Kıbrıs’ta neler oluyor?

Kıbrıs’ta neler oluyor?

Barış Doster

(AS: Bizim kapsamlı katkımız yazının altındadır..)

Suriye’deki gelişmeler ve Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’nin izniyle ABD’nin enerji şirketlerinden ExxonMobil ile ortağı Katar Petrol’ün ada açıklarında yıl sonuna doğru yapacaklarını açıkladıkları keşif sondajı, Akdeniz’in sularını daha da ısıtacak. Topraklarında iki İngiliz üssü varken (AS: Agratur ve Dikelya), İsrail ve Fransa ile üs antlaşması yapan Rumlar, üs konusunda ABD ile de görüştüler. Rusya’nın son yıllarda Akdeniz’de artan nüfuzu; bölgenin enerji kaynaklarıyla ilgilenen, tedarikçilerini çeşitlendirmeye çalışan Çin ve Almanya’nın Ortadoğu’ya, Akdeniz’e yönelik hamleleri, rekabeti keskinleştiriyor. 
Türkiye ise Kıbrıs’ta büyük hatalar yaptı. Kurumsallaşmış devlet politikasını terk etti. Annan Planı’nı destekledi. Avrupa Birliği’ne (AB) Kıbrıs konusunda ödün vereceğini kanıtladı.

Kıbrıs’ta kırmızı çizgilerimiz vardı:

1) Adada iki eşit, iki egemen, iki bağımsız devletin kabulü.
2) Türkiye’nin etkin ve fiili garantörlüğünün devamı.

3) Adada Türk – Yunan dengesinin korunması.

Hükümet, kırmızı çizgileri kamuoyunda tartışmaya açtı. KKTC Kurucu Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş’ı devre dışı bıraktı. Dünyanın gözü önünde eleştirdi. “Kıbrıs konusunda herkesten bir adım önde olacağız”, “Denktaş gitsin kendi meclisinde konuşsun”, “Çözümü tıkamasın”, “Danışmanlarını gözden geçirsin” dedi. 

  • O yüzden Türkiye; mali, siyasi, diplomatik baskı altında daha büyük ödün vermeye zorlanıyor.

Kıbrıs açıklarına sondaj gemisi gönderse bile, Suriye meselesi ile Akdeniz’in enerji kaynakları arasındaki ilişkiyi görememenin faturasını ödüyor. Mısır ile Rum – Yunan tarafı, İsrail ile Rum – Yunan tarafı arasında enerji odaklı gelişen işbirliklerini engelleyemiyor. Siyasi ve iktisadi açıdan sıkıştığından, Akdeniz’de ulusal güvenlik sorunuyla karşılaşıyor

KKTC’de de işler iyi gitmiyor. Gerekli yatırım yapılmadığından, güneş ve rüzgâr enerjisinden yeterince yararlanılamıyor. Hayat pahalı, ekonomi kötü, işsizlik, yolsuzluk yaygın. Verimli arazilere karşın, tarımsal gelir düşük. Turizm ve üniversiteler dışında ciddi gelir kaynağı yok. Ayrıca, KKTC’nin dünyadan dışlanması, dünyayla ticaret yapamaması, Türkiye’nin KKTC’nin tanınması için çaba göstermemesi ve son yıllarda KKTC’ye atanan Türk büyükelçilerin bazı yanlış tutumları Kıbrıs Türklerinin umudunu kırıyor. Türkiye’deki numaracı cumhuriyetçilerin, “yetmez ama evet” takımının KKTC’deki uzantısı yes be annem” ekibi de fırsattan yararlanıyor. Türkiye karşıtlığı yapıyor. Türk askerini istemiyor. Daha da ileri gidip, Mehmetçiğe “işgalci” diyenler bile var.

