Etiket arşivi: Prof. Dr. Onur Karahanoğulları

Depremin İdare Hukukçusuna öğrettikleri

Dostlar,

Güncelleme   : (13.02.23, 12:40)
Sormamız üzerine bu içeriği yazan ve bizimle paylaşan Sn. Prof. Dr. Onur KARAHANOĞULLARI, daha sonra bizi arayarak adının verilebileceğini belirtti..
***

Önceki gün, yetkin bir İdare Hukuku Profesörü hocamız / dostumuz Prof. Dr. Onur KARAHANOĞULLARI ile what’s up iletişimimiz oldu. Paylaşmakta yarar görmekteyiz..

Depremin idare hukukçusuna öğrettikleri

    1. Polis devletini rehabilite etmek gerekir.
    2. Belediyeler rant dağıtım araçlarıdır.
    3. Yerel demokrasi içerik tartışması yapılmaksızın anlamsızdır.
    4. Hukukun ve temsilin sınırı bilimsel bilgidir.
    5. Devlet tüm örgütlenmesiyle dinden uzak tutulmalı,
      din bireyler arası ilişkiler alanına bırakılmalıdır.
    6. İdare hukukçuları toplumsal / siyasal olayları ex post facto (AS: olaydan sonra) değerlendirmeyi bırakmalı, bilgileri ex ante (AS: önceden) kullanabilmeli.
    7. Hukuk kuralları, fakültelerde öğretilenin tersine yalnızca olması gerekeni içermez,
      bilimsel yasalar da hukuk kurallarına dönüştürülür.
      Hukuk kuralının ihlali doğa yasanının çiğnenmesi olabilir.
    8. Devletin örgütlenmiş şiddeti başlı başına kötü değildir.
      Kime ve neye uygulandığı (içeriği) önemlidir.
      ****

Seçimler Deprem Nedeniyle Ertelenebilir mi?

Bir Anayasa Mahkemesi kararı buldum. 5. sayfayı kezlerce okudum ve Anayasanın
savaş durumu dışında seçim ertelenemez” yazan 78. maddesinin Anayasa Mahkemesince
nasıl yorumlandığını kezlerce okuyunca canım sıkıldı.

AYM kararı, seçim erteleme…

Kaygılanmayın. AYM’nin bu kararında çözmeye çalıştığı hukuksal sorun yalın:

Anayasada TBMM seçimlerinin “geriye bırakılması” kurala bağlanmış ama CB seçimi için Anayasada kural yok. CB seçiminin geriye bırakılması düzenlemesi yasa ile yapılabilir mi? Hukuksal sorun bu.

AYM bu soruya olumlu yanıt vermiş. Yasadaki düzenleme zaten anayasa ile uyumlu.

  • Türkiye Büyük Millet Meclisi’nce savaş nedeniyle yeni seçimlerin yapılmasına  olanak görülmediğine ilişkin karar verilmesi durumunda,
    Cumhurbaşkanı seçimi bir yıl geriye bırakılır.

AYM kararını yazan “savaş gibi bir mücbir sebep nedeniyle” gibi tuhaf bir anlatım kullanınca kuşku doğmuş olabilir.

Bunlar boş kaygılar. Anayasa kuralı açık:

Türkiye Büyük Millet Meclisi ve Cumhurbaşkanının seçim dönemi 
Madde 77 – (Değişik: 21/1/2017-6771/4 md.)

Türkiye Büyük Millet Meclisi ve Cumhurbaşkanlığı seçimleri beş yılda bir
aynı günde yapılır.

TBMM ancak savaş nedeniyle seçimleri erteleyebilir ve TBMM savaş nedeniyle seçimleri ertelerse, CB seçimleri de 77. madde gereğince ertelenmiş olur.

Bir ironik (AS: alaysı) saptama ile bitireyim.
Belki de bir ‘adage’ : “CHP, kazanacağı davayı açmaz!
***

Sevgi ve saygı ile. 13 Şubat 2023, Ankara
 
Prof. Dr. Ahmet SALTIK MD, BSc, LLM  
Atılım Üniv. Tıp Fak. Halk Sağlığı (Toplum Hekimliği) Uzmanı
Hekim, Hukukçu-Sağlık Hukuku Uzmanı, Mülkiyeli
www.ahmetsaltik.net       profsaltik@gmail.com
facebook.com/profsaltik     twitter : @profsaltik    

 

SAĞLIK HİZMETİNDE HEKİMİN SORUMLULUĞUNUN HUKUKSAL KAVRANIŞI

Dostlar,

Bu akşam bir teknik yazıyı / bildiriyi paylaşmak istiyoruz…

I. DİSHEKİMLİĞİ SEMPOZYUMU

Prof. Dr. Onur KARAHANOGULLARI
Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi – Mülkiye,
İdare Hukuku

SAĞLIK HİZMETİNDE
HEKİMİN SORUMLULUĞUNUN 

HUKUKSAL KAVRANIŞI
(NEDEN ve KUSURLARIN ÇOKLUĞU

Yazı bir sözlü sununun ardından ve tartışmanın metninden oluşuyor. 27 sayfa..
Epey uzun.. PDF metninden kopyalayıp buraya aktardığımızda yaz fontları çok büyük ölçüde bozuluyor ve okunamaz duruma geliyor. B nedenle bir özetleme ya da seçki yapamadık.

Okuyucu, kapsamlı ve önemli bildiri ve tartışmayı seçici olarak okuyabilir.
Hekimlere dönük Malpraktis (Hatalı – Kötü Tıp Uygulaması) davalarının anormal düzeyde çoğaldığı bir kesitte pek çok kesimi ilgilendiriyor.

Malpraktis davalarında, kamuda çalışan hekimlerin yanı sıra,
İdarenin de hizmet kusuru söz konusu. Davalar ve mahkemeler harıl harıl..

Sayın Karahanoğulları, Mülkiye’de İdare Hukuku öğretim üyesi.
Bu bakımdan, sorunun İdarenin sorumluluğu bağlamında değerlendirmeleri
öğretiye (doktrine) ciddi katkılardır.

Halkımızın, bu sorunlarda hemen hekimi muhatap almak ve dava etmek yerine,
biraz daha geniş kapsamlı bakarak;

SAĞLIKTA DÖNÜŞÜM denen kökü dışarıda AKP özelleştirmelerinin,
– Yine AKP baskısıyla çok doktor sahibi olmak adına Tıp eğitimindeki ağır nitelik yitiminin
– Sağlık harcamalarının, yüksek vergi ve prim = ek vergiye karşın yine de
kamunun geriye çekilerek yurttaşın cebine yıkılmasının… (Devlet soygunu!)
…..
temel nedenler olduğunu görmesi gerek..

Yurttaş müşteri; Devlet sermayenin sopalı tahsildarı..

Genel Sağlık Sigortası yurttaşın sağlığının değil;
SERMAYENİN KÂRININ SİGORTASI..

