Etiket arşivi: KüreselleşTİRme = yeni emperyalizm

Yaşar Kemal Usta’ya!

 

Yaşar Kemal’in son durumuyla ilgili açıklama

Çapa’da bulunan İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi Hastanesi’nde 2 haftadır yoğun bakımda tutulan Yazar Yaşar Kemal‘in sağlık durumu ile ilgili hastanenin Başhekim Yardımcısı Prof Dr. Şükrü Öztürk açıklama yaptı.
www.cumhuriyet.com.tr
Yayınlanma tarihi: 01 Şubat 2015 Pazar
Haber görseli
Yaşar Kemal’in yaklaşık 17 gündür İstanbul Tıp Fakültesi’nde yoğun bakım ünitesinde tedavisinin sürdüğünü belirten Öztürk,“1 Şubat 2015 tarihi itibariyle sağlık durumu şu şekildedir: Altta yatan kronik hastalıklara bağlı olarak, hastanın çoğul organ yetersizliği mevcuttur. Bu nedenle de hastaya yapay solunum tedavisi uygulanmaktadır. Ancak bu sırada izlenen parametrelerde -solunum gibi, kalp atış sayısı gibi izlenen parametreler- kontrol altındadır. Yakın takip ve tedavisi devam etmektedir. Kamuoyuna saygıyla duyurulur.” dedi.
“KÖTÜYE GİTME OLARAK YORUMLAMAYALIM”

Haber görseli

Gazetecinin “Daha önce durumu için stabil deniyordu. Bu kez durumu kötüye gitti diye algılandı. Böyle mi acaba?” sorusu üzerine Öztürk, “Kötüye gitme olarak yorumlamayalım.
Bu şekilde bir kelime doğru olmaz. Ancak klinik durumunda bazı parametrelerde bir miktar ağırlaşma olduğunu söyleyebiliriz. Kritik sözcüğü aşamasında değil şu an. Kritik kelimesini kullanacak aşamada değiliz. Ama şunu düşünelim ki, yoğun bakımda yatmakta olan ve
yapay solunum desteğine ihtiyacı olan bir hastadan bahsediyoruz.” şeklinde yanıt verdi.

“ÜMİDİMİZ HENÜZ TÜKENMİŞ DEĞİLDİR”

İyileşme gösterecek mi? Peki ne düşünüyorsunuz bundan sonrası için?” sorusuna ise Öztürk “Bütün hekimlerimizi, takip eden hem kardiyolog, hem göğüs hastalıkları, hem yoğun bakım hocaları, hekimlerin dileği arzusu da bu yöndedir. Ümidimiz henüz tükenmiş değildir.
Bunu söylemek isterim.
” ifadelerini kullandı.

===========================================

YAŞAR KEMAL USTA’ya!

Haydi Usta,.
Son bir çaba lütfen..
NOBEL edebiyat ödülü almadan koyup gitme bizi..
92 yaş dediğin ne ki?
Senin yaşını aşan bir yığın insan var Türkiye’de ve dünyada..
Bak Demirel’e, örnek al mesela..Hem geçen ay yazdığımız bir makalede sana
“YAŞAR KEMAL İYİLEŞ DE GELECEK OLSUN!” diye seslenmiştik..Merhum Fazıl Hüsnü Dağlarca’dan öğrenmiştik bunu..
İnan yaşasaydı O da sana;

– “Hey Koca Yaşar Kemal, iyileş de gelecek olsun..” derdi eminiz.Bir şey daha.. Yukarıda değindiğimiz makalemizde senin anadilini de sormuştuk..
(http://ahmetsaltik.net/2015/01/19/29738/)
O sorumuza da yanıt vermedin daha..
Nitelikli bir polemiğe girelim seninle..
Yapıcı, dostça ve bilimsel..

Haydi usta, daha bize vereceklerin / vermen gerekenler var..
Sana doyamadık..
Duyuyor musun??
Şu adına “Küreselleşme” dedikleri Yeni emperyalizmin romanını yaz bize…
Gencecik beyinler yutmasın bu lanetli “büyüklere masallar“ı..
Yaz onlara, Küreselleşme’nin KüreselleşTİRme olduğunu;
yani yapanı edeni olduğunu ama bir de utanmadan kendilerini sakladıklarını..
İğrenç oyunlarını mistikleştirmek için “kendiliğinden oluyormuş” havası verdiklerini..
Emperyalizmin 21. yy. türevi / sürümü (versiyonu) olduğunu da..
Kur denklemini çırılçıplak :

KüreselleşTİRme = Yeni emperyalizm! … diye gürle insanlığın umudu kadim Anadolu’dan..

İnce Memed’i bir kez daha koş hizmete, halkımızın aydınlanması – uyanması için..
Anıları öyle taze ki o yarattığın efsane kahramanın.. daha bitirmedi işini..

Anlıyor musun usta..
Daha çok işimiz var görülecek..
Elleri pamuklu kimi edebiyat taşeronlarına koma bizi..
Ellerinden, ellerinden öperim..

Sevgi ve saygı ile,
01.02.2015 

Dr. Ahmet Saltık
www.ahmetsaltik.net

Dersim Tartışmaları.. / Tunceli-Dersim Debates..


Dersim Tartışmaları.. 

Dostlar,

“Dersim tartışmaları” hakkındaki 5 sayfalık kapsamlı yazımızı,
içeriden biri, bir Dersim’li – Tunceli’li olarak dikkatinize sunuyoruz.

Sorun ciddi, nazik ve kritiktir.

Bu bakımdan son derece özenli bir dil kullanılmıştır.

Herkesin ama herkesin son derece yapıcı ve sorumlu davranması gereği çok nettir.

Bu makalemizi okumak için lütfen erişkeyi (linki) tıklar mısınız??

Dersim_tartısmalari_30.5.12

Sevgi ve saygı ile.
30.11.11, Ankara

Dr. Ahmet Saltık
www.ahmetsaltik.net

************************************

Dostlar,

Maalesef, yerli ve yabancı “iyi saatte olsunlar”, gene sütre gerisinden ve berisinden körüklemekle meşguller..

“Siyaset” denen gerçekte soylu uğraş bu denli mi kirletilebilirdi?
İç – dış politikada tıkanınca zaman kazanma, prim devşirme adına etik ve erdemden
bu denli mi yoksun davranılabilir?

Vıcık vıcık siyaset – siyasetçi Türkiye’nin hangi derdine deva olacaktır?
Tam da tersine ek ve karmaşık sorunlar doğurmaktadır kökü dışarıda AKP siyaseti..
12 yılı geçti bu partinin tek başına siyaseti.. Ülkenin hangi köklü sorununu
köktenci, akla uygun – ülke çıkarlarıyla örtüşük olarak çözdü?
Alevi – Bektaşi inancını utanmadan sömüre sömüre zamana oynadı.
Tek bir eylem yeter not vermeye :

  • Zorunlu din dersleri AİHM kararına karşın neden kaldırılmıyor?
    Cemevleri neden ibadet yeri değil?
    Laik – seküler düzene – yaşama neden sürekli balta darbeleri indiriliyor?

Temel ve ivedi sorun bunlardır..  Acı acı güldüren Dersim popülizmi değil!

3 yıl önce 30.11.2011 günü yayımladığımız

DERSİM TARTIŞMALARI başlıklı 5 sayfalık yazımızı, o toprakların bir bireyi,
çok ağır travmanın doğrudan sonuçlarını yaşamış ve yaşayan biri olarak,
bir kez daha paylaşmak istiyoruz..

Okumak için lütfen tıklar mısınız??

Dersim_tartısmalari_30.5.12

Ulusunun öğretmeni Başöğretmen Gazi Mustafa Kemal Paşa‘ya saygıyla..

Sevgi ve saygı ile.
25 Kasım 2014, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net

KüreselleşTİRme ve Halk(ın) Sağlığı / Globalisation & Public Health


Dostlar
,
Sevgili AÜTF Öğrencilerimiz..

Bu dersleri 1990’ların ortalarında Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesi‘nde ilk kez
biz başlattık.. dersek okurlarımız bizi hoşgörür umarız..

Sağlık Ekonomisi’ni de..

Bu 2 konu artık klasik Halk Sağlığı kitaplarının vazgeçilmez ve kapsamlı bölümlerinden.

Çok sayıda bilimsel kongreye, yayına da konu.

Biz de bu konularda tıpta uzmanlık tezleri, doktora ve yüksek lisans (master) tezleri verdik ilgili öğrencilerimize. Epey de yayın yaptık..

KüreselleşTİRme ve Halk(ın) Sağlığı

Konulu çok geniş kaynakça taramasına dayalı kapsamlı sunuyu sürekli güncellemekteyiz. Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Dönem 6’da (son sınıfta) 4 saat süreli bir ders olarak işlemekteyiz. Dönem 1 / 2’de ise daha kısa sunuyoruz.

Bu gün İNSAN HAKLARI EVRENSEL BİLDİRGESİ-İHEB‘in 65. yılına girdik.

Ne acı ki, KüreselleşTİRme, günümüzde insan haklarının en büyük düşmanı oldu.

Jurgen Habermas, Noam Chomsky, Susan Geroge, Jacque Chirac,
Server Tanilli, Suna Kili.. 
ve daha pek çok düşünürün, politikacının vurguladığı üzere;

  • Küreselleşme; insanlığın binlerce yıllık uygarlık birikiminin
    en büyük tehdididir!

Oysa İHEB, aradan geçen 65 yılda bu Bildirge yaygın olarak yaşama geçirilmeliydi.
Günümüzün gereksinimlerine yetmemeliydi ve 3. Binyıl güncellemesini yapmalıydık!

Olmadı.. Kendini Küreselleşme adı altında saklayan YENİ EMPERYALİZM,
= KüreselleşTİRme; insan haklarının en başta gelen engeli hatta düşmanı..

Tüm insan hakları emekçilerini Romalı Köle Spartaküs‘ten başlayarak
Hallac-ı Mansur’dan Martin Luther’e ve anti-emperyalist – anti-kapitalist devrimci ve eylem adamı Büyük Atatürk’e.. dek sonsuz bir hürmetle selamlıyor
ve bu mütevazi ders notlarımızı onların saygın anılarına adıyoruz.

  • KüreselleşTİRme ve Halk(ın) Sağlığı..

Yansıları izlemek için erişkeleri (linkleri) tıklamak gerekiyor..
Dosya oylumu >7MB olduğundan 2 parça olarak sunuyoruz..

KuresellesTIRme_ve_Halk(in)_Sagligi-1

KuresellesTIRme_ve_Halk(in)_Sagligi-2

Yansı içeriklerini (pdf sunumunda görülmeyen dipnotları dahil) metin olarak da sunuyoruz..

Kuresellestirme_yansilarinin_metni (18.9.14’teki içeriktir.)

Türkiye’nin ve dünyanın esen geleceği bakmından

KüreselleşTİRme = Yeni Emperyalizm süreçlerinin yaygın insan kitlelerince
çok iyi kavranması ve DİRENİŞİN KÜRESELLEŞTİRİLMESİ kaçınılmaz görünüyor..

Sevgi ve saygı ile.
Ankara, 14.11.14 (21:18)

Dr. Ahmet Saltık
www.ahmetsaltik.net

SOMA’da İŞ CİNAYETİ SORUMLULARINI LANETLİYORUZ!


SOMA’da İŞ CİNAYETİ SORUMLULARINI LANETLİYORUZ!

yanan_mum

 

 

 

 

 

Dostlar,

Bir işe yarar mı ki; biz de basmakalıp (klişe) söylemleri dillendirsek ve
ölen şehit madencilere Allah’tan rahmet ve kederli ailelerine sabır ve başsağlığı,
yaralılara da acil şifalar dilesek??

Bir kez “şehit” in Tanrı katında yeri en yücelerde değil midir ki, biz kalkıp bir de
Tanrı’nın bu kişilere rahmet etmesini diliyoruz? Bu ne yaman ve hazin çelişkidir?

Aslında suçumuzu dillendirip Tanrı’dan örtük bağış diliyoruz korkarız..

Saat 05:40 oldu ve uyumuyoruz, u-yu-ya-mı-yo-ruz..
Gün üstümüze doğdu gene..
Soma’da yeraltı kömür ocağında yangın sürüyor.. 787 dolayında emekçi madende idi, 363’ü çıkarıldı ama yarısından çoğu hala yer altında.. 2000 metreye dek inen kuytularda can pazarında. Çok sayıda, 4’ü ağır 80+ yaralı var, kurban sayısı 201!
Patlamanın 15. saatini sürüyoruz.