Atatürk uyarmıştı 

Sorun şu: Rum – Yunan tarafı, Kıbrıs’ın tamamında, tek başlarına egemen olmak istiyorlar. Adadaki Türkleri azınlık cemaati olarak görüyorlar. Kıbrıs Cumhuriyeti adıyla ve tüm adayı temsilen AB üyesi olmanın verdiği rahatlıkla hareket ediyorlar. Mevcut garantiler sistemini esnetmeye, mümkünse kaldırmaya çalışıyorlar. Denktaş çizgisinin zıddı olan mevcut KKTC yönetiminin ödün vermeye hazır olduğunu biliyorlar. Adada “sıfır garanti, sıfır asker” tezini savunuyorlar. ABD ve Avrupa da onları destekliyor. Federe devletleri, üniter devletleri parçalayan, bölmeye çalışan Batı emperyalizmi, Kıbrıs’ta iki farklı halkı, iki ayrı devleti birleştirmeye çabalıyor. 

Oysa adada müzakereler 1968’den beri sürüyor. Şimdiye dek, Türk tarafının önerdiği metni esas alan bir anlaşma metni olmadı. Ortaya konan tüm metinleri BM genel sekreterleri hazırladılar. Rum – Yunan tarafının çıkarlarını, önceliklerini gözettiler. Buna karşın metinleri hep Rumlar reddetti. Annan Planı bunun kanıtıydı. ABD, AB ve BM tarafından Rum kesimine sızdırılmıştı. Açıkça onları kolluyordu. Türk tarafı ise “Metindeki boşlukları Annan doldursun. Biz ona güveniyoruz” diyerek diplomasi tarihinde görülmemiş biçimde, iradesini baştan teslim etmişti. Buna karşın referandumda Rum Kesimi’nde %75 hayır, KKTC’de %65 evet çıktı. Rumlar, oylamadan hemen sonra AB üyesi olurken, ABD ve AB, Türklere verdikleri hiçbir sözü tutmadılar. 

Kıbrıs, Girit misali kaybedilmesin diye, Atatürk yıllar önce uyarmıştı:

  • Efendiler, Kıbrıs düşman elinde bulunduğu sürece, bu bölgenin ikmal yolları tıkanmıştır. Kıbrıs’a dikkat ediniz. Bu ada bizim için çok önemlidir”.  

    Uyarı; tarihi, siyasi, askeri, iktisadi, jeopolitik ve stratejik boyuttaydı. Dikkate almamanın sonuçları görülüyor.

Kıssadan Hisse: Kıbrıs’ta verilecek en küçük tavizin devamı, sadece Akdeniz’de değil, Ege’den Karadeniz’e dek her yerde gelir.
===================================

Dostlar,

Teşekkürler sevgili Doç. Dr. Barış Doster kardeşimize..

Çok başarılı ve uyarıcı bir yazı..

Biz de sitemizin manşetinde epeydir soruyoruz : 

  • Dış borç toplam 467 milyar $! 1923’ten 2002’ye dek 80 yılda toplam dış borç 130 milyar dolardı. AKP 16 yılda 467 milyar dolara çıkardı. TL olarak reel sektör kredileri 970 milyar, hane halkı 575 milyar ve kamu 605 milyar TL borçlu; toplam 2 trilyon 140 milyar TL.
  • Son 1 yılda döviz kurları ve faizde yaşananların içyüzü nedir?
  • Alınan bu muazzam borç, 15 yılda 337; yılda ortalama 22,5 milyar $ ne için kullanıldı?
  • Betona gömüldü, dinci rantiyeye aktarıldı, seçmen tabanına politik rüşvet verildi,
  • üretken yatırıma yönlendirilmedi,
  • ülke özelleştirme vb. ile yağmalandı – talan edildi.. kaynaklar bitti.
  • AKP geldiğinde 15 olan Dolar milyarderi sayısı salt İstanbul’da 44’ü buldu (yalnız 2017’de 8 yeni yandaş Dolar milyarderi yaratıldı; ulusal servet el değiştirdi, İstanbul dünyada 12.!)
  • Şimdi ne olacak :
  • Düyun-u Umumiye mi,
  • Kapitülasyonlar mı,
  • Kıbrıs’ta garantörlükten çekilme mi,
  • apaçık – kopkoyu faşizm mi, 
  • yeni SEVR mi, hangisi, hangisi?!

