Efendileri de bir anlasa…

Efendileri de bir anlasa…

Ali Sirmen
Cumhuriyet, 07.09.2018
(AS: Bizim kapsamlı katkımız yazının altındadır..)

“Allah cümleyi, komşusundaki yangına körükle koşarken kendine daha fazla zarar verdiğini bile göremeyecek kadar aymazların sultasına düşmekten korusun!” demek, insanları bu akıbete duçar olmaktan kurtaramıyor. 
Rusların ve rejim kuvvetlerinin İdlib’deki son atakları, altı yılı aşan Suriye Savaşı’nın sonunun belirtilerini gözler önüne seriyor. 
Uzun vadede Suriye Savaşı’ndan en fazla zarar gören kim oldu, sorusunun yanıtı artık açıktır: Türkiye. 
Resmi rakamlarla 3 milyonun üstünde Suriyeli göçmenin bulunduğu Türkiye’deki Suriyeli sayısının İdlib’den yeni bir göç başlaması durumunda, bir o kadar daha artması, ülkemizin demografik yapısını daha da allak bullak edecektir. 
Bu durum ise ABD’nin Fırat’ın doğusundaki sınırlarımızda PYD-YPG hâkimiyetinde bir bölge yaratmasıyla doğan istikrarsızlığı yeni boyutlara taşıyacaktır. 
Bu durumda, bir zamanlar Ahmet Davutoğlu’nun gidiciliğini ilan ettiği Beşar Esad’ın güçlenerek çıkmakta olduğu Suriye iç savaşından uzun vadede en büyük zararı Türkiye’nin göreceği aşikârdır. 
Birçok kişi komşudaki yangına körükle koşmanın Türkiye’nin yararına değil, tam tersine zararına olduğunu baştan gördü, yetkilileri uyardı, ama etkili olamadı.
***

  • Türkiye, istikrarsızlığını sürekli kışkırttığı Suriye’de işlerin bu noktaya varmasının sorumlularından biridir. 

“Ne yani! Türkiye’nin yanlış politikası olmasaydı Suriye iç savaşı patlak vermeyecek miydi?” sorusunun pek anlamı yok. Evet Türkiye tek başına bu savaşı ne başlatabilecek ne de sona erdirebilecek güçte bir ülkedir. Ama Türkiye’nin işlerin bu noktaya ulaşmasında etkili olduğu da yadsınamaz. 
Ankara’nın şimdi içinde bulunduğu bu çıkmaza saplanmasının nedeni, Suriye konusunda olduğu kadar, genelde tüm Ortadoğu boyutunda da Cumhuriyetin başından beri sürdüregeldiği sağlıklı politikayı bir yana bırakmış olmasıdır. 
Tarihi gerçeklerle bağdaşmayan düşsel bir Osmanlıcılık hayalciliği peşinde olan ve stratejik ahmaklığı stratejik derinlik sananların etkisiyle AKP, bölgeye mezhepler ve tarikatlar gözlükleriyle bakmayan, Ortadoğu bataklığının mezhepsel ve etnik çekişmeleri karşısında tarafsızlığını ve soğukkanlılığını yitirmeyen, bölgesel istikrarın kendi istikrarı ile atbaşı gittiğini gören Cumhuriyetin sağlıklı geleneksel dış politikasını bir yana bırakmıştır. 
Bölgeye Yurtta barış, dünyada barış” ilkesiyle yaklaşan ve komşularıyla iyi ilişkileri sürdürürken, onların iç çatışmalarına bulaşmamaya özen gösteren bu politika, kişilikleri aynı zamanda Ortadoğu’nun kan ve ateş ortamında olgunlaşmış, ustaların tarihten aldıkları derslerin ışığında oluşturulmuştu. 
Şimdi, bu politikanın terk edilmiş olmasının ne büyük felaketlere yol açtığını yaşayarak görüyoruz, korkarım aklımızı başımıza almaz isek, daha da korkunç boyutlara ulaştığını da göreceğiz.
***

Yapılan yanlışlar üzerinde daha fazla durmanın anlamı yok. Şimdi gelecekte ne yapılması gerektiğine bakmalıyız. Türkiye, Rusya ve İran ile birlikte, Suriye’de savaşı sona erdirmeyi amaçlayan Astana üçlüsünün bir üyesi olarak bugün Tahran zirvesine katılacak. 
Bu zirvede Ankara, Esad’ın, Suriye’de iç savaşı sona erdirip, ülkenin bütünlüğünü sağlama yolundaki girişimlerine karşı durmayacağını, artık Esad ile anlaşmanın kendi istikrarı açısından en akıllı yöntem olduğunu anladığını belli eder bir tavır içine girerse, uğradığı zararların daha da büyümemesini sağlama yolunda ilk adımı atmış olur. 
Esad takıntısı bizi bugüne getirdi. 
Şimdi artık bu takıntıdan kurtularak, yeniden “Yurtta barış, dünyada barış” politikasının iyi komşuluk ilişkileri dönemine dönmenin zamanı gelmiştir. 
Birçok kişinin uzun süredir görüp söylediği bu gerçeği “Çok isabet buyurdunuz, evet efendim, haklısınız efendim”ciler bile artık anlamış görünüyorlar. 
Şimdi efendilerinin de anlamasında sıra!
=======================================
Dostlar,