Çare;
– Halkçı bir iktidarın sağlık hizmetlerini devlete ödev; yurttaşa hak olarak tanımlamasında.
– Sağlık giderlerini bütçede karşılamada,
Sağlıkta özelleştirmeyi durdurmada ve
– KORUYUCU SAĞLIK HİZMETLERİNE GERÇEK BİR ÖNCELİK VERMEDE

Söz konusu metni okumak için lütfen tıklar mısınız?

Onur_Karahan_Hekimin_Sorumlulugu

Sağlıkla kalınız…

Sevgi ve saygı ile.
29 Mart 2016, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net
profsaltik@gmail.com

 

Sulh Ceza Hakimliği herhangi bir mahkeme içinde yer almadığından yargı yetkisi kullanamaz


Dostlar
,

Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi İdare Hukuku öğrerim üyesi
Sayın Prof. Dr. Onur KARAHANOĞULLARI, Ankara Üniversitesi öğretim elemanlarının iletişim ortamında kısa, özlü ama çok önemli bir ileti paylaştı :

*****

Sayın Ankara Üniversitesi mensupları,

Cumhuriyet Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Can Dündar ve Ankara Temsilcisi
Erdem Gül tutuklandı.
Bünyesinde İletişim Fakültesi bulunan Ankara Üniversitesi’nin,
gazetecilik faaliyetinin temel ilkelerini ve hukuksal rejimini temel alan bir değerlendirme ve açıklama yapacağını umuyorum., Katkı olması dileğiyle aşağıdaki değerlendirmeyi
saygılarımla bilgilerinize sunuyorum.

Anayasa’nın “Yargı Yetkisi” başlıklı 9. maddesine göre
“Yargı yetkisi, Türk Milleti adına bağımsız mahkemelerce kullanılır.”

Yargı yetkisi mahkemelere tanınmış olduğundan “Hakimlerin bağımsızlığı” da 138. maddede “Mahkemelerin bağımsızlığı” başlığında düzenlenmiştir.

Mahkemesiz hakim olmaz.
Sulh Ceza Hakimliği herhangi bir mahkeme içinde
yer almadığından yargı yetkisi kullanamaz

Tutuklama bir idari karar değil yargı kararıdır,
Sulh Ceza Hakimliği tarafından verilemez.

(Anayasa Mahkemesi, Sulh Ceza Hakimliğini kuran yasa değişikliğine ilişkin iptal istemini reddetti. Ancak davada aktardığımız sav yoktu, Anayasa Mahkemesi bu noktayı
hiç değerlendirmedi.) Saygılarımla. 27.11.2015

Onur Karahanoğulları

*****

Sayın Prof. Dr. Onur Karahanoğulları‘nın İdare Hukuku alanındaki bilimsel yetkinliği tartışma dışıdır. Bilindiği gibi Anayasa Mahkemesi 14.1.2015 tarihli toplantısında,
5235 sayılı yasanın (ADLÎ YARGI İLK DERECE MAHKEMELERİ İLE BÖLGE ADLİYE MAHKEMELERİNİN KURULUŞ, GÖREV VE YETKİLERİ HAKKINDA KANUN)
Sulh Ceza hâkimliklerinin kuruluşunu düzenleyen 10. maddesine yönelik Eskişehir 1. Sulh Ceza Yargıçlığından gelen iptal istemini oybirliğiyle reddetmişti.

Anayasa md. 152/son : “Anayasa Mahkemesinin işin esasına girerek verdiği red kararının
Resmi Gazetede yayımlanmasından sonra on yıl geçmedikçe aynı kanun hükmünün
Anayasaya aykırılığı iddiasıyla tekrar başvuruda bulunulamaz.” demektedir.

Ancak Sayın Prof. Karahanoğlu çok farklı bir noktaya dikkat çekmekte ve önceki başvuruda
bu esaslı gerekçenin ileri sürülmediğini belirtmektedir.

Her ne denli, yukarıda verilen Anayasa md. 152/son kuralı “10 yıl içinde yeniden iptal başvurusunu kapatmakta” ise de, Karahanoğlulları’nın gerekçesi çok farklı, esastan ve cidddidir. Dolayısıyla Can Dündar – Erdem Gül davasında def’i yoluyla ileri sürülmesinde ve
somut norm denetiminin bir kez daha Anayasa Mahkemesi önüne götürülmesinde yarar vardır.
Sanırız Sayın Karahnoğlu’nun iletisinde böylesine bir örtük ima da var..

Son olarak MİT TIR’larıyla ilgili soruşturmada 2 General 1 Albay da tutuklandığı için,
sorun çok daha büyük önem kazanmıştır.

Bu yargıçlıklar AKP İktidarının kılıcı durumuna mı gelmektedir??

“Bu tutuklama açık bir şekilde AİHS 5. maddeye aykırı!”

“Bu tutuklama, açık bir şekilde
AİHS 5. maddeye aykırı!”

Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi İnsan Hakları Hukuku Uzmanı
Yrd. Doç. Dr. Kerem Altıparmak:

“Bu tutuklama, açık bir şekilde AİHS 5. maddeye aykırı!”

Delili mi karartacak, firar mı edecek?

Cumhuriyet Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Can Dündar ve Ankara Temsilcisi Erdem Gül,
MİT TIR’ları haberlerinde terör örgütüne yardım, casusluk ve devlet sırlarını ifşa etmek” iddiasıyla tutuklanarak Silivri Cezaevi’ne gönderildiler.

7. Sulh Ceza Hakimliği’nin kararını değerlendiren Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Kerem Altıparmak,

bu tutuklama kararını meşru kılan hiçbir hukuksal gerekçenin olmadığını söyledi.

İnsan hakları, insancıl hukuk, uluslararası ceza hukuku, anayasa ve idare hukuku konusunda çalışmaları olan, Yrd. Doç. Dr. Kerem Altıparmak, Can Dündar ve Erdem Gül’ün tutuklama kararının AİHS’nin 5. maddesine aykırı olduğunu söyledi. Altıparmak, bir kritik hususun
altını çizdi:

  • “Tutuklamaya karar veren hakim, kişinin suçlu olduğuna karar veren hakim değildir. 
    Onun görevi tutuklamaya gerek var mı yok mu ona karar vermek.
    Bir kişinin suçluluğu sabitse onun hakkında hüküm verilir, tutuklama kararı değil.”

“CMK 100/3 var” diyenler var…

O hüküm diyor ki; aşağıdaki suçların işlendiği hususunda kuvvetli kuşku nedenlerinin varlığı halinde, tutuklama nedeni var sayılabilir. Buradan şu sonuca ulaşıyorlar:

Eğer suç olduğunu gösterirsek başka bir şeye bakmadan tutuklayabilir. Hayır efendim,
kişi özgürlüğünü suç soruşturmak için sınırlandıracaksan soruşturma açısından riski göstereceksin. Delili mi karartacak, firar mı edecek? Sulh ceza hakiminin görevi bu.
Yoksa esastan karar verecekse neden bir sulh ceza hakimine bir de ağır ceza mahkemesine
gerek olsun?

Bu tutuklama, açık bir şekilde AİHS 5. maddeye aykırıdır.

