Dahiyi anlamak : ATATÜRK ÜZERİNDEN TARTIŞMAK

Dahiyi anlamak :
ATATÜRK ÜZERİNDEN TARTIŞMAK
– Yılmaz Özdil ve kitabı üzerindeki tartışmalar…

Prof. Dr. Süleyman ÇELİK 
scelik44@gmail.com

Atatürk Nutuk’ta der ki, “Milli Mücadeleye birlikte başladığımız yolculardan bazıları, ulusal yaşamın bugünkü Cumhuriyete ve Cumhuriyet yasalarına kadar uzayan gelişmeleri, kendi düşünme, kavrama ve hayal etme sınırlarını aştıkça bana direnmeye ve karşı çıkmaya başlamışlardır” (M. K. Atatürk, Nutuk, c.1, s.16).

Atatürk burada Kazım Karabekir, Rauf Orbay, Ali Fuat Cebesoy, Adnan- Halide Adıvar gibi sivil ve asker yol arkadaşlarından söz etmektedir.

Gerçekte zaferden sonra Atatürk’ün yaptıkları (devrimler), yalnız yolları ayrılan arkadaşlarının değil, yanında kalıp birlikte yola devam eden İsmet İnönü, Fevzi Çakmak, Celal Bayar gibi arkadaşlarının da “düşünme, kavrama ve hayal etme” sınırlarını aşmaktaydı. Fakat bunlar Atatürk’ün o güne dek başardığı olağanüstü işlerin yakın tanığı olmaları nedeniyle, ona inandıkları/ “o ne yaparsa doğru yapar” diye düşündükleri için ayrılmadılar, onunla birlikte yola devam ettiler.

Atatürk’ün diğerlerinden farkı ne idi?..

Atatürk, öncelikle düşmanlarının bile kabul ettiği gibi müstesna bir dâhi idi (Aydın Sayılı, Atatürk Bilim ve Üniversite, Belleten, vol.45, Ankara 1981, s.27-42).

Ayrıca, kendi deyişi ile “çocukluğundan beri eline geçen iki kuruştan biri ile kitap alarak” çok okuyan bir insandı.

Atatürk’ün okumaya ilgisi o kadar fazladır ki daha lise öğrencisi iken mevcut Türkçe kitaplar O’na yeterli gelmedi. Bunun üzerine okumak için yabancı dil öğrenmeye karar verdi. Bu amaçla Manastır’da, gönüllü Katolik rahiplerin işlettiği yerel bir misyoner okulunda Fransızca dersleri aldı. Yaz tatillerinde gittiği Selanik’te de Fransız Hıristiyan frerlerin açtığı dil kursuna devam etti ve kısa sürede Fransızca kitapları okuyabilecek derecede yabancı dilini geliştirdi. Harp Okulu ve Akademisi’nde Almanca öğrenimi gördü ve bu dili de kitap çevirisi yapabilecek derecede ilerletti.

Cephede, yurtiçi gezilerde vs. her koşulda kitap okuyabilecek ortam oluşturuyor ve zaman yaratıyordu. Okuduğu kitap sayısının 10 binlerce olduğu kestirilmektedir. (Sinan Meydan, Akl-ı Kemal- Atatürk’ün Akıllı Projeleri, Cilt.1, İnkılap Kitabevi, İstanbul, 2012)

Ölene kadar okumayı sürdürdü. Öyle ki, hasta yatağında yatarken Le Monde gazetesinde Maya tarihi ile ilgili yeni bir kitap yazıldığını okuyunca hemen alınmasını istedi. Ne yazık ki bu kitabı okumaya ömrü yetmedi. Askerlik, tarih, hukuk, iktisat, coğrafya, sosyoloji, felsefe, antropoloji, mantık, matematik vs. her konuda, konuların uzmanları kadar kitap okuduğu görülmektedir (Bilal Şimşir, Atatürk’ün Kitap Sevgisi, Atatürk Dönemi- İncelemeler, Atatürk Araştırma Merkezi yayını, Ankara, 2006, s. 251-262). Çanakkale muharebelerinin en kızgın döneminde Madam Corinne’e yazdığı mektupta, “savaşın sıkıntılarından kendisini bir an olsun uzaklaştıracak romanlar göndermesini” isteyecek kadar edebiyatı da sevdiği bilinmektedir.

Tarihe çok önem veren Atatürk’ün saptanabilen 879 tarih kitabı okumuş olduğu belirlenmiştir. Yalnız siyasal ve savaşlar tarihini değil, sanat, dinler, uygarlık ve bilim tarihi ile ilgili kitapları ve başta Kur’an olmak üzere kutsal kitapları da okumuştur.

Yeryüzünde neredeyse hiçbir asker, hiçbir devlet adamı ve hiçbir devrimci, bu derece derin ve geniş bir entelektüel birikime sahip değildir.

Yapılan incelemeler kitapları eleştirel akılcı bakış açısıyla okuduğunu göstermektedir. (Recep Cengiz, Atatürk’ün Okuduğu Kitaplar, 24 cilt, Anıtkabir Derneği yayını, Ankara, 2001). Bu şekilde okumak, aklı geliştirir. Böylece Atatürk, bilgi ve birikimini artırdığı gibi dehasını daha da geliştirmiş ve sonuçta, Clinton’ın deyişiyle “yüzyılın” değil,  “milenyumun” yani “Bin Yılın Dahisi” olmuştur.

1930’lu yıllarda üniversitelerde bilim tarihi kürsüsü yoktur. Ancak o sıralarda Harvard Üniversitesi’nden Prof. George Sarton, “Bilim Tarihine Giriş” adlı bir kitap yazmıştır. Atatürk bu kitabı hemen getirtip okumuş ve seçtiği bir öğrenciyi Harvard Üniversitesi’ne göndererek Prof. Sorton’un yanında doktora yapmasını sağlamıştır. Dünyanın ilk bilim tarihi doktoru unvanını kazanan bu öğrenci, daha sonra Ord. Prof. olacak Aydın Sayılı’dır.

Dünyada üniversite özerkliğinin yeni yeni konuşulduğu o yıllarda Atatürk, Osmanlı’dan kalan tek yükseköğretim kurumu olan Darülfünun’a idari ve mali özerklik vermiştir.

Bunlar Atatürk’ün entelektüel kişiliğinin, zamanının çok ilerisinde olduğunun göstergesidir.

Uygarlıklar insanlığın ortak kültür mirasıdır. İlk uygarlıklar, Tarım Devrimi’nden sonra Çin, HintSümer ve Mısır’da oluşmuş; Babil, Asur vd. uygarlıklarından sonra Anadolu, uygarlıkların beşiği olmuş; bu topraklarda Urartu, Hitit,… İyon  vb. 40’ın üzerinde uygarlık doğmuştur. Roma İmparatorluğu bu uygarlıkların üzerinde büyümüş ve Avrupa’yı uygarlık ile tanıştırmıştır. Onun çökmesi ile Ortaçağ bağnazlığının söndürmek istediği uygarlık ateşini, İslam dünyası sahiplenmiş ve İslam Uygarlığı doğmuştur. İnsanlığın son uygarlığı olan Avrupa veya  Batı uygarlığı, tüm bu uygarlıkların birikimi üzerinden, Rönesans, Reform, bilimsel ve Aydınlanma Devrimi aşamalarından geçerek, uzun bir evrim sürecinin ardından oluşmuştur.

