Etiket arşivi: Doğu Perinçek

Yurdum İnsanından Karun Kadar Varsıllığa ve Ölümcül 5. Senfoni


Yurdum İnsanından Karun Kadar Varsıllığa ve Ölümcül 5. Senfoni

Dostlar,

Bize ulaşan bir fotoğraf karesini paylaşalım..

T.C. Başbakanı R.T. Erdoğan ve ailesi “bir zamanlar” piknikte..
Son derece mütevazi “yurdum insanı”

Ya günümüzde??

fotoğrafta gördüğümüz aile, şu anda dünyanın 8. en zengin başbakanı ve ailesi. Eeeee Allah yürü ya kulum dedi mi diyor……

Piknikte_ailesiyle


İsviçre bankaları
nda milyar doları bulan 8 ayrı hesabı olduğu
Wikilieaks belgelerinde yaymlandı..Bu konuda kendisine basın üzerinden bilgi soran İP Genel Başkanı Dr. Doğu Perinçek 5+ yıldır hapiste..Başbakan RT Erdoğan bu hapsedilme tablosu ile övündü ve “büyük serveti” olduğunu ileri sürenlerin, kendi deyimiyle kendisine iftira atan müfterilerin hapse tıkıldığını büyük bir hazla konuşmasında dile getirdi. Bu tümceleri kurarken duyduğu haz, ses tonuna,
sesinin tınısına ve mimik – jestlerine apaçık yansıyordu..Bu savı kanıtlamayanın “müfteri” olduğunu haykırdı.
Oynadığı şuydu gerçekte :

Daha önce de bu sitede yazdık, bilinen bir olgudur; İsviçre bankalarındaki hesaplar gizlidir.. İsviçre yasaları bu gizliliği güvenceler (taahhüt eder).
Bu yüzden, yatırılan paraların yasal olup olmadığına bakılmaz..

Avuç içi kadar ülke bu “çok özel bankacılık sistemi” sayesinde Dünya’nın
en varlıklı ülkelerinden biri olmuştur. Dolayısıyla Başbakan’a servetinin kaynağını soran Doğu Perinçek aslında Wikileaks belgelerinde yer alan sav hakkında Başbakanın açıklamasını istemişti pek doğallıkla.

Ancak Başbakan ve yalakalarının gücü Wikileaks belgelerine ve sızdıranlara yetmediğinden / yetemeyeceğinden, o belgelere dayalı soru soranları kurban seçmiş ve etmişlerdir. İkinci olarak da, halkın önemli kesiminin bu yüksek perdeden meydan okumaya inanacağı varsayımına dayanılmaktadır.
Eğitimi yeterli olmayan halkın basın eliyle de bilgilendirilmeyeceği, basının da kendisine hesap sormayacağını hesaplayan / bilen RT Erdoğan, yine kuru gürültü ile “şimdilik” sonuç almış görünüyor.

Ne var ki, dürüstçe çıkıp, halka şunu söyleyemedi :

  • Bizim alnımız açık, veremeyeceğimiz hesap yok. İsviçre hükümetine
    resmi yazı yazacak ve adıma ve 1. derece yakınlarıma ait hesapların
    resmen açıklanmasını isteyeceğiz..

İşte o zaman gerçekleri öğrenebilirdik..
Başbakan bu adımı atamadı.
Neden acaba??

Hala geç değil.. Eğer gerçekten dürüst ise bu konuda hemen gereğini yapsın.. Kredisinin dibe vurduğu bir ortamda, 30 Mart 2014 yerel seçimleri öncesi
pek işe yarayabilir böylesi bir belge..

Malum hep mağduru oynuyor ve halkımıza duygu sömürüsü yapıyoruz ya..

Bir de hiç utanıp sıkılmadan din – inanç sömürüsü sürüyor..

“Bizim Besmelemiz – Allahımız var..”

Haydi  bizi geçelim, yalınkılıç muhataplarınızın nesi var?

Örneğin kendi ağzıyla sizi “ine tıktığını” belirten Cemaat başkanının ve müritlerinin Allah’ı ve Besmelesi yok mu??
Ayrıca ciddi servis kaynakları?? Bir bakıma misyonları da bu değil mi??

Ağzımızdan yel alsın ama, “ipi çekilen ve artık deliğe süpürülmesine
karar verilen”
RT Erdoğan direnmeyi sürdürürse, iyi bilinen birkaç büyük ülkenin resmi gizli servisleri bu belgeleri bir “bavulcuya” ya da “savcıya..” sızdırırlarsa; A. Gül’ün dediği gibi “delillendirip bir de savcı bulup”
Ergenekon gibi kurgu (ya da gerçek!) davalar açarlarsa ne olacak?

Erdoğan bu vb. yumrukları da yiyip kesin “knock out” (nakavt) olarak
boylu boyunca ringe serilmeden (attan düştüğü gibi!) siyasal sahneden çekilmeyecek gibi duruyor.. Bu stratejiye de yandaşları ve akıldaneleri “vuruşarak çekilme” diyerek Başbakan’a bir başka tuzak kurmakla meşguller korkarız!
O’nu bu kez eşekten düşen karpuza döndürmeyi hesaplıyorlar sanırız..

Bizden uyarması..

Enflasyon hızla tırmanıyor, Borsa (BİST) tepetaklak düşüyor..
Yeni yılın ilk günlerinde doğalgaz, elektrik…. için okkalı bir zam kaçınılmaz..

“AKP’nin RTE’si – RTE’nin AKP’si” direndikçe fatura hem ülkemiz için
hem de bu yapışık ikizler için kaçınılmaz olarak büyüyecek..
Sıcak para girişine sıkı bir fren, Erdoğan’ın halkıkandırmak için
çok övündüğü Merkez Bankası’nın borç ve balonlu rezervlerinin 1-2 ayda tükenmesi demektir.. Bu olası süre, Erdoğan’ı kurtarmaya, yerel seçimlere taşımaya yetmez.. İşte “tam bağımsızlık” böylesine yaşamsaldır;
bu öngörüleri yazarken gerçekte içimiz kanıyor ülkemiz adına..

Yol yakınken Başbakan R.T. Erdoğan “yumuşak” çekilme seçeneklerini mutlaka değerlendirmeli..

Bir kez daha anımsatmış olalım.. 11 yıl, gereğinden uzun bir süre iktidar için.

Dünyanın en güçlü orduları bile birkaç cephede birden savaş sürdüremezler..

  • Erdoğan kaç cephede döğüştüğünün / döğüştüğünü sandığının
    ayrımında mı??

Bir de AKP içinde O’ndan nasıl kurtulacaklarını hesaplayan ve türlü girişimlerde olan Vekil sayısından haberli mi? (6 istifa çok küçük bir rakam..)

Giderayak sağduyulu davranılmazsa çöküş çok hazin olacak..

Aklımıza onyıllar önce tıbbiyede öğrenci iken Kadın Hastalıkları – Doğum kitaplarımızdan birinde okuduğumuz söz düşüyor :

  • Her menstruasyon (adet kanaması), döllenmemiş bir ovumun (yumurtanın) hazin bir cenaze törenidir. (Dr. Robert Meyer)..

Bir de Beethoven’in 5. senfonisinin uğursuz uğultuları
kulaklarımızda yankılanıyor..

Beethoven, bir soru üzerine bu “ta ta taaa” seslerinin işlevinin
“Azrail’in kapıyı çalışı” olduğunu açıklamıştı..

  • Elleriniz bilhassa kanlıdır!.

Demokratik ve yasal Gezi eylemlerinde 7 insanı öldürdünüz,
onlarca insan gözünü yitirdi, kemikleri kırıldı, engelli oldu,
ağır ruhsal travma aldı.. yüzlercesi hakkında yıldırıcı davalar açtırdınız..

Milyonlarca insanın ahını aldınız..
Bu sessiz – sindirilmiş milyonların da Allah’ları ve besmeleleri vardır;
elleri yüce göklere açık, dudakları gönülden duadadır; bilesiniz ki bu dualar
sizin hayrınıza değildir.

Mazlumun ahı çıkacaktır, çıkmaktadır..

Attila İlhan‘ın deyişiyle “kan tutmaktadır”!

Derdiniz şifasızdır; bu bedeli ödeyeceksiniz..

Sevgi ve saygı ile.
29 Aralık 2013, Ankara

Dr. Ahmet Saltık
www.ahmetsaltik.net

MAHKEME DAHA NEYİ BEKLİYOR?


MAHKEME
DAHA NEYİ BEKLİYOR?

AYM’nin uzun tutukluluğu “hak ihlali” kabul eden kararı üzerine Mustafa Balbay’ın tahliyesi sonrası gözler Ergenekon Mahkemesi’ne çevrildi. Hemen her görüşten hukukçu, Balbay için verilen tahliye kararının bütün uzun tutuklular için uygulanması gerektiğinde hemfikir

Anayasa Mahkemesi’nin (AYM) uzun tutukluluğu “hak ihlali” kabul eden kararı üzerine CHP Milletvekili Mustafa Balbay’ın tahliyesi sonrası gözler Ergenekon davasına bakan İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi’ne çevrildi. Hemen her görüşten hukukçu, Balbay için verilen tahliye kararının bütün uzun tutuklular için uygulanması gerektiğinde hemfikir.

Aralarında 2007-11 dönemi TBMM İnsan Hakları Komisyonu Başkanlığı da yapmış Anayasa Profesörü Zafer Üskül gibi AKP’lilerin de bulunduğu
çok çeşitli kesimlerden hukukçular,

  • “Anayasa Mahkemesi’nin hükmü, uzun tutukluların tümünü kapsıyor. AYM’nin kararı, kişiye özgü değil ilkeseldir.” 

görüşünde ısrarcı. Ergenekon davasında tutukluluk süresi 6 yıla yaklaşan tutuklular bulunuyor.

Tutuklulukta azami süre 3 yıl

13. Ağır Ceza Mahkemesi, Mustafa Balbay ile ilgili verdiği kararın gerekçesinde yanlış yorum ile azami tutukluluk süresinin 5 yıl olduğu konusunda görüş bildirmişti.

Ancak Ceza Muhakemesi Kanunu (CMK) ilke olarak tutuklulukta geçen azami sürelerin zorunluluk halinde yarısı kadar uzatılabileceğini benimsemişti. 102. maddede de

CMK md. 102    :

  • “Tutukluluk süresi en çok iki yıldır. Bu süre, zorunlu hallerde gerekçesi gösterilerek uzatılabilir. Uzatma süresi 3 yılı geçemez.” denilmiştir.

Böylece azami sürenin 1 yıl daha uzatılarak toplam 3 yılı geçemeyeceği belirtilmiştir. Nitekim, hiçbir ek sürenin asıl süreden fazla olamayacağı
temel ilkedir.

