Etiket arşivi: Rauf Denktaş

20 TEMMUZ KIBRIS BARIŞ HAREKATI YILDÖNÜMÜNDE

Dr. Noyan UMRUK | Prof. Dr. Ahmet SALTIK MD, BSc, LLM

Dr. Noyan UMRUK
Em. General
https://www.guncelmeydan.com/pano/20-temmuz-kibris-baris-harekati-yildonumunde-dr-noyan-umruk-t51666.html

20 Temmuz 1974 – ŞAFAK SÖKERKEN KIBRIS SEMALARI;

Rauf Denktaş; “-Allah’ım Geldiler .. Geldiler..”

“-Gökten iniyorlar.. Yağmur gibi..”(1)

*


Rauf Denktaş anlatıyor.;

Harekatın bir gün öncesi… Saat: 19.45

Büyükelçi Asaf İnhan Bey aradı, seni bekliyorum mesajı verdi.

Birkaç yüz metrelik mesafe sanki millerce uzun geldi bana.

Asaf Bey gülerek; “-Gel bakalım Denktaş Bey, beklediğin gün geldi…’ dedi.

Elime küçük bir kâğıt uzattı… “-Evet, yarın sabah saat beşte geliyorlar…”

Başımın uğuldadığını hissettim. Sarılarak ağlaştık.

Geliyorlardı. Kurtulacaktık artık.
*

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin ilk Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, yaşamını Kıbrıs davasına

adadı.. 1963 yılında başlayan Türklere yönelik terör saldırılarına karşı da Dr. Fazıl Küçük

önderliğinde Ada’da halkla birlikte mücadele etti ve Türk halkının haklarını uluslararası zeminde

savundu.

15 Temmuz 1974 Nikos Sampson darbesinden sonra Ada’da yeni bir dönem başladı.

Denktaş, Makarios’a karşı yapılan darbenin aslında Enosis (ilhak/birleşme) amaçlı olduğunu

belirterek, Ada’ya ‘müdahale’ etmekten başka çare olmadığını Ankara’ya iletti.

Zamanın Bülent Ecevit ve Necmettin Erbakan hükümeti de hemen harekete geçerek, yoğun

diplomasi ve baskı politikası uyguladı. Bu şekilde çözülemeyeceği anlaşılınca da 20 Temmuz

sabahı müdahale gerçekleşti.

***

Rauf Denktaş anlatmaya devam ediyor;

20 Temmuz: Sabah beş… Bayrak radyosu beyanatımı vermeye başladı. ‘Bugün, bu anda

kahraman Türk Silahlı Kuvvetleri Kıbrıs’ın her yanında havadan ve denizden çıkarma

yapmaktadır.. Gazanız mutlu olsun. (…) Sabırlı olunuz, harekâtın zaferle bitmesini bekleyiniz…’ …

Ve birdenbire derinden top sesleri… Hemen arkasından Gönyeli ovalarına yağan paraşütler…

Etrafa baktım… Ağlayanlar çoktu… Yere kapanmış toprağı öpenler vardı… Ben de

ağlamaktaydım…

Avusturyalı irtibat subayı elimi iki avucunun içine alarak ‘sizi kutlarım, artık kurtuldunuz’ dedi.

Her yerde, herkesin yürüyüşü bile değişmişti.

Başlar dik. Gözlerde sevinç ve gurur vardı. Ölsek de gam yemeyiz artık diyordu herkes..
Geldiler ya…

Her Türk’ün içinde Rum’un yıllarca, sınırlardan çalıp dinlettiği ve bizimle alay ettiği

‘Bekledim de gelmedin’ şarkısının uyandırdığı öfke ve acı vardı:
Gelmişlerdi işte!..

11 yıldır çekilen çileler son buldu.

Bağımsız KKTC’nin yolu açıldı.
Ada’ya da gerçek manada barış geldi…”

Anavatan ve Kıbrıs Türklerinin çifte bayramını kutlarken, başta büyük devlet adamı rahmetli

Rauf Denktaş olmak üzere Kıbrıs şehit ve gazilerimize minnet ve şükranlarımızla anıyoruz…

Işıklara gark olsunlar…

(1) Rahmetli Rauf DENKTAŞ’ın ANILAR’ından alıntılarla…

Kıbrıs Türk Federe Devleti

Kıbrıs Türk Federe Devleti

Doç. Dr. HÜNER TUNCER

15 Temmuz 1974’te Rum Milli Muhafız Birliği ile “EOKA B”, Yunan subaylarının denetimi altında Kıbrıs Rum toplumu lideri Makarios’a karşı bir darbe girişiminde bulunmuş; EOKA’cı Nicos Sampson, “Kıbrıs Elen Cumhuriyeti”ni ilan etmiş ve kendisi de bu Cumhuriyetin başkanı olmuştu. Bu darbenin amacı, Kıbrıs’ın Yunanistan ile birleşmesini sağlamaktı. Makarios, Londra’ya kaçtı.

Bülent Ecevit’in başbakanlığı döneminde Türk Silahlı Kuvvetleri, 20 Temmuz 1974’te, Kıbrıslı Türklerin can güvenliklerini sağlayabilmek amacıyla Kıbrıs’a çıkartma yaptı. Türkiye, bu hakkını 1960 tarihli Garanti Antlaşması’nın 4. maddesinden almaktaydı. Kıbrıs’a çıkarmanın yapılmasından önce Türk Başbakanı Londra’ya gitmiş ve birlikte müdahale için, İngiliz hükümetini ikna etmeye çalışmıştı. Ancak, Yunan halkının Osmanlı Devleti’ne karşı bağımsızlık savaşımını başlattığı 1821’den başlayarak İngiliz hükümetleri, sürekli Yunanistan’ın yanında yer almıştı. Bu kez de durum farklı değildi; İngiltere’nin, Türkiye’nin müdahale çağrısını dikkate almaması üzerine, Türk Silahlı Kuvvetleri “Kıbrıs Barış Harekâtı”nı başlattı. Bu harekâta Kıbrıs Türk Mücahitleri de katılmıştı.

1974: İlk özgün girişim

Kıbrıs’a ilk çıkacak birliğe “Çakmak Birliği” adı verilmişti. Birlik, Deniz Piyade Alayı ve 50. Alay ile bir topçu taburu (12 top), bir tank bölüğü (15 tank), bir kobra bölüğü (tanka karşı kullanılan bir silah), bir istihkâm bölüğü ve muhabere, ordonat ve sıhhiye müfrezelerinden oluşmaktaydı.

Kıbrıs Barış Harekâtı, Kıbrıs’ın Yunanistan’la birleşmesini ve Türk toplumunun bu birleşmeye karşı çıktığı için yok edilmesini önlemeyi ve Kıbrıs’ın bağımsızlığını koruyup, adada her iki halk için de geçerli olabilecek barışı gerçekleştirmeyi amaçlamaktaydı. 1974 yılına değin hep kendisine söyleneni yapan Türkiye, ilk kez 1974’te inisiyatifini kullanarak, ulusal çıkarlarını korumayı başarmış ve dış politikada bağımsız davranmıştı.

Kıbrıs Barış Harekâtı’ndan sonra 23 Temmuz 1974’te, Nicos Sampson Cumhurbaşkanlığı’ndan uzaklaştırıldı ve Yunanistan’daki Cunta da yönetimi sivillere devretti.

1960 Antlaşmalarının tek taraflı olarak Kıbrıs Rum Yönetimi tarafından ihlal edilmesinden bu yana kendini siyasal boşlukta hisseden Kıbrıs Türk tarafı, 13 Şubat 1975’te kendi bölgesinde “Kıbrıs Türk Federe Devleti”ni (KTFD) kurmuştu. Denktaş, nihai (AS: sonal) amacın iki kesimli bir federasyon çerçevesinde, Kıbrıs Rum toplumuyla birleşmek olduğunu açıkladı.

KTFD’nin ilanından önce Türkiye, Kıbrıs’ın kuzeyinde askerî denetimini kurmuştu. 1974 Harekâtı öncesinde 234 bin kişinin yaşadığı Türk bölgesinde nüfus 70 bine inmişti ve bunun 20 binini de köylerinden ayrılmayan Rumlar oluşturmaktaydı. Harekât sırasında büyük bir yıkım yaşanmış, ekonomik yaşam neredeyse durmuştu. Tüm gereksinmeler Türkiye’den karşılanıyordu. 2 Mayıs 1975’te yayımlanan bir yönetmelik uyarınca, Kıbrıs’ın Türk bölgesindeki işgücü açığının Türkiye’den gönderilecek işgücüyle kapatılması yoluna gidilmiş ve bu çerçevede, 40 bin kişi Türkiye’den Kıbrıs’a getirtilmişti.