Uygarlık ve bilim tarihini çok iyi bilen Atatürk, mirasçısı olduğu Anadolu uygarlıklarına ait eski eserlerin yok olmaması için, daha Sakarya Muharebeleri sürerken, bunların toplanıp koruma altına alınmasını buyurmuş ve Ankara Anadolu Medeniyetleri Müzesi’nin çekirdeğini oluşturmuş; Cumhuriyet’ten sonra kurduğu Dil ve Tarih- Coğrafya Fakültesi’nde Sinoloji, Sümeroloji, Hititoloji vb. Kürsüleri açtırmış, arkeoloji öğrenimi için yurt dışına öğrenciler göndermiş, kazılar başlatmıştır.

Kendisini Avrupa uygarlığının mirasçısı olarak gören Atatürk, elbette “Aydınlanmacı”dır; ancak Sanayi Devriminden sonra ortaya çıkan kapitalist emperyalizmin, “özgürlük, eşitlik, kardeşlik” ilkeleri üzerinde yükselmiş Aydınlanma değerlerini yok ettiğini ve Avrupa uygarlığının temellerini yıktığını anlamıştır.

Sömürü ve savaşın olmadığı, “yurtta ve dünyada barış”ın egemen olacağı yeni bir uygarlık yaratılması gerektiğini düşünmüş olan Atatürk, Sayın Prof. Dr. Özer Ozankaya’nın deyişiyle uygarlık tasarımı sahibi bir devrimcidir. “Çağdaş uygarlığın üzerine çıkmak” derken, bundan söz eden Atatürk, bir kuramcı değil eylemci olduğu için, ülkemiz çevresinde kurulmasına öncülük ettiği paktlarla, bu düşüncesini yaşama geçirmeyi çalışmıştır

Sonuç olarak, O çağdaşlarının gerçekleştirilmesini hayal bile edemedikleri büyük devrimler yapmış, adeta mucizeler yaratmış, zamanının çok ilerisinde bir dev adamdır. Başta dediğimiz gibi, O’nun yanında çok cüce kalan, birlikte yola çıktığı yakın arkadaşlarından bazıları ile yolları ayrılmış, O’na inanıp yola devam edenler de öldükten sonra, O’nun yolundan ayrılmış ve karşı devrimin kapılarını açmışlardır.

“Bin Yılın Dahisi”, 100 yıl sonra hala bir dev ve O’nun yanında bizler hala birer cüceyiz. Hala O’nun yaptıklarını anlayamadık. Aydınlanmadan ve kapitalizmin yarattığı yozlaşmadan habersiz, (sözde) modernler olarak Batı taklitçiliğini Atatürkçülük sanıyoruz.

Yüz yıl geçti, hala O’nu tanıyamadık. Körlerin fil tarifi gibi kendimize göre bir tanım yapıyor ve esası anlayamadığımız için sözcükler ve şekiller üzerinden büyük kavgalar yaşıyoruz:

Kendilerini ilerici aydın sananlar böyle işlerle uğraşırsa; hala Ortaçağ karanlığında yaşayan, uygarlıktan nasibini almamış, İslam Uygarlığından bile habersiz, Atatürk’ün savaş zamanında toplanıp koruma altına alınmasını istediği eski eserlere, 100 yıl sonra “kırık çanak çömlek” gözüyle bakan gericilerin, O’nun yaptıklarına “gavurluk” demeleri ve ışığından rahatsız oldukları için ülkeyi karartarak O’ndan kurtulacaklarını sanmaları doğaldır.

Birinci Meclis’te “uygarlık nedir?” diye soran bir mollaya, Atatürk’ün “uygarlık adam olmaktır Hocaefendi, adam!” demesi gibi, adam olmak gerek. Adam olmak için de Atatürk gibi çok okumak, ama Atatürk gibi okumak, Atatürk gibi düşünmek, adam gibi tartışmak gerek. Yoksa gideceğimiz yer belli; önümüzde örnekler var, Afganistan gibi, Pakistan gibi….
======================================
Sevgili dostumuz Sn. Prof. Dr. Süleyman Çelik’e bu anlamlı derlemesi için teşekkür ediyoruz…

Dr. Ahmet Saltık
07.02.2019, Ankara

ATATÜRK GİBİ OLMAK

ATATÜRK GİBİ OLMAK

  • “Atatürk gibi olmak için 40 kütüphane dolusu kitap okumak gerek”

Prof. Dr. Süleyman Çelik

Atatürk’ün kuşağı daha doğmadan, Osmanlı İmparatorluğu dağılma sürecine girmişti. Çocukluklarından beri “vatan elde gidiyor” sözlerini duyan ve askeri okulda, kendilerine sürekli “birinci görevlerinin vatanı kurtarmak olduğu” öğretilen Atatürk ve arkadaşları okullarını bitirince, Vatanı kurtarmaktan başka bir şey düşünmeksizin görevlerine koştular ve kendilerini mücadelenin içinde buldular. Gittikleri yerlerde savaş yoksa bile ya bir isyan ya da bir ayaklanma vardı.

Büyük çoğunluğu evlenmeyi aklına getirmedi. Çünkü insan kendi canını düşünmeyebilir, ama eşini ve çocuklarını düşünmek zorunda kalır. Böyle bir sorun edinmek istemediler.  Örneğin, Kurtuluş Savaşı’nın önde gelen 7 askerinden beşi (M. Kemal Atatürk, Rauf Orbay, Kazım Karabekir, Ali Fuat Cebesoy ve Refet Bele), yaşları 40 dolayında olmasına karşın hala evlenememişlerdi. Evli olan İsmet İnönü ile Fevzi Çakmak ise 30 yaşını geçtikten sonra, ailelerinin zoruyla evlenmiş, ancak eşlerinin yanında 15 gün bile kalamadan cepheye koşmuşlardı.

Hepsi vatanseverdi ve görevlerini canları pahasına büyük bir özveriyle yapıyorlardı, ama Atatürk onlardan farklıydı. Fark, Atatürk’ün onlardan daha çok okumuş ve dolayısıyla daha bilgili olmasından ileri geliyordu. Üstelik o, Lloyd George’un deyimiyle, “dünyaya yüz yılda bir nadiren gelen bir dahi” idi. O, diğerleri gibi yalnız verilen görevleri yapmıyor, bir yandan da dünyanın ve Osmanlı’nın genel durumunu değerlendiriyor ve çıkış yolu bulmaya çalışıyordu.