Tahliye edilmesi gereken adlar…

  • Oktay Yıldırım – 12 Haziran 2007’de tutuklandı.
    6 yıl 6 aydır tutuklu bulunuyor.
  • Mehmet Demirtaş – 12 Haziran 2007’de tutuklandı.
    6 yıl 6 aydır tutuklu bulunuyor.
  • Ergün Poyraz – 27 Temmuz 2007’de tutuklandı.
    6 yıl 5 aydır tutuklu bulunuyor.
  • Sevgi Erenerol – 22 Ocak 2008’de tutuklandı.
    5 yıl 11 aydır tutuklu bulunuyor.
  • Doğu Perinçek – 24 Mart 2008’de tutuklandı.
    5 yıl 9 aydır tutuklu bulunuyor.
  • Hikmet Çiçek – 29 Mart 2008’de tutuklandı.
    5 yıl 9 aydır tutuklu bulunuyor.
  • Tuncay Özkan 23 Eylül 2008’te tutuklandı.
    5 yıl 3 aydır tutuklu bulunuyor.
  • Hasan Atilla Uğur – 3 Temmuz 2008’de tutuklandı.
    5 yıl 5 aydır tutuklu bulunuyor.
  • Durmuş Ali Özoğul – 6 Temmuz 2008’de tutuklandı.
    5 yıl 5 aydır tutuklu bulunuyor.
  • Levent Göktaş – 7 Ocak 2009’da tutuklandı.
    4 yıl 11 aydır tutuklu bulunuyor.
  • Mustafa Dönmez – 12 Ocak 2009’da tutuklandı.
    4 yıl 11 aydır tutuklu bulunuyor.
  • Ataman Yıldırım – 7 Ocak 2009’da tutuklandı.
    4 yıl 11 aydır tutuklu bulunuyor.
  • Levent Ersöz – 17 Ocak 2009’da tutuklandı.
    4 yıl 11 aydır tutuklu bulunuyor.
  • Fatih Hilmioğlu – 13 Nisan 2009’da tutuklandı.
    4 yıl 8 aydır tutuklu bulunuyor.
  • Deniz Yıldırım – 9 Kasım 2009’da tutuklandı. 4 yıl 1 aydır tutuklu.
  • Serdar Öztürk – 7 Haziran 2009’de tutuklandı. 4 yıl 6 aydır tutuklu.
  • Dursun Çiçek – 30 Nisan 2010’da 3. kez tutuklandı.
    3 yıl 8 aydır cezaevinde.
  • Mehmet Bedri Gültekin – 22 Ağustos 2011’de tutuklandı.
    2 yıl 4 aydır tutuklu bulunuyor.
  • Erkan Önsel – 22 Ağustos 2011’de tutuklandı.
    2 yıl 4 aydır tutuklu bulunuyor.
  • Turhan Özlü – 22 Ağustos 2011’de tutuklandı. 2 yıl 4 aydır tutuklu.
  • Mehmet Eröz – 9 Eylül 2011’de tutuklandı. 2 yıl 3 aydır tutuklu.
  • Yalçın Küçük – 11 Ocak 2009’da tutuklandı. 12 gün sonra 23 Ocak 2009’da tahliye edildi. Odatv davasından tutuklandığı 7 Mart 2011’den beri cezaevinde bulunuyor.
  • Tuncer Kılınç – 12 Ağustos 2013’te tutuklandı. 4 aydır tutuklu.
  • Hasan Iğsız – 10 Ağustos 2011’de tutuklandı. 2 yıl 4 aydır tutuklu.
  • Alaettin Sevim – 25 Ağustos 2011’de tutuklandı. 2 yıl 4 aydır tutuklu.
  • Nusret Taşdeler – 27 Kasım 2012’de tutuklandı. 1 yıl 1 aydır tutuklu.
  • Hurşit Tolon – 7 Temmuz 2008’de tutuklandı. 7 ay sonra 6 Şubat 2009’da tahliye oldu. 10 Ocak 2012’de 2. kez tutuklandı. Cezaevinde geçirdiği süre
    2 yıl 6 ay.
  • İlker Başbuğ – 6 Ocak 2012’de tutuklandı. 1 yıl 11 aydır tutuklu.
  • Şener Eruygur – 7 Temmuz 2008’de tutuklandı. 2 ay sonra 21 Eylül 2008’de tahliye oldu. 11 Eylül 2013’te 2. kez tutuklandı.
  • Mehmet Ali Çelebi – 1 Temmuz 2008’de tutuklandı. 2 yıl 10 ay sonra
    20 Mayıs 2011’de tahliye oldu. 14 Ağustos’ta 2. kez tutuklandı.
    Cezaevinde geçirdiği süre 3 yıl 2 ay…************************

Dostlar,

Günümüz Kara Avrupa’sının hukukunun kökeni Roma Hukukudur.
İngiltere Roma Kilisesinden ayrılarak Anglosakson Kilisesi‘ni kurduğundan, İngiliz Hukukunun kaynağı gelenek olup “Common Law” olarak bilinir
Günümüzden neredeyse bin yıl önce bile Kralların – İmparatorların
tek başına idam cezası verme yetkileri giderek sınırlandırılmıştır.
(İngiltere, 1215, Magna Carta!(

Günümüz Türkiye’sinde ise masum insanlar cezaevinde ölsünler diye tasarlayarak – planlayarak yasa ve hukuk dışına çıkan uzun sürelerle
sözde yargılama süreçlerine zincirlenmektedirler.

6+ yıldır haklarında kesin hüküm verilmeyen masum sanıklar vardır.

Bir bölüm sanık ise “yaşam boyu hapis cezası” na çarptırılarak zindanda ölmeleri güvenceye alınmıştır.

Türk hukukunda sözde “idam / ölüm” cezası kaldırılmıştır;
fakat görüldüğü ve yaşandığı üzere fiilen – eylemli olarak (de facto!) uygulamadadır.

Bu kabul edilemez!

Hukuk kuralları soyut ve geneldir.
Kişiye ve duruma özgü yasal düzenleme yapılmaz.
Yasa – hukuk önünde herkes eşittir (Anayasa md. 10).

Dolayısıyla AYM’nin kararı ilkeseldir, “uzun” (yasal sınırları aşan) sürelerdir tutuklu olan tüm T.C. Yurttaşlarının, AY md. 153/son uyarınca hemen salıverilmeleri gerekmektedir :

AY md. 153/son :

  • “Anayasa Mahkemesi kararları Resmi Gazetede hemen yayımlanır ve yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını, gerçek ve tüzelkişileri bağlar.”

Sevgi ve saygı ile.
14 Aralık 2013, Ankara

Dr. Ahmet Saltık
www.ahmetsaltik.net 

 

 

Saygı Öztürk : 2 yıl 181 gün sonra


Dostlar
,

Deneyimli, dürüst, çalışkan gazeteci Saygı Öztürk bu günkü yazısında
SÖZCÜ‘de önemli irdelemeler yaptı.

10 Aralık Dünya İnsan Haklar Günüdür..

Yani, İNSAN HAKLARI EVRENSEL BİLDİRGESİ‘nin
(UNIVERSAL DECLARATION of HUMAN RIGHTS)

Anılan Bildirge, günümüzden tam 65 yıl önce bu gün 10 Aralık 1948 günü
BM Genel Kurulu’nda kabul edilmiştir.

Türkiye’de bu Bildirge’ye (İHEB) uluslararası hukuk bağlamında “taraf” tır ve
Yargı organlarımız (mahkemelerimiz) son dönemlerde kimi kararlarında
doğrudan gönderme yaparak gerekçe olarak göstermektedirler..

Çok sevindirici bir durumdur..

Ancak aradan geçen 65 yıla karşın, bu Bildirge’nin günümüzde çok önemli ölçüde yaşam alanlarında uygulanmadığını biliyoruz.

Sevgili Balbay’a tüm yüreğimizle “geçmiş olsun”,
“hoşgeldiniz dışardaki hapishaneye!” diyoruz buruk bir sevinçle..

Bu gün Dünya İnsan Haklar Günü ve bir yandan da yaşamını Güney Afrikalı zencilerin özgürlüğüne adayan ve eli kanlı İngiliz sömürge yönetimince 26 yıl hapiste tutulan ama asla başeğmeyen bir efsanenin de cenaze töreni var..

MADİBA..

Batı’lının, adını kültür emperyalizmi bağlamında “Nelson” yaptığı kahraman..

Kara ve talihsiz kıta Afrika’nın güney ucunda yaşayan kara derilileri beyaz adam,
WASP (White – Anglo Sakson & Protestant) ASİL İngilizler (!) en kanlı biçimde sömürgeleştirmişti.

İşte bu tutsaklığa başkaldıran özgürlük savaşçısı “Madiba” (Nelson Mandela)
bu gün başkent Johannesburg’ta sonsuzluğa uğurlanıyor.. En ateşli söylevleri de emperyalist Batı’nın lider(cik)leri atıyorlar..

Güle güle Madiba, güle güle Nelson Mandela dede!

Açtığın ışıklı yol, süregelen özgürlük kavgamızı hep güçlendirecek ve aydınlatacak..
Asla emekler boşa gitmez.. Bütün enerjiler toplumun dokusuna derinlemesine işler.. Termodinamik yasalarının şaşmaz kurallarıdır; eytişimin (diyalektiğin) de
bilimsel temelini oluşturur.

*******************

Sözü uzatmayalım,

Sayın Balbay ve Haberal artık kodes dışındadırlar, milletvekili dokunulmazlıkları vardır. “İçeride” kalanların da tutsaklıklarının sona erdirilmesi için, “damdan düşen halden anlayan” lar olarak en önde savaşım vermelerini bekliyoruz pek doğallıkla.

Bu güne dek Sayın Haberal’dan bu yönde herhangi bir girişim duymadık ne yazık ki.
Dileriz ve umarız ki, Sn. Balbay ile birlikte bir dayanışma (sinerji) içinde davranırlar..

Yeminlerini anımsatabilir miyiz, gerek var mı??

  • “Devletin varlığı ve bağımsızlığını, vatanın ve milletin bölünmez bütünlüğünü, milletin kayıtsız ve şartsız egemenliğini koruyacağıma; hukukun üstünlüğüne, demokratik ve laik cumhuriyete ve Atatürk ilke ve inkılaplarına bağlı kalacağıma; toplumun huzur ve refahı, milli dayanışma ve adalet anlayışı içinde herkesin insan haklarından ve temel hürriyetlerden yararlanması ülküsünden ve Anayasa‘ya sadakatten ayrılmayacağıma;
    büyük Türk milleti önünde namusum ve şerefim üzerine ant içerim.”

Yeminde kırmızı boyayıp altını çizdiğimiz bölüm Balbay’a ve Haberal’a özellikle borçtur.

Sevgi ve saygı ile.
10.12.13, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net

=======================================

2 yıl 181 gün sonra

portresi

Saygı Öztürk
saygi@sozcum.com
SÖZCÜ, 10.12.13

 

Ce­za­evin­de tu­tuk­lu ola­rak bu­lun­duk­la­rı dö­nem­de aday gös­te­ri­len­ler­den bi­ri MHP,
iki­si CHP, be­şi BDP’­den mil­let­ve­ki­li se­çil­di.

Geç­miş­te, ce­za­evin­de bu­lu­nan­lar­dan mil­let­ve­ki­li se­çi­len­ler, do­ku­nul­maz­lık ka­zan­dık­la­rı için de­ğil, “Mil­let­ve­ki­li olan ki­şi kaç­ma­z” ka­ra­rı doğ­rul­tu­sun­da ser­best bı­ra­kı­lır­ken,
bu kez mah­ke­me­ler fark­lı bir tu­tum iz­le­di.

CHP Mil­let­ve­kil­le­ri Mus­ta­fa Bal­bay ile Prof.Dr. Meh­met Ha­be­ra­l’­ın avu­kat­la­rı
tu­tuk­lu­lu­ğun mil­let­ve­ki­li tem­sil gö­re­vi­ni olum­suz et­ki­le­di­ği­ni be­lir­tip, tah­li­ye edil­me­le­ri için Ana­ya­sa Mah­ke­me­si­’ne bi­rey­sel baş­vu­ru­da bu­lun­muş­tu. Hak­kın­da ve­ri­len
mah­ku­mi­yet ka­ra­rın­dan son­ra Ha­be­ral tah­li­ye edil­miş­ti. Bal­bay ise ce­za­evin­de kal­dı.
İş­te, Ana­ya­sa Mah­ke­me­si’nin ge­çen çar­şam­ba gü­nü ver­di­ği ka­rar, Bal­bay ve öbür
tu­tuk­lu mil­let­ve­kil­le­ri için umut ol­du. MHP’­den se­çi­len En­gin Alan’ın ise
“Bal­yoz Da­va­sı­”n­dan hü­küm giy­di­ği ve ce­za­sı Yar­gı­tay ta­ra­fın­dan onan­dı­ğı için
tah­li­ye edil­me­ye­ce­ği be­lir­ti­li­yor…

Tah­li­ye­yi is­te­me­yen­ler var­dı

Ana­ya­sa Mah­ke­me­si­’n­de, baş­lan­gıç­ta ha­va, tah­li­ye yö­nün­de de­ğil­di. En çok tar­tı­şı­lan ko­nu da “Hak­la­rın­da mah­ku­mi­yet ka­ra­rı ve­ril­me­miş olan PKK ve KCK’­lı tu­tuk­lu be­le­di­ye baş­ka­nı, be­le­di­ye mec­li­si, il ge­nel mec­li­si üye­si olan­lar ile önü­müz­de­ki se­çim­de
ce­za­evin­dey­ken aday gös­te­ri­len­ler, ay­nı ge­rek­çey­le tah­li­ye ta­le­bin­de bu­lu­nur­sa ne
ola­cak?” Ana­ya­sa Mah­ke­me­si, bu du­ru­mun hu­kuk­çu­lar ta­ra­fın­dan tar­tı­şı­la­bi­le­ce­ği­ni,
da­va ko­nu­su­nun ise mil­let­ve­kil­le­riy­le il­gi­li ol­du­ğu­nu de­ğer­len­di­r­di.