Konu çok önemlidir.. Ne  yazık ki, ABD maşası politikalarla, hatta ABD adına vekalet savaşı ile çoğunluğu Müslüman  komşusunda Şam’da, üstelik Emevi camisinde namaza kalkışanlar, evdeki bulgurdan da olma noktasına savruldu. 2011 Mart’ında başlayan sıcak çatışmalar 7 yılını devirdi ve Türkiye günümüzdeki hazin tablonun içinde.. Sözde Suriye’de İhvan – Müslüman Kardeşler çizgisinde bir rejim kurulacak, Alevi Esad rejimi devrilecekti.. Mısır’da İhvan’ın darbe ile yönetimden uzaklaştırılmasına AKP = Erdoğan demokrasi adına (!) vargücüyle tepki koymuş ancak, uluslararası dengelerde cılız kalmış bağırıp çağırmaları doğallıkla. İç kamuoyuna dönük gaz alma boyutunu aşamamıştı..

AKP = Erdoğan yönetiminde orta boy ve emperyalizme göbeğinden bağlı, pek çok zaafiyetleri olan bir yarı bağımlı ülkenin (Türkiye’nin!), küresel satrancın oynandığı Ortadoğu coğrafyasında başkalarına –hele Suriye, Mısır gibi kadim ve stratejik ülkelere– rejim biçecek boyu – posu olamayacağını görmeye engel ne vardı da takıldık?! Davutoğlu’nun ‘Stratejik Derinlik’ i mi pusulayı bozdu?!

Erdoğan’ın içine sindiremediği hatta çıldırdığı ‘yenilgi – engellenmişlik psikolojisi’, ülkemize son derece pahalıya maloldu. Üstelik ödenecek fatura bitmiş değil henüz ne yazık ki..

Em. General Sn. Naim Babüroğlu‘nun önceki (06.09.2018) gün sitemizde yer verdiğimiz kapsamlı yazısı, İdlib’de düğümlenen Suriye sorunsalının (problematiğinin) yetkin bir irdelemesini içeriyordu.

İdlib operasyonu, aktörler, hedefler ve ötesi…

Bir kez daha okunmasında yarar var.. Dünkü (07.09.2018) 3’lü Tahran toplantında Erdoğan’ın İdlib’e askeri müdahale yapılmaması yönündeki kısık sesli – ürkek – sinik… itirazları Putin tarafından kararlılıkla geri çevrilmiştir.

Son olarak İdlib’de yuvalanan onbinlece şeriatçı – cihatçı terör örgütleri militanlarının dolaylı bile olsa korunmaları anlamına gelebilecek bir politikayı savunmak ve sürdürmek artık Türkiye için olanak dışıdır, hayal ötesidir. Hele hele İdlib’e yapılacak İran – Rusya destekli askeri temizlik operasyonuna kaşı çıkmayı, Türkiye’ye yeni göç dalgası yaratır gerekçesi ile saklamaya kalkışmak akıllara sezadır.. Kurarsın tampon bölgeni ve İdlib’de son temizliği yapar, Suriye’de iç savaşı ve bölünmeyi sona erdirir, ülkendeki 3,5 milyon Suriye’liyi geri yollar… sen de rahat edersin.. Başka yolu kalmadı.. Bu tabloda Erdoğan’ın artık mutlaka ikna edilmesi gerek..

  • Asla unutulmasın : Suriye bölünürse sıra İran’da, ardından da Erdoğan’ın ne hazin çelişkidir ki eşbaşkanı olduğu BOP kapsamında Türkiye’dedir!

16 yıl kör inatla diretip – dayatılan AKP = Erdoğan dinci politikalarının tümü iflas etmiştir ve öyle ya da böyle geri dönülmektedir. Yer yer ürkek, yer yer takiyye kılıflı.. Ne diyelim, buna da şükür mü? Zararın neresinden dönülse kârdır mı diyelim? Yanlıştan dönmek erdemdir mi diyelim? Hangisi, hangisi görülmemiş bir narsisistik kişliği olan Reis’i keser??

Sevgi ve saygı ile. 08 Eylül 2018, Datça

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

 

Önce Vatan mı? Adalet mi?

Önce Vatan mı? Adalet mi?

Konuk yazar : Lütfü Kırayoğlu

Yaşamımız boyunca yanıtlamakta güçlük çektiğimiz ikilemlerle karşılaşırız.  Herkesin başına gelmiştir. Çocukluğumuzda kimi aile büyükleri ya da tanıdıklar bizi zor durumda bırakmak için “anneni mi çok seviyorsun, babanı mı?” sorusunu yöneltirlerdi. Sonraki yıllarda çok daha başka ikilemlerle karşılaşır olduk. Bazı konular insanların önüne ikilem olarak gelmemeli. Ancak ne yazık ki yaşam bu ikilemleri önümüze getiriyor.

Geçtiğimiz günlerde Cumhurbaşkanı adayı Muharrem İnce, asla ikilem olarak karşımıza çıkmaması gereken duyarlı bir ikileme yanıt verdi. Hem de sorulmadan…

Muharrem İnce Sözcü gazetesi ile yaptığı görüşmede, “Hani ‘Önce Vatan’ yazar ya bütün askeri birliklerde, bence ‘Önce Adalet” olmalı. Adalet yoksa orası vatan değildir artık, orası toprak parçası olmuştur.” dedi.

