın ise “Sis Çanı” şiirlerini site okurlarımıza özellikle salık vermek isteriz.. Okumak, duygudaşlıkla titreşmek ve gereğini “Aydın sorumluluğuyla” yapmak üzere..

Sevgi ve saygı ile. 08 Ağustos 2022, Ankara

Prof. Dr. Ahmet SALTIK MD, BSc, LLM
A​tılım Üniv. Tıp Fak. Halk Sağlığı ​AbD
​Hekim, Hukukçu – Sağlık Hukuku Uzmanı, ​Kamu Yönetimi – Siyaset Bilimci (​Mülkiye​)​
www.ahmetsaltik.net        profsaltik@gmail.com
facebook.com/profsaltik    twitter : @profsaltik

 

 

TÜRKİYE-UKRAYNA-RUSYA DOSTLUĞU 100 YIL ÖNCE BAŞLADI: GENERAL FRUNZE’NİN TÜRKİYE ANILARI

portresiDr. Halit SUİÇMEZ (Mülkiye)

Taksim’deki anıtta Atatürk‘ün arkasında kim var?

Sovyet Devriminin önderlerinden General Frunze var. Kasım 1921- Ocak 1922 arasında bir kurulla Batum’dan yola çıkıp, Trabzon-Samsun-Ankara- Samsun ve tekrar Batum olmak üzere iki aylık muhteşem (görkemli) deneyimlerle dolu bir yolculuk..

Ve Ankara’da Mustafa Kemal ile görüşmeler.. ve Doğu Cephesi’nde Ankara Hükümetinin zaferi.. Lenin-Atatürk dostluğunun temelleri atılıyor.
16 Mayıs 1916’da, Britanyalı diplomat Sykes ile Fransız diplomat Picot, Osmanlı Ortadoğusu’nu emperyalistler arasında paylaştıran gizli bir anlaşmaya imza atmıştı : Sykes – Picot Anlaşması! Peki bu gizli paylaşım anlaşması, dünya kamuoyuna kimlerce ve nasıl açıklanmıştı?
6-7 Kasım 1917’de Bolşeviklerin öncülüğündeki işçi sınıfının iktidarı ele geçirmesinin ardından, Çarlık tarafından yapılan tüm gizli anlaşmalar dünyaya duyurulmuştu.
İşte Mustafa Kemal-Lenin dostluğunun daha gerideki temelleri.

Rusya’da sınıfsal, Türkiye’de ulusal devrim ve ortak payda;

  • emperyalist saldırganlığa, gericiliğe, feodalizme karşı halkın zaferi.

Doğu Batı Yayınlarınca 3. baskısı Ocak 2022’de yapılan Mihail Frunze’nin Türkiye Anıları muhteşem (görkemli) bir kitap. Kızıl Ordu’nun ve Sovyet Devriminin öncülerinden olan Frunze, Ukrayna Yüksek Heyeti Başkanı olarak Türkiye’ye iki aylık bir yolculuk yapar. Frunze gözlemlerini yazar, dili yalındır, sanki anı değil, klasik Rus edebiyatının canlı gerçekçiliği ile baş başasınızdır.

Kitabın başlarında yazarın olağanüstü güzellikte bir o günkü dünya ve Karadeniz’in iki yakasındaki ekonomi politik gelişmeler analizi vardır.
Hem Sovyet Devrimini hem de Türkiye Kurtuluş Savaşını anlamak bakımından çok önemli bir analizdir (irdelemedir) bu.

Devrimci Hareketin sosyal-sınıfsal içeriği nedir?

Rusya’daki sınıfsal bir devrimdir, Türkiye’deki ise ulusal bir mücadeledir. Yabancı istilacılara karşıdır.
Hareketin dayanağı çoğunlukla, önemli ölçüde Türk subayları, memurlar ve köy ile kentlerin emekçi kitlesi olmuştur.
Sınıfsal gruplar da bu arada daha açık biçimde belirginleşmeye başlar.
Asıl kaynak Anadolu köylüsüdür.
General Frunze bu iki aylık yolculuğuna Batum’dan Trabzon’a gelerek başlar. Batum-Trabzon- Samsun-Ankara ve tekrar Samsun ve Batum’a dönüş gemi ve karayolu ile çok güç koşullarda yapılan bu yolculuk ilginç öğretici deneyimlerle doludur.