İş­te, bu açık­la­ma­lar ve yo­rum­lar baş­lan­gıç­ta “tah­li­ye­ye ta­raf­tar ol­ma­yan­la­rı­n” da
gö­rüş­le­ri­ni de­ğiş­tir­di. Za­ten, mah­ke­me­le­rin ver­di­ği ka­rar­la­rın de­ğer­len­dir­me­si de
nor­mal­de Ana­ya­sa Mah­ke­me­si ta­ra­fın­dan ya­pıl­mı­yor. Key­fi­lik, adil yar­gı­la­ma­ya ay­kı­rı bir durum ol­ma­dı­ğı sü­re­ce Ana­ya­sa Mah­ke­me­si­’nin ka­rar ve­re­me­ye­ce­ği de ya­sa­da
açık­ça yer alı­yor.

Ka­rar, yalnızca ve­kil­ler­le il­gi­li

Mus­ta­fa Bal­ba­y’­ın tu­tuk­lu­lu­ğu 5 yı­lı dol­dur­ma­dı­ğı için “ih­lal yo­k” de­nil­di.
Da­va­cı­lar­dan Prof. Dr. Meh­met Ha­be­ral da 5 yı­lı dol­dur­ma­dan tah­li­ye edil­miş­ti.
Tah­li­ye yo­lu, mil­let­ve­ki­li se­çi­len ki­şi­nin ce­za­evin­de de­ğil, TBMM’­de ol­ma­sı ge­rek­ti­ği için açıl­dı. Mil­let­ve­ki­li se­çi­len ki­şi­nin kaç­ma­sı, bun­dan son­ra kanıt (de­lil) ka­rart­ma­sı­nın
bek­le­ne­me­ye­ce­ği üze­rin­de du­rul­du.

Mil­let­ve­ki­li se­çil­miş olan­lar için ye­rel mah­ke­me kli­şe­leş­miş ge­rek­çe­ler­le “tu­tuk­lu­lu­ğun
de­va­mı­na­” ka­rar­la­rı al­dı­ğı, mil­let­ve­ki­li se­çil­miş ol­ma­la­rı­nın da hep yok sa­yıl­dı­ğı be­lir­til­di. Mus­ta­fa Bal­bay hak­kın­da Ana­ya­sa Mah­ke­me­si­’nin ver­di­ği asıl ka­rar “u­zun
tu­tuk­lu­lu­k” de­ğil, mil­let­ve­ki­li ol­ma­sı­nın yok sa­yıl­ma­sı­dır.
Ya­ni, mil­let­ve­ki­li se­çi­len
ki­şi­nin tu­tuk­suz yar­gı­lan­ma­sı ge­rek­ti­ği esas alın­dı.

Bal­bay ve Ha­be­ra­l’­la il­gi­li ka­rar, ce­za­evin­de bu­lu­nan tu­tuk­lu ya da ce­za­la­rı Yar­gı­tay
ta­ra­fın­dan onan­ma­mış olan mil­let­ve­kil­le­ri­ni ya­kın­dan il­gi­len­di­ri­yor. Alı­nan ka­ra­rın,
öbür tu­tuk­lu­lar­la bir il­gi­si yok. An­cak, tu­tuk­lu be­le­di­ye baş­kan­la­rı da “biz de hal­kın
oy­la­rıy­la se­çil­di­k” de­yip tah­li­ye­si­ni is­ter ve Ana­ya­sa Mah­ke­me­si­’ne baş­vu­rur­sa
na­sıl bir ka­rar çı­kar, onu da an­cak ka­rar ve­ril­di­ğin­de öğ­re­ne­bi­le­ce­ğiz.

Dün sa­bah Ha­kim­ler ve Sav­cı­lar Yük­sek Ku­ru­lu (HSYK) 1. Dai­re Baş­ka­nı
İb­ra­him Oku­r’la ko­nuş­muş­tum. Ka­ra­rın ve­ril­me­si­ni bek­li­yor­du. İş­te o ka­rar ak­şam
sa­at­le­rin­de gel­di. Mus­ta­fa Bal­bay ve avu­kat­la­rı uzun bir mü­ca­de­le ver­di. Hiç umut­la­rı­nı yi­tir­me­di­ler. Ana­ya­sa Mah­ke­me­si “hak­lı­sı­nı­z” de­yin­ce­ye ka­dar, Bal­ba­y’­ın mil­let­ve­kil­li­ği­nin üze­rin­den tam 2 yıl 181 gün geç­miş ol­du… Bu­na da şü­kür…

Hakim Şengün: Ağır muhalefet şerhim olurdu

“Ergenekon” olarak bilinen davanın başladığı dönemde 13. Ağır Ceza Mahkemesi’nin Başkanlığı’nı Köksal Şengün yürüttü. Üyelerin aksine tutukluluğun devamı yönünde farklı düşündü ve kararlarında yalnız kaldı.

Dün, kendisine Anayasa Mahkemesi kararını hatırlattığımda,

“Mahkeme hiç beklemeden tahliye kararını vermesi gerekiyordu.
Çünkü bu Anayasal bir zorunluluk.”
dedi.

Kararın Yargıtay tarafından verilmesine ilişkin hukuki görüşleri ise “ipe un sermek” olarak niteledi. Deneyimli hukukçuya Milletvekili Engin Alan’ın durumunu sordum.

“Engin Alan hakkında hüküm verildiği için bir şey yapılamaz.
Ancak KCK’dan tutuklu olan milletvekilleri de karardan yararlanır.” dedi.

Acaba, Köksal Şengün, o mahkemede başkan olarak devam etseydi,
bugünkü gibi mahkumiyetler verilir miydi? Şengün’ün yanıtı şöyle oldu:

“O mahkemede ben olsaydım, karar yine bugünkü gibi ama benim çok ağır muhalefetimle çıkardı. Dosyanın içeriğini bilen bir hukukçu olarak verilen mahkumiyet kararlarına üzülüyorum.”

Balbay tamam da, “Ergenekon Davası”ndan ağır cezalar alan meslektaşlarımız
Tuncay Özkan, Hikmet Çiçek, Deniz Yıldırım, siyasetçilerden Doğu Perinçek,
çok sayıda değerli bilim adamı, komutan ne olacak?

  • 4 aydır haklarındaki mahkumiyet kararının gerekçesi bile yazılmadı.

Bu haksızlıkları TBMM ve her ortamda en iyi anlatacak olan Balbay ve Haberal olmalı.
(http://sozcu.com.tr/2013/yazarlar/saygi-ozturk/2-yil-181-gun-sonra-421249/, 10.12.13)

Hrant’ın katili Emniyet’teki çete!

Dostlar,

Sayın Ali Serdar Bolat epey emekle yine çok doyurucu ve tarihsel değeri olan
bir dosya hazırlamış.. Ellerine sağlık.. Paylaşalım..

Anımsanacağı üzere, Sayın Bolat’ın bu yazısında temel aldığı 04.12.13 günlü
AYDINLIK Gazetesi‘nin kapağını biz de aynı gün sitemizde irdelemiştik.
Ana haberlere gönderme yapmış ve kaygılarımızı dile getirerek,
Türk Ulusunu bir an önce seçimlerde gereğini yapmaya ve AKP iktidarından
kurtulmaya çağırmıştık :

http://ahmetsaltik.net/2013/12/05/aydinlik-gazetesi-4-aralik-2013-gunlu-sayisi/, 5,12.13

Sevgi ve saygı ile.
8.12.13, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net

=====================================

Hrant’ın katili Emniyet’teki çete!
++++++++++++++++++++++++++
Ali Serdar Bolat
5 Aralık 2013
Fethullahçıların kimi gazetelere gönderdiği AKP yöneticilerinden birisi ile ilgili kaset (seks kasedi?) ve Taraf gaz tenekesi yazarı Baransu eliyle yayımlanan
2004 MGK belgesi ve bu belgenin uygulanması ile ilgili belgeler yüzünden telaşa düşen Tayyip Erdoğan, dershaneler konusunda geri adım atmıştı.
Ancak kavga bitmedi. Başta Sabahattin Önkibar olmak üzere birçok yazar ve Aydınlık gazetesi, bu savaşın süreceğini ve tarafların birbirlerinin pisliklerini açıklamaya devam edeceklerini yazdı. Lağım patlamıştı bir kere.
Saldırı sırası Tayyip Bey’e gelmişti. Fethullahçı Emniyet Müdürü Ramazan Akyürek tarafından muhbir olarak kullanılmış olan “Büyük Ağabey” Erhan Tuncel,
Hrant Dink suikastı davasında yaptığı savunmada Fethullahçı çete elemanlarını suçladı. En başta da, kendisini polis muhbiri olarak kullanan Ramazan Akyürek’i.
Tuncel’in, AKP cenahından bir güvence almadan gerçekleri açıklamaya
cesaret edebilmiş olması çok zor görünüyor. Tayyip Bey, kaset ve MGK belgesi darbelerine bu şekilde daha güçlü bir darbe ile karşılık vermiş oluyor.
Aydınlık, 4 Aralık 2013
Yargıtay’ın bozma kararından sonra yeniden görülmeye başlayan davanın
ikinci duruşmasında Erhan Tuncel özetle şunları anlattı:
Dink cinayetinin arkasında dönemin Emniyet İstihbarat Daire Başkanı Ramazan Akyürek ve İstihbarat Daire Başkanlığı C Masası Şube Müdürü Ali Fuat Yılmazer çetesi var.
Asrın operasyonu diye sunulan Ergenekon, Balyoz, Şike, Cübbeli Ahmet, odaTV operasyonlarının altında yine bu iki kişininimzası vardır.
Ben sanık değil, tanığım. Yaptığım ihbarlar sayesinde Dink cinayeti engellenebilirdi. Ramazan Akyürek ve Ali Fuat Yılmazer, verdiğim bilgiye karşın cinayeti önlemedi.
Jandarmanın bu işi (cinayeti) yapacak kapasitesi yoktur. Benim de cinayetle alakam yok. Beni dublör olarak kullanıyorlar. Dink cinayetini Ergenekon üstü bir şebeke işledi. Benimle ulaşabileceğiniz nokta, polislerdir. Jandarma ile hiçbir bağlantım yoktur.
Ali Fuat Yılmazer, kayıtları silerek kendisine ulaşılmasının önüne geçmiştir. Jandarma ile ilişkili olduğum yaygarasını koparıp Emniyet ile olan ilişkiyi örtbas etmeye çalışmaktadır. Ayrıca bu şahıs, son dönem yapılan birçok şaibeli sahte belge üretilen operasyonlara (Ergenekon, Balyoz gibi tertipleri kastediyor)
karar vermiş ve uygulamıştır. Bu iki kişi Akyürek ve Yılmazer) Cemaati aşan
bir konumdadırlar. AKP’li oldukları söylentisi yalandır.
Cinayetin aydınlanması için Sayın Başbakan’ın olağanüstü çabası olmuştur. Başbakanlık Teftiş Kurulu’nun (BTK) bu iki kişiyi yargılamasını sağlamıştır.
Ancak bu iki kişi müfettiş görevlendirerek BTK raporunu işlevsiz kılmıştır.
Devlet otoritesini sarsacak tüm operasyonlarda bu iki kişinin imzası vardır.
Akyürek, MİT Müsteşarı Hakan Fidan’ın Oslo görüşmelerini sızdırmıştır.
MİT ile Hükümetin arasını açmaya çalışmıştır. İstihbaratta tek söz sahibi olmaya çalışıp Dink cinayetindeki rolünü örtbas etmek amacıyla görevde kalmayı başarmıştır. Kendisini ve çetesini yargılatmamıştır.
Dink cinayeti organizasyonu ne Ergenekon, ne Hükümet, ne Cemaat, ne de MİT içinnddeki bir yapıdır. Yalnızca Akyürek ve çetesinin imkan ve kabiliyetleri
buna müsaittir. Akyürek, ihtiyaç olmadığı halde guruba eleman yerleştirip (beni) daha sonradan altında çalışan çetesiyle birlikte davanın bir numaralı sanığı haline getirip kendisini ve çetesini gizlemiştir.”
***********
Dönemin İstanbul Valisi Erol Çakır, Ramazan Akyürek’in siciline kendi eli ile
şöyle yazmıştı:

“Emniyetteki hizipleşme içinde – irticai akımlara (Fethulah) yakın.
Dikkat edilmelidir.”

