Etiket arşivi: Mekteb-i Mülkiye

686 Sayılı OHAL KHK’si ile 330 Akademisyen Görevden Çıkarıldı

330 akademisyen
KHK ile görevlerinden ihraç edildi

BİRGÜN, 07.02.2017 23:48 GÜNCEL
(AS: Bizim katkımız yazının altındadır..)

Olağanüstü hâl (OHAL) kapsamında 686 numaralı Kanun Hükmünde Kararname (KHK) yayımlandı. KHK ile Yüksek Öğretim Kurumu’nda 330 akademisyen ihraç edildi.

Kararnameler hukuksuz ve keyfi

Marmara Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi’nde görev yapan Dr. Egemen Cevahir
ihraçları BirGün‘e değerlendirdi. Cevahir,

  • “Bu KHK’larla toplumsal muhalefetin arındırılması amaçlanıyor.
    KHK’lar da bu nokta araçsallaştırılmak için kullanılıyor.” dedi.

Kararnamelerin hukuksuz ve keyfi olduğunu belirten Cevahir, yayımlanan KHK’yı ve ihraçları da, “Tek kalemde
– Anayasa Profesörü İbrahim Kaboğlu‘nu ve
– eski TTB Başkanı Prof. Özdemir Aktan‘ı görevlerinden ihraç edilmiş durumda.

Bizler de bu şekilde ihraç edildik. Bu dönemin normalleri..” şeklinde yorumladı.
Bir önceki KHK ile Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi’nden (İLEF) 4 akademisyen ihraç edilirken son KHK ile İLEF’ten 11 akademisyen daha ihraç edildi. İhraç edilen akademisyenler arasında Nur Betül Çelik, Mine Gencel Bek, Funda Başaran Özdemir, Funda Şenol Cantek,
Ülkü Doğanay da yer alıyor.

Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’nden (Mülkiye)

1. Prof. Ahmet Haşim Köse 
2. Prof. Dr. İlhan Uzgel
3. Prof. Ayşe Gökçen Alpkaya
4. Prof. Dr. Ay
kut Namık Çoban
5. Prof. Dr. Zeliha Etöz
6. Doç. Murat Sevinç

7. Doç. Dr. Bülent Duru
8. Doç. Dr. Şennur Özdemir
9. Yrd. Doç. Dr. Barış Ünlü
10. Y. Doç. Pınar Ecevitoğlu
11. Yrd. Doç. Dr. Ahmet Murat Aytaç
12. Yrdç Doç. Dr. Eliçin Aktoprak Uzgel
13. Yrd. Doç. Dr. Nilgün Erdem
….
……………………
ihraç edildiler.  Güneydoğu’da yaşanan çatışmalara karşı “Bu suça ortak olmayacağız” bildirisini imzalayan Anayasa Profesörü İbrahim Kaboğlu da ihraç edildi.

KHK ile ihraç edilen akademisyenlerin listesi…
=============================
Dostlar,

07 Şubat 2017 tarihli Resmi Gazetede yayımlanan 686 sayılı OHAL Kanun Hükmünde Kararnamesi (KHK) yayımlandı. Bu OHAL KHK’si ile Yüksek Öğretim Kurumu’ndan
330 akademisyen ihraç edildi. İlgili RG’nin 105-116. sayfaları arasında okunamayacak ölçüde küçük puntolarla listelenen 330 akademik çalışan görevlerinden uzaklaştırıldı.

Araştırma görevlilerinden de 10 kişi görevden uzaklaştırıldı.
Bizim sevgili okulumuz “Mülkiye” den toplamda 23 akademik çalışan görev dışı bırakıldı.
1859 tarihinde kurulan Mekteb-i Mülkiye 1936’da Atatürk‘ün istemiyle Ankara’ya taşınmıştı.
Ünü ve başarıları uluslararası sınırları aşan, gözbebeğimiz, çok yüksek puanlarla girilebilen….
bu saygın ve seçkin, üzerine titrenmesi gereken Bilim Kurumumuza ciddi bir darbe vuruldu.
130 dolayındaki öğretim üyesi kadrosundan 1/10’u tırpanlandı. Hiçbir dönemde olmadı böylesi.
Yandaş yazarlar bile bu infazı haksız, hukuksuz, AKP-RTE’ye tuzak, içinde bit yeniği var.. biçiminde yorumladılar ve YÖK Başkanını sorunu çözmeye çağırdılar.