Komutan-yazar geçtikleri Türk kentlerinin tarihini, coğrafyasını, bölgelerdeki çatışmaları, emperyalist saldırgan devletlerin Türk-Ermeni-Rum- Kürt çatışmaları çıkarıp Kemal Paşa’nın milli güçleri birleştirmek için verdiği çabayı baltalama uğraşlarını son derece açık ve nesnel gözlemlerle yansıtır notlarına.

Köylülerle- halkla konuşmalar yapar, onlara Sovyet Devrimini, Türkiye ile dostluğu anlatır, geldikleri il-ilçe ve bucaklardaki askeri ve mülki amirlerle dostça yapılan görüşmeleri not eder..
Türk halkının sonsuz direncini, diplerdeki yoksulluğa karşın bitmemiş umudunu görür.
Yazarın hem notları hem de kitaba koyduğu dip notları o günlerin tarihsel ve toplumsal yapısını anlamak açısından son derece değerlidir. Baştan sona bir ekonomi politik dersi gibi okunabilir.

Çünkü saldırgan emperyalist güçler vardır, Türk ulusal kurtuluş savaşını ve Büyük Sovyet Devrimini boğmak istemektedirler. Türkiye’den ve Rusya’dan emperyalizme vurulan bu büyük darbeler 20. yy’ın ilk çeyreğinde yeryüzünde bir güneş gibi parlamaktadır.

  • Daha sonraki süreçte de örnek olacaktır Türk Devrimi ve Ekim Devrimi öbür mazlum ülkelere..

Bugün yine emperyalistlerin kışkırttığı NATO’cu yayılmanın etkisiyle çıktığı anlaşılan Ukrayna-Rusya savaşı hemen son bulmalı ve barış görüşmeleri hız kazanmalıdır.

Türkiye- Ukrayna ve Rusya yüz yıl önceki sağlam dostluğu ve ortaklığı anımsayıp, kurucularına saygı gereği ve halkların geleceği için barışı sağlamalıdırlar. Çünkü

  • Emperyalizm yer yüzünden silinene dek, bu mücadele (savaşım) sürecek..
    =================================

Mülkiye’li dostumz Sn. Dr. Halit Suiçmez’e, bu çok önemli kitap tanıtımı ve hatta mini özeti için teşekkür ediyoruz.

Dr. Ahmet SALTIK
03 Nisan 2022

 

Açıkoturuma çağrı : TÜRKİYE GERÇEKTEN KALKINIYOR MU ?

Açıkoturuma çağrı :

TÜRKİYE GERÇEKTEN KALKINIYOR MU ?

DÜZENLEYEN    :  İSTANBUL YÜKSEK TİCARET ve MARMARA ÜNİVERSİTESİ                                İKTİSADİ ve İDARİ BİLİMLER FAKÜLTESİ MEZUNLARI DERNEĞİ 

TARİH ve SAAT : 22 Mayıs 2015 Cuma, 17:00

YER                     :  Dernek Konferans Salonu Mithatpaşa Cad. No: 16/6 Yenişehir-Ankara,
                                 (312) 434 37 16

YÖNETİCİ Kamil ÖZDEMİR
İst. Yük. Tic. ve Marmara Ünivesitesi  İ.İ.B.F. Mezunlar Derneği Onursal Genel Bşk.

AÇIŞ KONUŞMASI
Rahmi Aşkın TÜRELİ
CHP İzmir Milletvekili – TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu Üyesi 

Davut ÖZDEMİR
İst. Yük. Tic. ve Marmara Ünivesitesi  İ.İ.B.F. Mezunlar Derneği Ankara Şb. Bşk.

KONUŞMACILAR                           :

Prof. Dr. Mehmet TOMANBAY
Ufuk Üniversitesi Öğretim Üyesi

Dr. Halit SUİÇMEZ
Kalkınma İktisadı Uzmanı – Araştırmacı-Yazar

=============================================

Dostlar,

“İSTANBUL YÜKSEK TİCARET ve MARMARA ÜNİVERSİTESİ 
                              İKTİSADİ ve İDARİ BİLİMLER FAKÜLTESİ MEZUNLARI DERNEĞİ”

yurtsever dostlarımızın yönetimindedir.

Cuma günleri, sanırız ayda 1 ya da 2 kez böylesine önemli toplantılar düzenliyorlar.

