Ahmet Hakan’ın Doğu Perinçek’le röportajı


Ahmet Hakan’ın Doğu Perinçek’le röportajı

Ahmet Hakan'ın Doğu Perinçek'le röportajı

Hürriyet yazarı Ahmet Hakan Genel Başkanımız
Doğu Perinçek’le tam sayfa röportajını yayınladı.

Ahmet Hakan : Fethullah’ın adamlarının temizlenmesini desteklerim. Gülen’in devlet mekanizmasındaki varlığının temizlenmesi hususunda Erdoğan’la işbirliği yapmaya
hazır imajı verdiniz. Duruşunuz böyle mi gerçekten?

DOĞU PERİNÇEK : Hayır. Yok. Bizim dediğimiz şu: Üzerlerine gidiyor madem, tutmayın. Niye tutuyorsunuz? Mesela yolsuzluk nedeniyle Tayyip Erdoğan’ın üzerine gidildiği zaman “Bunu Fethullahçılar yapıyor” diyerek nasıl engellemiyorsanız, aynı şekilde Fethullah Gülen’in devlet kadrolarındaki adamlarının üzerine gidildiği zaman da engellemeyin. Burada doğru ve halkı bir şey var. Onun yanında olmak lazım.

Ahmet Hakan: İşçi Partisi idiniz, Vatan Partisi oldunuz.
Partinizin adını neden değiştirdiniz?

DOĞU PERİNÇEK: Biz vatan toprağındaki tüm sınıfları kucaklayan bir programa sahibiz. “Vatan Partisi” adı bizim yıllardır düşündüğümüz bir isimdi. Bir vesile arıyorduk.
Partimize katılmaların olması buna vesile oldu.

Ahmet Hakan: İsim çok mu önemli?

DOĞU PERİNÇEK: Çok önemli değil. Fakat bize toplumda hep “Niye sizin adınız İşçi Partisi? Bir tek işçiler mi size üye? Niye toplumun tamamını kucaklamıyorsunuz?” deniliyordu.
Biz de “Partimizin adı böyle” diyorduk.

Ahmet Hakan: Partinize kimler katıldı? İsim verebilir misiniz?

DOĞU PERİNÇEK: Çok seçkin isimler var. Apo’yu yargılayan yargıç Turgut Okyay
Eski Genelkurmay İstihbarat Başkanı İsmail Hakkı PekinEski Meclis Başkanvekili ANAP‘lı Hasan Korkmazcan… Milliyetçi kesimin cefakâr isimlerinden Yaşar OkuyanEski İstanbul Valisi Erol Çakır… Hepsi “Atatürk’te birleştik” sloganıyla Vatan Partisi’ne geldiler.

Ahmet Hakan: Ne kadar oy alacaksınız?

DOĞU PERİNÇEK: Beş milyon oy alıp barajı geçmeyi hedefliyoruz.
Bazı anketlerde oylarımızın yükseldiği görülüyor.

Ahmet Hakan: Girdiğiniz her seçimde binde ile ifade edilen oranlarda oy alıyorsunuz
ama sizin hiç moraliniz bozulmuyor. Bunu nasıl başarıyorsunuz?

DOĞU PERİNÇEK: ABD, Türkiye‘yi bölmek için bir operasyon yaptığında Türk Silahlı Kuvvetleri ile Vatan Partisi’ne yöneliyor. Demek ki Türkiye‘nin en büyük partisi biziz.

Ahmet Hakan: Oy önemli değil mi?

DOĞU PERİNÇEK: Oyu önemsiz görmüyoruz ama küresel merkezlerden bakıldığında milletin bütünlüğünü ve Atatürkçülüğü savunan bir parti olarak görülüyor ve
hedef alınıyoruz.
Demek ki uluslararası çapta varlığı hesaba katılan güçlü bir partiyiz.
Yüzde 10 barajı bizim gibi partiler için getirildi. Baraj olmasa bizim alacağımız oyu
kimse tahmin edemez.

Ahmet Hakan: Seçim gecesi sonuçlar ortaya çıktığında siz ne yapıyorsunuz?
Bir çöküş yaşamıyor musunuz?

DOĞU PERİNÇEK: Üzüntü duymamak elde değil. Ama kendimize güvenle ve metanetle karşılıyoruz. Hedeflerimize inanıyoruz. “Bu aşılacak diyoruz..” yani.

Ahmet Hakan: Kısa süre önce Suriye‘ye gittiniz, Esad’la görüştünüz. Esad sonuçta
halkını katletmiş, binlerce insanın ölümüne yol açmış biri… Nasıl görüştünüz,
nasıl elini sıkabildiniz?

DOĞU PERİNÇEK: Bizim gözümüzde Esad, emperyalizme karşı mazlum milletlerin direnişinde cephedeki liderdir. Emperyalizmin saldırıları karşısında kaçmadı, dik durdu, ülkesine bağlı kaldı ve halk O’nu başında tuttu.

Ahmet Hakan: Kendi halkını öldürmedi mi?

DOĞU PERİNÇEK: Her kurtuluş savaşı, bir içsavaştır. Mustafa Kemal‘e bakalım.
Kurtuluş Savaşı’nın başında Akyazı, Düzce, Biga, Konya, Yozgat isyanlarını bastırmadı mı? Neydi o isyanlar? İngiliz liralarıyla örgütlenen şer kuvvetler. Mustafa Kemal onları bastırdı ve ezdi.

Ahmet Hakan: Ama bizim Suriye‘de gördüğümüz şöyle bir şey: Arap Baharı‘nın etkisiyle Suriye halkı sokaklara çıkıp protesto gösterileri yapmaya başladı. Bu sivil gösteriler,
Esad tarafından kanlı bir şekilde bastırıldı. Silahsız, sivil eylemciler öldürüldü.

DOĞU PERİNÇEK: Humus gibi yerlerde Müslüman Kardeşler‘in o tür kalkışmaları oldu.
E şimdi PKK kalkışma yapsa…

Ahmet Hakan: Ama bir dakika… Silahsızdı o insanlar. İlk protesto hareketi sivil ve silahsızdı.

DOĞU PERİNÇEK: Kalkışmanın Suriye‘de bir haklılığı yok. Onu bastırmak oradaki rejimin görev ve sorumluluğu… Ama kanlı mı oldu, hukuk ne kadar uygulandı, bunları bilmiyoruz. Doğru bilgiler üzerinden değerlendirme yapmalıyız ve bu konuda bize verilen bilgilerle sınırlıyız. Ama şunu çok iyi biliyoruz: Beşar Esad Suriye‘nin bütünlüğünü, bağımsızlığını, hoşgörüsünü ve laikliğini temsil ediyor. O bakımdan sıktığımız el, sıcak bir eldi.