Anayasanın 90. maddesi uyarınca AİHS ile CMK çatışıyorsa CMK esas alınamaz.

Kaldı ki zaten, CMK 100/3 bu çatışmaya yol açmayacak olanağı da sunuyor.
Tutuklama nedeni “var sayılabilir” diyor.

O zaman hakimin görevi AİHS’e aykırı olmayacak şekilde hükmü yorumlamak.

Bu tutuklama kararını meşru kılan hiçbir hukuksal gerekçe yok.”

====================================

Dostlar,

Kerem hoca, SBF’nin parlak akademisyenlerinden bir hukukçu.
İngiltere’de İnsan Hakları Hukuku alanında doktora yapmış.
Yaşı 45’lere yaklaşan, aslında çoktan Profesör olması gereken bir akademisyen..

İnsan Hakları Hukuku alanında uzmanlığı tartışma dışı.
Çok net biçimde ortaya koyuyor :

Cumhuriyet Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Can Dündar ve Ankara Temsilcisi
Erdem Gül’ünMİT TIR’ları haberleri nedeniyle tutuklanması,

hiçbir meşru hukuksal gerekçeye dayanmamaktadır!

Daha net anlaşılması için biz biraz daha açalım :

Sayın Altıparmak, “Anayasanın 90. maddesi uyarınca AİHS ile CMK çatışıyorsa
CMK esas alınamaz.”  
demekte. Bu madde şöyle :

Anayasa md. 90/son : «Usulüne göre yürürlüğe konulmuş Milletlerarası andlaşmalar kanun hükmündedir. Bunlar hakkında Anayasaya aykırılık savı ile Anayasa Mahkemesine başvurulamaz. Usulüne göre yürürlüğe konulmuş TEMEL HAK ve ÖZGÜRLÜKLERE İLİŞKİN milletlerarası andlaşmalarla yasaların aynı konuda farklı hükümler içermesi nedeniyle çıkabilecek uyuşmazlıklarda milletlerarası andlaşma hükümleri esas alınır

Türkiye bu Sözleşmeyi (AİHS) 6366 sayılı uygun bulma yasası ile onaylamıştır :
19 Mart 1954 tarih ve 8662 sayılı Resmi Gazete..

Varsayalım ki, CMK 100/3 tutuklama lehinde içerikte. Bu durumda iç hukuktaki bir yasa normunun «Usulüne göre yürürlüğe konulmuş Milletlerarası andlaşma” ile çelişmesi
söz konusu. CMK 100/3 ile çelişen AİHS’ni (md. 5/c) Anayasaya aykırılık savı ile
Anayasa Mahkemesi’ne taşıma yolu kapalı.

İkinci olarak Avrupa İnsan Hakları Sözleşemesi (AİHS), “Usulüne göre yürürlüğe konulmuş TEMEL HAK ve ÖZGÜRLÜKLERE İLİŞKİN milletlerarası andlaşma” statüsündedir. Bu nedenle de, CMK 100/3, TEMEL HAK ve ÖZGÜRLÜKLERE İLİŞKİN milletlerarası andlaşma olan Avrupa İnsan Hakları Sözleşemesi (AİHS) karşısında uygulanma olanağı bulamaz. Anayasa md. 90/son açıkça “.. yasaların aynı konuda farklı hükümler içermesi nedeniyle çıkabilecek uyuşmazlıklarda milletlerarası andlaşma hükümleri esas alınır.” buyurmakta.

*****

Ayrıca, 

Temel insan hak ve özgürlüklerine ilişkin evrensel kuralların, iç hukukta yasalardan
öncelikli olarak uygulanması yolundaki Anayasa’nın 90/son maddesi gözetildiğinde,
taraf olduğumuz İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi‘nde ve  BM Kişisel ve Siyasal Haklar Sözleşmesi‘nde yargılamanın adil yapılmasına, bunu tam anlamıyla gerçekleştirecek
bir mahkemenin varlığına işaret edildiğinden, BM İnsan Hakları Komisyonu‘nca
2003’te onaylanan ve HSYK tarafından da 2006’da benimsenen BM Yargı Etiği Kuralları‘nda, bir mahkemenin mutlaka

“bağımsızlık, tarafsızlık, doğruluk ve tutarlılık, dürüstlük, eşitlik, ehliyet ve liyakat” 

esas ve ilkeleri çerçevesinde oluşması ve görev yapması gerektiği vurgulanmaktadır.
(http://ahmetsaltik.net/ergenekon-davasi-karari-yok-hukmundedir/, 13.8.13)

*****

Ortalama bir insanın bile rahatlıkla kavrayabileceği yalın gerçekler ortada.
Ortalama bir insan bile bu düzeyde temel hukuk bilgisi sahibi olabiliyor.
İstanbul 7. Sulh Ceza Yargıçlığı (dikkat; mahkeme değil, “Yargıçlık“! Bu Anayasaya aykırı bize göre. AYM başvuruyu reddetmiş olsa da.. Bu konuyu da yazacağız..) neden göz göre göre hukuku paspas yapar ve meşruluk dışına çıkar?

Hukukun üstünlüğünü savunmak, yaşama geçirmek ve altın bir ilkeye dönüştürmek,
öncelikle kararlarıyla konuşacak olan yargıçların asıl görevi değil midir??

Türkiye Barolar Birliği (TBB) de bu görüştedir ve ilgili yargıcın bilerek ve isteyerek,
kasten hukuku çiğnediğini, tarafsız davranmadığını… savlayarak HSYK’ya suç duyurusunda bulunmuştur. TBB Başkanı, Ceza ve Ceza Usul Hukuku profesörüdür. Yapılan basın açıklaması bir bilimsel makale niteliğinde ciddi, ağırbaşlıdır. Metin içinde AİHM’nin Türkiye’yi de bağlayıcı, içtihat olmuş örnek kararlarına gönderme yapılmaktadır. Hukuk fakültelerinde
Ceza / Ceza Usul / Anayasa / İnsan Hakları Hukuku.. derslerinde örnek olarak okutulacak bilimsel nitelikte ciddi bir metindir.  (Bkz. TBB : GAZETECİLER CAN DÜNDAR ve ERDEM GÜL’ÜN TUTUKLANMASI HUKUKA AYKIRIDIR;
http://ahmetsaltik.net/2015/11/29/tbb-gazeteciler-can-dundar-ve-erdem-gulun-tutuklanmasi-hukuka-aykiridir/).

HSYK hızla bu yargıcı soruşturmalı hukuku ayaklar altına alan keyfi tutumu nedeniyle hakettiği yaptırımı uygulayarak ilk olarak dosyayı elinden almalıdır. Bir üst mahkemeye itiraz ile tutuklama kararının kaldırılmasına çaba gösterilmelidir.

CMK’nın 267 ve devamı maddeleri gereğince kararın öğrenilmesinden başlayarak yedi gün içinde tutuklama kararını veren hakimliğe ya da tutuklama kararı veren hakimliğe ulaştırılmak üzere bulunduğunuz yer Sulh Ceza Hakimliğine verilecek bir dilekçe ile tutukluluğa
itiraz edilebilir.