SOMA_maden_kazasi_13.5.14

Soma’daki iş kazalarının incelenmesi için 23 Ekim 2013’te TBMM’ye verilen önerge aylarca neden bekletildi ve 29 Nisan 2014’te gündeme alınıp AKP’nin blok oylarıyla reddedildi? Neden??

  • 13.5.2014 günü Soma’da özel sektöre ait kömür işletmesinde «trafo patlaması» nedenli (?!) yangında, 14.5.14 günü saat 05:00’te resmi verilerle 201 emekçiyi yitirdik; gene İŞ CİNAYETİNE KURBAN VERDİK! Yazıklar olsun!
  • Ekte yansılarını sunduğumuz dersi 12.5.14 günü AÜTF (Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi) Dönem 6 (son sınıf) öğrencileri ile 4 saat işlemiştik. Bir de film izlemiş üzerinde iş kazalarının nedenlerini tartışmıştık. 22 posterle de iş sağlığı ve güvenliği önlemlerini irdelemiştik.. TBMM’de Soma önergesi reddedilmişti!?
  • Biz bu eğitim işini on yıllardır (1977’den beri) yapıyoruz ama özlenen sonuç
    hala ortada yok. İstanbu Tıp Fakültesi’nden mezun olup (1977) bir yeraltı maden işletmesinin işyeri hekimi olduğumuzdan bu yana iş-işçi sağlığı ve güvenliği
    en çok emek verdiğimiz alan oldu. Yıllardır bu alanda kuramsal ve uygulamalı mezuniyet öncesi ve sonrası dersler vermekteyiz.. Binlerce işyeri hekiminin yetişmesine Türk Tabipleri Birliği kurslarında 10+ yıl akademik emek verdik.
  • Kozlu’da 3 Mart 1992’de 262 emekçiyi kurban verdik, yetmedi..
  • OSTİM’de (3 Şubat 2011) 20 emekçiyi kurban verdik, akıllanmadık.
  • Esenyurt’ta 11 emekçi naylon çadırda cayır cayır yandılar, yetmedi (13.3.2012).
  • Davutpaşa’da 31.1.2008’de 21 emekçi kurban verildi, dava hala bitmedi!?
  • Kozan’da 24.2.12’de 10 emekçi, parçalanan baraj kapağı ile adeta uzaya fırlatıldı, akıllanmadık..
  • Başbakan R.T. Erdoğan, 30 emekçiyi yutan Karadon faciasında (17.5.2010)
    «Bu mesleğin kaderinde ölüm var..» demişti. Oysa uzman raporları işletmede üretim plan ve projesinin olmadığını, havalandırmanın yetersiz olduğunu kanıtladı.
  • Dönemin Çalışma Bakanı Prof. Ömer Dinçer, hiç sıkılmadan Karadon için «Güzel öldüler» (!!?) diyerek hepimizi utanca boğdu ve tarihe de böylece geçti…
  • Bu iş cinayetlerinin sorumlusu, akıl ve bilimdışı bu çağdışı siyasal anlayıştır.
    12 yıldır iktidarda olan bu gerici ve emek düşmanı anlayış, gerekli denetimleri yapmayıp sermayenin isteklerine boyun eğmektedir. Asıl katil olan bu siyasettir.
  • En tehlikeli işyerlerinde bile işi durdurma ve işyeri kapatma yaptırımları uygulanmamakta, idari para cezalarıyla geçiştirilmektedir. Çalışma ve
    Sosyal Güvenlik Bakanlığı’nın İş Teftiş Kurulu Müfettişleri siyasal baskı altındadır. 
  • Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik ile Enerji ve
    Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Ylldız 
    derhal istifa etmelidir!
    Bu 2 Bakanlık sırasıyla İş Sağlığı ve Güvenliği 
    Genel Müdürlüğü ile
    Maden İşleri Genel Müdürlüğü’nü iş sağlığı ve güvenliğinden doğrudan sorumlu birimler olarak bünyelerinde bulundurmaktadır. 

siyah_kurdela_Bayrakli

 

 

 

 

  • AKP hükümeti istifa etmeli, TBMM olaya el koymalıdır..
    Ne yazık ki bu TBMM, (AKP grubu) yukarıda değindiğimiz gibi Soma iş kazalarını inceleme önergesini reddetmiştir! Biz kime güveneceğiz?

    Yılda 72 bin, ayda 6 bin, günde 200, saatte 8 iş kazası kayda giriyor..
    Her gün 3-5 işçi iş cinayetlerine kurban gidiyor..
    Her yıl 2200 dolayında emekçi  tam engelli oluyor..
    On binlerce meslek hastalığına tanı kon(a)mıyor, yıllık rakamlar komik,
    500’den az!
    Bu ürkünç ve utanç verici (stigmatik) tablo sürdürülebilir  mi?

  • Soma iş cinayetinin inceleme ve araştırmasında bilirkişiler arasında ulusal ve uluslararası kurumlardan bağımsız uzman denetçiler mutlaka bulunmalıdır. Bunların başında TBB (Türk Tabipleri Birliği), TMMOB (Türk Mühendis ve
    Mimar Odaları Birliği), ILO (Uluslararası Çalışma Örgütü – International
    Labor Organisation), ICFTU (International Confederation of Free Trade Unions) Uluslararası Özgür Sendikalar Konfederasyonu ve ulusal İşçi Sendikaları Konfederasyonlarının temsilcileri gelmektedir.

Türkiye, iş sağlığı ve güvenliği alanında yüz kızartıcı durumdan kurtulmak için
her şeyden önce emeğin özgürce sendikal örgütlenmesinin önünü açmak zorundadır. Halen emekçilerin %90’ı sendikal örgütlenmeden yoksundur ve bunun da nedeni özelleştirme ve taşeronlaştırmadır. Her 2 uygulamanın da şampiyonu
AKP iktidarıdır. Kasım 2002’den bu yana ülkenin taşı toprağı satılmış, Maliye Bakanı Mr. Mehmet Simsek geçen yıl “artık satacak kamu malı kalmadı” acı itirafında bulunmuştu. Taşeronlaştırma da 2003 yılında AKP hükümetinin 1. yılında çıkarılan 4857 sayılı İş Yasası ile Türkiye gündemine sokulmuştur. 10 yılda 2,6 milyon emekçi, taşeron işçisi yapılmıştır. Kamu kesimi özel sektörle yarışmaktadır bu süreçte.
Sağlık Bakanlığı en çok taşeron işçisi çalıştıran Bakanlık olup, sayı 120 bini aşmıştır
ve oran olarak da 1/3’ü geçmiştir.

Toplamda, yaklaşık olarak kayıtlı her 6 işçiden biri iş güvencesiz postmodern köle olarak ana işverene bağlı alt işverenin (taşeronun) emrinde çalıştırlımaktadır.
Toplam 25+ milyon istihdamın en iyimser 1/3’ü de kayıt dışıdır. (TÜİK resmi verileri)

Türkiye ölümlü (fatal) iş kazalarında Rusya ve Hindistan’ın ardından Dünya 3’üncüsü! 

Unutulmasın : SENDİKA yoksa iş sağlığı ve güvenliği de yoktur!

İkinci olarak Türkiye, iş sağlığı ve güvenliği sorununu aşmak için, çoğu gelişmiş ülkede, ABD (NIOSH), Japonya ve AB’de (OSHA)… olduğu gibi yönetsel ve akçal (finansal) açılardan mutlaka özerk, bilimsel bakımdan özgür bir Türkiye Ulusal İş Sağlığı ve Güvenliği Kurumu kurmalıdır. Bu Kurum her türlü siyasal karışmadan arınmalıdır.

Hızla bir Ulusal İş Sağlığı – Güvenliği Bilimsel Kongresi düzenlemeli ve orada belirecek görüşler ulusal politika olarak yaşama geçirilmelidir.

Son 30 yılda özellikle tırmanan iş cinayetleri ve iş sağlığı – güvenliğinin yok edilişinde makro ölçekte sorumlu olan olgu KüreselleşTİRme = Yeni emperyalizmdir!
Türkiye hızla KüreselleşTİRilmekte = postmodern sömürge kılınmakta ve olağansütü ağır bedeller ödemeyi sürdürmektedir. Aklımızı başımıza almazsak, KüreselleşTİRmecilerin son hedefi Türkiye’yi ulusu ve ülkesiyle parçalamaktır!

Bu gün, 14 Maysı 2014 günü AÜTF Dönem 3 öğrencilerimize verdiğimiz Küreselleşme ve Sağlık dersimizin konuk öğretim üyesi, SBF’den sevgili dostumuz – meslektaşımız Sn. Prof. Dr. A. Gürhan Fişek olacak.. Rastlantıya bakınız ki, konusu da

Küreselleşme ve İş Sağlığı Güvenliği..

Türkiye’nin bu alanda en yetkin akademisyenlerinden olan Prof. Fişek’i,
bu yürek yakan Soma faciasının ilk gününde tam da bu konuyu işleyecek olduğu dersi konuk olarak dinlemeye çağırıyoruz :

14 Mayıs 2014 Çarşamba, saat 16:00 – 17:50, AÜTF Morfoloji Binası 5 no’lu anfi, Sıhhiye, Ankara

Umarız bu facialar şok etkisiyle aklımızı başımıza getirsin ve ödenen çok ağır – acı bedeller gecikmeden bir ulusal uyanıkık sağlasın..

Başka nasıl teselli olabiliriz ki??
Biz bıkıp usanmadan yüksek sesle yinelemeyi sürdüreceğiz :

Emek en yüce değerdir ve Emeğe saygı, insan olmanın baş koşuludur..

259 yansıdan oluşan kapsamlı power point sunumuzu izlemek için lütfen aşağıdaki erişkeyi tıklar mısınız??

  • DÜNYA’da veTÜRKİYE’de İŞÇİ SAĞLIĞI ve İŞ GÜVENLİĞİ
    Sorunu ve Çözümler..

http://ahmetsaltik.net/2014/05/14/turkiye-ve-dunyada-isci-sagligi-ve-guvenligi/ 

Bu emek, şu dakikada, 14 Mayıs 2014 günü saat 05:40’ta kurban olduğu belirlenen 201 kömür emekçisine ve 80+ yaralıya adanmaktadır.

Sevgi ve saygı ile.
14 Mayıs 2014, Ankara

Dr. Ahmet Saltık
www.ahmetsaltik.net

Makaleyi pdf olarak indirmek için lütfen tıklayınız..

SOMA’daki _IS_CINAYETI_SORUMLULARINI_LANETLIYORUZ 

AYDIN CİNAYETLERİ STRATEJİSİ ve 21. ADALET-DEMOKRASİ HAFTASI


AYDIN CİNAYETLERİ STRATEJİSİ ve 21. ADALET-DEMOKRASİ HAFTASI..


Dostlar
,

Meş’um (Lanetli) 1993’ten bu yana 21 koca yıl geçti..

O yıl dikilen fidanlar gencecik – güçlü ağaçlar oldular.

O yıl doğan bebeler artık 21 yaşında birer fidan..

Türkiye Cumhuriyeti Devleti 70. yaşına girmişti, günümüzde 90 yaşını devirdi..

20. yy. bitti, 21. yy’a geçtik..

KüreselleşTİRme = Yeni emperyalizm iyice abandı ve

  • Türkiye ulusu ve ülkesiyle parçalanmanın eşiğine sürüklendi!..

Sevgili Uğur Mumcu 51 yaşında idi, 72 yaşına ulaştı..

Uğur Mumcu’nun sevgili evlatları Özgür ve Özge 16 ve 12 yaşlarında birer “çocuk” iken “babasız büyüyerek” birer genç yetişkin insan oldular O’na özlemle..

Sevgili Güldal Mumcu 42 yaşında dul kaldı ve yaşamının son 21 yılını
Sevgili Eşi “Uğur” olmadan tarifsiz acılarla sürdürmek zorunda kaldı..
Bir Onur anıtı gibi sürdürdü yaşamını, eşinin anısını ve felsefesini yaşatmak üzere Uğur Mumcu Araştırmacı Gazetecilik Vakfı‘nı (UM:AG) kurdu.

Bizler, Türkiye insanı ise, O’nun Cumhuriyet’teki GÖZLEM köşesinde her gün bizlere Liman Feneri gibi ışık tutan yazılarından yoksun kaldık.. O yazılar ki
her biri Türkiye gündemini belirler, hırsızın – uğursuzun – rüşvetçinin – ajanın – satılmışın – katilin uykularını kaçırır ve hain planlarını bozarak günyüzüne çıkarırdı. Her dizesi, her sözcüğü çok ciddi ve emekli araştırmacı – gazetecilik ürünü idi.