Çocuk yaşta başlayan okuma alışkanlığı, bir tutkuya dönüştü ve ölene dek sürdü. Cephede bile yanında kitap taşıyor ve ateş hattında okumak için zaman yaratıyordu. Çanakkale muharebelerinin en kızgın döneminde Madam Corinne’e yazdığı mektupta, “savaşın sıkıntılarından kendisini bir an olsun uzaklaştıracak romanlar göndermesini” istiyordu. Yeni bir devlet kurdu, Cumhurbaşkanı olarak yaşadığı 15 yılda birçok devrimler, reformlar gerçekleştirdi; yapılanları halka anlatmak için sürekli  yurt gezileri yaptı. Bu denli yoğun işi arasında okumayı hiç bırakmadı. Gezilere giderken, her zaman yanında 1-2 sandık kitap taşırdı. Aynı zamanda bir yazardı ve ilk kitabını 27 yaşında yayımlamıştı.

Cumhuriyet’ten sonra, yaptıklarını övüp kendisine yalakalık yapanlara güler ve dostlarına işin sırrını açıklardı: “çocukluğumdan beri elime geçen 2 kuruştan biri ile kitap almasaydım, yaptıklarımın hiçbirini başaramazdım.”

Manastır Askeri Lisesi’nde okuduğu kitaplardan politik bilinç kazanmaya başladı. Fakat Abdülhamid sansürü yüzünden, Türkçe kaynak yok denecek kadar azdı. İstediği kitapları okuyabilmek için Fransızcasını geliştirmeye ve bu dile hakim olmaya karar verdi. Bu amaçla gönüllü Katolik rahiplerin işlettiği yerel bir misyoner okulunda dersler aldı. Yaz tatillerinde gittiği Selanik’te de Fransız Hıristiyan Frerlerin açtığı dil kursuna devam etti ve zamanla bu dili rahatça okuyabilecek kadar öğrendi.

Genellikle Jön Türkler tarafından yurda sokulan Voltaire, Rousseau, Auguste Comte, Montesquieu, Descartes gibi Fransız filozoflarının eserlerini okuyarak Fransız Devrimi ve dolayısıyla Aydınlanma düşüncesiyle tanıştı. Fransız ve Amerikan Yurttaş Hakları Bildirgelerini öğrendi. Atatürk, Manastır’da Avrupa Uygarlığını hazırlayan Aydınlanma felsefesini ve rasyonel düşünceyi benimsemiş, ulusal egemenlikten yana, monarşi karşıtı bir devrimci olarak İstanbul’a, Harbiye’ye geldi.

Dünyada, Büyük Prusyalı askeri kuramcı Carl von Clausewitz’den sonra gelen askeri kuramcı kabul edilen Colmar von der Goltz’un, daha sonra Osmalıca’ya da çevrilecek olan, ‘Das volk in Waffen  (Ordu Millet) adlı ünlü kitabının 1891’de yapılmış Fransızca çevirisini de askeri lise öğrencisi iken satın alarak okudu. İyi bir komutan olabilmek için iyi bir lider olmak gerektiği tezini öne süren ve politika-savaş ilişkilerini işleyen Goltz, Atatürk’ü çok etkiledi. Okul günlüklerinde kitabına sık sık gönderme yaptığı görülür. 1909’da İmparatorluğa görevli olarak yeniden geldiğinde, ondan “büyük bilgin ve düşünür” şeklinde saygıyla söz ettiği, görülecektir. Daha sonra Clausewitz’in, “Savaşın İdaresinde Temel İlkeler” kitabının Türkçe çevirisi yayımlandı ve Atatürk bu kitabı da okudu. Böylece Harbiye’ye başladığında yalnız politik değil, aynı zamanda bilinçli bir asker olmuştu.

Yabancıların kapitülasyonlara dayanarak dokunulmazlık kazanmaları ve Beyoğlu’nu adeta özerk bir bölge haline getirmelerinin bir yararı olmuştu. Abdülhamid’in yurda girmesine izin vermediği yayınlar, sansürsüz olarak yabancıların özel posta servisleri aracılığı ile getiriliyor ve Beyoğlu’ndaki kitapçılarda, bazıları el altından, bazıları açıktan satılıyordu. Genç Türkler de yayınlarını bu yolla gönderiyorlardı. Bunu keşfeden Mustafa Kemal’in en çok uğradığı yer Beyoğlu’ndaki kitapçılar oldu. Harp Okulu’nun Beyoğlu tarafında olması da işini kolaylaştırmıştı. Hafta sonu iznine çıktığında doğru kitapçılara gidiyor, Fransızca gazeteleri okuyor, yeni kitaplar satın alıyordu. Artık Fransızcasını iyice ilerletmişti. Şimdi daha iyi anlayarak ve daha derinine inerek inceleyebiliyordu.

Mustafa Kemal ayrıca, Harp Okulunda üç yıl Almanca öğrenimi gördü. Almancasını da kitap okuyacak derecede ilerletti. Daha sonra Almanca yazılmış askerlikle ilgili bir kitabın Türkçeye çevirisini de yapacaktı. Le Matin ve Le Petit Parisien en çok okuduğu gazetelerdi. Gazeteler, günceli yakalamak, yurt içi ve dışındaki gelişmeleri öğrenmek, böylece ufkunu genişletmek için kolay erişilebilen bir kaynak işlevi gördü. Türkçe gazeteleri de okumaya başladı ve iyi bir gazete okuru oldu. Gazetecilik o kadar hoşuna gitti ki, okulda arkadaşlarıyla elle yazılmış bir gazete çıkarmaya karar verdiler. Doğal olarak bu işi gizli yapacaklardı. Oysa gazete çıkarmak değil, okulda ders kitapları dışında kitap ve gazete okumak bile yasaktı. Mustafa Kemal kitap ve gazeteleri, herkes uyuduktan sonra gizli bir köşe bulur ve orada loş ışık altında okurdu.

Tarih doktorası da yapmış olan Emekli Büyükelçi Bilal Şimşir, Atatürk’ün kitap sevgisiyle ilgili ilginç belgeler bulmuştur: “Mesleğim dolayısıyla Londra, Paris, Roma ve Viyana Büyükelçiliklerimizin eski arşivleri elimden geçti. Bu arşivlerde, Tanzimat döneminden günümüze kadar pek çok değerli belge vardır. Belgeler arasında, zamanın Osmanlı ve Türk devlet adamlarıyla ilgili çeşitli yazışmalar da vardır. Bu yazışmalar arasında bir nokta özellikle dikkat çekicidir. O da şudur: Atatürk, yurt dışından sürekli olarak kitap sipariş etmiştir. Yurt dışından kitap sipariş eden tek Türk devlet adamı Atatürk olmuştur. Atatürk’ten başka bir padişahın, sadrazamın, cumhurbaşkanının ya da başka bir devlet adamının kitap sipariş ettiğini gösteren herhangi bir belgeye rastlamadım. İngiltere’den tavus kuşu yumurtası bile sipariş etmiş padişahlar gördüm. Ama kitap sipariş eden tek devlet adamı Atatürk olmuştur. Faturalar kitaplarla birlikte gönderilir ve paraları da kendi özel bütçesinden ödenir.