Hukukun egemenlerin / despotların güdümüne girmesi TUZUN KOKMASI demektir.
Tuzun koktuğu bir ülkede hiç kimsenin güveni ve huzuru, onuru kalmaz.
Çünkü ADALET ÜLKENİN TEMELİDİR..
O kutsal temeli yıkmak değil korumak – pekiştirmek yakışır yargıç ve savcılara..

Not : Konuya ilişkin olarak, aynı Fakülteden (SBF) İdare Hukuku Öğretim Üyesi Sayın Prof. Dr. Onur KARAHANOĞULLARI‘nın önemli irdelemesine de bakılmasında büyük yarar var :

Sulh Ceza Hakimliği herhangi bir mahkeme içinde yer almadığından yargı yetkisi kullanamaz

Sevgi ve saygı ile.
30 Kasım 2015, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net
profsaltik@gmail.com

Bilkent Entegre Sağlık Kampüsü Projesi ÇSED Raporu Değerlendirmesi


Dostlar
,

Türkiye gündemi bilinçli algı operasyonları ile yönlendirilirken,
AKP iktidarı bildiğini okuyarak ülkemizi dönüştürmeyi sürdürüyor; 
arka düzlemde ve sessiz sedasız..

İzlediği politikalar ulusal kurumlarımıza – uzmanlarımıza dayansa gene ciddi sorun olmayabilir, tartışılabilir

Ancak 2003 Haziran’ından bu yana ülkemizde uygulamaya konan
SAĞLIKTA DÖNÜŞÜM Programı tümüyle bir IMF – DB (Dünya Bankası) dayatması.
Siz bu 2’liye rahatlıkla ABD de diyebilirsiniz.
Süreçler karmaşık ve teknik. Uzmanlık bilgisi gerektiriyor.
Yaygın kamuoyunun bilgi ve ilgi alanı dışında kalıyor. Sağlık Bakanlığı – SGK… da bu durumu muhalefetsiz biçimde süreci yürütme bağlamında kendince “avantaj” sağlıyor.
Çok acı ve üzücü…

TTB (Türk Tabipleri Birliği) bu bağlamda kapsamlı bir bilimsel – hukuksal rapor hazırlattı.
Ülkemizin önde gelen Yönetim (İdare) hukukçularından Ankara Üniversitesi SBF öğretim üyesi Sn. Prof. Dr. Onur Karahanoğulları‘nın çok değerli hukuksal katkılarıyla oluşturulan kapsamlı bir raporu paylaşmak istiyoruz (8 sayfa):

Türk Tabipleri Birliği’nin Bilkent Entegre Sağlık Kampüsü Projesi
ÇSED Raporu Değerlendirmesi

Ülkemiz sağlık sistemi, küresel piyasaların istemi doğrultusunda, ileride geri dönüşümü
giderek güçleşen bir biçimde serbest piyasa kurallarına göre pazara açılıyor.
Sağlık hizmetleri giderek kamu hizmeti olmaktan çıkarılarak bir piyasa hizmeti – malı (meta) kılınıyor. Hiçbir hukık kuralı, Anayasa dahil dikkate alınmıyor. Son derece gözü kara ve tehlikeli biçimde.. Açık söyleyelim; SUÇ İŞLEYEREK..

Türkiye insanının alın teri olan sınırlı ulusal kaynakları yerli ve yabancı sermayeye
peş keş çekilerek. Sağlık hizmetine erişim giderek pahalılaştırarak, güçleştirilerek ve
giderek daha çok cepten harcama kaşılığında.. Ödediğimiz vergiler ve
zorunlu GSS (Genel Sağlık Sigortası) primleri = EK VERGİ bile görmezden gelinerek..

Çıplak söyleyelim              :

  • Türk Devleti içinden ele geçirilerek kendi halkına ve ulusal çıkarlarına değil; yabancılara ve küresel sermayeye hizmet eder duruma düşürülmüştür.
    Sağlık sistemi özelinde Devlet, halkımızın sırtından yerli ve yabancı sermayeye rant aktaran sopalı bir tahsildardır.

    Rapor şöyle başlıyor :

    TTB_logosu

  • GirişAnkara Bilkent Entegre Sağlık Kampüsü Projesi’ne yönelik nihai Çevresel ve Sosyal Etki Değerlendirme (ÇSED) raporu, Bilkent Ankara Entegre Sağlık Hizmetleri Yatırım ve İşletme A.Ş. adına
    2U1K Danışmanlık Şirketi tarafından hazırlanmıştır.
    Rapordan 10 Ocak 2015’te yapılan toplantıda haberdar olunmuştur. 

    Bilkent Ankara Entegre Sağlık Hizmetleri Yatırım ve İşletme Anonim Şirketi Dia Holding FZCO ve İC İçtaş İnşaat Sanayi A.Ş.’den oluşmaktadır. Şirket, ihale ile aldığı hizmetlerin sunumu ve genel hizmetler için iki ayrı ortaklık daha kurmuştur. Genel Hizmetler Şirketi, Dia Holding FZCO ve ISS Türkiye’den oluşacaktır. Klinik Destek Hizmetleri Şirketi ise, Dia Holding FZCO ve Bozlu Holding Inc.’ten oluşacaktır. Hastanenin yapımının ardından 25 yıllık işletme süresi boyunca, Sağlık Bakanlığı, Proje Sahibine yıllık kira ödeyecektir. Bunun yanı sıra, Sağlık Bakanlığı tarafından garanti edilen hizmet ödemeleri, %70 doluluk oranına dayalı olacaktır. Yukarıda sözü geçen ödeme, kapasite hizmetleri ile ilgilidir. %70’lik doluluk oranının karşılanmaması durumunda, Sağlık Bakanlığı, karşılaşılan mali kayıplar için Proje Sahibine tazminat vermekle yükümlü olacaktır.

    ******
    Devamında;

  • TTB’nin açtığı davaya dair süreç

    Raporda Türk Tabipleri Birliği’nin açtığı davalara dair verilen bilgilerin kısmen doğru olduğu (sf. 83) görülmektedir. Metinde tercüme hatası yapılmasından kaynaklandığı belirgin olması nedeniyle (yakın anlamına gelen ‘close to’ ibaresinin kapalı olarak çevrildiği görülmektedir) konuya ilişkin kısa bilgi verilmesi gerektiği anlaşılmaktadır.

    Türk Tabipleri Birliği Bilkent ihalesine karşı Aralık 2011’de dava açtı. Davada ihalenin usule aykırı yapıldığı gerekçeleriyle açıklandı. Ayrıca kapatılıp Bilkent hastanesi içine taşınacak hastanelerin arazilerinin şirketlere ticari olarak kullanmak üzere verilmesinin açıkça yasaya aykırı olduğu belirtildi. Temmuz 2012’de Danıştay, Sağlık Bakanlığı tarafından hazırlanan ihale şartnamesinin yasaya aykırı olduğunu belirledi ve yürütmenin durdurulmasına karar verdi. Mahkeme ayrıca 2005 yılında yapılan yasanın da kanunların taşıması gereken özelliklere sahip olmadığı gerekçesiyle Anayasaya Mahkemesi’ne başvurulmasına karar verdi.