Sağolsunlar, başta bu saygın ve önemli Derneğin Ankara Şubesi başkanı sevgili dostumuz
Davut Özdemir olmak üzere, bizi de pek çok kez onurlandırarak Ankara içinde ve dışında bilimsel ve sosyal etkinliklerine çağırdılar. İstanbul Merkezinde de bir konferans vermiştik :

Cumhuriyetimiz 86 Yaşında : Kritik Bir Muhasebe.
İst. Yüks. Tic. Mez. Drn. Genel Merkezi, İstanbul, 29.10.2009

Son olarak ise Kadına Yönelik Şiddet sorunsalı(problematik) bir açıkoturumda irdelemiştik (6 Mart 2015):

8 Mart Emekçi Kadınlar Günü Anısına
Ülkemizde Toplumsal Şiddet ve Çözümü

Dernek yöneticileri, bu tür etkinliklerini kamera ile kayıt ederek arşivliyor ve geleceğe belge bırakarak da topluma hizmetlerini pekiştiriyorlar.

22 Mayıs 2015 Cuma günü saat 17:00’de başlayacak bu önemli oturumun konuşmacıları da bizim çok değerli ve alanlarının uzmanı 2 dostumuz. Prof. Tomanbay ve Dr. Suiçmez..

Zaman ayırıp bu oturumu kaçırmamak gerekiyor..

Emek verenlere / vereceklere çoook teşekkür şimdiden..

AKP’nin her alandaki topluma yanıltmaya yönelik dürüstçe ve gerçekçi olmayan algı yönetimi kuşatması ortamında, bu oturumun yanıtını vereceği konu çok önemli.
Pervasızca yalanlar hiç utanıp sıkılmadan sürdürülüyor..
En belirgin olanlarından biri 2023’te dünyanın en büyük ekonomisi içinde olacağımız!
Matematiksel kesinlikle olanaksız bir yalan ısrarla sürdürülüyor.
Temel dayanak ise halk yığınlarının bilgisiz – sorgulamaz – biat kültürlü istendik perişan halleri..
Çook yazık çok..

Ama insan idraki ne zamana dek tutsak alınabilir ki??
Yaşamın acı gerçekleri bu insanlarımızca da, deneme – yanılma ile olsa da önünde sonunda öğrenilmeyecek mi??

AKP’nin perişan halleri.. Seçime 2 koldan tam güç yükleniyorlar..
Anormal bir durum ortada : Cumhurbaşkanı seçim propagandasında meydanlarda..
Demokrasi gelenekleri ve seçim hukuk / anayasa ayaklar altında..

YSK da felç!?

Pekiiii; acaba gerçekten AKP lehine mi bu tam güç yüklenme; yoksa geri tepebilir mi?
Geri tepecek mi ?

7 Haziran 2015 gece yarısına doğru, kaçak Ak Saray “Cumhurbaşkanlığı Külliyesi”nde
son tangoyu ibretle izleyeceğiz..

Sevgi ve saygı ile.
18 Mayıs 2015, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net
profsaltik@gmail.com

TÜRKİYE GERÇEKTEN KALKINIYOR MU?


ARŞİVİMİZDEN…..


Dostlar,

Değerli Kalkınma İktisatçısı Sn. Dr. Halit SUİÇMEZ‘in önemli bir makalesini paylaşmak istiyoruz. Bunca hengame içinde Türkiye gerçekten kalkınıyor mu?
11,5 yıllık AKP iktidarında İnsansal Gelişmişlik Sıralaması (İGS; Human Development Index – HDI) bakımından neden gerçek bir ilerleme sağlayamıyoruz?

Politikacılar neden ve nasıl halkı kandırmaya çabalıyor??

Okuyalım, Sn. Dr. Suiçmez’e teşekkür ederek..

Sevgi ve saygı ile.
30.6.2014, Ankara

Dr. Ahmet Saltık
www.ahmetsaltik.net

=================================================

TÜRKİYE GERÇEKTEN KALKINIYOR MU?

Kalkınma Üzerine Önemli Bir Kitap;   TÜRKİYE’DE KALKINMA

Dr. Halit Suiçmez (İktisatçı)[1]

Küreselleşme koşullarında aktif bir kalkınma ancak
kalkınma iktisadına kulak vererek olanaklıdır.