Önemli sonuç

Kıbrıs Barış Harekâtı’nın en önemli sonuçlarından biri de “Nüfus Mübadelesi Anlaşması”ydı. 31 Temmuz – 2 Ağustos 1975 tarihlerinde imzalanan bu Anlaşma uyarınca, Güney’de yaşayan Türklerin hepsinin Kuzey’e geçmelerine izin verilecek; bu işlem BM’nin yardımıyla yapılacak ve 1975 yılının Eylül ayı sonundan önce sonuçlandırılacaktı. Kuzey’de olup da Güney’e geçmek isteyen Rumlar da BM aracılığıyla Güney’e geçebileceklerdi. Güney’de bulunan 65 bin Türk 1975 eylülünde, BM Barış Gücü’nün gözetimi altında Kuzey’deki Türk bölgesine geçmişti. Böylece, her iki taraftan insanlar da evlerini ve mal varlıklarını terk etmek zorunda kalmıştı. Nüfus mübadelesiyle (AS: değişimiyle)iki toplumlu, iki kesimli federal bir yapı“nın oluşturulması mümkün olmuştu.

KKTC’den önceki adım

KTFD, kendi yasaları ve kurumları olan, özerkliğin ötesinde bağımsız çalışan bir örgütlenme oluşturmuştu. KTFD’nin; sınırları Türk Silahlı Kuvvetleri’nin güvencesi altına alınmış, Türkiye ile çok yakın işbirliği içinde bulunan, Türkiye’den mali destek alan ve dünya devletlerin tanımaması nedeniyle, Türkiye ile “özel bir ilişki düzeni” içine oturtulmuş bir yapılanması bulunmaktaydı.

1974’ten sonra Türkiye garantör devlet olarak, Kıbrıs Türklerinin iç yapılanmasında her türlü mali ve idari desteği sağlamıştı. 1975’te “Kıbrıs Türk Federe Devleti” kurulduktan sonra da Türkiye, uluslararası alanda KTFD ile tam bir işbirliği içinde kaldı.

15 Kasım 1983’te Kıbrıs Türk halkı, 1960 Anayasası’ndan doğmuş olan self-determinasyon hakkını kullanarak, Kıbrıs Türk Federe Devleti Meclisi’nin oybirliğiyle aldığı kararla “Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti”ni (KKTC) ilan edecek ve Rauf Denktaş, yeni devletin Cumhurbaşkanı seçilecekti.

KKTC’nin tezi, adadaki iki eşit toplumun ortaklığı üzerine kurulu bir federasyonun yeniden oluşturulmasıydı. (Cumhuriyet, 14.02.2020)

TÜRK MİLLETİ SİZİ AFFETMEYECEK

TÜRK MİLLETİ SİZİ AFFETMEYECEK

Rifat Serdaroğlu

2020 yılının ilk günü bunları yazıyorum ki, utanır da aklınızı başınıza alırsınız.

18 yıldır neye elinizi attıysanız, kuruttunuz, yıktınız, yaktınız, yok ettiniz.
Doğru söylediğiniz bir ise, binlerce yalanı yüzünüz kızarmadan söylediniz.
Çaldınız, soydunuz, “Harun” olmak için geldik dediniz, “Karun” oldunuz.
Sınav sorularını bile çalıp, yüz binlerce gencin geleceğini kararttınız.
Türk’e düşman, Arap’a dost, küresel eşkıyalara yamak oldunuz.
Müslümanız dediniz, Müslüman’ları öldüren “Kanlı Projeye” eşbaşkan oldunuz.
Komşularımızın tarihi eserlerini, zenginliklerini, binlerce yıllık kitaplarını, tohumlarını çalan ABD’ye erketelik yaptınız.

Hangisini sayalım ki?!
Çözüm Süreci dediniz, PKK terörünü yeniden hortlattınız.
Atatürk heykelleri yıkıldı, yerine Şeyh Said heykeli dikildi, siz alkışladınız.
Türk Askerini-Polisini öldüren PKK piçlerini davul-zurna ile karşılattınız.
Ülkede sözüm ona “PKK Şehitlikleri” açıldı, siz izin verdiniz.
PYD itlerini Cumhuriyet Bayramı’nda, PKK bayrakları ile ülkemizden geçirttiniz.

FETÖ’yu, Türk Devletinin kalbi olan “Kozmik Odaya” siz soktunuz.
FETÖ’ye Yüksek Yargıyı, siz teslim ettiniz.
17/25 Hırsızlık-Soygun-Rüşvet rezilliğine, “Darbe” dediniz, dünyayı güldürdünüz.

Hala karanlık noktaları bulunan 15 Temmuz’u, tasfiye aracı olarak kullandınız.
FETÖ’yu bıraktınız, Menzil’e – İhvan’a – Muaviye İslamı’na sarıldınız.
Türk Ordusunun Tank-Palet Fabrikasını, Türk düşmanlarına peş keş çektiniz.

Türk Milleti sizi asla affetmeyecek! Yalnızca  sizi mi?
Birbirinize en ağır hakaretleri yapıp, yapışık kardeş olduğunuz Bahçeli’yi de!
Demokratik Merkezi bilerek parçalayan Çiller ve Ağar’ı da!
Türk Milletinin soyulmasına aracılık yapan yandaş müteahhitleri de!
Yalan haberlerle Türk Milletinin kafasını karıştıran satılık kalemleri de!
TOBB üyeleri konkordato sırasına girmişken, önce “FETÖ’cu, sonra “Akil İnsan” en sonunda da “Otomobilci” olan TOBB Başkanı gibi, milleti aldatanları!

Kendilerine Saraylar yaptırıp, üniversite gençlerinin yemeklerini vermeyenleri!
Sigorta primini ödeyemeyen 5 Milyon insanımızın sağlık hizmeti almasını engelleyenleri!
Türk Milletini boğazına kadar borçlandıranları!
Çiftçiyi ekemez, esnafı dükkanını açamaz, sanayiciyi ayakta duramaz hale getirenleri!
Mehdi bekleyen, vatanı bölmeye çalışan hain başdanışmanları!
Havamızı, suyumuzu, ormanlarımızı yok edenleri!
5 Milyon Suriyeli kaçağı başımıza bela edenleri!
Huzurumuzu kaçıranları, kardeşliğimizi yaralayanları, birliğimizi bozanları da affetmeyecek…

  • Türk Milletini Suriye’den sonra, Libya’da felakete sürüklüyorsunuz.

Türk Milletinin “Mavi Vatan’daki” haklarını koruyacak Deniz Kuvvetlerin Komuta Heyetini, FETÖ-CIA işbirliğiyle, sahte delil ve kumpaslarla, siz çökerttiniz.

  • Ege’deki Türk Adalarını Yunan’a siz teslim ettiniz.

Ege’de Yunan Askeri, Libya’da Türk Askeri saçmalığını siz yarattınız.
Rauf Denktaş’a hakaret edip, Kıbrıs’ta elimizi zayıflatan yine sizdiniz.

Şimdi ise, Akdeniz’deki haklarımızı korumak için Libya ile işbirliği yapıp asker gönderelim, diyorsunuz.
Bu konuda size tavsiyemiz şudur :

-Libya’da diplomasiyi, oranın yapısını ve tarihini bilen diplomatlarımıza bırakın ve diplomasiyi sonuna kadar zorlayın. Mutlaka sonuç alırsınız.
Ama “İhvan kafanız” size hakim olur da Libya halkına karşı Türk Askerini savaştırırsanız, önce ecdadınıza, sonra da Türk Milletine ihanet etmiş olursunuz.
Sakın ola bu yola sapmayın.
Siyasi olayların ve devletlerarası ilişkilerin sonu yoktur. Bugün ters düştüğünüz bir ülke ile yarın birlikte olabiliriz.
Tekrar ediyoruz; Diplomasiye evet, dayanışmaya evet, yardıma evet ama Libya halkıyla savaşa sonuna kadar hayır!
Bu dünyanızı ve ahiretinizi mahvettiniz. Artık daha fazla nefret ettirmeyin.
Ettirmeyin ki soyunuz, Türk Milleti içinde rahat yaşasın…

Sağlık ve başarı dileklerimle

KKTC, bizlere torunlarımızın emaneti

KKTC, bizlere torunlarımızın emaneti

Ahmet GÖKSAN
Cumhuriyet
, 17.11.19

“Hükümetten, dünya sulhu ve insanlığın emniyeti bakımından köklü tedbirlerin alınmasını birçok defalar rica ettik. Fakat ne yazık ki beklediğimiz ve özlediğimiz garantilerden çok uzak bulunuyoruz.” 1958 Dr. Fazıl KÜÇÜK

Kıbrıs Adası’nın Osmanlı yönetimi tarafından İngiltere’ye 1878 yılında kiralanmasından sonra olayların saman alevi gibi parlamasına karşın için için yanmaya devam ediyor. Adada iki ulusun uzantıları olan Türklerle Rumların yaşadıkları biliniyor. Türkiye ile Yunanistan arasında yaşanan en küçük bir olumsuzluktan Kıbrıs’ta yaşayan Türklerle Rumların etkilendiği biliniyor. Bir de buna İngiliz yönetiminin yanlı tutumunun eklenmesi ile Türk’ler için adada zorluklar yaşanmasının nedeni oluyor.