    Sağlık Bakanlığı, Türk Tabipleri Birliği’nin ihalelere dava açamayacağını ileri sürerek karara itiraz etti, ancak Ekim 2012’de İdari Dava Daireleri Kurulu bu itirazı reddetti.

******
Ve şöyle bağlanıyor :

  • Sonuç
    Türkiye’de 2005 yılından bu yana belirgin bir yasal altyapısı bulunmayan kamu özel ortaklığı finansman yönteminin özellikle sağlık hizmeti alanında uygulamasına dair ön hazırlıkların yeterli nitelikte yapılmadığı açıktır. Bunun dışında tüm hazırlık ve uygulama süreçleri kamuoyuna doğru bilgilendirme yapılmaksızın yürütülmektedir. Sağlık çalışanlarının meslek ve sendikal örgütlenmeleri sürece dahil edilmeden, itirazları göz önüne alınmadan yürütülen süreç, kamu özel ortaklığı uygulamalarına ilişkin dünya ölçeğinde özellikle finansman kuruluşları tarafından belirlenen ölçütlere de aykırıdır.

    Türk Tabipleri Birliği, Sağlıkta Dönüşüm Programı’nın kabulü aşamasından bugüne değin Türkiye özelinde uygulamanın sürdürülemez olduğunu bilimsel çalışmalarıyla açıklamıştır. Kamu özel ortaklığı finansman yöntemiyle Sağlıkta Dönüşüm Programı’nın yeni bir aşaması olduğu Dünya Bankası tarafından da açıklanan bu yeni sürecin uzun vadede sağlık hizmeti sunumunda, sağlık çalışanları ve hizmetten yararlanacak tüm çevreler açısından büyük hasar yaratacağı da açıktır. Dolayısıyla yukarıda kısaca özetlenen çerçevede açıklanmaya çalışıldığı gibi bu yöntem kullanılarak sağlık hizmeti sunulabilmesi Türkiye özelinde olanaklı değildir. 

*****
İlgi ve bilginize sunarız…
Emek verenlere teşekkür ediyoruz..
Raporun tümünü okumak için lütfen tıklayınız :

Bilkent_Entegre_Saglik_Kampusu_ProjesiCSED_Raporu_Degerlendirmesi

Sevgi ve saygı ile,
30.01.2015 

Dr. Ahmet Saltık
www.ahmetsaltik.net

Bir İdare Hukuku Profesörü’nün Son Olaylar Hakkındaki Özlü Yorumu

Dostlar,

Sayın Prof. Dr. Onur KARAHANOĞULLARI, Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’nde, ünlü adıyla Mekteb-i Mülkiye‘de genç ve yetenekkli bir İdare Hukuku Profesörüdür. Alanına çok egemendir ve İDAREYİ HUKUKLA KAVRAMAK adlı
600+ sayfalık edebi değeri de olan bir yapıtın sahibidir (Profesörlük takdim tezi).

Ankara Üniversitesi çalışanlarının sanal iletişim ortamında aşağıdaki iletisini gördük ve biz de kızaca yanıtladık..

Paylaşalım ve dayanışalım..

Teşekkürler Onur hocam..

Halka İdare Hukuku uzmanlığınız ile yol göstermeye lütfen devam ediniz..

Olayları, gelimeleri, sorunları yorumlayıp hukuksal yollar göstererek..

Biz de web sitemizde elimizden geleni yapıyoruz..

Son gelişmelerle ilgili 3 makalemiz var sitede..

5.6.13, Datça
Halk haklarını alıyor.
Anayasada hak olarak düzenlenmiş şeyleri, örneğin toplantı ve gösteri yürüyüşünü halk gerçekleştiriyor. Tam koşullarına uygun olarak.
Suç varsa, kolluk makamları ve birimlerinin.
Halk anayasa ile amel eyliyor.
Kırılan dökülenlere gelince, bugüne kadar idarecilerin keyfi kararları ile yarattıklarıkamu zararı karşısında devede kulak değil, kıldır. Kırılan dökülenler kamu gideri ise buna misliyle katılmıştır kıranlar.
Direnenlere, direnmek isteyenlere sevgilerimle.
Prof. Dr. Onur Karahanoğulları_______________________________________________
> Ank-club mailing list
> Ank-club@list.ankara.edu.tr
> http://list.ankara.edu.tr/cgi-bin/mailman/listinfo/ank-club
>

Sevgi ve saygı ile.
Ankara, 6.6.13  

 

Dr. Ahmet Saltık
www.ahmetsaltik.net

 

Kamu – Özel Ortaklığı Hakkında Ankara Tabip Odasından Basın Açıklaması ve Düşündürdükleri


Dostlar,

Ankara Tabip Odası Yönetim Kurulu‘nun çok önemli ve acı gerçekleri dile getiren
basın açıklamasına irdelemekte biraz geciktik. Araya Reyhanlı faciası girdi..

Bu önemli ve tarihsel değerdeki basın açıklamasını mutlaka okumalısınız… (http://ahmetsaltik.net/kamu-ozel-ortakligi-hakkinda-ankara-tabip-odasindan-basin-aciklamasi/, 23.5.13)

Siyasal iktidarın sağlık politikaları, IMF – DB – AB – ABD güdümünde her şeyi tarumar etmeyi sürdürüyor ne yazık ki.. Bu kadrodan ve dış güdümlü politikalarından bir an önce kurtulmadıkça ulusal kaynakların peş keş çekilmesi bitmeyecek..

“Kamu – Özel ortaklığı” hakkında web sitemizde daha önce de yazılar yazdık.
Örn. “Sağlıkta Kamu-Özel Ortaklığı Yasası ve Getirip-Götürdükleri” (http://ahmetsaltik.net/saglikta-kamu-ozel-ortakligi-yasasi-ve-getirip-goturdukleri/, 24.3.13)

Şubat 2005′te Anayasa’nın 56. maddesi gerekçe gösterilerek SSK’nın 40 yılda işçilerin alın terleri ile oluşturduğu 500’ü aşkın sağlık kuruluşu Sağlık Bakanlığı’na devredildi. (Bazı Kamu Kurum ve Kuruluşlarına Ait Sağlık Birimlerinin Sağlık Bakanlığına Devredilmesine Dair Kanun, RG 19.01.2005,  sayı: 25705, yasa no : 5283).

Niyet bugünlerde artık iyice ortadadır :

  • Toptan yerli – yabancı yandaş sermayeye devir!

Benzetmek yerinde ise sermaye önce iç güveyi olarak alınacaktır
Kamu – Özel ortaklığı ile..

Sonra “damat bey” (Kamu!) her nasılsa erken ölecek, mirası da dul eşine kalacaktır..