70’i 686 sayılı OHAL KHK’si ile olmak üzere önceki uzaklaştırmalarla birlikte Ankara Üniversitesi 80’i aşkın akademik elemanını yitirdi. (6673 Akademik Personel var).
Sayfalarca süren uzuuuun mu uzun ihraç listesine erişim için aşağıdaki adres tıklanabilir..

http://www.resmigazete.gov.tr/main.aspx?home=http://www.resmigazete.gov.tr/mukerrer/ mukerrer.htm&main=http://www.resmigazete.gov.tr/mukerrer/mukerrer.htm

İçlerinde bizim de çalıştığımız Ankara Üniv. Tıp Fak. den tanıdık adlar var.
İçlerinde, Ankara Üniv. Siyasal Bilgiler Fakültesi / Mülkiye‘de öğrenciliğimizde tanıştığımız arkadaşlarımız var..
İçlerinde Hacettepe Üniv. Tıp Fak. den sınıf arkadaşımız eski TTB Başkanı Prof. Özdemir Aktan var; başkaca hekim meslektaşlarımız var..
İçlerinde, masamızın üstünde Anayasa hukuku kitapları olan, web sitemizde yazılarına
yer verdiğimiz Anayasa Hukuku hocası Prof. İbrahim Kaboğlu var…
……….
Saat 01:52 ve hiç keyfimiz yok, uykumuz yok, can ve mal güvenliğimiz gibi
HUKUK GÜVENLĞİMİZ de yok!..

15 yıldır tek başına iktidar olan bir siyasal kadronun ülkemizi sürüklediği ciddi hatta vahim bir karmaşa ortamındayız ve “Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi” adı altında dünyada ve
bilim dünyasında uygulamalı veya kuramsal örneği olmayan ucube bir sistemle, tek 1 kişiye, tüm ülkenin padişahlıktan da öte yetkiyle devredilmesi halktan isteniyor, halka dayatılıyor
ve koskoca ülke böylesi bir akıl tutulması içinde halkoylamasına sürükleniyor

Bir de AKP’den milletvekillerinden – Bakanlardan FETÖ’ye TV kameraları önünde övgüler dizenler yok listede!.. Neden???

Merhum Prof. Alpaslan IŞIKLI yaşasa ve görevde olsaydı O bile FETÖ bahanesi ile tasfiye edilebilirdi! Oysa 30 Aralık 2013 günü web sitemize koyduğumuz 

SAİD NURSİ, FETHULLAH GÜLEN VE LAİK SEMPATİZANLARI

adlı kitabı AKP-RTE ve AKP’liler okusalardı FG’den uzak durabilirlerdi belki??
Okuyun – okutun.. hala geç kalınmış sayılmaz..
(Bakılmasını dileriz. Bu kitabkaynak oluşturan konuşma metni için..) tıklayınız: SAID_NURSI_FETHULLAH_GULEN_VE_LAIK_SEMPATIZANLARI

fg_ve_akpli_vekiller_ayni_karede

– FETÖ yapılanmasının AKP içindeki üst düzey siyasal köklerine ne zaman inilecek?? AKP evinin önünü hatta içini neden temizle(ye)miyor, temizleyebilir mi??

Erdoğan TV’lerde “Ne istediler de vermedik?
18 Üniversiteyi kendilerine verdik..” demedi mi??

Anayasa değişikliği içinde seçim tarihinin 3 Kasım 2019 olarak belirlenmesi ne anlama geliyor? Dünyanın neresinde Anayasa’da seçim tarihi var?