Atatürk’ün sipariş edip getirttiği kitapların bir bölümü, bugün Atatürk’ün özel kitaplığı kataloğunda görülmemektedir. Bu katalogda toplam 4289 kitap görünmektedir. Kayıp kitapları da hesaba katınca bu liste belki bir kat daha artabilecektir. Bu kitaplar üzerinde yapılan şöyle bir inceleme, insanı büsbütün şaşırtmaktadır. Atatürk, sipariş edip getirttiği kitapların hemen hepsini incelemiş, okumuştur. Kitapların üzerlerinde onun çeşitli notları, işaretleri bulunmaktadır.  Atatürk’ün kendine özgü okuma alışkanlığı vardır. Okurken önemli gördüğü yerlerin altını çizer, sayfa kenarlarına notlar alır, ünlem, soru işareti, dikkat gibi özel işaretler koyar. Bu şekilde, eleştirel bakış açısıyla okuduğu gibi uygulamada yararlanacağı konuları da belirlediği anlaşılmaktadır. Atatürk’ün okuduğu  kitaplardan 3997’si üzerinde bir araştırma yapılmış; altını çizdiği satırlarla, sayfa kenarlarına düştüğü notları bir araya getirildiğinde 500’er sayfalık 24 cilt kitap oluşmuştur.

Bilal Şimşir’in bulduğu bir belge çok ilginç; “Atatürk’ün hastalığı 1 Nisan 1938’de resmen açıklanmıştır. Hasta yatağında yatarken Le Monde gazetesinde Maya tarihi ile ilgili yeni bir kitap haberi okur. Paris Elçiliği’ne hemen bir yazı yazdırır: ‘Libraire Oriantale Paul Gauthner-12 rue Vavain, Paris VI- kitabevi tarafından yayımlanmakta olan, Dechiffrement de l’Ecriture Maya et Traduction de leurs codices (par Dr. Werner Wolf), isimli kitaptan bir adet, faturasıyla birlikte, gönderilmesini…’ 13 Nisan tarihinde Paris Elçiliğinden verilen yanıtta, bu kitabın basımının henüz tamamlanmamış olduğu ve matbaadan çıkar çıkmaz derhal gönderileceği’ bildirilir. Bu belge hakkında Bilal Şimşir, şöyle der: “Bu belgeler insana hüzün veriyor. Atatürk hasta haliyle, yeni yayınları izlemeye çalışmaktadır. O kadar ki daha basımı bitmemiş kitapları bile öğrenmekte ve sipariş etmektedir. Hem de ta Maya uygarlığına dahi ilgi duymaktadır. Araştırma, inceleme, okuma tutkusu, kitap sevgisi engindi Atatürk’ün. Ne yazık ki bu son kitabı okuyup incelemeye ömrü yetmemiştir.”

Atatürk’ün okuduğu kitapların sayısı, ölümünden sonra tereke yargıçlığınca tutulan kayıtlara göre 7333 adettir. Bu sayıya değişik kütüphanelerden alıp okuduktan sonra iade ettiği kitaplar dahil değildir. Ayrıca Selanik düşman eline geçtikten sonra, annesi ve kız kardeşi, öbür eşyaları olduğu gibi kitapları da bırakıp kaçmışlardır. Ki cepheden cepheye koştuğu için sabit bir evi olmayan Atatürk, günlük kullandığı eşyaları dışındaki eşyaları ile birlikte kitaplarını da Selanik’teki evlerinde tutuyordu. Bu şekilde okuduğu kitap sayısının 10 binin çok üzerinde olduğu düşünülmektedir.

  • Yeryüzünde neredeyse hiçbir asker, hiçbir devlet adamı ve hiçbir devrimci, bu derece derin bir entelektüel birikime sahip değildir.

İşte Atatürk ile Kurtuluş Savaşı’nda kader birliği yaptığı asker ve sivil arkadaşları arasındaki fark bundan ileri gelmektedir. Atatürk, ünlü eseri Nutuk’ta der ki,

  • “Milli Mücadeleye birlikte başladığımız yolculardan bazıları, ulusal yaşamın bugünkü Cumhuriyete ve Cumhuriyet yasalarına kadar uzayan gelişmeleri, kendi düşünme, kavrama ve hayal etme sınırlarını aştıkça bana direnmeye ve karşı çıkmaya başlamışlardır, (M. K. Atatürk, Nutuk, c.1,s.16).

Okuma engelli olmaları nedeniyle, günümüzde de “kendi düşünme, kavrama ve hayal etme sınırları” yetersiz olan kifayetsiz muhterisler Atatürk’e düşman olmakta ve ‘kurbağanın boğaya öykünmesi gibi’ ona öykünmeye çalışmaktadırlar.

Ulusal Kurtuluşumuzun başlangıcı olan 19 Mayıs 1919’un 99. Yıldönümünde Yüce Atatürk’ü minnet ve şükranla anarken bunları düşündüm.

Bayramınız kutlu olsun…

Kaynaklar     :
Andrew Mango, Atatürk- Modern Türkiye’nin Kurucusu, Remzi Kitabevi
George W. Gawrych, Genç Atatürk- Osmanlı subayından Türk devlet adamına
Lord Kinross, Atatürk- Bir Milletin Yeniden Doğuşu, Altın Kitaplar.
Turgut Özakman, Diriliş- Çanakkale 1915, Bilgi Yayınevi.
Sinan Meydan, Akl-ı Kemal- Atatürk’ün Akıllı Projeleri, Cilt.1, İnkılap Kitabevi, İstanbul, 2012.
Recep Cengiz (ed.), Atatürk’ün Okuduğu Kitaplar, 24 cilt, Anıtkabir Derneği yayını, Ankara, 2001
Bilal Şimşir, Atatürk’ün Kitap Sevgisi, in: Atatürk Dönemi- İncelemeler, Atatürk Araştırma Merkezi yayını, Ankara, 2006, s. 260-261.
====================================================

Sevgili dostumuz Prof. Süleyman Çelik hocamızı “bunları düşündüğü” ve de yazdığı için şükranla selamlıyoruz..
O’ndan ve değerli yazılarından öğrenmeyi sürdürmek istiyoruz..

Sevgi ve saygı ile. 21 Mayıs 2018, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

GÜLE GÜLE CASTRO

GÜLE GÜLE CASTRO…

portresi_gulumseyen

Suay Karaman 

(AS: Bizim kapsamlı katkımız yazının altındadır..)

Küba devriminin efsane lderi, emperyalizme diz çöktüren ve Mustafa Kemal Atatürk hayranı Fidel Alejandro Castro Ruz, 25 Kasım 2016’da 90 yaşında yaşama gözlerini yumdu. 31 Aralık 1958’de diktatör Fulgencio Batista’nın ülkeyi terk etmesiyle, 1 Ocak 1959’da Küba devrimine liderlik eden Fidel Castro, emperyalist ABD’nin tüm engelleme ve sayısız suikastlarına (AS: suikast girişimlerine) karşın, yaklaşık elli yıl boyunca ülkesini yönetti. Devlet yapısında yeni düzenlemelerin geliştirildiği bu yönetim sürecinde, güçlü ve merkezi bürokrasiye dayanarak toplumsal ve ekonomik yaşamdaki yönlendirici rolünü sürdüren Fidel Castro, sömürülemeyen Küba’yı 21. yüzyıla taşımayı başarmıştır.