Ahmet Hakan: Kanlı bir el değil miydi yani?

DOĞU PERİNÇEK: Kanlı bir el değildi. Sıcak bir eldi. Bir dost eli. Beşar Esad,
Mustafa Kemal soyundan gelen bir adam. Mustafa Kemal 1920’lerde ne yaptıysa,
Beşar Esad bugün onu yapıyor. O dönem Mustafa Kemal’e “katil” diyorlardı.

Ahmet Hakan: Siz ısrarla şu kronolojiyi ihmal ediyorsunuz: Önce demokratik taleplerle sokağa çıktı insanlar… Ardından Esad’ın bu gösterilere kanlı biçimde müdahalesi geldi.
İç savaş ve dışarıdan müdahale, bu katliamın ardından geldi. Kronoloji böyle.

DOĞU PERİNÇEK: Acaba öyle mi? Müslüman Kardeşler, biz ona münafık kardeşler diyoruz, Ortadoğu’da örgütlüler. Bunların Türkiye‘de de uzantıları var. Bunların iki özelliği var: Antiemperyalist İslam’ı temsil etmiyorlar ve mezhepçiler. Bu insanların kalkışmalarını bastırmak bir rejimin hakkı. Ama o bastırma sırasında sizin dediğiniz şeyler olmuşsa,
bunlar gerçekleşmişse tabii eleştirilir. Buna da bir şey demiyoruz.

Ahmet Hakan: Esad için antiemperyalist diyorsunuz ama sonuçta başta ABD olmak üzere Batılı güçler “Esad’lı çözüm” falan demeye başladılar. Buna ne diyorsunuz?

DOĞU PERİNÇEK: ABD ve Batı yenildi. Bu noktaya geldiler. Neden?
Çünkü o eli bükemediler. Şimdi bükemedikleri eli öpmek zorunda kaldılar.

Ermeni soykırımı yapıldı’ diyen de özgürce konuşmalı.

Ahmet Hakan: Bazı Batı ülkeleri, “Ermeni soykırımını inkâr suçu” diye bir suç getirdiler. Siz de buna karşı mücadele ettiniz. Oralara gittiniz, tarif edilen suçu işlediniz.
Benim merak ettiğim şey şu: Sizin yönettiğiniz bir ülkede bir insan özgürce
Ermeni soykırımı olmuştur” diyebilecek mi?

DOĞU PERİNÇEK: Bizim yönettiğimiz Türkiye‘de “Ermeni soykırımı yapılmıştır” diyenler de serbestçe konuşacak. Zaten şu anda da serbestçe konuşuyorlar.

Ahmet Hakan: “Ermeni soykırımını inkâr suçu”nu işlediniz ama size destek de
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi‘nden geldi.

DOĞU PERİNÇEK: Biz bir zafer kazandık. Bunu bağnaz milliyetçiler başaramazdı.
Sorunu bir Türk-Ermeni kavgasına getirerek böyle bir başarı kazanılmaz. Biz bu davada Ermenilere yönelik en küçük bir ithamda bulunmadık, onları incitmemeye dikkat ettik,
hatta onları koruyan söylemler belirledik. Mesela “Bu bir emperyalist yalan” dedik. Mücadeleyi fikir özgürlüğü alanına oturttuk.

Ahmet Hakan: Ama yine de ifade özgürlüğü gibi bir Avrupa değeri sayesinde
size hak verildi.

DOĞU PERİNÇEK: O değerler Avrupa‘nın değerleri değildir. İnsanlığın değerleridir. Uluslararası değerlerdir.

Ahmet Hakan: Ermeni soykırımı yalansa… 1914’te ne olmuştur?

DOĞU PERİNÇEK: Bütün belgeler, Rus Çarlığı’nın mahkeme raporları… Bunların hepsi karşılıklı bir kırım olduğunu anlatıyor. Tek taraflı Türklerin yaptığı bir kırım değil.
Ziya Gökalp‘in tabiriyle “mukatele”. 

KARŞILIKLI KIRIMLAR OLDU

Ahmet Hakan: “Mukatele”, karşılıklı öldürme demek. Silahlı Ermeni çeteleri ile silahlı Türk askerleri arasında cereyan eden olaylar için bunu söyleyebiliriz. Ama olaylarda elinde silah olmayan sivil Ermenilerin de katledildiğini görüyoruz. Tehcir kararıyla yollarda perişan biçimde öldüklerini görüyoruz. Bu “mukatele” denilerek geçiştirilecek bir şey mi?

DOĞU PERİNÇEK: Bunu hiç inkâr etmedik. Davayı kazanmamızın bir nedeni de bu.
İnkâr etseydik kazanamazdık.

Ahmet Hakan: İnkâr etmediğiniz şey nedir?

DOĞU PERİNÇEK: Karşılıklı kırımlar oldu. Sivil insanlar da katledildi. Fakat bunların sorumluları da zaten yargılandı. Osmanlı devletinin kurduğu mahkemelerde yüz küsur insan idama mahkûm edildi. Tehcir sırasında yollarda mallarına el konan Ermeni kardeşlerimiz de oldu. Ama bunun sebebi ne? O zaman Osmanlı devletini paylaşmak için bir emperyalist proje vardı. Çarlık Rusya‘sı, İngiltere ve Fransa‘nın projesi… Ermeni çetelerini örgütleyenler bunlar. Lenin‘in “Emperyalizm” kitabında “Çarlık Rusya‘sı Ermeni çetelerini örgütlüyor,
bunları savaşta ateşe sürecek ve Osmanlı’yı parçalayacak” diyor
.

Ahmet Hakan: Sizce sorun Ermeniler vatan topraklarından sürülmeden,
yani tehcir söz konusu olmadan çözülemez miydi?

DOĞU PERİNÇEK: Tehcir kararı alınmasaydı İstiklal Savaşı verilemezdi.

=========================================

Dostlar,

Bu önemli söyleşinin metnini yaklaşık 1 ay sonra bir kez daha paylaşmakta yarar görüyoruz.
(25 Mart 2015).

Sevgi ve saygı ile.
23 Nisan 2015, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net
profsaltik@gmail.com

Selam olsun önce ‘VATAN’ diyenlere!

 Selam olsun önce ‘VATAN’ diyenlere!

Selam olsun önce ‘VATAN’ diyenlere!


Ufuk Söylemez
ufuksoylemez@aydinlikgazete.com

AYDINLIK Gazetesi, 14 Şubat 2015

15 Şubat 2015 Pazar günü Ankara-Arena Spor Salonunda yapılacak olan İşçi Partisi’nin Olağanüstü Genel Kurultayına çağıran Genel Başkan Sn. Doğu Perinçek imzalı davetiyenin temel sloganı “Milli Hükümet için Birlik”.