Bu konuda elimde çok değerli bir araştırma kitabı var. ODTÜ İktisat Bölümünden
Prof. Fikret Şenses’in derleyip yayına hazırladığı nefis bir yapıt:
Neoliberal Küreselleşme ve Kalkınma. (Seçme Yazılar, İletişim Yayınları,2009, İstanbul) 774 sayfalık bu dev yapıtta, yerli ve yabancı yazarlardan 19 makale yer almış durumda. Dani Rodrik, Fikret Şenses, J. Stiglitz, Ziya Öniş, E. Thorbecke yazarlardan birkaçı.

Bilimsel makalelerde; Kalkınma İktisadından, kalkınma doktrinlerinin evrimine,
neo-liberal küreselleşmeden sanayi politikalarına, gelişmekte olan ülke stratejilerinden özelleştirmelere, Türkiye’nin kalkınma deneyimlerinden kurumların rolüne dek birçok önemli konu hakkındaki yazılar bu derlemenin kapsamında bulunmaktadır.

Bu çalışma bugün ne anlama gelmektedir?
Bugün ülkemizde Türkiye’nin “büyümesi ve gelişmesi” üzerine gerek siyasette gerek medyada birçok söz söylenmekte. Ancak her zaman ve her yerde olduğu gibi son sözü hep bilim söylediğine göre, burada da son değerlendirmeyi ekonomi biliminin önemli bir dalı olan Kalkınma İktisadına bırakmak gereklidir.

Kalkınma İktisadı bir ülkenin gelişmesini nasıl ölçer?

Bu konuda gelinen en son nokta neresidir? Bu alanda Erik Thorbecke’nin “Kalkınma Doktrinin Evrimi, 1950-2005” adlı makalesi hem tarihsel, hem de güncel olarak
çok değerli bilgiler ve veriler sunmaktadır.

2000-2005 döneminde kalkınma hedefleri olarak, beşeri (AS: insansal) gelişme kapsamında eğitim ve sağlık, yoksulluk ve eşitsizliğin azaltılması,
Milenyum Kalkınma Hedefleri (8 adet) belirlenmiştir.

Başlıca kalkınma stratejisi küreselleşme, yoksul yanlısı büyüme arayışları bir politika ve strateji olarak konulmuştur. Bu dönemde, büyüme, kalkınmanın gerçekleşmesi için gerekli ama yeterli olmayan bir koşuldur.

Esas kalkınma göstergesi İnsansal Gelişme İndeksi‘dir. Bunun kapsamında;

– sağlık,
– eğitim,
– beslenme,
– barınma,
– katılım,
– rejim türü…

gibi birçok boyut ve bakış açısı vardır.

Demek ki kalkınmanın anlamı, ulusal gelirin büyümesinden başlayıp, son olarak insan refahının (AS: gönencinin) geliştirilmesine ve yoksul yanlısı büyümeye dek gelişmiş ve genişletilmiştir. Böylelikle, kalkınma; temelde sayısal bir kavramdan, birçok hedefin eş zamanlı olarak ulaşılmasını gerektiren çok boyutlu bir kavrama doğru evrim geçirmiştir.

Peki, artık kalkınma yalnızca “üretimde yüzde şu denli büyüme” gibi bir rakamla ölçülmediğine ve İnsansal Gelişmişlik İndeksine bakıldığına göre,
Türkiye bu alanda kaçıncı sırada?

Kalkınmanın en önemli göstergesi olarak İnsansal Gelişmişlik İndeksi (İGİ) kullanılmaktadır. Bu indeks kapsamında gelir, sağlık, eğitim gibi nüfusun temel yaşam değerlerinin sentezi yer alıyor. Türkiye İnsansal Gelişmişlikte
180 ülke içinde 92. sıradadır
. Demokrasi İndeksinde de 167 ülke içinde 88. durumdadır. Her iki göstergede de “orta” larda bulunmaktadır. Kalkınma derecesiyle demokrasi karnesi yakın noktalardadır. (http://www.izafet.com/genel-kultur/608475-dunya-demokrasi-indeksi-ulkelere-gore-demokrasi-siralamasi.html#ixzz1wEpj2dBY, 2-UNDP, Human Development Report, 2009)

Ülkemiz genelde orta düzey bir “özgürlük ve kalkınma toplumu” görüntüsü sunmaktadır.