Fidel Castro’nun mutlu insanların ülkesi Küba için yaptıkları saymakla bitmez. Nüfusu yaklaşık 12 milyon olan Küba’da okuma yazma oranı %100 ve herkes için dokuzuncu sınıfa dek eğitim zorunludur. Büyük bir eğitim seferberliği başlatılmıştır, herkes sağlık ve eğitim hizmetlerinden ücretsiz yararlanmaktadır. Kurulan üniversitelerde özellikle tıp eğitimi çok başarılıdır. Küba, Latin Amerika ve 3. Dünya Ülkelerine binlerce doktor gönderen ve bu ülkelerden gelen 17.000 tıp öğrencisine ücretsiz eğitim veren küçük ama büyük bir ülkedir.

Koruyucu hekimlik dalında çok büyük bir aşama gösteren Küba‘da, ortalama yaşam süresi kadınlarda 77, erkeklerde 75 yıla dek yükselmiştir. ABD’de binde 12, Türkiye’de binde 80 (AS: Sağlık Bakanlığı Eylül 2016 verisiyle binde 7,6!) olan çocuk (AS: bebek) ölüm oranları, Küba’da binde 6 olmuştur. Akciğer kanseri aşısını Kübalı doktorların bulması tesadüf değildir. Ülkede her 100-120 aileye bir doktor düşmektedir. İşsizliğin olmadığı Küba’da, her aileye, ailenin büyüklüğüne göre konut tahsis edilmektedir.

Sağlıklı bir kuşak ve devrimin kültürel anlamda yerleşmesini sağlamak amacıyla onbinlerce spor kompleksi, kültür merkezi ve enstitü açılmıştır. Sanatsal etkinlikleri düzenleme ve yaygınlaştırma amacıyla kurulan kültür merkezleri bünyesinde sanat okulları açılmıştır. Kültür merkezleri aynı zamanda, sanatı kullanarak ahlaksal, kültürel, politik ve sosyal değerler kazandırmayı da amaçlamaktadır. Toplumsal yaşamla iç içe olan öğrencilere sanat ve spor eğitimi verilmektedir. Öğrenciler için derslerden sonra haftada en az altı saat sanat çalışması zorunluluğu getirilmiştir. Küba’da her üniversitede güzel sanatlar akademisi bulunmaktadır.

Sendikalaşma oranının %95 olduğu Küba’da çalışanların %60’ı, parlamentonun yarısı kadındır. Milletvekilleri maaş almazlar, yalnıca yasama etkinliklerine katıldıkları zaman, çalıştıkları kurumdan izinli sayılır. İnsanların kentlerle, kentlerin doğayla barış içinde olduğu Küba’da, insan ruhunu strese sokan kent hareketliliği yoktur. Çünkü kapitalizmin tüketim odaklı yaşam biçimi yerine, sosyalizmin yaşam odaklı bir toplum düzeni kurulmuştur Küba’da. Her ailenin gıda karnesi ve sağlıklı beslenme hakkı anayasal güvence altına alınmıştır.

“Tanrının Türk milletine en büyük hediyesi Atatürk’tür” diyen Fidel Castro, 1996’da Habitat Zirvesi için ülkemize geldiğinde şu mesajı vermişti:

  • “Biz devrimciliği, devletinizin devrimcisi Atatürk’ten öğrendik.
    Mustafa Kemal Atatürk’ün yaptıklarını ben asla başaramazdım.
    Asıl devrimci Atatürk’tür. Ben de devrim gerçekleştirdim ama Kemal Atatürk’ün yaptıklarını başaramazdım. Atatürk’e ve devrimlerine hayranım.
    Sakın kendinize başka esin kaynağı, başka bir önder aramayın.”

Fidel Castro’nun söylediği şu sözler, emperyalizmi henüz tanımayanlar için çok önemlidir:

  • “ABD ve AB destekli Türkiye’deki olayları yakından izliyorum.
    Sizin oradaki PKK öncülüğünde süren Kürt hareketi,
    ABD’li Yankee’nin petrol bekçisidir..”

Fidel Castro, arkasında zengin bir ülke bırakmadı ama emperyalistlere boyun eğmeyen, onurlu ve mutlu bir toplum bıraktı.

Güle güle Castro, senin gibi büyük bir devrimciyi asla unutmayacağız, ışıklar içinde uyu…
====================================
Dostlar,

Biz de Küba devrimcisi, meslektaşımız Dr. Che Guevera‘nın dava yoldaşı – özgürlük savaşçısı, anti – emperyalist, onurlu ve başı dik…. saygın insan Fidel Castro’yu saygı ve sevgi ile, hayranlıkla selamlıyoruz..

Fidel Castro ile ilgili görsel sonucu

Küba halkının ve halk devrimcilerinin acısını paylaşıyoruz..

Castro gibi yüzyılar içinde ender yetişen bir önderi bağırlarından çıkardıkları için saygın ve sevgin (aziz) Küba halkı dostlarımızı kutluyoruz. Castro’nun önderliğinin değerini kavrayarak emperyalist İspanyollara karşı özgürlük – bağımsızlık savaşı verdikleri ve başardıkları için kendilerini dostlukla selamlıyoruz..

Yarım yüzyılı bulan utanmaz ve sefil ABD ambargosunu kınıyor ve boş bir eldiven olarak sorumlu(suz), utanmaz ABD yöneticilerinin yüzüne fırlatıyoruz..

Küçücük bir adada (110 bin km2, Türkiye’nin 1/7’si) ABD’nin emperyalist nefesinin boğuculuğunda yaşama tutunmak isteyen birkaç milyon (günümüzde 12 milyon) yoksul ve geri bıraktırılmış mazlum halka büyük özverilerle başarılı ve sonuç alan desteğini sunan önceki SSCB’ye ve günümüzün Rusya Federasyonu’na, dayanışmacı Rus devrimcilerine alkış tutuyoruz..

Küba’nın sağlık hizmetlerinde örnek öncülüğü gerçekten şapka çıkarmaya değer. Tümüyle kamusal, bütçeden karşılanan, koruyucu sağlık hizmeti odaklı ve ağırlıklı, yaklaşık 250 Dolar / kişi / yıl sağlık harcamasıyla, neredeyse 40 katı harcama yapan ABD halkının sağlık düzeyine yaklaşan başarısını “kıskanarak” izledik. Hatta yoksul ABD’lilere sağlık hizmeti verişini de!

Başkent Havana’da ülkemizin – ulusumuzun saygın önderi Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK‘ün yontusunu (anıtını) yaptırmasını coşkun bir sevgi ile karşılıyoruz..

Havana'da Atatürk anıtı ile ilgili görsel sonucu

(AKP – RTE tarafından 2006’da AB Uyum yasaları gereğince devlet dairelerinden Atatürk resimlerinin kaldırılmasının istendiğini …)

Bunları Biliyor muydunuz ?