Bu cümle ülkemizde yaşanan karanlık karşı devrim sürecinden kurtuluşun yolunu arayan milyonlarca vatansever-millici ve Cumhuriyetçi vatan evladının da özlemi ve hedefini yansıtıyor.

Sn. Doğu Perinçek ve onun vasıtasıyla İşçi Partisi ve bileşenleriyle ilk tanışmam 2006-2007 yıllarında, yine Cumhuriyet sevdalılarının sağ-sol demeden biraraya geldikleri demokratik
milli birliktelik ve seçenek oluşturmaya çalıştıkları süreçte oldu. Değerli siyaset ve devlet adamı E. Dışişleri Bakanı Sn. Kamran İnan beyefendinin başkanlığında ve Prof. Dr. Sn. Mehmet Haberal’ın ev sahipliğinde Patalya Otelinde yapılan Milli Egemenlik Hareketi toplantılarında
el sıkıştık ve tanıştık ilk kez.

Ülkemizin karşı karşıya bulunduğu ağır ve vahim bölücülük ve yobazlık kalkışması ve emperyalizmin Türk milli devletine karşı başlattığı asimetrik psikolojik savaşa karşı, Cumhuriyetçi, millici, demokrat ve yurtseverlerin bir ve beraber olarak, sağ-sol demeden, mezhep-köken ayırmadan, partilerüstü bir demokratik kuvayı milliye anlayışı ile
saf tutmalarının kaçınılmaz ve ertelenemez bir milli görev olduğu fikrinde birleştik
orada hep beraber.

Ardından, Cemaat görünümlü-CIA destekli, F tipi örgütün, iktidarın himaye ve izniyle, asker-sivil tüm milli unsurlara, aydınlara ve öncülere yönelik kumpaslarına hep birlikte direndik.

Sn. Doğu Perinçek’in ağır tutukluluk koşullarına rağmen, TBMM E. Başkanı Sn. Hüsamettin Cindoruk’la beraber, büyük destekleri ve çabaları ile ortaya çıkan ve tarihimizde bir ilk olan, büyük demokratik milli ittifakın, yani “Milli Anayasa Forumlarının” içinde ve önünde yine Sn. Perinçek ve arkadaşlarıyla birlikte, “bölücü Anayasa” masasını devirdik.

Türkiye’de bir zihniyet devrimine öncülük ettik. Yıllarca sağ-sol, Alevi-Sünni, Türk-Kürt diye bölünüp vuruşturulan milletimizi kucakladık. Bölücü teröre- yobaz gericiliğe- yağma ve talana karşı, Cumhuriyetin kurucu değerlerini, ulus devleti, güzel dilimiz Türkçemizi, milletin birliğini ve bütünlüğünü hep birlikte savunduk ve koruduk. Şimdi 15 Şubat 2015 Pazar günü yapılacak olan Olağanüstü Kurultayda İşçi Partisi’nin “Vatan” Partisi” adını alacağı
memnuniyetle öğrendik.

Önce “Vatan” diyenleri tebrik ediyorum. “Vatan mevzubahisse gerisi teferruattır” diyen kurucu Atamız’ın bu düşüncesini, hayata geçiren bu isim değişikliğini alkışlıyorum.
Gün sınıf kavgası ve sağ-sol kamplaşmasının yapılacağı gün değildir.
Sağda da, solda da bugün ayrışma ve saflaşma “milli-gayrı milli” temelindedir.

Vatansız-bayraksız “sözde” solcular ve ırkçı-bölücü terörün sivil uzantılarının “sol” maskeli emperyalizmin maşalığına karşı, adeta bir panzehir olarak, bağımsız-milli devleti ve
ulusal çıkarları savunan Sn. Perinçek ve arkadaşları bana göre son derecede doğru yoldadırlar.

Pazar günü, çeşitli saygın ve önemli isimlerin de katılımıyla daha da güçlenecekleri ve büyüyeceklerinden memnuniyet duyuyor ve başarılar diliyorum.

Yıllarca farklı siyasi kulvarlarda ve partilerde olmamıza rağmen, bugün
Atatürk Cumhuriyetinin kurucu değerlerinden yana
, Ulus devlet ve üniter yapımıza
sahip çıkan, laik ve modern Cumhuriyetimizin ilelebet payidar kalması mücadelesini
birlikte verdiğimiz Sn. Perinçek ve arkadaşlarının, diğer millici-Cumhuriyetçi kişi, parti ve oluşumlarla diyalog, güçbirliği, işbirliği çabalarını ve bu konudaki samimi gayretlerini
bu vesileyle bir kez daha takdirle anmak istiyorum.

Seçimlere doğru, bölünme anayasasını dayatmak isteyen gayrı-milli iktidara, emperyalizme, bölücülüğe ve yobazlığa karşı, Cumhuriyet cephesinin seçim işbirliği, güçbirliği ve dayanışması yapması ve seçime doğru, millici güçlerin sandığa beraber gitmeleri için çabalarımızı artırarak sürdüreceğimizi de belirtmek istiyorum.

Bu satırları, hem kendi adıma, hem de, sağ-sol demeden, köken-mezhep ayırmadan
Atatürk’te Birleştik şiarıyla biraraya gelen, partilerüstü demokratik bir kuvayı milliye hareketi olan, Milli Merkez’i temsilen kaleme alıyorum. Şahsım ve Başkanlığını TBMM
E. Başkanımız Sn. Hüsamettin Cindoruk’un yaptığı Milli Merkez olarak, 15 Şubat 2015 Pazar günü Olağanüstü Kurultayında “Vatan Partisi” ismi alacak ve büyüyecek olan Sn. Perinçek ve arkadaşlarına üstün başarı-dostluk ve iyilik dileklerimizi iletmek istiyorum.

Önce “Vatan” diyenleri gönülden kutluyorum. “Millicilerin Milli takımını” bir araya getirecek Cumhuriyetçi-Milli cephe ve ittifak çabalarına her türlü katkıyı geçmişte olduğu gibi
gelecekte de aynı şevk ve kararlılıkla vereceğimizi bir kez daha vurgulamak istiyorum.

“Vatanseverlerin” yolu açık olsun!

NOT: 15 Şubat 2015 Pazar günü saat 10:00’da yapılacak olan Kurultay davetine dostlarımızla birlikte icabet edeceğiz, hepinizi bekleriz…

===================================

Dostlar,

Sayın Ufuk Söylemez‘in makalesini özde biz de paylaşıyoruz..
Zaman, ana kritik hedeflerde bieleşme zamanıdır.