İkinci Paylaşım Savaşı sonrasında başlayan Soğuk Savaş, İngiltere’nin sömürgelerini terk ederek kendi kabuğuna sığınması ile sonuçlanıyordu. Yaşanan ayrılıktan sonra terk edilen ülkelerde iç çatışmaların yaşanmasına da zemin hazırlamış oluyordu. Kıbrıs’ın da bundan etkilenmesi sonrasında Ortodoks Kilisesinin destekleri ile EOKA terör örgütünün kurulmasına karşın Türklerin de en azından savunma örgütü kurmaları kaçınılmazdı.

EMPERYALİZMİN KORKUSU 

Kıbrıs Türkleri de 1 Ağustos 1958’de Türk Mukavemet Teşkilatı’nı (TMT) kurdular. Bir başka gerginlik ise adada kurulmuş olan komünist AKEL Partisi’nin varlığı idi. Emperyal güçler için Doğu Akdeniz’de ikinci bir KÜBA’nın kurulması endişeleri vardı. Bu nedenle EOKA’yı bu amaçla kullanmaya başladılar.

Türkler sürekli olarak saldıran taraf değil, savunmada olan taraf idi. Yaşanan saldırılar sonrasında çok sayıda Türk yaşamını yitirirken, öbürleri de yaşamakta oldukları bölgeleri terk etmek durumunda kaldılar. Bu konuya ilişkin olarak BM görevlisi diplomat Mr. A. Ortega’nın, Mayıs ve Haziran 1964 döneminde hazırladığı ve adı ile anılan raporda, Rumların saldırıları ayrıntıları ile yer alıyor. Buna karşın rapora ilişkin herhangi bir işlemin yapılmadığını kaydetmek istiyoruz.

Yunanistan’daki Albaylar Cuntası Makarios ile uyuşmazlık yaşıyordu. Bunun sonucu olarak 15 Temmuz 1974’te darbe sonrasında adı geçen kişi BM Güvenlik Konseyi’nde 19 Temmuz 1974’te konuşurken, “Kıbrıs’ın Yunan ordusu tarafından işgal edildiğini, Türk’lerin can güvenliklerinin olmadığını, bu nedenle garantici ülkelerin müdahale etmelerini” istiyordu. Aynı kişi, kısa süre sonra Türk ordusunu işgalci olarak suçlamaktan da geri durmuyordu.

Son dönemde sıklıkla gündeme taşınan garantilerle tek yanlı müdahale hakkına ilişkin tartışmalarına da değinmek istiyoruz. 19 Şubat 1959’da kurulan Kıbrıs Cumhuriyeti’nin varlığının sağlıklı bir yapı içinde sürmesini sağlamak için Türkiye, İngiltere ve Yunanistan garantici ülkeler oluyorlardı. Ada’da konuşlu bulunan ve adanın %13 toprağına sahip olan iki adet İngiliz üssü de Garanti ve İttifak antlaşması içinde yer alıyor.

ATATÜRK’ÜN UYARISI

Garantici ülkelerin adada bozulan düzenin yeniden kurulmasından yana tavır almaları adı geçen antlaşmada yer alıyor. Bu nedenle, adı geçen antlaşmanın değiştirilmesi konusunda son dönemde sıklıkla yapılan tartışmalar, taraf olan İngiltere’nin de onay vermesini gerektiriyor.

Komünist AKEL Partisi sıklıkla bu üslerin kapatılması veya kira ödenmesi konusunu gündeme taşıyor. Böyle bir isteğe adadaki İngiliz Yüksek Komiseri Bay Stephan Lillie, “kuruluş antlaşmasını okuması gereken insanlar var” diye yanıtlıyordu.

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin (KKTC) kuruluşunun 36. yılına geldiğimiz bugünlerde Berlin’de yeni bir müzakere süreci başlatılmak isteniyor. Bugüne değin konuşulmayan hiçbir şeyi kalmamış olan uyuşmazlığın “neyini tartışacağız”, gerçekten meraka değer doğrusu. Görüşülecek yeni diye sunulan Referans Belgesi, 50 yılı aşkın süredir konuşulan konulardır. Bunların yeni diye sunuluyor olması anlaşılır olmanın da ötesindedir. Yapılacak müzakerelerden sonuç beklenmesi, Godot’yu beklemeye koşut bir davranıştan öteye geçemeyecektir.

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin kuruluşunun 36. yılına ulaşmış bulunuyoruz. Torunlarımızdan emanet aldığımız Cumhuriyetimizle Türkiye Cumhuriyeti’ni sonsuza dek yaşatarak torunlarımızdan kendi torunlarına teslim etmelerini isteyeceğiz. Bu nedenle yapmakta olduğumuz mücadelemize kararlılıkla devam edeceğimizin de bilinmesini istiyoruz.

Yüce Atatürk’ün “Bu adaya dikkat ediniz” söylemine sıkı sıkıya bağlı olarak yolumuza devam etmemiz gerekiyor mu ne…
==========================================
Dostlar,

15 Kasım, KKTC’nin 36 ncı kuruluş yıl dönümü.

Devletin tepesi ve basınımızın kalemşörlerinin KKTC’yi Rum’a satmak için harcadıkları çaba hedefine ulaşmışken, Rum’un ANNAN Planı’na “hayır” demesi sayesinde yarım kaldı.

KKTC’nın kuruluşu uğruna şehit olan TMT, Silahlı Kuvvetler mensupları ile Mücahitlerin ruhları şad olsun.

Yaşamlarını bu mücadeleye adayan Dr. Fazıl Küçük ve Rauf Denktaş başta olmak üzere, emeği geçen herkesi rahmetle anıyor, yaşamda olanları şükranla selamlıyoruz…

Selam olsun o yurtsever yiğitlere, şehit ve gazilere..

Sevgi ve saygı ile. 18 Kasım 2019, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK MD, MSc, BSc
Siyaset Bilimci, Mülkiyeliler Birliği Üyesi
Sağlık Hukuku Bilim Uzmanı
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

 

Mümtaz Soysal’ı uğurlarken

Mümtaz Soysal’ı uğurlarken

Av.Hüseyin Özbek
TBB Başkan yardımcısı

Prof. Dr. Mümtaz Soysal, akademik kimlikle siyasal kimliğin aynı kişide buluşmasının seçkin örneğiydi. 1950 sonrasının yakın tanığı, Mülkiyeli ruhunu iliklerinde hisseden Mülkiye hocası, 12 Mart’ın sanığı, cunta dönemlerinin sakıncalısıydı.

1961 Anayasası’nın mutfak çalışmasının birikimi, engin siyasal kültür, Milli Mücadele’ye omuz veren bir aileden gelmenin haklı onuru, en gerilimli anlarda bile yüzünden eksilemeyen tebessüm, bakışlarına yansıyan özgüven, Mümtaz Hoca’nın kimlik ve kişilik resmidir.

Mümtaz Soysal, akademik yaşamında ders notlarıyla yetinmeyip öğrencilerine vatanseverlik, Cumhuriyet değerleri, ülke ve ulus çıkarlarıyla çatışmayan solculuk, emek dostluğu, milletin damıtılmış alın terinin ürünü kamu varlıklarının korunması gibi kavramları öğreten adamdır.

Ödünsüz duruş

Cunta dönemlerinde demokrasiden ve hukuktan yana ödünsüz tavır, düşünce ve ifade özgürlüğünü yazılı ve sözlü pratikle savunma, sömürü ve vurguna karşı Cumhuriyetin ekonomik birikimlerinin ödünsüz savunulması, Mümtaz Hoca için bilim ahlakının da önünde, bir kişilik sorunudur.

24 Ocak kararlarıyla (24 Ocak 1980) dayatılan reçetenin, halkın yararını değil, uluslararası sermayenin çıkarlarını öncelediğini, asıl amacın ülkenin ekonomik bağımsızlığının tasfiyesiyle açık pazar haline getirilmek olduğunu ısrar ve inatla anlatmakla kalmayıp bu dayatmaya karşı hukuk savaşı verdi.