1- Castro’nun devrim yoldaşı Arjantinli devrimci Dr. Che Guevara, 1967’de Bolivya’da dağlarında öldürüldüğünde sırt çantasından Atatürk’ün Büyük NUTKU’nun çıktığını.. (AS: Fransızca çevirisi)

2- Fidel Castro’nun 12 Mayıs 1961’de Havana’da görevli genç Türkiye diplomatı
Bilal Şimşir‘den ABD’nin BİLGİSİ OLMAMASI koşuluyla
“Atatürk’ün Büyük Nutuk Kitabını” istediğini…

Ve “Devrimci M. Kemal ATATÜRK varken Türk gençleri neden kendilerine
başka önder arıyorlar?”
dediğini..
(Daha fazlası için : http://ahmetsaltik.net/2015/02/09/prof-dr-ozer-ozankayadan/)
*****

İnsanlık onuru elbette faşizmi, kapitalizmi, emperyalizmi yenecek ve insan onuru ile bağdaşan toplumcu – halkçı – adil düzenleri kuracaktır; hem de 21. yy bitmeden..

Sevgi ve saygı ile.
28 Kasım 2016, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak.
Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net

profsaltik@gmail.com

Ahmet Gürel : Türk – Ermeni İlişkileri, Çanakkale Destanı.. Ardışık Konferanslar


Ahmet Gürel’den :
Türk – Ermeni İlişkileri, Çanakkale Destanı..
Cumhuriyet ve Kadın… konulu
Ardışık Konferanslar


Dostlar,

Birlikte ADD Genel Yönetim Kurulu üyesi olarak çalıştığımız dönemlerden dava ve çalışma arkadaşımız Sayın Ahmet Gürel, sözde Ermeni soykırımı savlarının 100. yılında çabalarını sürdürüyor..

Sn. Gürel emekli bir inşaat mühendisi.. Fotoğraf sanatçısı..
Yakın tarihimiz ve Atatürk hakkında neredeyse uzman..
Anadolu’nen hemen her yerinde yüzlerce görsel konferans veren bir “atom karınca“!

Son yıllarda Uşakizade Köşkü Müdürlüğü görevini de başarıyla yürüten bir
sanat – kültür insanı aynı zamanda.

‘Yabancı Belgeler Işığında Türk Ermeni İlişkileri’
başlıklı 137 sayfalık belgesel kitabı okunmalı.
İzni olursa sitemizde pdf olarak yayımlarız…

Aşağıda, bize de yolladığı 100. yıl bağlamındaki kapsamlı çalışma programını sunuyoruz.
27 konferans, panel, sunum… Kolaylıklar diliyoruz..
Sitemizi yurt içi ve dışından izleyen binlerce okurumuzun da bu çok değerli – içerikli hazırlıklara destek vermelerini, katılmalarını, en azından etkinlik yerlerinde ve yakınlarında bulunan
eş – dost – arkadaşlarına duyurmalarını diliyoruz.

Sevgili kardeşimiz – adaşımız Gürel’e hem teşekkür ediyor hem de karşılıksız – yurtsever – nitelikli emeği için şükranlarımızı sunuyoruz..

Sevgi ve saygı ile.
25 Şubat 2015, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net

===============================================

portresi

 

 

 

 

Değerli arkadaşlarım,

Bu güne dek 5 Türk- Ermeni İlişkileri konferansım oldu, 20 dakikalık belgeselimle
birlikte dağıtılacak olan 4. Türk-Ermeni ilişkileri kitabım çıkıyor.

İyi çalışmalar. 25.2.15

Ahmet Gürel

AHMET GÜREL MART – NİSAN 2015 AYLARI ETKİNLİKLERİ

  1. 27 ŞUBAT 2015 SAAT 10.00 İZMİR TURİST REHBERLER ODASI;
    “İZMİR’Mİ?” SUNUMU
  2. 28 ŞUBAT 2015 İNŞAAT MÜHENDİSLERİ ODASI İZMİR;
    ATATÜRK EVLERİ VE KENT GEZİSİ
  3. 4 MART 2015 SAAT 20.00 TENİS KULÜBÜ; CUMHURİYET VE KADIN BELGESELİ
  4. 5 MART 2015 SAAT: 11.30 KONAK BELEDİYESİ;
    CUMHURİYET VE KADIN BELGESELİ
  5. 12 MART 2015 SAAT: 11.30 KONAK BELEDİYESİ; KADIN GEZİSİ
  6. 13 MART İZMİR ATATÜRK LİSESİ; ÇANAKKALE DESTANI
    (KONUŞMACI; AHMET GÜREL)
  7. 14 MART 2015 CUMARTESİ EÇEV SAAT: 12.00; ÇANAKKALE DESTANI (KONUŞMACI; AHMET GÜREL)
  8. 15 MART 2015 PAZAR BORNOVA ADD; TÜRK ERMENİ İLİŞİKİLERİ
    (KONUŞMACI; LEON PANOS DABAĞYAN VE AHMET GÜREL)
  9. 16 MART 2015 İTK ÇİĞLİ; ÇANAKKALE DESTANI (KONUŞMACI; AHMET GÜREL)
  10. 16 MART 2015 SAAT: 19.00 KARŞIYAKA BELEDİYESİ ÇARŞI KM.;
    ÇANAKKALE DESTANI (KONUŞMACI; AHMET GÜREL)
  11. 18 MART 2015 SAAT: 15.00 GELİBOLU, ÇANAKKALE DESTANI
    PROF. DR. ERGÜN AYBARS ve Doç Dr. NECATİ ULUNAY UCUZSATAR
  12. 19 MART 2015 SAAT: 11.30 KONAK BELEDİYESİ;
    CUMHURİYET VE KADIN BELGESELİ
  13. 22 MART 2015 PAZAR ISPARTA ADD Şubesi ADO; CUMHURİYET VE KADIN
  14. 25 MART 2015 SAAT: 19.00, CROWN PLAZA; ÇANAKKALE DESTANI, 
  15. 26 MART 2015 SAAT: 11.30 KONAK BELEDİYESİ; CUMHURİYET VE KADIN BELGESELİ
  16. 27 MART 2015 CUMA EÜ BAYINDIR MYO; TÜRK ERMENİ İLİŞKİLERİ (KONUŞMACI; AHMET GÜREL)
  17. 2 NİSAN 2015 SAAT: 11.30 KONAK BELEDİYESİ;
    CUMHURİYET VE KADIN BELGESELİ
  18. 9 NİSAN 2015 SAAT: 11.30; KONAK BELEDİYESİ
  19. 16 NİSAN 2015 SAAT: 11.30 KONAK BELEDİYESİ;
    CUMHURİYET VE KADIN BELGESELİ
  20. 17 NİSAN 2015 CUMA SAAT: 14.00 SELAHATTİN AKÇİÇEK
    KÖY ENSTİTÜLERİ DESTANI” (ENGİN TONGUÇ- HALİL VURAL)
  21. 18 NİSAN 2015 CUMARTESİ, EZİNE ADD; TÜRK ERMENİ İLİŞKİLERİ (KONUŞMACI; AHMET GÜREL)
  22. 19 NİSAN 2015  GELİBOLU ADD, TÜRK ERMENİ İLİŞKİLERİ
    (KONUŞMACI; AHMET GÜREL)
  23. 20 NİSAN 2015, EZİNE ADD, TÜRK ERMENİ İLİŞKİLERİ
    (KONUŞMACI; AHMET GÜREL)
  24. 22 NİSAN 2015 KARŞIYAKA BELEDİYESİ ÇARŞI KÜLTÜR MRK. SAAT: 19.00; TÜRK ERMENİ İLİŞKİLERİ (KONUŞMACI; AHMET GÜREL)
  25. 24 NİSAN 2015 ULUSAL EĞİTİM DERNEĞİ İZMİR ŞUBESİ-KİTAP FUARI;
    TÜRK ERMENİ İLİŞİKİLERİ (KONUŞMACI; AHMET GÜREL)
  26. 25 NİSAN 2015 CUMA ADD BALÇOVA; TÜRK ERMENİ İLİŞKİLERİ
    (KONUŞMACI; Prof. Dr. TÜRKKAYA ATAÖV, BİLAL ŞİMŞİR ve AHMET GÜREL)
  27. 30 NİSAN 2015 SAAT: 11.30 KONAK BELEDİYESİ;
    CUMHURİYET VE KADIN BELGESELİ
Ahmet Gürel
Uşakizade Köşkü Müdürü
Bahattin Tatış Kampüsü
Mithatpaşa Cad. No:687-689 Köprü / İZMİR Telefon: 0(232) 244 05 00 – Faks: 0(232) 231 32 75 http://www.ozelturkkoleji.comhttp://anaokulu.ozelturkkoleji.com http://www.facebook.com/itkanaokullari