AKP, kendi yarattığı haramzade dolar milyarderleri / milyonerlerine “zorunlu salma” salabilecek mi?

Kuruttukları tulumbaya su vermek için bu dinci rantiyeden SERVET VERGİSİ alabilecek mi?

10 Ağustos’tan bu yana geçen 2 ayda böylesi bir niyetin zerrece ipucunu göremedik..
Saçma sapan savrulmalarla ülkenin çok ağır – diz çöktüren bunalımını “idare etmeye” çalışıyorlar..

Papaz A. Brunson da bir biçimde, beklendiği üzere “salıverildi”! “Allahsız Dış güçler” bu papaz vb. nedenlerle Bayrak ve Ezanımıza saldırıyordu değil mi!?? Utanmadan çarpıtıldı, eğitimsiz halk sömürüldü! Haydi bakalım, saldırı durdu mu 12 Ekim 2018’den bu yana??

Halkı, daha doğrusu AKP tabanını acımadan istismar etmeyi sürdürmek zorunlu değil mi!
Herrrr bir şey mübah…  İftira atmak, yalan söylemek, çarpıtmak, fotoğraf hileleri…

Ulusal kahramanların (İNÖNÜ’nün!? aziz hatırlarına bile zerrece saygı duymamak dahil değil mi?!

İŞ Bankası‘na, ATATÜRK‘ün vasiyetine el atmak zerrece hukuk tanımadan!

Gündemi değiştirmek, tabanını pekiştirmek, AKP karşıtı kamuoyunun ve CHP’nin enerjisini yersiz tüketmeye çalışmak.. Yarattığınız, belimizi kıran çok yönlü bunalımın konuşulup – tartışılmasını sözde engellemek değil mi??

Ama on milyonlarca yoksul – az ve dar gelirli insan somut olarak yoksullaştırıldığını görüyor ve acı acı soluyarak yaşıyor.. Bu kış çooook zor geçecek çoook zor..

  • Açlıktan – soğuktan çok insanımız, bebelerimiz ölecek.. intiharlar göreceğiz korkarız..

Mart 2019 seçimlerine doğru herhalde, ne pahasına olursa olsun SEÇİM RÜŞVETİ + SEÇİM HİLELERİ… ile bir kez daha yerel seçimleri almak siyaseti güdülecek öyle mi??

Siz dünyaca ağır hatalar yapacaksınız, ülkenin bekasını tehlikeye sokacaksınız, milyonlarca insanı işsiz – aşsız – güvencesiz – yoksul… bırakacaksınız; “kandırıldığınızı” (!?) açık – seçik itiraf edeceksiniz ama bırakıp gitmeyecek, siyasal – adli hesap vermeyeceksiniz… Tüm bunlara karşın sizi eleştirenleri, yaşanan olağanüstü haksızlıklara insanca isyan edenleri, şiddet kullanmadan demokratik meşru savunma hakkı kullanmak isteyenleri.. görülmemiş biçimde “hakaret – hapis – tazminat” şeytan üçgeni ile kıstırmaya çalışacaksınız..

Yok beyim yok… bu harami düzenine hiçbir halk daha çok “eyvallah” etmez, edemez!

Efendiler, aklınızı başınıza alın; ülkenin yaşamsal ulusal çıkarlarını asla feda etmeyin..

SERVET VERGİSİ ile kaynak yaratmak dışında mali çözümünüz olmadığını gö-rü-nüz!

Sevgi ve saygı ile. 15 Ekim 2018, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK MD, MSc, BSc
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

Kıbrıs’ta Garantörlüğümüzün Müzakere Edilebileceği Yolundaki Haberlere Tepkiler

Kıbrıs’ta Garantörlüğümüzün Müzakere Edilebileceği Yolundaki Haberlere Tepkiler

Onur ÖYMEN

(AS: Bizim katkımız yazının altındadır..)