Devrim Şehidi Ahmet Taner Kışlalı hocamızın hep yazdığı – uyardığı gibi ayrılıklarımızı – farklılıklarımızı değil ortaklıklarımızı – benzerliklerimizi öne çıkarma ve ortak payda kılma zamanıdır.

İvedi sorun ülkemizin birliği bütünlüğüdür.
Ülkemizin ve halkımızın bölünmemesi – bir iç savaşın önlenmesi
ve içinde bulunduğumuz ağır ekonomik bunalımdan üretim ekonomisine geçerek çıkmak..

Yakıcı ve acil sorunlar bunlardır.
Unutulmasın; Anadolu Aydınlanma Devriminin önderi Gazi Mustafa Kemal Paşa
pusulayı eilimize vermişti :

Bizi yok etmek isteyen emperyalizm ve kapitalizme karşı ulusça savaşmayı caiz gören içtimai bir meslek izleyen insanlarız.

Bir kez daha başaracağız… hiç kimsenin ama hiç kimsenin en küçük bir kuşkusu olmasın…

Sevgi ve saygı ile,
15.02.2015 

Dr. Ahmet Saltık
www.ahmetsaltik.net

Atatürk’te Birleşmek!


Atatürk’te Birleşmek!

portresi

 

Prof. Dr. Ayhan Filazi
ADD Genel Başkan Yardımcısı

 

Tam 11 yıl, 1911 ile 1922 yılları arasında aralıksız süren savaşlar.
Yanmış, yıkılmış bir ülke. Yoksulluktan başını kaldıramayan bir millet.
Bir çılgın adam, her türlü lüksü yaşama olanağına sahipken, canını dişine takıp önce milleti mahvetmek isteyen emperyalizme ve yutmak isteyen kapitalizme karşı başkaldırıyor.

Dünya tarihinde eşi benzeri olmayan bir zafer kazanıp tüm mazlum milletlere de
örnek oluyor.

Ardından ümmetten millet, kuldan birey yaratıyor.

Bu devrimin adı Türk Mucizesidir.

Bu mucizenin mimarı Mustafa Kemal Atatürk’tür.

Bu devrim, kimi Marksistlerin iddiasına göre Ekim 1917’deki Rus Devriminin sonucudur. Ancak yine Atatürk’ün mimarı olduğu 18 Mart 1915 Çanakkale Deniz Zaferi olmasaydı, İngiliz donanması İstanbul Boğazının Karadeniz kıyısında bekleyen Rus (Menşevik) donanmasıyla birleşecek ve Rus (Bolşevik) Devrimi de
hayalden öteye gidemeyecekti.

Bütün aklı başında tarihçiler bunu bilir.

Bu devrim elbette ki birkaç cümleyle geçiştirilecek basit bir olay değildir.
Konumuz o değil. Sadece bir hatırlatma yapalım istedik.
Doğaldır ki, kendi çıkarlarını halkın çıkarlarından üstün tutan insanlar bu mucizenin mimarı olan Atatürk’ü kullanmak isteyeceklerdir.
Nitekim Cumhuriyet tarihi bunun örnekleriyle doludur.

Atatürk’ün adını en fazla ananlar, O’na en fazla zarar verenler olmuştur.

1950 yılında iktidara gelen Menderes hükümeti bir yandan Atatürk’ün hayattayken yapmış olduğu devrimleri bir bir yıkarken öbür yandan “Atatürk’ü koruma yasası” çıkarmıştır. Sanki O’nun korunmaya gereksinimi varmış gibi.

Hele 12 Eylül 1980’de Atatürk’ün de adı kullanılarak yapılan darbe, O’nun mirasını bile reddetmiş, neredeyse tüm aydınlar üzerinde baskı, zulüm ve işkenceye dönüştürülmüştür. Bir kuşak o dönemde yok edilmiş, yurtseverler işlerinden,
evlerinden, yurtlarından edilmişlerdir.

Rahmetli Attila İlhan bunlara Gardrop Atatürkçüleri diyordu.

Atatürkçü olduğu kuşku götürmez Nadir Nadi bile bu çıkarcıları gördükçe çileden çıkmış ve “Ben Atatürkçü değilim!” diyebilmiştir.

Bu yıl kuruluşunun 25’inci yılını kutlayan ve yıllardır gerici olmayan halkımızı gericiliğin
ve yobazlığın baskısı altında tutup ona göz açtırmak istemeyen dar kafalı çıkarcılarla, ümmetçilerle amansız bir savaşım içindeki Atatürkçü Düşünce Derneği,
aydın olması gereken kişilerin de kimi zaman gizli, kimi zaman açıkça bu çıkarcıların yanında yer aldıklarını görmektedir.

Bizler, gözü dönmüş kanlı bir düşmanlığın ulusu birbirine düşürdüğü, Atatürk’e ve devrimlere saldırıların coşkunluk içinde doruklara ulaştığı dönemlerde, yüreği sevinçten çatlama kertesine ulaşan kişileri çok gördük. Bunlara karşı yılmadan savaşım veren ve bu uğurda kurucusu Muammer Aksoy dahil pek çok aydınını şehit veren bir avuç inançlı insanın oluşturduğu ADD, “Atatürk’te birleştik” diyerek O’nu kullananları da
ne yapmak istediklerini de iyi bilir.

Atatürk’ün halka mal ettiği kurumları özelleştiren ve Türk Ulusunun öz malı olan değerlerin talan edilmesi konusunda büyük çaba gösteren eski patronları da
yakından tanır.

Elinden İslam dinarını, dilinden İslam Ortak pazarını düşürmeyen kişileri “millici” olarak yutturmaya çalışanları da iyi bilir.

Geçmişte Kemalizmi burjuva devrimi olarak görüp eleştirenlerin, terör örgütleriyle
iş birliği yapanların, uyduruk davaların savcısı olan kişilerle sırf çıkarları için işbirliği yapanların “Atatürk’te birleştik” demelerini de anlayabilir.

Yıllardır mücadele ettikleri rejim ve yandaşlarıyla koalisyon kurmaları da
bizi ilgilendirmez. Tümüyle çıkar ilişkileri üzerine kurdukları merkezlerinde yolunuz
açık olsun diyebiliriz. Birlikte yola çıktıkları kişiler arasında masum ve çok şeyin farkında olmayan dostlarımızın da olması bizi ancak üzer ve onların yüzü suyu hürmetine
buna saygı da duyabiliriz. Ama Atatürk’ü hiçbir zaman siyasal çıkar ve sömürü konusu yapmayan, bunun tartışılmasını bile hakaret sayan Atatürkçü Düşünce Derneği‘ne
dil uzatmak hiç kimsenin haddi değildir. Üstelik bu kişiler masum Atatürkçülerin de izledikleri ulusal bir televizyon kanalında ADD ve yöneticilerini mahalle dedikodusu yapar gibi, kulaktan dolma bilgilerle eleştirip muhalefet yaptıklarını zannediyorsa,
onun altında ezilmeye mahkûmdurlar. Şimdilik uyarmakla yetinelim.