Dikkat edilmeyinde de, Trabzon Emniyet Müdürü iken planladığı Dink cinayetini İstihbarat Daire Başkanı olunca uygulama fırsatını buldu.
Bu belge de Doğu Perinçek tarafından açıklandı ve Aydınlık dergisinde yayımlandı.
***********
Erhan Tuncel’in ifadesi, daha doğrusu itirafları, gerçek katilleri ortaya çıkarmış, Doğu Perinçek’in cinayet günü (19 Ocak 2007) ve daha sonra (31 Ocak 2007) günü yaptığı basın toplantılarındaki açıklamalar bir kez daha doğrulanmış,
“Katil Ergenekon” diye yaygara koparan, ABD elçisinin arkasında
“Hepimiz Ermeniyiz” diye yürüyen Dink’in şirret “arkadaş”ları bir kez daha
rezil olmuşlardır.
Aydınlık dergisi, 4 Şubat 2007 günlü sayısında, Perinçek’in açıkladığı
cinayet örgütü şemasını yayımladı. 
Üstteki fotoğraf: Doğu Perinçek, 2. basın toplantısında şemayı açıklıyor. 31 Ocak 2007 
Alttaki resim: İşte o şema…
Ve işte şemanın yayımlandığı Aydınlık dergisinin kapağı. 4 Şubat 2007
Doğu Perinçek ve diğer İP yöneticileri de Ergenekon (13. Ağır Ceza) Mahkemesindeki savunmalarında Dink cinayeti çetesini ayrıntılı olarak açıkladılar. Bu açıklamalar Erhan Tuncel’in itirafları ile doğrulanmış oldu.
Ancak Erhan Tuncel, yaptığı bu itiraflar yüzünden Fethullahçıların
Tayyip Erdoğan‘ı suçlamasının önüne geçebilmek amacıyla şöyle söyledi:

“Dink cinayeti organizasyonu ne Ergenekon, ne Hükümet, ne Cemaat, ne de
MİT içindeki bir yapıdır. Yalnızca Akyürek ve çetesinin imkan ve kabiliyetleri
buna müsaittir.”

Halbuki, Akyürek ve çetesi doğrudan Fethullah’ın Işık Evleri, Büyük Birlik Partisi ve Alperen Ocakları ile bağlantılı. Bu çete hakkında yapılacak bir yargılamanın Fethullah Cemaati’ne ulaşacağı apaçıktır.
Öte yandan, AKP’yi korumak için ek sözler söyledi:

“Cinayetin aydınlanması için Sayın Başbakan’ın olağanüstü çabası olmuştur.”

Halbuki, Akyürek’i 9 Mayıs 2006’da Emniyet Genel Müdürlüğü İstihbarat Dairesi Başkanı, 
1 Şubat 2012’de de Emniyet Genel Müdürlüğü Teftiş Kurulu Başkanı yapan Tayyip Erdoğan değil miydi? Dink cinayetinde suç ortağıdırlar.
Nasıl Akyürek suçu kurmuş olduğu ekibe yıkıp aradan sıyrılmış ise,
AKP de suçu Fethullah’a yıkıp aradan sıyrılmayı planlamaktadır.
AKP’nin Fethullah’ı kullandıktan sonra çöp sepetine atması mümkün değildir. Öbür tüm tertiplerde olduğu gibi, Dink cinayetinde de AKP ile Cemaat
suç ortaklığı yapmışlardır. Her iki örgüt de halkımız tarafından birlikte
çöp sepetine atılacaktır.
***********
***********
arşiv:
Rakel Dink’e ve çocuklarına çağrı
++++++++++++++++++++++++++++
Ali Serdar Bolat     
3 Şubat 2012
Hrant’ın eşi Rakel ve çocukları
Suçüstü yakalanan hırsız, kendisini yakalayanlarla birlikte bağırır:
“Hırsız kaçıyor, tutun!”

İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi, 17 Ocak 2012 günü, sanıkları;
“Cinayette örgüt yok, suçu kendi başlarına bireysel olarak işlediler.” gerekçesiyle, örgüt suçundan beraat ettirdi.

“Bireysel eylemlerinden dolayı” dört sanığı 2 ay ile 12 yıl arasında değişen
hapis cezalarına, Yasin Hayal’i ise “adam öldürmeye azmettirmekten”
müebbet hapis cezasına çarptırdı.
Sahibin sesi “Taraf” ile bilumum F tipi (Fethullahçı) basın ve yandaşlar,
hep bir ağızdan manşetlerden bağırıyorlar:
“Cinayette örgüt gizlendi. Örgüt Ergenekon’dur.”
***********
SORUMLULAR
++++++++++++

Aslında, yakın tarihimizdeki önemli siyasal cinayetler içinde, belki de failin
kim olduğunun bu denli açık, bağıran kanıtlarla kendisini gösterdiği başka bir olgu yoktur.
Savcılık, siyasal iktidar, F tipi ve yandaş basın ve Hrant Dink’i sözüm ona savunan avukatlar elbirliği ile mahkemenin dünkü kararı almasını sağlamışlardır.
***********
1-
Savcı mütalaasında; “Elimde kanıt yok ama bu cinayeti Ergenekon’un
Trabzon hücresi işledi.”
 dedi
Elinde “kanıt” olmadan kanaat ifade eden bir kanun adamı!
Burada, gerçek faili karartma çabasının olduğunu görmemek mümkün değil.
***********
2-
AKP Hükümeti, cinayetin işlenmesine bir şekilde dahil olduğu anlaşılan Fethullahçı Emniyet görevlilerinin soruşturulmasına izin vermedi.
Tam tersine o görevlileri ödüllendirdi.

Olayın içindeki Erhan Tuncel, zamanın Trabzon Emniyet Müdürü
Fethullah sicilli Ramazan Akyürek
’in istihbarat elemanı.
Ali Fuat Yılmazer, İstanbul’da yetkili konumda.
Başbakanlık Teftiş Kurulu Raporu‘na göre, İstanbul İstihbarat C Şubesi Müdürü Ali Fuat Yılmazer, kendisine gelen “Yasin Hayal Hrant Dink’i ne pahasına olursa olsun öldürecek.” şeklindeki istihbaratı İstanbul Emniyeti’ne “Hrant Dink’e karşı eylem yapılacak” şeklinde sulandırarak vermiş, suikast bilgisini saklamış,
İstihbarat Daire Başkanı Sabri Uzun’a bile bildirmemiş.
Emniyet Genel Müdür Vekili Necati Altuntaş‘ın 2008 yılı başında hazırlayıp 5 önemli devlet kurumuna verdiği “Emniyet içindeki 57 Fethullahçı Polisler Listesi”nde Akyürek ve Yılmazer ön sıralarda…
Ve diğerleri…
AKP iktidarı bütün bu devlet görevlileri hakkında soruşturma açılmasına
izin vermiyor, aksine terfi ettiriyor Kısacası örgütü gizliyor.
***********
3-
F tipi ve yandaş basın son beş yıldır elbirliği ile büyük bir karartma ve yanıltma kampanyası yürütüyorlar.
Hrant Dink cinayeti, Danıştay cinayeti, Zirve Kitabevi katliamı ve Rahip Santoro cinayeti failleri, Fethullah destekli  Büyük Birlik Partisi (BBP) ile bağlantılı ve Fethullah’ın ışık evleri ile ilişkili.

Ama bu kadar açık gerçeği, bu “basın” görmedi.
Savcılık görmedi!
İktidar görmedi
ve sözüm ona Hrant Dink’i savunan avukatlar da görmedi.
 
***********
4-
Sözde Hrant Dink’i savunmakla yükümlü avukatlar beş yıl boyunca gerçek failleri bulmak için çaba göstermek bir yana, tam tersine olayı karartmak için deyim yerindeyse ellerinden geleni yaptılar.

Kendilerinin istediği telefon dinleme kayıtlarının ortaya koyduğu bağlantıların adını bile söylemekten aciz avukat olabilir mi?

Savcının, “Elimde delil yok ama bu cinayeti Ergenekon’un Trabzon hücresi işledi” sözüne, hukuksal bir değer ve cinayeti aydınlatacak bir saptama diye sarılan
mağdur avukatı olabilir mi?
Fethullah’ın Işık evlerini, BBP’yi ve “Alperenler Ocağı”nı gösteren onca kanıta karşın, “Veli Küçük, Kemal Kerinçsiz, Oktay Yıldırım isimleri araştırılsın” diyen avukatlar, gerçekte kimin avukatlarıdır?

Genelkurmaydan başlayarak akla gelebilecek hemen herkesi sorumlu ilan eden avukatlar, cinayet faillerinin Fethullah destekli Büyük Birlik Partisi’yle bağlantısını ve Fethullah’ın ışık evleriyle ilişkisini görmemişlerdir.
Ramazan Akyürek’in ve Ali Fuat Yılmazer’in Fethullah ilişkisini görmemişlerdir.