FETÖ’cü AKP’li vekillere şantaj ve öbürlerine rüşvetten başka anlamı var mı??

Sevgi ve saygı ile. 08 Şubat 2017, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

Mülkiyeliler Birliği’nden açıklama : Teşekkürler Karatepe…

Mulkye_Mektebi

Teşekkürler Karatepe…

Mülkiyeliler Birliği’nden açıklama :

Teşekkürler Karatepe!

Siyasal Bilgiler Fakültesi’nin 3 yıl dekanlığını yapan Prof. Dr. Yalçın Karatepe,
Fakültede yapılan eğilim yoklaması sonrasında istifa ettiğini açıkladı.

Dekanlığı süresince Siyasal Bilgiler Fakültesi’nin geleneğine uygun biçimde bilim ve aydınlanma tarafında yer almasına katkıda bulunan Karatepe, iktidarın ve rektörlüğün çeşitli biçimlerdeki baskılarına maruz kalmasına rağmen okulun bir bilim merkezi olarak kalabilmesi için çaba gösterdi.

Mülkiye’nin aydınlanmaya, demokrasiye dönük yüzünün gereklerini, dekanlığı boyunca yerine getiren Prof. Dr. Yalçın Karatepe, ifade özgürlüğü, akademik özerklik konularında sistemin sınırlarını zorlayan bir yönetim anlayışını yerleştirme mücadelesi verdi.

Mülkiyeliler Birliği olarak dekanlığı süresince Mülkiyeliler Birliği’yle karşılıklı geliştirici bir ilişki kurulmasına katkılarından dolayı da Sayın Karatepe’ye teşekkür ediyoruz.

Biliyoruz ki Prof. Dr. Yalçın Karatepe, bir bilim insanı olarak ülkemize, fakültemize
ve Mülkiye camiasına hizmet etmeye devam edecektir.

Siyasal Bilgiler Fakültesi’nin, Mekteb-i Mülkiye’nin tarihinde önemli bir yere sahip olacak dekanımıza bundan sonraki yaşamında başarılar diliyoruz.

MÜLKİYELİLER BİRLİĞİ YÖNETİM KURULU

============================

Çok değerli dostumuz Yalçın hoca..

Bu da gelir, bu da geçer..
Prof. Yalçın Karatepe bir pırlanta gibi çevresini aydınlatır..

Not : Bu yazıdaki 2 görsel tarafımızdan metne eklenmiştir.

Sevgi ve saygıyla.
25.12.2014, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net

SBF Dekanı Prof. Yalçın Karatepe : Mücadele toplumla iktidar arasında

Dostlar,

Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi (nam-ı diğer Mekteb-i Mülkiye!) dekanı Sayın Prof. Dr. Yalçın Karatepe ile Cumhuriyet Pazar ekinde bir söyleşi yer aldı.
Sayın Karatepe çok net ve yerinde saptamalarda ve zarif uyarılarda bulunuyor.
İlgililerinin okuması ve dikkate alması gerek.

Bu tür kurumlar, gelişmiş ülkelerde devlet yönetiminin göz bebeğidir. Çünkü oralarda “derin devlet” dedikleri aslında bir “devlet aklı” dır. Rasyonel kamu yönetiminin gereği olarak, devletin açık desteğiyle “mükemmeliyet merkezi” durumuna getirilen bu bilim yuvaları, Devletin -devlet aklının- hep ama hep, sıklıkla danıştığı yerlerdir.

Mülkiye Mektebi Osmanlı döneminde 1859’da kurulmuştur. 154 yaşında köklü bir kurumdur.