Daha açığı ile, bir süre sonra Kamu, bu geçici – göstermelik ortaklıktan çekilecek ve
tüm kamusal sağlık kurumları, arsaları, binaları, donanımları ve de çalışanları ile

“İÇİNDEKİLERLE BİRLİKTE SATILIK KÖY” örneği “in toto” olarak (bütünüyle)

küresel sermaye ve göstermelik uzantılarına mitolojinin tanrılarına “altar” lardaki (sunak) gibi “holocost” (kurban) olarak sunulmuş olacaktır..

  • Halkın uyanması ve örgütlenerek bu kör talihine artık el koyması gerekiyor..

5510 sayılı Sosyal Güvenlik ve Genel Sağlık Sigortası Yasası 1 Ekim 2008′de yürürlük aldığında, özel sağlık sektöründe yurttaştan alınan sağlık hizmeti katkı payı % 30 – 70 arasında idi. E sınıfından A sınıfına hastanelerde artan oranlı olarak.. Kısa süre önce üst sınır Bakanlar Kurulu kararı ile %90 oldu (yasada %100). Şimdilerde ise yasanın
73. maddesinde değişiklikle üst sınır %200′e çıkarılıyor. Teklif TBMM’de..
Örn. bademcik ameliyatı SUT’ta 400 TL.. 800 TL de yurttaş cepten ödeyecek!

  • Açıkça “PARAN KADAR SAĞLIK”!

Sözde “Kamu – Özel Ortaklığı” ile yapılacak 5 yıldızlı hastane (!)  hizmet bedellerini SGK’nın karşılamayacağı, karşılayamayacağı ortadadır. O halde buralardan
kim yararlanacaktır?

Ortalama yurttaş bu fahiş bedelleri ödeyemeyeceğine göre, üst katmanlar yararlanacaktır.

Kira bedelleri Döner sermayeden ödenecektir. Çekirdek kamu hizmeti idarededir
ama vergi ile finansman dışlanarak “bölüşüm hakkı” zedelenmektedir.
“Kullanan öder” dayatması bir tuzaktır.

  • O halde sağlık sisteminin finansmanı vergi temelli olmaktan çıkarılmaktadır.
    Bu durum açıkça Anayasanın 73. maddesine aykırıdır.

Ayrıca devletin arazisine, Anayasaya aykırı olarak üst hakkı (sınırlı ayni hak tesisi) yetkisi verilmektedir. Oysa Devletin hüküm ve tasarrufu altındaki yerde “üst hakkı” kullanılamaz (İdare Hukuku uzmanı  Prof. Dr. Onur Karahanoğulları).

9 Mart 2013’te Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 6428 sayılı
Sağlık Bakanlığınca Kamu Özel İş Birliği Modeli ile Tesis Yaptırılması, Yenilenmesi ve Hizmet Alınması ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanunun iptali istemiyle Cumhuriyet Halk Partisi Anayasa Mahkemesi’ne başvurdu.

Öncesinde Türk Tabipleri Birliği TBMM’deki görüşmelere davet edilmiş,
Yasa Tasarısı’na ilişkin hazırlanan görüş Plan ve Bütçe Komisyonu’na iletilmiş ve
TTB Genel Sekreteri Dr. Bayazıt İlhan Komisyon görüşmelerinde bir sunum yapmıştı. (Tasarıya ilişkin TTB görüşü için http://www.ttb.org. tr/index.php/Haberler/kanuntasari-3556.html ). Ancak değişen hiçbir şey yok! Türk Tabipleri Birliği Hukuk Bürosu tarafından yasanının Anayasaya aykırılığına ilişkin hazırlanan rapor da CHP’ye iletildi.

Kamu kaynakları (Hazine arazileri), halkın vergisi, üst katmanlara 5 yıldızlı hizmet için kullanılmaktadır. Devlet, sermayeye ücretsiz özgülediği (tahsis ettiği) Hazine arazileri üzerinde yapılacak bu lüks binaların 30 yıllığına güvenceli kiracısı ve de
müşteri sağlayıcısı / garantörü olacaktır!?

Hani serbest piyasa idi? Risk alırdı, riskli girişkenliğinin bedeli idi kârı!?

Hani Adam Smith “Bırakınız yapsınlar / bırakınız geçsinler!”
(Laissez faire / Laissez passe) buyurmuştu Liberalizmin peygamberi olarak!

Devletin tanımı bu değildir!

JJ Rousseau’nun SOSYAL SÖZLEŞME’sindeki (Contrat de Social) “Devlet”
hatta 2500 yıllık Eflatun’un Devlet tanımının bile gerisine düşen bir vahşet ile
karşı karşıyayız.

İşte “Küreselleşme” dedikleri sefalet, gerçekte KüreselleşTİRme = Yeni Emperyalizm
tam da budur!

İngiltere’de bile bu süreç çok sıkıntılı (http://www.hm-treasury.gov.uk/d/ infrastructure_ new_ approach_to_public_private_partnerships_051212.pdf)

Bu denli sermaye yanlısı ve halk karşıtlığını Türkiye tarihinde hiçbir siyasal iktidarda görmedik..

Ankara Tabip Odası‘nın aşağıda tam metini verdiğimiz basın açıklamasını okuyunuz,
dehşetli soygunu rakamlarıyla göreceksiniz..

Türk Tabipleri Birliği’nin bu bağlamda açtığı imza kampanyasına destek vermek gerekiyor..

Ve de Anayasa Mahkemesi’nin SOSYAL DEVLETİ unutmaması.. (Md. 2 ve daha pek çok madde..)

Sevgi ve saygı ile.
23.5.2013, Ankara

Dr. Ahmet Saltık
www.ahmetsaltik.net

============================================

ATO_logosu

 

 

Kamu – Özel Ortaklığı Hakkında Ankara Tabip Odasından Basın Açıklaması

Değerli Meslektaşımız,

Ankara Tabip Odası tarafından 11 Mayıs Cumartesi günü bir basın toplantısı gerçekleştirilerek, Kamu-Özel Ortaklığına ilişkin kamuoyuna yansıtılan rakamların gerçekliği tartışılmış ve sağlık alanında özelleştirme uygulamaları üzerine değerlendirmelerde bulunulmuştur.

Ankara Tabip Odası Başkanı Prof. Dr. Özden Şener’in de katıldığı ve
Genel Sekreter Dr. Selçuk Atalay tarafından okunan basın açıklamasının tam metni aşağıdadır.

Saygılarımızla.

Ankara Tabip Odası 

ANKARA TABİP ODASI BASIN AÇIKLAMASI

11 Mayıs 2013 : Kamuoyunu Yanıltmayın

9 Mayıs Perşembe günü bir gazetede, “Sağlıkta 700 milyon lira tasarruf” diye bir haber okuduk. Açıklamayı yapan, Sağlık Bakanı değil YDA İnşaat Yönetim Kurulu Başkanı.

Türkiye sağlık ortamı ile ilgili Sağlık Bakan’ının nezaretinde açıklamalar yapan YDA şirketi temsilcisi Hüseyin Arslan, “Arslan”lar ailesinin bir üyesi. AKP iktidarı boyunca çokça adından söz ettiren bu grup hakkında basın yayın organlarında haberler çıktı. Kendisini Mücahit Arslan olarak tanıtan, Başbakan’ın danışmanlığını yapan baba
İhsan Arslan’ın Başbakan Tayyip Erdoğan’ın yakın arkadaşı olduğu ve bu dönem boyunca pek çok devlet ihalesini aldığı yazıldı.