TBMM çatısı altında milletvekili olarak bulunduğu dönemlerde parti disiplinin genel başkanın sınırsız keyfiliği olmadığını, demokrasinin önce parti içinde işlerlik kazanması için mücadele verilmesi gerektiğini tutum ve davranışlarıyla kanıtladı.

Denizciliğe katkısı

Dışişleri Bakanlığı dönemindeki tutum ve uygulamaları, Cumhuriyetin ilk dönemlerini hatırlatır.Türk Dışişlerinin geleneksel çizgisinin ve kurumsal ciddiyetinin korunması, ABD ve AB dayatmalarına karşı, ast – üst ilişkisinin değil, mütekabiliyetin (AS: karşılıklılığın) temel alınması Mümtaz Hoca için öncelik ve özen sorunudur. BOP-GOP’un mutfak kokularının, ayak seslerinin duyulduğu dönemlerde gösterdiği duyarlılık ve önlem alma çabaları sorumlu devlet adamlığının örnek davranışları olarak not edilmelidir.

KKTC’nin tasfiyesiyle, Türkiye’nin devreden çıkarılmasının ön koşulunun Rauf Denktaş’ın tasfiyesi olduğunu bilen dış dinamiklerin ülke içindeki kampanyasına karşı ilk günden tavır aldı. Dışarının telkinlerden fazlasıyla etkilenen siyasal iradenin tutumuna karşı kamuoyunu bilgilendirmek için elinden geleni yaptı. Rauf Dentaş Türkiyeli (!) medyanın infazına tabi tutulurken vatansever bir aydın, namuslu bir yurttaş, sorumlu bir akademisyen olarak usanmadan hep yazdı ve konuştu.

Üç tarafı denizle çevrili bir ülkenin deniz stratejisinin ve denizcilik kültürünün oluşması için elinden geleni yaptı. Ege ve Kıbrıs başta olmak üzere Türkiye’nin ulusal çıkarlarını yeterince savunabilmesinin denizci ulus olmaktan geçtiğinin altını çizdi. Sivil, ticari ve askeri alanda yolcu-yük taşıma, deniz ulaşım ve güvenliğinin devlet politikası haline gelmesinin önemini anlatmaya çalıştı.

Küresel-liberal rüzgârların, akçeli telkinlerin, ödüllü siparişlerin etkisine kapalı, ülkesinin ve ulusunun çıkarlarına sonuna dek açık bir büyük adamı uğurluyoruz.

Türk milletinin başı sağ olsun.

RÜZGARA KARŞI TÜKÜRENİN.. 

RÜZGARA KARŞI TÜKÜRENİN.. 

Zahide Uçar ile ilgili görsel sonucu

Zahide Uçar
z_eucar@yahoo.com.tr

Bir söz vardır; ‘Rüzgara karşı tükürülmez’. Ya da; ‘Rüzgara karşı işenmez.’ Neden? Çünkü rüzgara karşı yaptıklarınız dönüp suratınıza yapışır da ondan.

-Türk Ordusu’nun Barış Pınarı Harekatı ibretlik sonuçlar doğurdu. Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı olan Akıncı; ‘1974’te biz adına Barış Harekatı desek de bu bir savaştı ve akan da kandı. Şimdi Barış Pınarı desek de akan su değil kandır. Bu nedenle bir an önce diyalog ve diplomasinin devreye girmesi en büyük dileğimdir’ yorumu yaptı.

Akıncı AKP siyasetinin doğurduğu bir kişidir. Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Devletinin kahraman lideri rahmetli Rauf Denktaş’a yapmadıklarını bırakmadılar. Denktaş’ı Kıbrıs’ı Rum adası haline getirecek Annan planına evet demeye zorladılar. Denktaş’ı çözümsüzlük üretmekle suçladılar. Türkiye’de bulunduğu zamanlarda yaptığı açıklamalardan rahatsız olup; ‘Git kendi ülkende konuş’ diyen AKP’nin Genel Başkanıydı. Ülkende konuş dedikleri Denktaş, AB ülkelerinin soykırım iftira ve yaptırım kararlarına karşılık Türkiye adına Avrupa’da mücadele etti. Denktaş’a eziyetleri bununla da bitmedi. Ergenekon kumpasına dahil etmeye kalktılar, Denktaş niyet edenlere meydan okudu. O dönem AKP Genel Başkanı’nın Akıncı’nın bir başka akıldaşı Talat ile telefon konuşması yayınlandı. O konuşmada Talat’a Denktaş’ı kast ederek; ‘O kişiye fazla şey yapma. O’nun işi zaten bitti’ bağlamında sözler söylüyordu.  Kısacası, Denktaş’ı kahrından öldürdüler. Akıncı AKP politikasının bir sonucudur. Bugün şiddetle eleştirdikleri, hatta örtülü olarak tehdit ettikleri Akıncı, AKP’nin Kıbrıs Konusunda izlediği yanlış politikanın sonucudur. Şimdi kendi eserlerini beğenmiyorlar.

-Suudi Arabistan, BAE, Filistin, Kuveyt, Irak, Mısır ve diğerleri… Müslüman devlet dedikleri devletler, Barış Pınarı Harekatı’nı kınadı. Biz şaşırmadık da, ümmetin lideri(!) çok öfkeli. Ben ise filmi geri sardım. Tahtı ile birlikte otele gelen Suudi Kralı’nın ayağına otele giden dönemin C. Başkanı Abdullah Gül ve Başbakan Erdoğan geldi aklıma. Kral’ın sandıkla getirdiği hediyelerinin akıbeti de meçhule yazılmıştı … Kral için devlet gelenekleri ayakaltına alındı. Yetmedi, Kral ölünce ÜÇ GÜN yas ilan ettiler. Bayrağımız Türk Düşmanı Kral için yarıya indirildi. O dönem AKP Genel Başkanı, ‘köpeklerine Arap adı verdiler’ diyerek Türk Milletini Suud’a ihbar ediyordu. Şimdi şaşırmış gibi yapıyorlar. Oysa 17 Ağustos 1999 yılında yaşadığımız büyük depremde dünya yardıma koşarken Suudi Arabistan ortada yoktu. Çok eleştirilince günler sonra zoraki bir şeyler gevelediler.

Filistin… Siyasal İslamcıların siyaset malzemesi olarak kullandığı bir ülke… Türk Dünyasının acılarına sırtını dönüp, Türk Milletine dayattıkları ülke… Onlar da Barış Pınarı Harekatı’nı kınadı iyi mi? Biz şaşırmadık. Çünkü dün ihanet edenin, bugün de ihanet edeceğini biliriz. İsrail ile aynı tarafta yer aldı diyorlar. Bu ilk değil ki… Bir konsolosumuz anlatmıştı. Bölge ülkeleri ile yapılan bir panelde Konsolosumuz, ‘Osmanlı sonrası Ortadoğu kargaşadan kurtulamadı’ deyince 2 ülke itiraz edip, tepki gösteriyor. Biri İsrail, öbürü Filistin… Konsolosumuz çok şaşırdığını söylemişti.

İşte bu yüzden, önyargısız tarih bilgisine sahip olmak çok önemlidir. Tarih bilgisi bağışıklık sistemidir. Tarih bilginiz ne denli zenginse, bağışıklık sisteminiz o ölçüde güçlüdür. Yoksa köksüz bir ot gibi savrulursunuz. En ufak rüzgarda bile sökülüp gidersiniz.

-Bugün Trump’ın Erdoğan’a gönderdiği bir mektuptan söz ediliyor. Hakaret dolu, aşağılık bir dille yazılmış. Erdoğan’ı PKK’nın sorumlusu ile masaya oturmaya davet ediyor. Şaşırtıcı mı? Değil. Yılmaz Polat’ın anlatımıyla; ‘CİA’nın Pençesinde açılım’ yapmadılar mı? Öcalan ile Anayasa yapmaya kalkmadılar mı? Öcalan’ın verdiği listeyle asker tutuklamadılar mı? Türk Devletine Habur’da diz çöktürmediler mi? Bütün bu rezilliğe razı olmuş bir siyaset var karşımızda. O zillete razı olursanız, her türlü zillet önünüze gelmeye devam eder. Sarı öküz değil, öküz sürüsünü feda ettiniz. Ne uğruna? Saltanat ve iktidarda kalabilmek uğruna… Günlerdir Türkiye’yi tehdit edip aşağılayan Trump’a hak ettiği yanıt verilmedi. Mektubu çöpe attık diyorlar. Milletlerarası ilişkide böyle bir usul var mı?