Cari ulusal gelire göre 2010’da 741,8 milyar $ ile dünyanın 17. büyük ekonomisi olan Türkiye, 2011’de 18. sıraya inmiştir. (http://www.sabah.com.tr/Ekonomi/2011.05.10)

Ulusal gelirde ilk 20 ülke içinde olan Türkiye’nin niçin küresel rekabette 59,
temel eğitimde 100, eğitim niteliğinde 94, yenilikçilikte 67 ve küresel bilgi teknolojisinde 52. olduğu ayrıca araştırılması gereken bir sonuçtur. (OECD, 2011)

Ulusal gelir büyüklüğünde 17. olan Türkiye’nin niçin İnsansal Gelişmişlikte 92 ve demokrasi derecesinde 89. sırada olduğu çok ciddi olarak sosyal bilim tezlerine konu olup incelenmesi gereken bir durumdur.

Bugün, A. Sen’in kimi kavramları üzerine kurulan İnsansal Gelişme kavramı, kalkınmanın son hedefi olarak merkezi bir roldedir. İnsansal Gelişme; sağlık, eğitim, beslenme, barınma, bilgiye erişim, katılım, rejim türü, (demokrasi ve özgürlük derecesi) gibi
birçok boyut ve bakış açısı içermektedir. (E. Thorbecke, Kalkınma Doktrininin Evrimi,
1950-2005, Fikret Şenses, Neo-Lliberal Küreselleşme ve Kalkınma, 2009 içinde, s. 166)

Evet, bugün üretim olarak dünyada 17. ülkeyiz. Ama İnsansal Gelişmişlik olarak 169 ülke içinde 84. sıradayız. (İnsani Gelişmişlik Raporu, 2011; AS: UNDP; HDI Report)

Demek ki üretim artışı ve üretim düzeyinde ilk 20 içindeyiz,
ama yaşam standardında Dünyanın orta merdivenlerindeyiz.

Tabloda görüldüğü gibi, 1980’den 2010’a dek Türkiye’nin İnsansal Gelişmişlik İndeksi sıralamasındaki yeri kimi yıllarda yer yer değişiklikler göstermesine karşın,
2009 ve 2010’da yine de yaklaşık 170 ülke içinde orta sıralar olan 83-84. sıralarda bulunmaktadır.

Ülkemizin gelişmişlik sırası 2000-2010 arasında da “orta sıralardan”
pek ayrılmamış, daha çok yerinde saymış gibidir.

Kalkınma merdiveninin orta basamaklarından daha yukarılara sıçrama şöyle dursun, tırmanma atılımı bile gösterilememiştir.

Tablo. 2010 Yılı İnsansal Gelişmişlik Raporunda (İGR-HDR) Türkiye İçin İnsansal Gelişme İndeksinin Gelişimi ve Sıralaması 

YIL        Türkiye Sıralaması           Ülke Sayısı       Orta Noktadan (Bakınız not)
1980               57                                      95              10 BASAMAK AŞAĞIDA
1990               71                                      119            11 BASAMAK AŞAĞIDA
1995               74                                      131              8 BASAMAK AŞAĞIDA
2000               68                                      139              2 BASAMAK YUKARIDA
2005               82                                      169              3 BASAMAK YUKARIDA
2009               84                                      169              1 BASAMAK YUKARIDA
2010               83                                      169              2 BASAMAK YUKARIDA
Kaynak: Sırma Demir Şeker, Türkiye’nin İnsani Gelişme Endeksi ve Endeks Sıralamasının Analizi.  T.C. Kalkınma Bakanlığı, s. 17, Ekim 2011.Not; “Orta noktadan” demek, ülke sayısının yarısından kaç basamak yukarıda
veya aşağıda olmayı ifade eder. Tablonun bu bölümü tarafımızca hesaplanmıştır.

Büyüme hızı ve ulusal gelir büyüklüğünde önemli performans (AS: başarım) gösteren Türkiye, kalkınma konusunda niçin sıçrama yapamamıştır?

Bu durum ülkemizde reel ekonomiden uzaklaşılmasıyla da yakından ilgilidir.