Çünkü geçmişi karanlık olanların Türkiye’nin geleceğine ışık tutmaları olanaklı değildir.

“TÜRKİYE İTTİFAKI” KOCATEPE BİLDİRGESİ

KOCATEPE'de_ATA

Dostlar,

26 Ağustos 2005 günü Büyük Taarruz’un 83. yılını Afyon Kocatepe’de kutlayalım önerisini ADD yönetimine Genel Başkan Yardımcısı olarak sunmuştuk. Kabul gördü..

Pek çok kişi ve kuruma çağrı yapıldı..

“TÜRKİYE İTTİFAKI” KOCATEPE BİLDİRGESİ hazırlandı (metin için bize görev verilmişti).

Bu metin, Büyük Taarruz‘un başlatıldığı yerde, 1974 rakımlı Afyon Kocatepe’de, sabah şafak sökerken başlatılan topçu ateşine gönderme ile, çakmakların ışıltısında okundu.

[ Malatya’dan özel aracı ile gelen dönemin İnönü Üniversitesi rektörü, değerli arkadaşımız Sayın Prof. Dr. Fatih Hilmioğlu’nun aracının içinde uykudan kapanan gözleri beleğimizde iz bırakmış.. ]

Bildirgeyi 2004-6 dönemi ADD Genel Başkanı Sayın Ertuğrul L. Kazancı çakmakların loş ışığında güçlükle ama heyecandan sesi titreyerek okudu. Biz de Ağostos diye güvenerek Ankara’dan kısa kollu gömlek ile gelmiştik.. Soğuktan dişlerimiz birbirine vuruyordu. Birden Mustafa Kemal Paşa’nın Kocatepe’deki ünlü fotoğrafı gözümüzün önüne geldi.. Kalın kumaştan Mareşal üniforması vardı üzerinde.. Nedenini anlamıştık.

Metin basına dağıtıldı, yayımlandı.. (Cumhuriyet’in haberi aşağıdaki erişkede – linkte..)

Kocatepe_bulusmasi_Cumhuriyet_28.08.2005

“TÜRKİYE İTTİFAKI” KOCATEPE BİLDİRGESİ..

Ülkemiz, Kocatepe’den bit ULUSAL İTTİFAKA çağrılıyordu söz konusu bildirge ile.

Bu tarihsel bildirge metnini, power point yansıları olarak pdf formatında (41 yansı) aşağıda sunuyoruz. Lütfen tıklayınız..

ADD_KOCATEPE_BILDIRGESI-2005

*****

Günümüzde de “ulusal birlik çağrıları” sürüyor. Uluaslcı direnişin doruğa ulaştığı bir kesitte de, yaklaşık 2 yıl sonra “Ergenekon tertibi” ile karşılaştık..

Gündüz Afyon’da, Kocatepe Üniversitesi’nde etkinlikler düzenlemiştik..

KKTC Kurucu Cumhurbaşkanı şimdi rahmetli Sayın Rauf Denktaş da onur verdiler..

Afyon Kocatepe Üniversitesinde, birini bizim yönettiğimiz (Büyük Zafer’in 83. Yılında Türkiye’de Siyasi Konular) 2 panel yapıldı.

“TÜRKİYE İTTİFAKI” KOCATEPE BİLDİRGESİ üzerinde ayrıntılı duruldu, çağrı pekiştirildi.

* 2006 Haziran’ında ADD Genel Başkanlığı’na aday olduk..

Sayın Kazancı da yine adaydı (bize centilmenlik sözü olmasına karşın..)

Yeni emekli ve 15 günlük üye Şener Eruygur Paşa ekibi salt olmayan çoğunluğu aldı. Biz de destek verdik ve yönetime geldiler (Sn. Kazancı ekibi destek vermediler). Ertesi yıl da malum planlar devreye kondu.. Başbakan RTE‘nin 5 Kasım 2007’de ABD Başkanı GW Bush ile görüşmesinin ardından.. Fehmi Koru apaçık yazdı Yeni Şafak’taki köşesinde.

“TÜRKİYE İTTİFAKI” KOCATEPE BİLDİRGESİ, günümüz MİLLİ MERKEZ oluşumuna da büyük ölçüde temel oluşturdu..

Şimdi tema : ATATÜRK’te BİRLEŞTİK..

* Bir kez daha başaracağız..

* Emperyalizme teslim olmayacağız!

Sevgi ve saygı ile.
Tekirdağ, 27.8.13

Dr. Ahmet Saltık
www.ahmetsaltik.net

KADÜKLEŞEN “YENİ ANAYASA” TASARIMI ÜZERİNE SAPTAMA ve ANIMSATMALAR


KADÜKLEŞEN “YENİ ANAYASA” TASARIMI ÜZERİNE

SAPTAMA ve ANIMSATMALAR

Prof. Dr. Ahmet SALTIK
ADD Bilim-Danışma Kurulu Yazmanı
Ankara Üniv. Tıp Fak.
www.ahmetsaltik.net 

“Elsiz ayaksız bir yeşil yılan,
yaptıklarını yıkıyor Kemal!”
Attila İlhan

Anayasalar, klasik olarak “Toplumsal Sözleşme” biçiminde tanımlanır

(JJ Rousseau; Du Contrat Social ou Principes du droit politique, 1762).

Sözleşmede tarafların özgür istençleriyle yer almaları vazgeçilmezdir.
Tersi durumda sözleşme yok hükmündedir.

Anayasa “yapılırken” taraflar kimlerdir? Devlet ve toplumdur.

Tarafların temsilcileri kimlerdir?
Devleti Hükümetin, halkı da TBMM’nin temsil ettiği söylenir.

Première édition, Amsterdam, 1762.

Ancak AKP Hükümetinin, TBMM üzerinde belirgin bir denetimi, yönlendirmesi açıktır.
Dahası, Prof. Ayman’a göre “TBMM, AKP Usulü Darbeyle Askıya Alınmıştır!”
(http://ahmetsaltik.net/tbmm-akp-usulu-darbeyle-askiya-alinmistir/, 8.7.13)

Yürürlükteki Anayasanın temel aldığı Güçler Ayrılığı ilkesi ayaklar altındadır. Başbakan RT Erdoğan, güçler ayrılığının kendisine “ayak bağı” olduğu kanısındadır (18.12.12, basın).