Siyasal Bilgiler Fakültesi, diğer bir deyişle MÜLKİYE  Türkiye’de, Siyaset Bilimi, Maliye, İktisat, Kamu Yönetimi, İşletme, Çalışma Ekonomisi ve Uluslararası İlişkiler alanlarında yüksek öğrenim sağlayan en köklü kurumdur. www.politics.ankara.edu.tr resmi web sitesinde şu tanıtım dizeleri yer almakta :

  • “Fakültemizin kuruluşu ve gelişmesi yüz yıldan uzun süredir devam etmekte olan ülkemizin modernleşme ve batılılaşma hareketiyle yakından ilgilidir.Toplumsal reformların başlamasıyla birlikte , yönetim anlayışının, yapılmakta olan reformlara uyum sağlaması, siyasi ve idari kurumların etkinliğini arttırma ihtiyacları, çağdaş standartlarda idarecilerin yetiştirilmesini gerekli kılmıştır.
  • Fakültemiz bu ihtiyacı karşılamak üzere, 1859 yılında İstanbul’da bir meslek okulu olarak kurulmuş ve kuruluşundan itibaren bir dizi değişikliğe uğramıştır. Kuruluşunda Mekteb-i Mülkiye-i Şahane adıyla İç İşleri Bakanlığına bağlı bir kurumken, 1918 yılında adı Mekteb-i Mülkiye olarak değiştirilmiş ve
    Eğitim Bakanlığına bağlanmıştır. Cumhuriyetin kuruluşundan sonra, 1936-1937 öğretim yılında, Atatürk’ün isteğiyle Ankara’ya taşınarak adı Siyasal Bilgiler Okulu olmuş ve öğretim süresi dört yıla çıkmıştır. 23 Mart 1950’de 562 sayılı yasa ile Ankara Üniversitesi çatısına girerek adı Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi olmuştur.”

Bu seçkin (güzide) kurum, köklü bir geçmişe ve geleneğe sahiptir. 100’ü aşkın akademik insangücü (öğretim üyesi) olarak ise 6 bölümü ile neredeyse bir Politik Bilimler Üniversitesi kapasitesine sahiptir.

Üniversite sınavlarında son yıllarda ilk 9 bin içinden öğrenci almaktadır.
1,7 milyon başvuru hesaba katılırsa, ilk yüzde yarımlık dilime girmek gerekmektedir.

Son 10,5 yıllık AKP kabusu sayılmazsa, Mülkiye hemen hemen her iktidar döneminde Kabineye üye vermiştir.

Bu kurumların saygınlığını zedeleme girişimler ancak o eylem sahiplerini küçültür ve ülkeye zarar verir. “Devlet aklı” ile davranarak adında “Mülkiye” (Devlet – Ülke) olan bu kurumdan yararlanmak gerekir.

Sayın Karatepe’ye net saptamaları için teşekkrür borçluyuz.

Bir de eleştirimiz olabilir mi?

“Siyasal Bilgiller Fakültesi” adı bizce hatalıdır.

“Bilgi” nin değil “Bilim” in fakültesi olur.

Salt “Bilgi” okutulacaksa orası meslek okulu olur, bir bilim yuvası olmaz.

Yurtdışındaki örnekleri de “Political Sciences”, “Politik – Siyasal Bilimler” dir.

Bu hususun, Sn. Prof. Karatepe dostumuzun dekanlığı döneminde bir çözüme kavuşturulmasının yerinde olacağını düşünüyoruz.

Söyleşi aşağıda…

Sevgi ve saygı ile.
20.6.13, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net

=============================================

Cumhuriyet Pazar Dergi 16.06.2013
Mücadele toplumla iktidar arasında!Türkiye’deki yükseköğretim kurumları içerisinde, muhalefetin odağı olan fakültelerden Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Dekanı Prof. Dr.Yalçın Karatepe,
Gezi Parkı eylemleriyle ilgili olarak;

  • “Meydanlara dökülüp özgürlük talebinde bulunanların bir ideolojisi var.
    Daha demokratik, daha özgür, kimsenin kimseye müdahil olmadığı bir
    Türkiye ideolojisi..” değerlendirmesini yaptı.