Ankara Hukuk Fakültesini 1965’te bitirmiş ve efsane İdare Hukuku hocalarından
Prof. Tahsin Bekir Balta‘nın asistanlığına kabul edilmişti .. Ancak bu alanda uzmanlaşmasına ve parlak bir kariyer yapması muhakkak olan gidişine (1969-72)
engel olundu. 12 Mart’ta, “Ordu Uyanık Olmalı” başlıklı bir makalesi yüzünden hapsedildi. Mamak Askeri Cezaevinde 1 yıl tutuklu kaldı, 7 yıl hapis cezası aldı ama Yargıtay hükmü bozunca serbest kaldı ve “SAKINCALI PİYADE” olararak
resmen damglandı, Patnos’ta “Rütbesiz er” olarak askerlik yaptırıldı.

O’nun aramızdan koparılmasının 10. yılında Türkiye AKP’ye teslim edileli 2,5 ay olmuştu.. 14 Kasım 2002’den bu yana Atatürk’ün mazlum Türkiye Cumhuriyeti adeta kuzunun kurda teslim edilmesi örneği birilerine ziyafet için sunulmuş bulunuyor.. Son 12 yıldır da bu bağlamda çok yönlü, açık – sinsi parçalanma operasyonlarına tabi tutulmakta..

Uğur Mumcu’nun yazdıkları birer birer doğrulanıyor..

Bereket, yazamadıkları da sonradan, son derece varsıl (zengin) arşivi taranarak
büyük emeklerle kitaplaştırıldı UM:AG tarafından. Bu çabalar tarihe ve ulusumuza
büyük ve çok değerli hizmetlerdir. Halen CHP adına TBMM Başkanvekili olan
Sn. Güldal Mumcu öncülüğünde UM:AG Vakfına şükran borçluyuz..

Ağabey Ceyhan Mumcu, kendi deyimiyle “Uğur” un katillerinin bulunması için
ömrünü adadı. Güldal Mumcu, Doğru – Yol hükümeti Emniyet Genel Müdürü
Mehmet Ağar
ile konuşurken gladyo cinayeti anlaşıldı bütün çıplaklığıyla..
Bayan Mumcu, “çekin tuğlayı, cinayet aydınlansın..” dedi. Genel Müdür Ağar ise, “..çekemem, duvar yıkılır, altında kalırız…” dedi.. (Bkz. dipnotu..)

Böylelikle Devletin, işin içyüzünü yani Mumcu cinayetini kontr-gerillanın işlediğini bildiği fakat uluslararası dengeler – düğümler bağlamında açıklamadığı – açıklayamadığı anlaşıldı. Mumcu’nun eşinin ziyaretleri sırasında dönemin Başbakanı Süleyman Demirel, Başbakan Yardımcısı Erdal İnönü ve İçişleri Bakanı İsmet Sezgin, “cinayeti çözmenin, devletin namus borcu olduğu”nu belirterek adeta namus sözü verdiler (1993) fakat failler yakalan(a)madı.. Dahası, kanlı cinayet alçakça bir komşu ülkeye
mal edilerek, üstüne üstlük halkın bu ülke halkına düşmanlaştırılması kozu bile oynandı..

Türkiye, yalvar yakar 3 yılın ardından ve muazzam Kore rüşveti sayesinde
(741 şehit, 2147 gazi : MEHMETÇİĞİN KANI VE CANI İLE RÜŞVET!)
4 Nisan 1952’de NATO’ya kabul edildikten sonra aydınlık öncü evlatlarını,
karanlıkta kalmaya bu sistem gereği mahkum gladyo cinayetlerine kurban vermeye başlamıştı.. Sözde Sovyet tehdidi (1945) ürküsüyle (paniğiyle) 4 nala NATO’nun kucağına atılırkan, T.C. Devleti, Devlet olarak en temel görevi olan yurttaşlarının can
ve mal güvenliğinden vazgeçmiş oluyordu.. Soyut “devlet bekası” kutsanarak
öne çıkarılmış, gerçekte devletin varlık nedeni olan vatandaş feda edilmişti.. Bu tercih, kritik “faşizm” eşiğidir ve Türkiye, NATO üyeliği ile gerçek bir demokrasi olma şansını yitirmiştir.

Dolayısıyla, her yıl bugünlerde, Adalet – Demokrasi haftalarında biz bu 2 güzel perinin ardında seraplar görmeyi sürdürürüz.. 1 hafta sonra da 31 Ocak 1990’da öldürülen ADD Kurucu Genel Başkanı Prof. Dr. Muammer Aksoy‘a
24 yıl sonra gene ağıtlar yakarız..

Sorun sistem sorunudur..

Türkiye’de halktan yana bir devrimci iktidar başa getirilemediği sürece bu alçakça cinayetler karanlıkta kalacağı gibi, yenileri de işlenmeye devam edilecektir..

Nitekim edilmektedir! Üstelik hızlanarak ve kapsamı genişletilererek..

Mumcu’nun öldürülmesinden 24 gün sonra işlenen Jandarma Gn. Komutanı
Org. Eşref Bitlis cinayeti
nereye konacaktır??

Mumcu’nun öldürülmesinden 6 ay kadar sonra 2 Temmuz 1993 Sivas toplu kırımı provokasyonu nereye konacaktır??

  • Aradan geçen 21 yılda açık – örtük yüzlerce gladyo / kontrgerilla cinayeti bu topraklarda NATO sayesinde işlenebilmiştir ve hiçbirinin de işleyeni yakalananamıştır!? (Ferit İlsever; Kontrgerilla 1-2)

“Faili meçhul” retoriği ile de zihinlerimiz tuzaklanarak cinayetlere
“öğrenilmiş çaresizlik sendromu” bağlamında boyun eğmemiz sağlanabilmiştir!?.

AKP dönemiyle birlikte köklü bir strateji değişikliği yapılmış ve asker – sivil öncü aydın kadroların tertip davalarla, sahte – düzmece iftira belgeleriyle hapse konularak tasfiyesi yöntemi uygulanmaya konmuştur.. Ergenekon, Balyoz vd. oyunlar bu iğrenç stratejinin türevidir ve bizzat Başbakan R.T. Erdoğan’ın Başdanışmanı AKP Ankara Milletvekili Doç. Dr. Yalçın Akdoğan tarafından apaçık itiraf edilmiştir : 25 Aralık 2013, Star gazetesindeki köşe yazısı ;

  • ” …Kendi ülkesinin milli ordusuna kumpas kuranların
    bu ülkenin hayrına bir iş yapmış olmayacağını…”

Sonuç                         :

Yineleyerek bağlayalım..

Sorun sistem sorunudur..

Türkiye’de halktan yana bir devrimci iktidar başa getirilemediği sürece
bu alçakça cinayetler karanlıkta kalacağı gibi,
yenileri de işlenmeye -türlü yollarla- devam edilecektir..

(Yazının pdf formatı aşağıda)
AYDIN_CINAYETLERI_STRATEJISI_ve_21._ADALET-DEMOKRASI_HAFTASI

Sevgi ve saygı ile.
23 Ocak 2014, Ankara

Dr. Ahmet Saltık
www.ahmetsaltik.net

Dipnotu      :

Mehmet Ağar o sırada Erzurum Valisi’ydi. 6 ay kadar sonra Emniyet Genel Müdürü oldu. Ertesi yıl, 24 Ocak 1994’te Güldal Mumcu’yu evinde ziyaret etti.
Bu olayı çözebilmek için özel bir ekip kurdurdum.” dedi. Bayan Mumcu
5 Şubat 1997 günü, TBMM Araştırma Komisyonu’nda o görüşmeyi anlattı.

“Bu işin arkasındakileri ortaya çıkarın, tuğlayı çekin.” dediğini, Ağar’ın ise.
Yapamam, tuğla çekilirse duvar yıkılır, biz de altında kalırız.
dediğini söyledi. Soruşturmayı yürüten savcının da kendisine
“Bu işi devlet yapmıştır.” dediğini aktardı.

‘Yoksul ve Kör Bir Halk Sağlıkçısı!’


Dostlar
,

Sevgili Çağatay Güler ile 1978 – 81 arasında Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi
Halk Sağlığı Anabilim Dalı‘nda (YÖK öncesi, 832 sayılı Hacettepe Üniversitesi kuruluş yasasına göre, o zamanki adıyla “Toplum Hekimliği Bölümü“) 3 yıl
Halk Sağlığı / Toplum Hekimliği dalında tıpta uzmanlık eğitimi aldık. O dönemde üniversiteler asistanlarını kendileri seçerdi. Sağlık Bakanlığı ve SSK Hastanelerinde
tıpta uzmanlık eğitimi için merkezi TUS sınavı vardı. Biz o dönem 31 kişi Hacettepe’ye başvurmuş ve 6 kişi ihtisasa seçilmiştik.

Prof. Nusret Fişek, bu bölümün (Toplum Hekimliği – Community Medicine) kurucusu ve ülkemize çağdaş anlamda Halk Sağlığı Bilimleri anlayışını ve hizmetlerini getiren insan olarak tıbbiyenin ilk sınıfında gönlümüzde yer etmişti. Yaşamımızı Koruyucu Sağlık – Tıp hizmetlerine adayacak; sağlıklı bir toplum için Halk Sağlığı – Toplum Hekimliği Uzmanı olacaktık.. Öyle de yaptık sanırız.. 1971’lerden 2013’lere sürüyor..

Çağatay bizden 2 yıl önce tıbbiyeden mezun olmuş ve o arada bir de Fizyoloji Uzmanı olmuştu. Renkli, çok esprili, ince ve yüksek zekâsının ürünü nüktelerle, fıkralarla hepimizi güldürürdü. Daha sonra Ordu Sağlık Müdürlüğü yaptı, Bulancak’ta çalıştı ve çok zorlu yıllar sonrasında yuvasına dönerek akademik kariyer yaptı. Onlarca kitap ve
çok sayıda makale – bildiri yazdı, Çevre Sağlığı alanında ileri uzmanlık derecesi aldı.
Çok sayıda duygu yüklü, çarpıcı biçimde sorgulayan ve düşündüren şirler yazdı, kitapçıklar olarak yayımladı, bizlere dağıttı..

Aşağıdaki yazısı hüzünlü ironiler içermekte ve acı acı düşündürmekte..
KüreselleşTİRme = Yeni emperyalizm sosyal devleti ve kamusal sağlık hizmeti sistemini yerle bir (tarumar!) etti.

Koruyucu sağlık hizmetleri özelikle dışlandı ve yerli – yabancı sermayenin
özel sektörüne halkın hastalanarak müşteri olması kurgulandı.

Devlet de Dünya Bankası dayatması zorunlu sigorta sisteminde halkından
prim = ek vergi toplayarak sermayeye aktaran sopalı tahsildara indirgendi.
Bir de pek çok yerde Deli Dumrul’u kıskandıran katkı payları haracı var..

Daha beteri de üstad RT Erdoğan‘ın rüyası “şehir – kent hastaneleri” vb.ile yolda..

Vahşi kapitalizm hiç utanmadan sistemi böylesine yozlaştırdı.
Her şeyin ama her şeyin bir fiyatı var kumarhane kapitalizminde (Alpaslan Işıklı).

Yaşamın her santimetre karesi moneterize edilebiir..
Tüm yaşam moneter (parasal) yöntem ve ölçülerle yönetilip yönlendirilebilir.
Böyle buyurdu Zerdüşt (pardon papaz) Adam Smith!

Ama insanlık onuru – aklı bu prangaları da elbet kıracak..

Sevgili Güler’in yazısını buruklukla okuyalım vee…..

Sevgi ve saygı ile.
09..10.13, Ankara

Dr. Ahmet Saltık
www.ahmetsaltik.net

=======================================

‘Yoksul ve Kör Bir Halk Sağlıkçısı!’

Cagatay_Guler_portresi

 

Prof. Dr. ÇAĞATAY GÜLER
Hacettepe Üniv. Tıp Fak.
Halk Sağlığı AnabilimDalı

 

 

Ben bir halk sağlıkçısıyım.
Yıllar önce, on yılı aşkın bir süre bir resmi kanalda senede otuz saat halk sağlığı,
bir o kadar da çevre bilgisi konularını sunmuştum. Ne adımı bilen oldu, ne de tanıyan. Sunumlarımı kimi zaman sabahın ikisine üçüne koyuyorlardı. Benden sonra hipopotamların cinsel yaşamıyla ilgili bir kültür programı gelirdi “anlattıklarımı bütünlesin” diyerek. Kan ter içindeki iki hipopotamın olağanüstü çabalarını unutamam!