Verilmesi gereken yanıt, ABD üslerini kapatmaktır. Gerisi hikaye…

Sahi, ABD’de yaşayan Burak Erdoğan için durum nedir?

Ben gene geçmişe döneceğim. ABD Ordusu’nun 04 Temmuz 2003’te Türk Özel Kuvvetleri askerlerinin başına çuval geçirmesini hatırlıyorum. Dönemin Başbakanı Erdoğan, Dışişleri Bakanı Gül, Genelkurmay Başkanı Hilmi Özkök bu olaya sessiz kaldı. Erdoğan protesto NOTASI verecek misiniz sorusuna karşılık, ‘Bakın, nota dediğiniz konu müzik notası değildir. Aklınıza esince nota verilmez’ dedi. Türk Milleti bu acıyı hiç unutmadı. Oysa Azerbaycan, ülkesine Ermeni bir sanatçıyı almadı diye Azebaycan’a nota vermişlerdi…

Çuval rezaletinden üç yıl sonra Ergenekon kumpası başladı. Kumpas asıl hedef olan askere yöneldi. En aşağılık iftiralarla Türk Askeri derdest edildi. Bu sürecin sonucunda CIA aparatı Fetö ve uyuyan ajanları Ordunun kılcal damarlarına kadar yayıldı. Ordunun ve devletin sırları dış düşmana servis edildi. En acısı neydi biliyor musunuz? 

CIA’nın Türkiye uzmanı Henri Barkey’in 2003’te 1 Mart Teskeresinin reddedilmesinden 25 gün sonra 26 Mart’ta Utah Üniversite’sinde verdiği ‘Felaket ile Flört: Türkiye, Irak ve ABD’ adlı konferansta, AKP lideriyle anlaşarak ‘Türk Ordusu’nu çok sıkı bir kafese kapattıklarını’ söylemesiydi.(1)

Bu söyleşi basında çıktığında AKP tarafından tekzip edilmedi. Üç maymunu oynamayı tercih ettiler. Kendilerine Beyzbol sopası gösteren Obama’ya telefonda; ‘Sesini özledim’ diyen AKP Genel Başkanı’nı hiç unutmayacağım. ABD’nin Irak işgali sırasında ABD askerlerinden çok Türk TIR sürücülerinin öldürülmesini hiç unutmadığım gibi…

-Bugün Barış Pınarı Harekatı’na destek veren ülkeler yalnızca Türk Dünyası, Türklerin ülkeleridir. Ve benim zihnim gene gerilere gidiyor. AKP’nin Ermeni açılımı geliyor aklıma… Türk düşmanı, Karabağ katillerinin ülkesi Ermenistan açılımı…14 Ekim 2009 tarihinde Bursa’da oynanan Türkiye-Ermenistan maçından önce Atatürk Stadyumu’na girişlerde Azerbaycan Bayraklarının içeri sokulmayıp çöp kutusuna atılmasını hatırlıyorum. Ergenekon Kumpasından önce Azerbaycan’dan Kadın vekiller ülkemize gelirdi. Milli söylemleri AKP’nin yönetimini rahatsız etmiş olmalı ki, onlara da adres olarak kendi ülkelerini gösterdiler iyi mi?

-Yunan karşısında bile biz Türkler suçlandık. Erdoğan;

‘Faşizan bir tutumla azınlıkları gönderip iyi mi yaptık?‘ dedi. Buna karşılık Yunan Başbakanı; ‘Tarihi bir itiraf’ açıklaması yaptı. Oysa mübadele denilen şey, karşılıklıdır. Yunanistan’da yaşayan Türkler de Türkiye’ye gönderildi. Ayrıca Yunanistan’ın yok ettiği yüz binleri bulan Türk katliamının sanırım bir kıymeti yoktu(!)..Şimdi Yunan Türkiye’ye savaş açma çığlıkları atıyor iyi mi? Ege’de Türk adalarımızı hibe ettikleri Yunan… 

AKP’nin Suriye Politikası ABD’nin BOP’ne hizmet etmiştir. Şimdi Türk Askeri Suriye’de AKP’nin yanlış Amerikancı Suriye politikasının Ülkemize verdiği zararı en aza indirmeye çalışıyor. Peki AKP ne yapıyor? Bizim askerimiz, bizim evlatlarımız üzerinden siyasal rant elde etmeye çalışıyor. Harekat kararı için yalnızca AKP’lilerle toplanıp muhalefeti dışlıyor. Ötekileştirici yaklaşım aynen devam ediyor. Zannedersiniz ki, harekata katılan asker bütün milletin askeri değil, sadece AKP’lilerin çocukları… Cehalet işte budur. Dışarıya karşı ülke bütünlüğünü sağlayamayan bir yapının ciddiye alınmayacağını anlamaktan aciz zavallı bir siyaset(sizlik)…

  • Türkiye’nin çıkarı Suriye rejimiyle birlikte hareket etmeyi gerektiriyor.

Suriye Devleti ile birlikte yapılmayan harekat, askeri olarak kazanılsa da (askerimizden kuşkumuz yok), siyaseten kadük kalmaya mahkumdur. İstediğimiz sonucu alamayız. Öncelikle bu gerçeği belirtmek zorundayız.

***
AKP iktidara gelir gelmez bir yasa çıkardı. Devlete karşı işlenen suçları, hükümete karşı işlenen suçlar olarak değiştirdiler. O süreçte Baykal ve CHP uyudu. Şimdi devlete saydıranlar ceza almıyor. Hakkında dava açılmıyor. Hükümeti eleştirenler derdest ediliyor.

Kendini devletin üzerinde gören bir kafa, o ülkeye bir menfaat sağlayabilir mi?

Devlet olmasa hükümet olur mu? Gücünü devletten değil de, başka mecralardan almaya kalkan bir akla kim saygı duyar?

İşte Trump denen soytarı bu cesareti AKP’nin 17 yıllık gayri milli politikasından cesaret alarak o mektubu yazabildi. ABD ile bir olup Türk Ordusu’nu kafeslersen, kendi Ordunun onurunu korumaz, koruyamazsan, devletin geleneklerini, kuruluşunu, Kurtuluş Savaşını, kurucu liderini aşağılarsan,

ARTIK KENDİ ONURUNU KORUYABİLMEN MÜMKÜN DEĞİLDİR!

17 yıldır rüzgara karşı tükürdünüz. Şimdi hepsi suratınıza yapışıyor. Olan da bizim koskoca ülkemize oluyor. Ders almayı bilene bundan daha büyük ders olur mu?

NOT   : Bizler ülkemiz için hep doğruları yazdık. Sizler bu eleştirileri düşmanlık olarak algıladınız. Yalakalarınızın, iktidarınızdan yemlenen asalakların bütün yanlışlarınızı alkışlamasını dostluk sandınız. Az kaldı, devran döndüğünde gemiyi ilk onlar terk edecek, ilk önce onlar satacaktır.

Bu sözümü de bir yere not edin!.

(1)Kaynak Yeniçağ: Türk Ordusu’nu kafesledik

Kıbrıs’ta neler oluyor?

Kıbrıs’ta neler oluyor?

Barış Doster

(AS: Bizim kapsamlı katkımız yazının altındadır..)

Suriye’deki gelişmeler ve Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’nin izniyle ABD’nin enerji şirketlerinden ExxonMobil ile ortağı Katar Petrol’ün ada açıklarında yıl sonuna doğru yapacaklarını açıkladıkları keşif sondajı, Akdeniz’in sularını daha da ısıtacak. Topraklarında iki İngiliz üssü varken (AS: Agratur ve Dikelya), İsrail ve Fransa ile üs antlaşması yapan Rumlar, üs konusunda ABD ile de görüştüler. Rusya’nın son yıllarda Akdeniz’de artan nüfuzu; bölgenin enerji kaynaklarıyla ilgilenen, tedarikçilerini çeşitlendirmeye çalışan Çin ve Almanya’nın Ortadoğu’ya, Akdeniz’e yönelik hamleleri, rekabeti keskinleştiriyor. 
Türkiye ise Kıbrıs’ta büyük hatalar yaptı. Kurumsallaşmış devlet politikasını terk etti. Annan Planı’nı destekledi. Avrupa Birliği’ne (AB) Kıbrıs konusunda ödün vereceğini kanıtladı.

Kıbrıs’ta kırmızı çizgilerimiz vardı:

1) Adada iki eşit, iki egemen, iki bağımsız devletin kabulü.
2) Türkiye’nin etkin ve fiili garantörlüğünün devamı.

3) Adada Türk – Yunan dengesinin korunması.