Prof. Dr. Özer Ozankaya’dan…


Prof. Dr. Özer Ozankaya’dan…
Okunup, paylaşılması dileği ile..

E-adresime gelen aşağıdaki yazıyı, tüm ADD şube üyelerinin okuması,
okutması ve paylaşması dileği ile iletiyorum.
Saygılarımla.

Prof. Dr. Özer Ozankaya
ADD Kurucu Üyesi, 4. Genel Başkanı


Konu:: AKP’yi rahatsız ettiği söylenen e-ileti
100 kişi, listesindeki 10 kişiye çağrı gönderse 1.000 kişi yapar..
1.000 kişi, listesindeki 10 kişiye gönderse çağrı 10.000 kişi yapar..
10.000 kişi, listesindeki 10 kişiye çağrı yollasa 100.000 kişi yapar..

İŞTE AKP’nin CANINI SIKAN 7.000.000 KİŞİYE GİDEN e-ileti.
Bir süreden beri internette e-ileti kümelerinde dolaşan bir ileti var.
İçeriğine baktığınızda birtakım bilgilerin toplandığı ve bunların “ilkler” diye sunulmasından oluşuyor.

AKP Genel Merkezi’nin canını oldukça sıkan bu e-iletiyi bugüne dek tam 7 milyon internet kullanıcısı okumuş. Yahoo ve Gmail
e-ileti kümlerinde şu sıra en popüler içeriklerden birisi bu e-ileti.

*İşte AKP’nin canını çok sıkan o e-ileti.. Türkiye’deki icraatlarının unutulmaması ve bakar-körlerin gak guk etmemesi için Tayyip Erdoğan liderliğindeki AKP’nin Türk siyaset tarihindeki kimi “İlk” lerini anımsatmakta yarar görüyorum.

*1- İlk kez bir Başbakan “Tezkere geçmezse memura maaş ödeyemeyiz ” dedi.
*2- İlk kez ekonomi büyürken işsizlik arttı.
*3- İlk kez cari açık verilirken döviz kuru arttı.
*4-
İlk kez bir Başbakan zam isteyen memura “IMF’yi ikna edin,” dedi.
*5- İlk kez ithalat
(AS: dışalım) 100 milyar doları aştı.
*6- İlk kez cari açığın üstünde borçlanma yapıldı
*7- İlk kez Yunan kilise bankası Türkiye’de banka satın aldı.
*8- İlk kez domuz, kesimlik hayvanlar arasına alındı
*9- İlk kez düşük faizli dış borç, yüksek faizli iç borç ile ödendi.
*10- İlk kez bir Başbakan ve Dışişleri Bakanı, İslamiyet’i yok etmeye yemin eden bir Papa’nın heykeli önünde fotoğraf çektirdi.
*11- İlk kez bir Başbakan “Toprak satılıyorsa alıp götürmüyorlar ya.” dedi.
*12- İlk kez bir cami kiliseye çevrildi.
*13- İlk kez kilise ve havralar imar planında yer aldı.
*14- İlk kez bir Başbakan Yahudi düşünce kuruluşundan
“Üstün Cesaret Ödülü” aldı.
*15- İlk kez Türk askerinin başına ABD güçlerince çuval geçirildi.
(AS: 4 Temmuz 2003, Irak)
*16- İlk kez bir Başbakan “Bir dönem dini kullandık..” dedi.
*17- İlk kez petrol yasası ile yabancılara 50 yıllık imtiyaz verildi.
*18- İlk kez yabancı rantiyecilere vergi muafiyeti tanındı.
*19- İlk kez iletişim sektörünün tümü yabancıların eline geçti.
*20- İlk kez, Tezkere’nin reddedilmesine karşın Dış İşleri Bakanlığı genelgesi ile silahlar Türkiye üzerinden geçti.
*21- İlk kez bir Başbakan İslam dünyasının sınırlarını değiştirecek
BOP’un eş başkanı oldu.
*22- İlk kez bir Başbakan Müslüman topraklarını işgal eden ABD askerlerinin evlerine sağ salim dönmeleri için dua ettiğini açıkladı.
(AS : Wall Street Journal’de RTE’nin demeci yayımlandı, yalanlanmadı)
*23- İlk kez İsrailli bir iş-adamına çok gizli bir şekilde 800 milyon $ 
kaynak aktarıldı.
*24- İlk kez bir Başbakan yapılan ihalede önce uçak istedi ama sonra Mercedes’e razı oldu.
*25- İlk kez fındık üreticileri en büyük mitingi yaptı.
*26- İlk kez bir Başbakan Türkiye’yi pazarladığını açıkça itiraf etti.
*27- İlk kez tarımsal üretimde dış ticaret açığı ortaya çıktı.
*28- İlk kez bir Başbakan çiftçilere “Gözünüzü toprak doyursun.” dedi.
*29- İlk kez kap kaç diye bir sektör ortaya çıktı.
*30- İlk kez zina suç olmaktan çıktı.
(AS: zarar gören tarafın yakınmasına bağlı suç oldu..)
*31- İlk kez bir Başbakan en çok yurt dışı gezisi yaptı.
*32- İlk kez bir Başbakan “Borç yiğidin kamçısıdır” diyerek borçlanmayı başarı olarak gösterdi.
*33- İlk kez enflasyon % 10 artarken pancar fiyatları 99 kuruştan
88 kuruşa indi.
*34- İlk kez çiftçi ve emekliden vergi alınması sözü verildi.
*35- İlk kez bir Başbakan Danışmanı Amerikalılara Başbakan için
“Bu adamı kullanın, onu rögara süpürmeyin.” dedi.
(AS: Cüneyt Zapsu)
*36- İlk kez GSMH artarken KDV tahsilatı yerinde saydı.
*37- İlk kez bir Başbakan TMSF katkısıyla bu denli çok TV ve
gazeteyi yönlendirdi.
*38- İlk kez Türkiye Cumhuriyeti’nin Cumhurbaşkanı,
konuk olarak gelen bir kralın ayağına gitti. Hem de 10 Kasım günü…
*39- İLK kez BİR BAŞBAKAN ÇİFTÇİYE “ANANI DA AL GİT!” dedi.
*40- İLK kez BİR BAŞBAKAN ŞEHİD ZİYARETİNDE “ASKERLİK YAN GELİP YATMA YERİ DEĞİLDİR.” dedi.
*41- İLK kez BİR BAŞBAKAN 300 METRELİK GEMİYE
“GEMİCİK”
dedi.
*42- İLK kez BİR BAŞBAKAN ….. GAZETELERİNİ OKUMAYIN TELEVİZYONLARINI AÇMAYIN DEDİ.
*43- İLK kez BİR BAŞBAKAN ATATÜRKÇÜ DÜŞÜNEN İNSANLARI DİNSİZLİKLE SUÇLADI.
*44- İLK kez BİR BAŞBAKAN İÇİN CUMHURİYET MİTİNGLERİ YAPILDI.
*45- İLK kez BİR HALK KENDİ LÃİKLİĞİNDEN VE ÖZGÜRLÜĞÜNDEN KORKTU…
*46- İLK kez ATAMI ANLIYORUM.