Yazının bütünü okunduğunda biraz daha hoşgörüyle değerlendirebiliyorsunuz. Ancak bu sözler gazete manşetlerine “Önce vatan değil, önce adalet olmalı” şeklinde yansıdı. Belleklerde bu yer etti. Bu başlık üzerinden de İnce’ye ağır eleştiriler yöneltildi.

Özel olarak bir soru yöneltilmediği halde Muharrem İnce’nin böyle bir ikilemi ortaya atıp bu ikileme bir yanıt bulmaya kalkışması gerçekte kendi düşüncesi değilse, en iyimser bakıldığında siyasetteki acemiliği olarak değerlendirilebilir.

Vatan kavramı da, adalet kavramı da insanlar kadar ulusların yaşamında  gerçekten son derece önemlidir. Ancak her şeyden önce vatan kavramı (AS: ülküsü!) adalet kavramına (AS: ülküsüne!) göre çok daha somut bir kavramdır ve hiçbir zaman ikisi arasında bir öncelik karşılaştırması yapılamaz.  Bu nedenledir ki Mustafa Kemal Atatürk’e ait olduğu bilinen “söz konusu vatansa gerisi teferruattır” sözünü her fırsatta söyleriz.

Vatan olmayınca ne adalet olur, ne insan hakları ne de öbür özgürlükler. Hangi inanca, hangi ideolojiye inanırsanız inanın, inancınızı, ideolojinizi yaşama geçirmek için bir vatan toprağına gereksinim duyarsınız. Bir vatanınız yoksa idealleriniz değil ancak hayalleriniz vardır. Evet vatanı kuru bir toprak parçası olmaktan çıkaran kimi değerler için mücadele etmeliyiz. Ama o toprak parçası olmadan hiçbir değerimiz yaşama geçemez. Kupkuru hayalden ibaret kalır.

Bir vatana sahip olamadıkları için ulus bile olamamış toplulukların yüzlerce yıl bir vatana sahip olabilmek için kanlı mücadeleler verdiklerine tarihte pek çok örnek vardır. Bu insanların sahip oldukları adalet, en fazlasından onlara “lütfen” bahşedilecek kadar bir adalettir.

Bu konuda kafalar bir kez karıştığında, vatanını kurtarmak için Osmanlı Padişahına isyan eden Mustafa Kemal Paşa’ya yürürlüteki adalet sistemi çerçevesinde “asi” deyip idama mahkum edilmesini de yadırga(ya)mazsınız. Bugün vatanına yönelik saldırıyı püskürtmek için canhıraş mücadele veren Beşar Esad’a da “katil-despot” sıfatı yakıştırıp verdiği vatan mücadelesine burun kıvırırsınız.

Gerçek vatanseverler aynı zamanda adalet savaşçılarıdır. Ancak hiçbir zaman vatan kavramının (AS: ülküsüne!) önüne başka kavramları geçirmezler.

Bütün okurların bağımsız bir vatanda, özgür, adil, aydınlık günlerde bayram gibi bayram kutlamasını dilerim. Güzel günler göreceğiz…

AKP – RTE’nin YÜZ KIZARTICI SURİYE POLİTKASI ve GELİNEN YER

AKP – RTE’nin YÜZ KIZARTICI
SURİYE POLİTKASI ve GELİNEN YER


Dr. Ahmet SALTIK

www.ahmetsaltik.net
profsaltik@gmail.com 


Ortadoğu ve özellikle Suriye konusunda uzman gazeteci – yazar Sayın Hüsnü Mahalli
,
özellile son 4 yıldır, Suriye’ye dönük iğrenç – kanlı emperyalist güruhun saldırısından bu yana adeta bir pusula hatta kutup yıldızı gibi bize yol göstermekte. Yazıları, yorumları, TV programlarındaki katkıları büyük ölçüde doğrulandı.

Esad sizi savundu başlıklı yazısı on yılların en önemli makalelerinden biri (http://ahmetsaltik.net/2015/08/01/husnu-mahalli-esad-sizi-savundu/).
Söz konusu yazısında rica ettiği gibi, birkaç kez okunmalı ve üzerinde düşünülerek paylaşılmalı.
Bu yazının canalıcı bölümünü paylaşalım :

*****

Suriye dünyanın en gaddar, kanlı, aşağılık ve insanlık dışı evrensel bir saldırıya karşı koydu. Bu direniş ve karşı koyma bölgemizi ve dünyayı büyük bir beladan kurtardı.
Suriye direndi diye Mısır halkı ve ordusu Müslüman Kardeşleri devirdi.
Suriye direndi diye Tunus halkı Müslüman  Kardeşlerden kurtuldu.
Suriye direndi diye Lübnan İslamcıların eline geçmedi.

Suriye direndi diye Erdoğan’ın halifelik ve
sultanlık hayalleri çöktü.