Hükümet, kırmızı çizgileri kamuoyunda tartışmaya açtı. KKTC Kurucu Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş’ı devre dışı bıraktı. Dünyanın gözü önünde eleştirdi. “Kıbrıs konusunda herkesten bir adım önde olacağız”, “Denktaş gitsin kendi meclisinde konuşsun”, “Çözümü tıkamasın”, “Danışmanlarını gözden geçirsin” dedi. 

  • O yüzden Türkiye; mali, siyasi, diplomatik baskı altında daha büyük ödün vermeye zorlanıyor.

Kıbrıs açıklarına sondaj gemisi gönderse bile, Suriye meselesi ile Akdeniz’in enerji kaynakları arasındaki ilişkiyi görememenin faturasını ödüyor. Mısır ile Rum – Yunan tarafı, İsrail ile Rum – Yunan tarafı arasında enerji odaklı gelişen işbirliklerini engelleyemiyor. Siyasi ve iktisadi açıdan sıkıştığından, Akdeniz’de ulusal güvenlik sorunuyla karşılaşıyor

KKTC’de de işler iyi gitmiyor. Gerekli yatırım yapılmadığından, güneş ve rüzgâr enerjisinden yeterince yararlanılamıyor. Hayat pahalı, ekonomi kötü, işsizlik, yolsuzluk yaygın. Verimli arazilere karşın, tarımsal gelir düşük. Turizm ve üniversiteler dışında ciddi gelir kaynağı yok. Ayrıca, KKTC’nin dünyadan dışlanması, dünyayla ticaret yapamaması, Türkiye’nin KKTC’nin tanınması için çaba göstermemesi ve son yıllarda KKTC’ye atanan Türk büyükelçilerin bazı yanlış tutumları Kıbrıs Türklerinin umudunu kırıyor. Türkiye’deki numaracı cumhuriyetçilerin, “yetmez ama evet” takımının KKTC’deki uzantısı yes be annem” ekibi de fırsattan yararlanıyor. Türkiye karşıtlığı yapıyor. Türk askerini istemiyor. Daha da ileri gidip, Mehmetçiğe “işgalci” diyenler bile var.

Atatürk uyarmıştı 

Sorun şu: Rum – Yunan tarafı, Kıbrıs’ın tamamında, tek başlarına egemen olmak istiyorlar. Adadaki Türkleri azınlık cemaati olarak görüyorlar. Kıbrıs Cumhuriyeti adıyla ve tüm adayı temsilen AB üyesi olmanın verdiği rahatlıkla hareket ediyorlar. Mevcut garantiler sistemini esnetmeye, mümkünse kaldırmaya çalışıyorlar. Denktaş çizgisinin zıddı olan mevcut KKTC yönetiminin ödün vermeye hazır olduğunu biliyorlar. Adada “sıfır garanti, sıfır asker” tezini savunuyorlar. ABD ve Avrupa da onları destekliyor. Federe devletleri, üniter devletleri parçalayan, bölmeye çalışan Batı emperyalizmi, Kıbrıs’ta iki farklı halkı, iki ayrı devleti birleştirmeye çabalıyor. 

Oysa adada müzakereler 1968’den beri sürüyor. Şimdiye dek, Türk tarafının önerdiği metni esas alan bir anlaşma metni olmadı. Ortaya konan tüm metinleri BM genel sekreterleri hazırladılar. Rum – Yunan tarafının çıkarlarını, önceliklerini gözettiler. Buna karşın metinleri hep Rumlar reddetti. Annan Planı bunun kanıtıydı. ABD, AB ve BM tarafından Rum kesimine sızdırılmıştı. Açıkça onları kolluyordu. Türk tarafı ise “Metindeki boşlukları Annan doldursun. Biz ona güveniyoruz” diyerek diplomasi tarihinde görülmemiş biçimde, iradesini baştan teslim etmişti. Buna karşın referandumda Rum Kesimi’nde %75 hayır, KKTC’de %65 evet çıktı. Rumlar, oylamadan hemen sonra AB üyesi olurken, ABD ve AB, Türklere verdikleri hiçbir sözü tutmadılar. 

Kıbrıs, Girit misali kaybedilmesin diye, Atatürk yıllar önce uyarmıştı:

  • Efendiler, Kıbrıs düşman elinde bulunduğu sürece, bu bölgenin ikmal yolları tıkanmıştır. Kıbrıs’a dikkat ediniz. Bu ada bizim için çok önemlidir”.  

    Uyarı; tarihi, siyasi, askeri, iktisadi, jeopolitik ve stratejik boyuttaydı. Dikkate almamanın sonuçları görülüyor.

Kıssadan Hisse: Kıbrıs’ta verilecek en küçük tavizin devamı, sadece Akdeniz’de değil, Ege’den Karadeniz’e dek her yerde gelir.
===================================

Dostlar,

Teşekkürler sevgili Doç. Dr. Barış Doster kardeşimize..

Çok başarılı ve uyarıcı bir yazı..

Biz de sitemizin manşetinde epeydir soruyoruz : 

  • Dış borç toplam 467 milyar $! 1923’ten 2002’ye dek 80 yılda toplam dış borç 130 milyar dolardı. AKP 16 yılda 467 milyar dolara çıkardı. TL olarak reel sektör kredileri 970 milyar, hane halkı 575 milyar ve kamu 605 milyar TL borçlu; toplam 2 trilyon 140 milyar TL.
  • Son 1 yılda döviz kurları ve faizde yaşananların içyüzü nedir?
  • Alınan bu muazzam borç, 15 yılda 337; yılda ortalama 22,5 milyar $ ne için kullanıldı?
  • Betona gömüldü, dinci rantiyeye aktarıldı, seçmen tabanına politik rüşvet verildi,
  • üretken yatırıma yönlendirilmedi,
  • ülke özelleştirme vb. ile yağmalandı – talan edildi.. kaynaklar bitti.
  • AKP geldiğinde 15 olan Dolar milyarderi sayısı salt İstanbul’da 44’ü buldu (yalnız 2017’de 8 yeni yandaş Dolar milyarderi yaratıldı; ulusal servet el değiştirdi, İstanbul dünyada 12.!)
  • Şimdi ne olacak :
  • Düyun-u Umumiye mi,
  • Kapitülasyonlar mı,
  • Kıbrıs’ta garantörlükten çekilme mi,
  • apaçık – kopkoyu faşizm mi, 
  • yeni SEVR mi, hangisi, hangisi?!

AKP, kendi yarattığı haramzade dolar milyarderleri / milyonerlerine “zorunlu salma” salabilecek mi?

Kuruttukları tulumbaya su vermek için bu dinci rantiyeden SERVET VERGİSİ alabilecek mi?

10 Ağustos’tan bu yana geçen 2 ayda böylesi bir niyetin zerrece ipucunu göremedik..
Saçma sapan savrulmalarla ülkenin çok ağır – diz çöktüren bunalımını “idare etmeye” çalışıyorlar..

Papaz A. Brunson da bir biçimde, beklendiği üzere “salıverildi”! “Allahsız Dış güçler” bu papaz vb. nedenlerle Bayrak ve Ezanımıza saldırıyordu değil mi!?? Utanmadan çarpıtıldı, eğitimsiz halk sömürüldü! Haydi bakalım, saldırı durdu mu 12 Ekim 2018’den bu yana??

Halkı, daha doğrusu AKP tabanını acımadan istismar etmeyi sürdürmek zorunlu değil mi!
Herrrr bir şey mübah…  İftira atmak, yalan söylemek, çarpıtmak, fotoğraf hileleri…

Ulusal kahramanların (İNÖNÜ’nün!? aziz hatırlarına bile zerrece saygı duymamak dahil değil mi?!

İŞ Bankası‘na, ATATÜRK‘ün vasiyetine el atmak zerrece hukuk tanımadan!

Gündemi değiştirmek, tabanını pekiştirmek, AKP karşıtı kamuoyunun ve CHP’nin enerjisini yersiz tüketmeye çalışmak.. Yarattığınız, belimizi kıran çok yönlü bunalımın konuşulup – tartışılmasını sözde engellemek değil mi??

Ama on milyonlarca yoksul – az ve dar gelirli insan somut olarak yoksullaştırıldığını görüyor ve acı acı soluyarak yaşıyor.. Bu kış çooook zor geçecek çoook zor..

  • Açlıktan – soğuktan çok insanımız, bebelerimiz ölecek.. intiharlar göreceğiz korkarız..

Mart 2019 seçimlerine doğru herhalde, ne pahasına olursa olsun SEÇİM RÜŞVETİ + SEÇİM HİLELERİ… ile bir kez daha yerel seçimleri almak siyaseti güdülecek öyle mi??