Öte yandan halkımızın TBMM’de adil temsili de söz konusu değildir!

“Geçerli” oyların % 49,83’ünü (toplam oyların ise yalnızca %40’ını) alan iktidar partisi AKP, Meclis’te 327 / 550 = % 60 temsil ağırlıklıdır. 10 oydan 4’ünü almış ama TBMM’de 10 sandalyeden 6’sını ele geçirmiştir. 3 Kasım 2002’de ise toplam 42,4 milyon seçmenden 10,808 milyon oy alarak, % 25,5 oranında oy yani 1/4 oy ile TBMM’de 363 / 550 vekille, %66 ya da 1/3 oranında temsil edilmiştir.

Bu durum, ağır temsil adaletsizliği üzerinden son derece sakıncalı bir meşruiyet sorunu doğurmaktadır. Platon‘dan bu yana geçen yaklaşık 2400 yılda (MÖ 427 –
MÖ 347) demokrasinin hala “doğrudan demokrasi“ye geçemeyişi bir yana,
temsili demokraside bile bu denli sorunlu oluşunun sürmesi acı bir ironidir.

Söz konusu sayısal tablo ile AKP, hiçbir uzlaşmaya girmeden, halkoylaması ile dilediği gibi Anayasal düzenleme yapabilecek durumdadır. Anayasa’nın 175. maddesi,
anayasa değişikliklerinin nasıl yapılacağını düzenlemektedir. Buna göre 3/5 oy,
-330 kabul- halk oylamasında da onanmak koşulu ile anayasa değişikliği için yeterlidir. AKP’nin 4 oy eksiği vardır ki, bu durum pek sorun olacağa benzememektedir.

Oysa bırakalım kökten “yeni Anayasa” yapmayı, sınırlı değişiklik için de meşru zemin yoktur. Basın susturulmuş, öncü aydınlar ve askerler yaygın olarak gözaltına alınmıştır. 4-6 yılı da aşan tutukluluk süresi (!) peşin cezaya dönüştürülmüştür. Bu insanlarımız “rehin, tutsak” alınmış, adeta canlı kalkan olarak tutulmaktadırlar. İkiyüzlü Batı, bunca insan hakları çiğnemine (ihlaline) suskundur. Ne hikmettir ki, 3 adet yargı paketi çıkarılmış ama azılı katiller sebest kaldıkları halde yurtsever asker – sivil aydınlar hala tutukludur. TBMM, ucube “özel yetkili mahkemelerin” bu tutsakları tutuksuz yargılamasını sağlayacak netlikte yasal düzenleme yapmaktan aciz midir?
(Son olarak Temmuz 2013 başında Anayasa Mahkemesi’nin yargılamada terör suçları için 10 yıllık tutukluluk süresini Anayasaya aykırı bulup iptal etmesi bile, 4-6 yıldır tutuklu yargılanan sanıkların serbest bırakılmasını ne hikmetse sağlayamamıştır!?)

AKP iktidarının Türkiye’yi içine sürüklediği açık dinci faşist iklim; özgürce, demokratik ortamda bir anayasa değişikliği yapılmasına asla ve asla elverişli değildir.

Bu asimetrik küresel oyuna gelinmemelidir.

Partiler Arası Uzlaşma Komisyonu’na eşit üye verilmesi aldatıcıdır. Bu Komisyon’da oybirliği yöntemi getirilmesi tuzaktır. Anayasa değişiklikleri kapsamı bakımından bir sınırlama yoktur. Dolayısıyla Komisyon’da uzlaşılamayan konular, asıl Komisyon olan Anayasa Komisyonu’nda, AKP’li üyelerin oylarıyla dikte edilebilecektir. Acı örnekleri yaşanmıştır.. Son olarak 4+4+4 ucube yasa teklifi ilgili TBMM Komisyonunda görüşülürken Başkan Nabi Avcı (şimdi Milli Eğitim Bakanı!) muhalefet milletvekilleri
fiilen salonda yok sayılarak, konuşturulmayarak, dahası kaba güçle salondan çıkarılarak, hatta darp edilerek geçirilmiştir!

Ayrıca, hükümetin Genel Kurul’da ezici bir çoğunluğu olduğundan, bu aşamada da
son söz pratik olarak AKP’nindir. 330 oy, halkoylamasına sunulmak koşuluyla
Anayasayı değiştirmeye yetmektedir.

Federasyon, yerel özerklik, vatandaşlık tanımı konularında BDP vd. ile pazarlık temelli açık / örtük işbirliği yapılabilecektir. Nitekim BDP, önceki tümcede değinilen istemleri karşılanırsa Başkanlık rejimi için AKP’ye destek verebileceğini açıklamıştır.
Bu partinin TBMM’de 30 üyesi vardır (+5 vekil de tutuklu).

Bu durumda, gizli oylamada MHP ve CHP’den örtük desteklerle 367 eşiği bile geçilebilir ve Cumhurbaşkanı götürmezse, halk oylamasına bile gidilmeksizin Anayasa,
dış merkezlerin de istediği ve hatta dayattığı yönde, kritik biçimde değiştirilebilir.

  • Ülkenin yazgısı asla tehlikeye atılamaz! 

12 Eylül Anayasası, 1982’den bu yana 3 onyılda Türkiye’yi küresel ekonomiye dönüşümsüz biçimde eklemlemiştir. Gerekli “yumuşatma” ekonomik – politik – düşünsel eksenlerde başarılmıştır.

Ulusal mevziler yeterince dövülmüştür. Artık tabanda (altyapıda) yabanıl (vahşi) piyasa ekonomisi, tepede ise (üstyapıda) yer yer kısık tonda bile olsa sosyal devletten
söz eden bir Anayasaya tahammül yok! Toptancı biçimde hem alt – üstyapı uyumu sağlanacak hem de BOP kapsamında Türkiye tekil – ulus devletten koparılacak, özerk bölge – federasyon üzerinden bölünmeye hazırlanacaktır. Muhalefet edebilecek asker – sivil güçler zindanlarda tutsak – rehindir yıllardır! Balyoz’da 16 -20 yıl ve yaşamboyu hapis cezaları yağdırılmıştır; Ergenekon’da ise karar duruşması 5 Ağustos’a 1 ay kala çıkan ve 1 haftadır hüküm doğurmamış olan yukarıda değindiğimiz Anayasa Mahkemesi’nin iptal kararı düşündürücüdür..