Avukatların bu yaptığı, gerçeği açığa çıkarma çabası mıdır yoksa bütün kanıtlarıyla
orta yerde duran gerçek failleri gizlemek midir?
***********
RAKEL DİNK’E ve HRANT’IN ÇOCUKLARINA AÇIK ÇAĞRI
+++++++++++++++++++++++++++++++++++++++++++++++++

Hrant Dink cinayeti, faili meçhul bir cinayet değil. Fail belli. İrtibatlı olduğu kişiler belli. Koruyanlar belli.
İşçi Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek, cinayetten bir müddet sonra yaptığı basın toplantısında sorumluları tek tek açıkladı. Ve Doğu Perinçek o zamandan beri hapiste..
Hrant’ın katledilişinden bu yana beş yıl geçti.
“Hrant’ın arkadaşları” etiketi ile beş yıldır ortalıkta dolaşanlar, timsah gözyaşları dökenler, tetikçilerin arkasındaki örgüte ulaşmak için ne yaptılar?
“Ne yaptılar” demeyelim, çok şey yaptılar. Hrant’ın katili olan F tipi Gladyo’yu gizlemek için canla başla çalıştılar.
***********
TÜRKİYE’NİN AYDINI
++++++++++++++++++

Hrant’a gelince, o Türkiye’ye ait bir aydındı. Kayseri’de katıldığı panelde yaptığı konuşma, yurtsever bir aydın olarak O’nun, büyük sorumluluk bilincini göstermektedir:


  • “Kürtler, Ermenilerin yüzyıl önce yaşadıklarından ders almalıdır.
    Emperyalistler gelir, çıkarlarını düşünür, bizi birbirimize düşürür,
    sonra da çekip giderler. Olan burada kalan bizlere olur”.
  • “Geçmişte İngiliz, Fransız, Alman ve Rusların şu topraklar üzerinde oynamış oldukları rol ne ise bugün başta ABD olmak üzere aynısı tekrarlanıyor. Ermeni halkı onlara güvendi. Kendilerine, ‘Osmanlı’nın zulmünden’ kurtaracakları vaat edildi. Ama öyle olmadı. Yanıldılar.
    Çünkü onlar geldiler, kendi işlerini,
    kendi hesaplarını yaptılar, çekip gittiler. Burada kardeşi kardeşe kırdırdılar. Kürtlerin yaşadığı aynı şey. ABD, Irak’ta bir Kürt devleti oluşturmak üzere geldi. Bu çok tehlikeli…” HRANT DİNK

Bu anlayışa uygun davranmayanlar “Hrant’ın arkadaşları” olamazlar..
***********
İşçi Partisi Genel Başkanvekili Mehmet Bedri Gültekin
Silivri Esir Kampı’ndan yazdı
Tarafımdan eklemeler ve kısaltmalar yapılmıştır ASB
***********
arşiv:
Hrant’ın “arkadaş”ları Fethullah’a siper oldular 3 Şubat 2012
Hrant: “Bu yasayı Fransa’da çiğneyeceğim”     31 Ocak 2012
Hrant da değilsiniz, Ermeni de. Sadece Amerikancısınız    29 Ocak 2012
Sosyalizmle yetişmiş yoksul Ermeni çocuğu    22 Ocak 2012
Doğu Perinçek Dink cinayetinin faillerini 2007’de açıklamıştı    22 Ocak 2012
Hrant Dink cinayetinin izleri Fethullah’a ulaşıyor    22 Ocak 2012

YATAĞAN İŞÇİLERİNE BİZDEN SELAM OLSUN!

Dostlar,

“Kurban Bayramı” sürüyor.. 2. güne gireli birkaç saat oldu.
Gündemin hürmeti ve dolayısıyla anılmayı fazlasıyla hakeden öznelerinin başında YATAĞAN’ın yurtsever – devrimci emekçileri geliyor..

Onlara gönülden selam yolluyor, dayanışma duygularımızı sunuyoruz..

Tabii taşeron AKP iktidarının “kurban” eylediği epey mağdur içinden de
özellikle tertiplerle zindanlara atılan aydın – asker yurtseverlerimizi..

Bunlardan “çooook kıdemli biri”, Doğu Perinçek nam nefer,
Silivri zindanlarının kuytularından “ROTA” çizmeyi sürdürüyor.

Aşkolsun O’na..

Öyle bir bayram kutlaması yazmış ki, hem edebiyat metni, hem tarih belgesi hem
nesir – manzum karması, hem bir Türkçe harikası..

O’na da bizden gani ve de baki selam olsun..

Senin de “bayramın” (!?) kutlu olsun Türkiye!

Sevgi ve saygı ile.
16.10.13, Ankara, 03:06

Dr. Ahmet Saltık
www.ahmetsaltik.net

==============================================

YATAĞAN İŞÇİLERİNE BİZDEN SELAM OLSUN!

EĞİTİM – İŞ Yatağan Emekçilerine destek verdi…

Yatağan işçisinin ve Beşar Esadların bayramını kutluyoruz

Dünya cephesinin büyükleri Beşar Esadlar. Zulme karşı savaşın ateş hattında kahramanca savaşıyorlar. Bilinçlerimiz, yüreklerimiz onlarla… Bayramları kutlu olsun!

Değerli büyüklerimiz 9. Cumhurbaşkanımız Süleyman Demirel’e,
TBMM Başkanımız Hüsamettin Cindoruk’a, Bakanımız Ali Topuz’a ve
Ali Nejat Ölçen
 ağabeyime saygılar.

Kayınvalidem Şükran Zaloğlu ve Halam Aysel Yalçınkaya’nın,
Fikret Otyam, Veli Devecioğlu, Kurtul Altuğ ağabeylerimin,
Amcam Sami Perinçek ve Dayım Orhan Olcaytu
’nun,
Gündüz Tüfekçi ağabeyimin ellerinden öperim.

Sayın Makbule Ölçen, Filiz Otyam, Sevinç Tüfekçi, Göksel ve
Emcet Olcaytulara, Filiz ve Çetin Sütuna
’ya, Çitlilere, Kopanlara, Kobanlara
sevgi ve saygılar.

Anna, Defne ve Mercan’ın gözlerinden öperim.

Bugünlerde dünyamıza teşrif etmesi beklenen Deniz Perinçek’e merhaba der,
ilk bayramını kutlarım.

Abçağa Cumhurbaşkanı Bekir Amca’nın kişiliğinde bütün Kemaliyeli ve
Erzincanlı yerdeşlerime en güzel dilekler, Fırat coşkulu selam ve saygılar.

Kıdemli koğuş arkadaşlarım Levent Göktaş ve Levent Bektaş’a, Nesrin ve Füsun hanıma bir an önce kavuşmaları dileğiyle Ragnarok selamı ve saygılar.
Bütün sanatçılarımız ve yaratıcılarımız adına, Atatürk’e madenci miğferi,
Yatağan işçisine kalpak giydiren çizer Mustafa Bilgin’i gelecek bayramların şifresini verdiği için özellikle kutluyorum.

Aydın geleneğimizin başı dik temsilcileri Muazzez İlmiye Çığ, Rasin Arsebük,
Halil İnalcık, İdil Biret, Özdemir Nutku, Sarper Özsan, Yıldız Kenter, Özlem ve İrfan Yalçın, Semih Koray, İnci Özdil, Levent Kırca, Sevim Belli, Alev Coşkun, Oktay Ekşi, Hayati Asılyazıcı, Rasih Nuri İleri, Sina Akşin, Ufuk Söylemez,
Korkut Boratav, Talat Tekin, Muzaffer Erdost, İlber Ortaylı, Sevim ve Cahit Can, Yalçın Küçük, Şahin Mengü, Osman Şahin, Mehmet Aksoy, Yusuf Halaçoğlu, Ataol Behramoğlu, Tansel Çölaşan, Özcan Yeniçeri, Ali Özgündüz,
Dilek Akagün Yılmaz, Bülent Tezcan, Birgül Ayman Güler, Metin Feyzioğlu,
Sadi Somuncuoğlu, Suzan Aksoy, Ümit Kocasakal, Mustafa Erkal, Yavuz Selim Demirağ, Sema Aksoy, Arslan Bulut, Tarık Akan, Hüseyin Haydar, Mecit Ünal
’ın kişiliklerinde, bilim ve güzellik üreticilerine, geleceğimize bıraktıkları örnekler için teşekkürler ve saygılar.

Bayram arefesinde bilim kitaplığımıza “Stambulskie Novosti’de Jön Türk Devrimi” başlığıyla çok esaslı bir araştırma armağan eden genç bilim emekçilerimiz,
Arda Odabaşı ve Mehmet Perinçek
’i kutluyorum.

Erdemli komutan örneği E. Tuğg. Servet Cömert’e ve E. Ora. Nusret Güner’e Mustafa Kemal selamı.

Partimizin kıdemlileri Ömer Özerturgut’a, Avşar’ın yorulmayan yörüğü Durmuş ve Hatice Uyanık kardeşlerime, Kamil Dede ve Fatma Yazıcı’ya sonsuz hasretle
öncü selamı.

Karda, boranda, bayramda seyranda, nöbetin başında olan Hıdır Hokka ve
Zeynep Işık 
arkadaşlarımız sayesinde güven ve huzur içindeyiz.
Nöbet makamına selam ve saygı yolluyoruz.

Suphi Karaman ailesine, Hasan Yalçın
 yadigârı Mustafa ve Gül yeğenlerime, Pazarcık şehidimiz Mehmet Çetinlerin ve vatanımızın bütünlüğü için canını feda eden Zeki Önlerin ailelerine, yadigârı Doğu ve Fırat Yücel’e, Toros yiğidi Hüseyin Gökalp’in evlatlarına, Bismil toprak şehidimiz Muhyettin Öksün ve Ömer Öksün’ün ailesine, hayatını devrim mücadelesine sunmuş olan Deniz Gezmişlerin,
bütün fedailerin ailelerine yürekten selam, sevgi ve saygılar.

Son Cumhuriyet savaşımızın şehitleri Abdullah Cömert, Ethem Sarısülük,
Ali İsmail Korkmaz, Ahmet Atakan ve Mehmet Ayvalıtaş
’ın aziz hatıraları önünde saygıyla eğiliyoruz. Canlarını halka sunan böyle değerli evlatlar yetiştiren
anne babalarının ve yakınlarının acıları, hepimizin acısı.

Hapishanelerdeki bütün Cumhuriyet aydınları adına rektörlerimiz Prof. Dr. Kemal Alemdaroğlu, Prof. Dr. Fatih Hilmioğlu, Org. Çetin Doğan’a, Merdan Yanardağ’a, Teğmen Mehmet Ali Çelebi’ye, Nurhan Hilmioğlu, Duygu Alemdaroğlu,
Nilgül Doğan, Bayan Yanardağ’a
 ve Vardiyadaki Amazonlara,
bütün Hallacı Mansurlara selam ve saygılar.

Değerli Pınar Gül’ün kişiliğinde bütün Cumhuriyet Kadınlarının bayramını saygılar sunarak kutlarım.

Türk Devriminin son fedai kuşağının önderleri Çağdaş Cengizleri ve Aykut Dişleri, aydınlık bilinçli, tunç yürekli gençlerimizi devrimci arkadaşlık duygularıyla selamlıyorum.

Büyük Devrimci Önder Mustafa Kemal Atatürk’ün insanlığı aydınlatan ve güzelleştiren bütün bilim adamları ve kültür yaratıcılarının, bütün emek kahramanları
ve devrim önderleri ve fedailerinin, başta İstiklâl Savaşı şehitleri olmak üzere
bütün şehitlerimizin ve emek fedailerinin, Filistin’de Nahr el Bared’te yatan
Bora Gözenlerin, Ortaçağ’ın Medeniyet Devrimi önderi Hz. Muhammed’in topraklarına birer kızıl gül bırakıyorum.

Halkımızın ve okuyucularımızın bayramını kutlarım.

BİLİMSEVER AYDINLIK YÖNETİCİLERİNE BAYRAM TEŞEKKÜRÜ

12 Ekim 2013 günlü “Türk’üm demenin değeri” başlıklı Rota’da dipnotlarını atarak, bu fakiri okuyucuların başını ağrıtır duruma düşmekten kurtardıkları için
Aydınlık yöneticilerine teşekkür eder, bayramlarını kutlarım.

Doğu Perinçek
Aydınlık/ Rota

Türker Ertürk : İSKOTA LAÇKA

İSKOTA LAÇKA

Turker_Erturk_E._Amiral

Türker Ertürk

Geçtiğimiz günlerde İşçi Partisi’nin
9. Genel Kurultayı Ankara’da toplandı ve Sayın
Doğu Perinçek
 tekrar Genel Başkan seçildi.
Kendisini ve İşçi Partisi’ni kutluyor önümüzdeki dönemde
onlara üstün başarılar diliyorum.

Ülkemiz gerçekten zor bir dönemden geçerken, varlığı yaşamsal olarak
tehdit altındayken, koşar adım iç savaşa, bölünme ve parçalanmaya doğru giderken İşçi Partisi, onun yarattığı örgütler ve medya gerçekten bir destan yazdı. Hele Perinçek’in dört duvar arasından bile örgütünü yönetebilmesi her türlü takdirin üzerindedir. Sanırsınız ki, zindanda değil de, sınırsız (namütenahi) iletişim imkanlarıyla donatılmış bir parti genel merkezinde bulunmaktadır.