Siz dünyaca ağır hatalar yapacaksınız, ülkenin bekasını tehlikeye sokacaksınız, milyonlarca insanı işsiz – aşsız – güvencesiz – yoksul… bırakacaksınız; “kandırıldığınızı” (!?) açık – seçik itiraf edeceksiniz ama bırakıp gitmeyecek, siyasal – adli hesap vermeyeceksiniz… Tüm bunlara karşın sizi eleştirenleri, yaşanan olağanüstü haksızlıklara insanca isyan edenleri, şiddet kullanmadan demokratik meşru savunma hakkı kullanmak isteyenleri.. görülmemiş biçimde “hakaret – hapis – tazminat” şeytan üçgeni ile kıstırmaya çalışacaksınız..

Yok beyim yok… bu harami düzenine hiçbir halk daha çok “eyvallah” etmez, edemez!

Efendiler, aklınızı başınıza alın; ülkenin yaşamsal ulusal çıkarlarını asla feda etmeyin..

SERVET VERGİSİ ile kaynak yaratmak dışında mali çözümünüz olmadığını gö-rü-nüz!

Sevgi ve saygı ile. 15 Ekim 2018, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK MD, MSc, BSc
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

Kıbrıs’ta Garantörlüğümüzün Müzakere Edilebileceği Yolundaki Haberlere Tepkiler

Kıbrıs’ta Garantörlüğümüzün Müzakere Edilebileceği Yolundaki Haberlere Tepkiler

Onur ÖYMEN

(AS: Bizim katkımız yazının altındadır..)

Basında yer alan bilgilere göre  Yunanistan Dışişleri Bakanı Nicos Kocias yaptığı bir konuşmada “Kıbrıs’ta müzakere masasında artık güvenlik ve garantiler konusu var. Bunu, BM Genel Sekreter’i de İsviçre’deki müzakerelerde kabul etti. Dolayısıyla daha öncekine göre çok daha iyi pozisyondan başlayacağız.” demiş. Geçen yıl İsviçre’nin Crans Montana şehrinde yapılan görüşmelerin başarısızlıkla sonuçlanmasından sonra, BM Genel Sekreteri Guterrez, hazırladığı raporda, garantiler sisteminin sürdürülemez olduğu görüşünü dile getirmişti. Türkiye ise daima garantiler konusunun müzakereye açık olmadığını vurgulamıştı. Buna karşılık KKTC Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı’nın müzakerelerin Guterrez prensipleri üzerinden sürdürülebileceği yolunda bir açıklama yapması, Türk tarafının garantiler konusunu görüşmeye hazır olduğu izlenimi yaratmış ve bu Türkiye’de tepkiyle karşılanmıştı. 

Nicos Kocias’ın bu kez yaptığı açıklama sanki iki taraf arasında garantilerin görüşülebileceği konusunda bir ön uzlaşmaya varıldığı izlenimi vermektedir. 

Bu konuda Yeniçağ gazetesine verdiğim demeçte özetle şunları söyledim:

Türkiye’nin Londra ve Zürih antlaşmalarından kaynaklanan güvenlik ve garanti hakları müzakere edilemez.Kıbrıs sorununun özünde bu yatıyor. Türkiye, 1974 yılında  Londra ve Zürih antlaşmalarındaki garanti hakkına dayanarak müdahalede bulunmuştur. Garantilerden vazgeçmek demek Kıbrıs’ı Girit gibi teslim etmek demektir. Toprak, garantiler ve oradaki askerlerimizin varlığı, bizim kırmızı çizgilerimizdir. Aksi takdirde Kıbrıs Türklerinin güvenliğini sağlayamayız. Umut ediyorum ki, Türkiye bunu kabul etmeyecektir. KKTC Başkanlığının böyle eğilimleri olduğu yolunda basında haberler çıkıyor. Ancak Türkiye’nin böyle bir çizgiyi kabul etmesi son derece sakıncalıdır. Garantilerden vazgeçilmesi Kıbrıs’ın tümüyle teslim edilmesi anlamına gelir. Bu Rumların ve Yunanistan’ın istemiydi ve BM Genel Sekterinin raporunda da garantilerin müzakere edilebileceği yönünde görüşler vardı ve biz ona çok tepki göstermiştik. 

“ Bu yaklaşım kabul edilirse Kıbrıs’tan asker çekilmesi de gündeme gelebilecektir. O zaman da geriye gerçekten fazla bir şey kalmayacaktır. Türkiye’nin Kuzey Kıbrıs’ta yaşayan yüzbinlerce soydaşımıza karşı tarihi bir sorumluluğu vardır. Kıbrıs harekatını yapan Bülent Ecevit‘e, ayrıca Rauf Denktaş‘a karşı da manevi sorumluluğumuz var. En kötü durumlarında bile devletler kimi temel çıkarlarından fedakarlıkta bulunamazlar. Yunanistan Dışişleri Bakanının sözlerini sanki Türkiye garantiler konusunu müzakere etmeyi kabul etmiş gibi değerlendirmek yanlış olur. Bu olacak şey değildir. Türkiye’nin bunu kabul ettiğine ilişkin bir işaret henüz yoktur. Umarım ki hiç olmaz. Türkiye’nin böyle bir vahim hatayı yapabileceğine ben ihtimal vermek istemiyorum.”

=====================================
Dostlar,

Çooooooooook kritik koşullar içindeyiz.

Türkiye çok ağır bir iç – dış borç bunalımı içinde AKP = Erdoğan’ın mutlak sorumluluğu ile.
Değil Demirel’in 1965’lerde itiraf ettiği “70 Cent’e muhtacız”; “1 Cent’e” muhtaç durumda..

Böylesi zamanlar Batı emperyalizminin özellikle kurguladığı ortamlardır ve olağan koşullarda ileri süremedikleri her türlü  ağır – kabul edilemez istemlerini masaya koyarlar. Büyük olasılıkla, AKP = Erdoğan ile perde gerisinde “dış kredi” karşılığında böylesine kabul edilemez pazarlıklar yapılıyordur ki; durup dururken kamuoyuna bu haberler sızdırılarak hem kamuoyunun tepkisi ölçülüyor hem de alıştırılıyor..

Dolayısıyla, 16 yıldır ülkeyi Batı ve dinci rantiye adına yağma ve talan eden iktidar; şimdi bunun çok ağır bedelini, iktidarda kalma adına, hayal bile edilemeyecek ödünleri vererek ödemek / ülkemize ödetmek isteyebilir.. Bu çok tehlikeli bir durumdur.

  • Hem AKP iktidarı = Erdoğan‘ı bu kumardan – ihanetten kesin olarak kaçınmaya çağırır,
    hem de tüm Türkiye’yi bu bağlamda son derece uyanık olmaya davet ederiz..

Sayın Öymen’in uyarısını bütünüyle paylaşıyor, destekliyor ve kendisine teşekkür ediyoruz.

Sevgi ve saygı ile. 22 Eylül 2018, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK MD, MSc, BS
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

AİHM; Perinçek / Türkiye Davasını Ülkemiz Lehine Sonlandırdı!

AİHM; Perinçek / Türkiye Davasını Ülkemiz Lehine Sonlandırdı!

Perinçek lehine verilen karar ile AİHM, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi‘ninin 10. maddesini ihlal kararı verdi.
Vatan Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek dava sonrası Ulusal Kanal canlı yayınında davayla ilgili açıklama yaptı.

Perinçek açıklamasında şunları belirtti:

– Tarihi bir karardır. Bu Türkiye’nin vatan savunmasıyla ilgilidir.
– 1915’te de vatanı savunuyorduk şimdi de savunuyoruz.
– Bu zaferin asıl sahibi Mehmetçik’tir. ABD’nin kara gücümüz dediği örgüte karşı savaşan Mehmetçik’e armağan ediyoruz.
– Davanın kazanılmasında beraber olduğumuz Sayın Rauf Denktaş‘ı saygıyla anıyoruz.
– Bu mahkeme kararından sonra artık ‘soykırımı inkar’ diye bir suç tanımı olamaz.
– Bu bir tarih tartışması, hukuk anlaşmazlığı değildir. Bir vatan savunmasıdır!
Bağımsızlık savaşıdır!
– Bu davayı kazanacağımızı kesinlikle biliyorduk
=====================================

Dostlar,

Büyük başarıdır.. Ulusça çok sevinçliyiz.
AİHM’nin temyiz dıuruşmasındaki 17 yargıcın 10’u Doğu Perinçek’i / Türkiye’yi haklı buldu.
Bu sayın yargıçları da hukukun üstünlüğü adına kutlarız.
AİHS’nin 10. maddesi bağlamında Perinçek’in İFADE ÖZGÜRLÜĞÜ çiğnenmiştir.. dedi AİHM.