Çöktüğü için de Erdoğan bu kadar kızdı Esad ve Sisi’ye.
Çöktüğü için de hep mezhepsel söylemlerini ön planda tuttu.
Kılıçdaroğlu’na bile ‘ Alevi olduğun için Alevi Esad’a destekliyorsun’ dedi.
Peki liberallerimiz, sözde solcu aydınlarımız, garip demokratlarımız ne yaptı.’Arap Baharı’nı destekledi ve utanmadan ‘ Diktatör Esad da devrilmeli’ dedi.
Geldikleri nokta ortada. Çok net, açık ve keskin ifadelerle söylüyorum :

Suriye ordusu, halkı, güvenlik güçleri ve Esad direnmeseydi
bugün başta Türkiye olmak üzere tüm coğrafyamız kapkara olacaktı.

Ana şemsiye Müslüman Kardeşler altında tüm ruh hastası, sapık ve mezhepçi
öldürmeye programlanmış katil sürüleri her tarafı yönetecekti.Bir düşünün görüntüleri bile ürpertici olan IŞİD, Nusra, ÖSO ve benzeri yüzlerce çetenin yüzbinlerce ruh hastası elemanları etrafımızda dolaşacak ve hepimize çağ dışı bir yaşam biçimini zorla kabul ettirecekti. İnanın bana böyle olacaktı.
*****

Suriyeli yiğit direnişçi kardeşlerimize ve onların önderi meslektaşımız tıp doktoru
(göz hastalıkları uzmanı) Beşar Esad‘a, bu haklı kavgalarında kararlı anti-emperyalist duruş sergileyerek başından bu yana Suriye’ye destek veren komşularımız İran ve Rusya ile uzaklardaki dev Çin’e, Lübnan’a… çooook teşekkür borçluyuz.

Türkiye ise bu süreçte 4 yıldır onursuz ve sefil bir dış politika izledi :

– Emperyalizmin safında yer aldı, dahası maşası ve taşeronu oldu
– Komşusunu hasım edinerek Batı emperyalizminin gözüne girmek istedi
– Suriye’de iç savaşı, rejime karşı kalkışmayı en geniş anlamda destekledi
– Dünyanın her yerinden gönderilen ücretli IŞİD cihatçılarını topraklarından geçirdi..
– Yaralı IŞİD cihat militanlarına sağlık hizmeti verdi, sakladı, barındırdı
– MİT TIR’ları ile silah ve cephane yolladı ve halkına gerçekleri söylemedi
– “Şam’da Emevi camisinde namaz kılacağız” diye psikolojik savaş yürüttü.
– BM’nin sınırların değişmezliği ilkesini, sıranın kendine geleceğini görmeden
derin aymazlık içinde Batı emperyalizmine vekaleten çiğnedi..
– Milyonlarca masum Suriye’linin mülteci – sığınmacı olmasına yol açtı.
– 1,5 milyona yakın Suriyeli yurtsever insan, çoğu Alevi – Şii olmak üzere öldürüldü,
onbinlerce masum kadının ırzına geçildi.
– Türkiye bu süreçte çağ dışı Suudi Arabistan, Katar gibi ülkelerle utandıran işbirliği yaptı.
– ABD’nin maşası – aleti olarak, Suriye’nin meşru Esad rejimine ve masum halkına karşı savaşmak üzere ne idüğü belirsiz lejyonerlerin “eğit – donat” sefil projesine katıldı.
– 
Büyük ATATÜRK’ün “YURTTA BARIŞ DÜNYADA BARIŞ” savsözünü çiğnedi..
– Sonunda “haydut devlet” sınırına geldi.. Yöneticileri “İnsanlık suçu işledikleri” savıyla Uluslararası Ceza Mahkemesine verildi.
– Ve…. şimdilerde düne dek yaptıklarının tersini yapma başladı.. Kullanıldı ve Batı politikalarını değiştirdiğinde Türkiye’ye de tükürdüğünü yalamak düştü..
Erdoğan düne dek IŞİD’in aleyhine ağzını açmaz, “terörist” bile demezken bugün
bu kanlı Vehhabi örgütün üstüne yürümek zorunda kaldı – bırakıldı..
Şimdilerde, içerde zorladığı kanlı karmaşa (kaos) ortamında / ortamıyla
erken seçim senaryosundan kendisini ve AKP’sini kurtaracağını sanıyor..

*****

Bunca vebal asla cezasız – yaptırımsız kalmaz, kalamaz.
Tanrı kavramına, tanımına, adaletine…… sığmaz..
Bu canavar politikaların siyasal ikballeri uğruna aleti olanlar mutlaka ama mutlaka yasal hesabını vermelidirler, vereceklerdir.

Ortadoğuda barışın önünde en büyük engel AKP ve RTE’si ya da RTE ile AKP’sidir.
Dünya kamuoyunun geldiği son nokta budur..
Bu tablo Türkiye adına çoook hazin ve yerin dibine batıracak ölçüde utanç vericidir.
Türkiye bu günahkar ve sabıkalı “ikili” den (AKP – RTE) bir an önce kurtulmalıdır.

AKP’yi asla içermeyen / kesinkes dışlayan bir hükümet asgarinin asgarisi müşterekle
kurulmaya çabalanmalı ve kan akışı bir an önce ancak böyle durdurulmalıdır.
Bu olağanüstü hükümet salt erken seçime dek, erken seçim için bile olabilir.
Uzatmalı – işgalci – gaspcı AKP iktidarı yönetiminde seçime asla gidilmemelidir!
Bu da yapılamıyorsa en yakın erken seçimde Türk ulusu bu kez AKP’yi,
bir daha doğrulamayacak biçimde sandığa gömmelidir..