İş dünyasının önde gelen yetkililerinden biri, Ersin Özince de “biz rant ekonomisiyiz” diyerek bu eğilimi destekler yönde konuşmuştur. İş Bankası YK Başkanı çok ilginç saptamalarda bulunmuştur:

  • “…Türkiye bugün tasarruf yapmıyor tüketiyor. Bunu müşterilerimizden biliyoruz. Kredi kullanan müşterilerimiz artık yatırım yapmıyorlar. Çoğu marketçi, gayrimenkulcü, inşaatçı oldu. Gayrimenkul fiyatlarının ne kadar yükseldiğine bakarsanız Türkiye’nin üretmediğini görebilirsiniz.” diyerek ülke ekonomisinin daha büyük dalgalanmalara karşı beklenen gücü gösteremeyeceğine
    dikkat çekmiştir.

Türkiye’nin katma değeri olan sanayi üretimine geçemediğine değinen Özince’ye göre,

  • Güçlü bir sanayi sınıfı oluşturamadık. Bugün Türkiye tarımda bile her şeyi
    ithal ediyor
    . Tohumu, modern tarım teknolojisini, seracılıkta gerekli olan her şeyi ithal ediyoruz. Ufak tefek üretimlerimiz var ama bunlar bir tarım sanayisini
    ifade etmez
    .”

Özince’nin gazeteci Kadife Şahin’e anlattıklarında dikkat çeken noktalar şunlar:

– Güçlü sanayi sınıfı oluşturamadık.
– Girişimciler banka kredilerini üretime değil gayrimenkule yönlendiriyor.
Rant ekonomisi oluştu.
Gayrimenkul fiyatlarında balon var.
– Üretimi artıracak yerde tüketim artışını teşvik ediyoruz.
– Tasarruf yapmıyoruz.
– Tasarruf yapmadığımız, tükettiğimiz, üretim yerine ithalat kapısını açtığımız için ülke ekonomisinin dalgalanmalara karşı gücü zayıflıyor. Risk yükseliyor.”
(2 Temmuz 2012, Dünya)

Bugün kalkınmanın gerçek göstergesi olan insani İnsansal Gelişmişlikte nerede olduğumuz ortada. O halde yapılacak iş, hep birlikte zayıf kaldığımız alanları bilmek.  Bunlar; eğitim, sağlık, kadın istihdamı, kentleşme, demokrasi.
Ama bunların da gerisinde esas sorun verimsizliktir.

Verimlilik Ekonomisi olmalıyız.
İnsan potansiyelimizi her alanda en doğru biçimde değerlendirmeliyiz.

Başta beşeri (AS: insansal) varlıklarımız olmak üzere, fiziksel kaynaklarımızı,
her çeşit potansiyellerimizi tam ve etkin değerlendirmenin yol ve yöntemlerini hep birlikte araştırıp bulmalıyız.

Yoksa daha uzun süreler “büyüme” rakamlarına takılıp kalır,
kalkınma merdivenlerinde de “orta basamaklarda” yaşam ve kuşaklar tüketir dururuz.

Türkiye potansiyelleriyle orta erimde yüksek kalkınma düzeylerine çıkacak konumda
ve arzudadır.

Yeter ki, doğrultu ve ilkeler sağlam olsun.

[1] Bu yazı, CBT (Cumhuriyet Bilim Teknik), 7 Aralık 2012,
1342. sayıda yayımlanmıştır.

TÜRKİYE GERÇEKTEN KALKINIYOR MU?

 

Dostlar,

Bizim de üyesi olduğumuz Ulusal Eğitim Derneği, geleneksel Cumartesi konferanslarını sürdürüyor..

31 Mayıs 2014 günü saat 14:00 – 16:00 arasındaki konferans önemli..
Sunan da yetkin bir İktisat Bilimcisi, Sayın Dr. Halit SUİÇMEZ..

Emek verenlere teşekkür ediyor, katılıma çağırıyoruz..

Sevgi ve saygıyla
31.5.2014, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net

=============================================

ULUSAL EĞİTİM DERNEĞİ CUMARTESİ KONFERANSLARI
 

Konu : TÜRKİYE GERÇEKTEN KALKINIYOR MU? 

KONUŞMACI Dr. Halit Suiçmez
İKTİSATÇI-YAZAR

Tarih    : 31 MAYIS 2014 CUMARTESİ
Saat      :14.00-16.00

Adres   : NECATİBEY CADDESİ, No: 13/13    SIHHİYE-ANKARA

İletişim : (0 312) 229 43 25   bilgi@ulusalegitimder.org.tr