Bu bağlamda muhalefet partilerinin Uzlaşma Komisyonu’na üye vermeleri, demokratik ve hukuksal meşruiyeti olmayan Anayasa değişikliği sürecini meşrulaştırmaktan başka hiçbir işe yaramayacaktır. CHP ve MHP masadan kalkan taraf olmayacaklarını kezlerce açıklamışlardır. BDP ise açık pazarlık içinde kritik dengelerde maksimum avantaj peşindedir. İstediği ödünler bellidir :

  •  Öcalan’a af, yerel yönetimlerin güçlendirilmesi hatta özerklik,
    yeni vatandaşlık tanımı, 2. resmi dil ve giderek Kürdistan kurarak federasyona gitme ve Büyük Kürdisan ile de ülkemizden kopma..

AKP’nin de BOP Eşbaşkanlığı kapsamında benzer misyonlara atandığı apaçıktır.
MHP ve CHP, AKP’nin Başkanlık isteminden vazgeçmesini, Anayasa Değişkikliği Partilerarası Komisyonu’nun sürmesi için yeterli bulmaktadırlar. Peki BDP istekleri
ne olacaktır? Onlara bir itirazları yok mudur? Aşağıdaki BOP haritası günümüze dek yalanlanmamıştır, anlamı nedir?

BOP_haritasi

İdeolojisiz Anayasa ne demektir? Yeryüzünde böyle bir anaysa var mıdır?
Açıkçası ATATÜRK’ün ve ideolojisi 6 Ok’un ilkelerinin yadsınması mıdır?
Böyle bir Anayasa’ya CHP ve MHP “evet” diyecekler midir?

1982 Anayasası 17 kez değişiklik geçirmiş ve neredeyse 2/3’ü değiştirilmiştir. Dolayısıyla, “Darbe Anayasası” polemiğine artık yer yoktur. Kaldı ki, asıl anayasal darbe, 12 Eylül 2010 halkoylaması ile yapılmış, 26 madde değiştirilerek yargı bağımsızlığı yok edilmiş ve 3 ana erkten biri olan yargı, büyük ölçüde siyasal iktidarın yönlendirmesine açılmıştır. Öte yandan İktidarın başı, geçen yıl değiştirilen
26 maddeye “dokundurtmayacağını” belirtmektedir. Elde 1’dir.

Bu durumda girişimin “yeni anayasa” değil, “anayasa değişikliği” olacağı da netleşmiştir.

İktidarın niyeti bellidir; AB-ABD’ye verilen sözler, açık-gizli anlaşmalar doğrultusunda ülkemizin tekil (üniter) yapısı federasyona dönüştürülerek Başkanlık / Yarı Başkanlık rejimine geçilmesi, yurttaşlık tanımının değiştirilmesi, ilk 3 maddenin yeniden düzenlenmesi ile de Cumhuriyet’imizin değiştirilmesi teklif bile edilemeyecek
temel niteliklerinin dokunulmazlığının kaldırılması,

AB Parlamentosu’nun kezlerce dayattığı üzere Atatürk’süz (ideolojisiz!?) bir anayasa yapılması (!).. (Yeryüzünde ideolojisi olmayan tek bir anayasa varmış gibi!?..)
AKP’nin başlıca görevlerdir. Batı’nın AKP’ye, BDP’ye havucu – sopası ise
Anadolu Federe İslam Devletidir.

Yeni anayasa yapılması ise “asli kurucu iktidar” gücü ve meşruiyeti gerektirmektedir.
Bu açık, yalın ve kesin siyasal ve hukuksal zorunluk karşısında herhangi bir ödün verilmesi düşünülemez. Kaldı ki, yukarıda da belirtildiği üzere AKP zaten 12 Eylül 2010 değişikliklerine “Dokundurtmam!” demektedir. Şimdilik, toptancı bir girişimle “yeni bir anayasa” yapılması gündemde değildir. Rejimi parça parça başkalaştırma,
izlenen başlıca yol olarak gözükmektedir.

A Planı, bize göre, AKP ile masaya oturmamaktı. Bu taktik hata yapılmıştır.
Ancak yine de, dokunulmaz ilk 4 madde, bölünme riski doğuracak maddeler,
yerel özerklik, federasyon, başkanlık rejimi, tek resmi dil, vatandaşlık tanımı, laiklik, Devrim Yasaları gibi maddeler gündeme getirildiğinde, muhalefet partilerinin masadan kalkması kesin zorunluktur.

Fakat bunlar yapılmayacaksa, geri kalan da AKP – BDP – BOP süreci için asla “doyurucu” olmayacaktır. Dolayısıyla muhalefetin, Uzlaşma Komisyonu’na katılmasının hiçbir tutarlı yanı bulunmamaktadır.

Yine de yukarıda sayılan, Atatürk Türkiye’sinin sonu anlamına gelebilecek içeriklerin dayatılması durumunda muhalefetin gecikmeksizin durumu kamuoyu ile paylaşarak görüşmelerden tümüyle çekilmesi ve halkımızla birlikte meşru direnme hattı örmesi kaçınılmaz olacaktır.

AKP’nin kimi “oltalama” tuzaklarına kesinkes düşülmemelidir. Sıkı durulması durumunda, asıl örtük niyetini gerçekleştiremeyeceğini gören iktidar partisinin
yüz geri çekilmesi bile olasıdır!

B planı bağlamında, büyük iyi niyetle (açıkçası ham hayalcilikle!) 1982 Anayasası’nda 12 Eylül’ün izlerini silme ve daha çağdaş bir içerik yaratma olanağı yakalanabilirse -ki bunun ilk koşulu, 12 Eylül 2010 değişikliği ile yok edilen
yargı bağımsızlığı başta olmak üzere yitirilenlerin geri alınmasıdır-  kimi temel önermelerde bulunulabilir.

Örn. Türkiye Cumhuriyeti Devleti, “akla ve bilime dayalı” bir devlet olarak da tanımlanarak yeni bir nitem (sıfat) daha kazandırılabilir. Dahası; Yasama, Yürütme, Yargı’ya ek olarak 4. bir erk olarak “Bilimsel akılcılık” gündeme getirilebilir. Anımsayalım, Büyük Atatürk bize tinsel (manevi) kalıt (miras) olarak akıl ve bilimi bırakmıştı.

Ayrıca tüm yurttaşlara insan onuruna yaraşır bir yaşam sağlayacak siyasal – sosyal – ekonomik – kültürel hakları güvenceleme gündeme getirilebilir. Somut örnek vermek gerekirse, sağlık-sosyal güvenlik-eğitim hizmetleri herkese hak; Devlete yüküm olarak tanımlanabilir ve Sağlık Bakanlığı bütçesinin merkezi yönetim bütçesinin 1/10’undan
az olamayacağı kurallaştırılabilir (DSÖ önerisi).