Bir yılbaşı gecesi televizyon izlerken elimdeki ‘geçgeç’in bir düğmesine yanlışlıkla bastığımda kare kare bütün kanallar görüntülenmişti. Her kanalda dansöz vardı ve
ben kanalın birinde “el yıkamanın önemini” anlatıyordum. Daha sonra kanalı arayarak sormuştum: “İzlenirliği artırmak için beni koydunuz sanıyorum, ama o kadar dansöze karşı elimden ne gelir ki?” Hep merak etmişimdir, o an beni izleyen birileri var mıydı? İzliyorsa niçin izliyordu?

Herhalde “kendimi dev aynasında gördüğümden” olacak, şansımı zorlayıp nasılsa
fos çıkacak politik geyiklerin belirlediği gündemi “saptırmak” istiyordum. Bu nedenle o “büyüleyici” sabah programlarından birine başvurdum. Aklımca programa katılacak, bir türlü yarıp geçemediğim politik gündeme bağlı karartma perdesinden başımı uzatarak unutturulan, kimsenin aldırmadığı, her gün daha büyüyen, geleceğimizi karartabilecek bazı temel halk sağlığı konularını gündeme taşıyacaktım.
En azından diyecektim ki:

  • “İnsan ve diğer canlıların ve topluluklarının sağlığını doğrudan ya da dolaylı olarak etkileyen fiziksel, kimyasal, biyolojik, sosyal ve psikolojik etkenlerin belirlenmesi ve denetim altına alınması gelecek kuşaklar için yapılacak
    en önemli yatırımdır. 
    Çevre, kişinin kalıtsal yapısı dışındaki her şeyi kapsamaktadır. İnsanın iyilik hali birçok yönden çevre tarafından etkilenir, birçok hastalık da çevre tarafından başlatılır, geliştirilir, sürdürülür ya da uyarılır.”
    Toplumun ekonomik düzeyi kalkınma süreciyle bağlantılıdır. Bu çabalara bağlı olarak ortaya çıkabilecek halk sağlığı sorunları önlenebilir sorunlardır. Başlangıçta alınacak koruyucu önlemler pahalı gibi görünürse de, sonradan ortaya çıkan sorunların düzeltilmesiyle il­gili çabaların maliyeti ve olumsuz sonuçları göz önüne alındığında daha ucuz bir yöntem­dir. Başka bir anlatımla halk sağlığı önlemlerinin çoğu köktencidir (radikaldir), alındığında sorun biter. Ancak koruyucu önlemlerin temel hedefi olan birincil koruma çok büyük oranda bireysel ve toplumsal katkı gerektirir. Bu nedenle farkındalık yaratabilmek için her türlü çaba harcanmalıdır.”
  • Halk sağlığı sorunlarının değerlendirilmesi ve denetimi çok disiplinli yaklaşım gerektirdiğinden yöntemi klinik uygulamalardan farklıdır. Hekimler geleneksel olarak her kezinde bir hasta ile ilgilenirler, Halk Sağlıkçısı ise bütün toplumla ilgilenmek zorundadır. Bu nedenle öncelikleri çok farklıdır.
    Halk sağlıkçısı bir yandan var olan sorunları ortadan kaldırmaya çalışırken, öbür yandan toplumu koruyabilmek amacıyla, çıkabilecek sorunları öngörmeye çalışırlar. Klinik uygulamalarda hekimin amacı özgül bir hastalığın ölüme yol açmasını önlemektir. Halk sağlığı yaklaşımı ise önce hastalığın oluşmasını önlemek, bunda başarılı olunamazsa hastalıkları daha belirti vermedikleri dönemde belirlemektir. 
    ‘Ateş bacayı sardığında’ bir sağlık kuruluşuna başvururuz. Ne var ki bazı sorunlar bu aşamaya geldiğinde
    tüm eczaneyi yutsanız iyi olamazsınız. Halk sağlıkçısının hedeflerinin gerçekleşmesi,
    politik irade ve tüm toplu bireylerinin katkısı olmadan sağlanamaz.”

Başvurduğum sabah programlarının yöneticileri programa katılabilmem,
söylemek istediklerimi söyleyebilmem için bana “özel bir fiyat” önerdiler.
Programa katılabilmem için üç bin dolar, adımın ve adresimin program sırasında
altyazı ile geçmesini istiyorsam fazladan bin dolar ödemem gerekiyormuş.
Bunun tanınmama önemli katkıları olurmuş.

Oysa ben “yoksul ve kör” bir halk sağlıkçısıyım!

Filmin sonunda tanınmış bir ses sanatçısı olup gerekli parayı kazanacak ses de yok bende! (Cumhuriyet, 5.10.13)

25 Eylül 2013; Ankara Sokakları.. Kritik Çağrışımlarımız ve Acil Önerilerimiz..


25 Eylül 2013; Ankara Sokakları.. Kritik Çağrışımlarımız ve Acil Önerilerimiz..

TÜİK‘in 3 gün önce açıkladığı ” GELİR ve YAŞAM KOŞULLARI ARAŞTIRMASI“(http://ahmetsaltik.net/2013/09/23/gelir-ve-yasam-kosullari-arastirmasi-2012/, 23.9.13) yeni Gini katsayısını .46 olarak verdi. Türkiye’de gerçekte (reel olarak) bu değerin .60’ların altında olmadığını sokakta, çarşı – pazarda.. hemen her yerde gözlemliyoruz.

  • TÜİK bilimsel (!) masalları (yalanları!?) sürdürüyor..

Yaşamın gerçeğini saklamaya çalışıyorlar..
Ama halk bu koşulların içinde çırpınmakta..
Boşuna (Nafile) çaba..
Bu Marie Antoinette‘cilik asla karşılıksız kalmaz diyalektik olarak. İyi bilinir; 1789’da Paris’te halk “AÇLIKTAN” ayaklanıp Elyseé Sarayına yürüyünce Kraliçe nedimesine sorar:

– Kuzum bunlar ne istiyor??
– Açlarmış efendim..-
– Pasta yesinleeer..

**********
Ve karı – koca Marie ve XIV. Louis Antoinette giyotinle idam edilirler,
Şanlı 1789 Fransız Halk ve Aydınlanma Devrimi gerçekleşir;
Bastille (bizim Silivrimiz!) zindanına tıkılan binlerce yurtsever tutsak halk tarafından salıverilir.

Önceki gün (25.9.13) Beşevler’den Ankara Üniversitesi Dişhekimliği Fakültesi binasına yürüdük. O koca caddede yürümek zordu, öylesine kalabalıktı kaldırımlar.
Hepsi de gencecik üniversite öğrencileri..
Binlerce..
Bu insanlar birkaç yıl içinde mezun olacak; iş – aş – konut isteyecek.
Dünyayı görüyor bilişim – telekomünikasyon olanaklarıyla.
Nasıl doyuracak ya da bastıracaksınız bu genç milyonların beklentilerini?
Sadaka kolileri ile mi??
Biat kültürü ile mi??
Polis şiddetiyle mi?
1453 kartalları adlı bindirme yeşil renkli  SS kıtalarıyla mı?
Neyle neyle??
Hadi canım sen de..

Bu basınç, mut-la-ka önümüzdeki yıllarda Türkiye’de köklü dönüşümlerin yolunu açacaktır.
GEZİ isyanını iyi değerlendirmek gerekir.

*****

Devamla Ankara Üniversitesi Dişhekimliği Fakültesi binasına geldik.
Koridorlar daha önce görmediğimiz ölçüde kalabalık..
YÖK, masa başı direktifleriyle öğrenci istifliyor yüksek öğrenim kurumlarına..
İçtenlikle aktarıyoruz, koridorlarda hasta ve öğrenci trafiğinden yürümek olanaklı değil..
Radyoloji bölümünün kapısında;

“ÖĞRENCİLERİN GİRMESİ YASAKTIR” uyarısı asılı idi..

Dehşete kapıldık..

Film çekimi ve banyosu için, sıradan yurttaş gibi 1,5 saate yakın süre bekledik.
İnsanların perişan hallerini gözledik bu arada..
Öğlen arasına girmeden, zorlukla filmi dişhekimimize gösterebildik..

Kapalı mekanlarda omuz omuza..
Sokakta, dolmuş-otobüste de öyle..
Caddede araçlar tampon tampona..
Ve Başbakan R.T. Erdoğan 3-5 çocuk yapın.. demekte!?!
Akıllara durgunluk veren bir çılgınlık..
Ateşle oynamak.. Ülkenin geleceğini perişan etmek..

***************

ILO 2010 Raporu son derece uyarıcı içerikler taşıyor.. Okuyan var mı ??

  • IMF ve ILO’ya göre Dünyada 210 milyon işsiz var! Durgunluğun özellikle gelişmiş ekonomilere zarar verdiği ve bu ülkelerde işsiz sayısı toparlanma sürecine girmedi. Raporlara göre küresel kriz nedeniyle 2007’den bu yana işsiz ordusuna 30 milyon kişi daha katıldı. Dünyada işgücü yılda %1.6 oranında büyüyor ve bu işgücüne katılımı istihdam edebilmek (iş bulmak) için 45 milyon yeni iş yaratılması gerekiyor. (www.imf.org/external/np/sec/pr/2010/pr10324.htm, 2.9.10)

    Türkiye’de ise her yıl 1,25 milyon «net» nüfus artışına iş bulmak gerekli..
    Nüfus artış hızı % 1,68’lerde ama TÜİK 1.35 dolayında veriyor ??!

Rapor devamla kritik noktalara – sorunlara dikkat çekiyor :

  • Raporda “Gençler kendilerini sistemin kurbanı olarak görüyorlar ve bu durumun sorumlusu olarak gördükleri her şeye öfke besliyorlar. Küreselleşme, kapitalist sistem, politikacılar, anababalar (ebeveynler).. gençlerin öfke duydukları kesimlerin başında… «Tüm bunların sonucunda gençler kendilerine yanlış bir gelecek vaat eden dinci veya köktenci hareketlere duyarlı duruma geliyorlar..» saptaması yapılıyor.

AB Merkez Bankası Başkanı da tarihsel hatalarını itiraf etmedi mi?

Bankaları kurtardık ama gençliği yitirdik..

************

Türkiye’nin sorunları günübirlik kısa erimli, miyop ve yüzeysel önlemlerle yönetilemeyecek- ötelenemeyecek ölçüde ağırlaşmıştır.

Bu tablonun sürdürümü olanaksızdır.

24 Ocak 1980 Kararlarının 33 yıl sonra ülkeyi getirdiği tıkanma- yıkım – dağılma ortamı gözler önündedir.

KüreselleşTİRme = Yeni emperyalizm

– ekonomik yıkım,
– sömürgeleşme ve
– tam bağımsızlığın yitirilmesi ile
– ülke ve ulus bütünlüğünün dağılması riskini

burnumuza dayamıştır.

Gerek makro gerek mikro ekonomik ölçütlerin “kırmızı alarm verdiği” nin AKP iktidarının sorumlu bakanları mutlaka ayırdındadır.

Zaman zaman kamuoyuna bu yönde açıklamalarını biliyoruz
(Bizzat Başbakan, A. Babacan, Z. Çağlayan, Merkez Bankası Başkanı E. Başçı..)

Sonbahar ile birlikte kışa doğru ağır bir ekonomik bunalımın rap rapları
kulakları tırmalamaktadır.

İktidar ise gündem değiştirme ve yeni yersiz, son derece hatalı cepheler açmakta
ve senaryolar sergilemekte.. Toplumun her kesimini karşısına almakta..

Oysa ülke olağanüstü koşullarda ve OLAĞANÜSTÜ YÖNETİM ile
düze çıkma olanağı olabilir.. Üstelik acele edilirse..

İzmir İktisat Kongresi gibi (17 Şubat 1923’te 1151 temsilci ile yıkılmış – yakılmış İzmir’de toplanıp, hanlarda kalınarak 15 gün süren ve Lozan görüşmelerinin kesilmesine de
yanıt olan, görüşmeleri yeniden başlatmayı başaran bir meydan okuma olarak!)
kapsamlı bir ULUSAL İKTİSAT KURULTAYI gereksinimi vardır..

Burada ulusal ekonomi politikaları belirlenmeli ve uygulanmalıdır.

Anayasal Kurum (md. 166) Ekonomik ve Sosyal Konsey,
ne yazık ki, AKP’nin tutumuyla kadük – işlevsiz bırakılmıştır.

Çok kaygılıyız çooook..

Tarih, ders almadığımız için yineliyor..