Buna göre, İsviçre ve Fransa başta olmak üzere, AİHS’ni tanıyan çok sayıda ülkede
“Ermeni soykırımı emperyalist bir yalandır” diye düşünce açıklaması yapmak
suç olmayacak, cezalandırılamayacak. Bu ülkelerin ceza yasalarında varsa ilgili hükümlerin çıkarılması gerekecek. “Ermeni soykırımını red” (denial) artık suç değil..”Denial” sözcüğünü İngilizce’den hatalı olarak “inkâr – yadsıma” olarak çevirmeyelim.. Biz olan hiçbir şeyi inkâr etmiyoruz / yadsımıyoruz; peki ne yapıyoruz, üzerimize atılı soykırım fillini reddediyoruz. “Denial” sözcüğünü burada doğru karşılığı “red” dir.. Lütfen dikkatli olalım..

Mahkeme (AİHM) ayrıca kararında 1915 olaylarının Nazi Almanyasında 1930’larda yaşanan Yahudi soykırımına (Holocaust!) benzediği yönünde karşı tarafın savı nedeniyle bu konuda da bir karar vererek Ermeni savlarını reddetti. Böylelikle, emperyalizmin kurgusuyla yaşanan karşılıklı kırımın nitelik olarak da hukuksal açıdan SOYKIRIM SUÇU sayılamayacağını kesin karara bağlamış oldu.

Bu süreçte CHP – DSP dışında hangi siyasal parti destek verdi ülkemizin bu yaşamsal davasına??

İktidar partisi olarak AKP, Dışişleri Bakanlığı, T.C. Devleti neredeydi??

Dışişleri Bakanı F. Sinirlioğlu, Başbakan A. Davutoğlu ve 12. CB Bay RTE
derhal ve içtenlikle – saygı ile Vatan Partisi Genel Başkanı Sayın Doğu Perinçek’i kutlayarak selamlamalıdır..

Bravo Sayın Doğu Perinçek ve bravo takım çalışmasını yıllardır sebatla yürüten Türkiye’nin devrimci yurtseverlerine..

Ermeni kardeşlerimize gelince                    :

– Artık lütfen görün.. 1915’te Anadolu’da bir Ermeni soykırımı fiilen olmadı..
Olsaydı bugün size ve devletiniz olmazdı.
O tarihte soykırım suçu hukuksal olarak tanımsızdı; BM 1948’de tanımladı.
Onu da geçiyoruz, fiili (de facto) bir Ermeni soykırımı / kırımı yapmadı Osmanlı devleti..
Bunu gerçekte siz de biliyorsunuz ama emperyalist kışkırtmalara geliyorsunuz gene.

Zorlama ile, gerçek dışı – hukuk dışı yöntemlerle yol alınamaz. Türkiye, dün sizi ateşe atan
Batılı bildik emperyalistlere göre önce olmayan soykırımı Tanıyacak (1. T), sonra Tazminata   (2. T) mahkum edilecek ve son olarak size Toprak  (3. T) verecek. Bu ham hayalleri bırakın.
– Emperyalizmin kurgusu ile 2 halk birbirine kırdırıldı..
Ortak düşman EMPERYALİZM..
– Lütfen bunu artık (100 yıl sonra!) görün ve ders alın ki, benzer kanlı oyunları
mazlum uluslar olarak birlikte engelleyelim! 3T safsatası ham hayaldir.
Geçmişin yersiz takıntılarını bırakıp 2 komşu devlet ve halk olarak barış içinde ve    dayanışarak yaşamak 2 tarafın da yararınadır. Bunun tersi kime yarar, bir düşünün.

Biz Mustafa Kemal ATATÜRK’ün evlatları ve Türkiye’siyiz :

YURTTA BARIŞ DÜNYADA BARIŞ isteriz..

İçten çağrımız budur..

Sevgi ve saygı ile.
15.10.2015, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net
profsaltik@gmail.com

Onur ÖYMEN : Kıbrıs Barış harekatının 40. Yıldönümünde düşünceler


Dostlar
,

Sayın Onur Öymen, bu Harekat sırasında Dışişleri Bakanlığı Kıbrıs Masası’nda görevli idi. Daha sonra da Türkiye’nin Lefkoşe Büyükelçiliği müsteşarlığı görevini yürüttü. Konuyu en yakından bilen ve izleyen uzmanlardan biri olarak yazdıkları önemli.
9 yıl önce Bursa’da Sn. Öymen, merhum KKTC Cumhurbaşkanı Sayın
Rauf Denktaş
… ile biz (ADD Genel Başkan Yardımcısı olarak) bir Kıbrıs Panelinde konuşmacılardık. (“KIBRIS AB’nin TUZAKLARI ve TÜRKİYE’nin GE-LE-CE-Ğİ
bizim konumuzdu.. 11.01.05, Bursa)

Nice yıllara sevgili KKTC ve Kıbrıslı soydaşlar!

Sevgi ve saygıyla
20.7.2014, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net

================================================

Kıbrıs Barış harekatının 40. Yıldönümünde düşünceler

Portresi_ATA_ile


Onur ÖYMEN

 

 

Kıbrıs Türklerini özgürlüğe, bağımsızlığa ve demokrasiye kavuşturan Kıbrıs Barış Harekatının 40. yıldönümünde bu şanlı harekatın öncüleri Bülent Ecevit ve Rauf Denktaş‘ı minnetle anıyor, aziz şehitlerimizin anılarının önünde saygıyla eğiliyoruz. 

Kıbrıs Barış Harekatı, başından beri Rumların ve Yunanistan’ın yanında yer alan ve Türkiye’yi tek yanlı ödünler vererek Rum ve Yunan tarafının istediği doğrultuda bir çözüme zorlamak isteyen ülkelerin karşısında Türkiye’nin güçlü bir direnç göstererek kazandığı büyük bir zaferdir. 

O zaferden sonra da baskılar sürmüş, Türkiye Amerikan Kongresi’nin 3 yıldan uzun süren askeri ambargo kararını da hiçbir ödün vermeden geri aldırılmasını sağlayarak büyük bir diplomatik başarı kazanmıştır.

Ne yazık ki, son 10 yılda, Kofi Annan Planını kabul ederek Kıbrıs’taki kazanımlarımızdan tek yanlı ödün verebileceğinin işaretini veren AKP Hükümeti,
şimdi de o Plandan bizim için daha da kötü sonuçlar vereceği anlaşılan yeni bir çözüm süreci için, hiçbir ön koşul ileri sürmeden masaya oturulmasına razı olmuştur.

Kıbrıs Yönetiminin Türkiye’nin AB müzakere sürecinin 6 başlığına tek başına koyduğu vetoların kaldırılmasını, Kıbrıs’lı Türklere yönelik ambargoların
sona erdirilmesini bile talep etmeden yeni bir müzakere sürecinin başlatılmasına
razı olunması kaygı vericidir.

Kıbrıs devletini kuran antlaşmalara aykırı olarak Kıbrıs’ın dolayındaki deniz tabanında bulunan doğal gaz rezervlerinin işletilmesini, bitişik bölgedeki İsrail’le birlikte bir Amerikan şirketine veren Rumlar, bu olanaktan yararlanması beklenen devletlerden aldıkları güçle Türk tarafını daha da büyük ödünler vermeye zorlama çabası içindedir. 

Yıllarca Türkiye’nin ulusal davası olarak partilerüstü bir anlayışla yürütülen ve TBMM’nin oybirliğiyle aldığı kararlarla bu niteliği güvence altına alınan Kıbrıs konusunda
son yıllarda benimsenen ödüncü yaklaşım yalnız Türkiye’nin stratejik çıkarlarına zarar vermekle kalmamış, Kıbrıs’lı soydaşlarımızın egemen eşitlik hakkından vazgeçilmesi noktasına da gelmiştir.


Umudumuz ulusal davalarda kenetlenmesini bilen Türk halkının ve Kıbrıs’lı soydaşlarımızın dış baskılara direnerek tek yanlı ödünlere razı olan siyasetçilerin ve onların destekleyicisi olan bir bölüm basının teslimiyetçi çabalarına engel olmalarıdır. Kıbrıs sorununun ancak her iki yanın dış baskılardan uzak biçimde, karşılıklı ve dengeli ödünlerde adil ve kalıcı bir çözüme kavuşturulabileceği
akıldan çıkartılmamalıdır.


Saygılar, sevgiler. 20.7.2014