Son 10 yılda Türkiye sağlık alanını her geçen gün biraz daha özel sektöre devreden
ve yeni Sağlık Bakanı ile dümeni iyiden iyiye özele kıran iktidar, doğal olarak alanın sözcülüğünü de özel sektör yöneticilerine devretmiş oldu. Mevcut iktidar için oldukça normal olan bu duruma, önümüzdeki yıllarda giderek daha çok tanık olacağımızı anlıyoruz.

İnşaat sektöründen şirket yöneticisi, iktidarın yürüttüğü Kamu Özel Ortaklığı konusunda şöyle buyurmuşlar:

“Kamu özel ortaklığı sayesinde devasa yatırımlar yapılırken kamuya en ufak bir yük getirilmemektedir.”

Gazetede çıkan sdemecinde, “Ankara’nın, dünyanın en büyük sağlık kompleksine
sahip olacağını” da söyleyen özel sektör yöneticisi, kamu-özel ortaklığı sayesinde
yılda 800-900 milyon TL kar edileceğini de belirtmiş.

Yalnızca Bina 319 Milyon TL

Sözü geçen haberde, Etlik Sağlık Kampüsü’nün devreye girmesiyle kamunun giderinin yıllık 200-250 milyon TL düzeyine düşeceği, yani kamunun 700 milyon TL tasarruf etmiş olacağı söylenmektedir. Bu bilgi ne yazık ki gerçek dışıdır.
Sağlık Bakanı’nın nezaretinde kamuoyu yanıltılmaktadır. Zira Ankara-Etlik’te yapılacak olan tesisin yıllık kira bedelinin 319 milyon TL olduğu bilinmektedir. Bu fiyatın içinde kuru binadan başka hiçbir şey yoktur.

Öte yandan, bu hesaplar bile güvenilir olmaktan uzaktır. “Kamuya yük olmayacak” diye bu ülkenin sağlık ortamını 25 yıl ipotek altına alacak olan “dünyanın en büyük
sağlık kompleksi” girişiminin hesabının şaştığını daha yenilerde hep birlikte gördük.

Sağlık Bakanlığı Kamu Özel Ortaklığı Daire Başkanlığı tarafından yapılan
İstanbul-İkitelli Şehir Hastanesi ihalesinde, Sağlık Bakanlığı tarafından hazırlanan fizibilite raporu ile ihale komisyonu kararının onayladığı ihale tutarı arasında 468 milyon 322 bin 591 TL fark olduğu ortaya çıktı.

Devlet, özel sektöre fizibilite raporunun çok üzerinde ihale bedeli sunmuş!

Eğer doğruysa, yalnızca bu hesaba göre söz ettikleri 700 milyon tasarrufun çoğu gitmiş oldu.

Türkiye Sağlık Ortamı Ticari Bir Sırdır!

Bugüne dek yapılan ihaleler ile şirketlere ödenecek kira bedellerinin ne olduğu
resmi olarak açıklanmamıştır.

Kayseri 137 milyon, Ankara-Bilkent 289 milyon, Manisa 64 milyon, Konya-Karatay için 88 milyon TL yıllık kira belirlendiği basın yoluyla öğrenilmiştir.

Yozgat, Elazığ, İstanbul ve Mersin ihalelerindeki tutara ilişkin hiçbir bilgi bulunamamıştır.

Kira bedeli öğrenilebilen beş ihaledeki yıllık kiralar toplamı bugünün rakamlarıyla 898 milyon 770 bin TL’dir. Bu rakam, 25 yılda toplam 22 milyar 469 milyon 250 bin TL olacaktır. Toplam 45 projenin kira bedeli ve ihale karşılığının ise yüzlerce milyar TL tutacağı kestirilmektedir.

Bu Nasıl Bir Ortaklık?

Eski Sağlık Bakanı’nın memleketi Erzurum’da 2011’de 1.200 yataklı devlet hastanesinin yapılması işi 193 milyon 270 bin TL’ye ihale edildi. Aynı yıl
Kamu-Özel Ortaklığı yöntemi ile 1500 yataklı Kayseri Entegre Sağlık tesisi ihalesinde ise yalnızca bir yıllık kira bedeli 137 milyon 73 bin TL olarak belirlendi.
Yani Kayseri’de özel şirkete ödenecek bir buçuk yıllık kira ile
1200 yataklı bir hastanenin yaptırılmasının olanaklı olduğu görülmüş oldu.

Kamu özel ortaklığı diye söz edilen programın, kamu için çok kötü ama özel sektör için çok kârlı bir ortaklık olduğu açıktır. Bu işin sonunda ortaklardan kimin zararlı çıkacağı bellidir.

Kamuyu Kötüle, Özeli Süsle Püsle!

Kendisi de özel hastane patronluğundan gelen yeni Sağlık Bakanı’nın, Türkiye
sağlık ortamının özelleştirilme sürecini hızlandırmak niyetinde olduğu görülmektedir.
Bu amaçla kamu hizmetleri verimsiz, zarar eder gösterilerek, sermayeye peş keş çekmenin yolları oluşturulmaktadır.

Kamu Özel Ortaklığı modeli ile hastane yapımına başlanmadan evvel, Türkiye’nin
10 büyük hastanesinin finansal-mali analiz raporu hazırlanmıştır. Bunlardan birisi Numune Eğitim Araştırma Hastanesi’ninkidir. Hastanenin 2008 yılında gideri 141 milyon 604 bin TL’dir. Bu rakamın önemli bölümünü genel bütçeden gerçekleştirilen
personel giderleri oluşturmaktadır. Sözü geçen haberde, yılda yaklaşık 800-900 milyon TL dolayında olan hastane giderlerinden söz edilmektedir. Ne var ki, Numune dahil
7 hastanenin toplam giderleri hesaplandığında, rakamın kabaca 500 milyon TL dolayında olduğu görülmektedir.

Sağlık Hizmetini Binalar Vermiyor!

Bugün Etlik Entegre Tesisinin yapılacağı söylenen arazide kocaman bir hastane
boş duruyor. Bu binada artık sağlık hizmeti üretilmiyor.
Hastane personeli dört bir yana dağıtıldı. Birçoğu istifa etti, emekli oldu.

SSK tarafından 1997 yılında tamamlanan Etlik İhtisas Hastanesi, kurumun kendi arazisi üzerinde yapılmıştı. SSK’nın tüm malları Sağlık Bakanlığı’na “birleştiriyoruz işte,
ne güzel” diye aktarılırken (Şubat 2005), Etlik’teki bu çok değerli arazi de
Sağlık Bakanlığı’na alındı. Şimdi sermayeye 25 yıllığına verdikleri bu arazinin sahibi
bu ülkenin işçileridir. Sigortalı hastalara nefroloji, kardiyoloji, kalp-damar cerrahisi, hemodiyaliz gibi dallarda hizmet vermek için kurulan hastane, o tarihten kapatılana dek hem Ankara’ya hem de Ankara dışından gelen hastalara çok önemli hizmetler verdi. Daha 15 yıllık bir geçmişi olan Etlik İhtisas Hastanesi, yıkılmak üzere geniş arazisi ile birlikte 2012 Temmuz ayı sonunda Astaldi-Türkerler ortaklığına teslim edildi.