Karatepe, olaylarda hedefe polisi oturtmanın doğru olmadığını belirterek
“Mücadele toplumla
iktidar arasında. Hedefte iktidar var.” dedi. Üniversite gençliğini bekleyen bir sorun olarak yerleşkelere polisin yerleştirilmesi planı ile ilgili olarak da Karatepe, “Rektörlüklerin ilk duyumda polise başvurması, iktidarın, polisi üniversitelere sokmak planını doğurdu. Çünkü üniversiteler belalı yerler olarak gösterildi.” dedi ve ekledi:

“Çok açık ve net söylüyorum, kaos çıkar.”

Üniversiteler içindeki iktidara, öğrencileri ve öğretim elemanları ile birlikte muhalefeti ile bilinen Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’nin Dekanı Prof. Dr. Yalçın Karatepe ile iki haftadır sokaklarda olan üniversite öğrencilerini, gençlik muhalefetini, hükümetin gençler üzerinden toplumu şekillendirmeye çalışmasını, alkol yasaklarını ve “üniversitelere polisin girmesi”ne ilişkin tartışmaları konuştuk. Karatepe’nin sorularımıza verdiği yanıtlar şöyle:

– Farklı görüşlerdeki gençlerin bir araya gelmesini ve sokağa çıkmasını nasıl değerlendiriyorsunuz? “Sokaktakilerin ideolojisi yok” tezine katılıyor musunuz?

– Aslında meydanlara dökülüp özgürlük talebinde bulunanların da bir ideolojisi var.
Daha demokratik, daha özgür, kimsenin kimseye müdahil olmadığı bir Türkiye ideolojisi. Özgürlükten yana olma ideolojisi. Şimdiye kadar görmediğimiz derecede bir “tek karar vericili bir sistemin” yaşanıyor olması Türkiye’de büyük kitleleri inanılmaz derecede rahatsız ediyordu. Yaşam tarzından tutun da eğitim standartlarına varıncaya kadar
her konuda bir kişi karar verdi. İstanbul’da bir yere yapılacak bina konusunda Başbakan görüş beyan eder mi? Bu sadece görüş beyan etme değil, müdahil olma anlamı da barındırıyor. İnsanlar da buna doğal olarak tepkilerini gösteriyor. Ümit ederim ki,
daha demokratik bir ülke olma yolunda önemli bir katkı sağlar. İnsanlar sokakta inanılmaz zor koşullarda taleplerini dile getirmeye çalışıyorlar.
Umarım çekilen bu eziyetin Türkiye’ye bir katkısı olur.

– Bu polisin gençlerle çatışması mı, toplumsal bir çatışma mı?

– Gösteriler Türkiye’ye yayılmış olmasına rağmen, çok şanslıyız ki, toplumsal bir çatışma ortamı söz konusu değil. Çatışma şu anda iktidar ile göstericiler arasında. İktidarın
ön plana sürdüğü grup maalesef güvenlik güçleri. Çatışma güvenlik güçleri ile göstericiler arasında değil. Bu mücadele toplum ile iktidar arasında. Ben polisleri mücadelenin bir tarafı gibi görmenin doğru olmadığını düşüyorum. Verilen görevi
yerine getirmeye çalışan insanlar. Ben inanıyorum ki, büyük çoğunluğu, evlerine gittiklerinde yaptıklarının içine sinmediğini düşünüyorlar, üzüntü duyuyorlardır.
Oradaki insanlardan çok farklı kaygıları yoktur. Büyük çoğunluğunun hayatlarına müdahale edilmesi, geçim sıkıntısı, eğitim gibi kaygıları vardır. Hedefe polisi oturtmamak lazım, burada hedefte iktidar var.
.
– Tüm politakaların gençlik üzerinden yürütülmesini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Toplumun tamamı şekillendirilmeye çalışılıyor.
Sesini çıkaranın sesi bastırılmak isteniyor.
Bu anlamda tüm muhalefet odakları dağıtıldı.
İktidarın karşısında bir tek üniversiteler kaldı.
Kendine özgü yapısı ile, soran sorgulayan tavrı ile üniversiteler bunu yapmak zorunda. Gençlik her şeyi eleştirir. Her şeye karşı çıkar. Kafasına yatmayan her şeyi herkesle tartışır. Zaman zaman sert tartışmalar da yaşanabilir. Burada yalnızca şiddet kullanılıp kullanılmadığına dikkat etmek gerekir. Bu tabii ki ince bir çizgidir. Ama “eleştirme!” demek, “sorma!” demek, “tartışma!” demek onları daha fazla alevlendirir.
Bu onların yapısında vardır. Üniversitelerdeki öğretim elemanları da aynı şekilde.