Basında yer alan bilgilere göre  Yunanistan Dışişleri Bakanı Nicos Kocias yaptığı bir konuşmada “Kıbrıs’ta müzakere masasında artık güvenlik ve garantiler konusu var. Bunu, BM Genel Sekreter’i de İsviçre’deki müzakerelerde kabul etti. Dolayısıyla daha öncekine göre çok daha iyi pozisyondan başlayacağız.” demiş. Geçen yıl İsviçre’nin Crans Montana şehrinde yapılan görüşmelerin başarısızlıkla sonuçlanmasından sonra, BM Genel Sekreteri Guterrez, hazırladığı raporda, garantiler sisteminin sürdürülemez olduğu görüşünü dile getirmişti. Türkiye ise daima garantiler konusunun müzakereye açık olmadığını vurgulamıştı. Buna karşılık KKTC Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı’nın müzakerelerin Guterrez prensipleri üzerinden sürdürülebileceği yolunda bir açıklama yapması, Türk tarafının garantiler konusunu görüşmeye hazır olduğu izlenimi yaratmış ve bu Türkiye’de tepkiyle karşılanmıştı. 

Nicos Kocias’ın bu kez yaptığı açıklama sanki iki taraf arasında garantilerin görüşülebileceği konusunda bir ön uzlaşmaya varıldığı izlenimi vermektedir. 

Bu konuda Yeniçağ gazetesine verdiğim demeçte özetle şunları söyledim:

Türkiye’nin Londra ve Zürih antlaşmalarından kaynaklanan güvenlik ve garanti hakları müzakere edilemez.Kıbrıs sorununun özünde bu yatıyor. Türkiye, 1974 yılında  Londra ve Zürih antlaşmalarındaki garanti hakkına dayanarak müdahalede bulunmuştur. Garantilerden vazgeçmek demek Kıbrıs’ı Girit gibi teslim etmek demektir. Toprak, garantiler ve oradaki askerlerimizin varlığı, bizim kırmızı çizgilerimizdir. Aksi takdirde Kıbrıs Türklerinin güvenliğini sağlayamayız. Umut ediyorum ki, Türkiye bunu kabul etmeyecektir. KKTC Başkanlığının böyle eğilimleri olduğu yolunda basında haberler çıkıyor. Ancak Türkiye’nin böyle bir çizgiyi kabul etmesi son derece sakıncalıdır. Garantilerden vazgeçilmesi Kıbrıs’ın tümüyle teslim edilmesi anlamına gelir. Bu Rumların ve Yunanistan’ın istemiydi ve BM Genel Sekterinin raporunda da garantilerin müzakere edilebileceği yönünde görüşler vardı ve biz ona çok tepki göstermiştik. 

“ Bu yaklaşım kabul edilirse Kıbrıs’tan asker çekilmesi de gündeme gelebilecektir. O zaman da geriye gerçekten fazla bir şey kalmayacaktır. Türkiye’nin Kuzey Kıbrıs’ta yaşayan yüzbinlerce soydaşımıza karşı tarihi bir sorumluluğu vardır. Kıbrıs harekatını yapan Bülent Ecevit‘e, ayrıca Rauf Denktaş‘a karşı da manevi sorumluluğumuz var. En kötü durumlarında bile devletler kimi temel çıkarlarından fedakarlıkta bulunamazlar. Yunanistan Dışişleri Bakanının sözlerini sanki Türkiye garantiler konusunu müzakere etmeyi kabul etmiş gibi değerlendirmek yanlış olur. Bu olacak şey değildir. Türkiye’nin bunu kabul ettiğine ilişkin bir işaret henüz yoktur. Umarım ki hiç olmaz. Türkiye’nin böyle bir vahim hatayı yapabileceğine ben ihtimal vermek istemiyorum.”

=====================================
Dostlar,

Çooooooooook kritik koşullar içindeyiz.

Türkiye çok ağır bir iç – dış borç bunalımı içinde AKP = Erdoğan’ın mutlak sorumluluğu ile.
Değil Demirel’in 1965’lerde itiraf ettiği “70 Cent’e muhtacız”; “1 Cent’e” muhtaç durumda..