Başka kurtuluş yolu kalmamıştır.

Sevgi ve saygı ile.
1 Ağustos 2015, Yozgat

Yazının pdf biçimi :
http://ahmetsaltik.net/2015/08/01/akp-rtenin-yuz-kizartici-suriye-politkasi-ve-gelinen-yer/

Hüsnü Mahalli : Esad sizi savundu

Esad sizi savundu

‘Arap Baharı’ denilen o rezil oyun ile birlikte Tunus ve Mısır’da Müslüman Kardeşler iktidara taşındı. İktidar değişimi ile Müslüman Kardeşlerin gücü Yemen’de arttı. Libya’da Kaddafi’nin devrilmesi ile Müslüman Kardeşler ve her türlü İslamcı grup ülkeyi darmadağın etti.
Sıra Suriye’ye gelmişti.Suudi Arabistan ve Katar başta olmak üzere Körfez ülkeleri, AKP yönetiminde Türkiye ve ‘Suriye Dostu Grubu’ adı altında toplaşan yüz kadar emperyalist, sömürgeci ve işbirlikçisi ülke Suriye halkının üzerine çullandı.
2008-2009’da Kerry’nin iki kez  ‘Bölgenin en çağdaş, laik ve umut veren lideri’ dediği Esad,
aniden ‘zalim, diktatör ve halk düşmanı’ ilan edilmişti. İlan edenler arasında en ilginç olanları ise dünyanın en geri kalmış, çağ dışı, ilkel, bağnaz, rezil, ahlaksız ve demokrasi ve özgürlüklerle zerre kadar ilişkisi olmayan Arap Kral, Emir ve Şeyhleri var. Bu kral, emir ve şeyhlerin milyarlarca doları Türkiye üzerinden Suriye’ye akmaya başladı.
Bu dolarlarla dünyanın dört bir yanından binlerce ruh hastası, sapık ve katil Suriye’ye taşındı.
Türkiye üzerinden.. Herkes için tek bir slogan ve amaç vardı :
‘Biz Sünniler el ele verip kafir Alevi Esad ve Suriye’deki tüm Alevi ve Şii yandaşlarını
yok etmeliyiz’. 
Herkes bu amaca yönelik hareket etmeye başladı.
Alevi ve Şii köy, kasaba ve şehirler hedef seçildi.
Haziran 2011’deki ilk terörist saldırılardan bu yana her Alevi ve Şii ailede en az iki şehit var.
O günden bu yana ordu, güvenlik güçleri ve halk savunma gruplarından on binlerce şehit düştü.
Birçoğu da hunharca ve vahşice şehit edildi.
Ama Esad, Suriye devleti, ordusu ve halkı direndi.
Dünya tarihinde böyle bir mücadele görülmemiştir.
Suriye dünyanın en gaddar, kanlı, aşağılık ve insanlık dışı evrensel bir saldırıya karşı koydu. 
Bu direniş ve karşı koyma bölgemizi ve dünyayı büyük bir beladan kurtardı.
Suriye direndi diye Mısır halkı ve ordusu Müslüman Kardeşleri devirdi.
Suriye direndi diye Tunus halkı Müslüman  Kardeşlerden kurtuldu.
Suriye direndi diye Lübnan İslamcıların eline geçmedi.

Suriye direndi diye Erdoğan’ın halifelik ve
sultanlık hayalleri çöktü.

Çöktüğü için de Erdoğan bu kadar kızdı Esad ve Sisi’ye.
Çöktüğü için de hep mezhepsel söylemlerini ön planda tuttu.
Kılıçdaroğlu’na bile ‘ Alevi olduğun için Alevi Esad’a destekliyorsun’ dedi.
Peki liberallerimiz, sözde solcu aydınlarımız, garip demokratlarımız ne yaptı.’Arap Baharı’nı destekledi ve utanmadan ‘ Diktatör Esad da devrilmeli’ dedi.
Geldikleri nokta ortada. Çok net, açık ve keskin ifadelerle söylüyorum :
Suriye ordusu, halkı, güvenlik güçleri ve Esad direnmeseydi
bugün başta Türkiye olmak üzere tüm coğrafyamız kapkara olacaktı.
Ana şemsiye Müslüman Kardeşler altında tüm ruh hastası, sapık ve mezhepçi
öldürmeye programlanmış katil sürüleri her tarafı yönetecekti.Bir düşünün görüntüleri bile ürpertici olan IŞİD, Nusra, ÖSO ve benzeri yüzlerce çetenin yüzbinlerce ruh hastası elemanları etrafımızda dolaşacak ve hepimize çağ dışı bir yaşam biçimini zorla kabul ettirecekti.İnanın bana böyle olacaktı.

Şimdi onların işgali altındaki Suriye ve Irak bölgelerinde bunlar oluyor.
İnanın bana böyle bir yaşama bir hafta bile dayanamazsanız.
Esad direnmeseydi Türkiye şimdi yaşadığı karanlığın bin katını yaşayacaktı.
Siyasal, sosyal, kültürel, dinsel ve mezhepsel olarak.
Suriye halkı direndi hepimiz kazandık.
Kazandığımız için birileri çıldırıyor.
Kazandığımız için Suriye’yi  dağıtmak için her türlü ihanetin içine giriyorlar.
Allah’ın kutsadığı Şam’a dokunanlar bir gün gelir Allah tarafından cezalandırılacaktır.