Bunlar doğru da, sadece bu mücadeleye dayanarak ülkemizin felakete doğru gidişini durdurmak mümkün müdür? Kesinlikle hayır! Şunu bilmenizi isterim!
Hayır değerlendirmesini çalışma odamda teorik veriler üzerine inşa etmedim. Anadolu’yu ve Türk insanın yaşadığı tüm dünyayı dolaşarak ve azımsanmayacak sayıda yurttaşımızla konuşarak, sohbet ederek, iletişimde bulunarak ve onların değerlendirmelerini veri olarak çalışmalarıma katarak bu sonuca ulaştım.

Bakınız emperyalizm sorunları olmakla birlikte hala çok güçlüdür. Emperyalizmin bölgemizi ve ülkemizi dönüştürecek, başkalaştıracak, bölüp parçalayacak projeleri
adım adım gerçekleşmektedir.

  • Emperyalizmin yerli işbirlikçisi olduğundan tereddüt bile etmediğim Erdoğan ve AKP’nin açılımları emperyalist projenin ülkemize yönelik
    sindire sindire gelen merhaleleridir.

Mücadele hamasetle olmaz

Emperyalizmle ve onun canımıza kast etmeyi planlamış projeleri ile başa çıkmanın yolu “birleşmek” ten geçmektedir. Geniş kitleleri kucaklamayan veya kucaklayamayan
bir antiemperyalist mücadele ekseninin başarısız olması kaçınılmazdır.

Emperyalizmle, onun plan ve projeleri ile mücadele duygularla, hamasetle ve sloganlarla olmaz. Akıl ile olur! Bu nedenle geçtiğimiz cumartesi günkü yazıma
“Bir elimde iskota diğerinde yeke” başlığını atmış bugünkü yazıma da başlangıç olacak girizgahı yapmıştım. Çünkü yelken kullanımı rüzgar gücünün akıl ile dizginlenmesi, kontrol edilmesi ve arzu edilen amaçlar doğrultusunda kullanılabilmesi feraseti ve becerisidir.

Emperyalizmi durdurabilmek için birleşmeye, birleşmeyi sağlamak için aklımızı kullanmaya ihtiyacımız var. Ünlü bilim insanı Albert EinsteinÖnyargıları parçalamak, atomu parçalamaktan zordur.” diyor.

Evet, bugün tehlike bu kadar yüksek boyutlara ulaşmasına rağmen hala birleşememiş olmamızda önyargılarımızın çok büyük katkısı var! Şimdi önümüzde iki seçenek var:

Ya niçin böyle önyargılarımız var diye sinirleneceğiz ve bunu yok sayacağız.
Ya da önyargılarımızı da bir veri olarak değerlendirip sorunun çözümüne katacağız.

Mustafa Kemal Atatürk Anadolu’ya çıktığında geçmişi, deneyimi, yaygınlığı ve programıyla İttihat ve Terakki adı altında bir örgüt vardı. Ama Atatürk mücadelesinde bu örgütün insanlarını ve fedailerini çok kullanmasına rağmen başka bir örgüt kurdu. Çünkü Atatürk akıl adamıydı İttihat ve Terakki ile birleştirici olamayacağını biliyordu.

İlk hedef AKP’nin defi!

  • Bugün bizim hiç kimseyi ama hiç kimseyi öteleyecek, dışlayacak ve antiemperyalist mücadeleden uzaklaştıracak lüksümüz yoktur.
  • Geniş ve kitlesel birlikteliğe ihtiyacımız vardır.
  • Ortak paydamız Atatürk’te birleşmek, antiemperyalist yaklaşım göstermek
    ve Milli bakış açısına sahip olmaktır. Payda sadeleştikçe, basit anlatımla
    ifade edildikçe ve ayrıntı içermedikçe birleşme kitleselleşir.
    Herkes bana gelsin demekle birleşme olmaz!

Birleşme hedefine varabilmek için yelkenlerimizi sağcımızın, solcumuzun, milliyetçimizin, ülkücümüzün ve dindarımız yani milli olan tüm kesimlerin rüzgarı ile doldurmamız gerekmektedir. Her konuda mutabakat sağlamamız gerekmez.

  • İlk hedef Türkiye’ye yönelik emperyalist projeyi akamete uğratmak için işbirlikçi AKP iktidarının ve zihniyetinin derhal defedilmesidir.

Eğer yelkenleriniz yeterince rüzgarla dolmuyorsa iskota (Ana yelkeni idare eden halat ve palanga donanımının adı) laçka (gevşetilir) edilir ve dümen açısı bir miktar değiştirilir.

Savaş gemileri fırtınalı havalarda, çok ağır deniz şartlarında ve çatışma ortamında
akıllı komutanların akıl dolu kararları ile salimen hedeflerine doğru ilerlerler.
Aksi durum, hedefe ulaşmayı sağlamadığı gibi mürettebatınızın, size inananların
ve mücadele arkadaşlarınızın telef olmasına neden olur.

Saygılar sunarım.

TUNCELİ CUMHURİYETTİR DOKUNAMAZSINIZ!


TUNCELİ CUMHURİYETTİR DOKUNAMAZSINIZ!

Doğu_Perinçek_bir_inanmis_adam_portre

 

DOĞU PERİNÇEK

 

 

BOP Eşbaşkanı Tayyip Erdoğan Yeni Demokrasi Paketini 30 Eylül Pazartesi günü açıklayacak.

Paketin içindeki bomba: Tunceli’yi Dersim yapmak.

AKP’nin suç ortağı yine PKK.

Çam budaktan yarılır

Çam budaktan yarılır.

Planları, Cumhuriyeti Dersim’den vurmak!

Cumhuriyete karşı Dersim Harekâtı!

Hedef, Atatürk’ü yargılamak. Özellikle Tunceli halkı bunu iyi görmeli!

Cumhuriyet yıkıcılarına göre, Dersim Cumhuriyetin budağı oluyor.
Oradan yarabiliriz hesabındalar.

Alevi Kürdümüz ile Sünni Kürdümüzü Dersim seferinde birleştirebileceklerini umuyorlar. F tipi Cemevi girişimiyle hedef aldıkları Aleviyi Dersim’den avlayacak,
hinoğlu hinlik burada.

Bütün Cumhuriyet ve Atatürk düşmanlarını, Dersim harekâtıyla birleştirebilirler, plan bu!

Yine mayın temizleme rolü

CHP’yi AKP-PKK cephesine katıp ateşe sürmenin yolu da Dersim’den geçiyor.

Nitekim Tayyip Erdoğan’dan önce CHP fırladı sahneye.

Yine mayın temizleme rolü!

Mayın var!

Çünkü AKP tabanı dahil, millet Dersim Harekâtının karşısına dikilecek!

Planın fedai görevini CHP Genel Merkezi üstlendi.
Suçu paylaşarak AKP’yi rahatlatacak, görev bu!

İşareti Kemal Kılıçdaroğlu Milliyet’ten verdi (20 Eylül 2013). Parti talimatıyla aynı gün, çok yazık Tunceli Milletvekili Kamer Genç, Tunceli Milletvekili Hüseyin Aygün ve Diyarbakır Milletvekili Sezgin Tanrıkulu, yasa önerisini verdiler. Cumhuriyet yıkıcılığında AKP’nin önünü geçtiler. İntihar ederek oy toplamak CHP’nin bulduğu bir çözüm.

CHP Dersim partisi mi oluyor?

Kamer Genç, olayın farkında. Hemen ertesi günü, “İçime sinmedi, ancak Parti talimatı” diye durumunu açıkladı. Bu tavırla Kamer Genç, ancak Dersim Cumhurbaşkanlığı için aday olabilir.

CHP de Türkiye Partisi olmaktan vazgeçip Dersim Partisi olmaya özeniyor.
AKP-PKK ortaklığı tarafından içine itildikleri yol budur!

CHP kimin “enstrümanlığına” soyunuyor?

Atatürk’ü Dersim’den vurma projesi kimin?

– ABD’nin, AKP’nin, PKK’nın!

– Proje nerde hazırlandı?

– Atlantik ötesinde.

– Başrollerde kimler oynuyor?

– Tayyip Erdoğan, Abdullah Gül, Hakan Fidan, Abdullah Öcalan.

– CHP bunların arasında ne arıyor?

En büyük kışkırtma

  • Tunceli’yi Dersim yapmaya kalkışmak,
    Cumhuriyet tarihimizin en büyük kışkırtmasıdır.

Tunceli halkı ve bütün Kürtlerimiz, Cumhuriyet Devrimine ve Atatürk’e karşı kışkırtılıyor.

Tunceli halkına Tayyip Erdoğan ve Abdullah Öcalan’ın projesinde görev veriyorlar,
olay budur.

– Bunu nasıl yapacaklar?

– Tunceli halkının yarasını kaşıyarak! Onu yarasından vurarak!
Onun acılarını Atatürk’e ve Cumhuriyete karşı yönlendirerek!

Tunceli halkını devrim düşmanı Haçlı gericiliğin piyonu yapmak istiyorlar,
planları budur.

Tunceli üzerinden Solun şaşkın örgütlerini Tayyip Erdoğan’ın oyuncağı yapacaklar,
bu da artısı oluyor.

Atatürk ve Seyyit Rıza barış için bir arada yaşayabilirler mi?

ABD emperyalizmi ve Tayyip Erdoğanlar,
Dersim seferine Seyyit Rıza heykeli dikerek başladılar. Aletleri PKK!

Apo, 2000 yılında Seyyit Rıza ve Şeyh Sait‘e “gerici”, “İngiliz işbirlikçisi” sıfatlarını
layık görüyordu. “Mustafa Kemal, onları bastırmakta haklıydı” diyordu. (Serxwebûn, sayı 222, Haziran 2000’den aktaran Doğu Perinçek, Türkiye Solu ve PKK, 4. basım, Kaynak Yayınları, İstanbul, Eylül 2013, s. 47 vd.)

Dersim seferi başlayınca, PKK Seyyit Rıza yandaşı oldu.

Atatürk’ü Dersim’de yitiren CHP, Seyyit Rıza heykellerinin önünde pozlar verdi.

Umurlarında değildi, bu işin sonu nereye gider?
Atatürk ve Seyyit Rıza, barış ve sevgi içinde birbirlerine bakıp dururlar mı?

Ya Atatürk Ortaçağı temizler ya da Ortaçağ Atatürk’ü yıkar!
CHP, bunu göremeyecek kadar Atatürk’ten kopmuştur;
kurduğu Cumhuriyeti unutmuştur.

O kadar unutmuştur ki, CHP Genel Başkanı, Dersim’in acılarını kötüye kullanarak, Tayyip Erdoğan’ın kışkırtmasıyla özür dilemiştir.

Gelinen nokta: CHP, Tayyip Erdoğan ve Abdullah Güllerin Dersim üzerinden Cumhuriyetle hesaplaşmasına ortak oluyor.

Türkiye’nin adını değiştirmeye kalkıyorsunuz!

Sakın şu dolduruşa gelmeyin:

– Efendim, her yeri tarihi adıyla anacağız!

– Dersim halkı böyle istiyor, demokrasi var!

Kandırılıyorsunuz!

Enstrümanlaşıyorsunuz!

Tunceli’nin adını değiştirmek, bütün Türkiye halkının geleceğiyle oynamaktır.

Ey, AKP, Ey PKK/BDP ve Ey CHP!

Siz Tunceli’nin adını değiştirmiyorsunuz, bütün Türkiye’nin adını değiştiriyorsunuz!

  • Cumhuriyeti yıkmak için tam teşebbüs halindesiniz!
  • Atatürk’ü sanık sandalyesine oturtacak planın içindesiniz!
  • Devrimle hesaplaşıyorsunuz!