  • Ekonomik çöküntü AKP’yi götürecek.. 
  • Ya Türkiye, ya Ulus hangi ağır faturaları ödeyecek??

Sevgi ve saygı ile.
27.9.13, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net

KURTLAR SOFRASI.. / Dinner Table of Wolves


Dostlar
;

26 Haziran 2012’de sitemize koyduğumuz “KURTLAR SOFRASI” adlı
85 sayfalık kapsamlı çalışmayı bir kez daha gündeminize getirmek istiyoruz.

Bu emekli çalışma, Küresel Elit‘in içyüzünü, anatomisini (yapısını),
fizyolojisini (işleyişini) sergilemekte.

Bu dosyadaki temel bilgileri edinmeden Dünya’yı ve Türkiye’yi anlamanın
çok zor olacağını düşünüyoruz.

Hoşgörünüzle, daha çok ve / veya 1 kez daha gözden geçirilmesi dileğiyle

KURTLAR_SOFRASI_03.10.02

İ ç i n d e k i l e r ……

           İlkel’den İNSAN’a Varış                                                                                          

Taş Devri Yaşamı                                                                                                   

            Mezolitik Dönemi yaşamı

Yeleşik Düzen Neolitik Çağ

            Elle Yapılan Tarım Dönemi

            Neolitiğin Üç Kurumu: Din-Aile-Devlet

            Makineleşme Dönemi

            Sanayi Devrimi

            Makineli Tarım

            Tarımın Ticarileşmesi

            Genetik, Yeni Bir Sömürü Alanıdır                                                                        7

            Sömürge Peşine Düşüş

            Küreselleşme (Köleleştirme, Uluslararası Sömürü)

            Küreselleşme Adı Altında Kurulmak İstenen: “Tek Dünya Devleti”

            Sömürücü ABD Değil, ABD’ye de Hakim Olan ELİT

ABD’nin Merkez Bankası Yoktur

ABD’nin, Merkez Bankası Görevini Gören Federal Rezerv

Paraya ve Petrole Sahip Elit Kimdir?

Siyon Liderleri Protokolleri (Planlarını anlattıkları kitap)

Elit’in Uluslararası Örgütleri: CFR, IMF, DB, DTÖ, BM, Bilderberg,
Trilateral, AB Elit’in Uluslararası Şirketleri

Elit’in Korkusu Ulus-Devletlerdir

Kazanan Hep Elit’tir                                                                                                8

Yazı, Dil, Tarih ve Uygarlıklarıyla; Evrensel Uygarlıkların Kökenini
Oluşturan Ön Türkler /ON OKLAR

Tüm Ülkelerin İlgi Odağı Türkiye

Atatürk Bu Ülkeyi Bağımsızlıktan Ödün verilsin, Köleleştirilsin Diye Kurmadı

Elit’in Parayla Para Kazanması

Zenginler Daha Zengin, Fakirler Daha Fakir Oldular

Tarihte Bir Gezi                                                                                                       9

AYRI Adlar Altında Tanınan Örgütler, Aynı Yere, Elit’e Bağlıdır.

Getirileri Aynı Havuza Akar

Elit, Dünya Eliti’dir

ABD Yazılı Yerleri Elit Olarak Anlamak Gerek

İşte Kurtlar Sofrası

Siyon Tarikatı (1090)

Tapınak Tarikatı (Tampliye Şövalyeleri, 1118)                                                     10

Vatikan                                                                                                                     11

OPUS-DEI

Malta Şövalyeleri                                                                                                    12

Dömenikenler Tarikatı

Fransiskan Tarikatı

Cizvitler Tarikatı

Masonluk (1723)                                                                                                      13

Operatif Masonluk

Spekülatif Masonluk

Masonluğa Giriş Töreni                                                                                         14

Türkiye’de Masonluk

İlluminati (1776)                                                                                                      15

Bohemian Klübü (1830)                                                                                          16

Kurukafa ve Kemikler Tarikatı (1833)

B’nai Brith (1843)

Yuvarlak Masa Örgütü (1877)                                                                                17

Wilson İlkeleri (1912)                                                                                              18

Federal Rezerv (ABD’nin Elit’e ait Merkez Bankası, 1913)         

1 Doların Şifresi: Her Yol Elit’e Çıkyor                                                                  19

Dış İlişkiler Konseyi (CFR, 1921)                                                                          21

Birleşmiş Milletler (1945)                                                                                       22

Uluslararası Para Fonu (IMF, 1945)                                                                     23

Filipinle Hükümetinin İsyanı

Niyet Mektupları (Diyet Mektupları)                                                                       24

Ülkeler Nasıl Köleleştiriliyor?

Nasıl Kurtulacağız?

Özel Çekme Hakları (SDR)                                                                                    

Dünya Bankası (DB, 1945)                                                                                     25

GATT (Gümrük Tarifeleri Genel Anlaşması, 1947)

Truman Doktrini (1947)                                                                                          26

Marshall Planı (1948)

Batı Avrupa Birliği (BAB, 1948)

NATO (Kuzey Atlantik Anlaşması, 1949)                                                              27

NATO ve Götürüleri

Bilderberg (1954)                                                                                                    28

Avrupa Ekonomik Topluluğu (AET, 1957) sonra AT, sonra Avrupa Birliği          29

Eisenhower Doktrini (1957)                                                                                   30

Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü (OECD, 1960)

Trilateral Komisyon (Üçlü Komisyon, 1973)

Çok Taraflı Garanti Yatırım Kuruluşu (MİGA, 1985)                                            31

Yıldız savaşları (SDI: Stratejik Savunma Girişimi)

Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Konferansı (AGİK, 1990)                                        32

Avrupa Birliği (AB, 1992)

Kuzey Amerika Serbest Ticaret Anlaşması (NAFTA, 1992)                               33

GATT, sonra Dünya Ticaret Örgütü (DTÖ/WTO, 1994)

Hizmet Ticareti Genel Anlaşması (GATS, 1994) 

Avrupa Enerji Şart (1985)                                                                                       34

Çok Taraflı Yatırım Anlaşması (MAI)

Uluslararası Şirketler                                                                                              35

1919-2002 Arası Türkiye ve Türkiye’ye Dayatılan Anlaşmaların İçyüzü            36

Bir İncelemede “Özünü” Kavramak Önemlidir

İç ve Dış Politikayı Etkileyen Ögeler

Tarih ON OKLAR’da / Türkler’de Başlar

Evrensel Uygarlıkların Kökeni On Oklar / Türkler

Atatürk, Türk Ulusunun Kimliğini, Kökenini Bulması İçin Çok Çalışmıştır

Eksik ve Yanlış Resmi Tarih Değişmelidir

Türkler Dünya Tarihindeki Yerini Almalıdır

Türkiye’nin 1919-1923 Dönemi                                                                              37

Satılmış, Paylaşılmış, Yıkık Bir Ülke

“Ya Bağımsızlık, Ya Ölüm”

Yeni Bir Toplum, Yeni Devlet ve Sürekli Devrimler

1919-1923 Arası Önemli Olaylar

İngiltere’nin Kürt Politikası

Chester Projesi (1923)                                                                                            38

Türkiye’nin 1923-1939 Dönemi ve Önemli Olaylar                                              39

Montrö Sözleşmesi (1936)                                                                                    

Sadabat Paktı (1937)

Hatay’ın Alınışı (1938)

Türkiye’nin 1939-1945 Dönemi                                                                              40

Atatürk’ün Yolundan Sapış Dönemi                                                                     40

Atatürk’ün Öngörüsü                                                                                            

2. Dünya Savaşı (1939-1945)

Yalta ve Postdam Konferansı (1945)

Ticari İmtiyaz Anlaşması (1939)                                                                            41

Üçlü İttifak (1939)

Türkiye’nin 1945-1960 Dönemi

Atatürk’ün Yolundan Sapış ve Hovardalık Sürüyor

İrticanın Kuramcısı ABD (1945)                                                                             42

Milletler Cemiyeti Görevini Birleşmiş Milletler’e Devrediyor (1945)                 

Bretton Woods Örgütleri: IMF, DB, GATT, DTÖ vb)

Yardım ve Yardım Anlaşmalarının Aslı, Ağır Şartlı Dayatmalardır

Türkiye-ABD Karşılıklı Yardım Anlaşması (23 Şubat 1945)                                43

10 Milyar Dolarlık Kredi Anlaşması (27 Şubat 1946)

Türkiye ABD Arasındaki Ek Anlaşma (6 Aralık 1947)                                          44

Truman Doktrini (12 Mart 1947)

Amerika, Askeri Yardımları Niçin Yapıyormuş?

Askeri Yardım Anlaşması (12 Temmuz 1947)

Marshall Planı (2 Nisan 1948)                                                                                45

Max Thornburg Raporu ve İstekleri (1947)

Marshall Planının Olumsuz Etkileri

Kuzey Atlantik Anlaşması Örgütü (NATO, 4 Nisan 1949)                                     46

Türkiye’nin NATO’ya Alınma Nedeni

Yardımların Veriliş Nedenleri

Türkiye-ABD Eğitim Komisyonu Anlaşması (27 Aralık 1949)                             47

Albay Haydar Tunçkanat’ın Söyledikleri

Türkiye-İsrail Ticaret ve Ödemeler Anlaşması (4 Temmuz 1950)                      48

Yabancı Sermayeyi Teşvik Kanunu (18 Ocak 1954)

Petrol Yasası (7 Mart 1954)                                                                                   49

Ortaklık Güvenlik Anlaşması (10 Mart 1954)                                                        50

NATO Kuvvetler Statüsü Sözleşmesi (SOFA, 20 Mart 1954)

Askeri Kolaylıklar Anlaşması (23 Haziran 1954)

Vergi Muafiyetleri Anlaşması (24 Haziran 1954)

Bağdat Paktı (24 Şubat 1955)                                                                                51

Elit Rockefeller’in ABD Başkanı Eisenhower’a Mektubu (1956)

Türkiye-ABD Tarım Ürünleri Anlaşması (12 Kasım 1956)                                   52

Londra Deklarasyonu (28 Temmuz 1958)                                                            

Türkiye-ABD İstimlak ve Müsadere Garantisi Yasası (Ocak 1959)

Türkiye-ABD Güvenlik İşbirliği Anlaşması (5 Mart 1959)                                       53

Jüpiterlerin Türkiye’ye Yerleştirilmesi (25 Ekim 1959)

Türkiye’nin 1960- 1980 Dönemi                                                                            

U2 Olayı (1 Mayıs 1960)                                                                                          54

ABD’nin, Zırai Maddeler Ticaretinin Geliştirilmesi Hakkında, 161 milyon dolarlık
İkili Anlaşma ile İlgili Olarak Notası (21 Şubat 1963)

Türkiye-AET Ankara Anlaşması (12 Eylül 1963)                                                 

Türkiye ABD Kredi Anlaşması (31 Mayıs 1968)                                                   55

Ege Sorunu

Kıbrıs Sorunu                                                                                                         

Türkiye’nin 1980 ve Sonrası Dönemi                                                                    56

Türkiye Ekonomisini Etkileyen 4 Kriz                                                                  

Özelleştirme                                                                                                            57

ABD Türkiye’ye Neden Yakınlık Gösterdi?                                                          58

Kürt Sorunu ve ABD

“ABD, Türkiye’de Toprak Bütünlüğünü Desteklemiyor, Aksine Köstekliyor  

Çevik Kuvvet (Birleşik Devletler Merkezi Komutanlık)                                        59

Mutabakat Muhtırası (29 Kasım 1982)                                                                59

Limni Sorunu

Savunma ve Ekonomik İşbirliği Anlaşması (SEİA, 18 Aralık 1985)

Ortadoğu’da Su Sorunu                                                                                        60

Boğazlar Sorunu

Körfez Savaşı                                                                                                         

Körfez Savaşı Sonrası

Körfez Savaşında Türkiye’nin Kayıpları                                                               61

Avrupa Birliği ve Türkiye (AB, 7 Şubat 1992)

Oyalamanın Serüveni                                                                                             62

Türkiye AET’ye 1959’da üye olmak üzere başvurdu

Ankara Anlaşması (12 Eylül 1963)                                                                        63

Lüksemburg Zirvesi (Mart 1976)                                                                           64

Avrupa Tek Senedi (1 Temmuz 1987)                                                                 65

Dublin Zirvesi (28 Nisan 1990) 

Matutes Paketi (6 Haziran 1990)

Maastricht Anlaşması (7 Şubat 1992), (AET –AT) Avrupa Birliği oldu

Lizbon Zirvesi (25-27 Haziran 1992), Edinburg Zirvesi (11-12 Aralık 1992)

Kopenhag Kriterleri (22 Haziran 1993)

Gümrük Birliği (6 Mart 1994’te imza. 13 Aralık 1995’te yürürlüğe girdi             66

Madrit Zirvesi (16 Aralık 1995)

Amsterdam Zirvesi (16-17 Haziran), Lüksemburg Z. (12-13 Aralık 1997)        67

Cardiff Z. (15-16 Haziran), Viyana Z. (11-12 Aralık 1998)

Köln Zirvesi (3-4 Haziran 1999)

İlerleme Raporu (13 Ekim 1999)

Helsinki Zirvesi (10-11 Aralık 1999) Türkiye “aday” ülke oldu

Katılım Ortaklığı Belgesi (KOB, 17 Temmuz 2000)

Genişletilmiş Siyasi Diyalog (4 Aralık 2000)                                                       68

Nice Zirvesi (8-10 Aralık 2000)

Ulusal Program

Leaken Zirvesi (14-15 Aralık 2001) …                                                                 69

AB; Kıbrıs, Ermeni Soy. İddiaları, Azınlıklar- Bölücülük, Ege Sorunu, Patrikhane, Heybeliada Ruhban O, IMF programları konularında, Türkiye’den Ne İstiyor?