*****
Bu hızla Tayyip Erdoğan bu dönemde ülkemizde ki her şeyi özelleştirmiş olacak..İş bu ya özelleştirmeye ve satmaya kafayı takmış olan başbakanımız en sonunda kendisini özelleştirir mi?

*- Türk Telekom, Arap’ın.
*- Telsim (AS: Vodafone) İngiliz’in.
*- Kuşadası Limanı İsrailli’ nin.
*- İzmir Limanı Hong Konglu’nun…
*- Araç muayene işi Alman’ın.
*- Başak Sigorta Fransız’ın.
*- Adabank Kuveytli’nin.
*- İETT Garajı Dubaili’nin.
*- Avea Lübnanlı’nın.
*- Petkim? Ermeni’nin.
(Kazak’a sattık dediler, Kazağı bir çıkardık Ermeni…)
*- Rakı, Amerikalı’nın.
*- Finansbank Yunan’ın…
*- Oyakbank Hollandalı’nın.
*- Denizbank Belçikalı’nın.
*- Türkiye Finans Kuveytli’nin.
*- TEB Fransız’ın.
*- Cbank İsrailli’nin.
*- MNG Bank Lübnanlı’nın.
*- Alternatif Bank Yunan’ın.
*- Dışbank Hollandalı’nın.
*- Şekerbank Kazak’ın.
*- Yapı Kredi’nin yarısı İtalyan’ın.
*- Turkcell’in yarısı Finli’nin-Rus’un.
*- Beymen’in yarısı Amerikalı’nın.
*- Enerjisa’nın yarısı Avusturyalı’nın.
*- Garanti’nin yarısı Amerikalı’nın.
*- Eczacıbaşı İlaç, Çek’in.
*- İzocam, Fransız’ın.
*- TGRT (Fox) Amerikalı’nın.
*- Demirdöküm Alman’ın.
*- Döktaş Fransız’ın.
*- Süper FM Kanadalı’nın.

Hepsi TÜRK’tü bir zamanlar…
Yalnızca 5.5 yıl önce (AKP hükümetinden önce)..

Önemli!
Bor ile çalışan araba üretildi!
Türkiye kıskaçta. Arabayı BOR madeniyle çalıştıracak patentli 600 proje olduğu ortaya çıktı.
Türkiye dünya Bor rezervinin %70`ine sahip.!

*********************************************************

AYDIN İNSAN ARAŞTIRIR, YARGILAR VE SONUCA VARIR.

CAHİL, YOBAZ; DUYAR, GÖRÜR VE HÜKME VARIR.

*********************************************************
100 kişi, listesindeki 10 kişiye çağrı gönderse 1.000 kişi yapar.
1.000 kişi, listesindeki 10 kişiye gönderse, çağrı 10.000 kişiye ulaşır.
10.000 kişi, listesindeki 10 kişiye çağrı yollasa 100.000 kişi yapar.

******
Bunları Biliyor muydunuz ?

1-Che Guevara, 1967 yılında Bolivya’da yakalanıp öldürüldüğünde
sırt çantasından; Atatürk’ün Büyük NUTKU’nun çıktığını..
(AS: Fransızca çevirisi)

2- Fidel Castro’nun 12 Mayıs 1961’de Havana’da görevli genç Türkiye diplomatı Bilal Şimşir‘den ABD’nin BİLGİSİ OLMAMASI koşuluyla  “Atatürk’ün Büyük Nutuk Kitabını” istediğini…

Ve: “Devrimci M. Kemal ATATÜRK varken Türk gençleri
neden kendilerine başka önder arıyorlar?” dediğini,

* 3- 1935’teki Uzun Yürüyüş öncesinde Şankay Meydanı’nda toplanan
yüz binlerce Çinliye seslenen Mao’nun ilk sözlerinin :

“Ben, Çin’in Atatürk’üyüm. .” olduğunu

* 4- Yunan başkomutanı Trikopis`in, hiçbir zorlama ve baskı olmadan
her Cumhuriyet bayramında Atina’daki Türk büyükelçiliğine giderek, Atatürk`ün resminin önüne geçtiğini ve saygı duruşunda bulunduğunu,

5- 1938’de, General McArthur’un en zor, en sorunlu, en bunalımlı döneminde, danışman, senatör ve bakanlarından oluşan yüz yirmiden çok kişiye;

“Şu anda hiçbirinizi değil, büyük istidadı ile Mustafa Kemal‘i görmek için neler vermezdim..” dediğini,

* 6- 1938’de Ata’nın ölümünde Tahran gazetesinde yayınlanan bir şiirde;

“Allah bir ülkeye yardım etmek isterse,
onun elinden tutmak isterse

başına Mustafa Kemal gibi lider getirir..” denildiğini

veee..

* 7- 2006’da ise AB Uyum yasaları gereğince devlet dairelerinden
Atatürk resimlerinin kaldırılmasının istendiğini …

Herkes bir kez paylaşssın lütfen.

Sevgi ve saygılarımla..

*****

Sevgi ve saygı ile.
09 Şubat 2015, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net