Ben buna inanıyorum ve Suriye direnişinden onur duyuyorum.
Barış, dostluk, kardeşlik, sevgi ve insanlıktan yana herkes adına.
Ne olur bu yazıyı 2-3 kez okuyun ve neden doğru söylediğimi anlayın.
Çünkü Suriye, Türkiye ve tüm coğrafyamızın sizin sağ duyu, dayanışma ve
desteğinize ihtiyacı var.
Suriye kurtulursa size de birilerinden ve onların karanlık dünyalarından kurtulacaksınız.

===================================

Dostlar,

Ortadoğu ve özellikle Suriye konusunda uzman gazeteci – yazar Sayın Hüsnü Mahalli,
özellile son 4 yıldır, Suriye’ye dönük iğrenç – kanlı emperyalist güruhun saldırından bu yana adeta bir pusula hatta kutup yıldızı gibi bize yol göstermekte.
Yazıları, yorumları, TV programlarındaki katkıları büyük ölçüde doğrulandı.

Bu yazısı on yılların en önemli makalelerinden biri. Dilediği gibi birkaç kez okunmalı ve üzerinde düşünülerek paylaşılmalı.

Suriyeli yiğit direnişçi kardeşlerimize ve onların önderi meslektaşımız tıp doktoru
(göz hastalıkları uzmanı) Beşar Esad‘a, bu haklı kavgalarında kararlı anti-emperyalist duruş sergileyerek başından bu yana Suriye’ye destek veren komşularımız İran ve Rusya ile uzaklardaki dev Çin’e, Lübnan’a… çooook teşekkür borçluyuz.

Türkiye ise bu süreçte 4 yıldır onursuz ve sefil bir dış politika izledi :

– Emperyalizmin safında yer aldı, dahası maşası ve taşeronu oldu
– Komşusunu hasım edinerek Batı emperyalizminin gözüne girmek istedi
– Suriye’de iç savaşı, rejime karşı kalkışmayı en geniş anlamda destekledi
– Dünyanın her yerinden gönderilen ücretli IŞİD cihatçılarını topraklarından geçirdi..
– Yaralı IŞİD cihat militanlarına sağlık hizmeti verdi, sakladı, barındırdı
– MİT TIR’ları ile silah ve cephane yolladı ve halkına gerçekleri söylemedi
– “Şam’da Emevi camisinde namaz kılacağız” diye psikolojik savaş yürüttü.
– BM’nin sınırların değişmezliği ilkesini, sıranın kendine geleceğini görmeden derin aymazlık içinde Batı emperyalizmine vekaleten çiğnedi..
– Milyonlarca masum Suriye’linin mülteci – sığınmacı olmasına yol açtı.
– 1,5 milyona yakın Suriyeli yurtsever insan, çoğu Alevi – Şii olmak üzere öldürüldü,
onbinlerce masum kadının ırzına geçildi.
– Türkiye bu süreçte çağ dışı Suudi Arabistan, Katar gibi ülkelerle utandıran işbirliği yaptı.
– ABD’nin maşası – aleti olarak, Suriye’nin meşru Esad rejimine ve masum halkına karşı savaşmak üzere ne idüğü belirsiz lejyonerlerin “eğit – donat” sefil projesine katıldı.
– Büyük ATATÜRK’ün “YURTTA BARIŞ DÜNYADA BARIŞ” savsözünü çiğnedi..
– Sonunda “haydut devlet” sınırına geldi.. Yöneticileri “İnsanlık suçu işledikleri” savıyla Uluslararası Ceza Mahkemesine verildi.
– Ve…. şimdilerde düne dek yaptıklarının tersini yapma başladı..  Kullanıldı ve Batı politialarını değiştirdiğinde Türkiye’ye de tükürdüğünü yalamak düştü.. Erdoğan düne dek IŞİD’in aleyhine ağzını açmaz, “terörist” bile demezken bugün bu kanlı Vehhabi örgütün üstüne yürümek zorunda kaldı..

*****

Bunca vebal asla cezasız – yaptırımsız kalmaz, kalamaz.
Tanrı kavramına, tanımına, adaletine…… sığmaz..
Bu canavar politikaların siyasal ikballeri uğruna aleti olanlar mutlaka ama mutlaka yasal hesabını vereceklerdir.

Ortadoğuda barışın önünde en büyük engel AKP ve RTE’si ya da RTE ile AKP’sidir.
Dünya kamuoyunun geldiği son nokta budur..
“Stratejik Derinlik” adlı 500 sayfalık kitabın yazarı, Boğaziçi Üniversitesi hocası,
Uluslararası İlişkiler ve Ekonomi uzmanı Başbakan Prof. Dr. Ahmet Davutoğlu
çıkmaz sokağı neden göremez, görmez, anlaşılır bir olgu değildir!
Bu tablo Türkiye adına çoook hazin ve yerin dibine batıracak ölçüde utanç vericidir.
Türkiye bu “ikili” den (AKP – RTE) bir an önce kurtulmalıdır.
AKP’yi içermeyen / dışlayan bir hükümet kurulmaya çabalanmalı ve kan akışı ancak böyle durdurulmalıdır. Bu hükümet salt erken seçime dekr bir olgu bile olabilir. Uzatmalı – işgalci – gaspcı AKP iktidarı yönetiminde seçime gidilmemelidir!
Bu da yapılamıyorsa en yakın erken seçimde Türk ulusu bu kez AKP’yi bir daha doğrulamayacak biçimde sandığa gömmelidir..
Başka kurtuluş yolu kalmamıştır.Sevgi ve saygı ile.
1 Ağustos 2015, Yozgat