Bazıları “oy toplarım” yanılgısıyla bunlara alet olabilir. O hesabınız yanlıştır.
Halkı kaybediyorsunuz, Ardahan’dan Edirne’ye oyları da kaybediyorsunuz.

Türkiye halkını kaybeden, Tunceli halkını da kaybeder.
Bu gidişle oradan da oy alamazsınız!

AKP-CHP-BDP tabanına ve milletvekillerine çağrı

Haçlının Dersim seferi bozguna uğrayacak!

AKP’nin tabanına sesleniyoruz.

CHP’nin tabanına sesleniyoruz.

BDP’nin tabanına sesleniyoruz.

AKP, CHP, BDP milletvekillerine sesleniyoruz:

Cumhuriyeti ve vatan bütünlüğünü hedef alan bu ihanet harekâtına karşı ayağa kalkın!

Suspus oturmayın, ayıptır, ayağa kalkın!

Milletle birleşin, millet bu sinsi planı bozguna uğratacak!

Hepimiz Tunceliliyiz

Dersim, Ortaçağdır.

Tunceli, Cumhuriyet çağıdır.

Dersim, şeyhliktir, ağalıktır, eşkiyalıktır.

Tunceli, özgürlüğe ve uygarlığa yürüyüştür.

Dersim, bölünmeye dönüştür!

Tunceli birlik ve dirliktir.

Dersim, kandır, gözyaşıdır.

Tunceli barıştır.

Bütün milletimizi, İşçi Partisi olarak Cumhuriyetin Tuncelisi için direnişe çağırıyoruz.

Meclis’e çağrı

  • Meclis’i bu hain plana dur demeye çağırıyoruz.

Meclis, bu hain plana evet derse, Meclis olmaktan çıkar.

Tunceli’nin adını değiştirme girişimi, kesinlikle referanduma götürülecektir!
Bu milletin buna gücü vardır!

Hodri meydan

Haydi referanduma!

AKP’ye, CHP’ye, BDP’ye hodri meydan diyoruz.

Eğer Tunceli’yi Dersim yapmaya kalkarsanız, halk referandumda sizlere
Tunceli şamarı indirecektir.

Halk, seçimlerde de sizi mahkûm edecektir.

Tunceli adını değiştirmeye kalkan Cumhuriyet yıkıcılığına HODRİ MEYDAN!

(http://www.aydinlikgazete.com/yazarlar/dogu-perincek/25516-tunceli-cumhuriyettir-dokunamazsiniz.html, son güncelleme: Çarşamba, 25 Eylül 2013 19:34)

Güle Güle aziiiiz Alpaslan Işıklı…


Dostlar
,

Aziiiiiiiz Alpaslan Işıklı hoca; koca Mülkiye’li bu gün, 17 Temmuz 2013 günü Kocatepe Camisinde öğlen namazının ardından Karşıyaka gömütlüğünde sonsuzluğa uğurlandı.

cenaze_toreni_17.7.13

 

cenazesinde

 

 

 

 

Dogu_Perincek'in_yazisi

Doğu Perinçek yazdı :

Prof. Dr. Alparslan Işıklı Devrimci geleneğin güvenilir aydını

Demek ki 51 yıl olmuş.

Prof. Dr. Alparslan Işıklı’yı 1962 yılından beri tanıyorum.
Yarım yüzyılın yoğunlaştırdığı duygularla yazıyorum bu satırları.

Kızılay’da İzmir Caddesi’nin başında Birleşmiş Milletler Türk Derneği’nin merkezi vardı. Başında, emekçi sınıflarımıza o gün devrim sayılacak iş kanunlarını hazırlayan
27 Mayıs’ın Çalışma Bakanı Prof. Dr. Cahit Talas bulunuyordu; son yıllarında
İşçi Partimize üye oldu. Alparslan Işıklı, Cahit Talas Hocamızın Siyasal Bilgiler Fakültesi’ndeki Çalışma Ekonomisi kürsüsünde asistan olarak henüz göreve başlamıştı. Birleşmiş Milletler Türk Derneği’nde o sıra Başkan olan Hocamıza yardımcı oluyordu. Derneğin merkezi, bizlerin de karargâhıydı. Uğur Mumcu, Adil Özkol, sonra Amasya milletvekilliği yapan Orhan Kayıhan, halen Trabzon’da avukatlık yapan Taylan Üner; Alparslan Işıklı ile birlikte orada buluşur; konuşurduk. Hepimizi 27 Mayıs ateşlemişti. Türk Devrim geleneğinin beslediği gençlerdik. Kimimiz CHP’li,
kimimiz Türkiye İşçi Partiliydik. Ama devrimcilikte birlikteydik. Bugün olduğu gibi.

Devrimci geleneğin aydını

Alparslan Işıklı’nın kişiliğini, bilim adamlığını, mücadelesini belirleyen birinci etken,
işte o devrimci gelenektir. Namık Kemallerden, Mustafa Kemallerden gelen
o büyük birikimden filizlenmiştir. O köklere sımsıkı sarılmış, o köklerden beslenmiştir. Alparslan Işıklı kökten sağlam, kökten güvenilirdi.

Devrimci birikime bağlanmak bir aydının sigortasıdır. Çünkü devrim yaşanmıştır; pratiktir; tarihin maddesidir; ideolojinin güvencesidir. İşte o nedenle Alparslan Işıklı’nın yarım yüzyıla yaklaşan bilim ve mücadele hayatında dosdoğru bir çizgi görülür; yalpalamalar, eğilmeler, bükülmeler yoktur. Prof. Dr. Cahit Talas Hocamız, çok yerinde bir seçim yapmıştır, Türkiye’mizin bilim hayatına çok değerli bir bilim emekçisi kazandırmıştır.

Kemalizmin sosyalizmle açılan ufkundaki devrimci

Prof. Dr. Alparslan Işıklı’nın bir devrimci aydın olarak sağlam duruşunu tanımlamak gerekirse, Kemalist Devrimin sosyalizme açılan ufkunda konumlanmış olmasına vurgu yapmak yerinde olur. Bu mevzi, Türkiye’nin devrim mevzisidir. Tarihsel olarak bulunduğumuz yerdir. Her devrimcinin ayaklarını basabileceği biricik zemindir. Işıklı’dan alacağımız en kalıcı ışık, işte o doğru mevzide bulunmasıdır. Özlemleri, sınıfsız bir dünyadadır. Ayakları, toplumun bulunduğu yerdedir. Kökleri, milletinin tarihsel birikimindedir.

Işıklı, Türkiye’mizde sosyalizm amaçlı mücadeleyi hep millî tarihsel kaynaklardan beslenerek yürütmüştür. Bu açıdan biricik gerçekçi, bilimsel ve başarıya ulaşacak çizgiye yerleşmiştir. Milletinden ipini koparmış, vatansızlaşmış başıbozuk entellerle çetin mücadelelerden geçerek, millî inkârcı cereyanları göğüsleye göğüsleye bugünlere gelmiştir. Artık onu göremeyeceğiz, onunla buluşamayacağız, görüşemeyeceğiz, ama o bizimle tarihin içinden yarınlara yürümektedir.

Emekçilerin ve kamunun aydını

Bu sağlam ideolojik tavır, hiç kuşkusuz Alparslan Işıklı’nın dürüst ve sade hayatıyla da bağlantılıdır. Namusludur. Mutluluk kaynaklarını, bir devrimci aydına yakışan boyutlarda tanımlamıştır. Özel çıkarcılığın kışkırttığı bireyci yaşama hiç yüz vermemiş; geleceğini emekçi halkıyla, milletiyle paylaşan bir aydın yaşamından mutluluk duymuştur.

Nefes almak, Onun için emekçiler için var olmaktır, millet için ter dökmektir. O, emekli olmayan emekçi aydınlardandır. Çünkü yaşamayı, mücadele etmekle, çalışmakla tanımlamıştır.

Türkiye’mizin emperyalizmle hesaplaşmaya girdiği bugünkü tarihsel koşullarda, O yine Kemalist Devrimi tamamlama ve emekçilerimizin özlemlerine yanıt veren bir devlet ve toplum kurma mücadelesinin ön cephesindeki sağlam duruşuyla, güvenilir çizgisiyle, çalışkanlığıyla gelecek kuşaklara ışık vermeye devam edecektir.

Haziran mutluluğundaki paylaşmacı

Alparslan Işıklı, Türkiye halkına hep güvenmiştir. Türk milletinin büyüklüğünün bilincinde olan bilim adamıdır. Bu milletin ABD ve AB emperyalistlerine eninde sonunda isyan edeceğini bilen ve yüreğinde duyan az sayıda aydınlarımızdandı. Bunu Cezaevinde ziyarete geldiği zaman da konuştuk. Şule’yi sık sık arar, gelişmelerle ilgili görüş ve önerilerini anlatırdı. Ondan haber almak mutluluktu. Her zaman iyimserdi. Umutları, gerçekçiliğinden besleniyordu. Haziran İsyanından sonra haberleşemedik, Seferihisar’a gitmişti. Ama biliyorum. Türkiyemizin en mutlu insanlarından biri olarak hayata gözlerini yumdu. Özlemleri gerçek oluyordu.

Milletimizin her devrimci başarısında unutulmayanlarımız arasında
artık Alparslan Işıklı da bulunuyor.

AYDINLIK (17.7.13)

Son Güncelleme: Perşembe, 18 Temmuz 2013 22:04

===================================================

Uğurlar ola yiğidim,
Uğurlar ola işçinin – emekçinin dostu bilim emekçisi Prof. Alparslan IŞIKLI!

Sevgi ve saygı ile.
17.7.13, Ankara

Dr. Ahmet Saltık
www.ahmetsaltik.net

AMERİKAN YALANLARI ve ERMENİ SORUNU


Dostlar
,

24 Nisan (1915’in yıldönümü) geliyor gene..

Her yıl Türkiye’ye deyimi yerinde ise (güzelim Türkçesi varken “tabiri caizse” diye yaygın olarak kullanılıyor ne yazık ki!) Çin işkencesi yapılıyor uluslararası diplomasinin kuytularında.. Batı Emperyalizminin mide bulandıran ikiyüzlülüğüne
tipik örneklerden “sözde Ermen soykırımı“!

Bu bağlamda elde sayısız belge var oysa..
Özellikle kendisini bu işe adayan genç araştırmacı Mehmet Perinçek..
Birkaç yıldır babası Doğu Perinçek ile birlikte hapiste..
Baba Perinçek 24 Mart 2008’de tutuklandı, hüküm almadan 6. yılında.
Oğul Perinçek ise 23 Ağustos 2011’den beri 2 yıldır “içeride” !

ERMENİ SOYKIRIMI EMPERYALİS BİR YALANDIR diye haykırdılar Lozan’da Türkiye’nin kahramanarı.. Bunların önemli bir bölümü yıllardır “içeride”!

“İçeriye” alınmalarında acaba bu yurtsever eylemlerinin belirleyici payı var mı?

Bu birikimli ve uzman yurtseverleri yıllarca “içeride” tutan bir yönetim,
son derece kapsamlı uluslararası saldırıları nasıl göğüsleyecek??

Çook kaygılıyız.. Bu sorular endişelerimizi daha da büyütüyor..

Cerrahpaşa Tıp Fakültesi’nden değerli meslektaşımız Sayın Prof. Dr. Mehmet Ali Körpınar, pek haklı olarak 3 hafta öncesinden uyarıda bulunuyor. Yazısı aşağıda..

Ayrıca, E. Amiral Türker Ertürk de benzer konuyu işledi ve sitemizde yer verdik :

ABD BÜYÜKELÇİLERİNİN MANTIK DIŞI ÇELİŞKİLERİ.. 

http://ahmetsaltik.net/abd-buyukelcilerinin-mantik-disi-celiskileri/ (2.4.13)

“Sözde Ermeni soykırımı” hakkında sitemize ilerleyen günlerde
epey bilgi belge koyacağız..