AKP iktidarının “Hedef 2023” sloganının içeriği nedir, çok dikkatle sorgulanmalıdır…
TBMM’de bu konuda Başbakan RT Erdoğan’a soru önergesi verilerek, “bağlayıcı” açıklama istenmelidir.

Türkiye’nin yakıcı ve son derece kritik, potansiyel tehlike ve tehditler içeren bir gündemi vardır. Ekonomik bunalım; ulusal gelirin %10’unu bulan çok tehlikeli cari açık,
süregen ve yüksek oranlı işsizlik, yoksulluk, gelir dağılımı uçurumu,
derin bölgesel kalkınma ayrımları, ayrılıkçı Kürt isyan hareketi, 23 Ekim 2011’den bu yana Van depremi sorunu.. AKP 2002 Kasım’ında hükümet olduğunda cari açık yalnızca 0,6 milyar $ idi (<1Bn $!) ; 2013 başında 100 (yüz!) katına ulaşarak 60 milyar $’ı aşmıştır! Toplam borçlar 221 milyar $ iken 700 milyar $’a dayanmıştır. IMF borcunun ödendiği safsatası ile nereye varılabilir? IMF borçları yabancı bankalardan alınan yeni döviz borçlarıyla kapatılmıştır. AKP 2005’te IMF’den 10 (on) milyar $ kendisi borçlanmıştır.

Dış politikada emperyalizme uyduluk, taşeronluk yapılarak, Ülkemiz, kadim komşularıyla savaşa sürüklenmektedir.

Tarihte sayısız örneği vardır; iç sorunlarla baş edemeyen iktidarlar gündem oyunlarına başvurmakta, faşizme kaymakta, hatta ülkeyi savaşa sürüklemektedirler. AKP de benzer yoldadır iktidarının 11. yılında. Öte yandan AB ve ABD eski gücünde değildir, ciddi sorunlarla boğuşmaktadırlar. Bu durumları bizim için hem lehte hem de aleyhte sonuçlar doğurabilir.

AKP’yi sürgit kullanma olanakları ve güçleri kalmamıştır. Duvara dayanılmıştır.
Sıra yaşamsal ödünlere gelmiştir. Bunlar da sözde Anayasa değişiklikleri ile
“ileri demokrasi” sanrıları (hezeyanları) içinde toplumu kandırarak  ve / veya dayatma ile kotarılmak istenmektedir.

BOP eşbaşkanı sadakat ve vefa borcunu eda edecek, Ortadoğu’da-Kuzey Afrika’da sınırları değişerek küçülen ülkelerden biri de Türkiye olacaktır. Çırılçıplak söyleyelim :

Vatan ve ulus bölücülüğü misyonu yerine getirilecektir. Ödülü (!), ANADOLU FEDERE İSLAM DEVLETİ olacaktır. Bu konjektür de iyi değerlendirilerek, içeride yükselen
halk muhalefeti akıllıca örülmeli ve yaratılacak sinerji  ile

  • AKP hükümeti erken seçime / istifaya zorlanmalıdır.

Son kamuoyu yoklamalarında AKP iktidarının oyları azınlık hükümeti düzeyine inmiştir.
Politik terminolojide geçtiği üzere RT Erdoğan “topal ördek” tir (lame duck).

Milyonlarca insan 40 gündür sokaklardadır ve “Hükümet istifa!” diye haykırmaktadır.
İktidarı geçelim, muhalefet 3 maymunları oynamayı daha ne denli sürdürebilir?

Muhalefetin, 27 Mayıs’tan bu yana çok ağır bedeller ödenmesine karşın 40. gününe giren halk isyanını gereğince değerlendir(e)memesi çok ama çok düşündürücüdür.

İyi saatte olsunlar, bir yerlerden “sinyal” mi beklenmektedir?? Nereden ve ne??

Anayasa değiştirilecekse; ilk 4 madde, devrim yasaları (174. md.), laiklik (24. md.) ve vatandaşlık tanımı (Anayasa md. 66 : Türk Devletine vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkes Türk’tür.) gibi Cumhuriyet’in vazgeçilmez temel niteliklerine dokunmamak koşuluyla bir anayasa yapmak üzere kamuoyundan yetki istenerek bu amaçla seçime gidilebilir ve temsil adaletine dayalı olarak %5’ten küçük seçim barajı, siyasal partilerde iç demokrasi, seçim ittifakı olanağı, sağlıklı seçmen kütükleri, oyların elle güvenilir sayımı.. sağlanarak oluşturulacak yeni TBMM
bunu yapabilir.

  • Gerçekte Türkiye, 2023’e, 100 yaşına varmadan bitirilip
    teslim alınmak istenmektedir.
  • Hedef Lozan’ın rövanşı ile yeni Sevr’in yaşama geçirilmesidir.

Etnik ve inanç temelli ayrışma çatışma toplumda tohumlanmaktadır ve fay hatları
kritik düzeyde derinleşmiştir. Türkiye hızla bir derlenme – toparlanma – rehabilitasyon sürecine girmek zorundadır.

Bu bağlamda tüm ulusalcı güçlerin bir büyük siyasal koalisyonu zorunludur.

Ülke ve ulus bütünlüğünü, iç ve dış barışı korumak en ivedi gündemdir.
Bunun dışında, Anayasa değişikliği / yeni anayasa yapımı,
Türkiye’yi bilerek oyalamaktan başka bir işlev görmez.

Sonuç                                    :

Anayasa değişikliği / yapımı güncel sorun değil, net bir gündem oyunudur.
Bu çok tehlikeli gidiş, AKP’nin ateşle dansı halkımıza yaygın olarak açıklıkla anlatılmalı ve bir ulusal muhalefet, güçbirliği hareketi yükseltilmelidir.
Yakıcı ve acil olan gündem ve gereksinim budur, gerisi sanaldır, oyalamadır,
gaflet (aymazlık) ve dalalettir (sapkınlık) ve hatta ihanettir..

MİLLİ MERKEZ olanağı,
ATATÜRK’te BİRLEŞTİK sloganı eşliğinde çok iyi değerlendirrilmelidir.

  • Atatürk’ün partisi CHP ve Türkeş’in partisi MHP, bu bağışlanmaz cürüme ortak olamaz, olmamalıdır! Bölücü anayasa tuzağına düşmemeli;
    dahası ülkemizi ve ulusumuzu bu görünür yıkımdam korumalıdır!

Prof. Dr. Ahmet SALTIK
ADD Bilim-Danışma Kurulu Yazmanı
Ankara Üniv. Tıp Fak.
www.ahmetsaltik.net