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net
profsaltik@gmail.com

el Abyad düşerken Kürt koridoru genişliyor


el Abyad düşerken Kürt koridoru genişliyor

Vatan Partisi yönetici ve uzmanları her vesile ile Suriye ve Irak politikalarımızın Türkiye için bir intihar olduğunu yazdı, çizdi, konuştu…

portresi

 

Soner Polat
E. Amiral
AYDINLIK,
19.6.2015

 

Vatan Partisi yönetici ve uzmanları her vesile ile Suriye ve Irak politikalarımızın Türkiye için bir intihar olduğunu yazdı, çizdi, konuştu… Dileyen arşivleri inceleyebilir! Beşar Esad karşıtı ve Barzani lehindeki politikaların Irak ve Suriye’yi bölünme ve parçalanmaya sürükleyeceğini duyurdu. Bir şey daha söyledi: “Irak ve Suriye’yi bölen süreçler, dönüp dolaşır Türkiye’yi de böler!”

Şimdi hükümete yakın gazeteler hem de manşetten PKK’nın Suriye kolu olan PYD’nin,
ABD desteği ile Arap ve Türkmenlere de katliam yaparak, sınırımızın yanı başında
yeni bir devlet kurmak üzere olduğunu okuyucularına duyuruyorlar.

Cumhurbaşkanı
Erdoğan diyor ki;

“Tel Abyad bölgesinde Araplar ve Türkmenlerin hedef alındığı gibi bir hava var.
O bölgeden yaklaşık 15 bin Arap ve Türkmen Türkiye tarafına geçti.
Onların boşalttığı yerlere PKK ve PYD yerleştiriliyor. Bu pek hayra alamet değil! Hassasiyetlerimizi herkesin göz önünde bulundurması lazım!”

Hemen şunu söyleyelim. Herkes kendi işine bakar. Sadece güler geçerler! Eğer aklınız varsa
ve bileğinize güveniyorsanız, ya tek başınıza ya da yapacağınız ittifaklarla oyuna girersiniz,
onurlu bir şekilde ülkenizin çıkarlarını, gerekirse bedel ödeyerek savunursunuz.
Bakın, İran’ın Kudüs Kuvvetleri hem Irak’ta hem de Suriye’de cirit atıyor.

Şimdi de Dışişleri Bakanı Mevlut Çavuşoğlu’nu dinleyelim:

Türkiye’deki sığınmacı sayısı 2 milyona ulaştı. Omuzumuzdaki yük büyüyor.
Sığınmacılar için şimdiye kadar 6 milyar dolardan fazla harcadık.
Uluslararası toplumdan aldığımız para ise sadece 300 milyon dolar.”

Hani “semer vuran çok olur” derler ya! 300’ü bile iyi almışsınız!
Göç dalgasına gelince! Onu kimse durdurmayacak, bilakis teşvik edecek.
ABD uçakları yanlışlıkla (!) bombalar yağdıracak.

Bölge Arap ve Türkmenlerden temizlenecek ki;
Kürtler kaygısızca ve coşkuyla cirit atabilsin!

Devlet kurarken, nüfus, sayım, demografik yapı gibi formaliteler var ya!

Geçmişin kısa özetini yapalım                 :

CIA ve PENTAGON, Özgür Suriye Ordusu (ÖSO) gibi etkisiz muhalif grupları kurarken
ve bunları silahlandırırken, bu silahların IŞİD gibi radikal dinci örgütlerin eline geçeceğini biliyordu. Bu girişim, IŞİD’i silahlandırma planının alt unsuruydu.
Bu hususlar şimdi basına sızan resmi belgelerde yer alıyor.

IŞİD, CIA ve İsrail’in bir oyuncağıydı. Onlar kurdu, destekledi ve kendi hedefleri için kullandı. Bu konular bugünlerde Batı’nın çok satılan gazetelerinde, kanıtları ile birlikte
yer alıyor.

– IŞİD, Irak’ta Kürt bölgesini, Kerkük’ü de içine alacak şekilde tarihi Sünni Arap ve
Türkmen topraklarına doğru genişletmek ve daralan alanda Sünni bir Arap devleti kurmak
ve böylece Irak’ı fiili olarak üçe bölmek için kullanıldı, kullanılacak!

IŞİD, Suriye’de bir Kürt devleti kurmak ve onu denizle buluşturmak için kullanılıyor.

Suriye’yi bölme planlarının etkili bir vasıtası oldu.

– ABD, Suriye’nin kuzeyinin Türkmen ve Araplardan temizlenmesi ve Kürtlerin önünün açılması için AKP hükümetlerinin ısrarla teklif ettiği, sığınmacılar için “güvenli bölge” tesisini ve bu alanın, “uçuşa yasak bölge” de ilan edilerek güçle korunmasını kabul etmedi.