Kıbrıs, Ermeni Soykırımı İddiaları, Azınlık Sorunu-Bölücülük                           70

Ege Sorunu, Patrikhane, Heybeliada Ruhban Okulunun Yeniden Faaliyete Geçirilmesi, IMF Programlarının Uygulanması, Sonuç                                                           71         

AB Yolunda Neler Yapılacak? Adım Adım 2004                                                72

2000’de, 2001’de, 2002’de Yapılacaklar                                                            73

2003’te, 2004’te Yapılacaklar                                                                              74

Bu İşte Bir Terslik var Avrupa Birliği’ne Hayır

Türkler Aynı Zamanda Avrupalıdırlar                                                                  75

Araştırmacı Kazım Mirşan ve Haluk Tarcan

Büyük Araştırmacı Yüceler Yücesi ATATÜRK Atatürk’ün Bir Şiiri

Gümrük Birliği (13 Aralık 1995)                                                                            

Avrupa Güvenlik ve Savunma Kimliği (AGSK, AB Ordusu)                              

AB İlişkilerinde Anayasa İhlali ve Yetki Aşımı                                                   76

Türkiye-İsrail Serbest Bölge Anlaşması (14 Mart 1996)                                  77

Türkiye-AB Tarım Anlaşması (9 Ocak 1998)                                                       

Güneydoğu Avrupa (Balkan) İstikrar Anlaşması (30 Temmuz 1999)

Uluslararası Tahkim                                                                                              

Türkiye-ABD Tic. ve Yat. İlişki. Geliştirilmesi Anlaşması (7 Aralık 1999)          78

Nitelikli Sanayi Bölgesi                                                                                          79

Çare ve Çözüm                                                                                                     79-80
Dipnotlar ve Kaynakça (158 adet)                                                                        81-85         

**********************

Dosya şöyle başlamakta                              :

  • İlkel’den İNSAN’a varış; insanın Kendin’den Kendine’dir,
    bir hayli emek, sabır, akıl, bilim, vicdan ve gönül ister.

Taş Devri (Paleolitik Çağ) dediğimiz dönemde, mağaralarda birarada yaşayan, ilkel-eşitlikçi-durağan bir birlikleri olan, ilkel sürü diyebileceğimiz insanlar; daha çok kadınların uğraştığı Toplayıcılık, erkeklerin uğraştığı Avcılık ve Balıkçılık yaparak; Asalak ekonomileri, ortak çalışma, ortak paylaşma ve işbirliği ile yaşamlarını sürdürmeye çalışmışlardır. Ateşi bulmuşlar, taştan aletler yapmışlardır. Korku ve umuda dayalı, düzensiz, raslantısal, sınıflandırıcı, düşçü, taklitçi ve sihirsel kültüre bağlı bir yaşamları vardır. Sonraları Devşiricilik denilen, yabani tahıl toplayıcılığı ile Ambarlama ve Biriktirme yöntemlerini kullandıkları, dinsel düşünüşün yavaş yavaş başladığı, bir tarıma ve üretime geçiş dönemi yaşamışlardır (-12.000, Mezolitik). Daha sonra da insanlar, coğrafi olayların, iklim koşullarının zorlaması ve nüfus artışı nedeniyle, sığınaklarını, mağaralarını bırakmışlar, ekolojik olarak zengin topraklara, vadilere ve daha çok su kenarlarına yerleşmişlerdir. Avcı ve toplayıcı topluluklar, biriktirdikleri malları taşıyamayacakları için yerleşik düzene geçmişler, korunmak için hendekler, surlar yapmışlar, bitkileri ve hayvanları evcilleştirmeye başlamışlardır. Balta, kazma, kürek, çapa, saban, döven, orak, pulluk ve tırpanla yani elle yapılan “tarım”la üretime geçmiş ve toplumsal yaşamı başlatmışlardır (-10.000, Neolitik Çağ). Tekerlekli taşıma araçları, yelkenliler yapmışlar, yünleri eğirip, kumaş dokumuşlar, sazdan hasır ve sepetler örmüşler, kolyeler yapmışlar, topraktan kaplar yapıp seramiklemişler ve yemeklerini pişirmeye başlamışlardır. Toplayıcılık ve avcılıktan tarım ve hayvancılığa geçiş, zamanla yiyecek depolamayı da (artı ürün) olanaklı kılmıştır. Biriktirilen yiyecek fazlası; artık tarımla uğraşmayan, araç gereç yapımıyla uğraşan, bir kısım uzman zenaatçıların da ortaya çıkmasını sağlamıştır. Tarımsal ürün fazlalığı, ekonomideki ve teknolojideki gelişmelerin temel kaynaklarından biridir. Ekim, dikim, hasat, zenaatçılık, uzmanlaşma derken, köyler kurulmuş, tarım ürünlerinin pazarlanması, değiş tokuş edilmesi ile ticaret diyebileceğimiz alış-veriş başlamıştır. Köylerin zenginleşmesi ve gelişmesi ile kentler kurulmuş ve daha sonra Devletler ortaya çıkmıştır.

Neolitik Çağın geliştirdiği üç kurum;

Din (Korku, umut, yalvarma, yakarma, tapma, tapınma, başeğmeye ödül, başkaldırmaya ceza, ruh, öte dünya, tanrı, melek, şeytan, cin vb),

Aile ve

Devlet’tir.

Artı ürün, toprak ve verimli yerleri ele geçirerek hüküm sürme uğruna, çekişmeler, kavgalar çoğalmış, istilalar başlamıştır. Ekonomik, siyasi çıkar çatışmalarıyla
sınıf kavgaları ve ülkeler arasında sömürü ilişkileri hızlanmıştır.

Makineleşme: 1840-1850 yılları…

Ve dosya şöyle bağlanmakta                   :

Özetle                   :

Yeni bir kurtuluş savaşı gerek…

Çare; Yüceler Yücesi Atatürk’ün yolunu; Akıl, bilim, vicdan ve gönül eşliğinde gereğini yaparak daha ileriye taşımak, insan gibi yaşamak, İNSAN olmaktır…

Bu ulusu tanımayanlar, tanıyamayanlar!!! 

  • BİZ SÖMÜRGE OLMAYIZ, 
  • BİZ KÖLELEŞMEYİZ … 
  • TAM BAĞIMSIZLIK, ÖZGÜRLÜK BİZİM KARAKTERİMİZDİR …

 Aydınlık günler dileğiyle “Günaydın İnsanlık”..

******************

Bu kapsamlı dosyanın üretilmesinde ve paylaşımında paha biçilmez emekleri olan tüm DOST lara, sözcüklere sığmayan gönülden şükranla..

Sevgi ve saygı ile.
30.6.2013, Ankara

Dr. Ahmet Saltık
www.ahmetsaltik.net

Kamu – Özel Ortaklığı Hakkında Ankara Tabip Odasından Basın Açıklaması ve Düşündürdükleri


Dostlar,

Ankara Tabip Odası Yönetim Kurulu‘nun çok önemli ve acı gerçekleri dile getiren
basın açıklamasına irdelemekte biraz geciktik. Araya Reyhanlı faciası girdi..

Bu önemli ve tarihsel değerdeki basın açıklamasını mutlaka okumalısınız… (http://ahmetsaltik.net/kamu-ozel-ortakligi-hakkinda-ankara-tabip-odasindan-basin-aciklamasi/, 23.5.13)

Siyasal iktidarın sağlık politikaları, IMF – DB – AB – ABD güdümünde her şeyi tarumar etmeyi sürdürüyor ne yazık ki.. Bu kadrodan ve dış güdümlü politikalarından bir an önce kurtulmadıkça ulusal kaynakların peş keş çekilmesi bitmeyecek..

“Kamu – Özel ortaklığı” hakkında web sitemizde daha önce de yazılar yazdık.
Örn. “Sağlıkta Kamu-Özel Ortaklığı Yasası ve Getirip-Götürdükleri” (http://ahmetsaltik.net/saglikta-kamu-ozel-ortakligi-yasasi-ve-getirip-goturdukleri/, 24.3.13)

Şubat 2005′te Anayasa’nın 56. maddesi gerekçe gösterilerek SSK’nın 40 yılda işçilerin alın terleri ile oluşturduğu 500’ü aşkın sağlık kuruluşu Sağlık Bakanlığı’na devredildi. (Bazı Kamu Kurum ve Kuruluşlarına Ait Sağlık Birimlerinin Sağlık Bakanlığına Devredilmesine Dair Kanun, RG 19.01.2005,  sayı: 25705, yasa no : 5283).

Niyet bugünlerde artık iyice ortadadır :

  • Toptan yerli – yabancı yandaş sermayeye devir!

Benzetmek yerinde ise sermaye önce iç güveyi olarak alınacaktır
Kamu – Özel ortaklığı ile..

Sonra “damat bey” (Kamu!) her nasılsa erken ölecek, mirası da dul eşine kalacaktır..

Daha açığı ile, bir süre sonra Kamu, bu geçici – göstermelik ortaklıktan çekilecek ve
tüm kamusal sağlık kurumları, arsaları, binaları, donanımları ve de çalışanları ile

“İÇİNDEKİLERLE BİRLİKTE SATILIK KÖY” örneği “in toto” olarak (bütünüyle)

küresel sermaye ve göstermelik uzantılarına mitolojinin tanrılarına “altar” lardaki (sunak) gibi “holocost” (kurban) olarak sunulmuş olacaktır..

  • Halkın uyanması ve örgütlenerek bu kör talihine artık el koyması gerekiyor..

5510 sayılı Sosyal Güvenlik ve Genel Sağlık Sigortası Yasası 1 Ekim 2008′de yürürlük aldığında, özel sağlık sektöründe yurttaştan alınan sağlık hizmeti katkı payı % 30 – 70 arasında idi. E sınıfından A sınıfına hastanelerde artan oranlı olarak.. Kısa süre önce üst sınır Bakanlar Kurulu kararı ile %90 oldu (yasada %100). Şimdilerde ise yasanın
73. maddesinde değişiklikle üst sınır %200′e çıkarılıyor. Teklif TBMM’de..
Örn. bademcik ameliyatı SUT’ta 400 TL.. 800 TL de yurttaş cepten ödeyecek!

  • Açıkça “PARAN KADAR SAĞLIK”!

Sözde “Kamu – Özel Ortaklığı” ile yapılacak 5 yıldızlı hastane (!)  hizmet bedellerini SGK’nın karşılamayacağı, karşılayamayacağı ortadadır. O halde buralardan
kim yararlanacaktır?

Ortalama yurttaş bu fahiş bedelleri ödeyemeyeceğine göre, üst katmanlar yararlanacaktır.

Kira bedelleri Döner sermayeden ödenecektir. Çekirdek kamu hizmeti idarededir
ama vergi ile finansman dışlanarak “bölüşüm hakkı” zedelenmektedir.
“Kullanan öder” dayatması bir tuzaktır.

  • O halde sağlık sisteminin finansmanı vergi temelli olmaktan çıkarılmaktadır.
    Bu durum açıkça Anayasanın 73. maddesine aykırıdır.

Ayrıca devletin arazisine, Anayasaya aykırı olarak üst hakkı (sınırlı ayni hak tesisi) yetkisi verilmektedir. Oysa Devletin hüküm ve tasarrufu altındaki yerde “üst hakkı” kullanılamaz (İdare Hukuku uzmanı  Prof. Dr. Onur Karahanoğulları).