Böylesi zamanlar Batı emperyalizminin özellikle kurguladığı ortamlardır ve olağan koşullarda ileri süremedikleri her türlü  ağır – kabul edilemez istemlerini masaya koyarlar. Büyük olasılıkla, AKP = Erdoğan ile perde gerisinde “dış kredi” karşılığında böylesine kabul edilemez pazarlıklar yapılıyordur ki; durup dururken kamuoyuna bu haberler sızdırılarak hem kamuoyunun tepkisi ölçülüyor hem de alıştırılıyor..

Dolayısıyla, 16 yıldır ülkeyi Batı ve dinci rantiye adına yağma ve talan eden iktidar; şimdi bunun çok ağır bedelini, iktidarda kalma adına, hayal bile edilemeyecek ödünleri vererek ödemek / ülkemize ödetmek isteyebilir.. Bu çok tehlikeli bir durumdur.

  • Hem AKP iktidarı = Erdoğan‘ı bu kumardan – ihanetten kesin olarak kaçınmaya çağırır,
    hem de tüm Türkiye’yi bu bağlamda son derece uyanık olmaya davet ederiz..

Sayın Öymen’in uyarısını bütünüyle paylaşıyor, destekliyor ve kendisine teşekkür ediyoruz.

Sevgi ve saygı ile. 22 Eylül 2018, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK MD, MSc, BS
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

AİHM; Perinçek / Türkiye Davasını Ülkemiz Lehine Sonlandırdı!

AİHM; Perinçek / Türkiye Davasını Ülkemiz Lehine Sonlandırdı!

Perinçek lehine verilen karar ile AİHM, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi‘ninin 10. maddesini ihlal kararı verdi.
Vatan Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek dava sonrası Ulusal Kanal canlı yayınında davayla ilgili açıklama yaptı.

Perinçek açıklamasında şunları belirtti:

– Tarihi bir karardır. Bu Türkiye’nin vatan savunmasıyla ilgilidir.
– 1915’te de vatanı savunuyorduk şimdi de savunuyoruz.
– Bu zaferin asıl sahibi Mehmetçik’tir. ABD’nin kara gücümüz dediği örgüte karşı savaşan Mehmetçik’e armağan ediyoruz.
– Davanın kazanılmasında beraber olduğumuz Sayın Rauf Denktaş‘ı saygıyla anıyoruz.
– Bu mahkeme kararından sonra artık ‘soykırımı inkar’ diye bir suç tanımı olamaz.
– Bu bir tarih tartışması, hukuk anlaşmazlığı değildir. Bir vatan savunmasıdır!
Bağımsızlık savaşıdır!
– Bu davayı kazanacağımızı kesinlikle biliyorduk
=====================================

Dostlar,

Büyük başarıdır.. Ulusça çok sevinçliyiz.
AİHM’nin temyiz dıuruşmasındaki 17 yargıcın 10’u Doğu Perinçek’i / Türkiye’yi haklı buldu.
Bu sayın yargıçları da hukukun üstünlüğü adına kutlarız.
AİHS’nin 10. maddesi bağlamında Perinçek’in İFADE ÖZGÜRLÜĞÜ çiğnenmiştir.. dedi AİHM.

Buna göre, İsviçre ve Fransa başta olmak üzere, AİHS’ni tanıyan çok sayıda ülkede
“Ermeni soykırımı emperyalist bir yalandır” diye düşünce açıklaması yapmak
suç olmayacak, cezalandırılamayacak. Bu ülkelerin ceza yasalarında varsa ilgili hükümlerin çıkarılması gerekecek. “Ermeni soykırımını red” (denial) artık suç değil..”Denial” sözcüğünü İngilizce’den hatalı olarak “inkâr – yadsıma” olarak çevirmeyelim.. Biz olan hiçbir şeyi inkâr etmiyoruz / yadsımıyoruz; peki ne yapıyoruz, üzerimize atılı soykırım fillini reddediyoruz. “Denial” sözcüğünü burada doğru karşılığı “red” dir.. Lütfen dikkatli olalım..