Etlik Kasalar ihalesi sonucunda Astaldi-Türkerler ortaklığının alacağı yıllık kira bedeli 319 milyon TL’dir. Kira bedeli her yıl TEFE/TÜFE oranında güncellenecek.
Toplamda devletin ödeme yapacağı tutar, bugünkü fiyatlardan 8 milyar TL olacak. Kampus içinde tüm inşaatlarla birlikte 2,4 milyar TL’lik yatırım yapılacak.
Bu paraya ek olarak Ankara’daki 11 hastane daha yok edilecek ve sözü geçen şirketlere devredilecek. Kira bedeli her yıl TEFE ya da TÜFE oranında güncellenecek.

Kira bedelleri güncellenirken katkı katılım paylarını da güncelliyorlar.
Maliye Bakanı Şimşek ne güzel demişti:

Güncelleme!

Bu ülkede vatandaştan alınanlar anında güncelleniyor ama vatandaşa verilenlerde güncelleme olmuyor.

Nereden Tasarruf Edeceksiniz?

Kamu Özel Ortaklığı ile 700 milyon TL tasarruf edileceği bilgisi gerçek dışıdır.
Bu ortaklıkla eğer Sağlık Bakanlığı 700 milyon TL tasarrufla harcamasını 200-250 milyon TL’ye indirecekse, nerelerden kesecektir? Personelden mi? İlaçtan mı?
Medikal aygtlardan mı? Tüketim gereçlerinden mi (sarf malzemelerinden mi)?
Taşeronun işçilerinden mi? Elektrik-su-gaz giderlerinden mi?

Kamuoyunu yanıltan tasarruf rakamlarında bu kalemlerden hiçbiri hesaba katılmamış, yalnızca inşaat firmasının alacağı kira bedeli düşünülmüştür. Özel sektörün,
hesabını “ben alacağıma bakarım” diye yapması doğaldır. Fakat Sayın Bakan da mı hesabı böyle yapmaktadır?

Biliyoruz ki, kapatılan ve taşınan hastanelerin bina kullanım hakları ihaleyi alan şirketlere veriliyor. Bu hastane binalarına ne olacak? AVM mi, otel mi, lüks konut mu, otopark mı, ne yapmayı planlıyorsunuz? Ankara’nın farklı yerlerinde halka yakın sağlık kurumlarını Ankara’nın bir ucuna taşıyorsunuz. Hastaların ulaşım giderlerini de
siz mi karşılayacaksınız?

Vatandaşın Cebinden Sermayeye…

Sağlık Bakanlığı’nın 2012 yılı bütçesinin 14 milyar TL, döner sermaye bütçesinin ise
16 milyar TL olduğu ve yalnızca beş hastane inşaatı için ödenecek kira miktarı değerlendirildiğinde, 45 kamu özel ortaklığı projesi için Sağlık Bakanlığı’nın bütçesi
ve döner sermaye gelirlerinin toplamının yıllık kirayı ödemeye yetmeyeceği anlaşılmaktadır.

Peki bu borçlar nasıl karşılanacak?

Adres ne yazık ki vatandaşın cebidir.

1999’da 4,9 milyar TL düzeyinde olan toplam sağlık giderleri, 2011’de yılında 76 milyar TL’ye yükseldi. Toplam sağlık giderinin Gayri Safi Yurtiçi Hasıla (GSYİH) içindeki payı 1999’da %4,8 iken, 2011’de bu oran % 5,9’a çıktı. Şimdi bu denli artmış olan
sağlık giderlerine Çalışma Bakanlığı ve Maliye’den “dur” denmektedir.
Devlet gider (harcama) sınırını aşmış, bundan sonra vatandaşın sağlık giderlerini
kendi karşılayacağı bir düzeni inşa etmektedir.

Geçtiğimiz ay Sağlık Uygulama Tebliği’nde (SUT) yapılan değişiklik ile normalde ücret ödenmemesi gereken hizmetler, “istisnai sağlık hizmeti” adı altında
12’den 29 kaleme çıktı. Otelcilik hizmeti zamlandı.

İktidar partisi, 8 Mayıs 2013 günü TBMM Plan ve Bütçe Komisyonunda görüşmelerine başlanan “Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Yasasında Değişiklik Yapılmasına İlişkin Yasa Tasarısı” ile özel sağlık hizmeti sunucularında katılım paylarına % 200 zam yapıyor. Bu da yetmediği gibi; “Öğretim üyesinden sağlık hizmeti” adı altında sağlık alanını ücretlendirmeyi sürdürecekler. “Bıçak parası” diye yıllarca Türkiye gündemini meşgul edenlerin derdi, vatandaşın cebinden para çıkmaması değilmiş. Onların derdi, çıkan paranın nereye gittiği ile ilgiliymiş.
Eskiden çok sınırlı bir kesimin yararlandığı muayenehane sistemini,
aslında tüm vatandaşlar için zorunlu duruma getirdiler.

Anatomi Yetmez, Fonksiyon Gerek!
Yalnızca Para Konuşarak Sağlık Olmaz!

Mevcut iktidar, hayali olan kamu özel ortaklığı ile sağlıkta tüm sorunların çözüleceğini sanıyor! İnsan nasıl anatomisinden ibaret değilse, sağlık hizmeti de binalardan ibaret değildir. Türkiye sağlık ortamının sorununu hastane binalarına indirgemek eğer kötü niyetlilik değilse, bilgisizliktir.

– Bugün sağlık ortamında tıp eğitimi ve uzmanlık eğitiminin niteliği düşmüştür.
– Sağlık çalışanlarına yönelik şiddet giderek tırmanmaktadır.
– Sağlık çalışanlarının özlük hakları her geçen gün tırpanlanmaktadır.
– Katkı-katılım payları düzenli olarak zamlanmaktadır.
-Hastalar hastane hastane gezmekte, hekimlerle 3-4 dakika görüşmelerde dertlerine derman bulamamaktadır.
– Hastanelerde destek hizmetlerin hepsi, yetersiz sayıdaki, sağlık bilgisi olmayan,
asgari ücrete talim eden taşeron çalışanlara teslim edilmiştir.
– Bugün hem vatandaş hem sağlık çalışanı zorda, Türkiye Sağlık Sistemi Hastadır!

Mevcut iktidar ve Sağlık Bakanlığı, mesailerini özel sektörün çıkarlarını korumak yerine halkın sağlık hakkını korumaya, vatandaşların sağlık hizmeti için para harcamamasına, nitelikli bir sağlık hizmeti için sağlık çalışanlarının koşullarını iyileştirmeye harcamalıdır.

Ankara Tabip Odası Yönetim Kurulu