9 Mart 2013’te Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 6428 sayılı
Sağlık Bakanlığınca Kamu Özel İş Birliği Modeli ile Tesis Yaptırılması, Yenilenmesi ve Hizmet Alınması ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanunun iptali istemiyle Cumhuriyet Halk Partisi Anayasa Mahkemesi’ne başvurdu.

Öncesinde Türk Tabipleri Birliği TBMM’deki görüşmelere davet edilmiş,
Yasa Tasarısı’na ilişkin hazırlanan görüş Plan ve Bütçe Komisyonu’na iletilmiş ve
TTB Genel Sekreteri Dr. Bayazıt İlhan Komisyon görüşmelerinde bir sunum yapmıştı. (Tasarıya ilişkin TTB görüşü için http://www.ttb.org. tr/index.php/Haberler/kanuntasari-3556.html ). Ancak değişen hiçbir şey yok! Türk Tabipleri Birliği Hukuk Bürosu tarafından yasanının Anayasaya aykırılığına ilişkin hazırlanan rapor da CHP’ye iletildi.

Kamu kaynakları (Hazine arazileri), halkın vergisi, üst katmanlara 5 yıldızlı hizmet için kullanılmaktadır. Devlet, sermayeye ücretsiz özgülediği (tahsis ettiği) Hazine arazileri üzerinde yapılacak bu lüks binaların 30 yıllığına güvenceli kiracısı ve de
müşteri sağlayıcısı / garantörü olacaktır!?

Hani serbest piyasa idi? Risk alırdı, riskli girişkenliğinin bedeli idi kârı!?

Hani Adam Smith “Bırakınız yapsınlar / bırakınız geçsinler!”
(Laissez faire / Laissez passe) buyurmuştu Liberalizmin peygamberi olarak!

Devletin tanımı bu değildir!

JJ Rousseau’nun SOSYAL SÖZLEŞME’sindeki (Contrat de Social) “Devlet”
hatta 2500 yıllık Eflatun’un Devlet tanımının bile gerisine düşen bir vahşet ile
karşı karşıyayız.

İşte “Küreselleşme” dedikleri sefalet, gerçekte KüreselleşTİRme = Yeni Emperyalizm
tam da budur!

İngiltere’de bile bu süreç çok sıkıntılı (http://www.hm-treasury.gov.uk/d/ infrastructure_ new_ approach_to_public_private_partnerships_051212.pdf)

Bu denli sermaye yanlısı ve halk karşıtlığını Türkiye tarihinde hiçbir siyasal iktidarda görmedik..

Ankara Tabip Odası‘nın aşağıda tam metini verdiğimiz basın açıklamasını okuyunuz,
dehşetli soygunu rakamlarıyla göreceksiniz..

Türk Tabipleri Birliği’nin bu bağlamda açtığı imza kampanyasına destek vermek gerekiyor..

Ve de Anayasa Mahkemesi’nin SOSYAL DEVLETİ unutmaması.. (Md. 2 ve daha pek çok madde..)

Sevgi ve saygı ile.
23.5.2013, Ankara

Dr. Ahmet Saltık
www.ahmetsaltik.net

============================================

ATO_logosu

 

 

Kamu – Özel Ortaklığı Hakkında Ankara Tabip Odasından Basın Açıklaması

Değerli Meslektaşımız,

Ankara Tabip Odası tarafından 11 Mayıs Cumartesi günü bir basın toplantısı gerçekleştirilerek, Kamu-Özel Ortaklığına ilişkin kamuoyuna yansıtılan rakamların gerçekliği tartışılmış ve sağlık alanında özelleştirme uygulamaları üzerine değerlendirmelerde bulunulmuştur.

Ankara Tabip Odası Başkanı Prof. Dr. Özden Şener’in de katıldığı ve
Genel Sekreter Dr. Selçuk Atalay tarafından okunan basın açıklamasının tam metni aşağıdadır.

Saygılarımızla.

Ankara Tabip Odası 

ANKARA TABİP ODASI BASIN AÇIKLAMASI

11 Mayıs 2013 : Kamuoyunu Yanıltmayın

9 Mayıs Perşembe günü bir gazetede, “Sağlıkta 700 milyon lira tasarruf” diye bir haber okuduk. Açıklamayı yapan, Sağlık Bakanı değil YDA İnşaat Yönetim Kurulu Başkanı.

Türkiye sağlık ortamı ile ilgili Sağlık Bakan’ının nezaretinde açıklamalar yapan YDA şirketi temsilcisi Hüseyin Arslan, “Arslan”lar ailesinin bir üyesi. AKP iktidarı boyunca çokça adından söz ettiren bu grup hakkında basın yayın organlarında haberler çıktı. Kendisini Mücahit Arslan olarak tanıtan, Başbakan’ın danışmanlığını yapan baba
İhsan Arslan’ın Başbakan Tayyip Erdoğan’ın yakın arkadaşı olduğu ve bu dönem boyunca pek çok devlet ihalesini aldığı yazıldı.

Son 10 yılda Türkiye sağlık alanını her geçen gün biraz daha özel sektöre devreden
ve yeni Sağlık Bakanı ile dümeni iyiden iyiye özele kıran iktidar, doğal olarak alanın sözcülüğünü de özel sektör yöneticilerine devretmiş oldu. Mevcut iktidar için oldukça normal olan bu duruma, önümüzdeki yıllarda giderek daha çok tanık olacağımızı anlıyoruz.

İnşaat sektöründen şirket yöneticisi, iktidarın yürüttüğü Kamu Özel Ortaklığı konusunda şöyle buyurmuşlar:

“Kamu özel ortaklığı sayesinde devasa yatırımlar yapılırken kamuya en ufak bir yük getirilmemektedir.”

Gazetede çıkan sdemecinde, “Ankara’nın, dünyanın en büyük sağlık kompleksine
sahip olacağını” da söyleyen özel sektör yöneticisi, kamu-özel ortaklığı sayesinde
yılda 800-900 milyon TL kar edileceğini de belirtmiş.

Yalnızca Bina 319 Milyon TL

Sözü geçen haberde, Etlik Sağlık Kampüsü’nün devreye girmesiyle kamunun giderinin yıllık 200-250 milyon TL düzeyine düşeceği, yani kamunun 700 milyon TL tasarruf etmiş olacağı söylenmektedir. Bu bilgi ne yazık ki gerçek dışıdır.
Sağlık Bakanı’nın nezaretinde kamuoyu yanıltılmaktadır. Zira Ankara-Etlik’te yapılacak olan tesisin yıllık kira bedelinin 319 milyon TL olduğu bilinmektedir. Bu fiyatın içinde kuru binadan başka hiçbir şey yoktur.

Öte yandan, bu hesaplar bile güvenilir olmaktan uzaktır. “Kamuya yük olmayacak” diye bu ülkenin sağlık ortamını 25 yıl ipotek altına alacak olan “dünyanın en büyük
sağlık kompleksi” girişiminin hesabının şaştığını daha yenilerde hep birlikte gördük.

Sağlık Bakanlığı Kamu Özel Ortaklığı Daire Başkanlığı tarafından yapılan
İstanbul-İkitelli Şehir Hastanesi ihalesinde, Sağlık Bakanlığı tarafından hazırlanan fizibilite raporu ile ihale komisyonu kararının onayladığı ihale tutarı arasında 468 milyon 322 bin 591 TL fark olduğu ortaya çıktı.

Devlet, özel sektöre fizibilite raporunun çok üzerinde ihale bedeli sunmuş!

Eğer doğruysa, yalnızca bu hesaba göre söz ettikleri 700 milyon tasarrufun çoğu gitmiş oldu.

Türkiye Sağlık Ortamı Ticari Bir Sırdır!

Bugüne dek yapılan ihaleler ile şirketlere ödenecek kira bedellerinin ne olduğu
resmi olarak açıklanmamıştır.

Kayseri 137 milyon, Ankara-Bilkent 289 milyon, Manisa 64 milyon, Konya-Karatay için 88 milyon TL yıllık kira belirlendiği basın yoluyla öğrenilmiştir.

Yozgat, Elazığ, İstanbul ve Mersin ihalelerindeki tutara ilişkin hiçbir bilgi bulunamamıştır.

Kira bedeli öğrenilebilen beş ihaledeki yıllık kiralar toplamı bugünün rakamlarıyla 898 milyon 770 bin TL’dir. Bu rakam, 25 yılda toplam 22 milyar 469 milyon 250 bin TL olacaktır. Toplam 45 projenin kira bedeli ve ihale karşılığının ise yüzlerce milyar TL tutacağı kestirilmektedir.

Bu Nasıl Bir Ortaklık?

Eski Sağlık Bakanı’nın memleketi Erzurum’da 2011’de 1.200 yataklı devlet hastanesinin yapılması işi 193 milyon 270 bin TL’ye ihale edildi. Aynı yıl
Kamu-Özel Ortaklığı yöntemi ile 1500 yataklı Kayseri Entegre Sağlık tesisi ihalesinde ise yalnızca bir yıllık kira bedeli 137 milyon 73 bin TL olarak belirlendi.
Yani Kayseri’de özel şirkete ödenecek bir buçuk yıllık kira ile
1200 yataklı bir hastanenin yaptırılmasının olanaklı olduğu görülmüş oldu.

Kamu özel ortaklığı diye söz edilen programın, kamu için çok kötü ama özel sektör için çok kârlı bir ortaklık olduğu açıktır. Bu işin sonunda ortaklardan kimin zararlı çıkacağı bellidir.

Kamuyu Kötüle, Özeli Süsle Püsle!

Kendisi de özel hastane patronluğundan gelen yeni Sağlık Bakanı’nın, Türkiye
sağlık ortamının özelleştirilme sürecini hızlandırmak niyetinde olduğu görülmektedir.
Bu amaçla kamu hizmetleri verimsiz, zarar eder gösterilerek, sermayeye peş keş çekmenin yolları oluşturulmaktadır.

Kamu Özel Ortaklığı modeli ile hastane yapımına başlanmadan evvel, Türkiye’nin
10 büyük hastanesinin finansal-mali analiz raporu hazırlanmıştır. Bunlardan birisi Numune Eğitim Araştırma Hastanesi’ninkidir. Hastanenin 2008 yılında gideri 141 milyon 604 bin TL’dir. Bu rakamın önemli bölümünü genel bütçeden gerçekleştirilen
personel giderleri oluşturmaktadır. Sözü geçen haberde, yılda yaklaşık 800-900 milyon TL dolayında olan hastane giderlerinden söz edilmektedir. Ne var ki, Numune dahil
7 hastanenin toplam giderleri hesaplandığında, rakamın kabaca 500 milyon TL dolayında olduğu görülmektedir.

Sağlık Hizmetini Binalar Vermiyor!

Bugün Etlik Entegre Tesisinin yapılacağı söylenen arazide kocaman bir hastane
boş duruyor. Bu binada artık sağlık hizmeti üretilmiyor.
Hastane personeli dört bir yana dağıtıldı. Birçoğu istifa etti, emekli oldu.

SSK tarafından 1997 yılında tamamlanan Etlik İhtisas Hastanesi, kurumun kendi arazisi üzerinde yapılmıştı. SSK’nın tüm malları Sağlık Bakanlığı’na “birleştiriyoruz işte,
ne güzel” diye aktarılırken (Şubat 2005), Etlik’teki bu çok değerli arazi de
Sağlık Bakanlığı’na alındı. Şimdi sermayeye 25 yıllığına verdikleri bu arazinin sahibi
bu ülkenin işçileridir. Sigortalı hastalara nefroloji, kardiyoloji, kalp-damar cerrahisi, hemodiyaliz gibi dallarda hizmet vermek için kurulan hastane, o tarihten kapatılana dek hem Ankara’ya hem de Ankara dışından gelen hastalara çok önemli hizmetler verdi. Daha 15 yıllık bir geçmişi olan Etlik İhtisas Hastanesi, yıkılmak üzere geniş arazisi ile birlikte 2012 Temmuz ayı sonunda Astaldi-Türkerler ortaklığına teslim edildi.

Etlik Kasalar ihalesi sonucunda Astaldi-Türkerler ortaklığının alacağı yıllık kira bedeli 319 milyon TL’dir. Kira bedeli her yıl TEFE/TÜFE oranında güncellenecek.
Toplamda devletin ödeme yapacağı tutar, bugünkü fiyatlardan 8 milyar TL olacak. Kampus içinde tüm inşaatlarla birlikte 2,4 milyar TL’lik yatırım yapılacak.
Bu paraya ek olarak Ankara’daki 11 hastane daha yok edilecek ve sözü geçen şirketlere devredilecek. Kira bedeli her yıl TEFE ya da TÜFE oranında güncellenecek.