Mahkeme (AİHM) ayrıca kararında 1915 olaylarının Nazi Almanyasında 1930’larda yaşanan Yahudi soykırımına (Holocaust!) benzediği yönünde karşı tarafın savı nedeniyle bu konuda da bir karar vererek Ermeni savlarını reddetti. Böylelikle, emperyalizmin kurgusuyla yaşanan karşılıklı kırımın nitelik olarak da hukuksal açıdan SOYKIRIM SUÇU sayılamayacağını kesin karara bağlamış oldu.

Bu süreçte CHP – DSP dışında hangi siyasal parti destek verdi ülkemizin bu yaşamsal davasına??

İktidar partisi olarak AKP, Dışişleri Bakanlığı, T.C. Devleti neredeydi??

Dışişleri Bakanı F. Sinirlioğlu, Başbakan A. Davutoğlu ve 12. CB Bay RTE
derhal ve içtenlikle – saygı ile Vatan Partisi Genel Başkanı Sayın Doğu Perinçek’i kutlayarak selamlamalıdır..

Bravo Sayın Doğu Perinçek ve bravo takım çalışmasını yıllardır sebatla yürüten Türkiye’nin devrimci yurtseverlerine..

Ermeni kardeşlerimize gelince                    :

– Artık lütfen görün.. 1915’te Anadolu’da bir Ermeni soykırımı fiilen olmadı..
Olsaydı bugün size ve devletiniz olmazdı.
O tarihte soykırım suçu hukuksal olarak tanımsızdı; BM 1948’de tanımladı.
Onu da geçiyoruz, fiili (de facto) bir Ermeni soykırımı / kırımı yapmadı Osmanlı devleti..
Bunu gerçekte siz de biliyorsunuz ama emperyalist kışkırtmalara geliyorsunuz gene.

Zorlama ile, gerçek dışı – hukuk dışı yöntemlerle yol alınamaz. Türkiye, dün sizi ateşe atan
Batılı bildik emperyalistlere göre önce olmayan soykırımı Tanıyacak (1. T), sonra Tazminata   (2. T) mahkum edilecek ve son olarak size Toprak  (3. T) verecek. Bu ham hayalleri bırakın.
– Emperyalizmin kurgusu ile 2 halk birbirine kırdırıldı..
Ortak düşman EMPERYALİZM..
– Lütfen bunu artık (100 yıl sonra!) görün ve ders alın ki, benzer kanlı oyunları
mazlum uluslar olarak birlikte engelleyelim! 3T safsatası ham hayaldir.
Geçmişin yersiz takıntılarını bırakıp 2 komşu devlet ve halk olarak barış içinde ve    dayanışarak yaşamak 2 tarafın da yararınadır. Bunun tersi kime yarar, bir düşünün.

Biz Mustafa Kemal ATATÜRK’ün evlatları ve Türkiye’siyiz :

YURTTA BARIŞ DÜNYADA BARIŞ isteriz..

İçten çağrımız budur..

Sevgi ve saygı ile.
15.10.2015, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net
profsaltik@gmail.com

Onur ÖYMEN : Kıbrıs Barış harekatının 40. Yıldönümünde düşünceler


Dostlar
,

Sayın Onur Öymen, bu Harekat sırasında Dışişleri Bakanlığı Kıbrıs Masası’nda görevli idi. Daha sonra da Türkiye’nin Lefkoşe Büyükelçiliği müsteşarlığı görevini yürüttü. Konuyu en yakından bilen ve izleyen uzmanlardan biri olarak yazdıkları önemli.
9 yıl önce Bursa’da Sn. Öymen, merhum KKTC Cumhurbaşkanı Sayın
Rauf Denktaş
… ile biz (ADD Genel Başkan Yardımcısı olarak) bir Kıbrıs Panelinde konuşmacılardık. (“KIBRIS AB’nin TUZAKLARI ve TÜRKİYE’nin GE-LE-CE-Ğİ
bizim konumuzdu.. 11.01.05, Bursa)

Nice yıllara sevgili KKTC ve Kıbrıslı soydaşlar!