Tel Abyad’ın PYD’nin eline geçmesi ile bölgedeki gelişmeler ülkemizin hayati çıkarlarını tehdit eden kritik bir boyut kazandı. Muhtemelen kısa dönemde ABD’nin hava ve örtülü
kara desteği ile PYD ve PKK Halep’e saldıracak. Bunun ise ülkemize yönelik bir milyon kişilik bir göç dalgasını tetiklemesi kaçınılmaz görülüyor.

– İç sorunları ile boğuştuğu için ve biraz da Türkiye’ye tepki olarak PYD’ye geniş bir
özerklik veren ve karşılığında Suriye’nin birlik ve bütünlüğü için destek arayan Beşar Esad,
şimdi daha büyük bir ayrılıkçı sorun ile karşı karşıya kalmıştır.

ÜLKEMİZDEKİ AKTÖRLERİN KONUMU:

– Geçmişte Kobani (Arap Pınarı) için özel tezkere isteyen Yeni CHP’in, seçim sürecinde
kendi oylarını bile HDP’ye (PKK) yönlendirdiği düşünülürse, genel politikası doğrultusunda, IŞİD’in insanlık düşmanı olduğu gibi söylemlerin arkasına gizlenerek, ABD ve PYD’in yanında yer alması yüksek bir olasılıktır.

HDP (PKK) bütünüyle emperyalist güçlerin hizmetinde olacaktır.

MHP’in, doğrudan ABD’yi karşısına almasa bile, Türkiye’nin milli çıkarları doğrultusunda PKK/PYD karşıtı bir tavır alacağı ve milli politikalara karşı çıkmayacağı düşünülmektedir.

– AKP içindeki Gül’e yakın, emperyalist merkezler ve Cemaat ile uyumlu kanadın
ABD politikaları ile çatışmayan bir çizgide olacağı, Cumhurbaşkanı Erdoğan’a yakın kanadın ise daha dengeli bir tutum içinde olacağı değerlendirilmektedir.
– Ülkedeki oligarşik çevreler ve gayrı millî sermaye ABD politikalarını destekleyecektir.

NE YAPILMALI ?

– Bu tür uluslararası krizlerde bir ülke hayati çıkarlarını korumak için iki konuda
asla taviz vermez:

“Kararlılık ve Süratli Reaksiyon”

Öncelikle,

“bir oldubitti ile yaratılan mevcut statükonun asla kabul edilmeyeceği”,

bu statükonun “de facto” bir duruma dönüşmesine izin verilmeyeceği,
devlet düzeyinde sert bir üslupla gündeme getirilmelidir.

– Derhal bölge ülkeleri ile ortak bir politika arayışı içine girilmeli,
Rusya ve Çin gibi Avrasya güçlerinin desteği aranmalıdır.

– Bölge Suriye devletinin sınırları içindedir. Girişilecek her türlü eylemde
uluslararası meşruiyet için Suriye yönetimi ile eşgüdüm içinde hareket edilmelidir.

ABD ve Batı’nın Türkiye’nin bölgedeki çıkarlarını yok saydığı ve ülkemizi bölecek gelişmelerin odağında olduğu açık, kesin ve net bir şekilde görülmüştür.

Bu durum Cumhurbaşkanı düzeyinde, “Bu pek hayra alamet değil!” şeklinde özetlenmiştir.

– Her devletin birinci görevi, varlığını devam ettirmek, birlik ve bütünlüğünü korumaktır. Türkiye, tek başına kalsa bile, sınırlarımızdaki uğursuz gelişmeleri engelleyebilecek yeteneklere sahiptir. Türkiye, jeopolitik akıl ve stratejik vizyon ile mevcut yeteneklerini buluşturduğunda, sadece caydırıcı gücü ile bu belayı def edebilecek kudrettedir.

– Türkiye milli güç unsurlarını çok uluslu görevler, uluslararası sorumluluklar,
barışı koruma görevleri için değil,
kendi hayati çıkarlarını korumak maksadıyla kullanmasını öğrenmelidir.

====================================

Dostlar,

Türkiye 3 gündür bir cenaze töreni ile meşgul – dolu..
3 gündür Bayraklar yarıda, ulusal yas sürdürülüyor..

İyi güzel de çevrede başlatılan yangına ne ölçüde tepki verebiliyor?

Cumhurbaşkanı düzeyinde, “Bu pek hayra alamet değil!”

söyleminden ibaret ise, vah halimize..

Türkiye, yaşamsal çıkarlarını korumak için, E. Amiral Sayın Soner Polat’ın
bu çok önemli makalesinde dile getirdiği uyarıların gereğini yapmalı ve
kamuoyunu da sürekli olarak bilgilendirmelidir..

ABD, vura vura – maşaları PKK – PYD – ÖSO – IŞİD vb. ni tepe tepe kullanarak,
BOP’un = 2. İsrail’in kurulmasını sürdürüyor..
Coğrafyayı sahiplerinden temizliyor ve Türkiye’ye de sınırları açmak kalıyor.

Bundan daha sefil ve aciz bir dış politikası olmadı Türkiye’nin..
Zamanlama da çooook “müsait”! TBMM ortada yok, AKP iktidarı ve Bay RTE can telaşında.

Sevgi ve saygı ile.
18 Haziran 2015, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net
profsaltik@gmail.com