Bu arada, sıkı kanıtlar ortaya koyan Türk Tarih Kurumu önceki başkanı
Prof. Dr. Yusuf Halaçoğlu da görevden alndı..

Tüm bunlar rastlantı mı? Değilse bu siyasal kadro Türkiye’yi nasıl savunacak?
Yoksa niyet başka başka mı ??

  • 100. yılda (24 Nisan 1915 – 24 Nisan 2015) kalıcı darbe yemeyelim!?

Sevgi ve saygı ile.
Ankara, 3.4.13

Dr. Ahmet Saltık
www.ahmetsaltik.net

===================================

AMERİKAN YALANLARI ve ERMENİ SORUNU

“Hiç kimse; duymak istemeyen biri kadar sağır olamaz…”W. Shakespeare

 2013 doğrular ve 1918 yalanları..

Morgenthau'nun_Ermeni_soykirimi_sacmaliklari

Değerli arkadaşlar,

30 Mart 2013 Cumartesi günü, Hasköydeki Rahmi Koç Müzesinde,
değerli
Şükrü Server Aya’nın yazmış olduğu PREPOSTEROUS PARADOXES
of AMBASSADOR MORGENTHAU
 adlı kitabın tanıtım toplantısına katıldım.

Yukarıda kapağı bulunan bu kitap, yanında Osmanlıda Amerikan Elçisi olarak görev yapan Henry Morgenthau tarafından 1918 yılında, Ermeni sorunu için yazılan AMBASSADOR MORGENTHAU’S STORY adlı kitabın yalan ve yanlışlarını
sayfa sayfa irdeleyerek ortaya koyuyor.

Dönemin ABD Başkanı W. Wilson tarafından da yazımı onaylanan ve Osmanlıyı, ERMENİ sorununda suçlamak için yalan ve yanlışlarla dolu kitap, ne yazık ki
bugüne dek geçerliliğini korumuştur.

Neyse ki, 1930 doğumlu ve Ermeni sorunu hakkında 5 kitabı olan saygıdeğer
Şükrü Server Aya tarafından yapılan araştırmalar sonucunda belgelerle desteklenen yalanların ortaya çıkarılması ile söz konusu kitabın geçerliliği bence kalmamıştır.
1918’den beri birçok kişiyi ve kurumları kandıran bu kitap hakkında yapılan bu çalışma keşke daha önce yapılabilseydi.

Saygıdeğer Şükrü Server Aya‘nın kitabının basımı için destek veren ve organize eden İrlandalı AtholBooks yayınevine ve direktörü Dr. Pat Walsh’a da çok teşekkürler.

Gönül arzu ederdi ki, bu basımı ve desteği Türk Tarih Kurumu yapsaydı.
Ne yazık ki
Prof. Dr. Yusuf Halaçoğlu‘nun 2008’de görevden alınmasından sonra artık Türk Tarih Kurumu’nun, Ermeni sorununda adı ve sanı duyulmuyor.
Söz konusu kitabın tanıtım toplantısında da Türk Tarih Kurumu’ndan kimse yoktu.

Umarım öbür devlet kurumlarımız, STK’lar, Vakıflar ve Dışişleri Bakanlığımız da
bu uyarımı dikkate alırlar. Önümüzdeki dönemde bu kitabın özellikle
“sözde Ermeni Soykırımı” nı tanıyan Yunanistan, Belçika, Lübnan, İtalya, Fransa, İsviçre, Kanada, Slovakya, Hollanda, Polonya, Arjantin, Rusya, Uruguay, Almanya, Venezuela, Litvanya, İsveç devletleri ile ABD’nin 42 eyaletindeki yetkili elçiliklerimize
ve medya kuruluşlarına gönderilmesini ve de orada dağıtılmasını organize ederler.

Bu konuda oluşması gereken tepkiler ve araştırmalar, hep bireysel kalmış, hükümetlerimiz ve kurumlarımız tarafından yeterince lobi faaliyeti yapılamamıştır.
Ancak;

– rahmetli Kamuran Gürün,
– Bilal Şimşir,
– Prof. Dr. Türkkaya Ataöv,
– Uluç Gürkan ve
– Şükrü Server Aya..

gibi değerli aydınlarımızın bu konudaki emeklerini kutlamak ve yapıtlarını bir kez daha anmak gerekiyor.

Tüm yöneticilerimiz ve danışmanları, Osmanlı döneminde yapıldığı iddia edilen Sözde Ermeni soykırımı sorunumuzun Dünyaya anlatılması için yapılması gereken mücadeleyi kişilere bırakmaz. Dış İşleri Bakanlığı, Türk Tarih Kurumu ve Üniversitelerde kurulması gereken Enstitüler kanalıyla sürdürürler.

Sevgi ve saygılarımla.
(1.04.2013).

Prof. Dr. Mehmet Ali KÖRPINAR

Not              :  Yine 24 Nisan geliyor. AB-D emperyalizmi bugünü,
ülkemize karşı “
Sözde Ermeni soykırımı” için yine kullanacak.
Bu kez bu kitabı, biz de onların yalanlarına karşı kullanabiliriz.

Türk Milleti olmazsa Türk Ordusu nasıl olacak?

Doğu Perinçek

Aydınlık
19.2.13

portresi_bayrakli

Ulusalcılıkla hesaplaşanlar Türkiye’de ordu kuramaz.

Türk milletini Anayasadan atarsanız, Ordu kimin ordusu olacak?

Türk Silahlı Kuvvetleri’ndeki Türk kavramını ne yapacaksınız?
TSK, “Tayyibistan Silahlı Kuvvetleri” mi olacak?
Yapamazsınız, Çünkü Tayyibistan için savaşacak subay da bulamazsınız,
asker de bulamazsınız! Bulamıyorsunuz!
Kaldı ki millet yoksa ordusu nasıl olacak?
Türk milletini kaldırma girişiminizle tam çıkmaza girdiniz.
Siz Türk milletini yıkmaya kalktınız, Türk milleti sizi yıkacak!

BOP Eşbaşkanı’nın o açıklaması gazete manşetlerinde:

(Hürriyet, 26 Ocak 2013)

Atlantik’ten yapılan saptamalar da aynı:

(Milliyet, 2 Şubat 2013)

“Ulusalcılığı temizleyelim” derken ellerinde ne kaldı?

Batılı emperyalistlerin ve işbirlikçilerinin son haftalarda yüksek perdeden seslendirdikleri görüşler şöyle özetlenebilir:

Ergenekon ve Balyoz operasyonlarıyla Türk Ordusunda çok kapsamlı ve derin
bir temizlik yapıldı. Bu gerekliydi. Türk Ordusu’nun Milli ve Kemalist karakteri, Atlantik sistemine uymuyordu. Ancak sisteme de bir “Türk Ordusu” gerekli.
Temizlik bitmiştir ve şimdi denetim altına aldığımız orduyu bir bakıma
yeniden örgütlemek ve kullanılabilir bir güç haline getirmek durumundayız. 

Siz ordu kuramazsınız
Hemen belirtelim:
Siz ordu kuramazsınız!
Profesyonel ordu kurmaya da kalksanız, yine yapamazsınız!
Ordu kurmak, duvarda asılı saati kurmaya benzemez.
Hele Türkiye’de!

Türk Silahlı Kuvvetleri devrimle kuruldu
Türk Ordusu, 1908 Devrimi sonrasında iki kez yeniden örgütlendi.
Birincisi, Balkan Bozgunundan sonra İttihat Terakki, iktidarı eline aldı ve
Orduyu milli devrimci anlayışla bir bakıma yeniden kurdu.

Cihan Savaşında Galiçya ve Çanakkale’den Kafkaslara, oradan Süveyş Kanalı ve Hicaz’a kadar uzanan cephelerde büyük direnç gösteren ordu, milli ordudur.

1919’dan sonra Türk Ordusu, aynı milli devrimci temelde yeniden örgütlendi.
Mustafa Kemal Paşa, Ukraynalı General Frunze’ye 1921 yılı sonunda, Anadolu’da bir “Halk Ordusu” kurduklarını anlatır (Mehmet Perinçek, Atatürk’ün Sovyetler’le Görüşmeleri, 2. Basım, Kaynak Yayınları, s. 325).

30 Ağustos zaferini kazanan işte o ordudur.
Ordu, Türk milletinin bağımsızlık ve egemenliği için savaştı.
İstiklali kazanmak ve padişahı yıkmak, bir devrimdi.

  • “Küçük Amerika” Ordusu olmaz!

1945’ten bu yana “Küçük Amerika” sürecinde, TSK’yı “Küçük Amerika Ordusu” yapamadılar. Bütün bozulmalara rağmen, Türk Ordusu milli Ordu karakterini korudu ve 1990 sonrasında, ABD’nin Ortadoğu’yu yeniden düzenleme girişiminin karşısında engeldi.

  • Ergenekon-Balyoz-Poyrazköy-28 Şubat-Askeri Casusluk tertipleri,
    TSK’yı denetim altına almak için uygulandı.

Kemal’in askeri olmazsa Türk ordusu da olmaz!

Atlantikçiler, Türk ordusunun Kemalist özünü temizlersek elimizde kullanılabilir bir silahlı güç kalır diye hesapladılar. Hesap, hala aynıdır. “Artık yeter, amaca ulaştık” değerlendirmesi bu nedenle yapılıyor.

“Ulusalcılıkla” hesaplaşanlar ordu kuramaz
Büyük yanılgıları işte buradadır.
Ulusalcılıkla hesaplaşanlar Türkiye’de ordu kuramaz.

Türk milletini Anayasadan atarsanız, ordu kimin ordusu olacak?

TSK’daki Türk kavramı ne olacak?
Türk Silahlı Kuvvetleri’ndeki Türk kavramını ne yapacaksınız?
TSK, “Tayyibistan Silahlı Kuvvetleri” mi olacak?
Yapamazsınız, Çünkü Tayyibistan için savaşacak subay da bulamazsınız, asker de bulamazsınız! Bulamıyorsunuz!
Kaldı ki millet yoksa ordusu nasıl olacak?

Cemaatin bankası olur ama ordusu olmaz
Cemaat ordusu mu yapacaksınız?
21. yüzyılda cemaat ordusu olmaz.
Cemaatlerin bankaları olabilir, istihbarat örgütleri olabilir, gizli tertip merkezleri olabilir, ama ordusu olamaz!

Artık Orta Çağ ordusu olmaz. Kaldı ki Osmanlı Ordusu da cemaat ve tarikat ordusu değildi, büyük bir feodal imparatorluğun toplumsal-ekonomik temeli üzerinde zamanının en güçlü ordusuydu.

Siz Türk milletini yıkmaya kalktınız
Türk milleti sizi yıkacak!

Türk milletini kaldırma girişiminizle tam çıkmaza girdiniz.
Türk milletinin yerine koyabileceğiniz bir şeyiniz yok.
Türk ordusunun yerine koyacak bir silahlı gücünüz de yok, çünkü Türk’ten vazgeçtiniz. Yüz bin tane Kılıçdaroğlu bulsanız, Türk kavramının yerine yine bir şey koyamazsınız!
Şimdi sıra geldi yıkılıp gitmenize.
Siz Türk milletini yıkmaya kalktınız, Türk milleti sizi yıkacak!

Türk Ordusu
Türk milletinin emrinde olacak

Siz Türk ordusunu dağıtmaya kalktınız, o ordu yeniden Türk milletinin ordusu olduğunu hatırlayacak ve sizi yıkan milletin emrinde olacak!
Türk milletini yıkmaya kalkarak ordusuz kaldınız! ABD ordusu sizi kurtaramaz!
Türkle hesaplaşmanın ne olduğunu şimdi öğreneceksiniz!
Dünya tarihinde sizler kadar geri zekâlı, sizler kadar tarih bilincinden yoksun zavallılar görülmemiştir.

2 KİTAP