Sevgi ve saygıyla
20.7.2014, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net

================================================

Kıbrıs Barış harekatının 40. Yıldönümünde düşünceler

Portresi_ATA_ile


Onur ÖYMEN

 

 

Kıbrıs Türklerini özgürlüğe, bağımsızlığa ve demokrasiye kavuşturan Kıbrıs Barış Harekatının 40. yıldönümünde bu şanlı harekatın öncüleri Bülent Ecevit ve Rauf Denktaş‘ı minnetle anıyor, aziz şehitlerimizin anılarının önünde saygıyla eğiliyoruz. 

Kıbrıs Barış Harekatı, başından beri Rumların ve Yunanistan’ın yanında yer alan ve Türkiye’yi tek yanlı ödünler vererek Rum ve Yunan tarafının istediği doğrultuda bir çözüme zorlamak isteyen ülkelerin karşısında Türkiye’nin güçlü bir direnç göstererek kazandığı büyük bir zaferdir. 

O zaferden sonra da baskılar sürmüş, Türkiye Amerikan Kongresi’nin 3 yıldan uzun süren askeri ambargo kararını da hiçbir ödün vermeden geri aldırılmasını sağlayarak büyük bir diplomatik başarı kazanmıştır.

Ne yazık ki, son 10 yılda, Kofi Annan Planını kabul ederek Kıbrıs’taki kazanımlarımızdan tek yanlı ödün verebileceğinin işaretini veren AKP Hükümeti,
şimdi de o Plandan bizim için daha da kötü sonuçlar vereceği anlaşılan yeni bir çözüm süreci için, hiçbir ön koşul ileri sürmeden masaya oturulmasına razı olmuştur.

Kıbrıs Yönetiminin Türkiye’nin AB müzakere sürecinin 6 başlığına tek başına koyduğu vetoların kaldırılmasını, Kıbrıs’lı Türklere yönelik ambargoların
sona erdirilmesini bile talep etmeden yeni bir müzakere sürecinin başlatılmasına
razı olunması kaygı vericidir.

Kıbrıs devletini kuran antlaşmalara aykırı olarak Kıbrıs’ın dolayındaki deniz tabanında bulunan doğal gaz rezervlerinin işletilmesini, bitişik bölgedeki İsrail’le birlikte bir Amerikan şirketine veren Rumlar, bu olanaktan yararlanması beklenen devletlerden aldıkları güçle Türk tarafını daha da büyük ödünler vermeye zorlama çabası içindedir. 

Yıllarca Türkiye’nin ulusal davası olarak partilerüstü bir anlayışla yürütülen ve TBMM’nin oybirliğiyle aldığı kararlarla bu niteliği güvence altına alınan Kıbrıs konusunda
son yıllarda benimsenen ödüncü yaklaşım yalnız Türkiye’nin stratejik çıkarlarına zarar vermekle kalmamış, Kıbrıs’lı soydaşlarımızın egemen eşitlik hakkından vazgeçilmesi noktasına da gelmiştir.


Umudumuz ulusal davalarda kenetlenmesini bilen Türk halkının ve Kıbrıs’lı soydaşlarımızın dış baskılara direnerek tek yanlı ödünlere razı olan siyasetçilerin ve onların destekleyicisi olan bir bölüm basının teslimiyetçi çabalarına engel olmalarıdır. Kıbrıs sorununun ancak her iki yanın dış baskılardan uzak biçimde, karşılıklı ve dengeli ödünlerde adil ve kalıcı bir çözüme kavuşturulabileceği
akıldan çıkartılmamalıdır.


Saygılar, sevgiler. 20.7.2014

“TÜRKİYE İTTİFAKI” KOCATEPE BİLDİRGESİ

KOCATEPE'de_ATA

Dostlar,

26 Ağustos 2005 günü Büyük Taarruz’un 83. yılını Afyon Kocatepe’de kutlayalım önerisini ADD yönetimine Genel Başkan Yardımcısı olarak sunmuştuk. Kabul gördü..