– Üniversitelerdeki çatışmaları nasıl engellemek gerekir?
Yönetimler olaylara karşı nasıl tavır alıyor?

– Şiddete, görüşünü karşındakine şiddetle kabul ettirmeye engel olmak gerekir.
Ama üniversiteler ilk defa gerilmedi. Türkiye’de geçmiş yıllarda çok daha büyük olaylar yaşandı. Ben o zaman da Mülkiye’deydim. Değil üniversitelerde özel güvenlik görevlisi polis bile olmazdı. Yalnzıca bir olay olduğunda, yönetim polisi çağırırdı. Onun dışında polis zaten sokaktaydı. Ama üniversiteye polisin girmesi, polisin üniversitede sabit kalması gibi bir durum kesinlikle sözkonusu değildi. Ki bu, çok daha büyük çatışmaların, büyük olayların yaşandığı bir ortamda geçerliydi.

Rektörlüklerin bir olay olduğunda üniversitenin kapısına ya da yerleşkenin içine
polisi çağırma yetkisi var. Ama benim değerlendirmem, rektörlükler bu haklarını kullanmakta çoğu zaman aceleci davrandı. En ufak bir duyum aldıklarında, hemen polise başvurdular. Hiç bekleme, görme ondan sonra değerlendirme ihtiyacı duymadılar.
Polis ne zaman kampus içine girse olaylar büyüdü. Bu bir sarmal.
Üniversiteye polis çağrılırsa olaylar büyür, sürekli bir olay ihtimali doğar,
sonra yine polis çağrılır. Rektörlüklerin ilk duyumda polise başvurması, iktidarın polisi üniversitelere sokmak planını doğurdu. Çünkü üniversiteler belalı yerler olarak gösterildi. Halkın üniversiteleri sürekli olay çıkan bir yer olarak görmesine yol açıldı. Olması gerektiği kadar, yani şiddete varmayan, eleştiriye tartışmaya izin verilmedi. Öğrencidir bu. Pankart açar, slogan atar, her türlü tartışmayı yapar. Hemen polisi çağırmamak gerekirdi.

  • Hükümetin polisi üniversiteye getirme konusundaki planı gerçekleşirse,
    çok açık ve net söylüyorum, kaos çıkar.

Öğrencilerin polise yönelik bir tepkisi zaten var. Üniversitenin içinde, üniversitenin yönetim organlarına bağlı olmayan, üniversitenin yönetim organlarından talimat almayan bir yapının olması üniversite özerkliği açısından da sorun çıkarır. Zaten ne kadar özerk?

  • Polisin gelmesi ve tümüyle kampus dışından talimat alması, tekrar söylüyorum kaos çıkarır. Özellikle, daha tartışma aşamasında olmasına karşın,
    kampusa bir karakolun kurulması, zaten tepkili öğrencinin her dakika polisle
    veya karakolla karşı karşıya kalması durumunda öğrenci çok büyük tepki gösterir. Öğretim elemanları olarak biz de tepki gösteririz.

– Üniversite yönetimi olarak engel olmak mümkün değil mi?