Kira bedelleri güncellenirken katkı katılım paylarını da güncelliyorlar.
Maliye Bakanı Şimşek ne güzel demişti:

Güncelleme!

Bu ülkede vatandaştan alınanlar anında güncelleniyor ama vatandaşa verilenlerde güncelleme olmuyor.

Nereden Tasarruf Edeceksiniz?

Kamu Özel Ortaklığı ile 700 milyon TL tasarruf edileceği bilgisi gerçek dışıdır.
Bu ortaklıkla eğer Sağlık Bakanlığı 700 milyon TL tasarrufla harcamasını 200-250 milyon TL’ye indirecekse, nerelerden kesecektir? Personelden mi? İlaçtan mı?
Medikal aygtlardan mı? Tüketim gereçlerinden mi (sarf malzemelerinden mi)?
Taşeronun işçilerinden mi? Elektrik-su-gaz giderlerinden mi?

Kamuoyunu yanıltan tasarruf rakamlarında bu kalemlerden hiçbiri hesaba katılmamış, yalnızca inşaat firmasının alacağı kira bedeli düşünülmüştür. Özel sektörün,
hesabını “ben alacağıma bakarım” diye yapması doğaldır. Fakat Sayın Bakan da mı hesabı böyle yapmaktadır?

Biliyoruz ki, kapatılan ve taşınan hastanelerin bina kullanım hakları ihaleyi alan şirketlere veriliyor. Bu hastane binalarına ne olacak? AVM mi, otel mi, lüks konut mu, otopark mı, ne yapmayı planlıyorsunuz? Ankara’nın farklı yerlerinde halka yakın sağlık kurumlarını Ankara’nın bir ucuna taşıyorsunuz. Hastaların ulaşım giderlerini de
siz mi karşılayacaksınız?

Vatandaşın Cebinden Sermayeye…

Sağlık Bakanlığı’nın 2012 yılı bütçesinin 14 milyar TL, döner sermaye bütçesinin ise
16 milyar TL olduğu ve yalnızca beş hastane inşaatı için ödenecek kira miktarı değerlendirildiğinde, 45 kamu özel ortaklığı projesi için Sağlık Bakanlığı’nın bütçesi
ve döner sermaye gelirlerinin toplamının yıllık kirayı ödemeye yetmeyeceği anlaşılmaktadır.

Peki bu borçlar nasıl karşılanacak?

Adres ne yazık ki vatandaşın cebidir.

1999’da 4,9 milyar TL düzeyinde olan toplam sağlık giderleri, 2011’de yılında 76 milyar TL’ye yükseldi. Toplam sağlık giderinin Gayri Safi Yurtiçi Hasıla (GSYİH) içindeki payı 1999’da %4,8 iken, 2011’de bu oran % 5,9’a çıktı. Şimdi bu denli artmış olan
sağlık giderlerine Çalışma Bakanlığı ve Maliye’den “dur” denmektedir.
Devlet gider (harcama) sınırını aşmış, bundan sonra vatandaşın sağlık giderlerini
kendi karşılayacağı bir düzeni inşa etmektedir.

Geçtiğimiz ay Sağlık Uygulama Tebliği’nde (SUT) yapılan değişiklik ile normalde ücret ödenmemesi gereken hizmetler, “istisnai sağlık hizmeti” adı altında
12’den 29 kaleme çıktı. Otelcilik hizmeti zamlandı.

İktidar partisi, 8 Mayıs 2013 günü TBMM Plan ve Bütçe Komisyonunda görüşmelerine başlanan “Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Yasasında Değişiklik Yapılmasına İlişkin Yasa Tasarısı” ile özel sağlık hizmeti sunucularında katılım paylarına % 200 zam yapıyor. Bu da yetmediği gibi; “Öğretim üyesinden sağlık hizmeti” adı altında sağlık alanını ücretlendirmeyi sürdürecekler. “Bıçak parası” diye yıllarca Türkiye gündemini meşgul edenlerin derdi, vatandaşın cebinden para çıkmaması değilmiş. Onların derdi, çıkan paranın nereye gittiği ile ilgiliymiş.
Eskiden çok sınırlı bir kesimin yararlandığı muayenehane sistemini,
aslında tüm vatandaşlar için zorunlu duruma getirdiler.

Anatomi Yetmez, Fonksiyon Gerek!
Yalnızca Para Konuşarak Sağlık Olmaz!

Mevcut iktidar, hayali olan kamu özel ortaklığı ile sağlıkta tüm sorunların çözüleceğini sanıyor! İnsan nasıl anatomisinden ibaret değilse, sağlık hizmeti de binalardan ibaret değildir. Türkiye sağlık ortamının sorununu hastane binalarına indirgemek eğer kötü niyetlilik değilse, bilgisizliktir.

– Bugün sağlık ortamında tıp eğitimi ve uzmanlık eğitiminin niteliği düşmüştür.
– Sağlık çalışanlarına yönelik şiddet giderek tırmanmaktadır.
– Sağlık çalışanlarının özlük hakları her geçen gün tırpanlanmaktadır.
– Katkı-katılım payları düzenli olarak zamlanmaktadır.
-Hastalar hastane hastane gezmekte, hekimlerle 3-4 dakika görüşmelerde dertlerine derman bulamamaktadır.
– Hastanelerde destek hizmetlerin hepsi, yetersiz sayıdaki, sağlık bilgisi olmayan,
asgari ücrete talim eden taşeron çalışanlara teslim edilmiştir.
– Bugün hem vatandaş hem sağlık çalışanı zorda, Türkiye Sağlık Sistemi Hastadır!

Mevcut iktidar ve Sağlık Bakanlığı, mesailerini özel sektörün çıkarlarını korumak yerine halkın sağlık hakkını korumaya, vatandaşların sağlık hizmeti için para harcamamasına, nitelikli bir sağlık hizmeti için sağlık çalışanlarının koşullarını iyileştirmeye harcamalıdır.

Ankara Tabip Odası Yönetim Kurulu

Bangladeş’te fabrika yangını; 120 ölü Türkiye’de İşçi Sağlığı-Güvenliği


Bangladeş’te fabrika yangını: 120 ölü!

Bangladeş’in başkenti Dakka’da bir konfeksiyon fabrikasında çıkan yangında
en az 120 kişinin öldüğü, 150’den çok kişinin yaralandığı açıklandı. (AA, 25.11.12)

Dakka’nın Ashulye bölgesinde 9 katlı bir konfeksiyon fabrikasının zemin katında çıkan yangın kısa sürede tüm binayı sardı. Bazı işçiler pencereden atlayarak kurtulurken, özellikle üst katlarda çalışan işçiler dumanın da etlisiyle binada mahsur kaldı.
Çıkan yangında en az 120 kişinin yaşamını yitirdiiği, 150’den çok yaralı olduğu belirtildi. Yangının çıkış nedeni henüz belirlenmezken, itfaiye yetkilileri elektrik kontağından çıktığından kuşku duyuyor.

Fabrikada çalışan görgü tanığı Ahmed Riyad yaptığı açıklamada, yangının sabah saatlerinde bodrum katından yayıldığını gördüğünü belirterek, alt katlarda çalışan işçilerin yangının çıkmasıyla kaçabildiğini, üst katlardaki işçilerin ise yangının hızla  yayılmasıyla binada mahsur kaldığını söyledi. Sabah işe birlikte geldiği çok sayıda arkadaşının yanarak öldüğünü aktaran Riyad, 2 Dolar gündelikle çok zor koşullarda çalıştıklarını kaydetti.

Fabrikada yangın merdiveni yok!

İtfaiye yetkilileri ise 9 katlı konfeksiyon fabrikasında yangın merdivenin olmadığını belirterek, bunun ölü sayını artırdığına dikkati çekti. Başkent Dakka’da Aralık 2010’da aynı sanayi bölgesinde bulunan başka bir konfeksiyon fabrikasında elektrik kontağından yangın çıkmış, 25 kişi yaşamını yitirmişti. Bangladeş’in yıllık konfeksiyon ihracatı
24 milyar dolar. Bangladeş’teki 4500 konfeksiyon fabrikasında yaklaşık 2 milyon kişi çalışıyor.

======================================

Dostlar,

İş kazaları çalışma yaşamının en başta gelen karabasanı.
2. sırada gelen sorun ise meslek hastalıkları.

Ülkemizin her sorun bakımından da sicili hiç ak değil.

En son 2010 yılı SGK verisiyle ülkemizde kayda giren yıllık meslek hastalığı sayısı
550 bile değildir! Oysa Almanya’da 80 bin, ABD’de 400 bin meslek hastalığı yıllık tanısı vardır. Dolayısıyla meslek hastalıklarının “kayıt sistemimizle” bir tür kökünü kazıyacağız neredeyse…

İş kazalarına gelince   :
* Yıllık 60 – 70 bin aralığında resmi kayıtlı iş kazamız var.
* Ayda 6 bin,
* günde 200,
* her saat 8
* ve her gün 3-4 ÖLÜMLÜ iş kazamız kayıtlara giriyor..

2000 dolayında çalışanımız iş kazası veya meslek hastalığı yüzünden
SÜREKLİ İŞGÖREMEZ (tam engelli, malul) duruma düşüyor ve
2 milyon dolayında işgününü bu yüzden yitiriyoruz. Bu rakamlar salt SSK kapsamında çalışanlar için..

Yaklaşık 12 milyon SSK’li çalışan için bu veriler.
Kalan 12 milyon için böylesi bir kayıt yok.
Bunların toplamına yakın kayıt dışımız var.. (24 milyonun %44’ü)
3 milyon dolayında “kayıtlı” işsizi de katarsanız, zaten toplam işgücü arzı olan
50 milyonu buluyoruz.

  • Türkiye ÖLÜMLÜ İŞ KAZALARINDA Hindistan ve Rusya’dan sonra
    dünyada 3.!

ILO’ya göre (Uluslararası Çalışma Örgütü) İş Kazaları da, Meslek Hastalıkları da neredeyse %100 korunulabilir sorunlar..

Ülkemizin bu 2 soruna bağlı parasal yitiği ise, ILO uzmanı J. Takala’nın kestirimlerine göre ulusal gelirin (GSMH, TUG) % 4-6,5’i arasında. %4 desek, 2011 yılı TUG’i 772,3 milyar $ olduğuna göre, en alt sınırdan, yaklaşık 30 milyar $ gibi korkunç bir servettir!

Türkiye, silahlı kuvvetlerine TUG’in (GSMH) % 2,3’ünü ayırmaktadır. Bu oranın 2 katını bulan bir ulusal servetini ise, başlıca sermayenin engellemesi yüzünden,
yeterli önlem al(a)maması nedeniyle çalışma yaşamında İŞ KAZALARI +
MESLEK HASTALIKLARI
yüzünden yitirmektedir.

Türkiye, dünyada sayılı çok ilaç tüketen bir ülke olarak, TUG’in (GSMH) %2,1’i düzeyinde bir harcamayı ilaç için yapmaktadır. Bu ana kaleme denk bir kaynağı ise
iş kazaları ve meslek hastalıkları yüzünden yitirmektedir gene..

Böylesine büyük ve akıl dışı kanamaları olan bir ülkenin ayağa kalkması olanak dışıdır.

Türkiye, çalışma yaşamında sağlık ve güvenlik önlemlerini, ILO’nun en az (asgari) kurallarına uygun olarak düzeltmek zorundadır.. Hem de hızla.. Bu bağlamda ülkemizin taraf olduğu çok sayıda uluslararası anlaşma ve sözleşme vardır.

İlk adım tüm emekçilerin sendikalaşmasını sağlamak, bütün engelleri kaldırmaktır.
Bu bağlamda da ülkemizin taraf olduğu çok sayıda uluslararası anlaşma ve sözleşme vardır..

  • ILO Sözleşmeleri, 
  • İHEB (İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi), 
  • Avrupa Sosyal Şartı, 
  • AİHS (Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi), 
  • AB metinleri... gibi

İkinci olarak ise tüm çalışanları İŞ KAZALARI ve MESLEK HASTALIKLARI bakımından aynı havuza almaktır.

Bütün  bunların, KüreselleşTİRme = Yeni emperyalizm güdümünde siyasal kadrolarla başarılamayacağını anlamayı ve anlatmayı 3. madde olarak mı koymalı ilk madde
olarak mı?

Sevgi ve saygı ile.
26.11.12, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net