Pek çok kişi ve kuruma çağrı yapıldı..

“TÜRKİYE İTTİFAKI” KOCATEPE BİLDİRGESİ hazırlandı (metin için bize görev verilmişti).

Bu metin, Büyük Taarruz‘un başlatıldığı yerde, 1974 rakımlı Afyon Kocatepe’de, sabah şafak sökerken başlatılan topçu ateşine gönderme ile, çakmakların ışıltısında okundu.

[ Malatya’dan özel aracı ile gelen dönemin İnönü Üniversitesi rektörü, değerli arkadaşımız Sayın Prof. Dr. Fatih Hilmioğlu’nun aracının içinde uykudan kapanan gözleri beleğimizde iz bırakmış.. ]

Bildirgeyi 2004-6 dönemi ADD Genel Başkanı Sayın Ertuğrul L. Kazancı çakmakların loş ışığında güçlükle ama heyecandan sesi titreyerek okudu. Biz de Ağostos diye güvenerek Ankara’dan kısa kollu gömlek ile gelmiştik.. Soğuktan dişlerimiz birbirine vuruyordu. Birden Mustafa Kemal Paşa’nın Kocatepe’deki ünlü fotoğrafı gözümüzün önüne geldi.. Kalın kumaştan Mareşal üniforması vardı üzerinde.. Nedenini anlamıştık.

Metin basına dağıtıldı, yayımlandı.. (Cumhuriyet’in haberi aşağıdaki erişkede – linkte..)

Kocatepe_bulusmasi_Cumhuriyet_28.08.2005

“TÜRKİYE İTTİFAKI” KOCATEPE BİLDİRGESİ..

Ülkemiz, Kocatepe’den bit ULUSAL İTTİFAKA çağrılıyordu söz konusu bildirge ile.

Bu tarihsel bildirge metnini, power point yansıları olarak pdf formatında (41 yansı) aşağıda sunuyoruz. Lütfen tıklayınız..

ADD_KOCATEPE_BILDIRGESI-2005

*****

Günümüzde de “ulusal birlik çağrıları” sürüyor. Uluaslcı direnişin doruğa ulaştığı bir kesitte de, yaklaşık 2 yıl sonra “Ergenekon tertibi” ile karşılaştık..

Gündüz Afyon’da, Kocatepe Üniversitesi’nde etkinlikler düzenlemiştik..

KKTC Kurucu Cumhurbaşkanı şimdi rahmetli Sayın Rauf Denktaş da onur verdiler..

Afyon Kocatepe Üniversitesinde, birini bizim yönettiğimiz (Büyük Zafer’in 83. Yılında Türkiye’de Siyasi Konular) 2 panel yapıldı.

“TÜRKİYE İTTİFAKI” KOCATEPE BİLDİRGESİ üzerinde ayrıntılı duruldu, çağrı pekiştirildi.

* 2006 Haziran’ında ADD Genel Başkanlığı’na aday olduk..

Sayın Kazancı da yine adaydı (bize centilmenlik sözü olmasına karşın..)

Yeni emekli ve 15 günlük üye Şener Eruygur Paşa ekibi salt olmayan çoğunluğu aldı. Biz de destek verdik ve yönetime geldiler (Sn. Kazancı ekibi destek vermediler). Ertesi yıl da malum planlar devreye kondu.. Başbakan RTE‘nin 5 Kasım 2007’de ABD Başkanı GW Bush ile görüşmesinin ardından.. Fehmi Koru apaçık yazdı Yeni Şafak’taki köşesinde.

“TÜRKİYE İTTİFAKI” KOCATEPE BİLDİRGESİ, günümüz MİLLİ MERKEZ oluşumuna da büyük ölçüde temel oluşturdu..

Şimdi tema : ATATÜRK’te BİRLEŞTİK..

* Bir kez daha başaracağız..

* Emperyalizme teslim olmayacağız!

Sevgi ve saygı ile.
Tekirdağ, 27.8.13

Dr. Ahmet Saltık
www.ahmetsaltik.net