– İktidar, 10 yıldır yapmak istediği hiçbir şeyi tartışmıyor. Olması gerekenleri, buna kafa yoranlara sormuyor. Yalnızca yasal gücüyle şekil veriyor. Bu durumda öğretim elemanı olarak yapılması gerekenleri elbette ki yapacağız. Çalıştaylar yaparız, bildiriler yazarız ama dikkate alınıp alınmayacağı konusu kuşkulu.

– Yani örneğin, İçişleri Bakanlığı, sizden karakol için yer tahsisi başvurusunda bulunacak.

– Karakol konusu tartışmalı, doğrudan karakol olacağını sanmıyorum. Ama polislerin konuşlanacağı bir yer bile olsa, bu çok büyük tepki yaratır.

– Gençler fazla bölünmedi mi? Kollektifler var, partilere bağlı olanlar var,
çok sayıda örgütlenme var, tek bir sesin çıkması açısından?

– Çok bölünmüş olabilirler. Ama zaten olması gereken bu değil mi?
Öğrenciler istediğini düşünür, en uç fikirlere de varabilir, öğrenci sayısı kadar düşünce biçimi farklı görüş olabilir. Ama zaten mesele, Türkiye’de hiçbir yerde farklı görüşlere
yol açılmaması. Farklı düşünenin, farklı konuşanın, farklı inançları olanın normal görülmemesi. Hiç kimseye hoşgörü yok.

file:/Users/apple/Desktop/dergi/in/16PD03/%2016%20HAZIRAN%202013:YALCIN:DYALCIN3.jpg
SİNAN TARTANOĞLU

Üniversite ve muhalefetinin odak noktalarından Mekteb-i Mülkiye’nin dekanı Prof. Dr. Yalçın Karatepe, olaylarda hedefe polisi oturtmanın doğru olmadığını belirterek,

“Mücadele toplumla iktidar arasında. Hedefte iktidar var.” dedi.

 

Bir İdare Hukuku Profesörü’nün Son Olaylar Hakkındaki Özlü Yorumu

Dostlar,

Sayın Prof. Dr. Onur KARAHANOĞULLARI, Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’nde, ünlü adıyla Mekteb-i Mülkiye‘de genç ve yetenekkli bir İdare Hukuku Profesörüdür. Alanına çok egemendir ve İDAREYİ HUKUKLA KAVRAMAK adlı
600+ sayfalık edebi değeri de olan bir yapıtın sahibidir (Profesörlük takdim tezi).

Ankara Üniversitesi çalışanlarının sanal iletişim ortamında aşağıdaki iletisini gördük ve biz de kızaca yanıtladık..

Paylaşalım ve dayanışalım..

Teşekkürler Onur hocam..

Halka İdare Hukuku uzmanlığınız ile yol göstermeye lütfen devam ediniz..

Olayları, gelimeleri, sorunları yorumlayıp hukuksal yollar göstererek..

Biz de web sitemizde elimizden geleni yapıyoruz..

Son gelişmelerle ilgili 3 makalemiz var sitede..

5.6.13, Datça
Halk haklarını alıyor.
Anayasada hak olarak düzenlenmiş şeyleri, örneğin toplantı ve gösteri yürüyüşünü halk gerçekleştiriyor. Tam koşullarına uygun olarak.
Suç varsa, kolluk makamları ve birimlerinin.
Halk anayasa ile amel eyliyor.
Kırılan dökülenlere gelince, bugüne kadar idarecilerin keyfi kararları ile yarattıklarıkamu zararı karşısında devede kulak değil, kıldır. Kırılan dökülenler kamu gideri ise buna misliyle katılmıştır kıranlar.
Direnenlere, direnmek isteyenlere sevgilerimle.
Prof. Dr. Onur Karahanoğulları_______________________________________________
> Ank-club mailing list
> Ank-club@list.ankara.edu.tr
> http://list.ankara.edu.tr/cgi-bin/mailman/listinfo/ank-club
>

Sevgi ve saygı ile.
Ankara, 6.6.13  

 

Dr. Ahmet Saltık
www.ahmetsaltik.net